hachiko
2009 yılında yayımlanan bir profesörün, akita cinsi bir köpekle kurduğu duygusal bağı konu alan yönetmenliğini lasse hallström'in yapımcılığını richard gere, bill johnson, vicki shigekuni wong'un senaristliğini stephen p. lindsey'in üstlendiği drama filmidir.
oyuncuları,
richard gere
chico
layla
forrest
joan allen
cary-hiroyuki tagawa
sarah roemer
jason alexander
erick avari
film 1923-1935 yılları arasında japonya'nın akita ilinin odate semtinde yaşayan bir köpeğin hayatından uyarlanmıştır.
tokyo üniversitesinde görev yapan bir profesör dr. hidesaburo ueno küçük bir köpek yavrusu buluyor ve onunla yaşamaya başlıyor. hachiko her sabah babasını metroya kadar götürüyor ve akşamları onu almak için tekrar oraya geliyor. bu böyle uzun bir zaman devam ediyor aralarındaki bağ her geçen gün dahada güçleniyor.
bir gün profesör inmiyor metrodan ve böylece başlıyor hachiko nun dramı. hiç ayrılmıyor ordan her gelen metroya dikiyor gözlerini bekliyor sevdiğini ama sevdiği gelmiyor. 1,2,3...9 sene sürüyor böyle ve hachiko orada yaşamını yitiriyor.
japonlar bu sevgiye bu bağlılığa hayran kalıyor ve hachiko'nun heykelini dikiyor oraya. hachiko'yu da profesörün yanına yatırıyorlar.
çok duygulu ve insanı hüzne gark eden bir film. benim gibi insanlara çok ağır bir yük ama yine de izlemeye değer.
iyi seyirler...
oyuncuları,
richard gere
chico
layla
forrest
joan allen
cary-hiroyuki tagawa
sarah roemer
jason alexander
erick avari
film 1923-1935 yılları arasında japonya'nın akita ilinin odate semtinde yaşayan bir köpeğin hayatından uyarlanmıştır.
tokyo üniversitesinde görev yapan bir profesör dr. hidesaburo ueno küçük bir köpek yavrusu buluyor ve onunla yaşamaya başlıyor. hachiko her sabah babasını metroya kadar götürüyor ve akşamları onu almak için tekrar oraya geliyor. bu böyle uzun bir zaman devam ediyor aralarındaki bağ her geçen gün dahada güçleniyor.
bir gün profesör inmiyor metrodan ve böylece başlıyor hachiko nun dramı. hiç ayrılmıyor ordan her gelen metroya dikiyor gözlerini bekliyor sevdiğini ama sevdiği gelmiyor. 1,2,3...9 sene sürüyor böyle ve hachiko orada yaşamını yitiriyor.
japonlar bu sevgiye bu bağlılığa hayran kalıyor ve hachiko'nun heykelini dikiyor oraya. hachiko'yu da profesörün yanına yatırıyorlar.
çok duygulu ve insanı hüzne gark eden bir film. benim gibi insanlara çok ağır bir yük ama yine de izlemeye değer.
iyi seyirler...
devamını gör...
hayal kırıklıklarının başkenti
2001 yılında yılmaz erdoğan ve ömer faruk sorak tarafından çekilen ve yılmaz erdoğan tarafından senaryosu yazılan vizontele filminde geçen bir tanımlamadır.
arkadaşları ile bazı bazı içen ve belediye başkanı nazmi doğan’ın büyük oğlu olan ahmet kardeşi rifat’ın şehit olması üzerine hidayete ermeden önce yeşillik bir alanda rakı içerken söyler bu sözü.
sözün asıl sahibi lisedeki afyonlu edebiyat öğretmeni sadık hocadır. akıl kalmıştır hakkari için yapılan bu tanımlama zira fazlasıyla gerçektir. onca yıl boyunca akıldan çıkması anlattığı hakikat yüzündendir.
üçüncü dakikada atılan nefis kafa golüyle pelerin sahibi bir balerinin uçuşan saçlarına sarılarak gelen çağrışımlar bu tanımlamayı daha da gerçek, bir o kadar da yaralayıcı hale getirir. izmir’de içilen çay o ara yenen golün tesellisi olur.
ve aslında kaybedenlerin, eksik kalanların, ziyan olduğunu düşünenlerin, kavuşamayanların, uzaktan bakanların yaşadığı her yer hayal kırıklıklarının başkenti sayılır.
başkenti sokaklarında başımızın üzerinde bir şapka olmadan gezerken ince belli bardaktan rakı sunanımız olsa keşke.
fakat güzel içiyor adam!
arkadaşları ile bazı bazı içen ve belediye başkanı nazmi doğan’ın büyük oğlu olan ahmet kardeşi rifat’ın şehit olması üzerine hidayete ermeden önce yeşillik bir alanda rakı içerken söyler bu sözü.
sözün asıl sahibi lisedeki afyonlu edebiyat öğretmeni sadık hocadır. akıl kalmıştır hakkari için yapılan bu tanımlama zira fazlasıyla gerçektir. onca yıl boyunca akıldan çıkması anlattığı hakikat yüzündendir.
üçüncü dakikada atılan nefis kafa golüyle pelerin sahibi bir balerinin uçuşan saçlarına sarılarak gelen çağrışımlar bu tanımlamayı daha da gerçek, bir o kadar da yaralayıcı hale getirir. izmir’de içilen çay o ara yenen golün tesellisi olur.
ve aslında kaybedenlerin, eksik kalanların, ziyan olduğunu düşünenlerin, kavuşamayanların, uzaktan bakanların yaşadığı her yer hayal kırıklıklarının başkenti sayılır.
başkenti sokaklarında başımızın üzerinde bir şapka olmadan gezerken ince belli bardaktan rakı sunanımız olsa keşke.
fakat güzel içiyor adam!
devamını gör...
günün karikatürü
osuruk mizahı başlığını görünce aklıma gelenlerden bir tanesini de buraya bırakayım. maksat başlık değişikliği olsun*
devamını gör...
biraz soluklan yiğidim
bugün ilk defa denk geldim.. bu sözlük beni çok güldürüyor. (bkz: bir oturuşta bitirilen kitaplar) da kendimi kaybetmişim sözlük diyor soluklann yiğit miğit.. (bkz: yiğidim aslanım) yakında fonda çalan müzik bekliyorum hadi canlarım.
nice koç yiğitler yere serilir.
ölen ölür kalan sağlar, sağlar bizimdir...
nice koç yiğitler yere serilir.
ölen ölür kalan sağlar, sağlar bizimdir...
devamını gör...
gelin kayınpeder arasında mangalda tavuk kavgası
mangalda kül bırakmayan kayınpederin az kalsın mangala malzeme olma durumu.
aynı aileden iki insan bu hale gelebiliyorsa sokakları düşünemiyorum. son damla olmuş belli o son damlaya kadar kimseye tahammül etmeyin. kendinizi biraz seviyorsanız size saygısı olmayan insanlara selam bile vermeyin. çok üzücü ve travmatik bir durum. işin aslını bilmediğim için her iki tarafa da hem beden hem ruh sağlığı diliyorum.
aynı aileden iki insan bu hale gelebiliyorsa sokakları düşünemiyorum. son damla olmuş belli o son damlaya kadar kimseye tahammül etmeyin. kendinizi biraz seviyorsanız size saygısı olmayan insanlara selam bile vermeyin. çok üzücü ve travmatik bir durum. işin aslını bilmediğim için her iki tarafa da hem beden hem ruh sağlığı diliyorum.
devamını gör...
erb duchenne paralizisi
üst truncus lezyonudur. omurilikten omza, kollara ve evlere sinir taşıyan bir sinir ağı olan plexus brachialis'in üst kısımlarında meydana gelen bir hasar sebebiyle oluşur. n. subclavicus, n. musculocutaneus, n. axillaris ve n. suprascapularis etkilenir.
kolda abdüksiyon kaybı olur çünkü musculus supraspinatus ve musculus deltoideus kasları etkilenir.
kolda fleksiyon kaybı olur çünkü gbkz: musculus deltiodeus, musculus coracobrachialis, musculus pectoralis majör ve musculus biceps brachii'nin caput longum'u etkilenir.
kolda dış rotasyon kaybı olur çünkü musculus teres minör, musculus infraspinatus ve musculus deltoideus kasları etkilenir.
ön kolda supinasyon ve fleksiyon etkilenir çünkü musculus biceps brachii ve musculus supinator kasları etkilenir.
el bileği ekstensiyonu azalır. parmaklar ekstensiyondadır. zedelenmenin olduğu sinirlere göre duygu kaybı değişir. 5. servikal sinir hasarında pek duyu kaybı görünmez fakat servikal 5. ve 6. sinirler beraber etkilenirse omuz, kol, ön kol, el gibi bölgelerin tamamı ya da bazı bölgelerinde duyu kaybı olur. uzuvların farklı pozisyonlarda kalmasına sebep olabilir. kol sarkık, addüksiyon ve pronasyonda; el bileği bir miktar fleksiyonda kalır. bahşişçi eli de denir bu pozisyona.
doğumsal bir travma, cerrahi müdahele veya yaralanmalar buna sebep olabilir. biceps refleksi alınmaz.
kolda abdüksiyon kaybı olur çünkü musculus supraspinatus ve musculus deltoideus kasları etkilenir.
kolda fleksiyon kaybı olur çünkü gbkz: musculus deltiodeus, musculus coracobrachialis, musculus pectoralis majör ve musculus biceps brachii'nin caput longum'u etkilenir.
kolda dış rotasyon kaybı olur çünkü musculus teres minör, musculus infraspinatus ve musculus deltoideus kasları etkilenir.
ön kolda supinasyon ve fleksiyon etkilenir çünkü musculus biceps brachii ve musculus supinator kasları etkilenir.
el bileği ekstensiyonu azalır. parmaklar ekstensiyondadır. zedelenmenin olduğu sinirlere göre duygu kaybı değişir. 5. servikal sinir hasarında pek duyu kaybı görünmez fakat servikal 5. ve 6. sinirler beraber etkilenirse omuz, kol, ön kol, el gibi bölgelerin tamamı ya da bazı bölgelerinde duyu kaybı olur. uzuvların farklı pozisyonlarda kalmasına sebep olabilir. kol sarkık, addüksiyon ve pronasyonda; el bileği bir miktar fleksiyonda kalır. bahşişçi eli de denir bu pozisyona.
doğumsal bir travma, cerrahi müdahele veya yaralanmalar buna sebep olabilir. biceps refleksi alınmaz.
devamını gör...
sevilen şiirin en vurucu dizeleri
"ne çıkar yanımda olmasan,
kalbim senden ibaret değil mi?
uzaktan sevmek zor demişsin,
etme sevdam!..
görmeden sevmek ibadet değil mi?"
cemal süreya'nın bu dizeleri yok mu... ne zaman uzaklık özlemi içimi burksa aklıma gelir bir kez daha. içime bir ferahlık getirir, yaz gününde güneş tepedeyken içilen o soğuk su gibi.
kalbim senden ibaret değil mi?
uzaktan sevmek zor demişsin,
etme sevdam!..
görmeden sevmek ibadet değil mi?"
cemal süreya'nın bu dizeleri yok mu... ne zaman uzaklık özlemi içimi burksa aklıma gelir bir kez daha. içime bir ferahlık getirir, yaz gününde güneş tepedeyken içilen o soğuk su gibi.
devamını gör...
evde lahmacun içi hazırlayıp fırına götürmek
al işte akşam akşam canım yine lahmacun çekti. yapmayın bunu bana lahmacun kırmızı çizgim.
devamını gör...
düdüklü tencere fobisi
bende tavandan yaprak sarma toplamadan önce olmayan fobi*
devamını gör...
güneş sisteminde sadece güneş ve dünyanın işe yaraması
(bkz: başlıktan yazar tahmin etmek)
devamını gör...
lavaboda ayağını yıkayan insan
abdest alıyordur.
devamını gör...
leyden şişesi
elektrik yükünü depolamak amacıyla yapılmış ilkel bir kondansatör. leyden kavanozu olarak da bilinir.
18. yüzyılda elektriği depolamak için yöntemler arayan bilim insanları vardı ancak leyden şişesi tesadüfen keşfedildi. hollandalı fizikçi pieter van musschenbroek, bir deney düzeneği ile çalışıyordu. asistanı, sürekli olarak yük birikimi gerçekleştiğinin farkına varmadığı bir miktar suya bir teli yanlışlıkla değdirdiğinde "çarpılmıştı". böylece leyden şişesi keşfi ortaya çıktı ve ismini deneyin yapıldığı yer olan leiden üniversitesi'nden aldı.
leyden şişesi basit bir cam kavanozdur. içerisinde su bulunur. iç ve dış kısmı ince metal tabakalarla kaplıdır. kavanoz bir mantarla kapatılmıştır. mantarın ortasından iletken bir metal çubuk geçer. çubuğun alt ucunda iletken bir tel ya da zincir bulunur. bu kısım, içteki metal levhayla temas halindedir.

görselin kaynağı
bu da çalışma prensibine ilişkin bir animasyon:
18. yüzyılda elektriği depolamak için yöntemler arayan bilim insanları vardı ancak leyden şişesi tesadüfen keşfedildi. hollandalı fizikçi pieter van musschenbroek, bir deney düzeneği ile çalışıyordu. asistanı, sürekli olarak yük birikimi gerçekleştiğinin farkına varmadığı bir miktar suya bir teli yanlışlıkla değdirdiğinde "çarpılmıştı". böylece leyden şişesi keşfi ortaya çıktı ve ismini deneyin yapıldığı yer olan leiden üniversitesi'nden aldı.
leyden şişesi basit bir cam kavanozdur. içerisinde su bulunur. iç ve dış kısmı ince metal tabakalarla kaplıdır. kavanoz bir mantarla kapatılmıştır. mantarın ortasından iletken bir metal çubuk geçer. çubuğun alt ucunda iletken bir tel ya da zincir bulunur. bu kısım, içteki metal levhayla temas halindedir.

görselin kaynağı
bu da çalışma prensibine ilişkin bir animasyon:
devamını gör...
üniversiteyi şehir dışında okumak
bir sürü farklı kültürden ve farklı yerlerden gelmiş insanlarla tanışıp, ekmeğini paylaşmakla sonuçlanan durumdur. kesinlikle tavsiye ederim, kopup gidin gidebiliyorsanız.
devamını gör...
birinin dizinde uyumak
sevdiğinin dizinde uyumak en güzelidir*
devamını gör...
intihar eden edebiyatçılar
“içimde bir şeyler haklıydı ve bunu sadece içimdeki diğer ben biliyordu...”
dünya edebiyat tarihine yazdığı kitaplar ile damga vurmuş bir isim;
“stephan zweig”
28 kasım 1881’de viyana doğmuştur. 1934 yılında adolf hitler ve nazi ideolojisinin iktidara gelmesi sonrası viyana’yı terk etmişti. önce ingiltere ardından abd’ye giden zweig, 22 şubat 1942’de hayatına son verdiği brezilya’ya yerleşmişti.
“amok koşucusu”, “yürek çöküntüsü” gibi birçok kitabı türkçe’ye de çevrilen zweig’ın, karısı lotte ile intiharına, hitler’in dünya düzenini kalıcı sanmasının verdiği karamsarlığın yanı sıra, kendi dünyasının asla bir daha varolmayacağı düşüncesi neden olmuştu.
eminim bir çoğunuz hayat hikayesini biliyordur. biz gelin, intihar mektubuna bakalım ve bir değerlendirme yapmaya çalışalım.
zweig, karısı lotte ile birlikte, geride bir not bırakarak intihar etti. (çevirisi ve orjinalini aşağıya ekliyorum) almanca el yazısıyla yazdığı not ise, ölümünden 70 yıl sonra israil ulusal kütüphanesi tarafından yayınlandı. intihar mektubunu bir doktorun, 1960 yılında brezilyalı bir polis memurundan aldığı ve kütüphaneye verildiği söylenir ki, (kütüphanenin açıklamasıdır.) açıkcası bu hikaye bana pek inandırıcı gelmemiştir. nedeni ise bana göre mossad’dır. konudan çok uzaklaşmak istemiyorum. ileride ikinci dünya savaşı sonrası mossad’ın nazi avı ve yahudi eserleri hakkında yazmak isterim ve bu konuyada değinirim.
gelelim mektuba;
kendi el yazısıyla yazdığı mektup, o kadar nahif bir dil ile yazılmıştır ki, artık almanca konuşulan hiç bir ülkede bu dili göremezsiniz. ben almanca bilmeme rağmen okumada zorluk çektim. aslında sadece bu bile, dillerin nasıl erozyona uğradığını, insanların gün geçtikce nasıl yozlaştığının tek başına kanıtıdır. (zweig mektubunda, anadilinin yok olduğunu görmenin üzüntüsünden bahseder)
aslında biz bunu daha acı yaşıyoruz, çünkü artık türkçe bence can çekişiyor. halkın kullandığı günlük kelime sayısı yüze kadar düşmüş durumda. derdini bile anlatacak kadar kendi dilini bilememek. pisa sıralamasında bu durum net olarak ortadadır. az okuyoruz ve daha da önemlisi yazmıyoruz. maymun zekası ile yapılmış tv dizileri, seviyesi belaltından yukarı çıkmayan sosyal medya, hakaret etmeyi siyaset sanan “şahsımlar” vs...
oysa ki bir toplumu ayakta tutan, edebiyatıdır, şairidir, yazarıdır. tankı topu değil! bunun için öncelikle kendi dilinize ihanet etmeyin. ve bir yabancı dil mutlaka öğrenin. ancak diliniz geliştikce, siz gelişirsiniz. toplum bu şekilde değişir. cehaleti yenmenin başka yoluda yoktur.
mektubun çevirisi;
“özgür iradem ve açık bir bilinçle bu yaşamdan ayrılırken, son bir sorumluluk yerine getirilmeyi bekliyor: bana ve işimi yapmama huzurlu bir ortam sunan harika ülke brezilya’ya içten teşekkürlerimi sunmak. her yeni günle bu ülkeyi daha çok sevmeyi öğrendim, ruhsal anavatanım avrupa kendi kendini yok ettikten ve ana dilimin dünyası yok olduktan sonra, dünyanın hiçbir yerinde hayatımı bu kadar severek yeniden kuramazdım. ama altmışıncı yaştan sonra tam anlamıyla yeniden başlamak çok özel bir güç gerektiriyor. ve benim gücüm yıllar süren vatansız yolculuklardan sonra iyice tükendi. bu nedenle hayatımı doğru zamanda ve doğru bir şekilde sonlandırmamın iyi olacağına inanıyorum. ki hayatım boyunca tinsel uğraşım en büyük haz kaynağım ve kişisel özgürlüğüm en yüce değerim oldu. bütün dostlarımı selamlarım! hepsine uzun geceden sonra gelen tanın kızılllığını görmek nasip olsun! ben, her zamanki sabırsızlığımla önden gidiyorum.”
orjinali;
dünya edebiyat tarihine yazdığı kitaplar ile damga vurmuş bir isim;
“stephan zweig”
28 kasım 1881’de viyana doğmuştur. 1934 yılında adolf hitler ve nazi ideolojisinin iktidara gelmesi sonrası viyana’yı terk etmişti. önce ingiltere ardından abd’ye giden zweig, 22 şubat 1942’de hayatına son verdiği brezilya’ya yerleşmişti.
“amok koşucusu”, “yürek çöküntüsü” gibi birçok kitabı türkçe’ye de çevrilen zweig’ın, karısı lotte ile intiharına, hitler’in dünya düzenini kalıcı sanmasının verdiği karamsarlığın yanı sıra, kendi dünyasının asla bir daha varolmayacağı düşüncesi neden olmuştu.
eminim bir çoğunuz hayat hikayesini biliyordur. biz gelin, intihar mektubuna bakalım ve bir değerlendirme yapmaya çalışalım.
zweig, karısı lotte ile birlikte, geride bir not bırakarak intihar etti. (çevirisi ve orjinalini aşağıya ekliyorum) almanca el yazısıyla yazdığı not ise, ölümünden 70 yıl sonra israil ulusal kütüphanesi tarafından yayınlandı. intihar mektubunu bir doktorun, 1960 yılında brezilyalı bir polis memurundan aldığı ve kütüphaneye verildiği söylenir ki, (kütüphanenin açıklamasıdır.) açıkcası bu hikaye bana pek inandırıcı gelmemiştir. nedeni ise bana göre mossad’dır. konudan çok uzaklaşmak istemiyorum. ileride ikinci dünya savaşı sonrası mossad’ın nazi avı ve yahudi eserleri hakkında yazmak isterim ve bu konuyada değinirim.
gelelim mektuba;
kendi el yazısıyla yazdığı mektup, o kadar nahif bir dil ile yazılmıştır ki, artık almanca konuşulan hiç bir ülkede bu dili göremezsiniz. ben almanca bilmeme rağmen okumada zorluk çektim. aslında sadece bu bile, dillerin nasıl erozyona uğradığını, insanların gün geçtikce nasıl yozlaştığının tek başına kanıtıdır. (zweig mektubunda, anadilinin yok olduğunu görmenin üzüntüsünden bahseder)
aslında biz bunu daha acı yaşıyoruz, çünkü artık türkçe bence can çekişiyor. halkın kullandığı günlük kelime sayısı yüze kadar düşmüş durumda. derdini bile anlatacak kadar kendi dilini bilememek. pisa sıralamasında bu durum net olarak ortadadır. az okuyoruz ve daha da önemlisi yazmıyoruz. maymun zekası ile yapılmış tv dizileri, seviyesi belaltından yukarı çıkmayan sosyal medya, hakaret etmeyi siyaset sanan “şahsımlar” vs...
oysa ki bir toplumu ayakta tutan, edebiyatıdır, şairidir, yazarıdır. tankı topu değil! bunun için öncelikle kendi dilinize ihanet etmeyin. ve bir yabancı dil mutlaka öğrenin. ancak diliniz geliştikce, siz gelişirsiniz. toplum bu şekilde değişir. cehaleti yenmenin başka yoluda yoktur.
mektubun çevirisi;
“özgür iradem ve açık bir bilinçle bu yaşamdan ayrılırken, son bir sorumluluk yerine getirilmeyi bekliyor: bana ve işimi yapmama huzurlu bir ortam sunan harika ülke brezilya’ya içten teşekkürlerimi sunmak. her yeni günle bu ülkeyi daha çok sevmeyi öğrendim, ruhsal anavatanım avrupa kendi kendini yok ettikten ve ana dilimin dünyası yok olduktan sonra, dünyanın hiçbir yerinde hayatımı bu kadar severek yeniden kuramazdım. ama altmışıncı yaştan sonra tam anlamıyla yeniden başlamak çok özel bir güç gerektiriyor. ve benim gücüm yıllar süren vatansız yolculuklardan sonra iyice tükendi. bu nedenle hayatımı doğru zamanda ve doğru bir şekilde sonlandırmamın iyi olacağına inanıyorum. ki hayatım boyunca tinsel uğraşım en büyük haz kaynağım ve kişisel özgürlüğüm en yüce değerim oldu. bütün dostlarımı selamlarım! hepsine uzun geceden sonra gelen tanın kızılllığını görmek nasip olsun! ben, her zamanki sabırsızlığımla önden gidiyorum.”
orjinali;
devamını gör...
takip mesafesi
trafiğin olmazsa olmaz kurallarından biridir. buna rağmen ülkemizde riayet edilmez.ense kökünüze girer dangalaklar.
devamını gör...
görüşürüz deyip bir daha görüşmemek
bazen en sevdiğim durumdur. herkesle de görüşmeyelim yani.
devamını gör...


