her şeyden önemlisi mutlu ölmek isterim. hayatımda hiç olmadığım kadar mutlu... bu yüzden ölümüm denize bakan bir uçurumda olsun isterdim. ama katili 'ben' olmayayım.
devamını gör...

özel bir hamurla hazırlanan, içine krema ve çeşitli meyveler eklenerek servis edilen yiyecektir.
devamını gör...

islam peygamberine yoluna dikenler dökmek, kapısının önüne hayvan leşi bırakmak hakaret etmek sureti ile karşı gelen.
ismi beraber anılan ebu cehilin aksine oturaklı olmayan basiretsiz ve çokta akıllı sayılmayacak insandır.

öyle ki: ismini lanetleyen ve cehennemde yanacağını söyleyen ayeti müslüman oldum diyerek çürütebilirdi çünkü islam'da sonradan müslüman olan önceden yaptıklarından sorumlu tutulmaz ve affedilir. eğer müslüman oldum dese idi islam'ın iki ayetinden birini boşa çıkartacaktı.

ama o bunu yapmadı ve ayetler arasında tutarsızlık oluşmadı. buda müslümanlarca kuran'ın mucizesi kabul edilir.
devamını gör...

kendi paramı kazanmaya başladıktan sonra aldığım formadır. üzerindeki yıldızlara güncelleme gelse de halen değerlidir benim için.
devamını gör...

beğenmek, başlıklara tıklamak işkence gibi. 3 saniye bekleyemecek kadar tahammül kalmamış. fakat bu, sözlüğün bugün yavaş olduğunu değiştirmiyor.
devamını gör...

oyun masalarının en şanslısı olduğunu tahmin ettiğim kişilerdir.
devamını gör...

ankara bölge idare mahkemesi 10. idari dava dairesi (istinaf), 10 bin liralık tazminatı “sebepsiz zenginleşme” gerekçesiyle 3 bin liraya indirmesi vakası.

takdir edilecek miktar, mevcut halde elde edilmek istenilen tatmin duygusunun etkisine ulaşmak için gerekli olan kadar olmalı ve sebepsiz zenginleşmeye yol açmamalıdır. bu durumda, davacıya takdiren 3 bin tl manevi tazminatın ödenmesine karar verilmesi yoluna gidilmiştir.

gazi üniversitesi’nden prof. dr. meral or mobbing davasında kazanıp 10 bin liralık tazminatı zenginleşme sebebiyle üçte birine indiren ey mahkeme siyasilerin birbirine açtığı 500 bin üzeri ve milyonluk tazmimat davalarında niye üç maymunu oynamaya devam ediyorsunuz ?
gerçi bir 10 bin lira ile günümüz türkiyesin'de zenginleşebilirdi unutmuşum.

kaynak
devamını gör...

orhan için sürüklenen uğur'un ve uğur için sürüklenen onun p*z*v**i bekir'in hikayesidir.
yönetmeni ve senaristi (bkz: zeki demirkubuz) olan, 1997 yapımı , (bkz: kader(film))'in devamı olan ama daha önce çekilen film. demirkubuz, bekir (haluk bilginer)'in yusuf(güven kıraç)'a hikayeyi anlattığı yedi dakikalık tiradı kader'e çevirmiştir.

kader ve masumiyet ile ilgili aklımda kalanlar:

-masumiyet'te , uğur'un bekir'e "s****ne ulan, s****ne!" demesi ve kader'de uğur'un bekir'e "vursana ulan, vursana!" demesi.
-kader'de, uğur'un annesini or******la suçlaması ve o***pu olması.
-kader'de, uğur'un şehre geri döndüğünde dükkana gelip bekir'den para istemesi ve bekir'in bunu arkadaşlarına çarpıta çarpıta anlatması.
-masumiyet'te, son sahnede yaşlı adamın orhan'ın babası oldugunu görmemiz .
- masumiyet'te, eniştenin yusuf'a minnettar olması, yusuf'un ablasını dilsiz bırakması, eniştesi ablasına hakaret ederken ve döverken yusuf'un hiçbir sey demeden çantasını alıp gitmesi .
- masumiyet'te , yusuf "aşık oldum"diyince, uğur'un "kime ?" demesi ve yusuf'un "sana abla, kime olacak..." demesi .
- kader'de, bekir'in çocuğu ilaç beklerken bekir'in kars'a, uğur'un yanına gitmesi...

film hakkında fikrim:
oyınculukları beğendim, senaryo gerçekçi değil ve uçuktu. bekir'in yaşadığının da uğur'un yaşadığının da aşk olduğunu düşünmüyorum.
kader'de, izmir'den sahneler görünce mutlu oldum.
devamını gör...

pame'de bu hafta ada şarkıları var!

yazın ortalarına doğru yaklaştığımız şu günlerde ege'nin adalarına doğru müzikal bir yolculuk yapmaya ne dersiniz?

yaz ortasında hep birlikte bir sofra etrafında dans edip şarkı söyleyen bir kalabalık içinde olduğunuzu hayal edin. eski yeni hikayelerin anlatıldığı şarkılara eşlik eden harika vokaller, sizi ayağa kaldırıp dans ettirecek ritmlerin bol olduğu eserlerin yanı sıra yer yer iki ülke arasında kalmış bir denizin hüzünlü ama en güzel hallerine tanıklık etmiş şarkılar yer alacak bu haftaki temamız içerisinde. farklı adalara ait nisiotikalar ve onların modern yorumlarının yanı sıra adalara dair yazılmış eserlerin de yer alacağı bu haftaki bölümümüzle bir süreliğine eğlenmeyi, yeni haftaya şahane başlamayı deneyeceğiz, belki olur. *

saganaki cheese greek salad ouzo pame radyo yayını tasvirinin yayın kısmı bende, eğlenmek sizde diyerek hatırlatayım, pame radyo yayını bu akşam saat 22:30'da sözlük radyosunda!
devamını gör...

hiroşimada öleli
oluyor bir on yıl kadar.
yedi yaşında bir kızım,
büyümez ölü çocuklar.

nazım hikmet ran
devamını gör...

boşa kürek çekmektir.
devamını gör...

2020 yapımı yönetmenliğini ve senaristliğini deniz denizciler yapımcılığını ruhi aliyeva, liatris yapımın üstlendiği romantik komedi filmidir.

oyuncular
tuvana türkay
onur tuna
sermiyan midyat
altan erkekli
durul bazan
semra dinçer

heykeltıraş bir anne nejla'nın (servet pandur) , profesör bir baba nejat'ın (gazanfer ündüz) konservatuvarda okuyan kızı aslı (tuvana türkay) ile kerem'in (onur tuna) aşklarını konu alır bu film.

görünürde her şey normaldir. kerem kibar, samimi, düşünceli ve tam bir centilmendir. babasının (altan erkekli) hırsızlık çetesi reisi olması ve kerem'in de aslında bu işin içinde olması dışında hiçbir sorun yoktur. aslı kerem'i finans uzmanı sanmakta ve bu doğrultuda onunla güzel bir birliktelik hayali kurmaktadır. peki ya bu aşk bu kadar yalan ve gizeme rağmen evlilikle taçlanır mı?

kendi çapında komik olabilecek, boş zamanınız varsa izlenebilecek bir film gibi geldi bana. tabi çok büyük bir beklentiniz olmasın. ben onur tuna'yı sevdiğim için izlemiştim. zaten animasyon ve romantik komedi türlerini sever her türlüsünü izlerim. benim için pek büyük bir kayıp değil bu yüzden.

sizlere iyi seyirler...
devamını gör...

sevgiliyi bırak aynı okulda olsam şehir değiştirirdim.
devamını gör...

insanların bana meraklarını gidermek amacıyla yaklaşmaları cidden canımı acıtıyor.
neden böylesin, neden öyle oldu, neden şunu yazdın, neden neden neden...

neyse, konuşmalar, mesajlaşmalar bitince haliyle merak da gidiyor. ondan sonra " sen yoluna ben yoluma " nasılsa senden merakımı giderdim düşüncesiyle irtibatı kesiyor.
sözüm meclisten dışarı, geceleri zaman harcadığım, endişelendiğim insanlar oldu. hep destek olmaya çalıştım, hep empati yaptım.
ama ne oldu ? koca bir hiç oldum.
ben üzüldüğümle kaldım, karşımdaki laylaylom devam. yani teşekkür bile beklemiyorum ama en azından arada sırada bir hal hatr sor be.

gerçekten insanlardan umudu kesme vakti gelmiş.kimseye iyi niyetle yaklaşmaya gelmiyor.
en nihayetinde koca bir hiç olup kalıyorum.
devamını gör...

barış bıçakçı’nın doğum lekesi gibi bir gülümseme isimli öykü kitabının sekizinci öyküsü olan sonsuz ikindi isimli öyküde geçen bir alıntıdır.

öyküde geçen yazarın, hayali kız arkadaşı ile alıntının kimden olduğuna dair ihtilafa düştüğü sözdür bu. yazar coetzee olduğunu iddia eder ama jenna nabokov olduğunu bilmektedir. bence de alıntı nabokov’a aittir. araştırdığım halde bulamadım ama öyle olmalı.

ve söz, bu öyküdeki yazara göre bir aykırı olma durumunu anlatırken, jenna’ya göre küre ve kristal değişime direnen ve kararlı oldukları için aykırı olamazlar, bu olsa olsa farklı olmanın getirdiği tedirginlik olabilir.

ben de jenna ile aynı fikirdeyim. daha köşeli olmak, daha sert olmak, daha fazla kendin olmak aykırılık değildir. bu kimseyi aykırı yapmaz. ama bu durum insanı tedirgin edebilir. hatta etmelidir de. çünkü insan bu durumda kosinski’nin boyalı kuşuna dönebilir.

camlardan daha sert ve daha değerli olmak; çemberlere göre daha fazla boyuta sahip olmanın insanı tedirgin eden bir güzelliği vardır.

defterlerin içinde kitap da olmalı insan.
devamını gör...

"daha ne kadar kötü olabiliriz?" diye ne zaman sorsam cevabını acı bir şekilde alıyorum. adıyaman eski belediye mezarlığı’nda, 2-3 günlük olduğu sanılan yeni doğmuş bebek, canlı canlı toprağa gömülü bulunmuş. bu nasıl bir vicdansızlık, şerefsizlik, alçaklık, zalimliktir? eğer bir tanrı varsa umarım cezanızı verir.


adıyaman eski belediye mezarlığı’nda vicdanları sızlatan bir olay yaşandı. 2-3 günlük olduğu sanılan yeni doğmuş bebek, canlı canlı toprağa gömüldü. mezarlığın yanında bulunan okulun öğrencileri şehitler için dua etmeye geldikleri mezarlıkta bebeğin ağlama sesini duydu.
sese doğru ilerleyen lise öğrencileri, vücudu toprağın altında olan bebeğin dışardaki ayaklarını gördü. toprağı eşeleyen öğrenciler kız bebeği topraktan çıkarttı. mezarlık görevlisinin cuma namazına gittiği esnada gömülmeye çalışıldığı tahmin edilen bebek, olay yerine gelen sağlık görevlileri tarafından ambulansla adıyaman eğitim ve araştırma hastanesi çocuk hastalıkları hastanesine kaldırıldı. bebek ilk müdahalenin ardından yoğun bakım sevisine kaldırıldı.
bebeği bulan ve gözyaşlarına boğulan lise öğrencileri olay yerine gelen polis ekiplerine durumu anlattı.
“tek ayağı topraktan çıkmış şekilde ağlıyordu”
bebeği bulan lise öğrencisi esranur yücedağ yaşadıklarını anlatarak, “biz okuldan öğlen arasına çıktık. şehitlerin mezarını ziyaret edip, dua okumak için mezarlığa geldik. buradan geçerken, ağlama sesini duyduk. zor nefes alıyordu. bizde hemen gelip baktık. bebek tek ayağı çıkmış şekilde ağlıyordu. biz de hemen toprağı kazdık. bebeği çıkarttığımızda bebek titriyordu. en fazla 2-3 günlüktü. üzerinde zıbın vardı. canlı canlı gömülmüştü” dedi.
diğer öğrenci nisanur yüce ise “ağlama sesi duyduk buralara geldik. ayak gördük, korktuk ilk başta. sonra üzerini açtık nefes alıyordu. sonra topraktan çıkarttık. üstünü lacivert bir pijama ile örtmüşlerdi. çıkarttığımızda titriyordu, sonra arkadaşı gönderdik birilerini çağırdı” diye konuştu.
mezarlık görevlisi mustafa doğan ise cuma namazında olduğu esnada olayın yaşandığını ve bir şey görmediğini söyledi. polis ekipleri şüphelinin tespiti için çalışma başlattı. (iha)


buradan
devamını gör...

petri kabı, (petri plakası veya hücre kültür kabı) laborant/biyologların kültür hücreleri geliştirmek için kullandığı, silindir şeklinde, kapaklı cam bir kaptır.

kullanıcı tarafından yüklenmiş görsel
devamını gör...

eski mısırda bildiğimiz üzere diş fırçası yoktu, e bu insanlar ne ile diş bakımını sağlıyorlardı? cevap çok tuhaf... kum ve tahıl sapları ile! evet, kum ve tahıl sapları... işin tuhaf tarafı oldukça işe yarıyormuş bu temizlik, mısırlıların ağızlarında çok az çürük oluyormuş lakin bu temizlik çok kötü bir bedel ödetiyormuş onlara...

ağızlarına aldıkları kum bir zamandan sonra dişlerinin aşınmasına ve kısalmasına neden oluyormuş ve bazen o kadar hızlı oluyormuş ki, dişleri bir anda kırılıyor ve iltihap kapıyor, sonrası da sonucu ölüme kadar gidebilen ağrılı, sancılı, ateşli zaman dilimleri oluyormuş.

ek olarak, antik mısır, yunan ve roma'da portakal ve limonun olmaması... evet yokmuş! limon, arap tüccarlar tarafından italya'ya m.s 2.yüzyılın başlarında getirilmiş, bu arap abilerde limonu himalaya bölgesinden getirmişler. portakal da avrupa'ya 9.yüzyılın başlarında girmiş, yine arap tüccarlar getirmişler, getirdikleri yerler de çin ve burma imiş...
devamını gör...

ingiliz hükümetinin destek çıktığı sıradaşı plan.
boz sincapların ülke ekonomisini yıllık 1.8 milyar sterlin zarara uğrattığını bundan mütevellit sözde kontrolsüz üreyen bu canlıların üremesini ve zararı azaltma adına buldukları çözüm.
ingiltere çevre bakanı lord goldsmith işgalci diye nitelendirdiği kemirgenler için "bilimdeki ilerlemelerin doğamızın gelişmesine yardımcı olacağını umuyoruz. buna, işgalci türlerin önlenmesi için insanların müdahalesi dahil." diyerek prens charles'ın bu konudaki ortaya atılan görüşleri desteklediğini belirtti.
kaynak
devamını gör...

kendi kendime yazdığım başlığımdan yeniden merhabalar sevgili sözlük ahalisi *

günümüzde insanlar hatır bile sormaya üşenirken, en uzun kelimelerimiz kısaltmalardan ibaret olan slm, nbr ve en yoğun vakitlerimiz sosyal medya vs yerlerde cirit atmakla geçerken genel olarak, insanların sevdiklerine uzun uzun mektuplar yazdığı bir dönemi kaçırmış olmak ne kadar üzücü. herkes bizi sevsin istiyoruz ama sevmeye vaktimiz, daha da önemlisi gönlümüz yok gibi...

on sekizinci mektup
en güzel beraberlik seninle olmak diyorum, nasıl en korkunç yalnızlık sensiz olmaksa... biraz önce buradaydın, aradan geçen zaman henüz kokunu bile dağıtamadı. oturduğun koltukta ağırlığının izi duruyor. dokunduğun her yerde sıcaklığın var, baktığın her şeyde aydınlığın.

gittin mi? ben şimdi yalnız mıyım? duvarlar üzerime yıkılıyor, yüzümde parçalanıyor aynalar, resim çerçeveleri. tarifi mümkün olmayan bir boşluk içindeyim. gözlerim kapıda belki yine de gelirsin diyorum. uzaktan ayak sesleri geliyor. sen değilsin gelen biliyorum, ama yine de bir umut var içimde vazgeçemediğim.

bir sigara yakıyorum ve seni arıyorum dumanın havada çizdiği şekillerde. sonra ne yapacağını bilemeyen ellerime bakıyorum bir zaman. ellerim hala ayrılırken ellerine temas etmenin hazzı içinde şaşkın ve kararsız. oysa, o ellerle şimdi şiirler yazabilirim senin için, sana yokluğumun dayanılmazlığını anlatabilirim.

zaman hayli ilerledi. evine varmış olmalısın. kulağım telefon sesinde. beni aramanı bekliyorum. telefonun her çalışında umutla uzanıyor ellerim ahizeye. oysa hep bir başkası çıkıyor karşıma. kahroluyorum. senden başkasının varlığına değil, sesine bile tahammülüm yok artık. ağır, dayanılmaz saatler geçiyor.

nihayet senin sesin telefonda. beni anlayan, o özlemli, kısık sesin. ''nasılsın'' derken bile yüreğimi heyecanla dolduran, kanımı tutuşturan sesini işitmenin sevinci sarıyor her yerimi. hiç bitmesin istiyorum konuşmamız. senden başka bir şey düşündüğüm yok, dünya umurumda değil. konuşuyor, konuşuyoruz ve ''allahaısmarladık'' diyorsun. sana düşündüklerimi söyleyemiyorum. ''ne olur, yine gel ve hiç gitme artık'' diyemiyorum. boğazıma bir şeyler düğümleniyor. ellerimde soğuk, hissiz bir aletle yapayalnız kalıyorum. sesin yerine çıldırtan bir uğultu kulaklarımda. biraz önce sesini bana ileten telefona düşmanım şimdi. hırsla ve kinle bakıyorum bir zaman.

sonra sevdiğin bir plağı çalmak geliyor aklıma. birden seviniyorum. her şeye rağmen yine seninleyim, ne iyi. beşinci senfoniyi dinliyorum. odayı orkestranın güçlü, tanrısal sesi dolduruyor. hiç ayrılmadığımıza ve ayrılmayacağımıza inanıyorum. yüzyılların ardından bir beethoven sesleniyor, isyan ediyor zamana. ve sonra bir başka plakta schumann ağlıyor, ben ağlıyorum, uzaklarda sen ağlıyorsun. aşkın ve sanatın ölümsüzlüğüne bir kere daha inanıyorum.

artık seni sevdiğime pişman değilim... *
devamını gör...

normal sözlük'ü kullanarak 3. parti dahil tarayıcı çerezlerinin kullanımına izin vermektesiniz. Daha detaylı bilgi için çerez ve gizlilik politikamıza bakabilirsiniz.

online yazar listesini görmek için lütfen giriş yapın.
zaman tüneli köftehor rehberi portakal normal radyo kütüphane kulüpler renk modu online yazarlar puan tablosu yönetim kadrosu istatistikler iletişim