rodrigo'nun gitar konçertosu
son isteği sorulduğunda;
-demli bir çay ve filtreli sigara dedi. ucuz diye filtresiz içmekten ellerimiz sarardı.
-ve rodrigo’nun gitar konçertosunu dinlemek istiyorum.
o an orada bulunan sıkıyönetim komutanları, idam kararı veren mahkeme heyeti, birkaç er ve gardiyanlar anlamamışlardı bu isteği.
peki ama 24 yaşında dar ağacına giden biri neden bu konçertoyu dinlemek istemişti?
üstte yazar arkadaş uzunca açıklamış ama ben bi özet geçeyim;
ispanya’da hitler ve musollini destegi ile iktidara franco gelir. o dönemde ispanya’da iç savaş başlar ve çoğunluğu sosyalist olan altyüzbin insan öldürülür.
rodrigo 1939 yılında bu savaşı anlatmak ister, gözleri görmedigi için eşine bölümler halinde yaptırır konçertoyu.
icrası en zor eserlerden biridir.
6 mayıs 1972 saat 05:30
demli çayını ve sigarasını içti. konçertonun bitmesini bekledi. sonra idam sehpasına yürümek için ayağa kalktı. ancak ayaklarında prangalar vardı. avukatı halit çelenk “prangalar açılsın, bu şekilde idama götüremezsiniz”. prangalar açıldı.
24 yaşında dağ gibi bir genç yere sağlam basa basa yürüdü. ulucanlar cezaevinde tüm mahkumlar ıslıklarla konçertoya devam etti...
ölüme giderken konçerto dinledi. öldürüldükten sonra onun için kitaplar, şiirler, şarkılar yazıldı.
ama yinede can yücel’in dediği gibi;
“aşk olsun be çocuk...”
edit: konçerto istenmiş. son görüntüleriyle ekliyorum.
denizegider
-demli bir çay ve filtreli sigara dedi. ucuz diye filtresiz içmekten ellerimiz sarardı.
-ve rodrigo’nun gitar konçertosunu dinlemek istiyorum.
o an orada bulunan sıkıyönetim komutanları, idam kararı veren mahkeme heyeti, birkaç er ve gardiyanlar anlamamışlardı bu isteği.
peki ama 24 yaşında dar ağacına giden biri neden bu konçertoyu dinlemek istemişti?
üstte yazar arkadaş uzunca açıklamış ama ben bi özet geçeyim;
ispanya’da hitler ve musollini destegi ile iktidara franco gelir. o dönemde ispanya’da iç savaş başlar ve çoğunluğu sosyalist olan altyüzbin insan öldürülür.
rodrigo 1939 yılında bu savaşı anlatmak ister, gözleri görmedigi için eşine bölümler halinde yaptırır konçertoyu.
icrası en zor eserlerden biridir.
6 mayıs 1972 saat 05:30
demli çayını ve sigarasını içti. konçertonun bitmesini bekledi. sonra idam sehpasına yürümek için ayağa kalktı. ancak ayaklarında prangalar vardı. avukatı halit çelenk “prangalar açılsın, bu şekilde idama götüremezsiniz”. prangalar açıldı.
24 yaşında dağ gibi bir genç yere sağlam basa basa yürüdü. ulucanlar cezaevinde tüm mahkumlar ıslıklarla konçertoya devam etti...
ölüme giderken konçerto dinledi. öldürüldükten sonra onun için kitaplar, şiirler, şarkılar yazıldı.
ama yinede can yücel’in dediği gibi;
“aşk olsun be çocuk...”
edit: konçerto istenmiş. son görüntüleriyle ekliyorum.
denizegider
devamını gör...
anneler günü
üniversiteye kadar benim de sosyal mecralara fotoğraflar yükleyerek, anneme slaytlar hazırlayarak kutladığım bir gündü. hiç "acaba birinin canını acıtır mıyım, üzer miyim?" diye düşünmemiştim.
peki üniversitede ne değişti?
3. sınıfta topluma hizmet uygulamaları isimli bir dersimiz vardı. bu ders kapsamında çocuk esirgeme kurumuna staja gitmemiz gerekiyordu. buraya kadar her şey iyi güzel; "zaten çocukları da severim, onlarla vakit geçirir karşılıklı mutlu oluruz" diye düşünüyordum.
ama öyle olmuyormuş.
daha kapıdan girer girmez küçüklü büyüklü onlarca çocuk gözlerinizin içine öyle bir sevgi açlığı ile bakıyorlar ki kalbinizin sıkıştığınızı içeride bir yerlerin cayır cayır yandığını hissediyorsunuz. odaya adımınızı atar atmaz sanki sizin gelmenizi bekliyorlarmış gibi elinizi tutup bacaklarınıza sarılıyorlar ve hepsinin dilinde tek bir kelime var "anne". onlar için onlara sevgi gösteren, elini tutan, başını okşayan herkes anne.
kurumda çalışan görevliler çocuklarla çok bağ kurmamamızı, bunun hem bizi hem onları olumsuz etkilediğini ve sonrasında her iki tarafında üzüldüğünü söylediler. tecrübeliydiler ve haklılardı. stajdan çıktığım her gün o çocukları orada bırakmamın ağırlığı tonlarca bir ağırlık gibi bindi omuzlarıma. hani böyle derin bir nefes alıp rahatlamak istersiniz de alamazsınız ya staj sonrasında alamadım o derin nefesi, kaldı içimde.
o staj günlerinden sonra hiçbir anneler gününü sosyal mecraları geçtim, annemden başka bir üçüncü şahsın duyup görebileceği bir yerde kutlamadım. çok büyük konuşmak istemiyorum ama kutlamam da sanırım.
son olarak yetimhaneden bir anne fotoğrafı bırakıp tanımı bitireyim.
peki üniversitede ne değişti?
3. sınıfta topluma hizmet uygulamaları isimli bir dersimiz vardı. bu ders kapsamında çocuk esirgeme kurumuna staja gitmemiz gerekiyordu. buraya kadar her şey iyi güzel; "zaten çocukları da severim, onlarla vakit geçirir karşılıklı mutlu oluruz" diye düşünüyordum.
ama öyle olmuyormuş.
daha kapıdan girer girmez küçüklü büyüklü onlarca çocuk gözlerinizin içine öyle bir sevgi açlığı ile bakıyorlar ki kalbinizin sıkıştığınızı içeride bir yerlerin cayır cayır yandığını hissediyorsunuz. odaya adımınızı atar atmaz sanki sizin gelmenizi bekliyorlarmış gibi elinizi tutup bacaklarınıza sarılıyorlar ve hepsinin dilinde tek bir kelime var "anne". onlar için onlara sevgi gösteren, elini tutan, başını okşayan herkes anne.
kurumda çalışan görevliler çocuklarla çok bağ kurmamamızı, bunun hem bizi hem onları olumsuz etkilediğini ve sonrasında her iki tarafında üzüldüğünü söylediler. tecrübeliydiler ve haklılardı. stajdan çıktığım her gün o çocukları orada bırakmamın ağırlığı tonlarca bir ağırlık gibi bindi omuzlarıma. hani böyle derin bir nefes alıp rahatlamak istersiniz de alamazsınız ya staj sonrasında alamadım o derin nefesi, kaldı içimde.
o staj günlerinden sonra hiçbir anneler gününü sosyal mecraları geçtim, annemden başka bir üçüncü şahsın duyup görebileceği bir yerde kutlamadım. çok büyük konuşmak istemiyorum ama kutlamam da sanırım.
son olarak yetimhaneden bir anne fotoğrafı bırakıp tanımı bitireyim.
devamını gör...
sen benim telefonumu ver ben sana kimliğimi vericem
2021'e girerken,saarhoş haliyle polisleri kafaya alan bu abimizi uzun bir süre unutmayacağımız kesin.buyrun;
devamını gör...
an itibarıyla yazarların nerede olup ne yaptığı sorusu
size ne , kime ne ?
bu başlıkları açanların bir eli de ekşi de dolaşıyor.
orada açılırdı böyle saçma sapan başlıklar, burada da birebir aynılarını oldukça fazla görmeye başladık.
sağdan soldan saçma sapan başlık alacağınıza , azıcık düşünün, faydalı ya da faydasız ama size ait birşeyler olsun .
haa bunu yapanlar yine ekşi'deki ergenler , ondan da çok eminim .çünkü aklı başında, hayatın gerçekleriyle savaşan hiç kimse böyle saçma sapan başlık açmaz.
edit : millet de hazır bekliyo gibi ,
sorsalar da ne yaptığımı söylesem diye .
kimi yemek yapıyorum demiş, kimi çalışıyorum vs.vs.
bizde mi sorun millette mi anlamadım gitti .
bu başlıkları açanların bir eli de ekşi de dolaşıyor.
orada açılırdı böyle saçma sapan başlıklar, burada da birebir aynılarını oldukça fazla görmeye başladık.
sağdan soldan saçma sapan başlık alacağınıza , azıcık düşünün, faydalı ya da faydasız ama size ait birşeyler olsun .
haa bunu yapanlar yine ekşi'deki ergenler , ondan da çok eminim .çünkü aklı başında, hayatın gerçekleriyle savaşan hiç kimse böyle saçma sapan başlık açmaz.
edit : millet de hazır bekliyo gibi ,
sorsalar da ne yaptığımı söylesem diye .
kimi yemek yapıyorum demiş, kimi çalışıyorum vs.vs.
bizde mi sorun millette mi anlamadım gitti .
devamını gör...
bilet
tdk'ya göre; "para ile alınan ve konser, sinema, tiyatro vb. eğlence yerlerine girme, ulaşım araçlarına binme veya bir talih oyununa katılma imkânını veren belge."
"tópos mou, nasıl olur?
cehennemin biletlerini çoktan almamış mıydık biz? o ilk duvarı yıkıp yanına geldiğimde, hani rüzgar denizden ediyordu o gece? zakkum konularının ne kadar baygın ve ağır olduğunu, üstümüze yapışıp kaldığını hatırlamıyor musun? yerlerde hasırlar vardı, evin yanında hayıtlar?
hiçbir şey hatırlamıyor musun? ilk sen öpmüştün beni be kadın? ben sana bakıyordum, içerisi karanlıktı, ay ışığının vücudumuza dokunmasına saatler vardı ve üstümüz iyot ve zakkum kokuyordu?
o bilet hâlâ cebimde benim, üstelik iki kişilik..
hiç mi hatırlamıyorsun?
"tópos mou, nasıl olur?
cehennemin biletlerini çoktan almamış mıydık biz? o ilk duvarı yıkıp yanına geldiğimde, hani rüzgar denizden ediyordu o gece? zakkum konularının ne kadar baygın ve ağır olduğunu, üstümüze yapışıp kaldığını hatırlamıyor musun? yerlerde hasırlar vardı, evin yanında hayıtlar?
hiçbir şey hatırlamıyor musun? ilk sen öpmüştün beni be kadın? ben sana bakıyordum, içerisi karanlıktı, ay ışığının vücudumuza dokunmasına saatler vardı ve üstümüz iyot ve zakkum kokuyordu?
o bilet hâlâ cebimde benim, üstelik iki kişilik..
hiç mi hatırlamıyorsun?
devamını gör...
normal sözlük bahar etkinliği
etkileşimi ve sözlüğün kalitesini arttırmaya yönelik düşünülmüş gayet güzel bir etkinlik.
uzun ve içi dolu dolu tanımlar yazmaya çoğunlukla zaman bulamasam da en azından buna zaman ayırabilen sevgili yazarlarımız okuduğumu bilsinler isterim.
okunmak; hediyeler ve karma puandan daha büyük bir motivasyon kaynağı benim için. benim gibi düşünenler de olduğuna eminim. ve benim gibi sessizce okuyanlar olduğuna da eminim.
yazdıkça da okudukça da çoğalır insan.
uzun ve içi dolu dolu tanımlar yazmaya çoğunlukla zaman bulamasam da en azından buna zaman ayırabilen sevgili yazarlarımız okuduğumu bilsinler isterim.
okunmak; hediyeler ve karma puandan daha büyük bir motivasyon kaynağı benim için. benim gibi düşünenler de olduğuna eminim. ve benim gibi sessizce okuyanlar olduğuna da eminim.
yazdıkça da okudukça da çoğalır insan.
devamını gör...
johann wolfgang von goethe
sihir kendine inanmaktır. kendine inanabilirsen her şeyi yapabilmen mümkündür.sözünün sahibidir.
devamını gör...
kürtleri sevmemek
küfür ve hakaret olmadığı sürece ifade özgürlüğüdür. tıpkı bir rusu, ingilizi, türkü, arabı, italyanı sevmemek gibi örnek verilebilir.
devamını gör...
ülkede herkesin her konuda uzman olması
özellikle hastalıklar için herkesin bir tedavi yöntemi vardır. bir grip veya nezle için mahalleli teyzelerden en az 20 tarif almışlığım var.
devamını gör...
hayalistan
büyük bir okyanus ve içerisindeki bi’ kaç adacıktan oluşmuş gayet sanal ve de hayal bi’yer, hayalistan burası. adalarında dağları var tepelerine ulaşmaya nefes yetmeyen ve türlü türlü ağaçlar, kimisi meyve kimisi sadece oksijen veren. adalarından birisinin bir köşesi yanmakta ve tek nüfusu oraya doğru yüzmekte. söndüremeyeceği bilincinde onca su içerisinde biçare..
düşler beni terk ettiği için mi içmeye başladım yoksa içmeye başladığım için mi düşler beni terk etti, hatırlamıyorum. bütün çözüm yolları çürütülmüş, son sigara söndürülmüş şarkının bitmesini beklendikten sonra doğudan yükseleni alıp arkama yola koyulmuştum oysa, batışına yakın çözümlerimi bulmak adına..
hiç bir şey almamıştım yanıma, terk etmiştim bütün düşünceleri ve o'na gitmiştim safça. hiç bir düş sadece bi'düş değildi madem, gerçek bir 'hiç kimse' olmaktansa sahte bile olsa 'biri' olmayı hat etmiyor muydum.?
bilinç korkunç bi' lanetmiş. düşünürsün, hissedersin ve acı çekersin, sonrası yok. kendimden başka her şeyi hatırlıyorum şu an, gözümü kapadım artık dengesiz kaderlere, umurumda değil bu dünya. hatta canım bile cehenneme..
bir böcek daha düştü, kıpraşır durur beynimde. bu açıklanamaz ama hissedersin. hayatın boyunca dünyayla ilgili bazı şeylerin yanlış olduğunu hissetmişsindir. ne olduğunu bilemezsin, ama o' oradadır; beynine saplanmış bir kıymık parçası gibi, regl'i dinmeyen bi' kız gibi, sancılı ve kıvrandırıcı..
derinlere yüzüyorum bu gece..
neresinden çıkacağımı bilemediğim bi’ yere neresinden dalacağımı bilemeden, nereden yüklediğimi bilmediklerim sırtımda mecburi dalış yapıyorum.
bi’ deli kan*, ‘çok şaşırdığın bir şeye yatıp kalkınca inanırsın, haydan huya kaç saatte gidiliyor bilinmiyor’ derdi.
şimdi deli misali şaşkınım.
korkuyorum, uyumalı mıyım.?
okyanusun dibine batmışım, şu an sadece hareketsizce bekliyorum. tek dayanağım umut tüpüm dolu ve bunca basınç altında bile burnumu terk etmeyen o çiçek kokuları ile etrafımdaki köpek balıklarının gitmesini bekliyorum. zamanım dolsa da şu gece mesaisinde, saatim çalıp beni uyandırsa ve gitsem işe bu kabustan çıkıp diyorum. o kadar zor ki hayaletlerle uyumak, hayal gücünüzün tıkanmasına bağlı bu. gerçeğinden korkup yaklaşamayacağınız her şeyin ölüsü var karşınızda, zombi olmuşlar ve hepsi ölmelerine kızgın, sorumlu aramakta..
her gece düşüyorum o sinirli, hayatsal titreşimleri olmayan yaratıkların arasına. her gece yenileri ekleniyor, ilk kez görüp daha fazla korktuklarım cabası. saatim kurtarıyor beni böyle gecelerden, daha yatalı iki dakika olmamış, sanki gözüme uyku girmemiş, uyuyamadan kalkmışım ama saatler geçmiş hayaletler ormanında..
dokunuşlar hissiz, sevgisiz bu ten, ağlamaklı suratlarda maske, fonda ise bir ten..
bi' de müzik götürür beni hep ütopyalara, hep garip şeyler hissettirir bana ve sürükler beni hayal ormanına. seviyorum o anları, kendimi huzurlu hissettiğim bi' kaç sistemden birisi. geniş omuzlu bi' şövalye hayaletler ormanına girmiş, o sinirli yaratıkları bir bir kılıçtan geçiriyor. ‘wake up’ diye bağırıyor, her yöne kılıcını savuruyor. kılıcıyla buluşan ruhsuzlar rengarenk çiçeklerin ruhlarında ormana dağılıyor..
müzik, tam ben giderken tamda her şeyden vazgeçmişken, ‘ı follow you’ diyor ve gitme amacımı yok ediyordu. notalar bütünlüğünde de olsa hiç bir şeyi peşimden sürükleyemezdim. böyle olunca bir türlü birleştiremiyordum keskin kenarı yumuşak tenimle. sonra yaşama düşüyorum bi' yerden, yüksekçe bi' yerden ıslak bi' şekilde toprağa çarpıyorum ve gözlerimi ovalayarak devam ediyordum mutluluk hormonumu bitirmeye..
peki ya tükenirse.?
akması gereken göz yaşı dışında başka bir şeyse bile akacak..
annem aradı az önce, vücudunda ki mutluluk hormonunu bitirmeyi bırak ve buraya gel dedi..
annemi dinlemeliyim.
sevgiler..
düşler beni terk ettiği için mi içmeye başladım yoksa içmeye başladığım için mi düşler beni terk etti, hatırlamıyorum. bütün çözüm yolları çürütülmüş, son sigara söndürülmüş şarkının bitmesini beklendikten sonra doğudan yükseleni alıp arkama yola koyulmuştum oysa, batışına yakın çözümlerimi bulmak adına..
hiç bir şey almamıştım yanıma, terk etmiştim bütün düşünceleri ve o'na gitmiştim safça. hiç bir düş sadece bi'düş değildi madem, gerçek bir 'hiç kimse' olmaktansa sahte bile olsa 'biri' olmayı hat etmiyor muydum.?
bilinç korkunç bi' lanetmiş. düşünürsün, hissedersin ve acı çekersin, sonrası yok. kendimden başka her şeyi hatırlıyorum şu an, gözümü kapadım artık dengesiz kaderlere, umurumda değil bu dünya. hatta canım bile cehenneme..
bir böcek daha düştü, kıpraşır durur beynimde. bu açıklanamaz ama hissedersin. hayatın boyunca dünyayla ilgili bazı şeylerin yanlış olduğunu hissetmişsindir. ne olduğunu bilemezsin, ama o' oradadır; beynine saplanmış bir kıymık parçası gibi, regl'i dinmeyen bi' kız gibi, sancılı ve kıvrandırıcı..
derinlere yüzüyorum bu gece..
neresinden çıkacağımı bilemediğim bi’ yere neresinden dalacağımı bilemeden, nereden yüklediğimi bilmediklerim sırtımda mecburi dalış yapıyorum.
bi’ deli kan*, ‘çok şaşırdığın bir şeye yatıp kalkınca inanırsın, haydan huya kaç saatte gidiliyor bilinmiyor’ derdi.
şimdi deli misali şaşkınım.
korkuyorum, uyumalı mıyım.?
okyanusun dibine batmışım, şu an sadece hareketsizce bekliyorum. tek dayanağım umut tüpüm dolu ve bunca basınç altında bile burnumu terk etmeyen o çiçek kokuları ile etrafımdaki köpek balıklarının gitmesini bekliyorum. zamanım dolsa da şu gece mesaisinde, saatim çalıp beni uyandırsa ve gitsem işe bu kabustan çıkıp diyorum. o kadar zor ki hayaletlerle uyumak, hayal gücünüzün tıkanmasına bağlı bu. gerçeğinden korkup yaklaşamayacağınız her şeyin ölüsü var karşınızda, zombi olmuşlar ve hepsi ölmelerine kızgın, sorumlu aramakta..
her gece düşüyorum o sinirli, hayatsal titreşimleri olmayan yaratıkların arasına. her gece yenileri ekleniyor, ilk kez görüp daha fazla korktuklarım cabası. saatim kurtarıyor beni böyle gecelerden, daha yatalı iki dakika olmamış, sanki gözüme uyku girmemiş, uyuyamadan kalkmışım ama saatler geçmiş hayaletler ormanında..
dokunuşlar hissiz, sevgisiz bu ten, ağlamaklı suratlarda maske, fonda ise bir ten..
bi' de müzik götürür beni hep ütopyalara, hep garip şeyler hissettirir bana ve sürükler beni hayal ormanına. seviyorum o anları, kendimi huzurlu hissettiğim bi' kaç sistemden birisi. geniş omuzlu bi' şövalye hayaletler ormanına girmiş, o sinirli yaratıkları bir bir kılıçtan geçiriyor. ‘wake up’ diye bağırıyor, her yöne kılıcını savuruyor. kılıcıyla buluşan ruhsuzlar rengarenk çiçeklerin ruhlarında ormana dağılıyor..
müzik, tam ben giderken tamda her şeyden vazgeçmişken, ‘ı follow you’ diyor ve gitme amacımı yok ediyordu. notalar bütünlüğünde de olsa hiç bir şeyi peşimden sürükleyemezdim. böyle olunca bir türlü birleştiremiyordum keskin kenarı yumuşak tenimle. sonra yaşama düşüyorum bi' yerden, yüksekçe bi' yerden ıslak bi' şekilde toprağa çarpıyorum ve gözlerimi ovalayarak devam ediyordum mutluluk hormonumu bitirmeye..
peki ya tükenirse.?
akması gereken göz yaşı dışında başka bir şeyse bile akacak..
annem aradı az önce, vücudunda ki mutluluk hormonunu bitirmeyi bırak ve buraya gel dedi..
annemi dinlemeliyim.
sevgiler..
devamını gör...
uykusuzkahve
ben de radyo yayını sonlandı diye kapatıyorum, son anda yetiştim, ne güzel sesini işitmek.
devamını gör...
24 kasım öğretmenler günü
öğretmenlere toplumca değer verildiğini göstermek üzere, onlara saygı günü.
en çok mesleğini sözleşmeli yapmak zorunda kalan, atama bekleyen, memleketin ücra köşesinde imkansızlıklarla baş ederek gelecek nesli en iyi şekilde eğiten öğretmenlerin günü kutlu olsun!.
en çok mesleğini sözleşmeli yapmak zorunda kalan, atama bekleyen, memleketin ücra köşesinde imkansızlıklarla baş ederek gelecek nesli en iyi şekilde eğiten öğretmenlerin günü kutlu olsun!.
devamını gör...
normal sözlük aşık atışması
vişne ağacı ateş olacak*
barut olup patlayacak*
fıkraya benzemez bu
laflar üzerinize yağacak
barut olup patlayacak*
fıkraya benzemez bu
laflar üzerinize yağacak
devamını gör...
boğaziçi üniversitesi
bir kac vakit evvel mezun olduğum üniversitedir. öğrencileri çok zekidir, sosyaldir, özgürdür, saygılıdır... bu liste uzar gider. övmek için demediğimi umarım anlayabilirsiniz. bu okulun kendine has bir kültürü vardır. aynı fikirde olmayan insanların aynı masada yemek yediğini görürsünüz mesela. özgürlük kavramını yaşatır size. orada kimse sen muhafazakar olduğun, eşcinsel olduğun, kürt olduğun, fakir olduğun, kadın olduğun vs için farklı muamele yapmaz. zihinlerde yer eden ve aslında çoğu insanın düşündüğü gibi şımarık değildir. okulda okuyanlar okulun kültürünü şekillendirmez, kendi onun kalıbına girer. medeniyet var demek istiyorum. o sebeple yıllardır çizgisini bozmadan büyüdü ve umarım böyle ilerlemeye devam eder.
devamını gör...
bağışıklığı sağlam kanı antikor üreten insanın aşı olması
corona olma ihtimali olmayan, kanının antikor üretme özelliği olan, d vitamini, demiri, çinkosu, uykusu, kan dolaşımı, tansiyonu her şeyi sağlıklı olan, bunun için uğraşan ve başaran, ya da genetik olarak şanslı, bu insanın da aşı olma zorunluluğudur...
şimdi yine bu aşı ile ilgili bir şeyler izliyorum, aklıma geldi, hadi herkesin sağlığı için falan filan, ama şimdi ben grip olmam, %80 sebze ile beslenirim, şekersiz, glutensiz, tertemiz bir insanım, tahıl bile yemiyorum diyelim, tansiyonum 6-10 mis.. kan şekerim aç-tok süper, d vitaminim yerinde, ben niye aşı olmak zorundayım, aşı olduktan sonra da taşıyabilirim virüsü, şu anda taşıdığım kadar,
amaç hasta olmamaksa, zaten hasta olmayacak olanlar niye aşı olmak zorunda,
o zaman insan düşünüyor, bu aşı ne için?
yan etkisi en düşük olan aşının üretimi durdurulmuş, yan etkisi en fazla olanı tercih etmişler nedense.. o da ayrı bir konu..
benim vücuduma zarar vermesin diye corona yı engelleyen aşıyı,
zaten genetik olarak kendini koruyabilen bağışıklığıma sokma sebebini sorsam açıklayan olurmu...
şimdi yine bu aşı ile ilgili bir şeyler izliyorum, aklıma geldi, hadi herkesin sağlığı için falan filan, ama şimdi ben grip olmam, %80 sebze ile beslenirim, şekersiz, glutensiz, tertemiz bir insanım, tahıl bile yemiyorum diyelim, tansiyonum 6-10 mis.. kan şekerim aç-tok süper, d vitaminim yerinde, ben niye aşı olmak zorundayım, aşı olduktan sonra da taşıyabilirim virüsü, şu anda taşıdığım kadar,
amaç hasta olmamaksa, zaten hasta olmayacak olanlar niye aşı olmak zorunda,
o zaman insan düşünüyor, bu aşı ne için?
yan etkisi en düşük olan aşının üretimi durdurulmuş, yan etkisi en fazla olanı tercih etmişler nedense.. o da ayrı bir konu..
benim vücuduma zarar vermesin diye corona yı engelleyen aşıyı,
zaten genetik olarak kendini koruyabilen bağışıklığıma sokma sebebini sorsam açıklayan olurmu...
devamını gör...
ilk buluşmaya f-16 ile gelen erkek
fazla oksijenden kafası güzel erkektir.
devamını gör...
uyku apnesi
a-pnea; yani 'solunum durması, solunumsuzluk' anlamına gelen, uyku esnasında yirmi saniyeden fazla süren solunum durması ataklarıyla karakterize olan ve bu noktada vücudun oksijensiz kaldığını fark etmesiyle aniden uyanma(arousal denir) şeklinde kendini gösteren tablodur. kişinin uyku apnesi yaşadığını farketmesi en önemli adımdır. eğer uykuya yeterli süre ayırdığı halde sabah uykusuz kalkıyorsa bu durumdan şüphelenebilir. uyku apnesi tespit edildiği takdirde tedavisi kolaydır ancak tespit edilmezse solunum durma atakları sebebiyle vücutta zamanla biriken karbondioksit düzeyi sonunda kişinin ani ölümüne yol açabilir. hatta bu insanlar yakınları tarafından "akşam uyudu, sabah bir daha kalkamadı" şeklinde tarif edilebilir.
devamını gör...
tavukların kafası kesildiği halde ayakta durabilmesi
bu bilgiyi öğrenmek beni oldukça sarstı. tavuk bile kafasız 10 - 15 saniye ayakta durabiliyorken bazı insanların kafasız 60 yıl yaşayabilmesi ilginçmiş dediğim bilgi bu.
devamını gör...
bana soğuk bir yer söyle
kutuplar
devamını gör...
cumadan pazara
bendeniz'in değeri yeterince bilinmemiş fıkır fıkır şarkısı. dinleyelim dinletelim, eğlenelim.
devamını gör...