en ayrıştırıcı, en gaddar, en acımasız, en hata kabul etmez, en kısıtlayıcı noktalama işaretidir.

belki onun suçu değildir bu, belki sürekli uzun tanımlar yazıp bu tanımlar içinde uzun uzun cümleler kuran bir yazar olduğum için benim hoşuma gitmiyordur bu işaret, belki yazdığım cümleler bitmesin istediğim için sevmiyorumdur noktayı. eşeğin sevmediği ot burnunun dibinde bitermiş. bak yine geldi. neyse bu tanımdaki noktalara aldırmadan yazacağım. bakın bu önemli bir nokta.

nokta; sizin canla başla yazdığınız el emeği göz nuru cümlelerinizi bitirir, hem de hiç acımadan, gözlerinin yaşına bakmadan. nokta cümlelerin ölümüdür bir anlamda. daha uzun sürmek isteyen nice cümle bir noktanın giyotini ile son bulmuştur. öyle anidir ki gelişi acımasızlığını değerlendirecek zaman bile bulamazsınız.

nokta; sıraya koyar sayıları. kendince bir kast sistemioluşturma derdindedir. ister ki kendinden başka hiçbir noktalama işareti bu kudrete sahip olamasın, olamazlar da zaten. nokta ortalarda dolaşıyorsa bilin ki orda bir sınıf çatışması vardır. ö ve i harflerine sesleniyorum. ayaklanın artık. noktalarınızdan başka kaybedecek neyiniz var.

nokta; bazı sözcüklere karşı o kadar faşizan bir tavır takınır ki. kesip atar. kendi kafasına göre kurallar koyup türk dil kurumunu da buna ikna eder propaganda bakanı noktalı virgül aracılığıyla. mustafa kemal atatürk yazmak varken m.k.atatürk yazdırır bize. ankara’nın bütün hayat kadınlarının birlik olup ortaya çıkartmayacaklarını düşündükleri bir adamın elinde oyuncak olup atatürk orman çiftliği ismini atatürk’e hakaret eder tarzda kısaltır. ama orda gönülçelen bir hareketle az da olsa affettirir kendini. selam olsun sosyal medya üst geçit sorumlusu i.melih’e.

bu yazıda tam 28 nokta kullandım, milliyetçi hareket partisinin 28. yılı olsa ne güzel olurdu.
devamını gör...

bazı türk annelerinin kurduğu oğul turşusu.
devamını gör...

köy okuluna kitap yardımı yapmamız zorlarına gitmiş birilerinin b***luyolar*. galiba gerçekten doğru yerdeyim canım kafa sözlük *
devamını gör...

bu burçlar tüm kuzey amerika yerlilerinin kabul ettiği burçlar değil. chippewa öğretisinin temel alındığı burçlardır. tabi dünya üzerinde chippewa burçlarının ünlü olmasını bir sebebi var; şifacı sun bear ve eşi wabun'un bununla ilgili yazdıkları bir kitap var. bayağı da güzel sattı bu kitap. hal böyle olunca da, chippewa burçları diğer kabilelerin burçlarını geride bırakarak, tanınır hale geldiler. ben şahsen içerisinde kaplumbağa bulunmayan hiçbir burç düzenlemesini makul bulmadığım gibi kabul de etmiyorum * o yüzden gönlüm her daim cheyenne burçları ile birlikte. içinde kaplumbağa bulunmayan tüm burç kategorileri benim nazarımda hükümsüzdür.

bir de chippewa'ların burnu büyüktür. lakota kabilesiyle bozmuşlardır kafayı. tarihte bir kere lakota kabilesini yenmiş olmalarından mütevellit sağda solda hep bunu anlatır dururlar. beyaz şeytan bile onlara diş geçiremedi biz bunları perişan ettik diye ortalarda gezerler. wakan tanka'nın * gazabı üstlerinde olsun. heammawihio'da * kaplumbağasız bir burç silsilesi olmayacağını onlara en acılı şekilde anlatsın dilerim. büyük ruha havale işlemi de tamamlandığına göre artık kargonun yerine ulaşmasını bekleyeceğiz. *
devamını gör...

dedi ve çok şükür ki babamın yüzünü kara çalmadım. haklı çıktı asdfgh
devamını gör...

encrypted-tbn0.gstatic.com/...

afişin çevirisi: aranıyor: kristof kolomb büyük hırsızlık, soykırım, ırkçılık, bir kültürün yok oluşunu başlatan tecavüz, işkence ve yerli halkın sakat bırakılması ve büyük yalanın kışkırtıcısı 500 yıllık turizm. bu afişi de çalın zaten her şeyi çaldınız.

1992’de, amerika’nın “keşfedilişinin” 500. yılı kutlamaları yapılır; kolomb yılı (columbus day) ilan edilen bu yılı, batı uygarlığı, “kahraman” kolomb’un kahramanlıklarını övgüyle anlatan filmler, kitaplar, paneller, sergilerle karşılarken; amerikan yerlileri, “suçlu” kolomb’un suçlarını amerika birleşik devletleri’nin new mexico eyaletindeki taos pueblo’sunda astıkları afişle böyle anlatıyorlardı. afişte kolomb, başına oklar saplanmış olarak tasvir ediliyordu.

kıta yerlileri bu dönemde, “keşif”in ve “kolomb”un kendileri için taşıdığı anlamı dünyaya duyurmak için, bir dizi toplantı düzenledi. 1987’de ekvator’da toplanan amerika kıtaları arası konferansı’nı, yine aynı yıl bogota’da, 1990’da brezilya’da, 1991’de guatemala’da gerçekleşen buluşmalar izledi. bolivya yerlileri, “500 yıllık direniş” sloganını benimsemişlerdi. meksika’da, 23 örgütün katılımıyla 500 yıllık yerli ve halk direnişi meksika konseyi kuruluyordu. guatemala’da ise, maya yeni uyanış koordinasyonu oluşuyordu.

amerika kıtasının yerli halkının, gerek kolomb'a gerekse ondan sonra gelen diğer avrupalılara karşı gösterdiği misafirperver ve cömert tavır onları adeta büyülemişti.

kızılderililerle (tainolar diye de adlandırılan arawak yerlileri) ilk kez karşılaşan kristof kolomb, onlarla ilgili ispanyol kralı ve kraliçesine yazdığı mektupta şöyle der:

“bu insanlar o kadar yumuşak başlı, barışsever ki, yeryüzünde bunlardan daha iyi bir ulus bulunmadığına majestelerinizin önünde ant içebilirim. komşularını kendileri kadar seviyorlar, konuşmaları son derece tatlı ve kibar, konuşurken hep gülümsüyorlar; davranışları terbiyeli ve övgüye değer. son derece sade, dürüst ve aşırı düzeyde eli açık insanlar. herhangi birinden, sahip olduğu herhangi bir şey istenince, hemen veriyorlar. başkalarına olan sevgileri, kendi özlerine olandan çok daha fazla. bu yerliler, dünyanın en iyi, en nazik insanları; kötülüğün ne olduğunu bilmiyorlar, çalmıyorlar, öldürmüyorlar. silah taşımıyorlar, silahın ne olduğunu da bilmiyorlar. onlara bir kılıç gösterdim, keskin tarafından tuttular ve ellerini yaraladılar.” bu sözlerin hemen ardından ise şöyle yazar: “elli adamla bu halkın hepsini boyunduruk altına alabilir ve onlara her istediğimizi yaptırabiliriz.*

amerika kıtası keşfedildiğinde oraya medeniyetten önce ölüm gitti. vahşet, hırsızlık, soykırım gitti. peki daha sonra medeniyet gitti mi? hayır! çünkü oranın yerlileri “beyaz adam”dan çok daha medeniydiler. hırsızlığı, insan öldürmeyi bilmiyorlardı. huzur içinde yaşayan büyük bir aile gibiydiler.

“beyaz adam” gelince onu misafirperverce ve samimiyetle ağırladılar. yiyeceklerinden bol bol ikram ettiler. topraklarını açtılar. hatta altınlarının da çoğunu karşılığında hiçbir şey beklemeksizin bu yeni misafirlerle paylaştılar. fakat “beyaz adam”ın gözü doymuyordu. ne kadar verirlerse hep daha fazlasını istiyordu. en sonunda canlarını da istedi. verdiler…

iki şey öğretti hayat bize. bir; tarihi kazananlar yazar. iki; kazananlar her zaman haklı değildir.


“kızılderili gerçek amerikalıydı. neredeyse hepsi yok oldu ama unutulmayacaklar. toprakları için nasıl savaştıklarının tarihi, zamanın silemeyeceği kanla yazıldı. güneş onların tanrısıydı, açık hava, kiliseleriydi. doğa, onların bütün sayfalarını bildikleri tek kitaptı.” ~ charles m. russell
devamını gör...

ünlü bir yazar olduğunda buraya gelip ye kürküm ye diyecek misin merak ediyorum

not: izdihamdan kapıda kaldık..
devamını gör...

aslında evden çıkarken hiçbir şeye ihtiyacın yoktur. ama o kırtasiyeye girdiğin an evdeki defterlerin, kalemlerin bir bir yok olur. artık her şeye ihtiyacın vardır. renkli kalemler, defterler, kitaplar...hepsi seni bekliyor. işte o an gözün fiyatlara kayar. sakince elindekileri yerine bırakıp "evde var ki bunlardan" dersin. gözlerin yaşlı...
ama ben almasam bile o rafları incelemeyi çok seviyorum. hiç sıkılmadan saatlerimi kırtasiyede geçirmişliğim bile var.
devamını gör...

kafa sözlük erotizm, ekşi sözlük pornodur. ve erotizm her zaman daha heyecan vericidir.
devamını gör...

kanım dondu bu nedir ya?
istanbul bahçeşehir’deki bir sitede, eşine saldırdıkları gerekçesiyle 3 yavru kediyi kürekle vurarak öldüren şahıs ifade verdikten sonra serbest bırakılmış. yavru kediden bahsediyoruz ya, eşine nasıl saldırmış olabilir? kürekle vurarak nasıl öldürebilirsin? ve bunları yapıp nasıl serbest kalabilirsin? benim aklım almıyor. bu ülkede hayvan olmak bile zor. pisliğinizde boğulursunuz umarım.


istanbul'da bahçeşehir'deki sitede bir kedi 3 yavru dünyaya getirdi.

kedilerin bakımıyla ilgilenen ayşe genç usta, 19 mayıs'ta markete giderken kedilere mama verdi. usta evine döndüğünde iddiasına göre, anne kedinin ağzından kan geldiğini, yavru kedilerden birinin öldüğünü, ikisinin ise yaralandığını gördü.

dha'nın haberine göre kemal a.'nın eşi aydın a. evlerinde besledikleri köpeği gezdirmeye çıkardığında anne kedinin saldırısına uğradı. bunu gören kemal a. inşaat küreğiyle kedi ve yavrularına vurdu.

olayda bir günlük yavrulardan biri site içerisinde öldü. ihbar üzerine istanbul büyükşehir belediyesi (ibb) veteriner hizmetleri müdürlüğü ve başakşehir ilçe emniyet müdürlüğü'ne bağlı polis ekipleri siteye geldi.

ibb veteriner hizmetleri müdürlüğü ekipleri, anne kedi ve yaralanan 2 yavruyu tedavi altına aldı. polis ise olayla ilgili inceleme başlattı, kemal a. gözaltına alındı.

anne kedinin tedavisi olumlu sonuç verse de 2 yavru kedi tedavileri sırasında hayatını kaybetti. para cezası kesilen kemal a., ifadesinin ardından serbest bırakıldı.


buradan
devamını gör...

en sevdiğim başlık.*
kullanıcı tarafından yüklenmiş görsel
devamını gör...

çocuk yaşta amcasının oğlu ile başlayıp metrobüslere kadar uzanan bir kadın yolculuğudur.*
ebeveynlerin özellikle çocuk yaşlarda çok dikkat etmesini gerektirir zira o yaşlarda çocuklar da çok bilincinde olmuyor.
devamını gör...

sözlüğe gelmesini istediğim özelliktir.
tamam sevdiğimiz yazarları takibe alıyoruz. beğeni de yapıyoruz hatta yazdıkları uzun uzun okunası tanımları favori de yapıyoruz.
fakat sonra insan unutup gidiyor.
sonra oku diye bir butoncuk olsa. oraya eklesek eklesek okusak.
bence çok tatlı olur.
kullanıcı tarafından yüklenmiş görsel

diğer adminlerden iyi olmasın birine iletmiştim ama buraya da yazmak istedim. belki benim gibi düşünen yazarlar da görür. ay ne güzel fikir filan der.
ya da ne diyor bu manyak der öyle kamuoyu oluştururuz.
hepinize sevgiler.

not: iyi fikir diyorsanız bir iki destek verin . valla böyle tek başıma kaldım. banane iyi fikir işte.
devamını gör...

"havanın ısınması ile" ne oluyor lan dedim... haber geçen yılın temmuzuna ait.
devamını gör...

metin altıok'un kalbe iki mermi gibi çarpan şiiridir.


güzel anılar biriktirdim senden,
dudağıma solgun gülücükler getiren.
özenle sakladım belleğimde,
bir yığın oldu daha şimdiden.
nasıl olsa bir sonu olacaktı bu aşkın
bir gün apansız gerçekleşiveren.

bir terazinin durgun pirinç kefesine
pat diye inince kara kiloluk,
nasıl kalkar havaya birdenbire
boş kalan zavallı kefe.
nasıl titreşir terazi uzun süre,
denge sağlanıncaya kadar başka şeylerle.

anılarla bozdum o dengeyi ben önce,
ikimiz için de yaptım bunu.
yaşadığımız günlerden biriktirdim sessizce,
bir kefede sana hiç sezdiremeden.
koyabilirsin kara kiloyu artık,
bak terazi nasıl kolay gelecek dengeye.

mutluydum ben yine de kendimce.
senin girdilerin, çıktılarım benim
doğrusu uygundu birbirine,
yan yana gelince bir resmi tamamlayan.
vazgeçilmezdi ellerin sonra,
yangınımdan yorgan döşek kaçıran.

ama inan sonludur aşk da,
kovalar sonunu kendi kendinin.
bana bir uçurum gerek şimdilerde,
yeterince dik ve derin.
bir çavlan istiyorum çünkü,
kırmak için kristalini hayatın ve şiirin.
devamını gör...

sen zaten kafanda kurmuşsun.
devamını gör...

meltingcim yine nokta atışı yapmış. tek eksiği yok..
(bkz: var böyle tipler)
devamını gör...

sonu pek de hayırlı bitmemiş olan durumdur.

bundan iki hafta önce başıma geldi bu olay. üzerimdeki sorumsuz aşık olmanın verdiği utanç vesikası tavrı ancak atabildim ve sanırım içimi dökme zamanı geldi dostlar.

bilenler zaten biliyor her 2 mayıs esra'mın (yani köy yumurtamın) doğum günü. onunla doğum gününde lunaparka gider önce bir güzel çocuk gibi eğlenir, sonra değişiklik olsun diye a la carte bir restorana gidip romantik bir akşam yemeği yer ve otelde romantik bir gece geçiririz ancak bu sefer kapanma dolayısıyla bu rutin planımız iptal oldu. ben acaba ne gibi bir sürpriz hazırlasam diye düşünürken unutup gitmişim. zaten hediye olarak diriliş ertuğrul dizisindeki alplerin taktığı kayı obası şapkası almıştım sonra beğenmeyeceğini düşünerek vermekten vazgeçtim, hem havalar da ısındı kız neden bere taksın ki..

neyse işte ben doğum gününü unuttum ballı çöreğimin, tamamen aklımdan çıkmış... işten çıktım eve doğru geliyorum. yolda iki tane genç kavga ediyordu. aralarına sızdım:

"ay gençler, canım gençler, nedir bu haliniz he?! bakın her taraf virüsten kırılıyor siz burada sarmaş dolaş kavga ediyorsunuz??"
içlerinden irice olan sözümü kesti:
"dayı bu şerefsizi geberteceğim! keseceğim!"
"hopp.. kısa kes aydın havası olsun. düzgün durun şimdi lan! haydi öpüşün barışın. dur lan temas yoktu dimi... siz en iyisi öpüşmeyin olaysız dağılın haydi yallah."

ikisini de ayırdığım için mahalle abisi gururu geldi bana bir. topuklarımın üzerine basa basa gidiyom, ceketi havalı bir şekilde sırtıma attım ama yan camdan kendime baktım o kadar komik görünüyorum ki, kuzey tekinoğlu gibi hissederken, silivri f tipi cezaevine düşmüş barbaros şansal gibi olmuşum anasını satim. tam da o esnada kasabın önünden geçiyordum ki, gözüme koyunların makat bölgesine takılan çiçek ilişti. zamanında çayır çimende otlayıp oyun oynayan bu kuzucukların düştüğü vaziyet epey bir canımı acıtır zaten. hayatın metaforik bir göstergesi bu sanırım. dün yediğin çimenler, bugün k*çında çiçekler... o anda birdenbire aydınlanma yaşadım ve haykırdım:

aman tanrım!
esra'nın doğum günü ve benim elimde hiçbir şey yok!
her yer kapalı!...
macdonalds'tan soğan halkası mı alsam acaba!
remzi sürekli mideni düşünüyorsun der bana!
ayrıca hiç romantik değil!
çiçekten şaşmamalı! kadınlar çiçeğe böceğe bayılır!
bir de cemal süreya'nın üvercinka'sından çaktırmadan bir şiir okudum muydu tamamdır!
işte böyle!...

ulan ben neden,
19 yaşında post-modernlik ayağına ergence kafiyesiz sallayan wattpad şairi gibi bağırıyorum anasını satim!

o anda hemen karşıdaki camdan koyunların makat bölgesine iliştirilmiş olan kırmızı sümbülü aşırmak için dükkana girdim. içeriyi bir gözetledim ve "burası temiz" diyerek girdim. sesten anladığım kadarıyla kasap amca arkadaki bölmede satırla takır tukur bir şeyler doğruyor. koyunun makat bölgesi camekanın en uç kısmında kaldığından, vücudumun en esnek halini kullanarak işaret ve orta parmağımla kıstırarak aldım ancak o anda karşımda dikilen iki tane ızbandut gibi adamla birlikte ufak bir kalp krizi geçirdim. betim benzim atmıştı bu iki çam yarmasını görünce. adamların suratları o kadar korkunç, o kadar meymenetsiz ki dostlar, size yemin ederim şehzade mustafa'yı katleden cellatlar bu heriflerin yanında brad pitt gibi kalır anasını satim. o kadar korkunçlar yani.. bir tanesinin suratında boydan boya dikiş izi var ama böyle en iyi ihtimalle kargo zımbasıyla falan dikmişler yani belli... kollarındaki ve vücudunun geri kalanındaki kıllar nil nehri deltası gibi bereketli. içlerinden kır saçlı ve daha yaşlıca olanı, elindeki satırın kanını önlüğüne sildi ve bana dönerek:

"hayırdır koçum??" dedi.

siz sesin g*te kaçmasının ne demek olduğunu bilir misiniz dostlarım? ben bildim işte, sesim çıkmıyor altıma etmişimdir belki de... kaçsam kapı uzakta, yani gidene kadar teksas katliamındaki adam gibi kafama fırlatır baltayı ben kaçarken imkanı yok yani. saniyenin binde biri bir hızla düşünüp, başka çarem kalmadığı için

"beni abi gönderdi, bugün yevmiyeli çalışacağım aybi.." dedim sezercik gibi.
"murat abi mi gönderdi seni evlat?"
"ev- ev- evet aybi"

içeriye bağırdılar, murat abi dedikleri dükkan sahibi girdi. adam kolpaçino'daki ekrem abiye o kadar benziyor anasını satim... o an zevzek bir şekilde "bari dalaktan düşseydik be abi" dememek için kendimi zor tuttum. zaten pek espriden anlıyor gibi görünmüyorlardı. içeri giren murat abi'nin meymenetsiz suratı en son ilhan mansız senegal'e gol attığında gülmüştür allah bilir. neyse ne diyordum dostlar? o anda kılık kıyafetime gülerek gidip değiştirmemi istediler. kanlı, organlı giysileri giyip üstüme önlüğü geçirdim. düştüğüm duruma bak diye düşünüyorum bir yandan allah kahretsin diyorum. bıraksalar sinirden ağlayacağım, en son bu hissi askerliğin ilk günü koğuşta osuruk kokusundan uyuyamadığımda yaşamıştım. 6-7 saat boyunca kasapta masatla bıçak biledim, satırla et kestim. bir ara az daha parmağımı uçuracaktım ramak kalmıştı. içeride cimilli ibo, azer bülbül falan çalıyor, ben erik satie, chopin, rachmaninoff dinleyip öküzgözü şarabımı yudumlamayı seven rafine zevkleri olan bir adamım. düştüğüm hale bak, kabus gibi ama bitmiyor.

en son iş çıkışında dükkanı kapatırken bana 150 lira yevmiye verdiler. murat abi bana dönerek: "elinin ayarı yok senin aslanım. eti mundar ettin bir daha gelmeyesin" dedi. "tamam abi" dedim ve topuklarım vura vura arkama bakmadan kaçtım oradan. gece 12'ye doğru geliyordu. elimde sadece güdük bir çiçek var ama hala canlı görünüyor. bu saatte çiçek alabileck herhangi bir yer yok, mezarlık bulsam bir şeyler toplayacağım ama en yakın mezarlık 2-3 km uzaklıkta. bir tek bu çiçeği vermek de saçma olur. o anda üstümü başımı yırtıp parçalamaya karar verdim. "sana gelirken köpek saldırısına uğradım" diyecektim. inanır mı bilmem. benim köy yumurtam için karşıma herkesi alırım çünkü heh!

kendimi güç bela içeri attım. dizlerimde derman kalmamıştı. benim bu serkeş halimi görünce esra hemen yanıma koştu:

esra: "remzi! aşkım bu hal ne!"

üstümde, sevdiği için canını vermek üzere olan bir askerin ağır ama mağrur ifadesi vardı. popo cebimdeki çiçeği çıkarararak:

"sana çiçek almıştım ama köpek saldırısına uğradım... her yerimi parçaladılar..." dedim. cümlemim son hecesini, son nefesini veren biri gibi söylemiştim.

kız beni hemen duşa soktu. gerçekten de kolumu kaldıracak halim yok. elbiselerimi soymadan yıkamaya karar verdi.

esra: aşkım bu kemik parçaları ne?
ben: ne-ne ke-kemik parçası tatlım?!?!
esra: üstünde diyorum kemik parçaları ve kan var!
ben: lanet olsun her tarafımı parçalamışlar
esra: neeeh!!!
ben: yok yok bu benim kanım değil, muhtemelen köpecikler birbirlerini parçalarken ben kavganın arasında kalmışım. bak tek parça, sapasağlamım.
esra: tamam aşkım. kötü kokuyorsun ama.

bundan sonra romantik dakikalar yaşadık esra ile. daha doğrusu benim aşırı yorgunluktan dolayı yatakta sızıp kalmamdan dolayı romantizmimiz ertelenmiş oldu. evet ben belki yalancı bir aşığım dostlarım, bana küfredebilir ve belki de ayıplayabilirsiniz ama ben bal böceğim için her şeyi yaparım. bunu da sizlerle paylaşmak istedim, sevdiğinize bir sürpriz yapacaksanız işi uzun tutmayın lütfen, onlara verdiğiniz değeri hissettirin.
devamını gör...

introsunu her dinlediğimde boş bulunup kahkaha attığım... birbirinden tatlı iki yayıncımız, bugün bize birhan keskin'den yola çıkıp şiir temasını seçimişler. normalde şiirle sorunlu bir ilişkisi olarak yumuşak karnım ve hemşerim birhan keskin seçiminden dolayı tuvalete bile kalkmayarak dinlemeyi düşündüğüm yayın.
devamını gör...

bir kısmı eyt li oldu hak istiyor .bir kısmı 65 yaşında emekli mi olunuyor diye kızıyor .bir kısmı madenlerde hak istiyor. bir kısmı köyümüze hes istemiyoruz diyor. bir kısmı kadın cinayetleri dursun nerede adalet diyor böyle gider bu.
devamını gör...

normal sözlük'ü kullanarak 3. parti dahil tarayıcı çerezlerinin kullanımına izin vermektesiniz. Daha detaylı bilgi için çerez ve gizlilik politikamıza bakabilirsiniz.

online yazar listesini görmek için lütfen giriş yapın.
zaman tüneli köftehor rehberi portakal normal radyo kütüphane kulüpler renk modu online yazarlar puan tablosu yönetim kadrosu istatistikler iletişim