2023.
devamını gör...

her eski entrysine tesadüfen denk gelince nickaltı girmek gibi bir niyetim olmayan yazar.
peki ben ne yapıyorum şu an, eski bir entrysine denk geldim, yine nickaltı giriyorum. tezatlıklarım ve ben bir iki kelam edip gidicem. yazmamın nedeni entrysi değil. görünce yeni bir şeylere denk gelmediğimi fark edip, profile bakim dedim ve bingoo kafa izninde. hafızam kuvvetlidir. baya kuvvetlidir ve ben buna rağmen çoğu zaman salağa yatarım. neyse konumuz bu değil.
üşenmesem bulurdum da, üşengeç bir insanım ne yazık ki. sözlükten gitmekle ilgili bir başlıkta, beni göndermedikleri sürece bir yere gitmem gibi bir yazısını okuduğumu net hatırlıyorum. hani kendisi unuttuysa hatırlatayım dedim.
dönmesi dileğiyle.
**bugün çok sakin bir günümdeyim sanırım. çemkirmeden entry yazabildim. bravo bana.
devamını gör...

aldırmaaaaa deliii gönlüüüm. giden gitsin sen şarkılar söyle içinden boş ver.
uzun yolda mutlaka açarım.
buradan ...
devamını gör...

benimdir. çok ağır durum olmadığı sürece içmem.

ancak diş ağrısı gibi durumlarda içerim.
devamını gör...

japon rock grubu olan shinsei kamattechan'ın jidou karte adındaki sekizinci albümünde yer alan ilk şarkıdır. şarkı adını "ruru'nun canlı yayındaki intihar gösterisi" olarak çevirebiliriz. şarkı, rorochan_1999 kullanıcı adlı 14 yaşındaki bir japon kızın 24 kasım 2013 tarihindeki intiharını konu alır.

internetteki kaynaklara göre rorochan_1999, 1999 yılında doğmuştur. 2012 yılında fc2 ve niconico adındaki platformlarda yayın yapmaya başlar. ilk zamanlar piyano çaldığı ve şarkı söylediği, daha sonrasında ise trafiğe atlamak, binaların yüksek noktalarında durmak gibi tehlikeli durumlara girdiği bildirilmiştir. ölümüne yol açacak olsa bile internette bir efsane olmak istediğini yazmıştır.

24 kasım 2013 tarihinde balkona çıkar. internette bulduğum videosunda korkuyorum dedikten sonra balkonun ucuna biraz daha yaklaşır ve kendini aşağıya bırakır. telefonu bu esnada balkona düşer ve kısa bir süre sonra vücudunun yere çarpma sesi duyulur.

kendisi hakkında okulda çok yalnız olduğu, annesi ile arasındaki ilişkinin de kötü olduğu yazmaktadır. aradığı ilgiyi internette bulmaya çalışan rorochan_1999'un mental açıdan iyi olmadığı ortadadır. ona eğer atlarsa bir efsane olacağını söyleyen embesiller yüzünden hayatını kaybetmiştir ama efsane olmuştur da. sonuç olarak istediğini başarmıştır.



atlamadan önce kendisinin son görüntüsü: prnt.sc/12rw921

twitter adresi: twitter.com/rorochan_1999
devamını gör...

böyle olaylar hep vardı. olmaya da devam edecek.

kimbilir kaç kız, kaç çocuk var bunlara maruz kalıp da söyleyemeyen, hayatı mahvedilen?
sosyal medyada 2-3 gün duyar yapmakla bitmiyor bu iş.

dediğim gibi devletin artık -bi zahmet- bunlara el atması lazım.

cezalar ağırlaştırılmalı, çocuklara ve ailelere cinsel eğitim verilmeli. önüne gelen anne baba olmamalı, eğitimden geçirilmeli.

çünkü bu sorunu kökten çözmemiz lazım, yoksa bu zihniyetten kurtulamayız (#332406 tanımımda bahsettiğim gibi).
yoksa bu haberleri daha çoook görürüz biz.
devamını gör...

eskiden olsa kesinlikle “hayir” derdim. surekli kavga, huzursuzluk, fakirlik gibi sebeplerle ve kardeslerle kotu bir iliski sonucunda boyle dusunurdum. keske benim de duzgun bir ailem olsaydi diyordum. arkadaslarimin ailelerine bakar, onlarin ailesi gibi ailem olsaydi keske diyorum. ama zamanla bu fikrim degisti, beni simdiki ben yapan sey ailemdi, o yasam tarziydi. bir de ne olursa olsun, annem ile babam, bir cocuk icin en onemli olan seyi vermisler bana: sevgi ve secme ozgurlugu. etrafima bakiyorum, bizim gibi bir cografyada ve standart aile yapimizla ben aslinda cok cok sansliymisim. ve simdi diyebilirim ki, “evet, yine ayni ailemi secerdim”.
devamını gör...

john locke: sessizlik abidesi, nesne sınıfı: keter

oxford'da okuduğu yıllar boyunca sessizlik abidesi olarak anılan locke, siyaset felsefesinde kilit bir öneme sahip bir kimsedir. thomas hobbes başlığındaki yazım tamamen bitmemişti ve muhtemelen locke hakkında yazdıklarımı da bitiremeyeceğim ama madem hobbes'tan bahsettim o halde locke'tan bahsetmenin de zamanı gelmiştir. (biraz da olsa.) konumuz siyaset felsefesi.

thomas hobbes vahşiydi. dünyasını, kurgulamış olduğu doğa durumunu güvensizlik ve korku üzerine inşa etmişti. ardından da insanların, gurur ve korkunun çekişmesinden doğan yaratık "leviathan"a yetkilerini bir sözleşmeyle devrettiğinden bahsetmişti. hatta makyavelist bir üslup geliştirip insan doğası'nın kötücüllüğünden söz etmişti. dolayısıyla anlıyoruz ki hobbes da birilerinden etkilenmiş. tıpkı locke'un hobbes'tan etkilendiği gibi.

tam olarak etkilendi diyemeyiz belki fakat locke, hobbes'un geliştirdiği doğa durumunu yumuşatan kişidir. daha liberal bir anayasal devlet teorisi geliştirdiğini söyleyebiliriz locke'un. seküler bir mutlakiyet doktrini geliştiren hobbes'un tam karşısına yerleştirebiliriz locke'un dinsel hoşgörüyle sentezlenmiş liberal anayasal teorisini.

locke için mülkiyet kavramı çok önemli bir kere. insanın mülkiyete yönelik doğal hakları olduğunu söyler ki biraz sonra doğa durumunda bu konuyu açacağım. locke için meşru yönetim, sınırlı yönetimdir ve rızaya dayalı yönetimdir. pek mutlak monarşi taraftarı olmasa da herhangi bir yönetim şekli sınırlı olması şartıyla pekala meşrudur. tiranlık bile...

ki bunun karşısında da direnme hakkı denen şeyi ortaya atar. sınırlı yönetimden sapan bir yönetim (örneğin bir tiran), kendi bireysel çıkarına göre hareket ediyorsa halk, bu kamu yararından uzaksallığa karşı direnebilir, devrim yapabilir. çünkü sözleşme yapılmıştır. fakat bu sözleşme thomas hobbes'un leviathan'ından farklıdır. bu sözleşmenin bir tarafıdır devlet. fakat leviathan'da her ne kadar geçenki yazıda da "sözleşme" demişsem de bir sözleşme yoktur. bir ahit vardır. tek taraflıdır. locke'unki ise tam anlamıyla bir sözleşmedir. ve eğer ki yönetim, yani egemen bu sözleşmeyi bozacak olursa ve sınırlarını halkın rızası aleyhine ihlal edecek olursa işte o zaman halkın yani yönetilenlerin direnme hakkı meşru hale gelecektir.

locke tam bir halk adamıdır denilebilir bu açıdan. zaten eserlerini de halkın anlaması için yazmıştır, filozoflar için değil.

locke'un doğa durumunda sivil otoritenin olmadığı bir durum vardır. bir özgürlük betimler bize. hobbes ve aristoteles'in tasvirlerinin aksine yönetme yönetilme durumu da söz konusu değildir.

hobbes herkesin herkesle savaştığı bir korku dünyası çizmişti. savaş vardı ve bu kaos halinden kurtulmak için insanlar haklarını leviathan'a devretmişti. aristoteles'te ise polis doğaldı ve varlığımız o toplumun üyesi olmakla gerçekleşiyordu.

locke daha farklı bir çerçeve çizer. hobbes'un fikrini evcilleştirmesi de bu yüzdendir. locke için doğa durumu dinsel bir hoşgörüye dayandırılabilir. ahlakidir, toplumsal bir düzeni buyurur. herkesin mülkü kendinedir. bu mülkiyet sözünü birazdan açacağım. çünkü mülkiyet denince sadece eşya anlaşılmamalı, özgürlüğümüz de anlaşılmalı.

doğa durumu, doğa kanunlarıyla barışı amaçlar. fakat buradaki barışı amaçlaması insanlarla beraber bir ölçüde bozulur. bir belirsizlik hakim olur ve ardından da bir huzursuzluk. buraya birazdan geliriz.

bütün bu "hoşgörü hali" aslında geleneksel bir yaklaşımdır da denebilir.

fakat sivil otoritenin olmadığından bahsedince bu doğa durumunu, ahlaki durumun da denetlenmesi söz konusu olamıyor. çünkü bir makam yok. dolayısıyla denetleyici olmadığından kaos doğuyor. bir güvensizlik doğuyor. ve bu güvensizlik zaman içinde doğa durumunu yozlaştırmaya başlar. bu durumda da bir iktidarın olmadığı toplumda yaşayan bireyler kendi kendilerinin hakimi, infazcısı hatta ve hatta tanrısı olur. ve hobbes'un bahsettiği o kaos, savaş hali doğmuş olur. niye? çünkü doğanın temel kanunudur insanların kendi kendisini koruması hakkı. ve bu durumda da bir sivil yönetime ihtiyaç duyulur.

o halde sorabilirsiniz: hobbes aslında locke mu? ya da locke, hobbes'un şekil değiştirmiş hali midir?

hayır. locke geleneksel bir dil kullanır. ayrıyeten hobbesçu bir dil de ullanır, kişinin güvenlik ihtiyacı bakımından.

en temel kavram locke için mülkiyettir.

mülkiyet çalışmamız sonucu elde ettiğimiz şeydir. bizler locke için mülk edinen hayvanlarızdır. ve sivil bir otoritenin olmadığı doğa durumunda mülkiyet, tüm insanlara ortak olarak verilmiştir. bu, ortak mülkiyettir. diğer yandan doğa durumunda özel bir çaba, emek harcayan insan ortaya özel mülkiyeti çıkarır. emek sayesinde doğanın bize verdiğinden fazlasını üretmiş oluruz ve üretimimiz kişinin özel hakkı haline gelir. locke bize tam olarak bunu söylüyor işte. emek, özel hakkın da mülkiyet hakkının da kaynağıdır. dolayısıyla doğal hukuk, özel mülkiyet hakkını öngören bir yapılanmadır. ve yönetim de bu hakkı güvence altına almak adına kurulmuştur. kim tarafından? rızasıyla bunu isteyen halk tarafından.

bütün bu anlattıklarımı ileriki zamanlarda tamamlayacak isim adam smith'tir. söylememe gerek yok gerçi, apaçık görülüyor. ticari bir devlet modeliyle karşı karşıyayız. locke bugüne kadar geri planda kalmış ekonomiyi, politikanın önüne geçirmeye çalışır aslında. dünya, çalışana ve rasyonel olana aittir., der.

emek neydi? emek her şeydi. toplum emek sayesinde yaratılmıştı. dolayısıyla mülkiyet edinmenin doğal sınırlarının da olmadığını söyler. para da ortaya çıktıktan sonra, sınırsız sermaye birikimiyle bir görev haline gelir adeta. çünkü olay ilahi bir egemenlik doktrinine de dayandırılabilir geleneksel bir tavırla. tanrı, dünyayı insanlara bahşetmiştir der çünkü. ve bunlar sonucunda da artık erdemle değil, ticaretle ilgilenmeye başlarız. locke'un inancına göre de zaten ticaret; insanı uysallaştırır, savaştan uzaklaştırır ve daha medeni yapar.

dolayısıyla devlet, işte bu ticaret halini korumayı amaçlayan bir varlık olarak ortaya çıkarılmıştır.

peki ya böyle bir piyasa ekonomisine geçişi ne meşru kılar?

bu kısımdan sonra hobbes'un gurur-korku çekişmesine benzer bir çekişmeden bahsedeceğiz: mülkiyet ve mülkiyet üzerine çıkan anlaşmazlıklar.

geri kalanını sonra yazarım. çok üşengecim. her yazıyı yarıda kesiyorum. *

yazının devamında bu sözleşmenin nasıl bir şey olduğundan falan bahseder, vatandaşlık mevzusuna değinir, mülkiyeti açar ve kuvvetler ayrılığından bahsederim.
devamını gör...

kullanıcı tarafından yüklenmiş görsel
devamını gör...

o artık bir kafa sözlük yazarı.
hoş geldi.*
devamını gör...

beyaz puantiyeli ciggir ciggir kırmızı kravatımı takıp partiye gidiyor gibi işe gitmek.
devamını gör...

ölü olmadığımı bilmek. kalp durmadıysa umut var demektir.
devamını gör...

kahvaltılarda, zeytinyağlı domatesin lezzetine lezzet katan baharattır.
devamını gör...

aslen indipentend olarak bilinmektedir. kisaca kendine ait tarzi olan, ozgun demektir. bu terimi modadan tutun, tv program sektorune, oradan muzik sektorune, kisacasi her alanda kullanilabiliriz.
ben biraz muzik alanindaki acilimina deginecegim; indie muzik genellikle bir muzigin dali olarak bilinir ama esasen hic alakasi yoktur. indie bir eylem, bir tercihtir. nasil bir tercihtir; buyuk plak sirketleriyle (universal, sony bla bla bla) calismayi tercih etmemekdir. onlarin basma kalip muzik kulturlerinden de uzak durmaktir. ciddi butceli kliplere gerek duymamaktir. daha cok kucuk sirketlerle, akimlardan mumkun mertebe uzak durarak kendi tarzlarini yaratmaya calismaktir. genel itibariyla "şöhreti" degil de, daha cok sanatini on plana cikarmayi hedeflemektir.

indie'nin bir kac dali vardir bu arada; pop, rock, folk gibi (belki daha fazla vardir, cok fazla bilgi sahibi degilim). ve ayni zamanda indie gruplari da mevcuttur. bu tarzi bunyesinde barindiran sanatcilar kimlerdir acikcasi cok emin degilim ki ben genellikle youtube uzerinden kesfetmekteyim. ayrica indie air adindaki youtube kanali bu konuda derya deniz modunda, ilgileneceklere tavsiye edebilirim.
devamını gör...

benim bir tahminim var ama..
sadece benim mi aklıma geliyor? siz de aynı şeyi düşünmüyor musunuz? ipucu vermeyeceğim ama nota verebilirim:
do.*
devamını gör...

armysuzy bir kadındır. benjamin armysuzy'dir. o zaman benjamin bir kadındır.
devamını gör...

sabahları latte akşamları madde.
ne bakıyosun güzelim atla da gezelim.
gözlerinin hastasıyım virajların ustasıyım.
gözlüklerim rayban önümden çekil hayvan.
semt bizim ev kira.

aklıma gelen bunlar. içimdeki kekoyu saldım.
devamını gör...

friends adlı sitcomda, joey tribbiani'nin days of our lives dizisinde canlandırdığı karakter. joey'nin dizinin senaristlerini sinir etmesi sonucu maalesef asansör boşluğuna düşerek hayatını kaybetmiştir. demesine göre düştükten sonra öyle kötü haldeymiş ki, kendisini kurtarabilecek tek doktor yine kendisiymiş.
devamını gör...

udemy’den kara kalem kursu aldım. ressamı takip ederek biraz resme meraklı ama çokça sabırlı herkes çizebilir.adım adım anlatıyor.
kullanıcı tarafından yüklenmiş görsel
yukarı bakınca daha çok çalışmalı çok :)
bu da oradaki eğitimle yaptığım çalışma:
kullanıcı tarafından yüklenmiş görsel
azim olduktan sonra neden olmasın?
markerla çizim ya da karışık teknikler için de you tube videoları ve how to draw sitesinden yararlandım.
udemy’den piyano dersi aldım ama; yok olmadı. simply piano uygulama olarak çok güzel, çünkü geri bildirim alabiliyorsunuz, ücreti oldukça fazla.
cambly ile dil öğrenmek de keyifli gözüktü bana.
ama siz daldan dala atlamayın benim gibi, birini seçin yoksa hepsi yarım kalıyor :)
devamını gör...

derin nefes almak, ortamdan uzaklaşmak.
devamını gör...

normal sözlük'ü kullanarak 3. parti dahil tarayıcı çerezlerinin kullanımına izin vermektesiniz. Daha detaylı bilgi için çerez ve gizlilik politikamıza bakabilirsiniz.

online yazar listesini görmek için lütfen giriş yapın.
zaman tüneli köftehor rehberi portakal normal radyo kütüphane kulüpler renk modu online yazarlar puan tablosu yönetim kadrosu istatistikler iletişim