madem başlık engelleyemiyoruz kendi nick altımıza gelen bir tanımı silme hakkımız olsun diye düşünüyorum. birinden hazzetmiyor tanımlarını engelliyorsunuz, fakat malum kişi gelip nickaltınıza rahatça yazabiliyor sizi görebiliyor sizi yine takip edeibliyor. kendi nickaltımızı bari kontrol edebilelim diye düşünüyorum.
devamını gör...

kesinlikle eski sevgilim. ilişkimizde hiçbir sorun yokken ayrılmak istedi ve ilişkimiz bitti ama asla kopmak istemiyor arkadaş kalalım diyor. arkadaş olmaya çalıştığımızda sevgiliymişiz gibi davranıyor hayırdır ne oluyor dediğimde uzaklaşıp bir süre sonra yine aynı muhabbet ile başa dönüyoruz.

kişiliğime ve karakterime hayran olduğunu beni kaybetmek istemediğini sürekli söyler ama iki defa terk ettiği gerçeği aklına hiç gelmez.

anladım ki bu tarz insanlardan hiçbir şey olmaz. kişiye sadece kafa karışıklığı ve mutsuzluk veriyorlar. *
devamını gör...

emekçilerin gözlerindeki korku ve haksızlığa uğramışlık. bir mağaza çalışanı özelinde, evine ekmek götürmeye çalışan bir insanın uğradığı muameleden, gözlerindeki çaresizlik ve öfke dolu bakıştan bahsedeceğim.

bir mağazadan alışveriş yaptıktan sonra kasada sıraya girdik. üç kasanın iki tanesi açık. bir tanesi de nedenini bilmediğimiz bir şekilde kapalıydı. sosyal mesafeye uyulmadığı için kasaya bakan arkadaşlardan bir tanesi " lütfen sosyal mesafeye uyalım" şeklinde bir çağrıda bulundu. sıradakilerden hayvandan bozma biri hemen sert bir tonda "o zaman üçünü de açın, dışarıya kadar mı çıkalım" dedi. kasadaki arkadaşın gözlerindeki öfkeyi ve çaresizliği gördüm. belki tartışsa kafasının gözünün kırılmasından korkuyor, belki de işinden olmaktan korkuyordu. diğer müşterilere bakarken o adama hep kaçamak bakışlar attı.

kibar bir tonda söylense gayet makul bir tepki olabilecekken, sert tonda bir emekçiyi aşağılamış oldu. hareketleriyle de öfkeyle dolu olduğunu gösteriyordu. o arkadaşın hali, iç burkan bir detaydır işte. saatlerdir orada sıcaktan bunalmış bir halde insanlara hizmet etmenin karşılığında gördüğü şey bu işte. bir günde belki de bu tip kaç tane olayla karşılaşıyorlar. belki dayak yiyorlar, işten atılıyorlar. en önemlisi de gözlerdeki o bakışlar. burayı konuşmak lazım.

bir sahil klübünde yaşıtları şımartılırken, varoş bir semtin cadde üzerinde eksi birinci katta terden kıpkırmızı olmuş bir insansın. üç kuruşa çalışıyorsun. hayal kurarken bile seçiyorsun. düşünsene, hayalin sınırı yok demişler sana ama bir yere kadar ulaşıyor. klimalı bir odada oturarak çalışmaktan öteye gidemiyor. en fazla sırf içindeki doluluğu boşaltmak için çaresizce bir arayış olarak bir süperkahramam olup karşındakini buharlaştırmayı düşünüyorsun. mucizelerden bahseden insanlara inancını, dayanışma ruhuna olan inancını yitirmişsin.

belki topluma katkısı senden çok daha az olan bir leş kargasından azar yiyorsun. hakkını kimse güvence altına almamış. insanların kıçında dolaştığı siyasetçiler, sırf koltukları için maaşı bilmem kaç on bin olan meslekleri, tatili bilmem kaç ay olan memurları, ne bileyim taksicileri falan korumaya çalışıyor. mesai saati içinde çay kahve için hasta bekleten birinin etrafına yüz tane güvenlik koymuşlar, seni de asgari düzeyde yaşatacak şartlara bağlamışlar, bir ucubenin insafına kalmışsın. ağzını burnunu kırsa etrafta seni koruyacak kimse yok. o yüzden aşağılanıyorsun ve bunu yutmak zorunda kalıyorsun. çok acı çok.

önemli bir nokta da insan psikolojisinin bu tip travmalardan çok etkilendiği. düşünün, ne yaparsanız yapın toplum tarafından takdir görmüyorsunuz ve üzerine ara sıra aşağılanıyorsunuz. bunlar birike birike bu insanlarda özgüven kaybına neden olacaktır. bir insana "ben basit bir x parçasıyım" dedirten hayatın zalimliğine bakmak lazım. bu insanların sosyal hayatlarında psikolojiai normal bir birey olarak tutunmaları imkansız. belki o insan, haklı da olsa bir konuda ondan daha iyi etiketi olan birilerine karşı koyamayacak. belki ad homineme maruz kalacak. belki bu adam felsefeden konuşmak isteyecek ama "sen bir xsin. önce aç karnını doyur, felsefe senin neyine" diyecek kendisine. ya bu noktayı ciddi ciddi düşünmemiz lazım. birilerinin acılarına ortak olmamız lazım. madden hiçbir şey yapamayız belki ama en azından manevi olarak destek olmalıyız.

kafamızı kaldırıp bakmadığımız için göremiyoruz. market kasiyerleri, kuryeler, garsonlar ve diğer tüm emekçiler. çoğu bu aşağılanmaları yaşıyor. birileri sırf üç dakika daha fazla bekledi diye deli gibi işini yapmaya çalışan insanlar toplum içinde rencide ediliyor. bu insanların gururları zedeleniyor, topluma olan inançları kayboluyor ve arkalarında duran kimse yok. işte bunlar iç burkan detaylar.

ben kendi özelimde, sizleri seviyorum gençler. yüzünüze söyleyemiyoruz belki ama bize çay getirdiğiniz için, bozduğumuz kıyafeti topladığınız için, kirlettiğimiz tabağı yıkadığınız için size minnettarız. işini yapmadan tonla para alan parazitlerin de farkındayız. o bakışlarınızı, içinizdeki öfkeyi anlayabiliyoruz. size bu dünyada her şeyin daha güzel olacağının garantisini veremem ama inançlı bir insan olarak bir şekilde hak ettiğinizi göreceğinizin garantisini verebilirim.
devamını gör...

çiçek bakmayı seviyorsa orkide al derim..

benim valide bayılıyor orkidelere

seninki de sever belki ayran.
devamını gör...

danny strong tarafından yazıp yönetilen, kenneth slawenski'nin ''j.d salinger a life raised high'' adlı eserinden uyarlanan amerikan yapımı filmdir. türkçe'ye çavdar tarlasındaki çocuklar olarak çevrilen catcher in the rye adlı romanın yazarı j.d salinger'in romanı yazma hikayesi ve devam eden süreci anlatmaktadır. filmin baş rollerinde nicholas hoult ve kevin spacey gibi ünlü isimler yer alıyor.

romandaki holden karakterini ve olayları kendisinden yola çıkarak yazdığını bilenler ve filmi bunu bilerek izlemeye başlayanlar ayrıntıları direk farkedecektir.(kibrit yakmayı sevmesi, parti ve davetlerdeki insanları sahtekar bulması vs.) bilmeyenler içinse önce kitabı okumalarını tavsiye ederim. film içerisinde kitaptan alıntılar ve çok ince anektodlar da mevcut. j.d salinger'i hiç tanımayan birisi filmi izleyerek hayatı hakkında fikir sahibi olabilir.

yazdığı gibi yaşayan çok fazla yazar-şair olduğunu sanmıyorum. dehanın ve bu dehanın getirdiği başarının sıradan karakterler için imkansız olduğunu düşünüyorum. tolstoy-kafka-bukowski-nietszche hiçbiri normal bir hayat sürüp aynı zamanda büyük şaheserler yaratmamışlardır. kimisi kumar kimisi alkol kimisi melankoli bağımlılığının pençesinde sürüklenip gitmişlerdir. bu noktada j.d salinger yolun henüz başında biraz da takınçlı bir şekilde tüm bu keşmekeşten ve şöhretten kaçarak inzivaya çekiliyor ve yayınlamayı bırakıyor. filmde özellikle bu kısımlarda empati yaparsanız baş role hak verirsiniz, en azından ben verdim.

genel olarak izlemekten keyif aldığım bir film oldu. ne çok sıkıcı ne çok akıcı bir şekilde ilerleyen 7/10 kalitede bir film olduğunu düşünüyorum. ama başta da bahsettiğim gibi bence filmi izlemeden önce kitabı mutlaka okumalısınız. aşağıya filmde geçen ve çok beğendiğim iki cümleyi bırakacağım. şahsi görüşüm olarak 1. cümle dehanın bir insanı nasıl gerçek bir yazara dönüştürdüğünü ispatlarken 2. cümle ise j.d salinger'in nasıl gerçek bir yazar olduğunun kanıtı.

elinde ister tüfek ister kalem olsun; zihnin hep hikayeler üzerinde çalışıyor.

editör-muzbalığını ayrı yazmamız gerekmez mi
salinger- hayır.
editör- neden
salinger- öyle yazarsak mantıklı olur çünkü.
devamını gör...

(bkz: vargit çiçeği) doğu karadenizde yaz sonunda çıkan artık yaylanın sonunun geldiği anlamına gelen çiçektir.
yaylacılar bu çiçeği görünce evlerini kapatır yayladan inerler.
kullanıcı tarafından yüklenmiş görsel
devamını gör...

en sevdiğim sözlerini aşağıya bıraktığım, herkes dahil benim de yazarının can yücel olduğunu bildiğim ama ona ait olmadığının söylendiği şiir.


“bağlanmayacaksın bir şeye, öyle körü körüne. "o olmazsa yaşayamam." demeyeceksin. demeyeceksin işte. yaşarsın çünkü. öyle beylik laflar etmeye gerek yok ki. çok sevmeyeceksin mesela. o daha az severse kırılırsın. “
devamını gör...

irlanda'da 1845-1852 arasında yaşanan kitlesel açlık dönemidir. bu kıtlığa patateslere bulaşan bir mantar türünün neden olduğu biliniyor.

kıtlığın çıktığı ilk yılda patateslerin %40'ı, sonraki yıllarda ise tamamını yok etmiştir. hatta kıtlık, ambarlarda tutulan patatesleri bile etkilemiştir. bu kıtlık sonucunda yaklaşık 1 milyon insan hayatını kaybetmiştir, ada nüfusunun %20-25 oranında azaldığı söylenir.

zamanın osmanlı padişahı abdülmecid, 1847 yılında irlanda'ya 4000 ingiliz strelini değerinde buğday yardımı gönderir.
yine 1847 yılında bir kızılderili kabilesi olan çoktavlar da irlanda'ya 710$* para yardımı gönderirler.

büyük kıtlık anıtı, dublin;
kullanıcı tarafından yüklenmiş görsel
devamını gör...

afganistan, pakistan gibi ülkelerde son derece yaygındır. türkiye'de yine hayvanlara tecavüzün yaygın olduğu ülkelerden biridir. ancak zoofili ya da bestiality eylemi ( hayvanlara tecavüz ) sadece az gelişmiş ülkelerde değildir. bugün mültecilere karşı insanlık dışı kararıyla gündeme gelen danimarka'da 2015 yılına kadar hayvanlarla seks yapılabilen ( tecavüz edilen ) genelevler mevcuttu. danimarka nihayet hayvan hakları derneklerinin baskısıyla 2015 yılında hayvanların cinsel ilişki için kullanılmasını yasaklamıştır. bu eylemde bulunan kişiler ilk cezalarında 1 yıl, ikincisinde ise 2 yıl hapis cezasına çarptırılmaktalar. kanada'da cezası 10 yıl hapistir.
bugün hayvanlarla cinsel ilişki ( tecavüz ) pek çok ülkede yasak olmakla birlikte ne yazık ki hala bunu kabul eden ülkeler vardır.eşcinsel evliliklere izin vermeyen ve homofobik yasalarıyla bilinen rusya'da hayvanlara tecavüz yasaldır.
hayvanlarla cinsel ilişkide hayvanlar bilinçli bir şekilde iradeleriyle cinsel ilişkiye karar verme özelliğine sahip olmadıklarından bu tecavüzdür. özgür iradeyle karşılıklı kabule dayalı olmayan her türlü cinsel aktivite gibi bu cinsel ilişki hukuki anlamda tecavüz kapsamına alınmalıdır. hayvanların çoğu zaman bu ilişkide kendilerini koruyacak ve ifade edecek güce sahip olmamalarından dolayı tecavüzcü pedofil ile aynı standartta yargılanmalıdır.
mavi ve yeşil ülkeler insanlığın utancıdır, gri ülkeler bilinmiyor olarak geçmekle birlikte asya kıtasında bulunan gri ülkelerin büyük bölümünde hayvanlara tecavüz normal karşılanmakta.
hayvanlara tecavüz konusunda ülkeler ve verilen cezaların tam listesi buradan
kullanıcı tarafından yüklenmiş görsel
devamını gör...

domatese atılan "iftiralar" nedeniyle domatesin şanını kurtarmaya yönelik olarak 19. yüzyılda hayata geçirilen eylem.

başlarda domates süs bitkisi olarak yetiştiriliyordu. 14. yüzyılda bir şekilde günahkârlıkla ilişkilendirildi ve bir afrodizyak olduğu iddia edildi.

18. yüzyıl sonlarına doğru meyvesinin zehirli olduğu düşünülmeye başlandı çünkü domates yedikten sonra zehirlenenler olmuştu. aslında bunun nedeni, domatesleri sofraya getirirken kullandıkları tabaklardaki yoğun kurşun içeriğiydi. ancak bunu bilmedikleri için fatura domatese kesilmişti. yüzyılın sonlarına dek domates yaygın olarak zehirli, kanserojen ve apandisite neden olan bir yiyecek olarak görüldü.

artık domates düşmanlığına bir dur denmesi gerekiyordu! bu nedenle new jersey'de salem adlı ilçede robert gibbon johnson adlı bir adam harekete geçti. yurt dışından getirdiği domateslerin yenmesi için ödül bile teklif ediyordu ama halk domatesi hâlâ sadece bir süs bitkisi olarak görüyordu.

johnson, elindeki 1 sepet domatesle salem adliyesi'nin önüne dikildi. sepetteki domatesleri teker teker yiyerek halka bunların zehirli olmadığını kanıtlamak niyetindeydi ve öyle de oldu. ilk ısırığı aldığı anda ölmesini bekleyenler vardı ve bunun olmadığını görünce epey şaşırdılar. johnson domatesleri yiyip turp gibi sağlıklı şekilde yaşamına devam edince, domates de halkın güveninin kazanmış oldu. böylece mutfaklarda yaygın şekilde kullanılmaya başlandı.
devamını gör...

şiddetli bir baş ağrısı bunlardan biridir.
devamını gör...

benim bu hafta işittiğim kadarıyla en alternatif cümle,
"gergin olabilirim..."
devamını gör...

güzel bir soru.

fizik mühendisi değilim ama şansımı deneyeceğim. *

önce dünyada neye "zaman" dediğimizi anlamak gerek sanırım.

gündüz, gece, yaz, kış dediğimiz olaylar, güneş'in etrafında dönerken, kendi eksenimiz etrafında da döndüğümüz için gerçekleşen bazı olaylar, bu cepte. elimizde hareketli bir dünya var, doğup battığını gördüğümüz bir güneş var ve bu doğma batma sürecini eşit parçalara ayırmak istiyoruz. bunu en iyi nasıl yaparız? hiç değişmeyen ya da çok az değişen bir şeyleri temel alarak. konuya merakı olanlar, sezyum 133 atomunun belirli bir salınım sayısına saniye dediğimizi biliyordur mutlaka. işte bu atomun bu hareket sayısından yola çıkarak, günümüzü, yılımızı belirli zamanlara böldük ki işlerimizi kolaylaştırabilelim.

şimdi meşhur bir düşünce deneyini irdeleyelim: elimizde 2 adet kutu var. bunların içerisinde de kutunun üst ve alt tabanındaki aynalara her çarpışında seken ve her bir çarpmasında 1 saniye geçen birer foton var. yani 2 tane ışık saatimiz var. bu saatler yan yana dururken ikisi için de 1 saniye, 2 saniye, 3 saniye... süresi eşit şekilde geçecek. sonra ben geliyorum ve kutulardan birini alıp yürümeye başlıyorum. şimdi, normalde bir aşağı bir yukarı gidip gelen foton bu kez benimle birlikte hareket eden kutunun içerisinde, alt ve üst tabanlara vurmak için hareket etmek ve belli bir yolu almak zorunda kalacak.

temsili görsel (soldaki duran, sağdaki hareketli olan saat):
kullanıcı tarafından yüklenmiş görsel
(görsel, physics.stackexchange. com'dan alıntıdır.)

bu durum, başta eşit süreler deneyimleyen ışık saatlerinin o eşitlik durumunu bozdu. artık ilk saatimiz hareketsiz olduğundan saniyeleri aynen baştaki gibi saymaya devam ederken, 2. kutudaki fotonumuzun 2 çarpışı arasında geçen süre uzamaya, yani artık zamanımız daha yavaş akmaya başladı.

kütle çekimi nedeniyle uzay zamanın bükülmesi dediğimiz şey, büyük kütlelerin yakınında daha yüksek seviyelerde meydana geliyor. böyle büyük kütlelerin yakınındaysanız ve bu tür bir kütleye doğru düşüyorsanız, kütlenin büyüklüğü ve kendi kütlenize bağlı olarak belirli bir ivme kazanıp hızlanırsınız. hızlandığınız zaman, taşıdığınız ışık saatinizdeki parçacığın alması gereken yol da gittikçe artar ve 2 çarpma arasında geçen süre daha da uzar. bu da büyük kütlelerin yanında neden zamanın neredeyse durma sınırına geldiğini açıklar.

yalnız burada olup bitenlerin, referans çerçevesine bağlı olduğunu unutmayın. ben saati taşırken benim için hiçbir değişiklik hissedilmez ama dışarıdan bakan kişiye göre saat yavaşlamış olur. biyolojik faaliyetlerimiz de saatle paralel şekilde ilerlediğinden, yüksek hızlarda hareket edenlerde yaşlanma, o kişilere eylemsiz referans çerçevesinden bakanlara kıyasla daha geç gerçekleşir.
devamını gör...

çok istememe rağmen 1500 olduğu için alamadığım behzat ç. rozeti yerine peşin fiyatına sadece ve sadece 500'e the matrix rozeti alarak kazıkladığım dükkan. şimdi cebimde 38 kuruşum kaldı.

(bkz: ekonomi çok iyi diyen kafa sözlük yazarı)
devamını gör...

geriye kalici bir eser bıraktıysan uzun bir süre hatirlanirsin..baki kalan bu kubbede hoş bir sada imiş!
devamını gör...

benim için,tekerleğin icadıyla yarışır
devamını gör...

düşüncesiz davranması.
devamını gör...

ne yapsa yaranamayan yoldaşın bir jestidir.
devamını gör...

işte bu yüzden eksi oy gelmesin
devamını gör...

t: uuu rap yayını, alırım bi' dal, şeklinde tepki verdiğim ve gazapizm çalınmazsa küseceğim yayın.

biraz da rapsever tayfa sevinsin, değil mi? şöyle ezhel'inden, contra'sından, no1'inden, ortaya karışık şeyler olsa ne güzel olur.
yazarın playlistine güvenerek hayırlı olsun diyorum. inşallah, kıyıya köşeye killa hakan falan da sıkıştırır. *
devamını gör...

normal sözlük'ü kullanarak 3. parti dahil tarayıcı çerezlerinin kullanımına izin vermektesiniz. Daha detaylı bilgi için çerez ve gizlilik politikamıza bakabilirsiniz.

online yazar listesini görmek için lütfen giriş yapın.
zaman tüneli köftehor rehberi portakal normal radyo kütüphane kulüpler renk modu online yazarlar puan tablosu yönetim kadrosu istatistikler iletişim