efenim ben bir tanpınar aşığı olarak;

saatleri ayarlama enstitüsü ve
huzur'u
bırakmak istiyorum.
devamını gör...

genelde çabuk sıkılan biri olarak bu kadar süre burada kalmış olmam beni gerçekten duygulandırdı.kafa iznine çıkmadan herhangi bir veda'ya karışmadan geçirdik bu kadar zamanı. kafa dağıtmalık bir yer oldu benim için.seneyi devriyesini bekliyorum şimdi havai fişek patlatıcam.
devamını gör...

"bu ülkede dört şey olmayacaksın: kadın, çocuk, ağaç ve sokak hayvanı." sözünü bizlere her gün yeniden hatırlatan canilerin vahşeti. nasıl bir kalbe sahipsiniz ki böyle bir şeye kalkışabiliyorsunuz? öyle bir toplum haline geldik ki ne hayvana, ne ağaca ne de dünyaya bir saygımız kaldı. diyecek söz bile bulamıyor insan. umarım cezasını alırlar diyeceğim ama ona da emin değilim.
devamını gör...

allah beterinden saklasın.
devamını gör...

dümdüz ülker pötibör bisküvi.
devamını gör...

tren ile yanından defalarca geçerek gördüğüm şehir olduğu için içinde yer aldığım veritabanı.
devamını gör...

9.609.000 karakterle marcel proust'un kayıp zamanın izinde romanıdır.
devamını gör...

seksizm yapmayalım arkadaşlar. her başarılı insanın arkasında kendisi vardır. en azından olmalıdır.
devamını gör...

fazla gelen, nefes kesen, bu taraf sıcak diğer tarafa döneyim derken yatağın her yanındaki ısıyı koruduğunu fark ettirip yılgınlık ve bunaltıyla uyandıran, üstten atınca da uyutmayan, mutlak balkonda soluklanıp bir bardak su içme isteğine gark eden yün yorgan.
devamını gör...

yiyene kadar, havalı olan adı yüzünden, bir şey sandığım, en az ejder meyvesi kadar lezzetsiz, uzak diyarların meyvesi.
kurban olayım elmamıza, portakalalımıza.
devamını gör...

her yerde bu fotoğraftaki samimiyeti aradığım doğrudur.
kullanıcı tarafından yüklenmiş görsel
devamını gör...

öyle zamanlar tehlikelidir şemsettin
ya gel cebime saklan
ya bırak şapkana saklanayım
kimvurduya gider insan, fırsat yok ki kendimi savunup aklanayım
bir ara sen de biliyorum, kedilerden korkuyordun
çünkü kendini işkembe zannediyordun
böyle bir şey ben de atlattım
iskemle sandım kendimi bir süre
üzerime oturacaklar diye korkulardaydım
ama sonra yırttım şemsettin
kendimi telkinler yaptım "sen iskemle değilsin" diye diye
inandırdım kendimi
sana hak vermiyor değilim ama şemsettin, zaman kötü
aslında ne sen ne ben, ikimiz de deli falan değiliz
herkes oynatmış
sadece sen ve ben normaliz
ama şemsettin laf aramızda
laf aramızda…
laf aramızda…
şemsettin laf aramızda kaldı çıkamıyor
kendini ifade edemiyor bir türlü…
ama çok dikkatli olalım şemsettin
sen de farkettin zaman kötü, en iyisi biz işi deliliğe vuralım
sen kedilerden kork işkembesin diye,
ben insanlardan korkayım iskemleyim diye
ve iskemle üzerinde işkembe, çarşamba, perşembe,
gün say şemsettin gün say…
nasıl olsa bir gün gelip bizi alacaklar
bu işten yırtmak için saat numarası yapalım
sen yelkovan ol, ben yengeç
soranlara tek cevap verelim, vakit çok geç
vakit çok geç
vakit çok geç şemsettin, geldiler.

okuyunuz elbette fakat ille de dinleyiniz.

devamını gör...

seçim zamanında yaşadığım bir anıyı paylaşmak istiyorum. buradaki gençlik kavramı; kanımız kaynıyor varsa bir durum indiririz aşağıya mantığıdır. bu gençlerin ulvi görevi bıçkınlıklarıyla korku salmaktır. kendi partileri'nin tek tük çıktığı bir sandıktaydım. sayım esnasında bana ve diğer görevlilere laf atmaları sonucu bir ara yeter diye bağırdım. takdir edersiniz ki sakinliğimi bir yere kadar koruyabildim. o esnada benimde gözüm kimseyi görmedi. sözlü saldırı arttıkça da cevap vermeye devam ettim. tabii annem'in o an etekleri tutuştu. bir ara yüzüne baktım ve yavrusunu tehlikeden korumaya çalışan bir anne ifadesi gördüm.orada sustum. hakkım yoktu onu üzmeye. kendi sandığımızı kazasız belasız sonlandırdik. bu aynı gençler diğer sandıkta şiddete varan bir olaya karıştı. polisler geldi. her tarafta cüsseli bıçkın delikanlılar. karışan sandıkta herkes dayak yedi. onlarda tabii. torba tesliminde birinin hırsından hüngür hüngür ağladığını gördük. dayak yemiş, dayak atmış. aslinda mesele parti değil kazanamayı yediremeyen savaşcı ruhtu. o an ona da üzüldük. annem o gence, değdi mi peki ağlamana o kadar üzülme.ben ağlamanı istemiyorum sil o gözünün yaşını dedi. genc afallamış bir şekilde bize baktı. neticede o da insandı. fakat kullanılmış, ruhu ele geçirilmiş bir insan.
bu ülkede en çok gençler kullanıyor. yaşlı ve para düşkünü siyasetçiler tarafından. işte bunu yediremiyorum. kaynayan kanı, gençliğini kendi hayatını güzelleştirmek için kullanmak varken, birilerinin esiri olmak ve bunu farketmemesi onun kederi aslında.

yinede hepsini baz almıyorum vardır illaki saldırgan olmayanları, karşılaştıklarımı baz anlatarak anlattım başımdan geçenleri.
devamını gör...

diğer sözlükleri titrettiği için ortaya konulan davranıştır.
korkmayın titreyin ulan.
132 yıl çaylak bekletenler.
ana bacı allah kitap ne kadar kutsal şey varsa küfür edip şaka zannedenler.
bekleyin eceliniz geliyor bekleyin.
kafamızla içinizden geçeceğiz.
devamını gör...

mecnun: 3 ay ömrüm kalmış leyla 3 ay .o da 2,5’dan 3 sağolsun doktorlar
devamını gör...

hasta bakarken asla yapmadığım şeydir. 90 yaşıma da gelsem, profesör de olsam "siz" derim. peki hastaların "şekerim" demesine ne yapacağız.. *
devamını gör...

açılışımı kısa zaman önce yazdığım rüyaya ağıt isimli kısa hikayem ile yapıyorum.

karşılaşmalarının üstünden çok da fazla zaman geçmemişti. yollarını kesiştiren irade ona daha büyük sürprizler hazırlıyordu ama celil bu durumun pek de farkında değildi. arzu ile geçirdiği günlerin keyfini çıkarmakla meşguldü. yıllardır hayalini kurduğu mutluluk belki de bu sefer onu bulmuştu. normal zamanda çok da hareketli sayılmayan bir hayatı vardı celil'in. hayatını kitaplarıyla paylaşıyor, arada sokak hayvanlarını beslemeye çıkıyor, sahilde kısa günlük yürüyüşlerini tamamlayıp dışarıda çay bile içmeden evine yollanıyordu. asosyal denilebilecek bir tipti. liseden kalma birkaç yakın arkadaşı ve askerlikten samimi olduğu birkaç tertip dışında düzenli görüştüğü kimi kimsesi yoktu. ailesinden ayrı tek başına kadıköy'de ufak eski bir artı bir dairede yaşıyordu. bu aralar iş arıyordu bir yandan da, babasından kalma parası yavaş yavaş suyunu çekiyordu. eski işinde yaptıklarından memnundu ama etrafındaki insanların dedikoducu, çıkarcı tavırları ve onun alttan alta kuyusunu kazmaları canına tak etmişti. sürüden biri olmayı çocukluğundan beri kabullenemiyordu. sürüden ayrılınca da haliyle kurt kaptı. annesinden gelme bir özellikti idealistliği, ona göre insanlar belli bir ideal üzerine yaşamalıydı. başka insanların haklarına riayet etmeli, onları konfor alanlarına dan dun girmemeliydi. saygı ve sevgi çerçevesinde iş ilişkileri düzenlenmeliydi. ama bizim ülkede işler pek de öyle işlemiyor azizim. aradığın ütopya evrenini bulursan bize de haber ver celil. arkadaşlarının onun ortamlardan(iş, okul, arkadaş çevresi) kopuk hallerine karşı ona böyle takılıyorlardı. sahiden de ütopya benim bu aradığım düzen diye hak da veriyordu onlara ama huylu huyundan vazgeçmez. kafasına yatmadığı noktada ceketini alıp gidiyordu bulunduğu ortamdan. yanında rahat hissedebildiği sınırlı sayıda insan vardı. bunların arasına son zamanlarda gönlünü çiçek bahçesine çeviren arzu da eklenmişti. şans eseri gittiği bir tiyatro oyununda yanındaki koltukta bulmuştu onu celil, sanki yıllar öncesinde orada bırakmıştı da yeniden kavuşmuşlar gibiydi. çoğunlukla sinema, tiyatro yalnız gidilen aktivitelerdi onun için. tevafuk bu ya, arzu da öyle bir kızdı. modadaki oyun atölyesinde gregory gorin'in kundakçı oyununda yolları kesişmişti. oyun sonrası laf lafı açtı ve kendilerini karşılıklı kahve içerken buldular, telefonlar alındı, mesajlaşmalar devam etti. normal celil hızına göre her şey ışık hızında ilerliyordu. bunları asker arkadaşı taner'e anlattığında sen ne ara böyle girişken oldu diye hayretle dinlenmişti. ama olmuştu, belki de yıllardır içinde biriktirdiği duygular önündeki setin aniden çekilmesiyle sel misali akıp onu da beraberinde sürüklüyordu. günlerden bir gün kadıköy boğa'da tekrar buluştular. her ne kadar uzun sayılabilecek- iki ay - bir süredir tanışıyor olsalar da hala birbirlerinin hayatlarının detaylarını tam da bilmiyorlardı. iki gün öncesinde celil rüyasında arzu'yu görmüştü ama bu pek de iç açıcı bir rüya değildi, daha çok kabus denebilirdi. onun fotoğrafını ama çok değişmiş bir şekilde ekranda görüyor ve altında aranan terör sempatizanı olarak haber başlığını okuyordu. kabusunda arzu terör saldırıları düzenleyen bir grubun kadıköy temsilcisiymiş. bunu ona anlatmadı tabi ama seni geçen gün rüyamda gördüm diyerek geçiştirdi. ister istemez rüya olsa da etkilenmişti bu durumdan. davranışlarına sirayet eden bir korku vardı. iki aydır ilk kez doğru dürüst konuşmayıp sadece dinledi celil. ben sana inandım arzu diyordu içinden, sana güvendim. rüyanın etkisinde saçmalıyordu düpedüz, aklı başında adamın rüya ile amel etmesi olur iş değildi ama elinden gelmiyordu aksi. bir rüya uğruna hayatının aşkına tavır mı alacaktı, kafası çok karışmış ne yapacağını bilemez haldeydi. aradan geçen günlerde bu konu aralarında mevzu olmadı belki ama celil hala rüyanın etkisini atlatamamıştı. mevzuyu yakın arkadaşı taner'e açmaya karar verdi, ona anlattıktan sonra alacağı tepkiyi aslında az çok tahmin edebiliyordu. anlatmadan önce rüya tabirlerinde baktığı yorumlar da endişesini bir nebze daha arttırmıştı, olumsuz gelişmelere yoruyordu düpedüz tabirler. taner bu yaptıkların akıl alır değil, bir rüya uğruna sevdiğin kızla arana mesafe koymak olur iş değil dese de pek tesiri olmadı bu lafların celil üzerinde. yoksa rüya bahane miydi, celil zaten bir ilişkiyi doğru dürüst yürütebilecek bir adam değildi de bahanesi bu mu olmuştu. aslında bilinçaltı ona bu oyunu bilerek oynamıştı, sen zaten asosyal, kendi kendine yalnız ölüp gidecek bir adamsın celil, ne işin olur aşkla meşkle. evet beklenen oldu, kafasına yatmayan bu ilişkiden de ceketini alıp gitti celil, ortada mantıklı hiçbir açıklaması olmadan terketti arzu'yu. o gece tekrar rüyasında arzu'yu gördü, bu sefer neler gördüğünü sabah hatırlayamadı. uyandığında taner'in onu on yedi kere aradığını gördü, telefonu gece sessizde kalmıştı. neyin nesi bu ilgi acaba diye düşünerek geri döndü arkadaşına. taner'in sesi boğuk bir o kadar da hüzünlüydü. söylediklerinden sadece birkaç kelimeyi doğru dürüst anlayabildi, arzu , boğanın orası, bomba patlamış, çok üzgünüm celil, başımız sağolsun.
devamını gör...

muazzam bir filmdir kendisi. van gogh'un hayatının son dönemlerini konu alır. bu animasyon filminin yapımı için 100'den fazla ressam katkıda bulunmuştur. bu film van gogh'un tablolarından ilham alınmıs ve onun tabloları canlandırılmıstır. tam bir görsel şölendir ve izlerken acıya boğulursunuz..
devamını gör...

bu ülkede milyonlarca işsiz vatandaş varken, ne olduğu belirsiz ülkelerden işsiz sayısından bile fazla kaçak vahabbiyi getirip "onlar ekonomimizi ayakta tutuyor" diyenlerin ciddiye dahi almayacağı, yürek burkan haber.

bir de intiharın çok eskiden beri devam eden evrensel bir olgu olduğu gibi bir şeye değinilmiş... öncelikle şu var; şayet siz medeni bir toplum olduğunuz iddiasında iseniz toplumunuzu oluşturan bireyler için bu tehlikeyi yaratabilecek tüm faktörlere karşı mücadele edip gereken önlemleri almak vazifenizdir. mesele intihar etmek isteyenin mutlaka bir bahane bulacağı falan değil burada. hepimiz biliyoruz ki, intihar vakalarının önemli bir bölümünde toplumsal ve çevresel faktörler belirleyici rol oynuyor. bir insan bu aşamaya geliyorsa eğer, kararı ne kadar bireysel gibi görünse de, hem bireyi söz konusu kararı almaya iten süreç hem de ortaya çıkan sonuç o bireyin yaşadığı toplumun ve o toplumun sistemlerinin başarısızlığını gösteriyor bize aslında.

umarım gelecekte türkiye, hiçbir vatandaşının böyle kahredici bir sebepten dolayı yaşamına son vermeyi düşünmeyeceği bir ülke olur... diyeceğim ama hiç umudum yok ne yazık ki.


canını seven kaçsın.
devamını gör...

güzel bir insan bir gün bana "seni sadece doğan canku'yla tanıştırdığım için bile, beni tanıdığına mutlu olacaksın." demişti. o gün bugündür "onunla tanıştığım için mutluyum" dediğim binbir sebep buldum. doğan canku da bunlardan bir tanesi.

şarkıları uzun yolculuklara neden olur. uyarayım.

"dökerek ruhumuza, kara sevgilerini
ikiz kardeşler gibi, batan güneşler gibi
dağ, bulut, deniz, orman, yaz ve kış ortasından
birbiri arkasından geçiyor bütün günler"



"dostluk kur, insanı güldür, ömrün sevmekle geçsin
insanı insan yapan sevginin kendisidir
rüzgar ol, sesini taşı, ögrensin şu insanlık
yağmur ol, toprağı güldür, rengarenk açsın doğa"

devamını gör...

normal sözlük'ü kullanarak 3. parti dahil tarayıcı çerezlerinin kullanımına izin vermektesiniz. Daha detaylı bilgi için çerez ve gizlilik politikamıza bakabilirsiniz.

online yazar listesini görmek için lütfen giriş yapın.
zaman tüneli köftehor rehberi portakal normal radyo kütüphane kulüpler renk modu online yazarlar puan tablosu yönetim kadrosu istatistikler iletişim