japonlar taze balığı hep çok sevmişlerdir. balıkçılar, japon nüfusu doyurabilmek için büyük tekneler yaptırıp uzaklara açılmak zorunda kaldılar. uzaklardan dönüş bir-iki günden daha uzarsa, tutulan balıkların da tazeliği kaybolmaktadır. japonlar tazeliği kaybolmuş balığın lezzetini sevmemişlerdir.

bu problemi çözebilmek için balıkçılar teknelerine soğuk hava depoları kurdurup balıkları dondurmaya başladılar. ancak japon halkı taze ile donmuş balık lezzet farkını hissedebiliyorlardı ve donmuş olanlara fazla para ödemek istemiyorlardı.

balıkçılar bu defa teknelerine balık havuzları yaptırdılar. bu defa balıklar canlı kalıyordu. fakat sıkışık ortamda, hareketsiz, uyuşmuş vaziyette günlerce yol gelen balığın, canlı, diri, hareketli taze balığa göre lezzeti kötüydü.

japonlar, balıkları ülkelerine taze ve lezzetli bir şekilde getirmek için, alışılmadık bir çözüm yolu buldular: balıkları yine teknelerindeki havuzlarda tuttular, ancak içine küçük bir de köpekbalığı attılar. bir miktar balık, köpekbalığı tarafından yutulmuştu, ama geride kalanlar son derece hareketli ve taze kalabilmişlerdi.”

japon balıkçıların bu hikâyesinden çıkarılabilecek ders şudur: çok fazla hasar/zarar vermeyen (üstelik kontrol edilebilen ve yönetilebilen) bir düşman veya rakip, verdiği zarardan çok dinamizm ve canlılık gibi, faydalar sağlayabilir.

işbu tespit, devletler, kurumlar ve bireyler için de aynen geçerlidir.
devamını gör...

en yaygın yeme bozukluğu olan tıkınırcasına yeme bozukluğu, hastaların kontrol eksikliğini hissettiği ve benzer koşullar altındaki çoğu insanın yiyebileceği miktardan çok daha fazla miktarda ve kontrolsüzce yiyebileceğinden belirgin oranda daha fazla yiyecek tükettiği tekrardan (3 ay boyunca haftada 1), psikolojik olarak rahatsız edici aşırı yeme atakları ile karakterize bir hastalıktır. ilk kez amerikan psikiyatri birliği'nin yayınladığı sınıflandırma sistemi olan ruhsal bozuklukların tanısal ve istatistiksel sınıflandırma elkitabının 2013 yılında yayınlanmış baskısında ayrı bir yeme bozukluğu olarak tanımlanmıştır.
devamını gör...

yaza yaza inandırmayla uğraşacağına resmini koyan yazar olmaktır.
devamını gör...

sen mustafa kemal atatürk ün kurdugu cumhuriyet halk partisinde oy sonuçları sayılırken sayım bitmeden itiraz etmeden çektin gittin sana nasıl guveneyim ben bir daha? kurma boşuna çoğu kişi benim gibi düşünüyordur .
devamını gör...

hayat bilgisi ödevini yapan 2. sınıf öğrencisi yeğenimin benden yardım istemesiyle yaşadığımız minik diyaloğu şuraya bırakmak istiyorum.

-teyze, odamız düzenli ise eşyalarınızı bulmakta zorlanırız değil mi?
+hayır, tabii ki zorlanmayız hepsinin nerede olduğunu biliriz, koyduğumuz yerde buluruz.
(inanmaz bir ifade ile döndü. )
- hiç de bir kere nerede olduğunu unuturuz! ben dağınık olunca yerde hepsini görüyorum ve istediğimi kolayca buluyorum.
devamını gör...

vücudumuzda bir boşluk olan orta kulağın basıncı ile, dış çevrenin basıncı arasında eşitlenme sağlanmadığında meydana gelen bir travma çeşididir.

hepimizin başına gelebilir. özellikle uçak yolculuklarında ve dalgıçlarda sıklıkla rastlanır. orta kulak ve iç kulakta geçici ya da kalıcı sekeller bırakabilir hatta durum çok kötüyse ölüme bile neden olabilir.

kulakta ağrı ve dolgunluk hissi temel belirteçleridir. bu gibi bir durumda valsalva ve toynbee manevraları yapılması önerilir.

yani, kısaca şu şekilde bu manevraları yapabiliriz: elimizle burnumuzu kapatıp su içer gibi yutkunmak, elimizle burnumuzu kapatıp kulaklarımıza hava vermeye çalışmak.
devamını gör...

acayip tilt eder.
öyle böyle değil.
devamını gör...

her şeyin azı karar çoğu zarar kapsamında değerlendirilecek zararlardır ama asıl soru şu standart olarak neyi alıyoruz mesela ülkemizde 1.70 uzun sayılabilirken bir slav ülkesinde 1.70 boy bodur muamelesi görebilir.

zararına gelince daltonlar diyeyim zararını siz anlayın artık.
devamını gör...

iki sene aradığım, beni sahaftan sahafa sürükleyen, ikinci el kitap sitelerine bakmaktan gözlerimi bozdurttan aşk gibi bir adamın, aşk gibi bir kitabıdır.
kitabın kapağını açtığınız ân, prensip gereği örümcekler karşısında intihar etmeyen bir insanın (ulen şimdi farkettim kitapta ilk karekterin erkek ya da kadın olduğunu belirtmemiş yazar. dur bir kontrol edeyim. kitabı aldım, baktım. evet karakterin erkek ya da kadın olduğu zikredilmememiş. sadece üçüncü tekil şahıs eki kullanılmış.) intihar etmek isterken odanın köşesindeki örümceği farketmesi ile onu odadan çıkarmak için çabalarken, neden intihar etmek istediğini unutan ve -dudağını bükerek- "intihar sebebini hatırlamamak da bir intihar sebebi olabilir" kanısına varan prensip sahibi bir karakterin (kadın ya da erkek değil. bir insan) intihar serüveni karşılıyor. devamında büyük yalan kulübünün üyleri, bir saniye koleksiyoncusu, ıssız bir adaya düşen kalabalık bir adam karşılıyor bizleri. ah ve bir de canan. her canım sıkıldığında tekrar tekrar okuduğum bu öyküden bir pasaj paylaşmak istiyorum:

bu fazla kilolar var ya bu fazla kilolar, hepsi senin eserin bunu da bilesin, benim hayatımın seninle paylaşamadığım tek bir ânı olmadı ki canan, seni de yanımda götürmediğim tek bir yere gitmedim ki ben, bir yere otursam sen de benimle birlikte oturuyordun, kendime bir çay söylesem bir tane de sana söylüyordum, bir simit alsam bir tane de sana alıyordum, tavaya bir yumurta kırsam bir tane de sana kırıyordum, ekmekten bir parça koparsam bir tane de sana, kendime şöyle mükellef bir yemek ısmarlasam bir tane de sana, sonra kıyabilir miydim, yiyordum tabii hepsini, senindi o simit, o yumurta, o ekmek, o yemek canan, orada bırakıp nasıl arkama dönebilirdim

öykü boyunca tek bir nokta bulamazsınız canan'da. çünkü tüm yaşananlar bir ândır. tek bir ân!
hasılı sevdiğim kitaplardandır kendisi.
2018 yeni basımı yapıldı. piyasada mevcut şu ân. cahil cahil oturmayın. alın okuyun.
devamını gör...

ilk modern tarih felsefecisi olarak bilinir. hatta tarih epistemologu denilebilir.

magnum opus*'u ''nova scienza''dır.* kartezyen anlyışın temeli olan 'gerçek bilimin nedenler bilimi' olduğu anlayışını benimsemiştir. vico'nun yaşadığı zamanda etkin olan bilim anlayışı bacon'cı ve descartes'ci anlayıştı. hem deco hem baco verum'un factum'a ilişkin olduğunu söyler. yani bilgi, nesne içredür. bacon empirik metot ile, deco rasyonel metot ile olguların nedensel bağlantısını olduğu haliyle kavrayabilecekleri inancındadırlar. vico burada devreye girer ve der ki : ''hop hemşerim nereye''. bu italyancası tabi. türkçesi şudur : acaba gerçekten de fiziksel dünyanın nedenselliği hakkında kesin bi bilgiye sahip olabilir miyiz? verdiği yanıt ise baco ve deco'cu anlayışı zıplatacak cinstendir : biz ancak kendi neden olduğumuz şeylerin nedenlerini doğru olarak bilebiliriz. doğa bizim yarattığımız olgular toplamı değildir. dolayısıyla doğayı tanıma yolu da açık değildir. dekart'ın formüle ettiği şekliyle matematikten yararlanıp bilimsel olarak doğayı incelemekle gerçek doğal nedenleri değil, doğanın sadece soyut düşünce ve algıya açık olan kısmının* nedenlerini anlayabiliriz.

son olarak vico yola aynı deco gibi cogitare* ile çıkar. ancak tam tersi sonuca varır. descartes şüphesini en sonunda matematik ile bastırırken, vico'yu şüphe denizinden kurtaran liman ''mondo civile''dir*. kısaca biz ancak kendi yaptığımız şeylerden şüphe edemeyiz der ve arrivederci diye bitirir.
devamını gör...

uykunun en tatlı yerinde küfredercesine çalmaya başlayan alarmın sesi.
devamını gör...

annemin ritüelidir. karşı komşu, alt komşu ve bizim ev bermuda şeytan üçgenini oluşturur. ee 30 senelik komşuluk böyle bir şey! *

gelişmemişlik seviyesi ile de alakası yoktur. ilçede yaşamak diye bir kavram vardır çok gelişmiş genius lar.
devamını gör...

kafa sözlük'ün yazarlarına geçtiği kıyaklardan biridir. daha sitenin ne olduğunu dahi anlayamamışken peş peşe 3 ayrı kişiden "hoş geldiniz" temalı mesaj geldi. açıkçası ben çok mutlu oldum. kendilerine de dediğim gibi, misafirlikte ev sahibi tarafından iyi ağırlanınca koltukaltı kabaran misafir gibi hissettim kendimi. emeği geçenlere teşekkür ediyor, iyi ki varlar diyorum.
devamını gör...

felsefenin doğuşu için 2 zorunlu koşul vardır: refah ve merak.

prof. dr. ahmet cevizci şöyle diyor bu konuda:



...her şeyden önce, içinde felsefenin gelişebileceği toplumun belirli ya da yüksek bir refah düzeyine erişmiş olması vazgeçilmez bir şeydir. böyle bir refah toplumunda felsefeyle uğraşacak kişinin, maddi ihtiyaçlarını karşılamak için çalışmak yerine, boş zamana sahip olma zorunluluğu vardır...
...öte yandan, kritik zihniyet ve felsefenin doğuşu için gerekli olan ikinci koşul, kişinin merak duyması, kendisine öğretilen ya da sunulanla yetinmeyip, varlıkların, şeylerin niçin oldukları gibi olmaları gerektiğini anlamaya çalışmasıdır...



felsefenin doğuşu için gerekli olan bu iki zorunlu koşuldan ilki çeşitli ticaret yollarının birleştiği bir kavşak olan ve ticaretin yanı sıra tarım ve denizcilik gibi çeşitli yollardan zenginleşmiş olan iyonya medeniyeti için sağlanmıştı. anadolu'nun batı kıyılarında kurulan iyonya medeniyeti güneyde mısır uygarlığı, kuzeyde karadeniz toplulukları, batıda yunan kentleri ve doğuda mezopotamya medeniyetlerinin tam ortası bir konumda yer aldığı için -mecburi olarak- refah içindeydi.

refahın tek başınalığı maalesef felsefenin doğuşu için yeterli değildi. ikinci ve en önemli koşul: merak.
iyonya, bu açıdan da şanslı sayılabilirdi, zira felsefenin temellerini atacak olan bir şehre ev sahipliği yapıyordu: miletos (milet, günümüzde aydın il sınırları içerisinde bulunuyor). tarihin belki de en önemli şehri olan miletos, m.ö. 7. ve 6. yüzyıllarda üç büyük düşünüre ev sahipliği yaptı, sırasıyla: anaximandros, thales ve annaximenes.*
bu üç büyük düşünür, düşünmenin önündeki duvarlarda ilk defa delik açmayı başarmış, tüm insanlığın içinde bulunduğu -adına yaşam denen- bu karanlık odaya ilk ışık hüzmesinin girmesini sağlamışlardı.
tüm insanlığın gözünü kamaştıran bu ışık, insanoğlunun var olanın ötesindekine olan merakının bir sonucu olarak 2500 yılı aşkın süredir içinde bulunduğumuz karanlık odayı aydınlatmaya devam ediyor.

şunu unutmamak gerekir ki bu ışığın ilk vurduğu yerler işe giderken bastığımız toprak, pikniğe gittiğimizde gölgesine oturduğumuz ağaç, sularında yüzdüğümüz deniz, içimize çektiğimiz şu hava idi. bunun ne kadar kıymetli bir şey olduğunu anlamak için çok geç kalmayız umarım.
devamını gör...

mahir ünsal eriş'in 2017 yılında yayınlanan uzun öykü kitabı. karakarga yayınlarından çıkan kitaptaki ilusturasyonlar m. k.perker tarafından çizilmiştir.
1960 li yıllarda nigde'den istanbul'a tayin olan bir sümerbank çalışanı ve ailesinin istanbul'a taşınma hikayesini anlatiyor. tasindiklari evde yaşadıkları doğaüstü görülen olayların ve olaylara neden olan istanbul'lu komşuları anlatmaktadır.
dil olarak 1960'larin espirili ve zengin dilini kullanmaktadır. kısa, eğlenceli, sıcak ve dozunda bir gerilimle anlatılan kitap günümüz romanciliginin aksine ironik ya da metaforik söylemlerden uzaktir. kişisel varoluşsal sancılardan daha çok türk insaninin hayata karşı yabani duruşu, kavram kargaşası naif bir dille anlatılmış.
yolculuk sırasında ya da kısa bir aralıkta belki hemen bir günde belki sindire sindire ikingunde bitirilecek kitaptır.
devamını gör...

ittihat ve terakki'nin dört bir yana korku salan fedaisi. cepheden cepheye koşup göğüs göğüse çarpışmaktan çekinmemesine rağmen ünü asıl olarak aydınlatılamayan cinayetlerinden ve acımasız işkencelerinden gelir. enver paşa ile yakın bir ilişkisi vardır. korkunç namı paşanın kulağına kadar gitmesine rağmen ona ihtiyacı olduğu için gözden çıkaramamıştır. bu ihtiyaç ve yakub cemil'in soğukkanlılığı bab-ı âli baskını'na dair bizzat kendi anlattıklarından sezilebilir.


müşir paşa sert bir dille, hiddet içinde "bu ne cüret, burada ne arıyorsunuz asi herifler," diye bağırmaya başladı. enver bey karşısında birden koskoca harbiye nazırı'nı görünce kıpkırmızı kesilmişti(...) kolumu paşanın arkasından çevirip sağ şakağına tabancayı yaklaştırdım ve tetiğe bastım. harbiye nazırı'nın kafasından fışkıran kanı ve bütün heybetiyle yere serilişini izledi. korkulan ve çekinilen nazım paşa'nın işi bitmişti. enver bey sesi titreyerek "eyvah, yakub cemil ne yaptın, buna ne lüzum vardı?" dedi. enver bey'e döndüm "bu herife laf anlatılır mı?" dedim ve nazım paşa'nın yerde vücuduna bir kurşun daha sıktım.

aynı zamanda birinci dünya savaşı'nda katillerden oluşan bir orduya liderlik etmiştir. bu orduda istanbul hapishanelerinden seçilmiş olan dört bin civarı gönüllü mahkum vardır. fakat konu mahkumlar olunca elbette bazı istenmeyen olaylar da yaşanacaktır. ilk olay yüz seneye yakın mahkum edilmiş bir katilin yol üstündeki köylerden birinde bir kıza tecavüz etmesidir. mahkum, kısa bir takipten sonra yakalanarak yakub cemil'in karşısına getirilir. cezası oldukça ağır olacaktır.


(...)bütün halk suçluyla birlikte köy meydanına toplandı. yakub cemil kısa bir sorgudan sonra suçunu itiraf eden katilin donunu indirtti, uzvunu tuttu ve sağ elindeki söğüt yaprağıyla kesti. her yer kan gölüydü. kanlara bulanan adamın yanındakiler yakub cemil'e sordu: "yarasını bağlayalım mı?" cevap kesindi: "istemez, köpek gibi yalaya yalaya iyi etsin!"

ikinci olay ise çorum'da meydana gelir. bölgenin zenginlerinden biri öldürülmüş, üstelik karısına ve kızına da işkence edilmiştir. kadın ve kızına zanlı teşhis ettirilir, ancak mahkum suçunu bir türlü kabul etmez. bunun üzerine yakub cemil adamı önce iskemleye bağlar, ardından kafasının üstünü tıraş ettirir. sonrasında ise yardımcılarından birine mahkumlarda bolca bulunan bitlerden toplattırır. bunların içine koyulduğu teneke adamın başının üstüne kapatılıp bir örtüyle bağlanır, işkence saatlerce sürer, adam bayıldıkça yüzüne su dökerek ayıltırlar. adam en sonunda suçunu itiraf edince önce bir direğe bağlanır, ardından üzerine gazyağı dökülür ve yakub cemil sigarasını yaktığı kibriti adama atarak ateşe verir. adamın yanışını ağzında sigarasıyla, elleri arkasında seyreder.

kaynak: sevinç yavuz, kolici: bir seri katilin hikayesi (kitap).
devamını gör...

kullanıcı tarafından yüklenmiş görsel
devamını gör...

kullanıcı tarafından yüklenmiş görsel
devamını gör...

"yakın temas*" ufolojide bir kişinin dünya dışı akıllı yaşam formları ile kurduğu teması belirtmek için kullanılır. bu terminoloji ve sistemi ortaya ilk atan kişi astronom ve ufolog j. allen hynek dir.

hynek in orjinal sınıflandırmasında 3 tür vardır. 4. ve 5. tür başka kişiler tarafından ortaya atılmıştır ve evrensel olarak kabul görmez.

ve yine hynek e göre görülen şeyin bir yakın temas olduğundan emin olmak için 500 fitden daha yakında olması gerekir, böylece görülen şeyin başka bir hava aracı ve atmosferik fenomen olmadığından emin olunur. ayrıca 500 fitden uzak görsel temas sağlanamayan ve sadece radar ile tespit edilen ufolar yakın temas sayılmaz çünkü bazı atmosferik fenomenlerden ötürü radarlar zaman zaman yanılabiliyor.

hynek ufo gözlemlerini mesafelere göre 6 sınıfa ayırmıştır. 500 fit ve üzeri için gece görülmüşse "gece ışıkları" gündüz görülmüş ise "günışığı diskleri" radarda görülmüş ise "radar görselleri" olarak tanımlıyor.
500 fitin altına gelince yakın temas türlerine geçiyoruz.

1. türden yakınlaşmalar: 500 fitden daha yakın bir mesafede bir ufo görmek bu kategoriye giriyor, en sık yaşanan yakın temas türü budur.

2. türden yakınlaşmalar: fiziksel bir kanıt veya etki olan durumlar. örneğin 1. türde bir yakınlaşma sırasında gözlemciler üzerinde tuhaf etkiler olursa bu artık 2. türe yükseliyor. veya etraftaki hayvanlarda garip davranışlar ortaya çıkarsa ya da bir ekin çemberi, ufo enkazı, elektronik cihazlarda bozulma, kimyasal ve radyoaktif izler gibi şeyler görülürse kısacası fiziksel bir bulgu olursa bu 2. türden yakınlaşma sayılıyor.

3. türden yakınlaşmalar: bizzat hareketli bir varlığı görme durumudur, bu bir uzaylı olabilir, bir robot veya hologram olabilir. en az karşılaşılan ve sanırım henüz bir kaydı olmayan tek yakınlaşma türüdür.

ufolog ted bloecher hynek in "3. türden yakınlaşmalar" sınıflandırmasının 6 alt başlığı olduğunu ileri sürüyor bunlar:
a (aboard) : varlığın yalnızca ufonun içerisinde gözlemlenmesi durumu.
b (both) : varlığın ufonun hem içinde hem de dışında gözlemlenmesi durumu.
c (close) : varlığın ufonun yakınında gözlemlendiği ama içeri veya uzağa gitmediği durumu.
d (direct) : bir varlık görüldüğü halde bir ufo görülmemesi fakat eş zamanlı olarak bölgede ufo aktivitesi rapor edilmesi durumu.
e (excluded) : bir varlık görülmesi fakat bölgede hiçbir ufo aktivitesi rapor edilmemesi durumu.
f (frequence) : hiçbir ufo veya varlık görülmemesi fakat kişinin "akıllı iletişim" yaşaması durumu.

hynek in orjinal sınıflandırmasında bulunmayan fakat bazı çevrelerce kabul edilen diğer iki yakın temas türü:

4. türden yakınlaşmalar: kişinin dünya dışı akıllı yaşam formları tarafından kaçırıldığı (alıkonduğu) durumlardır. bunun evrensel olarak kabul görmeme nedeni bazı kişiler bu durumları bir kaçırılma vakası olarak görmemekte ve kişilerin kendi rızası ile olduğunu savunmaktadır ve bu yüzden 3. türe dahil edilmesi gerektiğini savunurlar. bazı kişiler ise tamamen kaçırılma olaylarının varlığını reddeder.

5. türden yakınlaşmalar: insan kaynaklı ve öncülüğünde dünya dışı akıllı yaşam formları ile iletişim başlatılması durumudur. ilk olarak steven greer tarafından ortaya atılmıştır. detaylı bilgi için (bkz: ce-5)
devamını gör...

bir insan sizin arkadaşlık isteğinizi kabul etmiyorsa iki üç dört kere daha istek göndermeyin. bu da bir taciz türüdür.

herhangi bir sosyal mecraya koyduğunuz fotoğrafı kimse beğenmek zorunda değildir, dm yolu ile "fotoğrafımı beğenir misin tatlım?" demeyin. komik çünkü.

sırf ortak arkadaşsınız diye kimseyi arkadaş ekleme hakkınız olduğunu düşünmeyin. efendim bize ne sizin kuzeninizin yengesinin oğlunun kardeşinden?
devamını gör...

normal sözlük'ü kullanarak 3. parti dahil tarayıcı çerezlerinin kullanımına izin vermektesiniz. Daha detaylı bilgi için çerez ve gizlilik politikamıza bakabilirsiniz.

online yazar listesini görmek için lütfen giriş yapın.
zaman tüneli köftehor rehberi portakal normal radyo kütüphane kulüpler renk modu online yazarlar puan tablosu yönetim kadrosu istatistikler iletişim