karantinada olması gerekirken cuma namazına giden adam
sultangazi'de koronavirüs temaslısı olduğu için karantinada olması gereken kişi cuma namazı için camiye gitti. şahıs polis zoruyla dışarı çıkarıldı.
camiye gelen kişiyi cemaatten tanıyanlar karantinada olması gerektiğini söyleyerek eve gitmesi yönünde uyarıda bulundu. camideki kişiyi cemaat eve gitmesi için ikna edemeyince durum polise bildirildi. ihbar üzerine camiye gelen polis, camide kalmakta ısrarcı olan kişiyi dışarı çıkardı.
eve gönderilen kişi ile ilgili yasal işlem uygulanmadığı öğrenildi.
şuna bakar mısınız? yasal işlem yok! ceza yok! neden mi? cumaya gitmiş çünkü...
t: bir haber
kaynak
devamını gör...
yavuz çetin
shuffle’da ansizin karisma cikip mahveden, kendine has superhero.
sesinin, gitariyla dans edisinin insana hissettirdigi cok baska bir sey; gittigin yerde hala gonlunce solo atabiliyorsundur umarim.
en bi’ sevdigim icin;
sesinin, gitariyla dans edisinin insana hissettirdigi cok baska bir sey; gittigin yerde hala gonlunce solo atabiliyorsundur umarim.
en bi’ sevdigim icin;
devamını gör...
kendinle aran nasıl sorunsalı
kendime acıyorum. sen bunları haketmedin kıyamam ben sana diye sarılmak istiyorum. ama kendime acıdığım için kendime kızıyorum ve nefret ediyorum.
devamını gör...
bensu soral'ın aşı olması
neden aşı olduğuna dair açıklama yapmasına rağmen yine sorgusuz sualsiz tribüne oynayan tanımların çok fazla oy aldığını görmenin bir miktar üzdüğü başlık.
devamını gör...
kaynak bir arkadaşım
oradan, buradan duyulmuş doğruluğundan emin olunmayan bilgiler bütünü.
devamını gör...
sözlük dergi yazılarını bekliyor
vallahi duygulandığım başlıktır.
kazanma arzusu ve beth harmon yazımı okudum çok güzel yazmışım.
fiziksel olsa keşke eve falan asarım. gece bütün dergiyi okuyacağım.
hayırlı olsun.
kazanma arzusu ve beth harmon yazımı okudum çok güzel yazmışım.
fiziksel olsa keşke eve falan asarım. gece bütün dergiyi okuyacağım.
hayırlı olsun.
devamını gör...
çocukluk
ne desem bilmiyorum. nerden başlasam, nasıl tanımlasam.
dünyanın en güzel şeyi mi sahiden? bir daha düşün, herkes için öyle mi? en masum, en saf, en yalansız, en temiz yıllar... pür neşe, coşku? ya mutluluk? kimimiz sağlıklı, huzurlu, olması gerektiği gibi çocukluklar yaşıyoruz evet. iyi ki de öyle. minnet! ama lanet olsun ki her çocuk bu kadar şanslı olamıyor. sanırım genel geçer bir tanım yapacaksak "yetişkinliğe erişebilenler için hayatlarının en önemli dönemi" diyebiliriz sadece. gerisi tamamen subjektif. iyi, kötü, travmatik, mutlu. dünyada ne kadar insan varsa o kadar çocukluk var. hepsinin ise tek bir ortak noktası : çocukluk hayatın kaynağı. insanlığın tabula rasa'sı.
şimdi gelelim benim bunları neden yazdığıma. dünkü yayının etkisinden çıkamadım hala. şu 2 saate yakın süre favori farelerimizi ve çizgi filmleri konuştukları, bizim de her çaldıkları şarkıyla "hay aklınızla bin yaşayın yaa" dediğimiz yayından bahsediyorum evet.* çok büyük bir keyifle çok da kısa olmayan bir yol giderek çocukluğuma gittim ve yayını dinledim, sonra da biraz daha oyalanıp yatmaya karar verdim. buraya kadar her şey çok süperdi aslında. yatmadan önce "bu gece çok güldüm yeaa" diyerek aynada kaz ayaklarımı kontrol edecek kadar çok eğlendiğim güzel bir gece geçirmiştim, mutlu mesut uyumam gerekiyordu. yattım, çok da uykum var. ama dalamıyorum bir türlü. bilim bakalım neden? bu çok süper gecede gittiğim çocukluğumdan kopup, kazık kadar haliyle yatağında yatmakta olan bana sirayet etmek üzere bir öcü arkadaşımız ziyaretime gelmek istemiş çünkü! allahın belası deprem fobim! 10 yaşımdan beri hayatımda olan, ancak çok sevdiğim ve güvendiğim insanlar tarafından deprem olacak mı bu gece soruma verilen hayır, olmayacak, kesinlikle olmayacak, güven bana vb. bir cevapla güç bela savuşturabildiğim benim sevgili travmam! bana bu cevabı verebilecek çok mükemmel bir insan seviyorum neyse ki. iyi ki. daldım uykuya. sabahsa yerinde yeller esiyordu korkularımın. geriye sadece yayının beni götürdüğü yerlerdeki mutlu anıların pozitifliği kalmış. çok harika! yazmam lazım bunu.
benim çocukluğum türlü zıpırlıklarla dolu. mutlu, pozitif bir çocukluk. dışa dönük, enerjik ve muzip bir çocuktum ben. yaramaz mıydım evet. ama bana anlattıkları hikayelerde de benim hatırladıklarımda da baskın olan hep büyümüş de küçülmüş, yaşına, boyuna bakmadan insanlara laf sokan bir tip. 4. sınıfa giderken 6. sınıfa giden bir çocuğa aşık olan kız arkadaşımın kırılan gururunu yerden toplamak için tenefüste ortaokulların katına çıkıp (sırf o kata çıkmak bile inanılmaz gelirdi bize o dönem) mezkur çocuğun sınıfına dalarak elimdeki meyve suyunu çocuğun üstüne dökmüş hiçbir şey demeye tenezzül etmeden çıkıp gitmiştim sınıftan bir keresinde. hayır cesursun anladık da salaksın be kızım. tek başına o sınıfa çıkıp ilgili eylemi gerçekleştirdiğinde çocuğa aşık olan ve reddedilenin sen olduğun düşünülecek haliyle, hiç bunu hesap etmiyor musun? etmiyorsun, biliyorum. sinirimden ağlamıştım kendimi ifade edeceğim diye. "hayır hayııır tolga'yı seven ben değilim!!!" hoş, bunu hesap edecek kişi olsan, düzenlenen paten yarışmasında en yakın rakibinde aranda en az 200 mt fark varken son 50 mt'de kaymayı bırakıp yeni izlediğin ve aşık olduğun cameron'un rose'lu jack'li sahnesini tek başına performe edeceksin diye ikinciliğe razı gelmek zorunda kalmazdın sen! yahu bu nasıl bir kendini bilmezlik. beylikdüzü'nde titanic vardı da biz mi binmedik?
neyse efendim 7'sinde neyse 70'inde de o insan.*
bu da böyle bir hanımdır.
dünyanın en güzel şeyi mi sahiden? bir daha düşün, herkes için öyle mi? en masum, en saf, en yalansız, en temiz yıllar... pür neşe, coşku? ya mutluluk? kimimiz sağlıklı, huzurlu, olması gerektiği gibi çocukluklar yaşıyoruz evet. iyi ki de öyle. minnet! ama lanet olsun ki her çocuk bu kadar şanslı olamıyor. sanırım genel geçer bir tanım yapacaksak "yetişkinliğe erişebilenler için hayatlarının en önemli dönemi" diyebiliriz sadece. gerisi tamamen subjektif. iyi, kötü, travmatik, mutlu. dünyada ne kadar insan varsa o kadar çocukluk var. hepsinin ise tek bir ortak noktası : çocukluk hayatın kaynağı. insanlığın tabula rasa'sı.
şimdi gelelim benim bunları neden yazdığıma. dünkü yayının etkisinden çıkamadım hala. şu 2 saate yakın süre favori farelerimizi ve çizgi filmleri konuştukları, bizim de her çaldıkları şarkıyla "hay aklınızla bin yaşayın yaa" dediğimiz yayından bahsediyorum evet.* çok büyük bir keyifle çok da kısa olmayan bir yol giderek çocukluğuma gittim ve yayını dinledim, sonra da biraz daha oyalanıp yatmaya karar verdim. buraya kadar her şey çok süperdi aslında. yatmadan önce "bu gece çok güldüm yeaa" diyerek aynada kaz ayaklarımı kontrol edecek kadar çok eğlendiğim güzel bir gece geçirmiştim, mutlu mesut uyumam gerekiyordu. yattım, çok da uykum var. ama dalamıyorum bir türlü. bilim bakalım neden? bu çok süper gecede gittiğim çocukluğumdan kopup, kazık kadar haliyle yatağında yatmakta olan bana sirayet etmek üzere bir öcü arkadaşımız ziyaretime gelmek istemiş çünkü! allahın belası deprem fobim! 10 yaşımdan beri hayatımda olan, ancak çok sevdiğim ve güvendiğim insanlar tarafından deprem olacak mı bu gece soruma verilen hayır, olmayacak, kesinlikle olmayacak, güven bana vb. bir cevapla güç bela savuşturabildiğim benim sevgili travmam! bana bu cevabı verebilecek çok mükemmel bir insan seviyorum neyse ki. iyi ki. daldım uykuya. sabahsa yerinde yeller esiyordu korkularımın. geriye sadece yayının beni götürdüğü yerlerdeki mutlu anıların pozitifliği kalmış. çok harika! yazmam lazım bunu.
benim çocukluğum türlü zıpırlıklarla dolu. mutlu, pozitif bir çocukluk. dışa dönük, enerjik ve muzip bir çocuktum ben. yaramaz mıydım evet. ama bana anlattıkları hikayelerde de benim hatırladıklarımda da baskın olan hep büyümüş de küçülmüş, yaşına, boyuna bakmadan insanlara laf sokan bir tip. 4. sınıfa giderken 6. sınıfa giden bir çocuğa aşık olan kız arkadaşımın kırılan gururunu yerden toplamak için tenefüste ortaokulların katına çıkıp (sırf o kata çıkmak bile inanılmaz gelirdi bize o dönem) mezkur çocuğun sınıfına dalarak elimdeki meyve suyunu çocuğun üstüne dökmüş hiçbir şey demeye tenezzül etmeden çıkıp gitmiştim sınıftan bir keresinde. hayır cesursun anladık da salaksın be kızım. tek başına o sınıfa çıkıp ilgili eylemi gerçekleştirdiğinde çocuğa aşık olan ve reddedilenin sen olduğun düşünülecek haliyle, hiç bunu hesap etmiyor musun? etmiyorsun, biliyorum. sinirimden ağlamıştım kendimi ifade edeceğim diye. "hayır hayııır tolga'yı seven ben değilim!!!" hoş, bunu hesap edecek kişi olsan, düzenlenen paten yarışmasında en yakın rakibinde aranda en az 200 mt fark varken son 50 mt'de kaymayı bırakıp yeni izlediğin ve aşık olduğun cameron'un rose'lu jack'li sahnesini tek başına performe edeceksin diye ikinciliğe razı gelmek zorunda kalmazdın sen! yahu bu nasıl bir kendini bilmezlik. beylikdüzü'nde titanic vardı da biz mi binmedik?
neyse efendim 7'sinde neyse 70'inde de o insan.*
bu da böyle bir hanımdır.
devamını gör...
jean-leon gerome
gérôme, günümüzde oryantalist sanat düşünüldüğünde, ilk akla gelen isimlerden biridir. oryantalizm’in en çok tartışılan görsel yaratılarından bazıları gérôme’a aittir. bu nedenle, edward said’in 1978 yılında yayımlanan, batı kaynaklı bu kültürel durumu analiz ederek, eleştirisini yaptığı ünlü “oryantalizm”kitabının kapağında gérôme’un “yılan oynatıcısı” resminin kullanılmıştır.
bir çok türk ressam aurora yazarımızında bahsettiği gibi bu ressamdan eğitim almışlardır.
*
bir çok türk ressam aurora yazarımızında bahsettiği gibi bu ressamdan eğitim almışlardır.
*
devamını gör...
minarşizm
minimal devlet yönetim biçimidir. devletin görevi; vatandaşını, potansiyel suçludan korumaktır. asker, polis, yasama ve yargı organları devletin bünyesindeyken, eğitim ve sağlık ise sivil toplum kuruluşları bünyesindedir. sadece içişleri, dışişleri ve adalet bakanlığı vardır. ulusal para değerinin alım gücü yüksek, fiyatlar ise düşüktür. liberal ekonomi hakimdir.
devamını gör...
menzil tarikatı
devletin içine sizmakla meşgul bir oluşum.
akape gidince kendilerinin de pek şansı kalmayacak.
akape gidince kendilerinin de pek şansı kalmayacak.
devamını gör...
bir evi yuva yapan unsurlar
bir evi gerçekten yuva yapabilecek tek şey sizsinizdir.
yaşadığınız yeri kendiniz için güvenli, huzurlu, besleyici, dinlendirici kılacak özellikleri bir tek siz bilebilirsiniz. bu koşulları kendiniz için az biraz çabayla sağlayabilir, bu alanı uzun vadede alışabileceğiniz şekilde düzenleyebilirsiniz. dahası bu yaşam alanını sizi yansıtacak bir hale getirebilirsiniz. bu maddi durumla belki bir derece alakalı olsa da asla tamamen buna bağlı değildir. birkaç sevdiğiniz eşya, sevdiğiniz müziği dinleyebileceğiniz bir ortam, rahat uyuyabileceğiniz bir köşe size "ben burada iyiyim" hissini sunabilir. en önemlisi de, bir yerde huzurla barınabilmek için bir tür iç huzuru bulabilmek gerek. insan kendini yuva bildiğinde dünyanın neresine giderse gitsin orada huzur bulabiliyormuş, öteki türlüsü fena. çünkü siz ruhen ve fiziken var ve iyi olmadığınız sürece kapladığınız yer yuva da olmuyor .
yaşadığınız yeri kendiniz için güvenli, huzurlu, besleyici, dinlendirici kılacak özellikleri bir tek siz bilebilirsiniz. bu koşulları kendiniz için az biraz çabayla sağlayabilir, bu alanı uzun vadede alışabileceğiniz şekilde düzenleyebilirsiniz. dahası bu yaşam alanını sizi yansıtacak bir hale getirebilirsiniz. bu maddi durumla belki bir derece alakalı olsa da asla tamamen buna bağlı değildir. birkaç sevdiğiniz eşya, sevdiğiniz müziği dinleyebileceğiniz bir ortam, rahat uyuyabileceğiniz bir köşe size "ben burada iyiyim" hissini sunabilir. en önemlisi de, bir yerde huzurla barınabilmek için bir tür iç huzuru bulabilmek gerek. insan kendini yuva bildiğinde dünyanın neresine giderse gitsin orada huzur bulabiliyormuş, öteki türlüsü fena. çünkü siz ruhen ve fiziken var ve iyi olmadığınız sürece kapladığınız yer yuva da olmuyor .
devamını gör...
kendini üç kelime ile tanımla
ben, keyfim ve kahyası
devamını gör...
insan kendini yalnızca insanda tanır
her insanda kendinden bir parça bulur insan...o bulduğu parçayı sever aslında. kendine tanıdık geleni, aşina olduğunu sever... çocukluktaki hisler, bilinçaltına kaydedilir, sonraki yıllarda o hisleri yaşatacak kişileri bulmaya ve tekrar tekrar o hisleri yaşamaya yol açar. ancak çeşitli terapilerle duygular sağaltılırsa, başka hisler de yaşamaya başlar. aksi taktirde, bu döngü hep sürer, kişiler, yerler, zamanlar değişir ama yaşanan hisler hiç değişmez.
devamını gör...
bu kadar insan aptal olamaz
geçen bir arkadaş yazmıştı , siz bu ülkenin cahilliğini hafife alıyorsunuz diye.
yapılan yanlışlara istinaden sarf edilen hayretler cümlesi.
yapılan yanlışlara istinaden sarf edilen hayretler cümlesi.
devamını gör...
yazarlara yazın geldiğini fark ettiren şeyler
her tarafta börtü böceğin türemesi
devamını gör...
12 nisan 2021 bir grubun attığı tecavüz içerikli tweet rezaleti
ben böyle şakanın da, böyle twiti de, böyle yazının da, böyle insanında , böyle mizahi da, böyle çocuk yetiştiren ebeveynler inde allah bin belasını versin.
başkada bir şey demiyorum.
keşke görmeseydim.
başkada bir şey demiyorum.
keşke görmeseydim.
devamını gör...
mizantropi
ilaçlarımı almayı unuttuğumda büründüğüm ruh hali.
devamını gör...

