ilkokulda birinden hoşlanınca yapılan saçmalıklar
montunu montunun üzerine asmak. sanırım asla eskimeyecek.
ben bir de boyama kitabındaki erkekleri hep hoşlandığım çocuk gibi sarışın mavi gözlü olarak boyardım.
ben bir de boyama kitabındaki erkekleri hep hoşlandığım çocuk gibi sarışın mavi gözlü olarak boyardım.
devamını gör...
hayatsız
devamını gör...
beğeni almayıp sürekli yazan yazar
ben ifşalandım.
siz devam edin.
siz devam edin.
devamını gör...
sözlükte magazin yönü zayıf olan yazarlar
skandallara karışmamış, kankacılık sektörünün eline henüz geçmemiş yazarlardır. sözlüğe bir süre girmeseler kimsenin umrunda olmaz. kafa iznine gitseler başkalarının ruhu duymaz. nickaltlarında kavga edilmez, sözlüğün enler listesinde pek yer almazlar. profesyoneldirler. okur, yazar, beğenir ve çıkarlar.
devamını gör...
yalnızlığın tek cümlelik özeti
"bir kişi bile değilim yalnızlıktan."
devamını gör...
tek kelime ile kendini anlat
neşeli.
devamını gör...
sanal bebek
basit bir alet. görünüşte küçük ama insana bir beklenti yüklüyor, duygusal sorumluluk yüklüyor. kediye bakar gibi bakılıyordu bu oyuncaklara. ihmal edilirse bebek ölüyordu.
devamını gör...
güneşin oğlu
bir jack london kitabıdır.
can yayınlarının kısa klasikler serisinde kırk beşinci kitap olarak yayımlanan eser iki bölümden oluşmaktadır. birbirinden bağımsız iki öykü olarak da okunabilir olan bu öyküler aslında aynı coğrafyada ve bir kahraman çevresinde döner.
birinci öykü kitaba ismini veren güneşin oğlu isimli nispeten uzun olan öykü. sömürgecilerin ve denizin ve adalarda yaşayan ilke kabilelerin ve köleleştirilmek üzere olan insanların ve para peşinde koşan uyanık beyaz adamın ve denizden para kazanmak için didinen insanların ve insan ırkının vahşi gözü doymazlığının hikayesi güneşi oğlu.
ikinci öykü güneşin tüyleri. bu öykü de aslında tam olara aynı konular üzerinde duruyor ama bu sefer lakabı güneşin oğlu olan beyaz adamla lakabı güneşin tüyleri olan diğer bir beyaz adam her şeye inanmaya hazır ilkel insanlar üzerinde ticari bir güç savaşına giriyorlar. biri iyi diğeri kötü beyaz adam gibi görünse de sömürgecinin iyisinin ya da kötüsünün olmayacağını biz gayet iyi biliyoruz.
jack london emeğin en olduğunu bilen ve insanları tanıyan bir yazardır. inanmazsanız okuyun bu kitabı.
can yayınlarının kısa klasikler serisinde kırk beşinci kitap olarak yayımlanan eser iki bölümden oluşmaktadır. birbirinden bağımsız iki öykü olarak da okunabilir olan bu öyküler aslında aynı coğrafyada ve bir kahraman çevresinde döner.
birinci öykü kitaba ismini veren güneşin oğlu isimli nispeten uzun olan öykü. sömürgecilerin ve denizin ve adalarda yaşayan ilke kabilelerin ve köleleştirilmek üzere olan insanların ve para peşinde koşan uyanık beyaz adamın ve denizden para kazanmak için didinen insanların ve insan ırkının vahşi gözü doymazlığının hikayesi güneşi oğlu.
ikinci öykü güneşin tüyleri. bu öykü de aslında tam olara aynı konular üzerinde duruyor ama bu sefer lakabı güneşin oğlu olan beyaz adamla lakabı güneşin tüyleri olan diğer bir beyaz adam her şeye inanmaya hazır ilkel insanlar üzerinde ticari bir güç savaşına giriyorlar. biri iyi diğeri kötü beyaz adam gibi görünse de sömürgecinin iyisinin ya da kötüsünün olmayacağını biz gayet iyi biliyoruz.
jack london emeğin en olduğunu bilen ve insanları tanıyan bir yazardır. inanmazsanız okuyun bu kitabı.
devamını gör...
insanları uyaramamak
asla laf anlamayacaklarini fark ettiğinde tercih ettiğin davranış biçimi. bıkkınlık.
devamını gör...
eyluling
adınız eylül mü ?
devamını gör...
patlıcan yangınları
son zamanlarda çıkan yangın haberleri hepimizi üzmüştür. şimdi sizlerle zaman tünelinde bir nostalji turu yapacağız. tarihimizin ilk büyük yangınlarına değineceğiz.
evvel zaman içinde, kalbur saman içinde... uzun uzun yıllar önce -18. ve 19. yüzyılda- istanbul’un bazı bölgelerinde aynı mevsimde aynı sebeplerden meydana gelen yangınlar olurmuş. yangınların sebebi çok sevilen tadına doyulamayan patlıcanlarmış. bu yüzden bu afetlere de patlıcan yangınları denirmiş. o dönemler toplumun bazı kesiminin patlıcan sevdası yüzünden ağustos ve eylül aylarında istanbul’da sıkça yangınlar görülürmüş. yangınların bazıları evlerin bahçelerinde patlıcan közlemek için yakılan mangallardan oluşurmuş, bazıları ise patlıcan tavasının ateşte unutulması ya da kızgın yağın içine su damlamasıyla oluşurmuş. bu durum seneler seneler sürmüş. şöyle ki bir zamanlar, “patlıcan mevsimi gelince, istanbul’da deliler ile yangınlar çoğalır” diye bir deyim varmış. bu, patlıcan mevsimi olarak bilinen ağustos ayında sıcaktan bunalan insanların sayısının artmasından ve sıcaktan kavrulan ahşap yapıların çabucak yanmasından dolayı türetilen bir deyimdir. dikkatsizlikler yüzünden bu güzeller güzeli şehirde arka arkaya pek çok büyük yangınlar çıkmış. patlıcanı közlerken ya da tavada pişirirken çıkan yangınlar önce bir evi daha sonra bir sokağı ve daha sonra da mahalleyi sarar büyük kayıplara yol açarmış. özellikle yaz mevsiminde patlıcan kızartılırken çıkan bu yangınlara halk “patlıcan yangınları” adını koymuş. evlerin birbirlerine bitişik ya da çok yakın olması, üstüne bir de sokakların dar olması nedeniyle yangınlar kısa sürede mahalleye daha sonra da semte yayılıyormuş. patlıcanı kaynayan yağda kızartma alışkanlığı yangınların başlıca nedenlerinden biriymiş. diğer önemli bir neden ise mangalların söndürülmeden bırakılması ve rüzgârın kıvılcımları dağıtmasıyla oluşan yangınlarmış. bir zamanlar gazetelerde “patlıcan mevsimi geldi. hanımlar, yangına dikkat!” diye ikazlar çıkarmış. o dönemler halk arasında ağustos ve eylül ayları kâbus ayları olarak anılır olmuş. halk bu yangınlardan öyle korkar hâle gelmiş ki yangınlar çıkmasın, zarar görmeyelim diye batıl yollara başvurup muskalar yazdırır adaklar adarmış. bir rivayete göre dönemin padişahı çıkan bu büyük yangınlar yüzünden bir süre patlıcanın istanbul’a girişini yasaklamış. patlıcan yangınları bazen o kadar büyük olurmuş ki yüzlerce evle birlikte sanat eserleri, kütüphaneler, el yazmaları, konaklar ve nice canlar bu yangınlarda kül olmuş.
yararlanılan kaynaklar
kaynak 1, kaynak 2
evvel zaman içinde, kalbur saman içinde... uzun uzun yıllar önce -18. ve 19. yüzyılda- istanbul’un bazı bölgelerinde aynı mevsimde aynı sebeplerden meydana gelen yangınlar olurmuş. yangınların sebebi çok sevilen tadına doyulamayan patlıcanlarmış. bu yüzden bu afetlere de patlıcan yangınları denirmiş. o dönemler toplumun bazı kesiminin patlıcan sevdası yüzünden ağustos ve eylül aylarında istanbul’da sıkça yangınlar görülürmüş. yangınların bazıları evlerin bahçelerinde patlıcan közlemek için yakılan mangallardan oluşurmuş, bazıları ise patlıcan tavasının ateşte unutulması ya da kızgın yağın içine su damlamasıyla oluşurmuş. bu durum seneler seneler sürmüş. şöyle ki bir zamanlar, “patlıcan mevsimi gelince, istanbul’da deliler ile yangınlar çoğalır” diye bir deyim varmış. bu, patlıcan mevsimi olarak bilinen ağustos ayında sıcaktan bunalan insanların sayısının artmasından ve sıcaktan kavrulan ahşap yapıların çabucak yanmasından dolayı türetilen bir deyimdir. dikkatsizlikler yüzünden bu güzeller güzeli şehirde arka arkaya pek çok büyük yangınlar çıkmış. patlıcanı közlerken ya da tavada pişirirken çıkan yangınlar önce bir evi daha sonra bir sokağı ve daha sonra da mahalleyi sarar büyük kayıplara yol açarmış. özellikle yaz mevsiminde patlıcan kızartılırken çıkan bu yangınlara halk “patlıcan yangınları” adını koymuş. evlerin birbirlerine bitişik ya da çok yakın olması, üstüne bir de sokakların dar olması nedeniyle yangınlar kısa sürede mahalleye daha sonra da semte yayılıyormuş. patlıcanı kaynayan yağda kızartma alışkanlığı yangınların başlıca nedenlerinden biriymiş. diğer önemli bir neden ise mangalların söndürülmeden bırakılması ve rüzgârın kıvılcımları dağıtmasıyla oluşan yangınlarmış. bir zamanlar gazetelerde “patlıcan mevsimi geldi. hanımlar, yangına dikkat!” diye ikazlar çıkarmış. o dönemler halk arasında ağustos ve eylül ayları kâbus ayları olarak anılır olmuş. halk bu yangınlardan öyle korkar hâle gelmiş ki yangınlar çıkmasın, zarar görmeyelim diye batıl yollara başvurup muskalar yazdırır adaklar adarmış. bir rivayete göre dönemin padişahı çıkan bu büyük yangınlar yüzünden bir süre patlıcanın istanbul’a girişini yasaklamış. patlıcan yangınları bazen o kadar büyük olurmuş ki yüzlerce evle birlikte sanat eserleri, kütüphaneler, el yazmaları, konaklar ve nice canlar bu yangınlarda kül olmuş.
yararlanılan kaynaklar
kaynak 1, kaynak 2
devamını gör...
fiber optik kablo
bakır kablolara her alanda fark atan teknoloji.
1 seneden fazla olmuş, biri de dememiş ki "nasıl oluyor kısmını da ben açıklayayım." ama ukde doldurup her şeyi eksiksiz yazsak "vay efendim belki ben de yazacaktım bir şeyler! niye her şeyi sen yazdın?"
meh!
***
ışık, hava dışındaki bir ortamdan geçerken hızını ve doğrultusunu değiştirir. kırılma dediğimiz bu olaydan sonra ortamdan çıktığında eski yoluna paralel bir yolla seyahatine devam eder. su dolu bardağın içine koyduğunuz bir kalemin yahut mesela kaşığın kırık gibi görülmesinin nedeni budur.
şöyle:

görselin kaynağı
ışığın, girdiği ortamda ne kadar kırılacağı, ortamdaki kırılma indisi adlı özelliğe bağlıdır. ışık düz bir şekilde gelip ortamdan çıkarken, devam etmesi gereken doğrultudan farklı bir doğrultuya yöneldiğinde, olması gereken yol ile olan arasında bir açı oluşur. bu açı, sınır açısı denen belirli bir değere kadar herhangi bir değer alabilir. fakat sınır açısından büyük bir açıya -ki buna kritik açı denir- denk gelecek bir açıyla kırılırsa, ortamdan geri çıkıp yoluna devam edemez. o ortam içerisinde tam yansıma adı verilen bir şekilde geriye yansır.
o da şöyle:

görselin kaynağı
- en solda sudan havaya doğru geçerken teta açısı kadar bir açı yapmış ve teta, sınır açısı olan 48,6 dereceden daha küçük. bu nedenle ortamdan çıkıp yoluna devam etmiş.
- ortada teta açısı tam da sınır açısıyla eşit değerde olduğundan ışık ortamdan tam olarak çıkış yapmayıp kırılarak yüzey boyunca yoluna devam etmiş.
- en sağda teta açısı kırılma açısından büyük olduğundan, ışık tam yansıma yaparak geldiği gibi geri dönmüş aynı ortama.
işte fiber optik kabloların çalışma prensibi de bu olay üzerine kurulmuş. yüksek yansıtma özelliği olan bir kablo içerisine belirli bir açıyla giren ışık, kablonun iç yüzeyine çarptığında kritik açıyla tam yansımaya uğrar ve yine kablonun içerisine doğru yönelir. kablonun karşı duvarına çarpan ışık yine aynı olayla yeniden yansır. böylece ışık, fiber optik kabloda hapsolur. kablonun diğer ucuna ulaşana kadar da olay bu şekilde devam eder.
bu kablo, kırılma indisi onunkinden daha küçük olan bir kabloyla daha çevrelenir. en dışa ise silikon kaplama kablo sarılır ve böylece koruma sağlanmış olur.
yaklaşık 100 km boyunca ışık sinyal kaybına uğramadan bu şekilde yoluna devam edebilir. kablo içerisinde meydana gelebilecek saçılma ve benzeri olaylar nedeniyle zayıflayan sinyal, belirli mesafelere aralıklı olarak koyulan istasyonlarla tekrar güçlendirilir. böylece çok uzak mesafelere ışık hızında sinyal taşınmış olur. bu nedenle fiber optik altyapılı internet, bakır kablolu olandan daha hızlıdır. zira elektronlar ışık kadar hızlı hareket etmez.
***
bu kablolarla taşınacak bilgi, önce 0 ve 1'lerden oluşan dijital veriye çevrilir. bu veriler de eletromanyetik dalgalara dönüştürülerek bir çeşit mors alfabesi gibi iş yapar. 1'ler yüksek frekanslı dalga ve bununla ilişkili olarak bir atım üretirken 0'lar düşük frekanslı dalga üretir ve herhangi bir atıma neden olmazlar. böylece kodlanmış olan bu bilgi, kablo boyunca ışık atımları olarak iletilir.
1 seneden fazla olmuş, biri de dememiş ki "nasıl oluyor kısmını da ben açıklayayım." ama ukde doldurup her şeyi eksiksiz yazsak "vay efendim belki ben de yazacaktım bir şeyler! niye her şeyi sen yazdın?"
meh!
***
ışık, hava dışındaki bir ortamdan geçerken hızını ve doğrultusunu değiştirir. kırılma dediğimiz bu olaydan sonra ortamdan çıktığında eski yoluna paralel bir yolla seyahatine devam eder. su dolu bardağın içine koyduğunuz bir kalemin yahut mesela kaşığın kırık gibi görülmesinin nedeni budur.
şöyle:

görselin kaynağı
ışığın, girdiği ortamda ne kadar kırılacağı, ortamdaki kırılma indisi adlı özelliğe bağlıdır. ışık düz bir şekilde gelip ortamdan çıkarken, devam etmesi gereken doğrultudan farklı bir doğrultuya yöneldiğinde, olması gereken yol ile olan arasında bir açı oluşur. bu açı, sınır açısı denen belirli bir değere kadar herhangi bir değer alabilir. fakat sınır açısından büyük bir açıya -ki buna kritik açı denir- denk gelecek bir açıyla kırılırsa, ortamdan geri çıkıp yoluna devam edemez. o ortam içerisinde tam yansıma adı verilen bir şekilde geriye yansır.
o da şöyle:

görselin kaynağı
- en solda sudan havaya doğru geçerken teta açısı kadar bir açı yapmış ve teta, sınır açısı olan 48,6 dereceden daha küçük. bu nedenle ortamdan çıkıp yoluna devam etmiş.
- ortada teta açısı tam da sınır açısıyla eşit değerde olduğundan ışık ortamdan tam olarak çıkış yapmayıp kırılarak yüzey boyunca yoluna devam etmiş.
- en sağda teta açısı kırılma açısından büyük olduğundan, ışık tam yansıma yaparak geldiği gibi geri dönmüş aynı ortama.
işte fiber optik kabloların çalışma prensibi de bu olay üzerine kurulmuş. yüksek yansıtma özelliği olan bir kablo içerisine belirli bir açıyla giren ışık, kablonun iç yüzeyine çarptığında kritik açıyla tam yansımaya uğrar ve yine kablonun içerisine doğru yönelir. kablonun karşı duvarına çarpan ışık yine aynı olayla yeniden yansır. böylece ışık, fiber optik kabloda hapsolur. kablonun diğer ucuna ulaşana kadar da olay bu şekilde devam eder.
bu kablo, kırılma indisi onunkinden daha küçük olan bir kabloyla daha çevrelenir. en dışa ise silikon kaplama kablo sarılır ve böylece koruma sağlanmış olur.
yaklaşık 100 km boyunca ışık sinyal kaybına uğramadan bu şekilde yoluna devam edebilir. kablo içerisinde meydana gelebilecek saçılma ve benzeri olaylar nedeniyle zayıflayan sinyal, belirli mesafelere aralıklı olarak koyulan istasyonlarla tekrar güçlendirilir. böylece çok uzak mesafelere ışık hızında sinyal taşınmış olur. bu nedenle fiber optik altyapılı internet, bakır kablolu olandan daha hızlıdır. zira elektronlar ışık kadar hızlı hareket etmez.
***
bu kablolarla taşınacak bilgi, önce 0 ve 1'lerden oluşan dijital veriye çevrilir. bu veriler de eletromanyetik dalgalara dönüştürülerek bir çeşit mors alfabesi gibi iş yapar. 1'ler yüksek frekanslı dalga ve bununla ilişkili olarak bir atım üretirken 0'lar düşük frekanslı dalga üretir ve herhangi bir atıma neden olmazlar. böylece kodlanmış olan bu bilgi, kablo boyunca ışık atımları olarak iletilir.
devamını gör...
öğrenci yurdunda kalmanın insana kazandırdıkları
1- gürültüde uyuyabilme
2-kalabalıkta ders çalışabilme
3- herkesin alanına saygı duyma
4- az parayla karnını doyurabilme
5- yemekhanede görülen farelere rağmen kendini zorlayıp yemek yeme.
6- kalabalık yaşamanın, iyi insanlar olması halinde gayet zevkli olduğu.
7- evci giden arkadaşı beklerken , evden getireceği börek/keklerden dolayı sabırlı olma
8- minnacık dolaba tüm eşyalarını sığdırabilme
9- su ısıtıcısını yönetimden kaçırırken yapılan işbölümü.
2-kalabalıkta ders çalışabilme
3- herkesin alanına saygı duyma
4- az parayla karnını doyurabilme
5- yemekhanede görülen farelere rağmen kendini zorlayıp yemek yeme.
6- kalabalık yaşamanın, iyi insanlar olması halinde gayet zevkli olduğu.
7- evci giden arkadaşı beklerken , evden getireceği börek/keklerden dolayı sabırlı olma
8- minnacık dolaba tüm eşyalarını sığdırabilme
9- su ısıtıcısını yönetimden kaçırırken yapılan işbölümü.
devamını gör...
hemiparazi
supportgirl ukdesidir.
vücudun bir yarısındaki kaslarda kuvvetsizlikdir. istemli hareketler tümüyle kaybolmuştur. halk arasında sağ/sol tarafına felç inmiş gibi söylemleri de duyabilirsiniz.
vücudun bir yarısındaki kaslarda kuvvetsizlikdir. istemli hareketler tümüyle kaybolmuştur. halk arasında sağ/sol tarafına felç inmiş gibi söylemleri de duyabilirsiniz.
devamını gör...
ölü olma ayrıcalığı
yaşamdan kurtarılmış şanslı kimselerdir ölüler, ölerek, ölümü beklemekten kurtulduklarını varsayıyorum. erken ölen insanların, acısı dinsin diye çabucak vurulan atlardan farkı olduğunu zannetmiyorum.
ve ölümünü gördüğüm her insanı belki de bu yüzden kıskanıyorum. acısı dindi diye, ama biz yaşayanlarınki ise, dinmemiş hâlde.
t/ ölü olma ayrıcalıklarından dem vurduğumuz başlık.
ve ölümünü gördüğüm her insanı belki de bu yüzden kıskanıyorum. acısı dindi diye, ama biz yaşayanlarınki ise, dinmemiş hâlde.
t/ ölü olma ayrıcalıklarından dem vurduğumuz başlık.
devamını gör...
erkeklerin tahammül edilemeyen hareketleri
yan yana ya da karşı karşıya otururken bacaklarını 180 derece açmaları.
devamını gör...
annesi ben olmalıydım kayıp çocukluğumun
"kendimi 23 yasinda tanidim, farkettim, bildim.
8 yildir kendimi buyutuyorum ve sen cok destek oluyorsun bana" diyen bir arkadasim var.
cocuk yasta baslayan taciz, genc yasta ugradigi tecavuz ve sinir hastasi olan annesi tarafindan saatlerce dayak yiyen bir insan.
olmaliydim yerine kendisine sahip cikmiş.
simdi sizin bu duygusal seyiniz bana onu hatirlatti.
8 yildir kendimi buyutuyorum ve sen cok destek oluyorsun bana" diyen bir arkadasim var.
cocuk yasta baslayan taciz, genc yasta ugradigi tecavuz ve sinir hastasi olan annesi tarafindan saatlerce dayak yiyen bir insan.
olmaliydim yerine kendisine sahip cikmiş.
simdi sizin bu duygusal seyiniz bana onu hatirlatti.
devamını gör...
yazarların şu an dinledikleri şarkı
~~biz bu derde çok yаndık, bir dаhа yаnsаk
of, bir daha yansak
bu gece аnаmа gitsem, otursаk sussаk
of, otursak sussak~~
annem karşımda, ellerimizde çaylarımız ve cigaralarımız. tosbik uyuyorken balkonun son demlerinin keyfini çıkarıyoruz. arkada da bu şarkı. oturduk, susuyoruz...
of, bir daha yansak
bu gece аnаmа gitsem, otursаk sussаk
of, otursak sussak~~
annem karşımda, ellerimizde çaylarımız ve cigaralarımız. tosbik uyuyorken balkonun son demlerinin keyfini çıkarıyoruz. arkada da bu şarkı. oturduk, susuyoruz...
devamını gör...
görüyorum ki çaresizliği hiç tatmamışsınız hayatınızda
(bkz: itibardan tasarruf olmaz) diyenlerin ve (bkz: bebeğin donundan medet ummak) gafletine düşenlerin katili olduğu öğrencidir dilek özçelik.
bu lafları da yardım istediği, derdini anlattığı dönemin çevre ve şehircilik bakanı erdoğan bayraktar'ın kendisine para vermesi üzerine söylemiştir.
oysaki dilek sadece yaşamak istemişti.
sadece sağlığına kavuşmak istemişti.
sadece derdini anlatmak ve sesini duyurmak istemişti.
onlar ne yaptı:
dilek ablanın eline 50-100 lira tutuşturup milyonları cebe indirdiler.
itibardan tasarruf olmaz deyip saraylar, villalar yaptılar.
bu lafları da yardım istediği, derdini anlattığı dönemin çevre ve şehircilik bakanı erdoğan bayraktar'ın kendisine para vermesi üzerine söylemiştir.
oysaki dilek sadece yaşamak istemişti.
sadece sağlığına kavuşmak istemişti.
sadece derdini anlatmak ve sesini duyurmak istemişti.
onlar ne yaptı:
dilek ablanın eline 50-100 lira tutuşturup milyonları cebe indirdiler.
itibardan tasarruf olmaz deyip saraylar, villalar yaptılar.
devamını gör...
bu kullanıcı sizi engellediği için mesaj gönderemezsiniz
başıma 2 ya da 3 kez yanlışlıkla gelen olayda kullanılan ikaz.
normal bir sohbetin ortasında küt diye gitti karşımdakiler. moderatörlerden rica ettim durumu anlatıp, onlar kendilerine mesaj atıp açtırdı çünkü yanlışlıkla yaptıklarından emindim.
bir de domestic'ciğim bir ara bana kızıp engellemişti beni. yanlışlıkla olmayan, ciddi ciddi başıma gelen versiyonu da buydu. sonra anlaştık hallettik aramızda*.
normal bir sohbetin ortasında küt diye gitti karşımdakiler. moderatörlerden rica ettim durumu anlatıp, onlar kendilerine mesaj atıp açtırdı çünkü yanlışlıkla yaptıklarından emindim.
bir de domestic'ciğim bir ara bana kızıp engellemişti beni. yanlışlıkla olmayan, ciddi ciddi başıma gelen versiyonu da buydu. sonra anlaştık hallettik aramızda*.
devamını gör...