kendi işini kendi halleden insan
kimseye eyvallahı olmayan insandır.
devamını gör...
türk erkeklerinin aldatmaya meyilli olması
katılmadığım başlık. ben biriyle yola çıktıysam, o yoldan başka yollara sapmam. genellemelere de karşıyım. cinsiyetçi ifadelere ekstra karşıyım.
son olarak ya adam gibi sevin ya da sevmeyin. neşet ertaş'ın şu sözleri ile sözlerime son veriyorum:
ağarsa saçların belin bükülse,
birer birer hep dişlerin dökülse, canım dökülse
kurusa vücudun, kanın çekilse
yine şu gönlümün yarisin benim.
edit: cinsiyetçi ifadelere karşıyım deyip adam gibi sevmek diyorsun, bu cinsiyetçi ifade değil mi diyenler olacaktır. demeden açıklama yapayım. ben adamlığı cinsiyetçi ifade olarak görmüyorum. tamamen karakterle alakalı bir kelime.
son olarak ya adam gibi sevin ya da sevmeyin. neşet ertaş'ın şu sözleri ile sözlerime son veriyorum:
ağarsa saçların belin bükülse,
birer birer hep dişlerin dökülse, canım dökülse
kurusa vücudun, kanın çekilse
yine şu gönlümün yarisin benim.
edit: cinsiyetçi ifadelere karşıyım deyip adam gibi sevmek diyorsun, bu cinsiyetçi ifade değil mi diyenler olacaktır. demeden açıklama yapayım. ben adamlığı cinsiyetçi ifade olarak görmüyorum. tamamen karakterle alakalı bir kelime.
devamını gör...
hayalet yazar
orijinal adı the ghost writer'dır.
fransa, almanya ve birleşik krallık ortak yapımı bir filmdir.
konusu itibarıyla koyu ve acı bir fincan kahve gibi olsa da, üslubuyla adeta kremalı kahve içiyormuşsunuz gibi keyif verir. usta işi bir yapımdır. diyalogları mükemmeldir. görüntü yönetmenliği de ayrı etkileyicidir. filmin çekildiği ortamlar da çok güzeldir.
müzikleri de harikadır.
son derece kaliteli bir sinema eseridir.
aslında konusunu birine anlattığınızda bunun gayet "light" bir film olduğu izlenimini uyandırabilmeniz zor olabilir karşınızdaki kişide. bu da yönetmen roman polanski'nin başarısıdır bence; evet, filmin konusu gayet "ağır" ama işlenişi gerçekten de çok elegan, ustaca ve "sıtayliş". ki, gerçek politik figürlere bariz göndermeler içeren bir film olmasına rağmen "layt" bir iş olarak değerlendiriyorum ben hayalet yazar'ı.
aslında hem eleştirmenlerin beğendiği hem de gişede iyi iş yapan bir film olmuşsa da bu, biraz da hak ettiği kadar gündeme gelmedi/gelmiyor diye de ister istemez düşünüyorum. birilerine polanski deninde aklınıza ne geliyor denseydi bu filmin adını anan çok da kişi çıkmazdı sanki. belki de "hayalet" olmak böyle bir şey. kimse size inanmıyor. *
60. berlin enternasyonal film festivali'nde prömiyerini yapan film, burada polanski'ye en iyi yönetmen ödülünü kazandırmıştır ve devamında da başka organizasyonlardan/festivallerden ödüllerle dönmüştür.
fransa, almanya ve birleşik krallık ortak yapımı bir filmdir.
konusu itibarıyla koyu ve acı bir fincan kahve gibi olsa da, üslubuyla adeta kremalı kahve içiyormuşsunuz gibi keyif verir. usta işi bir yapımdır. diyalogları mükemmeldir. görüntü yönetmenliği de ayrı etkileyicidir. filmin çekildiği ortamlar da çok güzeldir.
müzikleri de harikadır.
son derece kaliteli bir sinema eseridir.
aslında konusunu birine anlattığınızda bunun gayet "light" bir film olduğu izlenimini uyandırabilmeniz zor olabilir karşınızdaki kişide. bu da yönetmen roman polanski'nin başarısıdır bence; evet, filmin konusu gayet "ağır" ama işlenişi gerçekten de çok elegan, ustaca ve "sıtayliş". ki, gerçek politik figürlere bariz göndermeler içeren bir film olmasına rağmen "layt" bir iş olarak değerlendiriyorum ben hayalet yazar'ı.
aslında hem eleştirmenlerin beğendiği hem de gişede iyi iş yapan bir film olmuşsa da bu, biraz da hak ettiği kadar gündeme gelmedi/gelmiyor diye de ister istemez düşünüyorum. birilerine polanski deninde aklınıza ne geliyor denseydi bu filmin adını anan çok da kişi çıkmazdı sanki. belki de "hayalet" olmak böyle bir şey. kimse size inanmıyor. *
60. berlin enternasyonal film festivali'nde prömiyerini yapan film, burada polanski'ye en iyi yönetmen ödülünü kazandırmıştır ve devamında da başka organizasyonlardan/festivallerden ödüllerle dönmüştür.
devamını gör...
buz sarayı
bir tarjei vesaas kitabıdır.
unn ve siss’in hikayesi norveç’in doğal arka planını oluşturan bir kış mevsiminde geçiyor. birbirlerinden her anlamda çok farklı olan iki kız çocuğu aniden gelişen ve çok derinlere kök salan bir arkadaşlık salıncağında bulurlar kendilerini ancak bu git gelli salıncak çok dayanmaz bu yüke ve kızlardan biri kaybolur ve arkadaşlık daha da güçlenir.
her kaybı bir arayış takip ettiği için ve her arayışın içinde bir şekilde insan kendine dönmek zorunda kaldığı için kaybolan ile arayan arasında bir foucault sarkacı gider gelir. dünyanın dönmeye devam ettiğini kanıtlamak için kayıplar bulunmalı, arayanlar artık dinlemeye çekilmelidir.
norveç edebiyatının soğuğunu seviyorum. içime işliyor her okuduğum kitapla. keşfettiğim her yazar içimdeki kışa bir kürek kar daha atıyor.
bence arkadaşlıklar da aşklar da kışın daha derin yaşanır. zira sıcak, insanlar arasına mesafe koyarken; soğuk, insanları hem ruhsal hem fiziksel açıdan yakınlaştırır.
eğer aşık olacaksanız ya da yakın bir arkadaş istiyorsanız kendinize bir buz sarayı bulun. sarayınız eriyene kadar arayışınız son bulamayacaktır.
unn ve siss’in hikayesi norveç’in doğal arka planını oluşturan bir kış mevsiminde geçiyor. birbirlerinden her anlamda çok farklı olan iki kız çocuğu aniden gelişen ve çok derinlere kök salan bir arkadaşlık salıncağında bulurlar kendilerini ancak bu git gelli salıncak çok dayanmaz bu yüke ve kızlardan biri kaybolur ve arkadaşlık daha da güçlenir.
her kaybı bir arayış takip ettiği için ve her arayışın içinde bir şekilde insan kendine dönmek zorunda kaldığı için kaybolan ile arayan arasında bir foucault sarkacı gider gelir. dünyanın dönmeye devam ettiğini kanıtlamak için kayıplar bulunmalı, arayanlar artık dinlemeye çekilmelidir.
norveç edebiyatının soğuğunu seviyorum. içime işliyor her okuduğum kitapla. keşfettiğim her yazar içimdeki kışa bir kürek kar daha atıyor.
bence arkadaşlıklar da aşklar da kışın daha derin yaşanır. zira sıcak, insanlar arasına mesafe koyarken; soğuk, insanları hem ruhsal hem fiziksel açıdan yakınlaştırır.
eğer aşık olacaksanız ya da yakın bir arkadaş istiyorsanız kendinize bir buz sarayı bulun. sarayınız eriyene kadar arayışınız son bulamayacaktır.
devamını gör...
insanların hayatına karışma sorunsalı
türklerin ata sporudur.
devamını gör...
cümlenin sonunu efendim sözcüğüyle bitirmek
saygı ifadesi olarak kullanıyorum efendim.
devamını gör...
oyumu akp'ye vereceğim otobüste gençler yer vermiyor
çok mantıklı bir açıklama.
ben ikna oldum. ben de oyumu akp'ye vereceğim.
ben ikna oldum. ben de oyumu akp'ye vereceğim.
devamını gör...
yanımda gülmedin o kadar
şekersiz'in 2020 yılında çıkardığı, sözü-müziği aynı zamanda grubun vokali yunus emre'ye ait olan, ayrılık acısı çeken ponçik yüreklerin canına okuduğu parçasıdır.
eğer sözlerine dikkat ederek dinlerseniz sayın dinleyen; ayrılık sonrası bir tarafın mutluluğa yelken açtığı denizlerde diğerinin titanik'teki zavallı jack dawson gibi son nefesini verdiğine şahit olursunuz...
ölüm gibi bir şey olup kimsenin ölmediği hani bildiniz mi?
ayrılmışsınızdır, ama hala seviyorsunuzdur. unutamamışsınızdır, hala aklınızdadır, allah kahretsindir.
siz bir umut "severek ayrıldık, aşkımız çok büyük, sorunları çözeriz, yeniden bir araya geliriz" diye acılar içinde perperişan beklerken, bir bakarsınız o sizin gibi değil, hatta belki hiç sizin gibi sevmemiş... çok sular akmış köprünün altından. son sözler çoktan söylenmiş, size dair kitap çoktan kitaplığın görünmeyen bir yerine kaldırılıp üzerinde de bir parmak toz birikmiş, kırk yılda belki hatırlanacak bir anıdan ibaret olmuşsunuz çoktan.
yeni birisi elbette olacak yalnızlık allah'a mahsus derler ama sizin canınız bu kadar yanarken, umudunuz hala tazeyken ve çok uzaklara gitmiş olamazken henüz, onun bu kadar kolay yeni birisini hayatına alması, başka birisini sevmesi ağır gelir.
o yeni sevgilisi ile yeni anılar biriktirirken siz tarifsiz hüzünlere sürüklenerek gizli gizli onları izlersiniz...
ama bir insana en çok da sevdiği insanın onunlayken gülmediği kadar güldüğü birisinin olması koyuyor sanırım.
yunus emre şarkıyı bitirirken çoğumuzun sormaya cesaret edemeyeceği, soranların da cevabını muhatabından asla net olarak alamayacağı şu soruyu soruyor zalımlara...
ne yaptım sana ne,
hiç!
gülmedin o kadar…
ben bu kadar aman efendim öyle de böyle de diye anlatıyorum şarkıyı ama siz ayrılık üzeri dinlemeyin yine de...
bu bir tavsiye değildir olması gerekendir, yani yara kabuklarınızla uğraşmayın, bırakın o kendi düşer!
yine de illa dinleyeceğim derseniz buyrun efenim buraya alalım sizi...
yanımda hiç gülmedin o kadar...
şarkı sözlerinin tamamı da şöyledir;
dağıldı saçım başım belli çok geldi ağır
derin bir nefes bile alamadım tam 3 aydır
aklımda bi’ kaç sözün
beni öldürmez, ağlatır…
korkarım düşünceler bir eskiye sarılır
adı sevgi olur zaman geçer alışılır
üstünü örtmekle böyle bir mesele ah nasıl…
‘’hemen olmaz’’ dedin ‘’öyle biri miyim’’
e nasıl oldu, ne oldu da anlat birisi var
tüm gülüşlerin senin ordun artık
bende yok bir duvar…
ama bak bu değil
yine sev sorun değil
her yere koyduğun fotoğraflar değil
beni altüst eden bi’ şey var
beni altüst eden bi’ şey var…
yanımda hiç gülmedin o kadar
ne yaptım sana ne,
hiç
gülmedin o kadar…
bazen olur öyle, çok da şey yapmayın...
eğer sözlerine dikkat ederek dinlerseniz sayın dinleyen; ayrılık sonrası bir tarafın mutluluğa yelken açtığı denizlerde diğerinin titanik'teki zavallı jack dawson gibi son nefesini verdiğine şahit olursunuz...
ölüm gibi bir şey olup kimsenin ölmediği hani bildiniz mi?
ayrılmışsınızdır, ama hala seviyorsunuzdur. unutamamışsınızdır, hala aklınızdadır, allah kahretsindir.
siz bir umut "severek ayrıldık, aşkımız çok büyük, sorunları çözeriz, yeniden bir araya geliriz" diye acılar içinde perperişan beklerken, bir bakarsınız o sizin gibi değil, hatta belki hiç sizin gibi sevmemiş... çok sular akmış köprünün altından. son sözler çoktan söylenmiş, size dair kitap çoktan kitaplığın görünmeyen bir yerine kaldırılıp üzerinde de bir parmak toz birikmiş, kırk yılda belki hatırlanacak bir anıdan ibaret olmuşsunuz çoktan.
yeni birisi elbette olacak yalnızlık allah'a mahsus derler ama sizin canınız bu kadar yanarken, umudunuz hala tazeyken ve çok uzaklara gitmiş olamazken henüz, onun bu kadar kolay yeni birisini hayatına alması, başka birisini sevmesi ağır gelir.
o yeni sevgilisi ile yeni anılar biriktirirken siz tarifsiz hüzünlere sürüklenerek gizli gizli onları izlersiniz...
ama bir insana en çok da sevdiği insanın onunlayken gülmediği kadar güldüğü birisinin olması koyuyor sanırım.
yunus emre şarkıyı bitirirken çoğumuzun sormaya cesaret edemeyeceği, soranların da cevabını muhatabından asla net olarak alamayacağı şu soruyu soruyor zalımlara...
ne yaptım sana ne,
hiç!
gülmedin o kadar…
ben bu kadar aman efendim öyle de böyle de diye anlatıyorum şarkıyı ama siz ayrılık üzeri dinlemeyin yine de...
bu bir tavsiye değildir olması gerekendir, yani yara kabuklarınızla uğraşmayın, bırakın o kendi düşer!
yine de illa dinleyeceğim derseniz buyrun efenim buraya alalım sizi...
yanımda hiç gülmedin o kadar...
şarkı sözlerinin tamamı da şöyledir;
dağıldı saçım başım belli çok geldi ağır
derin bir nefes bile alamadım tam 3 aydır
aklımda bi’ kaç sözün
beni öldürmez, ağlatır…
korkarım düşünceler bir eskiye sarılır
adı sevgi olur zaman geçer alışılır
üstünü örtmekle böyle bir mesele ah nasıl…
‘’hemen olmaz’’ dedin ‘’öyle biri miyim’’
e nasıl oldu, ne oldu da anlat birisi var
tüm gülüşlerin senin ordun artık
bende yok bir duvar…
ama bak bu değil
yine sev sorun değil
her yere koyduğun fotoğraflar değil
beni altüst eden bi’ şey var
beni altüst eden bi’ şey var…
yanımda hiç gülmedin o kadar
ne yaptım sana ne,
hiç
gülmedin o kadar…
bazen olur öyle, çok da şey yapmayın...
devamını gör...
otuz yaşında hala ailesiyle yaşayan tip
bi insanların nerde yaşayacağına karışmamıştınız aw kusura bakma sana soramamış.
devamını gör...
alışverişin hemen akabinde net kazıklandığını kavramak
acı bir histir ama her acı gibi bu da zamanla unutulur. basiret baglanmasi sebebiyle vuku bulur. icsellestirmesi kolay değildir. kin ve nefret üretir. gururunuz hain esnafa müracaat etmenize izin vermez.
devamını gör...
kelebek
‘’kaçmak, yalnız kaçmak için yaşıyordum. yalnız ya da yanımda birisiyle, ama ne pahasına olursa olsun..’’
aynı isimli, başrollerini steve mcqueen ve dustin hoffman’ın paylaştığı 1973 yapımı filmin senaryosu işte bu kitaptan uyarlanmıştır.
fransa’da, şeytan adası olarak da bilinen cayene’de suçsuz yere müebbet mahkum olan yazarımız henri charriere’in, yaklaşık 20 yıl boyunca defahatle kaçma girişiminde bulunmasından mütevellit başından geçen olayları kaleme alarak 68’de yayımladığı ve ismini de yazarımızın hapisteki lakabı olan ve fransızca’da kelebek anlamına gelen ‘papillon’ dan alan harika bir roman ‘kelebek’.
filmi hemen hemen her kitap uyarlamasında olduğu gibi kitaba göre oldukça eksik olmasına rağmen harika bir filmdir. keza kitap ise filminin kat kat üstünde muhteşem bir başyapıttır nazarımda. bundan dolayı filmi eğer izlenecekse -ki kült bir yapım olduğunu düşünmeme rağmen muhakkak izlemeyenleriniz vardır- , kitabı okuduktan sonra izlenmesi tavsiyemdir...
sürükleyici, heyecan dolu, yer yer üzülüp, yer yer gülümsediğiniz bir eser kelebek. keza, okuduğunuz olayların yazarın bizzat başından geçtiğini göz önünde bulundurduğunuzda, söylediklerimin az bile olduğunu düşüneceğinizden eminim.
bu harika kaçış romanı, şiddetle tavsiyemdir. hala kitaplığına almamış olanların dikkatine sunuyorum.
aynı isimli, başrollerini steve mcqueen ve dustin hoffman’ın paylaştığı 1973 yapımı filmin senaryosu işte bu kitaptan uyarlanmıştır.
fransa’da, şeytan adası olarak da bilinen cayene’de suçsuz yere müebbet mahkum olan yazarımız henri charriere’in, yaklaşık 20 yıl boyunca defahatle kaçma girişiminde bulunmasından mütevellit başından geçen olayları kaleme alarak 68’de yayımladığı ve ismini de yazarımızın hapisteki lakabı olan ve fransızca’da kelebek anlamına gelen ‘papillon’ dan alan harika bir roman ‘kelebek’.
filmi hemen hemen her kitap uyarlamasında olduğu gibi kitaba göre oldukça eksik olmasına rağmen harika bir filmdir. keza kitap ise filminin kat kat üstünde muhteşem bir başyapıttır nazarımda. bundan dolayı filmi eğer izlenecekse -ki kült bir yapım olduğunu düşünmeme rağmen muhakkak izlemeyenleriniz vardır- , kitabı okuduktan sonra izlenmesi tavsiyemdir...
sürükleyici, heyecan dolu, yer yer üzülüp, yer yer gülümsediğiniz bir eser kelebek. keza, okuduğunuz olayların yazarın bizzat başından geçtiğini göz önünde bulundurduğunuzda, söylediklerimin az bile olduğunu düşüneceğinizden eminim.
bu harika kaçış romanı, şiddetle tavsiyemdir. hala kitaplığına almamış olanların dikkatine sunuyorum.
devamını gör...
mazur görmek
“mazeretli saymak, bağışlamak vb.” anlamlara sahip olan sözcüktür.
devamını gör...
tuva cumhuriyeti
tuva türklerinin varlığı esasen çok önemli. nüfus olarak türk dünyasında çok önemli bir yer tutmuyor olsalar da kültür, hayat tarzı, dil, edebiyat, müzik ve tarihsel anlamda türk dünyasının mihenk taşı olan bir topluluktur. zaten onları hakaslar ve altaylar takip eder. tuva cumhuriyeti, aslında türkler için bir zaman makinesine atlayıp atalarının diyarını gezip görebilecekleri bir ülke gibi. sanki zaman durmuş. geçmişi bugüne taşıyabilmişler. işin garip tarafı şu ki; bu coğrafya özerk bir coğrafya, bağımsız bir coğrafya değil. dil konusunda başlangıçta zorluk yaşamanız mümkün ama yavaş yavaş kulak aşinalığı yaşamaya başladığınızda cümleleri çözümlemeye başlıyorsunuz. dil konusunda örnek olması açısından tuva masallarından aşağıya bir kaç örnek bırakayım yalnız yavaş yavaş okuyunuz. en alta indiğinizde son satırları daha iyi anlamaya başladığınızı göreceksiniz diye düşünüyorum.
(aşağıdaki masal tuva türkleri’ne aittir. ilkin masalın tuvaca cümleleri, sonra bu cümlenin birebir anadolu türkçesi’ne çevrilişi son olarak da anlamlı bir biçimde anadolu türkçesi’ne çevrilişi bulunmaktadır.)
tarvagannın tö’güzü
1. erte burungu şağda tarvağan bisdin cernin üstündegi en ulug mergen durup duru.
2. erten burunki çağda dağsıçanı bizim yerin üstündeki en ulu okçu durup duru.
3. çok eski zamanlarda dağsıçanı ülkemizdeki en büyük okçuymuş.
1. bir hün delegeynin üstündegi bar mergennernin iştinen en mergeni gım irgin derin bilir deş delegeynin cük cügünen bar mergenner cığılıp gep bir ulug carışga girip duru
2. bir gün dünyanın üstündeki var okçuların içinden en okçusu kim imiş derin bilir deyiş dünyanın yön yönünden var okçular yığılıp gelip bir ulu yarışa girip duru.
3. bir gün dünyadaki okçuların içinde en usta okçu kimmiş bilinsin diye, ne kadar okçu varsa dünyanın dört bir tarafından toplanıp gelerek, bir büyük yarışa girmişler.
1. en baştay ogturgaynın üstünen ujuv ertip cıdgan gargannı düjür adgan tarvan dagın ogturgaynın üstünen ujuv ertip cıdgan deldigenni düjür adı alvayn çük-le gudrun cire adgaş, ozunga ajınıp, ulug ergen ızırgaş, cer gazıp, üngürge girip, ol şagnan ber tarvan gijini emes, giji tarvannı annar bop duru
2. en başta göğün üstünden uçup geçip yatan kargayı düşüre atan dağsıçanı, ayrıca göğün üstünden uçup geçip yatan çaylağı düşüre ata almayıp sadece kuyruğunu yara atış osuna acınıp ulu barmağını kopara ısırış yer kazıp, deliğe girip, o zamandan beri dağsıçanı kişiyi değil, kişi dağsıçanını avlar olup duru.
3. en başta, gökyüzünde uçup gitmekte olan kargayı avlayan dağsıçanı, gökyüzünde uçup gitmekte olan çaylağı avlayamayıp, yalnızca kuyruğunu yarınca, buna kızıp (bundan utanıp) baş parmağını ısırdıktan sonra, yeri kazıp, deliğe girmiş. o zamandan beri dağsıçanı insanı değil, insan dağsıçanını avlar olmuş.
1. deldigennin gudru cirik büdgennin ujuru baza ol irgin
2. çaylağın kuyruğu yirik biteninin sebebi de o imiş.
3. çaylağın kuyruğunun yarık bitmesinin sebebi de bu imiş.
1. ol şağda tarvan gijinin e’din cip coranın bis tarvannın goldunun aldında durar besten görüp bilir bis.
2. o çağda dağsıçanı kişinin etini yeyip yürüyenini biz dağsıçanının koltuğunun altında durur bezeden görüp biliriz.
3. o zamanlar dağsıçanının insan eti yediğini dağsıçanının koltuğununun altındaki bezeden anlarız.
1. carış dozulgaş carışga girgen bar amıtannar canıp olurarda yarışga bara alvan argar tarvannı udgup barıp: ‘möreyni gım aldı?’ dep surarda tarvan, ‘giji aldı’ derde argar baksırap, ‘cartıgır erinin dergige gadıp, carıgır mıyızım carıkga gadıp duru!’ dep dört garanın iyizi solguja ıglap duru.
2. yarış bitiş yarışa giren var canlılar dönüp otururda yarışa varamayan yabankoyunu dağsıçanına karşılayıp varıp ‘yarışı kim aldı’ deyip surarda dağsıçanı ‘kişi aldı’ derde yabankoyunu üzülüp ‘dolgun dudağın terkiye kuruyup, çok büyür boynuzum yarıga kuruyup duru!’ deyip dört gözünün ikisi soluncaya kadar ağlayıp duru.
3. yarış bittikten sonra yarışa giren bütün canlılar geri dönerken, yarışa gelemeyen yaban koyunu dağsıçanına karşı varıp ‘yarışı kim kazandı’ diye sormuş. dağsıçanı ‘insan kazandı’ deyince, yabankoyunu üzülüp ‘etli dudakların terkisinde kurur, muhteşem boynuzlarım yarıkta kuru’ diye o kadar çok ağlamış ki dört gözünün ikisi kör olmuş.
1. unun songar argar dört garaktıg emes cük-le iyi garaktıg bop öske iyi garanın or(u)nu galgannın tö’güzü mındıg irgin.
2. onun sonra yabankoyunu dört gözlü değil yalnızca iki gözlü olup öteki iki gözünün yeri galanın hikayesi böyle imiş.
3. yaban koyunu o günden sonra dört değil sadece iki gözlü olup öteki iki gözünün sadece izinin kalmasının hikayesi böyle imiş.
1. argarnı annaş mıyızın gır sın carıkga gap tarvannın cırın üddep dergige dergilernin şın ujuru baza mındıg irgin.
2. yaban koyunu avlayış boynuzunu tepe dağ kakıp dağsıçanının alt dudağını delip terkiye terkilerin gerçek sebebi böyle imiş.
3. yaban koyununu avlayınca boynuzunu dağlara yarıklara atmanın, dağsıçanının alt dudağını delip, atın terkisine asmanın gerçek sebebi de bu imiş.”
(nurettin demir/bir tuva masalanının türkiye türkçesi’ne aktarılması/sibirya araştırmaları)
gittiğinizde kam şifa kliniğine muhakkak uğrayın. kam ritüellerini izleme imkanına sahip olursunuz. tekrara düşmemek açısından şurada biraz bahsetmiştim. (bkz: kam/@ateist kaplumbağa) esrime anına dikkat ediniz yeter. sonra uyarmadı demeyin. * kamlaniye bazen tehlikeli olabiliyor. * bol bol doğa yürüyüşleri yapın tarih derslerinde adını duyduğunuz yenisey ırmağına gidip en azından zihinsel olarak binlerce yıl öncesine şöyle seyahat edin. bir de işin sapma noktası var; lenin'in köyüne de gidin * tamam korkmayın lenin tuvalı değil yahu. ha annesi ile ilgili tatar türkü olduğu iddiası var ama o ayrı bir başlığın konusu. hatta o mevzu ile ilgili zeki velidi togan'ın hatıralar kitabında direkt kendisi ile bu konunun sohbetini yaptığı bir bölüm vardır. lenin 3 sene bizim ata diyarında sürgün hayatı yaşamış. gitmişken görmedik demezsiniz işte. müze'yi zaten atlamazsınız falan filan fişman.
başlık tuva başlığı olunca çok sevdiğim bir ağıtı da paylaşayım. 11 ay falan önce paylaşmıştım ama burada bulunsun* ötüken dağının eteklerinde var olan ancak zamanla kaybolan koŋgurej şehrine ve geçmişine ağıttır. muazzam şarkıdır.
altmışa yeten yılkımın
alası nerede kongurey
altı koşumlu ulusumun
ağılı nerede kongurey
yetmişe yeten yılkımın
yelesi nerede, kongurey
yedi devletli ulusumun
yeri nerede kongurey?
seksene yeten yılkımın
sekizi nerede kongurey?
sekiz devletli ulusumun
bilgeleri nerede kongurey?
doksana yeten yılkımın
dokuzu nerede kongurey?
dokuz sancaklı ulusumun
tozu nerede, kongurey, kongurey...
hah şarkı deyince gırtlak müziği mevzusu da var yerinde dinlemiş olursunuz. neyse çok uzadı ben kaçıyorum.
(aşağıdaki masal tuva türkleri’ne aittir. ilkin masalın tuvaca cümleleri, sonra bu cümlenin birebir anadolu türkçesi’ne çevrilişi son olarak da anlamlı bir biçimde anadolu türkçesi’ne çevrilişi bulunmaktadır.)
tarvagannın tö’güzü
1. erte burungu şağda tarvağan bisdin cernin üstündegi en ulug mergen durup duru.
2. erten burunki çağda dağsıçanı bizim yerin üstündeki en ulu okçu durup duru.
3. çok eski zamanlarda dağsıçanı ülkemizdeki en büyük okçuymuş.
1. bir hün delegeynin üstündegi bar mergennernin iştinen en mergeni gım irgin derin bilir deş delegeynin cük cügünen bar mergenner cığılıp gep bir ulug carışga girip duru
2. bir gün dünyanın üstündeki var okçuların içinden en okçusu kim imiş derin bilir deyiş dünyanın yön yönünden var okçular yığılıp gelip bir ulu yarışa girip duru.
3. bir gün dünyadaki okçuların içinde en usta okçu kimmiş bilinsin diye, ne kadar okçu varsa dünyanın dört bir tarafından toplanıp gelerek, bir büyük yarışa girmişler.
1. en baştay ogturgaynın üstünen ujuv ertip cıdgan gargannı düjür adgan tarvan dagın ogturgaynın üstünen ujuv ertip cıdgan deldigenni düjür adı alvayn çük-le gudrun cire adgaş, ozunga ajınıp, ulug ergen ızırgaş, cer gazıp, üngürge girip, ol şagnan ber tarvan gijini emes, giji tarvannı annar bop duru
2. en başta göğün üstünden uçup geçip yatan kargayı düşüre atan dağsıçanı, ayrıca göğün üstünden uçup geçip yatan çaylağı düşüre ata almayıp sadece kuyruğunu yara atış osuna acınıp ulu barmağını kopara ısırış yer kazıp, deliğe girip, o zamandan beri dağsıçanı kişiyi değil, kişi dağsıçanını avlar olup duru.
3. en başta, gökyüzünde uçup gitmekte olan kargayı avlayan dağsıçanı, gökyüzünde uçup gitmekte olan çaylağı avlayamayıp, yalnızca kuyruğunu yarınca, buna kızıp (bundan utanıp) baş parmağını ısırdıktan sonra, yeri kazıp, deliğe girmiş. o zamandan beri dağsıçanı insanı değil, insan dağsıçanını avlar olmuş.
1. deldigennin gudru cirik büdgennin ujuru baza ol irgin
2. çaylağın kuyruğu yirik biteninin sebebi de o imiş.
3. çaylağın kuyruğunun yarık bitmesinin sebebi de bu imiş.
1. ol şağda tarvan gijinin e’din cip coranın bis tarvannın goldunun aldında durar besten görüp bilir bis.
2. o çağda dağsıçanı kişinin etini yeyip yürüyenini biz dağsıçanının koltuğunun altında durur bezeden görüp biliriz.
3. o zamanlar dağsıçanının insan eti yediğini dağsıçanının koltuğununun altındaki bezeden anlarız.
1. carış dozulgaş carışga girgen bar amıtannar canıp olurarda yarışga bara alvan argar tarvannı udgup barıp: ‘möreyni gım aldı?’ dep surarda tarvan, ‘giji aldı’ derde argar baksırap, ‘cartıgır erinin dergige gadıp, carıgır mıyızım carıkga gadıp duru!’ dep dört garanın iyizi solguja ıglap duru.
2. yarış bitiş yarışa giren var canlılar dönüp otururda yarışa varamayan yabankoyunu dağsıçanına karşılayıp varıp ‘yarışı kim aldı’ deyip surarda dağsıçanı ‘kişi aldı’ derde yabankoyunu üzülüp ‘dolgun dudağın terkiye kuruyup, çok büyür boynuzum yarıga kuruyup duru!’ deyip dört gözünün ikisi soluncaya kadar ağlayıp duru.
3. yarış bittikten sonra yarışa giren bütün canlılar geri dönerken, yarışa gelemeyen yaban koyunu dağsıçanına karşı varıp ‘yarışı kim kazandı’ diye sormuş. dağsıçanı ‘insan kazandı’ deyince, yabankoyunu üzülüp ‘etli dudakların terkisinde kurur, muhteşem boynuzlarım yarıkta kuru’ diye o kadar çok ağlamış ki dört gözünün ikisi kör olmuş.
1. unun songar argar dört garaktıg emes cük-le iyi garaktıg bop öske iyi garanın or(u)nu galgannın tö’güzü mındıg irgin.
2. onun sonra yabankoyunu dört gözlü değil yalnızca iki gözlü olup öteki iki gözünün yeri galanın hikayesi böyle imiş.
3. yaban koyunu o günden sonra dört değil sadece iki gözlü olup öteki iki gözünün sadece izinin kalmasının hikayesi böyle imiş.
1. argarnı annaş mıyızın gır sın carıkga gap tarvannın cırın üddep dergige dergilernin şın ujuru baza mındıg irgin.
2. yaban koyunu avlayış boynuzunu tepe dağ kakıp dağsıçanının alt dudağını delip terkiye terkilerin gerçek sebebi böyle imiş.
3. yaban koyununu avlayınca boynuzunu dağlara yarıklara atmanın, dağsıçanının alt dudağını delip, atın terkisine asmanın gerçek sebebi de bu imiş.”
(nurettin demir/bir tuva masalanının türkiye türkçesi’ne aktarılması/sibirya araştırmaları)
gittiğinizde kam şifa kliniğine muhakkak uğrayın. kam ritüellerini izleme imkanına sahip olursunuz. tekrara düşmemek açısından şurada biraz bahsetmiştim. (bkz: kam/@ateist kaplumbağa) esrime anına dikkat ediniz yeter. sonra uyarmadı demeyin. * kamlaniye bazen tehlikeli olabiliyor. * bol bol doğa yürüyüşleri yapın tarih derslerinde adını duyduğunuz yenisey ırmağına gidip en azından zihinsel olarak binlerce yıl öncesine şöyle seyahat edin. bir de işin sapma noktası var; lenin'in köyüne de gidin * tamam korkmayın lenin tuvalı değil yahu. ha annesi ile ilgili tatar türkü olduğu iddiası var ama o ayrı bir başlığın konusu. hatta o mevzu ile ilgili zeki velidi togan'ın hatıralar kitabında direkt kendisi ile bu konunun sohbetini yaptığı bir bölüm vardır. lenin 3 sene bizim ata diyarında sürgün hayatı yaşamış. gitmişken görmedik demezsiniz işte. müze'yi zaten atlamazsınız falan filan fişman.
başlık tuva başlığı olunca çok sevdiğim bir ağıtı da paylaşayım. 11 ay falan önce paylaşmıştım ama burada bulunsun* ötüken dağının eteklerinde var olan ancak zamanla kaybolan koŋgurej şehrine ve geçmişine ağıttır. muazzam şarkıdır.
altmışa yeten yılkımın
alası nerede kongurey
altı koşumlu ulusumun
ağılı nerede kongurey
yetmişe yeten yılkımın
yelesi nerede, kongurey
yedi devletli ulusumun
yeri nerede kongurey?
seksene yeten yılkımın
sekizi nerede kongurey?
sekiz devletli ulusumun
bilgeleri nerede kongurey?
doksana yeten yılkımın
dokuzu nerede kongurey?
dokuz sancaklı ulusumun
tozu nerede, kongurey, kongurey...
hah şarkı deyince gırtlak müziği mevzusu da var yerinde dinlemiş olursunuz. neyse çok uzadı ben kaçıyorum.
devamını gör...
ev tutarken öğrenci olduğunu söylememek
öğrenciler böyle durumlarda babalarını devreye sokarlar. baba gelir evi tutar daha sonra ev sahibi la sen öğrencimiydin gibi konuşmalar yapar ama iş işten geçmiştir. geçmiş olsun hep siz mi kurnazlık yapacaksınız.
devamını gör...
yunan alfabesi
çocukluğumdan beri kiril okuyabildiğim için lise yıllarımdayken elime fono yayınlarının yunanca sözlüğünü almamla yarım saat içerisinde okumayı söktüğüm alfabedir. ama dili bilmeyip sadece okumanın hiçbir esprisi yok.
(bkz: okuyabiliyorum ama bilmiyorum)
ama şöyle güzel bir tarafı da olmuştu. 2012 yılında amasya müzesini gezerken rehberimiz ''yunanca olduğunu'' iddia ettiği lahitlerin önüne geçip ''işte bu zeus'un, bu afrodit'in'' gibisinden poz kesiyordu. ben de lahitlerin üzerindeki yazıtlara şöyle bir göz gezdirdim, hiç afrodit mafrodit değil yani. bildiğin maşallah, allah filan yazıyor. sonra daha dikkatli bakınca, adının daha sonrasında karamanlıca olduğunu öğreneceğim, türkçe ile yazılmış olduğunu fark ettim. sonrasında da ''sen kimi yiyon, burada türkçe yazıyor. al bak burada maşallah yazıyor, şurada şu yazıyor'' gibisinden adamı herkesin ortasında rezil kepaze etmiştim. şu alfabeyi bilmesek mezar taşlarını zeus diye yutturacaktı.
(bkz: dedemizin mezar taşını okuyamıyoruz)
(bkz: okuyabiliyorum ama bilmiyorum)
ama şöyle güzel bir tarafı da olmuştu. 2012 yılında amasya müzesini gezerken rehberimiz ''yunanca olduğunu'' iddia ettiği lahitlerin önüne geçip ''işte bu zeus'un, bu afrodit'in'' gibisinden poz kesiyordu. ben de lahitlerin üzerindeki yazıtlara şöyle bir göz gezdirdim, hiç afrodit mafrodit değil yani. bildiğin maşallah, allah filan yazıyor. sonra daha dikkatli bakınca, adının daha sonrasında karamanlıca olduğunu öğreneceğim, türkçe ile yazılmış olduğunu fark ettim. sonrasında da ''sen kimi yiyon, burada türkçe yazıyor. al bak burada maşallah yazıyor, şurada şu yazıyor'' gibisinden adamı herkesin ortasında rezil kepaze etmiştim. şu alfabeyi bilmesek mezar taşlarını zeus diye yutturacaktı.
(bkz: dedemizin mezar taşını okuyamıyoruz)
devamını gör...
nazım hikmet ran
''ben artık şarkı dinlemek değil,
şarkı söylemek istiyorum..'' dizelerinin sahibi şairimiz
şarkı söylemek istiyorum..'' dizelerinin sahibi şairimiz
devamını gör...
adana'da kendini asan adam
adana'nın yüreğir ilçesinde meydana gelen iç burkan olaydır. adamı tanıyan insanlar intihar etmesinin "ekonomik sıkıntılar" nedeniyle olduğunu söylüyor. havuz medyasında yer alır mı ? sanmam. çünkü mamalandıkları kişiler bu olayın bizzat failidir.
buradan
*hassas içerik
buradan
*hassas içerik
devamını gör...
augustus
varus tarafından lağvedildi.ve bu yüzden kalbi kırık olarak öldü. son sözleri; " varus bana lejyonlarımı geri ver " oldu.
devamını gör...
kilo versen güzel kızsın aslında
güzellik algısı kilo ile sınırlı sığ beyinli insanların kendilerince kilolu diye tabir ettikleri güzel kadınlara sözlü ve psikolojik şiddeti.
ayrıca size ne bizim kilolarımızdan? alla alla ya. biz kimseye demiyoruz senin ç**kün yamuk, memen sarkık diye.
sanane benim kilomdan!1 sananee!!*
dip: kendinizi nasıl güzel hissediyorsanız o kiloda kalın. verince mutlu olunmuyor.
ayrıca size ne bizim kilolarımızdan? alla alla ya. biz kimseye demiyoruz senin ç**kün yamuk, memen sarkık diye.
sanane benim kilomdan!1 sananee!!*
dip: kendinizi nasıl güzel hissediyorsanız o kiloda kalın. verince mutlu olunmuyor.
devamını gör...
