insan neden okumalı sorunsalı
cevabını bilmediğim soru. okuyan, araştıran, düşünen insanların hemen hemen tamamının mutsuz ve kaybolmuş, soyut sancılar yaşadığını görüyorum. eğer bizi mutlu etmeyecekse, okumak, düşünmek, sorgulamak neden gerekli?
devamını gör...
kedi
an itibariyle ayağımın dibinde yatan, anavatanı asya kıtası olan former yırtıcı, tüylü hayvan.
devamını gör...
lavanta
insan sağlığından kozmetiğe kadar pek çok alanda kullanılan, burdur ve ısparta'da hayli ilerleyen mis kokulu, mor çiçekli bitki.
devamını gör...
yurt ortamının olmazsa olmazları
gecenin bir yarısına kadar çekirdekli kolalı koyu sohbetler
devamını gör...
bir filmde başrol olsanız ne olurdu sorunsalı
ayla.
pulp fiction
matrix.
pulp fiction
matrix.
devamını gör...
cennet mahallesi
küçükken hep izlediğimiz bir dizidir. romanları temsilen çekilen dizi komikliğiyle bizleri ekrana kilitledi. her günün sonunda kendilerini karakolda bulmaları sultanla ferhatın bir türlü evlenememesi yunusla pembenin kavgaları diziye renk katıyordu.
devamını gör...
yazarların yaşamak istediği diziler
(bkz: fringe)
devamını gör...
inanmadığı dinin sabah akşam son ses müziğini dinlemek zorunda olmak
çan seslerini yasaklayıp, ezanı son ses halka dinletmek. ikisi de bu ülkenin insanının bir kültürü değildir. ülke anayasasında ülkenin dini yoktur. o zaman her iki tarafa da eşit derece de haklar verilmelidir. son ses ezan okunuyorsa, kilise de çanlar da çalmalıdır.
devamını gör...
sabah sabah tat kaçıran şeyler
tatil günü erkenden uyanmak.
devamını gör...
kedi fotosu atayım da belki karı kız düşer
ozgur1ey 'e katılıyorum. öküz fotosu anlamlı ve daha farklı bir bakış açısı ile karşımızda. tarz değişikliği önemlidir. yılan,akrep,timsah hatta domestic hıyar'ın yaptığı gibi ayı resmi de denenebilir.kendisi çok başarılı olamamış ama olsun denemekte fayda var.
devamını gör...
sözlükten evlenmek
yoldaş düğününüze özel başlık sabitler,hepimiz birer tanım takarız.yavru yazarlar katılır aramıza.
devamını gör...
insanın kendisine yapacağı en büyük yatırım
spor yapmak ve dil öğrenmek bence.
yaşlanınca o kollar havaya kalksın, yere bağdaş kurup oturmak istiyorsan yapıcaksın maalesef.
yaşlanınca o kollar havaya kalksın, yere bağdaş kurup oturmak istiyorsan yapıcaksın maalesef.
devamını gör...
…and justice for all
metallica'nın 1988 çıkışlı dördüncü stüdyo albümüdür. artık o dönem kullandıkları yeşil çayların etkisi ile mi yoksa gençlik ateşinden midir bilinmez ama metallica'nın günbatımına doğru dörtnala en hızlı biçimde koştuğu albümdür. aksak ritmli tempoları müzikal açıdan gerçek bir masterpiece'tir.
senelerce jason'ın bassını kıstılar dediler durdular. bence albümü orijinal kılan şey, albümdeki bass eksikliğinden ortaya çıkan çiğ gitar sound'ı...
frayed ends of sanity'nin ortalarındaki kirk hammett solosu ise şahsımca adamın hayatı boyunca yazdığı en iyi solodur. zaten adam orada bütün manayı sıfırladı son 30 senedir quick picking wahlı bent soloları pişirip pişirip koyuyor önümüze.. ha kötü mü ? yoo değil olmasa metallica'da bir şeyler eksik derim....
senelerce jason'ın bassını kıstılar dediler durdular. bence albümü orijinal kılan şey, albümdeki bass eksikliğinden ortaya çıkan çiğ gitar sound'ı...
frayed ends of sanity'nin ortalarındaki kirk hammett solosu ise şahsımca adamın hayatı boyunca yazdığı en iyi solodur. zaten adam orada bütün manayı sıfırladı son 30 senedir quick picking wahlı bent soloları pişirip pişirip koyuyor önümüze.. ha kötü mü ? yoo değil olmasa metallica'da bir şeyler eksik derim....
devamını gör...
roger vadim
bir dönemin en güzel kadınlarıyla birlikte olmuş, onları ünlü etmiş, onlardan çocuk yapmış, rus asıllı fransız yönetmen, senarist, prodüktör, yazar, eleştirmen, gazeteci. (okunuşu: roje vadim; vadim'deki a, 'e' ile 'a' arası bir sesle okunuyor.)
babası devrim sırasında rusya'dan fransa'ya iltica etmiş. daha sonra diplomatlık yapmış. mısır'da ve türkiye'de de çalışmış. vadim'in çocukluğunun bir bölümü babasının görevi dolayısıyla türkiye'de geçiyor, hatta kardeşi de türkiye'de doğmuş.
babalarının türkiye'deki ani ölümünün ardından, anne bunları da alarak fransız alpleri'ne götürüyor orada küçük bir motel işletiyor. roger'le kardeşi bu turistik yerde kayak dersleri de veriyorlar.
vadim'in sinemaya geçişi çok erken yaşlarda. önce oyunculukla başlıyor ve 1947 yılında henüz 19 yaşındayken ünlü fransız film yönetmeni marc allégret'in yardımcısı oluyor ama vadim'e ve vadim'in keşfettiği brigitte bardot'ya dünya çapında ün kazandıran film, senaryosunu yazdığı ve kendisinin yönettiği, and god created woman--> ve tanrı kadını yarattı filmi oluyor.
film öyle ünlü oluyor ki, brigitte bardot birdenbire özgür kadının simgesi seks ikonu haline geliyor. roger vadim'in de, hem karısı hem de yönettiği filmlerin tanrıçası oluyor. brigitte bardot'nun karşı cinse olan ilgisi evliliklerinin sonunu getirse de vadim, hemen onun ardından, ona çok benzeyen başka bir sarışın buluyor, onu da ünlü ediyor: annette stroyberg. danimarka asıllı bu güzel hatundan bir de çocuğu oluyor.
sırada gencecik bir yıldız adayı olan catherine deneuve var ve ondan da bir çocuk. ama evlenmiyorlar. adam hiç boş kalmıyor. catherine'nin ardından dünyaya başka bir seks ikonu daha armağan ediyor: jane fonda. fonda kendi ülkesinde ünlü aslında, çok da ünlü bir babanın çocuğu zaten; henry fonda'nın. ama ülkesinde ve dünyadaseks ikonu imajını vadim'le yapıyor. o ünlü barbarella'yı birlikte çekiyorlar. bir de çocuk yapıyorlar. ama evlilikleri uzun sürmüyor. jane vatanına amerika'ya dönerken vadim de başka bir aşka yelken açıyor, başka bir catherine çıkıyor karşısına; catherine schneider. onunla da evleniyor ve bir çocuk da ondan. bu arada adamın hayatından pek çok başka kadın daha geçiyor ve bunlar da genellikle ünlü ve güzel kadınlar ama onların da adını buraya yazmaya kalksak bize sayfalar yetmeyecek.
ölmeden on yıl önce bir evlilik daha yapıyor; bu seferkinin adı marie-christine barrault. 2000 yılında da kanserden ölüyor. ve cenazesinde, evlendiği bütün kadınları da buluşturuyor. şimdi de dünyanın en güzel yerlerinden birinde ebedi istirahatinde; st. tropez'de. onu tanıyanlar her daim mutlu bir adam olduğunu söylüyorlar, toprağı bol olsun.
babası devrim sırasında rusya'dan fransa'ya iltica etmiş. daha sonra diplomatlık yapmış. mısır'da ve türkiye'de de çalışmış. vadim'in çocukluğunun bir bölümü babasının görevi dolayısıyla türkiye'de geçiyor, hatta kardeşi de türkiye'de doğmuş.
babalarının türkiye'deki ani ölümünün ardından, anne bunları da alarak fransız alpleri'ne götürüyor orada küçük bir motel işletiyor. roger'le kardeşi bu turistik yerde kayak dersleri de veriyorlar.
vadim'in sinemaya geçişi çok erken yaşlarda. önce oyunculukla başlıyor ve 1947 yılında henüz 19 yaşındayken ünlü fransız film yönetmeni marc allégret'in yardımcısı oluyor ama vadim'e ve vadim'in keşfettiği brigitte bardot'ya dünya çapında ün kazandıran film, senaryosunu yazdığı ve kendisinin yönettiği, and god created woman--> ve tanrı kadını yarattı filmi oluyor.
film öyle ünlü oluyor ki, brigitte bardot birdenbire özgür kadının simgesi seks ikonu haline geliyor. roger vadim'in de, hem karısı hem de yönettiği filmlerin tanrıçası oluyor. brigitte bardot'nun karşı cinse olan ilgisi evliliklerinin sonunu getirse de vadim, hemen onun ardından, ona çok benzeyen başka bir sarışın buluyor, onu da ünlü ediyor: annette stroyberg. danimarka asıllı bu güzel hatundan bir de çocuğu oluyor.
sırada gencecik bir yıldız adayı olan catherine deneuve var ve ondan da bir çocuk. ama evlenmiyorlar. adam hiç boş kalmıyor. catherine'nin ardından dünyaya başka bir seks ikonu daha armağan ediyor: jane fonda. fonda kendi ülkesinde ünlü aslında, çok da ünlü bir babanın çocuğu zaten; henry fonda'nın. ama ülkesinde ve dünyadaseks ikonu imajını vadim'le yapıyor. o ünlü barbarella'yı birlikte çekiyorlar. bir de çocuk yapıyorlar. ama evlilikleri uzun sürmüyor. jane vatanına amerika'ya dönerken vadim de başka bir aşka yelken açıyor, başka bir catherine çıkıyor karşısına; catherine schneider. onunla da evleniyor ve bir çocuk da ondan. bu arada adamın hayatından pek çok başka kadın daha geçiyor ve bunlar da genellikle ünlü ve güzel kadınlar ama onların da adını buraya yazmaya kalksak bize sayfalar yetmeyecek.
ölmeden on yıl önce bir evlilik daha yapıyor; bu seferkinin adı marie-christine barrault. 2000 yılında da kanserden ölüyor. ve cenazesinde, evlendiği bütün kadınları da buluşturuyor. şimdi de dünyanın en güzel yerlerinden birinde ebedi istirahatinde; st. tropez'de. onu tanıyanlar her daim mutlu bir adam olduğunu söylüyorlar, toprağı bol olsun.
devamını gör...
eksi oy
gelmemesi taraftarıydım bugüne kadar.bugun bir başlıkta o kadar alakasız ve yanlış tanımlar gördüm ki gerçekten de olmalıymış diye düşündüm.tabi kullanımının hakkaniyetli olmasını beklemiyorum malum.
devamını gör...
sözlük radyosunun yayına başlaması
hayaldi gerçek oldu.. nasıl seviyorum burayı anlatamam. kendi yayınımızı yapmak için sabırsızlanıyorum . *
devamını gör...
üçlü arkadaş grubu
valla dışlanma falan olmuyor. miss gibi gidiyor. ha bu aralar ikisinden birine fena sinirli ve kırgınım ama geçer. kendisine sorsanız hiçbir şey yoktur, ben her şeyi anlatıyorum der, sizinle konuşuyorum der ama bir bakarsın; hiçbir şey bilmiyorsun, mesaj atıyosun cevap alamıyosun, anlat diyosun anlatmıyor. çevresi çok kalabalık, meşgul bu aralar.** neyse bu kadar söylendiğim yeter. kendisi de buralarda zaten. yazımı görücektir. ha umursar mı? sanmam. neyse selam.***
devamını gör...
maskesiz hayatın ilk günü yapılacaklar
maske takmaya devam ederim gibi geliyor... kolay kolay bırakamam.*
devamını gör...
s' anazito sti saloniki
dimitris mitropanos harikası şarkı.
arıyormuş mitropanos baba, bulabilmiş mi bilinmez? adam öldü, soramıyorum da. neyse, gidince artık.
"
.
.
seni arıyorum
gün doğumunda seni selanik'te arıyorum
şafağın renklerinde bakışın eksik
seni arıyorum
.
.
"
yutup öldü, yidik onu biz
arıyormuş mitropanos baba, bulabilmiş mi bilinmez? adam öldü, soramıyorum da. neyse, gidince artık.
"
.
.
seni arıyorum
gün doğumunda seni selanik'te arıyorum
şafağın renklerinde bakışın eksik
seni arıyorum
.
.
"
yutup öldü, yidik onu biz
devamını gör...


