karınca
karıncalar.. karıncaların dünya üzerindeki nüfusları ile ilgili şehir efsanesi diyebileceğimiz düzeyde çokça bakış açısı bulunuyor. hemen hemen hepimiz duymuşuzdur; "dünyada bulunan tüm karıncaları tartmamız mümkün olsaydı eğer, karıncaların kütleleri dünyamızda yaşayan insanların kütlesiyle eş değer olurdu." şeklinde düşünceler dahi bulunmaktadır. bu düşünce çokça münazaraya konu olmuştur.
bu mevzu aslında büyük bir araştırmanın neticesi olarak ortaya çıkmış durumda. ve dünyadaki büyük üniversitelerde görev yapan bir çok profesör tarafından da bu düşünce kanıksanmış durumda. bu kanıyı karıncaların varlığının boyutunu hatırlatmak amacıyla bir kenara bırakalım. karıncaların her mevsime uygun yaşam koşullarına ayak uyduramadığı hepimizin malumu. özellikle yağışlı ve karlı havalarda ortalarda pek görünmezler. ülkemizde karıncalar yaz mevsimlerinde çalışmaya başlayan canlılardır. ve bu durum karıncalar için dezavantaj olarak görünmekte. ancak bu büyük olumsuz koşula rağmen dünya üzerindeki sayılarının çokluğunun sebebi, azimli, hırslı, taktiksel kurallara bağlı, ortak yaşama uygun, görev bilincine sahip olmalarından kaynaklıdır. karıncaların esasında sadece iç güdüsel hareket etmedikleri de ortada.
karıncaların şekerli maddeleri sevdikleri bilinen bir şey. nektar ve bitki sıvılarını özellikle ararlar. yapraklardaki bitlerin üretimi olan özüte asla karşı koyamazlar, bu onlar için büyük bir besin kaynağı ve anlaşılan oldukça da lezzetli. herhangi bir yerde yaprakların altına doğru akın eden karıncaları görürseniz eğer bilin ki yapraklar umurlarında değil. akın ettikleri şey yaprak bitlerinin ürettikleri özüttür. yapılan araştırmalara göre, karıncaların bu özüt üretimini yapan bitleri yuvalarına dahi götürdükleri görülmüştür. hatta karıncalar özüt üreten bitleri yuvalarına götürürler.
işin garibi şudur ki; bazı karıncalar buldukları bitkileri tüketmezler, onlarla beslenmezler. aksine çiftçilik ve tabiri caizse tarımla uğraşırlar. yaprak kesen karıncalar bulunur. bu karıncalar yaprağı adeta bir oduncunun, odunu kestiği gibi keserler. bunlardan daha kuvvetli olan karıncalar ise oduncu karıncaların kestiklerini yuvaya taşımakla meşgul olurlar. yuvalarına taşıdıkları bu yaprak parçalarını, tükürükleriyle çiğnerler. daha sonra dışkıları ile yoğururlar ve ortaya çıkan hamurumsu madde ile yuvalarındaki mantarları besler ve büyütürler.
şu anda dünya üzerinde tespiti yapılmış ve sınıflandırılmış olan 12 binin üzerinde karınca türü vardır. tespiti yapılanların dışında kalanların 2000 civarında olduğu, yani toplamda 14 bin tür karıncanın var olduğu tahmin edilmektedir. dünya üzerindeki hemen hemen her toprak parçasında karıncaların var olduğu bilinmektedir.
kaynakça:
1- tr.wikipedia.org/wiki/Kar%C...
2- www.bilimlebak.com/
3- www.olaganustukanitlar.com/...
bu mevzu aslında büyük bir araştırmanın neticesi olarak ortaya çıkmış durumda. ve dünyadaki büyük üniversitelerde görev yapan bir çok profesör tarafından da bu düşünce kanıksanmış durumda. bu kanıyı karıncaların varlığının boyutunu hatırlatmak amacıyla bir kenara bırakalım. karıncaların her mevsime uygun yaşam koşullarına ayak uyduramadığı hepimizin malumu. özellikle yağışlı ve karlı havalarda ortalarda pek görünmezler. ülkemizde karıncalar yaz mevsimlerinde çalışmaya başlayan canlılardır. ve bu durum karıncalar için dezavantaj olarak görünmekte. ancak bu büyük olumsuz koşula rağmen dünya üzerindeki sayılarının çokluğunun sebebi, azimli, hırslı, taktiksel kurallara bağlı, ortak yaşama uygun, görev bilincine sahip olmalarından kaynaklıdır. karıncaların esasında sadece iç güdüsel hareket etmedikleri de ortada.
karıncaların şekerli maddeleri sevdikleri bilinen bir şey. nektar ve bitki sıvılarını özellikle ararlar. yapraklardaki bitlerin üretimi olan özüte asla karşı koyamazlar, bu onlar için büyük bir besin kaynağı ve anlaşılan oldukça da lezzetli. herhangi bir yerde yaprakların altına doğru akın eden karıncaları görürseniz eğer bilin ki yapraklar umurlarında değil. akın ettikleri şey yaprak bitlerinin ürettikleri özüttür. yapılan araştırmalara göre, karıncaların bu özüt üretimini yapan bitleri yuvalarına dahi götürdükleri görülmüştür. hatta karıncalar özüt üreten bitleri yuvalarına götürürler.
işin garibi şudur ki; bazı karıncalar buldukları bitkileri tüketmezler, onlarla beslenmezler. aksine çiftçilik ve tabiri caizse tarımla uğraşırlar. yaprak kesen karıncalar bulunur. bu karıncalar yaprağı adeta bir oduncunun, odunu kestiği gibi keserler. bunlardan daha kuvvetli olan karıncalar ise oduncu karıncaların kestiklerini yuvaya taşımakla meşgul olurlar. yuvalarına taşıdıkları bu yaprak parçalarını, tükürükleriyle çiğnerler. daha sonra dışkıları ile yoğururlar ve ortaya çıkan hamurumsu madde ile yuvalarındaki mantarları besler ve büyütürler.
şu anda dünya üzerinde tespiti yapılmış ve sınıflandırılmış olan 12 binin üzerinde karınca türü vardır. tespiti yapılanların dışında kalanların 2000 civarında olduğu, yani toplamda 14 bin tür karıncanın var olduğu tahmin edilmektedir. dünya üzerindeki hemen hemen her toprak parçasında karıncaların var olduğu bilinmektedir.
kaynakça:
1- tr.wikipedia.org/wiki/Kar%C...
2- www.bilimlebak.com/
3- www.olaganustukanitlar.com/...
devamını gör...
evde beslemek istenilen yabani hayvanlar
beluga diyerek katıldığım başlıktır efendim. belki su faturası biraz fazla gelir ama canı sağ olsun. değer onun için.
devamını gör...
küçükken inandığımız yalanlar
kardeşimle atari yüzünden o kadar çok kavga ederdik ki annem "inşallah elektrikler kesilir. biliyorsunuz annelerin duaları kabul olur." derdi ve gerçekten elektrikler kesilirdi. sonradan öğrendik ki gidip şalteri indiriyormuş. biz sırf bu yüzden yıllarca uslu durduk.
devamını gör...
68 65 78 61 64 65 63 69 6d 61 6c
27 64 65 20 65 c4 9f 65 72 20 62 69 72 20 64 65 c4 9f 65 72 69 20 68 65 78 20 6f 6c 61 72 61 6b 20 79 61 7a 64 c4 b1 72 6d 61 6b 20 69 73 74 65 61 6d 73 69 31 36 27 6c c4 61 6e 6c 61 72 20 61 6e 6c 61 72 20 73
devamını gör...
meja (yazar)
nickini görmüşken ben de yazmak istedim.evet sözlükte kesinlikle bir ağırlığı var. yazdıklarında olgunluk ve tutarlılık söz konusu. böyle yazarların olması sözlüğün kalitesini arttırıyor. sözelci olduğum için yazılanları bazen anlamamış olabiliyorum ama anladıklarımı mutlaka beğenirim. takip ettiğim belli bir çizgide olan bilgi küpü yazarımız. buradaki varlığın bizi mutlu ediyor.
devamını gör...
rakı sofrası
güzel masadır be.ancak bir süre sonra herkesin gözleri hafif hafif kırmızılaşmaya başlar, kimse kimseyi dinleyemez hale gelir, herkes kendi sorununu diğer insanın sözüne atlayarak anlatmaya başlar.
bu "bir süre" çok kısa olabilir çok uzun da. lakin bence önemli olan işi bu raddeye getirmeyip, tatmin edici bir süre masada oturabilmek ve oturduğun gibi dimdik kalkabilmektir.
bu "bir süre" çok kısa olabilir çok uzun da. lakin bence önemli olan işi bu raddeye getirmeyip, tatmin edici bir süre masada oturabilmek ve oturduğun gibi dimdik kalkabilmektir.
devamını gör...
termal enerji
bir cisim ya da sistemin, kendisini oluşturan parçacıkların sıcaklıktan kaynaklı titreşim hareketlerinden doğan kinetik enerji dolayısıyla sahip olduğu iç enerji.
maddeler ısındığında onları oluşturan parçacıklar daha fazla titreşim hareketi yapar. bu nedenle madde ne kadar sıcak olursa termal enerjisi de o kadar yükselir.
maddeler ısındığında onları oluşturan parçacıklar daha fazla titreşim hareketi yapar. bu nedenle madde ne kadar sıcak olursa termal enerjisi de o kadar yükselir.
devamını gör...
idi amin
1971- 1979 yılları arasında devlet başkanlığı yapmış,ugandalı asker ve bilinen ünvanıyla (!)diktatördür.
1925 yılında uganda’da doğdu. afrika kraliyet birliği’ne katılarak,birmanya seferinde ,mau mau ayaklanmasında (kenya) görev yaptı. tarihin bana göre en tüyler ürpertici diktatörünün kariyeri askerliğiyle başlamış oldu.
kendisi aynı zamanda boksör ve rugby oyuncusuydu. kendisi 1,94 cm boyuyla iri yarı ve cüsseli bir adamdı.
1962’de uganda ‘sözde’ bağımsızlığına kavuşunca , o dönemki başkan milton obote ile yakınlık kurdu. bu yakınlık ona hava kuvvetleri komutanlığı getirse de , sonradan aralarının açılmasıyla görevden alındı. bu görevi esnasında, sikah kaçakçılığı yaptığı ve güney sudan’da isyancılara silah sattığı konusunda rivayetler bulunmaktadır. nitekim, bu zenginlik onu tatmin etmek yerine, hırsını körüklemekten başka bir işe yaramadı. her zaman gözü yükseklerdeydi; hırslıydı ve amaçlarının önünde engel onun için önemsizdi. 1971 yılında, obote’nin singapur’da olduğu sırada bunu fırsat bilip askeri darbe düzenledi. böylece hem devlet başkanı hem de silahlı kuvvetlerin komutanı oldu.
darbe dediysem tesadüfi darbe. siyaset bazen komik sahnelere neden olabiliyor. şimdi bu obote, idi amin’den huylanıyor. onu tehdit olarak görmesinden mütevellit bir plan yapıyor. kendisi yurt dışına çıkacak,ona yakın askerler de idi amin’i tutuklayacaktı. bunu haber alan idi amin, kendisine sadık olan askerlerce karşı saldırı yaparak düşmanlarını öldürdü. hazır öldürmüşken, bir de koltukta boşluk varken de kendini lider ilan etti. böylece şans eseri darbe yapmış oldu.
kendisi göreve hızlı başladı. önce milliyetçilik duygusuyla hareket ederek , ülkedeki asyalıları ülkeden sınır dışı etti. bundan en çok etkilenen de ugandalı hintliler oldu. aslında amacı, onları ülkeden kovarak, onların malvarlıklarını ugandalılar’a dağıtmaktı( sınırdışı edilirken sadece bir valiz alma hakları vardı). ama bu böyle olmadı tabi. onların kalan tüm malvarlıkları yandaşları tarafından tamamen talan edildi. fakir yine fakir kalırken, zengin daha da zenginleşti( durun ya bu bana bir yerden tanıdık geldi). tabi ticaret neyim anlamayan bu insanlar, ticareti olumsuz etkiledi ve büyük bir ekonomik çöküş yaşandı( bu da tanıdık geldi). ha hintlilerden kaçamayanlara neler oldu derseniz, onbinlercesi öldürülüp, yerli halkın ifadesine göre, victorya gölü’ne atılmış. o kadar çok kişi ölmüş ki, orada yaşayan balıklar, yıllarca o cesetleri yiyerek besilenmişler. şunu da belirteyim ki, yerli halk o gölden çıkan balıkları tüketmiyormuş.
ben müslümanım, ne işim var israil ile diyerek, israille tüm ilişkilerini kopardı ve filistin ve libya’nın yanında yer aldı. ayrıca 1976’da kendisini ömür boyu devlet başkanı ilan ettiğini de söylemeden edemeyeceğim.
kendisinin ünlü sözünü de araya serpiştireyim:
‘ifade özgürlüğü var ama ifade ettikten sonra olacakları garanti edemem’.
kendisi ile ilgili en tüyler ürpertici iddia ise bir hizmetçisi tarafından dile getirilmişti:
‘’idi amin'in sarayındaki buzdolaplarında insan kafaları bulunuyordu ve eski eşlerinden birinin paramparça cesedi bir araçta görülmüştü. ‘’
asıl onu çöküşe sürükleyen olay, filistin kurtuluş örgütü tarafından, çoğunluğu yahudi yolcusu olan tel aviv-fransa uçağını nın kaçırılması olayı oldu. uçak önce libya’ya ordan da uganda havalimanı’na inmişti. uçakta 248’i yolcu 260 kişi bulunmaktaydı. idi amin, eylemcilerin kendi ülkesinin havalimanına inmesine göz yummuş ve bu da tüm dünyada tepkilere neden olmuştu. pazarlıklar devam ederken, israil seçme askerlerden oluşan bir birliği uganda’ya gizlice gönderdi. bu birlik, tüm eylemcileri öldürdü, bununla kalmayıp 45 kadar ugandalı askeri öldürüp, 11 uganda savaş uçağını da imha etti. böyle bir saldırıdan rehinelerden sadece 3 kişinin ölmesi, bu saldırının başarısını ifade etmektedir. israil birliğinin başında kim mi vardı? benjamin netenyahu’nun ağabeyi, kendisi de bu çatışma esnasında ölmüştür. bu saldırının başarısı, idi amin’in tüm dünyada karizmasını ciddi şekilde çizdirmesine yol açmıştır.
kendisi akodli ve lango kabilelerinin yok edilmesi emrini verip , 300-500 bin kadar insanın ölümünden sorumlu olduğu iddia edilmektedir.
kısa devlet başkanlığı kariyeri(!) , 1978 yılında, uganda gerillalarının saldırıları sonucu, 1979’da başkente varmaları sonucu sona ermiştir. sonrada hayatını geçireceği suudi arabistan’a kaçmış ve orda da ölmüştür.
ölümünden sonra ülkemizde verilen ilan:

kaynakça: www.indyturk.com/node/37382...
tr.m.wikipedia.org/wiki/Idi...
1925 yılında uganda’da doğdu. afrika kraliyet birliği’ne katılarak,birmanya seferinde ,mau mau ayaklanmasında (kenya) görev yaptı. tarihin bana göre en tüyler ürpertici diktatörünün kariyeri askerliğiyle başlamış oldu.
kendisi aynı zamanda boksör ve rugby oyuncusuydu. kendisi 1,94 cm boyuyla iri yarı ve cüsseli bir adamdı.
1962’de uganda ‘sözde’ bağımsızlığına kavuşunca , o dönemki başkan milton obote ile yakınlık kurdu. bu yakınlık ona hava kuvvetleri komutanlığı getirse de , sonradan aralarının açılmasıyla görevden alındı. bu görevi esnasında, sikah kaçakçılığı yaptığı ve güney sudan’da isyancılara silah sattığı konusunda rivayetler bulunmaktadır. nitekim, bu zenginlik onu tatmin etmek yerine, hırsını körüklemekten başka bir işe yaramadı. her zaman gözü yükseklerdeydi; hırslıydı ve amaçlarının önünde engel onun için önemsizdi. 1971 yılında, obote’nin singapur’da olduğu sırada bunu fırsat bilip askeri darbe düzenledi. böylece hem devlet başkanı hem de silahlı kuvvetlerin komutanı oldu.
darbe dediysem tesadüfi darbe. siyaset bazen komik sahnelere neden olabiliyor. şimdi bu obote, idi amin’den huylanıyor. onu tehdit olarak görmesinden mütevellit bir plan yapıyor. kendisi yurt dışına çıkacak,ona yakın askerler de idi amin’i tutuklayacaktı. bunu haber alan idi amin, kendisine sadık olan askerlerce karşı saldırı yaparak düşmanlarını öldürdü. hazır öldürmüşken, bir de koltukta boşluk varken de kendini lider ilan etti. böylece şans eseri darbe yapmış oldu.
kendisi göreve hızlı başladı. önce milliyetçilik duygusuyla hareket ederek , ülkedeki asyalıları ülkeden sınır dışı etti. bundan en çok etkilenen de ugandalı hintliler oldu. aslında amacı, onları ülkeden kovarak, onların malvarlıklarını ugandalılar’a dağıtmaktı( sınırdışı edilirken sadece bir valiz alma hakları vardı). ama bu böyle olmadı tabi. onların kalan tüm malvarlıkları yandaşları tarafından tamamen talan edildi. fakir yine fakir kalırken, zengin daha da zenginleşti( durun ya bu bana bir yerden tanıdık geldi). tabi ticaret neyim anlamayan bu insanlar, ticareti olumsuz etkiledi ve büyük bir ekonomik çöküş yaşandı( bu da tanıdık geldi). ha hintlilerden kaçamayanlara neler oldu derseniz, onbinlercesi öldürülüp, yerli halkın ifadesine göre, victorya gölü’ne atılmış. o kadar çok kişi ölmüş ki, orada yaşayan balıklar, yıllarca o cesetleri yiyerek besilenmişler. şunu da belirteyim ki, yerli halk o gölden çıkan balıkları tüketmiyormuş.
ben müslümanım, ne işim var israil ile diyerek, israille tüm ilişkilerini kopardı ve filistin ve libya’nın yanında yer aldı. ayrıca 1976’da kendisini ömür boyu devlet başkanı ilan ettiğini de söylemeden edemeyeceğim.
kendisinin ünlü sözünü de araya serpiştireyim:
‘ifade özgürlüğü var ama ifade ettikten sonra olacakları garanti edemem’.
kendisi ile ilgili en tüyler ürpertici iddia ise bir hizmetçisi tarafından dile getirilmişti:
‘’idi amin'in sarayındaki buzdolaplarında insan kafaları bulunuyordu ve eski eşlerinden birinin paramparça cesedi bir araçta görülmüştü. ‘’
asıl onu çöküşe sürükleyen olay, filistin kurtuluş örgütü tarafından, çoğunluğu yahudi yolcusu olan tel aviv-fransa uçağını nın kaçırılması olayı oldu. uçak önce libya’ya ordan da uganda havalimanı’na inmişti. uçakta 248’i yolcu 260 kişi bulunmaktaydı. idi amin, eylemcilerin kendi ülkesinin havalimanına inmesine göz yummuş ve bu da tüm dünyada tepkilere neden olmuştu. pazarlıklar devam ederken, israil seçme askerlerden oluşan bir birliği uganda’ya gizlice gönderdi. bu birlik, tüm eylemcileri öldürdü, bununla kalmayıp 45 kadar ugandalı askeri öldürüp, 11 uganda savaş uçağını da imha etti. böyle bir saldırıdan rehinelerden sadece 3 kişinin ölmesi, bu saldırının başarısını ifade etmektedir. israil birliğinin başında kim mi vardı? benjamin netenyahu’nun ağabeyi, kendisi de bu çatışma esnasında ölmüştür. bu saldırının başarısı, idi amin’in tüm dünyada karizmasını ciddi şekilde çizdirmesine yol açmıştır.
kendisi akodli ve lango kabilelerinin yok edilmesi emrini verip , 300-500 bin kadar insanın ölümünden sorumlu olduğu iddia edilmektedir.
kısa devlet başkanlığı kariyeri(!) , 1978 yılında, uganda gerillalarının saldırıları sonucu, 1979’da başkente varmaları sonucu sona ermiştir. sonrada hayatını geçireceği suudi arabistan’a kaçmış ve orda da ölmüştür.
ölümünden sonra ülkemizde verilen ilan:

kaynakça: www.indyturk.com/node/37382...
tr.m.wikipedia.org/wiki/Idi...
devamını gör...
anayasamız kuran olsun
tek elden yönlendirilen birkaç soytarının açıp 6 binlere çektiği tag.
siz bizimle alay mı ediyorsunuz? bu ülkeye şeriat getirilmek istense en başta müslümanlar karşı çıkar. insanların her alanına müdahele eden, çağdışı ceza uygulamalarına sahip, çağdışı bir sistemi demokrasinin nimetlerini tatmış hangi aklı başında insan tercih eder?
kaldı ki bu ülkenin başındaki kişi en büyük şeriat destekçilerinden birisidir. en çok o ister ama 18 yılda gelebildiği nokta akşam 10'dan sonra içki satışını yasaklamak oldu. onu da avrupayı örnek vererek sunabildiler. şeriat rüyaları gören yarım akıllı tarikatçıların artık bu bünyenin böylesine bir gericiliği kabul etmeyeceğini anlaması gerekiyor. türkiye iran'a benzemez.
edit: yine birileri tarafından din düşmanı ilan edilmişiz. bir sistemin genel yapısı hakkında yargıya varabilmek için genel-geçer uygulamalarına bakabilirsiniz. isterseniz islam hukuku ile türk ceza hukuku arasındaki aynı eylemlere uygulanan cezai farkları bir irdeleyin. çağdışı mı değil mi ona göre karar veririz. neyin ne olduğunu bal gibi bildiğiniz halde sırf inandığınız tanrının dayatmalarını hakim kılmak adına laf kalabalığı yapıp modern hukukun bir gereği olan "demokratik taleplerin" arkasına da sığınmayın.
siz bizimle alay mı ediyorsunuz? bu ülkeye şeriat getirilmek istense en başta müslümanlar karşı çıkar. insanların her alanına müdahele eden, çağdışı ceza uygulamalarına sahip, çağdışı bir sistemi demokrasinin nimetlerini tatmış hangi aklı başında insan tercih eder?
kaldı ki bu ülkenin başındaki kişi en büyük şeriat destekçilerinden birisidir. en çok o ister ama 18 yılda gelebildiği nokta akşam 10'dan sonra içki satışını yasaklamak oldu. onu da avrupayı örnek vererek sunabildiler. şeriat rüyaları gören yarım akıllı tarikatçıların artık bu bünyenin böylesine bir gericiliği kabul etmeyeceğini anlaması gerekiyor. türkiye iran'a benzemez.
edit: yine birileri tarafından din düşmanı ilan edilmişiz. bir sistemin genel yapısı hakkında yargıya varabilmek için genel-geçer uygulamalarına bakabilirsiniz. isterseniz islam hukuku ile türk ceza hukuku arasındaki aynı eylemlere uygulanan cezai farkları bir irdeleyin. çağdışı mı değil mi ona göre karar veririz. neyin ne olduğunu bal gibi bildiğiniz halde sırf inandığınız tanrının dayatmalarını hakim kılmak adına laf kalabalığı yapıp modern hukukun bir gereği olan "demokratik taleplerin" arkasına da sığınmayın.
devamını gör...
hiponatremi
plazma sodyum değerinin 135meq/l altında olması durumudur.
temel sebep su tutulumuna bağlı solüsyon ya da renal(böbrekten)sodyum kaybıdır.
klinik bulgu olarak genellikle konfüzyon(bilinç bulanıklığı),letarji,papil ödem (göz çevresinde) gelişebilir.
hiponatremik hastada ilk olarak serum ozmolaritesi çalışılarak gerçek mi dilüsyonel mi ayırt etmek gerekir.
hipovolemik(kan volüm düşüklüğü ile giden) hiponatremi nedenleri arasında kusma,ishal, aşırı terleme, yanık,peritonit,pankreatit gibi idrarla atılan sodyumun azlığı (<20meq/l)ile karakterize durumlar olurken diüretik kullanımı,mineralokortikoid(aldosteron) eksikliği,tuz kaybettiren nefropatiler sodyum kaybının (>20meq/l) olduğu durumlarda vardır.
övolemik hiponatremide ilk akla gelmesi gereken uygunsuz adh sendromudur. ayriyeten aşırı bira alımı, aşırı su içimi,glukokortikoid eksikliği de neden olabilir.
hipervolemik hiponatremi yapanlar neden arasında kalp yetmezliği,siroz,nefrotik sendrom yer alır.
tedavisinde ciddi olgularda%3 lük nacl kullanılırken asemptomatik olgulardan sodyum düzeyi yavaş yavaş düzeltilmelidir.aksi takdirde santralnpontin miyelinozis gelişme riski vardır.
temel sebep su tutulumuna bağlı solüsyon ya da renal(böbrekten)sodyum kaybıdır.
klinik bulgu olarak genellikle konfüzyon(bilinç bulanıklığı),letarji,papil ödem (göz çevresinde) gelişebilir.
hiponatremik hastada ilk olarak serum ozmolaritesi çalışılarak gerçek mi dilüsyonel mi ayırt etmek gerekir.
hipovolemik(kan volüm düşüklüğü ile giden) hiponatremi nedenleri arasında kusma,ishal, aşırı terleme, yanık,peritonit,pankreatit gibi idrarla atılan sodyumun azlığı (<20meq/l)ile karakterize durumlar olurken diüretik kullanımı,mineralokortikoid(aldosteron) eksikliği,tuz kaybettiren nefropatiler sodyum kaybının (>20meq/l) olduğu durumlarda vardır.
övolemik hiponatremide ilk akla gelmesi gereken uygunsuz adh sendromudur. ayriyeten aşırı bira alımı, aşırı su içimi,glukokortikoid eksikliği de neden olabilir.
hipervolemik hiponatremi yapanlar neden arasında kalp yetmezliği,siroz,nefrotik sendrom yer alır.
tedavisinde ciddi olgularda%3 lük nacl kullanılırken asemptomatik olgulardan sodyum düzeyi yavaş yavaş düzeltilmelidir.aksi takdirde santralnpontin miyelinozis gelişme riski vardır.
devamını gör...
kendine aşık olur muydun sorunsalı
zaten öyleyim diyerek narsistliğin dibini sıyırma imkanım varken yapmıyorum.*
ciddi düşününce... merak ederdim belki, iyi de anlaşırdık şimdi aynıyız sonuçta da yok galiba uğraşmazdım, yorardı yani.
ciddi düşününce... merak ederdim belki, iyi de anlaşırdık şimdi aynıyız sonuçta da yok galiba uğraşmazdım, yorardı yani.
devamını gör...
sürekli şifre değiştirmemizi isteyen mobil uygulamalar
ulan yeter be, hafızamda yeni şifre kalmadı.
sırf giriş yapabilmek için abidik gubidik bir şey sallayıp bu seferde unutuyorum.
zaten kısıtlı işlemcim zayıf benim, rahat bırakın lan beni şifre değiştirmek istemiyorum.
sırf giriş yapabilmek için abidik gubidik bir şey sallayıp bu seferde unutuyorum.
zaten kısıtlı işlemcim zayıf benim, rahat bırakın lan beni şifre değiştirmek istemiyorum.
devamını gör...
zioland.00
ilk nickaltı yorumu bana kısmet olan yazardır. keyifle takip ediyorum efem. hoş geldiniz sefalar getirdiniz sözlüğümüze. çokça yazın çokça okuyalım sevgiler.
edit; daha sonra sohbet etme fırsatına eriştiğim mükemmel bir insan kendileri. çok genç bir kardeşimiz olduğunu öğrendiğim ve çok sevindiğim için tanımı güncellemek istedim. güzel dilli, tatlı mı tatlı, kibar bir kardeşimiz. kırmadan, dökmeden, yazmayı ve okumayı teşvik edecek şekilde yaklaşalım mümkünse kendilerine lütfen. daim olsun güzel kardeşim. hep yaz olur mu?
edit; daha sonra sohbet etme fırsatına eriştiğim mükemmel bir insan kendileri. çok genç bir kardeşimiz olduğunu öğrendiğim ve çok sevindiğim için tanımı güncellemek istedim. güzel dilli, tatlı mı tatlı, kibar bir kardeşimiz. kırmadan, dökmeden, yazmayı ve okumayı teşvik edecek şekilde yaklaşalım mümkünse kendilerine lütfen. daim olsun güzel kardeşim. hep yaz olur mu?
devamını gör...
doğu
4. ve 5. bölümle ilgili olabildiğince spoilersız naçizane değerlemdirmelerde bulunacağım. :
4. bölüm mükemmeldi. ilk 15 dakikada ofansif mizah kısmından baya rahatsızlık duydum. sanırım insanların yaratılışından gelen özellikleri ile dalga geçilmesinden hoşlanmıyorum. benim için bir insanın dış görünüşü ile dalga geçmekle engelli bir insanın engeli ile dalga geçmek arasında fark yok. bölümün mizah dozaşı baya yüksekti. birkaç kez kahkaha attım. ama özellikle bölümün sonuna ba-yıl-dım. hani bazen sizin için önemli ve hayatınızda yeri olan bir insandan fikir alırsınızda onun sizi anlamadığını ya da kendinizi ona anlatamadığını düşünürsünüz ya. ama sonra hayatınızda hiçbir yeri olmayan yabancı birisi çıkar size duymak istediğini söyler sizi rahatlatır. sizi bir saniyeliğinede olsa mutlu eder. işte bu bölümün sonu da aynen öyleydi.(tabi bu olay belki bir tek benim başıma gelmiştir. ve bu nedenle empati kurmuş olabilirim. bu sebepten bu kadar hoşuma gitmiştir belki.) yani sonuç olarak 4. bölüm benim ilk 5 bölüm arasında en sevdiğim ve en beğendiğim bölümdü.
5. bölüme gelecek olursak yine inceden ofansif bir mizah vardı. ofansif mizahı sevmememe rağmen diziyi baya sevdim 5. bölümde kişisel gelişim mevzusuna sağlam bir eleştiri vardı. 1. bölümdeki sohbete çağıran arkadaş bu bölümde de vardı. dizide demekki devamlı olacak. bölümün sonunda doğu yine kendine inanan kendini anlayan birisini buldu. o da ufaktan bir mutlu etmedi değil.
diziyi genel olarak eleştirecek olursam bu dizi 5. bölüm itibari ile olmuş. hem de baya iyi olmuş. türkiye "gibi" ve "doğu" gibi dijital platformda çok iyi iki komedi dizisi kazandı.
ikisinide zevkle takip edeceğim.
4. bölüm mükemmeldi. ilk 15 dakikada ofansif mizah kısmından baya rahatsızlık duydum. sanırım insanların yaratılışından gelen özellikleri ile dalga geçilmesinden hoşlanmıyorum. benim için bir insanın dış görünüşü ile dalga geçmekle engelli bir insanın engeli ile dalga geçmek arasında fark yok. bölümün mizah dozaşı baya yüksekti. birkaç kez kahkaha attım. ama özellikle bölümün sonuna ba-yıl-dım. hani bazen sizin için önemli ve hayatınızda yeri olan bir insandan fikir alırsınızda onun sizi anlamadığını ya da kendinizi ona anlatamadığını düşünürsünüz ya. ama sonra hayatınızda hiçbir yeri olmayan yabancı birisi çıkar size duymak istediğini söyler sizi rahatlatır. sizi bir saniyeliğinede olsa mutlu eder. işte bu bölümün sonu da aynen öyleydi.(tabi bu olay belki bir tek benim başıma gelmiştir. ve bu nedenle empati kurmuş olabilirim. bu sebepten bu kadar hoşuma gitmiştir belki.) yani sonuç olarak 4. bölüm benim ilk 5 bölüm arasında en sevdiğim ve en beğendiğim bölümdü.
5. bölüme gelecek olursak yine inceden ofansif bir mizah vardı. ofansif mizahı sevmememe rağmen diziyi baya sevdim 5. bölümde kişisel gelişim mevzusuna sağlam bir eleştiri vardı. 1. bölümdeki sohbete çağıran arkadaş bu bölümde de vardı. dizide demekki devamlı olacak. bölümün sonunda doğu yine kendine inanan kendini anlayan birisini buldu. o da ufaktan bir mutlu etmedi değil.
diziyi genel olarak eleştirecek olursam bu dizi 5. bölüm itibari ile olmuş. hem de baya iyi olmuş. türkiye "gibi" ve "doğu" gibi dijital platformda çok iyi iki komedi dizisi kazandı.
ikisinide zevkle takip edeceğim.
devamını gör...
aşk
hayatı esir eden üç harfli büyü.
devamını gör...
yazarların apartman girişine asmak istediği duyurular
bu binada insanların yaşadığını unutmayın.
devamını gör...
parfümün dansı
dün sipariş vermiş olduğum kitap. bu kitabı öneren değerli yazar arkadaşım (bkz: ruyaymis) 'a da ukte mi doldurduğu için ayrıca teşekkür ediyorum.
devamını gör...
paradigma
paradigma belirli bir gerçekliğin ortak terimlerle algılanışını ve anlaşılmasını sağlayan kavramsal çerçevedir.
paradigma bilim adamının araştırması kapsamında sahip olduğu değerler, inanç ve kültürel özelliklerden oluşur. kısacası paradigma bilim adamının dünyaya bakış ve dünyayı yorumlayışında kullandığı gözlük, dünyayı anlayış yöntemidir. bu nedenle yaşadığı çağdan, içinde oluştuğu kültürden ve bilim adamının kişiliğinden koparılarak incelenemez. bilim onu oluşturan bilim adamları topluluğundan soyutlanamaz. bilimi incelemek için onu oluşturan bilim adamlarını incelemek gerekir. bilim adamını incelemek için de onun yetiştiği coğrafyayı, tarihi, toplumu, kültürü, ideolojileri ve diğer etkenleri göz önünde bulundurmak gerekir.
farklı bilim adamları farklı zamanlarda farklı bilimsel paradigmalarla çalışıp doğayı farklı paradigmalarla incelemişlerdir. thomas samuel kuhn'a göre bilimsel gelişme süreci bir paradigmadan diğerine geçişle gerçekleşir. bunun bilim tarihinde sayısız örneği vardır. örneğin aristotales fiziğinin oluşturduğu paradigmalardan, newton fiziğine karşılık gelen paradigmaya ve einstein fiziğine; batlamyus astronomisinden kopernik'in güneş merkezli sistemine geçiş olağan bilimin dışına çıkılarak gerçekleştirilen bilimsel devrimler için birer örnektir.
bilim birikerek değil devrimsel kopuşlarla sıçrayarak ilerler. bir paradigmadan diğerine geçiş bilimsel devrim olarak nitelenir. eski paradigmanın cevaplayamadığı sorular ortaya çıktığında ve bu tip soruların sayısı arttığında yeni görüşleriyle doğayı farklı bir bakış açısıyla yorumlayan yeni bir paradigmaya geçiş olur. bu yeni paradigma eski paradigmayı düzelten ya da geliştiren bir model değildir. dünyayı anlama ve açıklamada farklı bir çerçeve sunan, farklı bir algı modelidir. sonuç olarak bilimsel gelişmeler düz bir doğru boyunca ilerlemez bilimde birikim yerine değişimden söz etmek gerekir.
bilimin gelecekte her şeyi açıklayabileceği görüşü gerçeği yansıtmaz. çünkü bilim, belli alanın belli koşullarında ve belli yöntemleriyle edinilmiş bilgisidir.
bilimler birbirine indirgenemez. çünkü olaylar bu yönde gelişmez. gerçeğin farklı boyutları ancak değişik bilimlerin verileriyle açıklanabilir.
popper'a göre bilimde esas olan ölçüt "doğrulanabilirlik" değil "yanlışlanabilirlik"tir. hiçbir bilimsel önerme mutlak anlamda doğrulanabilme özelliğine sahip değildir. yanlışlanmadığı sürece biz o önermenin "doğru" olduğunu kabul ederiz. en bilindik örnek kuğu örneğidir.
"bütün kuğular beyazdır" önermesi doğrulanarak kanıtlanamaz. çünkü evrendeki tüm kuğuları gözlemleyemeyiz. bu önerme aksi ispat edilene kadar doğru kabul edilir. bu da "tümevarım" yönteminin temelsiz olduğunu gösterir.
paradigma bilim adamının araştırması kapsamında sahip olduğu değerler, inanç ve kültürel özelliklerden oluşur. kısacası paradigma bilim adamının dünyaya bakış ve dünyayı yorumlayışında kullandığı gözlük, dünyayı anlayış yöntemidir. bu nedenle yaşadığı çağdan, içinde oluştuğu kültürden ve bilim adamının kişiliğinden koparılarak incelenemez. bilim onu oluşturan bilim adamları topluluğundan soyutlanamaz. bilimi incelemek için onu oluşturan bilim adamlarını incelemek gerekir. bilim adamını incelemek için de onun yetiştiği coğrafyayı, tarihi, toplumu, kültürü, ideolojileri ve diğer etkenleri göz önünde bulundurmak gerekir.
farklı bilim adamları farklı zamanlarda farklı bilimsel paradigmalarla çalışıp doğayı farklı paradigmalarla incelemişlerdir. thomas samuel kuhn'a göre bilimsel gelişme süreci bir paradigmadan diğerine geçişle gerçekleşir. bunun bilim tarihinde sayısız örneği vardır. örneğin aristotales fiziğinin oluşturduğu paradigmalardan, newton fiziğine karşılık gelen paradigmaya ve einstein fiziğine; batlamyus astronomisinden kopernik'in güneş merkezli sistemine geçiş olağan bilimin dışına çıkılarak gerçekleştirilen bilimsel devrimler için birer örnektir.
bilim birikerek değil devrimsel kopuşlarla sıçrayarak ilerler. bir paradigmadan diğerine geçiş bilimsel devrim olarak nitelenir. eski paradigmanın cevaplayamadığı sorular ortaya çıktığında ve bu tip soruların sayısı arttığında yeni görüşleriyle doğayı farklı bir bakış açısıyla yorumlayan yeni bir paradigmaya geçiş olur. bu yeni paradigma eski paradigmayı düzelten ya da geliştiren bir model değildir. dünyayı anlama ve açıklamada farklı bir çerçeve sunan, farklı bir algı modelidir. sonuç olarak bilimsel gelişmeler düz bir doğru boyunca ilerlemez bilimde birikim yerine değişimden söz etmek gerekir.
bilimin gelecekte her şeyi açıklayabileceği görüşü gerçeği yansıtmaz. çünkü bilim, belli alanın belli koşullarında ve belli yöntemleriyle edinilmiş bilgisidir.
bilimler birbirine indirgenemez. çünkü olaylar bu yönde gelişmez. gerçeğin farklı boyutları ancak değişik bilimlerin verileriyle açıklanabilir.
popper'a göre bilimde esas olan ölçüt "doğrulanabilirlik" değil "yanlışlanabilirlik"tir. hiçbir bilimsel önerme mutlak anlamda doğrulanabilme özelliğine sahip değildir. yanlışlanmadığı sürece biz o önermenin "doğru" olduğunu kabul ederiz. en bilindik örnek kuğu örneğidir.
"bütün kuğular beyazdır" önermesi doğrulanarak kanıtlanamaz. çünkü evrendeki tüm kuğuları gözlemleyemeyiz. bu önerme aksi ispat edilene kadar doğru kabul edilir. bu da "tümevarım" yönteminin temelsiz olduğunu gösterir.
devamını gör...
akansel koç
--- alıntı ---
türkiye deri sanayii işverenleri sendikası (tüdis) genel sekreteri olan akansel koç, 1971 yılında sivas’ta doğdu. öğrenim hayatını müteakip uzman olarak işe başladı.
1993 yılından itibaren milli prodüktivite merkezi genel sekreterlik görevini yürütmekte olup bunun yanı sıra halen; asgari ücret tespit komisyonu üyeliği (1997-…..),tobb deri ve deri ürünleri meclis üyeliği, istanbul il istihdam ve mesleki eğitim kurulu denetleme kurulu üyeliği, uşak il istihdam ve mesleki eğitim kurulu üyeliği, tuzla kent konseyi üyeliği görevlerini devam ettirmektedir. 7, 8 ve 9. kalkınma planlarında deri sektörü temsilcisi olarak görev almıştır. 1997 yılından itibaren de ılo tisk heyeti içerisinde yer almaktadır.
ıv. izmir iktisat kongresinde de görev almanın yanı sıra ve deri sektöründe çeşitli projelere koordinatörlük yapmıştır.
endüstri ilişkileri ve çalışma hayatı başta olmak üzere ekonomik ve sosyal konularda çeşitli dergi, gazete ve yayın organlarında araştırma, inceleme ve makaleleri yayınlanan akansel koç’un “çalışma hayatında yeni dönem” adlı bir kitabı da bulunmaktadır.
akansel koç, milli prodüktivite merkezi’nin 20 mart 2009 tarihinde gerçekleştirilen 48. genel kurulu’nda yönetim kurulu başkanı seçilmiştir.
--- alıntı --- buradan
bu adamın adını en son 2019 yılında ki asgari ücret toplantıları esnasında duyduk, hatırlayanlarınız vardır. merak ettim adamı biraz araştırdım ve iş çevrelerinde işveren fedaisi lakabı ile anıldığını öğrendim. o zaman bir platformda yazmıyoruz tabi ama ekşi sözlük okuyorum hep dedim oraya bir bakayım e kutsal bilgi kanağı malum illa ki birşeyler yazıyordur. girdim şahsın adını yazdım ama oda ne aman tanrım didim sjsjsjsj. hakkında açılmış bir başlık ve girilmiş bir entry de yoktu.
tabi sonra biraz daha araştırınca ve malum ekşide reklam olayları vs. çoktan patlamıştı o dönem dedim adamın kesin ortaklardan veyahut patronlardan biriyle organik bir bağı kesinlikle var. asgari ücret ile alakalı birkaç haber gözüme ilişince aklıma geldi bu zat, bende girip tekrar ekşiye baktım varmı birşey diye ama tabiki yoktu şaşırmadım. kafa sözlükte başlığını ben açayım bari diye niyetlenerek bu başlığı açtım. ilgili bir haberi ve malum şahsın fotoğrafını buraya bırakıyorum.
ilgili haber:www.evrensel.net/haber/7731...

türkiye deri sanayii işverenleri sendikası (tüdis) genel sekreteri olan akansel koç, 1971 yılında sivas’ta doğdu. öğrenim hayatını müteakip uzman olarak işe başladı.
1993 yılından itibaren milli prodüktivite merkezi genel sekreterlik görevini yürütmekte olup bunun yanı sıra halen; asgari ücret tespit komisyonu üyeliği (1997-…..),tobb deri ve deri ürünleri meclis üyeliği, istanbul il istihdam ve mesleki eğitim kurulu denetleme kurulu üyeliği, uşak il istihdam ve mesleki eğitim kurulu üyeliği, tuzla kent konseyi üyeliği görevlerini devam ettirmektedir. 7, 8 ve 9. kalkınma planlarında deri sektörü temsilcisi olarak görev almıştır. 1997 yılından itibaren de ılo tisk heyeti içerisinde yer almaktadır.
ıv. izmir iktisat kongresinde de görev almanın yanı sıra ve deri sektöründe çeşitli projelere koordinatörlük yapmıştır.
endüstri ilişkileri ve çalışma hayatı başta olmak üzere ekonomik ve sosyal konularda çeşitli dergi, gazete ve yayın organlarında araştırma, inceleme ve makaleleri yayınlanan akansel koç’un “çalışma hayatında yeni dönem” adlı bir kitabı da bulunmaktadır.
akansel koç, milli prodüktivite merkezi’nin 20 mart 2009 tarihinde gerçekleştirilen 48. genel kurulu’nda yönetim kurulu başkanı seçilmiştir.
--- alıntı --- buradan
bu adamın adını en son 2019 yılında ki asgari ücret toplantıları esnasında duyduk, hatırlayanlarınız vardır. merak ettim adamı biraz araştırdım ve iş çevrelerinde işveren fedaisi lakabı ile anıldığını öğrendim. o zaman bir platformda yazmıyoruz tabi ama ekşi sözlük okuyorum hep dedim oraya bir bakayım e kutsal bilgi kanağı malum illa ki birşeyler yazıyordur. girdim şahsın adını yazdım ama oda ne aman tanrım didim sjsjsjsj. hakkında açılmış bir başlık ve girilmiş bir entry de yoktu.
tabi sonra biraz daha araştırınca ve malum ekşide reklam olayları vs. çoktan patlamıştı o dönem dedim adamın kesin ortaklardan veyahut patronlardan biriyle organik bir bağı kesinlikle var. asgari ücret ile alakalı birkaç haber gözüme ilişince aklıma geldi bu zat, bende girip tekrar ekşiye baktım varmı birşey diye ama tabiki yoktu şaşırmadım. kafa sözlükte başlığını ben açayım bari diye niyetlenerek bu başlığı açtım. ilgili bir haberi ve malum şahsın fotoğrafını buraya bırakıyorum.
ilgili haber:www.evrensel.net/haber/7731...

devamını gör...
iz bırakan kitap cümleleri
'sevgiye inanmadığın doğru değil, anne. tersine öylesine çok inanıyorsun ki, çevrendeki sevgi azlığından ve bu azıcık sevginin bile hiçbir zaman eksiksiz olamadığından deli gibi acı duyuyorsun. sevgiden oluşmuş bir kişisin sen. ama, yaşama inanmıyorsan eğer sevgiye inanmak yeterli mi?'
doğmamış çocuğa mektup-oriana fallaci
bu kitabı ortaokulda falan okumuştum.alt benliğime öyle işlemiş ki;hala çocuk dünyaya getirmenin ne kadar doğru olup olmadığını sorgulatır bana.
doğmamış çocuğa mektup-oriana fallaci
bu kitabı ortaokulda falan okumuştum.alt benliğime öyle işlemiş ki;hala çocuk dünyaya getirmenin ne kadar doğru olup olmadığını sorgulatır bana.
devamını gör...