pame radyo yayını
ev taşıma telaşıyla geçen bir hafta sonunu sıcak bir pame yayını ile neticelendirmekten daha güzel ne bulabilirdim emin değilim. iyi ki varsın pame.*
devamını gör...
her şeyden ve herkesten uzaklaşma isteği
başka bir yerlerde başka bir hayata başlaman gerekir bazen. herkesten ve her şeyden uzaklaşsan her şey düzelecekmiş gibi hissedersin. yorgun, keyifsiz, tahammülsüz geçer günler. başka bir hayatın mümkün olduğuna dair inancın besler seni.
içinde bulunduğun mevcut düzenden farklı bambaşka bir düzen.. bundandır her şeyden ve herkesten uzaklaşma isteğin.
içinde bulunduğun mevcut düzenden farklı bambaşka bir düzen.. bundandır her şeyden ve herkesten uzaklaşma isteğin.
devamını gör...
yazarların kendilerini teselli etmek için kullandığı cümleler
tanrı sana kendiyle başbaşa kalabilen biri olma lüksünü bahşettiği için ona ne kadar şükretsen azdır.
devamını gör...
burcuyla övünen insan
borcuyla övünen insan diye okudum güne iyi bir başlangıç yaptım yine.
devamını gör...
anın fotoğrafı
doğum günlerini sever misiniz?

ben pek severim. insanları mutlu etmek için yapmadığım şaklabanlık kalmaz. aman neler neler?
ama benim ki genelde unutulur. ya da bir iyi ki doğdun mesajı.
neysem bugün bizim bir pıtırcığın doğum günüydü. hazırlık başında bir fotoğraf aldım.
şuan acayip yorgunum bütün gün koşturdum. gözlerim kapanmak üzere.
aha bu da bonus.

ben pek severim. insanları mutlu etmek için yapmadığım şaklabanlık kalmaz. aman neler neler?
ama benim ki genelde unutulur. ya da bir iyi ki doğdun mesajı.
neysem bugün bizim bir pıtırcığın doğum günüydü. hazırlık başında bir fotoğraf aldım.
şuan acayip yorgunum bütün gün koşturdum. gözlerim kapanmak üzere.
aha bu da bonus.
devamını gör...
anın fotoğrafı
adını koymadım hiç. 13 kedi arasında en özeli. bebekken bir insan tarafından darbe aldığını tahmin ediyorum. boyun kısmı sorunlu olduğu için duruşu çok farklı. insanlardan çok korkuyor. iletişim ve yakınlık kurmak istiyorum. dün elime gelerek ilk teması gerçekleştirdik. hastasıyım darbeler alsa bile ayakta kalan ve yaşamaya devam eden canlılara. artık beraber uyumaya başlasak mı sapşik? bir birimize iyi geleceğiz. söz veriyorum sana.
devamını gör...
sözlük radyosunda çalacak ilk parça
aynı zamanda sözlüğün milli marşı hüviyetindeki parçadır.
hemen ardından eşlik edecek ikinci parça ise :
hemen ardından eşlik edecek ikinci parça ise :
devamını gör...
istanbul temalı şarkılar
şu anda istanbul'da olmak vardı dedirtir insana her seferinde.
devamını gör...
okuyana ilaç olacak sözler
"sahip olunması zorunlu tek şey var,
ya doğuştan ince bir ruh bu yada bilim ve sanat tarafından inceltilmiş bir ruh"
friedrich nietzsche
ya doğuştan ince bir ruh bu yada bilim ve sanat tarafından inceltilmiş bir ruh"
friedrich nietzsche
devamını gör...
flört ve taciz arasındaki ince fark
ince bir fark değildir o. bildiğin arasından otoban geçer. karşı tarafın rahatsız olduğunu hissetmeyecek kadar hödüklerin ince çizgi olduğunu zannettiği farktır.
devamını gör...
meja (yazar)
(bkz: sen bize fazlasın üstad)
devamını gör...
andromeda galaksisinde yer alan en gizemli nötron yıldızı
hergün tatlı telaşlı uğrar beğenileriyle selam verir. yazılarını okuduğunu değer verdiğini gösterir.mahlasını göremeyince endişe duymaya başlarım. motive eden yazarlarımızdan iyi ki vardır kendisi müzik sever yazarımıza bu da vişneden gelsin o zaman.
devamını gör...
babayla olan ilişki
soruma başka bir soru ile cevap verir.
devamını gör...
aşık olduğunuzu fark ettiğiniz ilk an
ben hayatımda adını duymadığım bir yemeği o seviyor diye doğum günü hediyesi olarak yapmaya çalıştığımda anlamıştım.
devamını gör...
bir matematikçinin ayrılık şiiri
bir matematikçi şiir yazamaz demeyin, yazmış adam hem de ispatlı.
matematik terimlerinden böyle bir duygusallık ben de hiç ummazdım. *
buradan
sana romantik şiirler yazmayacağım artık.
kör olayım yazarsam
sana senin anladığın dilden yazacağım yani.
“matematik” ile yazacağım.
bir “mimar” matematikten anlar ve reel olur.
...
bulunduğum konumu uzun süre düşündüm
sonra kendimi buldum.
ben aşk çemberine teğet geçen bir doğruyum.
tek tesellim hala “doğru” oluşum.
teğet geçme nedenimse;
çemberin sabit duramayışı...
eksiğim yok muydu?
vardı...
ben iki komşu dik kenar arasındaki açı kadar “dik”tim.
90 dereceydim yani.
seni de hep bir “hipotenüs” gibi
hep karşımda duracak sandım
lakin aldandım.
sen bir gün çekip gidince
üçgenimiz bozuldu.
ben de “iki vektör arasındaki bir açı” oldum.
üçgen olmalıydık oysa.
dörtgen olmalıydık.
beşgen olmalıydık.
ne bileyim çokgen olmalıydık.
ama asla “yamuk” olmamalıydık.
yamuğu hiç sevmem.
ne zaman yamuk dense
bir “quasimodo” gelir aklıma.
ve içim cız eder notre-dame’ın kamburuna.
...
matematik sabittir:
2 x 2 = 4.
л = 3.14... gibi.
edebiyat ise değişkendir:
“ah aman gider o yâre haber
yarda yanar bir zaman” misali
olmayacak hayalleri vardır edebiyatın.
ne yâre haber gider ne de yar yanar.
olan sana olur eczacılara gün doğar.
(okulun kapısında seni beklerken
oturduğum o mermerin soğuğunu;
bir ben bilirim bir de
haftalar boyu yutulan antibiyotikler.)
...
“yârin yanağından gayri” demişti üstat.
benim için tektin paylaşılmazdın.
sonra bunun da formülünü buldum.
“4sen 2 + 2sen + 4 = 0”
ne dersin?
bununla kaç tane “içi boş sen” türetilebilir?
bence hiç... dört işlem bilirdim önce
senden önce yani
toplamayı severdim;
toplardım bütün güzellikleri
bölmeyi severdim;
yanlış anlama (ülkemi değil)
ekmeğimi bölerdim yüreğimi bölerdim.
çarpmaya başladım sonra;
kafamı bütün duvarlara.
sen beni bu güzelliklerden çıkardın da
eline ne geçti?
6 ile 5’in toplamından bile 1 kalırken
senin bu sevdadan elinde ne kaldı?
...
sen!
payı paydasından küçük
sen dört işlemin yutan elemanı
sen çarpım tablosunda yolunu şaşırmış x.
bense yanına ilişmiş herhangi bir rakam.
ve sen her defasında
x ’i yalnız bırakabilmek için
beni benimle sadeleştirdin.
biz sana ne değerler verdik de
sen eşitliğin sağına hep değersiz olarak geçtin.
şimdi soruyorum sana:
x ’i yalnız bırakabildin mi?
. . . .
ne hayaller kurmuştum
san dair bana dair.
kısacası bize dair;
kırmızı panjurlu bir evimiz olacaktı
küçük bir bahçe içerisinde
bahçemizde bir de havuz.
havuzumuzu 2 musluk 3 saatte doldururken
1 musluk 2 saatte boşaltacaktı.
iki de çocuğumuz olacaktı.
birinin adını “pascal” koyacaktık.
diğerini “abdülkerim”.
çocuklarımızın yaşları toplamı;
babalarınınkinden 1 eksik.
annelerininkinden 2 fazla olacaktı...
sen “profiterol” yerken
ben “acılı lahmacun” yiyecektim.
aaaatlar dünyasının en aaaat çifti biz olacaktık.
ama olmadı.
olsaydın olacaktı oysa.
ama olması için benim ne olmam gerekiyordu bilemiyorum.
bir “parabol” mü yoksa “parası bol” mu?
ben bir yarım uyaktım
kendi içimde edebiyatvari...
sence ne olmalıydım?
zengin kafiye mi?
...
sana romantik şiirler yazmayacağım artık.
kör olayım yazarsam.
çarpılayım da kendime geleyim.
hatta 10’un 3’e bölümünden kalan
33333... teki 3 gibi
sonsuzlukta boğulayım.
yanayım.
hatta kül olayım.
...
bütün kalbimle sana karşı hissettiklerimi
ve seni görmek istediğimi bildiğin halde
gittin ya;
git…
zıkkımın kareköküne kadar yolun var.
diyemiyorum.
yinede sana reel sayılar kadar reel mutluluklar
cezair gökçen'e aitmiş.
matematik terimlerinden böyle bir duygusallık ben de hiç ummazdım. *
buradan
sana romantik şiirler yazmayacağım artık.
kör olayım yazarsam
sana senin anladığın dilden yazacağım yani.
“matematik” ile yazacağım.
bir “mimar” matematikten anlar ve reel olur.
...
bulunduğum konumu uzun süre düşündüm
sonra kendimi buldum.
ben aşk çemberine teğet geçen bir doğruyum.
tek tesellim hala “doğru” oluşum.
teğet geçme nedenimse;
çemberin sabit duramayışı...
eksiğim yok muydu?
vardı...
ben iki komşu dik kenar arasındaki açı kadar “dik”tim.
90 dereceydim yani.
seni de hep bir “hipotenüs” gibi
hep karşımda duracak sandım
lakin aldandım.
sen bir gün çekip gidince
üçgenimiz bozuldu.
ben de “iki vektör arasındaki bir açı” oldum.
üçgen olmalıydık oysa.
dörtgen olmalıydık.
beşgen olmalıydık.
ne bileyim çokgen olmalıydık.
ama asla “yamuk” olmamalıydık.
yamuğu hiç sevmem.
ne zaman yamuk dense
bir “quasimodo” gelir aklıma.
ve içim cız eder notre-dame’ın kamburuna.
...
matematik sabittir:
2 x 2 = 4.
л = 3.14... gibi.
edebiyat ise değişkendir:
“ah aman gider o yâre haber
yarda yanar bir zaman” misali
olmayacak hayalleri vardır edebiyatın.
ne yâre haber gider ne de yar yanar.
olan sana olur eczacılara gün doğar.
(okulun kapısında seni beklerken
oturduğum o mermerin soğuğunu;
bir ben bilirim bir de
haftalar boyu yutulan antibiyotikler.)
...
“yârin yanağından gayri” demişti üstat.
benim için tektin paylaşılmazdın.
sonra bunun da formülünü buldum.
“4sen 2 + 2sen + 4 = 0”
ne dersin?
bununla kaç tane “içi boş sen” türetilebilir?
bence hiç... dört işlem bilirdim önce
senden önce yani
toplamayı severdim;
toplardım bütün güzellikleri
bölmeyi severdim;
yanlış anlama (ülkemi değil)
ekmeğimi bölerdim yüreğimi bölerdim.
çarpmaya başladım sonra;
kafamı bütün duvarlara.
sen beni bu güzelliklerden çıkardın da
eline ne geçti?
6 ile 5’in toplamından bile 1 kalırken
senin bu sevdadan elinde ne kaldı?
...
sen!
payı paydasından küçük
sen dört işlemin yutan elemanı
sen çarpım tablosunda yolunu şaşırmış x.
bense yanına ilişmiş herhangi bir rakam.
ve sen her defasında
x ’i yalnız bırakabilmek için
beni benimle sadeleştirdin.
biz sana ne değerler verdik de
sen eşitliğin sağına hep değersiz olarak geçtin.
şimdi soruyorum sana:
x ’i yalnız bırakabildin mi?
. . . .
ne hayaller kurmuştum
san dair bana dair.
kısacası bize dair;
kırmızı panjurlu bir evimiz olacaktı
küçük bir bahçe içerisinde
bahçemizde bir de havuz.
havuzumuzu 2 musluk 3 saatte doldururken
1 musluk 2 saatte boşaltacaktı.
iki de çocuğumuz olacaktı.
birinin adını “pascal” koyacaktık.
diğerini “abdülkerim”.
çocuklarımızın yaşları toplamı;
babalarınınkinden 1 eksik.
annelerininkinden 2 fazla olacaktı...
sen “profiterol” yerken
ben “acılı lahmacun” yiyecektim.
aaaatlar dünyasının en aaaat çifti biz olacaktık.
ama olmadı.
olsaydın olacaktı oysa.
ama olması için benim ne olmam gerekiyordu bilemiyorum.
bir “parabol” mü yoksa “parası bol” mu?
ben bir yarım uyaktım
kendi içimde edebiyatvari...
sence ne olmalıydım?
zengin kafiye mi?
...
sana romantik şiirler yazmayacağım artık.
kör olayım yazarsam.
çarpılayım da kendime geleyim.
hatta 10’un 3’e bölümünden kalan
33333... teki 3 gibi
sonsuzlukta boğulayım.
yanayım.
hatta kül olayım.
...
bütün kalbimle sana karşı hissettiklerimi
ve seni görmek istediğimi bildiğin halde
gittin ya;
git…
zıkkımın kareköküne kadar yolun var.
diyemiyorum.
yinede sana reel sayılar kadar reel mutluluklar
cezair gökçen'e aitmiş.
devamını gör...
aşı karşıtlığı
covid için olanı değil de genel manada aşı karşıtlığı gerçekten mücadele etmesi çok zor bir akım. bu karşıtlığa canı gönülden kendini kaptırmış birini ikna etmeniz çok zor. sanılanın aksine cahil ya da bilgisiz değil gayet kültürlü, okumuş tipler var bunlar arasında. istediğiniz kadar makale çıkartın, aksi yönde yazılmış bir makale gösterirler size. istediğiniz doktorun açıklamasını gösterin, aşı karşıtı bir doktor, evet yanlış duymadınız, tıp fakültesi mezunu bir doktor gösterir size. siz bak şu çocuk aşı olmadığı için şöyle olmuş diyemiyorsunuz ama, o size bir sürü haber ya da yazılmış yorum gösterir aşı olduktan sonra şöyle oldu, böyle oldu diye. velhasıl ben aşı karşıtı bu kişiyle mücadele edemedim, ikna olmadı. ikna olmayı bırakın sunduğu bütün argümanlar! sonrası benim aşıyı nasıl desteklediğime şok olduğunu söyledi. ya ben bu konuda çok bilgisiz, yetersizim ya da aşı karşıtı şahıs çok inatçı bilmiyorum. ama zor bir mücadele. kesin veriler olmadığı sürece bu tartışma sürecek. sanılanın aksine sayıları çok fazla.
devamını gör...
çiçek almadı diye eşinden ayrılan kadın
ben de büyüyünce bir demet ceset alınmadı bana diye...
ay devam ettiremedim cümleyi... böyle saçma bir şey olamaz çünkü. ama şöyle saçma bir şey olabilir ve oldu.
a a a a a-nı tayyymm!!
sene milattan önce 812. üniversitedeyim. çok ilginç bir arkadaşım var. ama yani öyle bir ilginçlik seviyesi ki her yeni güne acaba bugün ne yapacak, neyle bizi dumur edecek diye motivasyonla uyanıyoruz. yetkililer kendisini tanısa, nevi şahsına münhasır kalıbının sözlük anlamı olarak ad soyadını yazıp başkaca bir açıklama yapmaya gerek duymazlar, çok eminim bundan ben mesela. bu arkadaşımız bir gün okula geldi ben aşık olmaya karar verdim dedi ve aynı gün bölümden bir hanım ablamıza aşık oldu. üfff. hem nasıl aşk. deliriyor. biz de onun delirmesiyle deliriyoruz. günler haftaları, haftalar ayları doğuruyor, beyimizin aşkı büyüdükçe büyüyor. gariplikleri, saçmalıkları da öyle. artık öyle ki kendisinin bile boyunu aşacak seviyeye geliyor mevzular, müdahale etmek istiyoruz, elimizden bir şey gelmiyor.
zatıâlileri, çok mu uzadı senin saçın dedi diye göz ucuyla baktığı bir an kız, gidip ders arasında yıllardır kestirmediği saçlarını 3 numaraya falan vurduracak kadar şuurunu yitirdi. oğlum ne yapıyorsun kendine gel uyarılarımıza asla kulak asmayarak kızın canı sarıyer böreği istedi diye tarihi yarımadadan kimseye haber vermeden sarıyer'e gidip, börek soğumasın diye öğrenci bütçesiyle taksiyle okula dönüp 1 hafta falan aç gezmesine gönlümüz razı gelmese de kız börekten 2 parça alıp kalanını çöpe atınca (evet evet çöpe) trip atmak falan aklına gelmediği için dev tartışmalar yaşamaktan alıkoymadık kendimizi ama işe yaramadı tabi ki. öyleli bir aşık olma halinden söz ediyorum yani...
neyse tablo netleşmiştir bence biraz biraz, dolayısıyla asıl konuya girebilirim. şimdi bu arkadaşımız kızla sevgili olmayı başarmasının(!) sene-i devriyesini özel bir şey yaparak kutlamak istedi. yapma etme dedik, çok abartacağını bildiğimizden, tabiiiğğ ki dinlemedi ve hazırlıklara başladı. öğrenciyiz öğrenci. fakiriz. çok net. ailesinden aldığı haftalığı yettirmeye çalışan bir arkadaşımız bu. ne yaptı ne etti arkadaşlar, borç harç, istanbul'un en lüks otelinden suit bir oda ayırttı, otelin ödüllü restaurantında akşam yemeği rezervasyonu yaptırdı, keman sanatçısı falan gelecek masaya, dans edilecek o bu şu, ne kadar vıcık vıcık romantizm klişesi varsa hepsi tam tekmil. odaya gül yapraklarından tutun, kalpli ayıcıklara, evden taksiyle alıp, gözünü bağlayıp mekana getirmeye kadar falan... deliriyorum.
neyse büyük gün geldi çattı. neler yaşandığı bilmediğimiz, saatleri saydığımız bir gecenin sonunda ertesi günü ettik. makul bir saate kadar bekledik ve aradık. telefonlarımızı açmadı. müsait değiller herhalde diye düşünüp üstelemedik. pazartesi okula gelecek nasıl olsa. gelmedi. 1-2 gün daha geçti. ses verdi ama detay anlatmadı. bekledik allah bekledik. sonunda çıktı geldi.
abilerim, ablalarım kız ayrılmış bizimkinden o gece. yo yoo saçma klişeler bayık geldiği için değil. çok abarttığını düşündüğü için de değil. ne bileyim korktuğu için, bu ilişki nereye gidiyor diye düşündüğü için de değil. aklı eski sevgilisinde kalsa, başka birine aşık olmuş olsa, o otelde kötü anıları olsa yahu ne diyeyim daha, sen daha iyilerine layıksın diye düşündüğü için falan, yani her ve hangi bir saçma ya da normal ayrılık sebebi olsa bir şey demeyeceğim, vallahi de billahi de demeyeceğim. ama kız bundan "bana hediye almadın mı yani" diye sorup, "düşünemedim, çok haklısın, o kadar daldım ki bunları organize etmeye" şekline bir cevap aldığı için tartışıp ayrılmış. oteli falan terk etmiş yani. öyleli bir ayrılma hem de...
bizimki yaklaşık 1 yıl kızın peşinden koştu, barışmaya ikna etmeye çalıştı. kız ikna olmadı. şimdi evli barklı çocuğu falan var bizimkinin. ama lafı geçince içi hala cız ediyordur eminim. ne salakmışım diye düşündüğünden. ama yaptıkları için değil, yapmadıkları için. "ahhh ah o hediyeyi alacaktım..."
ilginç insanlar vardır! şeklinde sloganvari bitirsem yer mi? ı ıh di mi? piki.
ay devam ettiremedim cümleyi... böyle saçma bir şey olamaz çünkü. ama şöyle saçma bir şey olabilir ve oldu.
a a a a a-nı tayyymm!!
sene milattan önce 812. üniversitedeyim. çok ilginç bir arkadaşım var. ama yani öyle bir ilginçlik seviyesi ki her yeni güne acaba bugün ne yapacak, neyle bizi dumur edecek diye motivasyonla uyanıyoruz. yetkililer kendisini tanısa, nevi şahsına münhasır kalıbının sözlük anlamı olarak ad soyadını yazıp başkaca bir açıklama yapmaya gerek duymazlar, çok eminim bundan ben mesela. bu arkadaşımız bir gün okula geldi ben aşık olmaya karar verdim dedi ve aynı gün bölümden bir hanım ablamıza aşık oldu. üfff. hem nasıl aşk. deliriyor. biz de onun delirmesiyle deliriyoruz. günler haftaları, haftalar ayları doğuruyor, beyimizin aşkı büyüdükçe büyüyor. gariplikleri, saçmalıkları da öyle. artık öyle ki kendisinin bile boyunu aşacak seviyeye geliyor mevzular, müdahale etmek istiyoruz, elimizden bir şey gelmiyor.
zatıâlileri, çok mu uzadı senin saçın dedi diye göz ucuyla baktığı bir an kız, gidip ders arasında yıllardır kestirmediği saçlarını 3 numaraya falan vurduracak kadar şuurunu yitirdi. oğlum ne yapıyorsun kendine gel uyarılarımıza asla kulak asmayarak kızın canı sarıyer böreği istedi diye tarihi yarımadadan kimseye haber vermeden sarıyer'e gidip, börek soğumasın diye öğrenci bütçesiyle taksiyle okula dönüp 1 hafta falan aç gezmesine gönlümüz razı gelmese de kız börekten 2 parça alıp kalanını çöpe atınca (evet evet çöpe) trip atmak falan aklına gelmediği için dev tartışmalar yaşamaktan alıkoymadık kendimizi ama işe yaramadı tabi ki. öyleli bir aşık olma halinden söz ediyorum yani...
neyse tablo netleşmiştir bence biraz biraz, dolayısıyla asıl konuya girebilirim. şimdi bu arkadaşımız kızla sevgili olmayı başarmasının(!) sene-i devriyesini özel bir şey yaparak kutlamak istedi. yapma etme dedik, çok abartacağını bildiğimizden, tabiiiğğ ki dinlemedi ve hazırlıklara başladı. öğrenciyiz öğrenci. fakiriz. çok net. ailesinden aldığı haftalığı yettirmeye çalışan bir arkadaşımız bu. ne yaptı ne etti arkadaşlar, borç harç, istanbul'un en lüks otelinden suit bir oda ayırttı, otelin ödüllü restaurantında akşam yemeği rezervasyonu yaptırdı, keman sanatçısı falan gelecek masaya, dans edilecek o bu şu, ne kadar vıcık vıcık romantizm klişesi varsa hepsi tam tekmil. odaya gül yapraklarından tutun, kalpli ayıcıklara, evden taksiyle alıp, gözünü bağlayıp mekana getirmeye kadar falan... deliriyorum.
neyse büyük gün geldi çattı. neler yaşandığı bilmediğimiz, saatleri saydığımız bir gecenin sonunda ertesi günü ettik. makul bir saate kadar bekledik ve aradık. telefonlarımızı açmadı. müsait değiller herhalde diye düşünüp üstelemedik. pazartesi okula gelecek nasıl olsa. gelmedi. 1-2 gün daha geçti. ses verdi ama detay anlatmadı. bekledik allah bekledik. sonunda çıktı geldi.
abilerim, ablalarım kız ayrılmış bizimkinden o gece. yo yoo saçma klişeler bayık geldiği için değil. çok abarttığını düşündüğü için de değil. ne bileyim korktuğu için, bu ilişki nereye gidiyor diye düşündüğü için de değil. aklı eski sevgilisinde kalsa, başka birine aşık olmuş olsa, o otelde kötü anıları olsa yahu ne diyeyim daha, sen daha iyilerine layıksın diye düşündüğü için falan, yani her ve hangi bir saçma ya da normal ayrılık sebebi olsa bir şey demeyeceğim, vallahi de billahi de demeyeceğim. ama kız bundan "bana hediye almadın mı yani" diye sorup, "düşünemedim, çok haklısın, o kadar daldım ki bunları organize etmeye" şekline bir cevap aldığı için tartışıp ayrılmış. oteli falan terk etmiş yani. öyleli bir ayrılma hem de...
bizimki yaklaşık 1 yıl kızın peşinden koştu, barışmaya ikna etmeye çalıştı. kız ikna olmadı. şimdi evli barklı çocuğu falan var bizimkinin. ama lafı geçince içi hala cız ediyordur eminim. ne salakmışım diye düşündüğünden. ama yaptıkları için değil, yapmadıkları için. "ahhh ah o hediyeyi alacaktım..."
ilginç insanlar vardır! şeklinde sloganvari bitirsem yer mi? ı ıh di mi? piki.
devamını gör...
yat yere yat yat yat
(bkz: al bunu al al al al al)
devamını gör...
sözelcilerin sayısalcıları kıskandığı gerçeği
lisede sırf sayısal daha havalı diye düşünüp sayısalı seçen arkadaşım vardı benim. ancak edebiyat öğretmenlerine de hep bir hayranlığım olmuştur.
(bkz: ülkede herkesin kendisini en zeki görmesi)
(bkz: ülkede herkesin kendisini en zeki görmesi)
devamını gör...
en sevilen özlü sözler
"bir şeyin yapılamaz olduğunu düşünerek uyursan, başkasının o şeyi yaparken çıkardığı gürültüyle uyanırsın."
devamını gör...