sineklerin tanrısı
kitap okuduğunuz zaman gözlerinizle okumanız gerektiğinin ıspatı niteliğinde golding romanı.
türkçeye mina urgan çevirmiştir.
peki neden gözlerimizle okumalıyız? efendim bir defa sineklerin tanrısı'na sürükleyicilikten uzak derseniz çarpılırsınız. kitabın hem ingilizce orijinalini, hem de türkçesini okudum ve bu konudaki görüşüm nettir. ziyadesiyle sürükleyici, üç boyutlu karakterlere sahip bir kitaptır sineklerin tanrısı.
kitaba kurgu yoksunu da elbette ki diyebilirsiniz ancak bu sizin sadece edebiyat kuramı bilmediğinizi ıspatlar. kitap, toplumsal düzenin olmadığı -daha doğrusu yeniden inşa edilmeye çalışıldığı- bir adada mahsur kalan çocukların işbu düzeni inşa çabasını ustalıkla anlatır; kurgunun belkemiği olarak kabul edilebilecek alt-metin açısından da ziyadesiyle zengindir, insan doğasının temeline dair rousseau'cu ya da hobbes'çu bir okumasını, hatta ve hatta marquis de sade merkezli bir okumasını dahi yapabilirsiniz.
vahşileşen insanın bir kısmının düzene, diğer bir kısmının ise kana susamışlığa ve düzensizliğe yönelmesi üzerinden, apollon-dionysos odaklı nietzsche'ci bir okuması da yapılabilir bu romanın. kaç farklı kuram saydığımı saydınız değil mi? güzel. zira bu kadar çok kuramla okunabilecek bir roman, iddia edildiği gibi kurgusuz olsa böylesine zengin bir hinterland'ı okuyucuya sunamazdı.
"adı duyulduğu için çok satanlar listesine girmesi" meselesine gelince; külliyen yalan. türkiye'deki baskısını iş bankası yayınları yapmıştır bu kitabın, doğal olarak da iyi satmıştır. zira iş bankası yayınları kötü kitaba kolay kolay yatırım yapmaz. kitabın özelliği "adı duyulduğu için çok satması" olsaydı, edebiyat bölümlerinin postmodern edebiyat kuramı dersinde okutulmazdı diye düşünüyorum.
ha bir de tabii, "çok satan kitap kötü kitaptır" mentalitesini artık bir kenara bırakalım yahu.
bir kitabın çok satmasıyla onun iyi ya da kötü olmasının alakası her zaman yok. ancak gidip de jane eyre'e "adı duyulduğu için çok satıyor" derseniz, rezil olmanız işten bile değildir. gerçi bi' saniye. ha. neyse, tamam.
iyi okumalar. ingiliz edebiyatının başyapıtlarındandır diyemem bu kitap için, ancak iyidir.
sosyologlar, psikologlar okurken bayağı eğlenebilir.
gerçi ben nereden bileceğim ya, uzman mıyım ben? keh keh. *
türkçeye mina urgan çevirmiştir.
peki neden gözlerimizle okumalıyız? efendim bir defa sineklerin tanrısı'na sürükleyicilikten uzak derseniz çarpılırsınız. kitabın hem ingilizce orijinalini, hem de türkçesini okudum ve bu konudaki görüşüm nettir. ziyadesiyle sürükleyici, üç boyutlu karakterlere sahip bir kitaptır sineklerin tanrısı.
kitaba kurgu yoksunu da elbette ki diyebilirsiniz ancak bu sizin sadece edebiyat kuramı bilmediğinizi ıspatlar. kitap, toplumsal düzenin olmadığı -daha doğrusu yeniden inşa edilmeye çalışıldığı- bir adada mahsur kalan çocukların işbu düzeni inşa çabasını ustalıkla anlatır; kurgunun belkemiği olarak kabul edilebilecek alt-metin açısından da ziyadesiyle zengindir, insan doğasının temeline dair rousseau'cu ya da hobbes'çu bir okumasını, hatta ve hatta marquis de sade merkezli bir okumasını dahi yapabilirsiniz.
vahşileşen insanın bir kısmının düzene, diğer bir kısmının ise kana susamışlığa ve düzensizliğe yönelmesi üzerinden, apollon-dionysos odaklı nietzsche'ci bir okuması da yapılabilir bu romanın. kaç farklı kuram saydığımı saydınız değil mi? güzel. zira bu kadar çok kuramla okunabilecek bir roman, iddia edildiği gibi kurgusuz olsa böylesine zengin bir hinterland'ı okuyucuya sunamazdı.
"adı duyulduğu için çok satanlar listesine girmesi" meselesine gelince; külliyen yalan. türkiye'deki baskısını iş bankası yayınları yapmıştır bu kitabın, doğal olarak da iyi satmıştır. zira iş bankası yayınları kötü kitaba kolay kolay yatırım yapmaz. kitabın özelliği "adı duyulduğu için çok satması" olsaydı, edebiyat bölümlerinin postmodern edebiyat kuramı dersinde okutulmazdı diye düşünüyorum.
ha bir de tabii, "çok satan kitap kötü kitaptır" mentalitesini artık bir kenara bırakalım yahu.
bir kitabın çok satmasıyla onun iyi ya da kötü olmasının alakası her zaman yok. ancak gidip de jane eyre'e "adı duyulduğu için çok satıyor" derseniz, rezil olmanız işten bile değildir. gerçi bi' saniye. ha. neyse, tamam.
iyi okumalar. ingiliz edebiyatının başyapıtlarındandır diyemem bu kitap için, ancak iyidir.
sosyologlar, psikologlar okurken bayağı eğlenebilir.
gerçi ben nereden bileceğim ya, uzman mıyım ben? keh keh. *
devamını gör...
azerilerin kürt olma olasılığı
kürtlerin nesini tartışacağız. pamir türkleri, yörükler gibi avrasya kökenli göçebelerdir. dna araştırmaları onların orta asya kökenli olduklarını kanıtlar. bereketli hilal denen bölgede eski iran halklarıyla birlikte yaşamışlardır. kuvvetle muhtemel eski iran halkının benimsediği ibrahimi dinleri kabul etmemişlerdir ve böylece kendilerini o kültürden ayrıştırabilmişlerdir. tıpkı şimdi olduğu gibi 'biz türk değiliz' diye bağırıyorlar. bu konudaki şahsi önerim ermenistana bakıp ders almalarıdır. 21. yüzyılda 'bağımsız ülke kurcam ulus devlet olucam' diyemezsiniz. çünkü küreselleşme, çünkü şirketokrasi, çünkü dijital takip, çünkü ekonomi, çünkü borçlu devletler
the origin of the kurds kitabının yazarı ferdinand hennerbichler dilbilimsel olarak bir toplumun kökenini bulmanın zorluğuna dikkat çekerek mtdna ve y-kromozomu analizlerine okuyucuyu yönlendiriyor. gerçekten de genom bilimi hayalimizdeki millet, ulus, ırk, kabile, soy, aşiret gibi kavramları sarsmaktadır.
max planck enstitüsü bilim insanlarının 2005 yılında yalnızca kürtleri inceleyen ilk esaslı genetik çalışması olan “kürt gruplarında mtdna ve y-kromozomu çeşitliliği" isimli makalesinde kürtlerin en eski ataları bereketli hilal bölgesinde yaşayan yerli halklardan biriydi ve asya’dan gelen ve askeri açıdan örgütlü olan (r1a1) göçmen seçkinleri tarafından farklı dalgalar halinde dilsel olarak iranileştirildiler. kürtlerin atalarının, hem tarihsel hem de toplumsal katmanlar olarak tamamen farklı topluluklardan meydana geldiği disiplinler arası yapılan çalışmalarda açıkça anlaşılmaktadır.
yani diyor ki makalede: ne olursan ol kürdistan dediğin bölgede yalnız yaşamadınız ki sizin olsun. e zaten kimin sesi çok çıkarsa diğerlerini bastırır.
türkiya'daki kürtlere ve türkiya gençliğine günümüzde yeni medya aracılığıyla propaganda yapılmaktadır. bunlar bizzat abdullah öcalan ve ekibi tarafından planlanmaktadır (bkz: imralı notları). abdullah öcalan 1980lerde 'kürtler devlet memuru olmalıdır, yargıya sızmalıdır' dediği için kürt vatandaşlarımız başka fakültelerde de okuyabilecekken hukuk fakültelerini doldurmuşlar ve şimdilerde yargı mensubu olmuşlardır. onlardan biri de selahattin demirtaş'tır. üniversite sınavına ikinci kez girerek 1993 yılında ankara hukuk fakültesine yerleşmiştir.
ben özbeöz türküm diyen gitsin dna testi yaptırsın. ben özbeöz kürdüm diyen gitsin dna testi yaptırsın.
hah ama ne alakası var genetikle biz 'ulus bilinci yaratma' hakkında konuşuyoruz diyorsanız sizi kimlerin desteklediğine bakın, sizin liderlerinize kimler para veriyor ona bakın.
mesela atatürk'e milli mücadelede kimler yardım etti pakistan'dan, hindistan'dan, kafkaslardaki müslüman ruslardan, moskova'dan, küçük ada ülkelerinden, yeni zelanda'dan ve hatta düşmanımız olan fransa dahi çekilirken silah, top, mühimmat bırakmıştır.
şu an kürdistan milli mücadelesi için kimler kürtlere yardım ediyor? tabi ki de dünya'nın emperyal güçleri almanya, amerika, rusya.
ne güzel memleket ya. bölün anasını satayım bölün.
tarihte kürt toplumlar başka devletlerin tarih kayıtlarına geçmiştir. homeros bile genetik araştırmalar günümüzde kürtlerle yahudiler arasındaki genetik yakınlığa dikkat çekmektedir. kürtler kendilerine tarih uydurmasınlar lütfen. kendilerini başka ulus devletler üzerinden tü-kaka şeklinde bir siyasetle var etmeye çalışmasınlar lütfen.
kaldı ki türkiya kürtleri öyle bir toplumsal sınıf oldu ki suriye kürtlerini aralarında istemiyorlar. ilk referandumda herkes suriyeliler gitsin diye oy verecektir. ırak kürdistan yönetimi ile anlaşın mübadele yapın o zaman. madem 'varlığım kürt varlığına armağan olsun' diyorsunuz selahattin demirtaş'ın kardeşi nurettin demirtaş ırak kürdistan yönetimi başkenti erbil'dedir. zaten
halkların demokratik partisi (bkz: hdp), abdullah öcalan liderliğinde kurulmuştur. selahattin demirtaş'a kimse 'başkanım' demez çünkü hdp başkanı abdullah öcalandır. hdp'nin meclise girmesini sağlayan seçim-reklam kampanyasını ünlü bir amerikalı reklam şirketi twitter üzerinden kampanyayı yönetmişti. bu propagandalar direk türkiya gençliğini hedef almaktadır.
the origin of the kurds kitabının yazarı ferdinand hennerbichler dilbilimsel olarak bir toplumun kökenini bulmanın zorluğuna dikkat çekerek mtdna ve y-kromozomu analizlerine okuyucuyu yönlendiriyor. gerçekten de genom bilimi hayalimizdeki millet, ulus, ırk, kabile, soy, aşiret gibi kavramları sarsmaktadır.
max planck enstitüsü bilim insanlarının 2005 yılında yalnızca kürtleri inceleyen ilk esaslı genetik çalışması olan “kürt gruplarında mtdna ve y-kromozomu çeşitliliği" isimli makalesinde kürtlerin en eski ataları bereketli hilal bölgesinde yaşayan yerli halklardan biriydi ve asya’dan gelen ve askeri açıdan örgütlü olan (r1a1) göçmen seçkinleri tarafından farklı dalgalar halinde dilsel olarak iranileştirildiler. kürtlerin atalarının, hem tarihsel hem de toplumsal katmanlar olarak tamamen farklı topluluklardan meydana geldiği disiplinler arası yapılan çalışmalarda açıkça anlaşılmaktadır.
yani diyor ki makalede: ne olursan ol kürdistan dediğin bölgede yalnız yaşamadınız ki sizin olsun. e zaten kimin sesi çok çıkarsa diğerlerini bastırır.
türkiya'daki kürtlere ve türkiya gençliğine günümüzde yeni medya aracılığıyla propaganda yapılmaktadır. bunlar bizzat abdullah öcalan ve ekibi tarafından planlanmaktadır (bkz: imralı notları). abdullah öcalan 1980lerde 'kürtler devlet memuru olmalıdır, yargıya sızmalıdır' dediği için kürt vatandaşlarımız başka fakültelerde de okuyabilecekken hukuk fakültelerini doldurmuşlar ve şimdilerde yargı mensubu olmuşlardır. onlardan biri de selahattin demirtaş'tır. üniversite sınavına ikinci kez girerek 1993 yılında ankara hukuk fakültesine yerleşmiştir.
ben özbeöz türküm diyen gitsin dna testi yaptırsın. ben özbeöz kürdüm diyen gitsin dna testi yaptırsın.
hah ama ne alakası var genetikle biz 'ulus bilinci yaratma' hakkında konuşuyoruz diyorsanız sizi kimlerin desteklediğine bakın, sizin liderlerinize kimler para veriyor ona bakın.
mesela atatürk'e milli mücadelede kimler yardım etti pakistan'dan, hindistan'dan, kafkaslardaki müslüman ruslardan, moskova'dan, küçük ada ülkelerinden, yeni zelanda'dan ve hatta düşmanımız olan fransa dahi çekilirken silah, top, mühimmat bırakmıştır.
şu an kürdistan milli mücadelesi için kimler kürtlere yardım ediyor? tabi ki de dünya'nın emperyal güçleri almanya, amerika, rusya.
ne güzel memleket ya. bölün anasını satayım bölün.
tarihte kürt toplumlar başka devletlerin tarih kayıtlarına geçmiştir. homeros bile genetik araştırmalar günümüzde kürtlerle yahudiler arasındaki genetik yakınlığa dikkat çekmektedir. kürtler kendilerine tarih uydurmasınlar lütfen. kendilerini başka ulus devletler üzerinden tü-kaka şeklinde bir siyasetle var etmeye çalışmasınlar lütfen.
kaldı ki türkiya kürtleri öyle bir toplumsal sınıf oldu ki suriye kürtlerini aralarında istemiyorlar. ilk referandumda herkes suriyeliler gitsin diye oy verecektir. ırak kürdistan yönetimi ile anlaşın mübadele yapın o zaman. madem 'varlığım kürt varlığına armağan olsun' diyorsunuz selahattin demirtaş'ın kardeşi nurettin demirtaş ırak kürdistan yönetimi başkenti erbil'dedir. zaten
halkların demokratik partisi (bkz: hdp), abdullah öcalan liderliğinde kurulmuştur. selahattin demirtaş'a kimse 'başkanım' demez çünkü hdp başkanı abdullah öcalandır. hdp'nin meclise girmesini sağlayan seçim-reklam kampanyasını ünlü bir amerikalı reklam şirketi twitter üzerinden kampanyayı yönetmişti. bu propagandalar direk türkiya gençliğini hedef almaktadır.
devamını gör...
güzel erkek isimleri
alperen,
metehan.
oğullarımın isimleri olurlar.
severek verdim, dileyen kullansın, yakışıklı olması garantili isimlerdir. test ettim onayladım.
metehan.
oğullarımın isimleri olurlar.
severek verdim, dileyen kullansın, yakışıklı olması garantili isimlerdir. test ettim onayladım.
devamını gör...
13 mayıs 2021 normal sözlük bayramlaşması
kafa sözlük'te ilk bayramım. evde kalacağımız ve evde geçirilecek son bayram olmasını temenni ederim. bu bayramda da sağlık bizimle beraber olsun.
devamını gör...
noise gate radyo yayını
sözlük radyomuzun 0330 imzalı yepppyeni içeriği. küçükken marlyn manson'u canlı dinlemiştim ordan yakalar umarım beni.
hayırlı, daimi ve keyifli olsun. xraylere dikkat.*
hayırlı, daimi ve keyifli olsun. xraylere dikkat.*
devamını gör...
şahmeran efsanesi
yeryüzündeki tüm yılanların bu canlıdan türediğine ve anası olduğuna inanılır. tıbbın da sembolüdür. tarsus’un kızılmurat ilçesinde bulunan şahmeran hamamında öldüğüne inanılır.
inanışa göre şahmeran ölünce 3 parçaya ayrılıp kaynatılarak suyunu ayırmışlar.
3'e ayrılan suyun biri zehir, diğeri şifalı su, diğeri de içen kişiyi tıp ilmiyle bilge hale getiren bir suymuş. tıp ilmini ortaya çıkaran suyu lokman hekim'in içtiğine inanılır.
yine efsaneye göre yılanlar şahmeran'ın öldüğünden habersizdir. öldüğünü anladıklarında yeryüzüne çıkıp istila edeceklermiş.
inanışa göre şahmeran ölünce 3 parçaya ayrılıp kaynatılarak suyunu ayırmışlar.
3'e ayrılan suyun biri zehir, diğeri şifalı su, diğeri de içen kişiyi tıp ilmiyle bilge hale getiren bir suymuş. tıp ilmini ortaya çıkaran suyu lokman hekim'in içtiğine inanılır.
yine efsaneye göre yılanlar şahmeran'ın öldüğünden habersizdir. öldüğünü anladıklarında yeryüzüne çıkıp istila edeceklermiş.
devamını gör...
140journos çalışanının sevgilisine tecavüz ettiği iddiası
linç girişimine soyunmuş insanların kanun, mahkeme, hakim, savcı, karar, cezaevi gibi kelimelerden haberi yok herhalde. kadın bir istismara maruz kalmışsa bunu yapan elbette cezasız kalmamalı. ancak bunun yolu sosyal medya değil.
devamını gör...
ecce homo
nietzsche'nin kendi hayatından da kesitler bulunan eseridir. hastalık dönemlerinden bahsederken bu bağlamda iklim ve beslenme konularına girer. hastayken bazı eserlerini nasıl bir anda yazıverdiğini anlatır. eserde sık sık zerdüşt'ten alıntılar vardır. olağanüstü şiirsel dilini takip etmek bazen zor olsa da genel olarak keyiflidir. ecce homo'nun bence en önemli taraflarından biri binlerce yıllık yalanlar olarak tanımladığı ideallere olan saldırısıdır. idealler yani yalanlar, der, nietzsche. hıristiyanlıkla olan meselesi de tam olarak budur aslında. ideallerin hakikati gizlemek için uydurulduğunu söyler. insanları hakikatten uzak tutabilmek için yapılmış girişimlerdir onun derdi. hıristiyanlık ise bunun en büyük sebebidir nietzsche açısından. hıristiyan ahlakı âdeta onun midesini bulandırır. insan bedenini hiçe sayan, dünyasal olan her şeye karşı olan, uydurduğu ideallerle insanları olmayan bir öteki dünyaya hazırlayan bir anlayıştır bu nietzsche için. ayrıca merhamet gibi duygular insanı zayıflattıkları için saldırıya uğrar. nietzsche kendisini "ilk ahlak karşıtı" olarak tanımlar. özellikle zerdüşt'ünde gördüğümüz o tanrısal/ilahi dil burda da karşımıza çıkar. konuşan âdeta bir tanrı veya peygamber gibidir, nietzsche her ne kadar zerdüşt(yani kendisi) bir peygamber değildir dese de. muhteşem bir kibir metnin başından sonuna hâkimdir. bunun yakıştığı başka bir insan ben henüz okumadım, çünkü nietzsche dehâ ve delilik sınırları arasında yaşamış ve sonunda delilik tarafına geçmiş bir insandır. kitapta nietzsche'nin polonya kökenlerine duyduğu kıvanç vardır. bunun yanında alman olan her şeyden(wagner hâriç) duyduğu nefret görülür. açıkçası ben nietzsche okurken ne zaman wagner meselesi karşıma çıksa acayip sıkılırım. wagner aşağı wagner yukarı patlayacak gibi olurum. ama ecce homo'da aslında ona yönelik alaycı saldırılar var. almanlara olan nefreti kuşkusuz hastalıklı bir şeydi. müthiş bir alman kültürü, sanatı, felsefesi(burası kimilerine göre hâlâ tartışmalı olsa da) , edebiyatı vardı nietzsche yaşarken. kendisinden önce de vardı o yaşarken de vardı. ama o bunun böyle olmadığını ve hatta bir alman'a dokunduğunda ellerini yıkadığı söyler. nietzsche aslında wagner veya schopenhauer'dan bahsederken bile kendisinden bahsettiğini söylemektedir. veya onlarda kendisini gördüğünü, tabii ki onlara üstün bir konumda onları temâşa ettiğini imâ eder. aslında ecce homo'nun yapısıyla da uyumlu bir bakış açısıdır bu. çünkü nietzsche kendisinden bahseder zaten, her şey bir yönüyle nietzsche'dir. kitabın kısımları "neden bir yazgıyım ben", "neden böyle iyi kitaplar yazıyorum ben" gibi başlıklardan oluşur. nietzsche insanın öfkeden, kızgınlıktan, intikam hırsından arınması gerektiğini söyler. bunları da aslında bir bakıma put olarak görür. tıpkı idealler gibi. yıkılması gereken putlardır bunlar.
devamını gör...
sarı saçlı mavi gözlü
bir dönem chp'nin seçim şarkısında geçen sözler.
muhteşem bir seçim şarkısıydı. nerdee nerdeee nerdesin oyyy...
muhteşem bir seçim şarkısıydı. nerdee nerdeee nerdesin oyyy...
devamını gör...
30 yaş üstü yazarlar uçurulsun kampanyası
yavrucum, annenden izin babandan harçlık aldın da gelip bize mi racon kesiyorsun?
devamını gör...
babayı en çok sinirlendiren evlat davranışı
masada telefonla oynanması.
devamını gör...
normal sözlük yazarlarının şiirleri
yapışkan bir gecenin siyahı,
yürekte, kaybolmuş çocuk yası.
hiç baktık mı aynı göğe?
hiç gördük mü aynı yıldızı?
ve sen ve ben aramızda ışık yılı,
yeşil ve beyaz, gerçek veya sanrı.
tatlı bir gecenin siyahı gözlerin.
bende hâlâ kaybolmuş çocuk yası.
yürekte, kaybolmuş çocuk yası.
hiç baktık mı aynı göğe?
hiç gördük mü aynı yıldızı?
ve sen ve ben aramızda ışık yılı,
yeşil ve beyaz, gerçek veya sanrı.
tatlı bir gecenin siyahı gözlerin.
bende hâlâ kaybolmuş çocuk yası.
devamını gör...
cheyenne
cheyenne'lerin ok yenileme ritüelleri kabile açısından çok büyük önem arz eder. bu ritüel esnasında heammawihio'ya yakarırlar. lakotalılar için ''wakan tanka'' ne ise cheyenler içinde ''heammawihio'' odur. yani kutsal ruh...
ok yenileme ayini bir nevi kabile ruhunu ayakta tutmak için yapılan bir moral ritüelidir. yaşanmış/yaşanacak olan sıkıntıların giderilmesi, düşmana karşı gücü tazelemek, bereketi ve bolluğu yükseltmek gibi amaçlar güderler. bu ayin ile eski savaşçılarının ruhlarının tılsımlı oklara aktarıldığını düşünürler. böylece kabilenin gücü her daim diri tutulmaktadır. geçmişteki kahramanları yeni savaşçılarla bütünleşmekte ve onlara yol göstermektedir.
bir diğer enteresan özellikleri ise bizde ''baba evine dönmek'' diye tabir edilen olayın onlarda resmen boşanma sebebi sayılmasıdır. bir cheyenne kadını babasının çadırına döndüğünde ve burada kocası olmadan -başka bir zaruret hali yoksa- geceyi geçirirse, kocasını boşamış sayılır. erkekler ise eşlerinden boşanmak isterlerse omaha dansı yapar ve bizdeki düngür'ün benzeri bir davulu çalarak boşanma kararlarını tüm kabileye duyururlardı.
cheyenne kabilesi için en büyük suç kabilenin düzenine karşı işlenen suçlardır. bu tarz suçları işleyen kabile üyeleri sürgüne gönderilir ve tek başlarına bırakılırdı. bunda amaçlanan şey; suçu işleyenin, işlediği suç üzerine düşünmesi, bu suç için heammawihio'dan af dilemesidir. ıslah olduğuna inanılan ve nedameti samimi bulunan kabile üyesi tekrar kabileye kabul edilirdi.
cheyenne ritüellerinde güneş dansı ve massaum yani hayvan dansı da önemli bir yer tutuyordu. bu danslar doğanın yenilenmesi, doğadaki canlılarla ters düşmemek için yapılırdı. eski bir görselini de aşağıya ekliyorum.

dibine not: adamson heobel'in cheyenne'lerle ilgili yazdığı türkçe'ye çevrilmiş bir kitap mevcuttur. merak eden arkadaşlar için iyi bir kaynak olabilir.
ayrıca george bird grinnell'in yazdığı iki kitabı daha önerebilirim (ilki seridir); ''the cheyenne indians'' ve ''the fighting cheyennes''
ok yenileme ayini bir nevi kabile ruhunu ayakta tutmak için yapılan bir moral ritüelidir. yaşanmış/yaşanacak olan sıkıntıların giderilmesi, düşmana karşı gücü tazelemek, bereketi ve bolluğu yükseltmek gibi amaçlar güderler. bu ayin ile eski savaşçılarının ruhlarının tılsımlı oklara aktarıldığını düşünürler. böylece kabilenin gücü her daim diri tutulmaktadır. geçmişteki kahramanları yeni savaşçılarla bütünleşmekte ve onlara yol göstermektedir.
bir diğer enteresan özellikleri ise bizde ''baba evine dönmek'' diye tabir edilen olayın onlarda resmen boşanma sebebi sayılmasıdır. bir cheyenne kadını babasının çadırına döndüğünde ve burada kocası olmadan -başka bir zaruret hali yoksa- geceyi geçirirse, kocasını boşamış sayılır. erkekler ise eşlerinden boşanmak isterlerse omaha dansı yapar ve bizdeki düngür'ün benzeri bir davulu çalarak boşanma kararlarını tüm kabileye duyururlardı.
cheyenne kabilesi için en büyük suç kabilenin düzenine karşı işlenen suçlardır. bu tarz suçları işleyen kabile üyeleri sürgüne gönderilir ve tek başlarına bırakılırdı. bunda amaçlanan şey; suçu işleyenin, işlediği suç üzerine düşünmesi, bu suç için heammawihio'dan af dilemesidir. ıslah olduğuna inanılan ve nedameti samimi bulunan kabile üyesi tekrar kabileye kabul edilirdi.
cheyenne ritüellerinde güneş dansı ve massaum yani hayvan dansı da önemli bir yer tutuyordu. bu danslar doğanın yenilenmesi, doğadaki canlılarla ters düşmemek için yapılırdı. eski bir görselini de aşağıya ekliyorum.

dibine not: adamson heobel'in cheyenne'lerle ilgili yazdığı türkçe'ye çevrilmiş bir kitap mevcuttur. merak eden arkadaşlar için iyi bir kaynak olabilir.
ayrıca george bird grinnell'in yazdığı iki kitabı daha önerebilirim (ilki seridir); ''the cheyenne indians'' ve ''the fighting cheyennes''
devamını gör...
depresyonla başa çıkma yöntemleri
depresyonla başa çıkmanın yolu ilaçlar değildir arkadaşlar ben 3 kere intihar ettim bakırköyde 1 ay yattım ful sabah öğlen akşam ilaç verip sizi uyutuyorlar günlük 10 dakika görüşme yapıyorsın onda da seni dinlemiyorlar kendi soracaklarını sorup gönderiyorlar ben şuan çıkalı 1 sene oluyor 2 ay önce ilaçları bıraktım şuan gayet iyiyim birşeyim yok ilaçlar sizi mal yapıyor haberiniz olsun iyi akşamlar
devamını gör...
vicdan
insanı insan yapan önemli bir olgu.vicdan masturbasyonu diye bir kavramda var,ona pek girmeyelim. (bkz: vicdan mastürbasyonu)
devamını gör...




