kazık kadar kız çocuklarının, hayatlarının bir döneminde nasıl 'südüklü' (bkz: masumlar apartmanı) olduklarının konuşulacağı radyo yayını*

bir keresinde, lise son sınıftayken, sınıfın büyük çoğunluğuyla, kızlı erkekli koca bir grup, heybeliada'ya mangal yapmaya gittik. alışverişler yapıldı, alkollü alkolsüz içecekler alındı, mangal yakıldı, yemekler, kızların evden getirdiği, annelere yaptırılmış börekler, kekler afiyetle gömüldü, çok da verimli, güzel bir gün geçirmiştik bir zamana kadar...

ismi lazım değil, sınıfın sığırlarından bir erkek, grubumuzun dışında, ama yakınlarımızda piknik yapan kız grubundan bir kıza, arsız ve terbiyesiz bir şekilde laf atmış... kızlar çıldırdı, itiş kakış derken kızları sakinleştirdim. derken, kızlardan biri, muhtemelen laf atılan sakinleşmiyor. öldüreceğim, keseceğim naraları atıyor. telefonla birilerini arıyor sürekli.
ben kızı sakinleştirmeye çalıştıkça bizim sınıfın mel'un cinsiyetine mensup gerizekalıları ' ulan adadayız, kalkıp gelmeye kalksalar nasıl yetişecekler' rahatlığıyla oralı bile değil...

evet, tahmin üzerine kız adanın yerlisi çıktı. takribi 20 dakikaya kalmadan 25-30 kişiye yakın elleri zincirli, sopalı bir erkek grubu laps diye karşımıza dikildi... laf atan kim falan diye sordular, alkollüydü kusura bakmayın diye hala yatıştırmaya çalışıyorum ortalığı...
''ben'' diyorum, ''onun adına özür diliyorum sizden, hanımefendiden de özür diledim defalarca, çok haklısınız ama büyütmeyelim, misafiriz burada'' falan diye yıkama yağlama yaparken, çocuklardan biri koluma girdi, gel sen şöyle ötede özür dile benden diye alıp götürmeye kalktı beni. arkadaşlarım araya girdi, iskeleye kaçar gibi sığındık...

çocuklar, ismi lazım değil elemanı çağırıyorlar bağırış çağırış, turnikelere sopalarla vuruyorlar falan, rezil bir durum... üstelik, ben strese girince, öfkelenince falan mideme vuruyor, hala daha öyledir. bu kadar stresten sonra iskeleye sığındık fakat midem acayip bulanıyor...

haftalardır küs olduğumuz, o zamanlar sevgilim olan kız da, bu kadar stresten korkmuş, bana bi'şey yapacaklarından endişelenmiş, oldukça yakınlaşmıştı bana. sorup duruyor nasılsın, iyi misin, miden nasıl oldu bilmem ne, yüklendikçe yükleniyor. o yüklendikçe midem daha da bulanıyor....

en son, iyiyim, biraz uzak dur benden demek için ağzımı açtığımı hatırlıyorum, bir de kızın converse'lerinin üstüne tüm gün yediklerimi kustuğumu...

yol boyu vapurun öbür tarafında seyahat ettim...
kız da sağ olsun, hiç bozuntuya vermedi, 1 koca paket ıslak mendille gıcır gıcır etmişti ayakkabılarını, vapurdan inip beni beklediğini görünce fark ettim...

bu arada, dövmeye gelen çocuklar da çok delikanlı çocuklarmış. kavga çıkaralım diye bizi tahrik etmek için bile, yanımızdaki kızlara tek kelime laf atmadılar, aklıma geldikçe hala takdir ederim...
devamını gör...

sıra dışı bir görünüme sahip olan, az bilinen ve az rastlanan güney amerika kıtasına has bir maymun türü. aslan yelesi ve bıyığı andıran kıvrımlara sahip. altın rengi görünümünde olduğu için altın aslan maymunu. diye de geçer.
devamını gör...

yüksek enerji fiziği olarak da bilinir, maddeyi ve ışınımı oluşturan parçacıkların doğasını araştıran bir fizik dalıdır. parçacık kelimesi birçok küçük nesneyi andırsa da, örn. protonlar, gaz molekülleri ve hatta evlerimizdeki toz, parçacık fiziği genellikle gözlemlenebilen, indirgenemez en küçük parçacıkları ve onların davranışlarını anlamak için gerekli temel etkileşimleri araştırır.
devamını gör...

big fish'ten
edward bloom hasta yatağında gelini ile muhabbet eder:
-çocukken bir keresinde bir gece rüya gördüm. karga çıkıp geldi ve dedi ki "halan ölecek." öyle korkmuştum ki ailemin yanına gittim. onlar da sadece bir rüya olduğunu ve yatağa dönmem gerektiğini söylediler. ertesi sabah halam ölmüştü.
+bu berbat
-onun için kötü ama bir de beni düşün. öyle bir gücü olan küçük bir çocuk! üç hafta geçmemişti ki rüyamda karga gelip şöyle dedi: "baban ölecek." ne yapacağımı bilemedim. sonunda babama söyledim " endişen yersiz" dedi ama gözlerinden ne kadar sarsıldığını görebiliyordum. ertesi sabah etrafına bakınıyor ve başına bir şeyin düşmesini bekliyordu çünkü karga nasıl olacağını söylememişti. sadece şu kelimeleri etmişti. "baban ölecek" evden erken çıktı ve uzun bir süre gelmedi. en nihayetinde eve geldi ama berbat görünüyordu. sanki bütün gün baltanın düşmesini beklemişti. anneme dedi ki "hayatımın en kötü gününü geçirdim."
annem "kötü bir gün geçirdiğini mi düşünüyorsun?" dedi. "bu sabah, sütçü verandada düşüp öldü."
devamını gör...

yayındaki herkese, her şarkıya can kurban ama bu nedir ya?

başına döndüğüm çıktı, hem de bu saatte? hem de alkol neyin yokken?

/ eksik olmaz bu sinemde yâreler /

piii..
devamını gör...

kendin ile yüzleş..
ve bunu sadece kendin ile baş başa iken yap..
devamını gör...

mutsuz olmak çok kolaydır;
yazın sıcaklar,
kışın soğuklar,
hatta şimdi şimdi ah ne güzel günlermiş dediğimiz ama zamanında isinden, külünden şikayet ettiğimiz kömür sobaları...
ne dolu dolu mutsuzluk sebepleri olabilir değil mi?

oysa mandalina kokardı ev,
kestane pişerdi üzerinde elimiz yana yana yerdik.
mutsuzluk içinde olduğun anın bilemediğin kıymetidir...
anda kalanlar, anı yaşayanlar mutlu olur biz hep olmayana özlem duyar, onu bekler, ona gitmeye çalışır hep elimizle iteriz mutluluğu...
devamını gör...

kendine yapılmasını istediğin eylemler bütünü.
devamını gör...

oyun oynayamamam.
sanalı olsun, konsol ile oynananı olsun, göbek atılanı olsun.
oyun özürlüyüm.
devamını gör...

evet bilindiği gibi yoldaş önemli açıklamalarda bulundu. hal böyleyken bu durumun ekmeğini yiyeyim dedim. sonuçta bizim eve götürmemiz gereken karma puanlar var.

ben tahmin olarak bir şey bulamadım. sizlerden tahminleri bekliyorum.
devamını gör...

zarif bilgi nedir? bu yazarın yorumlarında görünendir.
oy verme konusunda da yarışılmaz.. sen ona 1 oy yaklaşırsan, o sana 3 oy yaklaşır.

(bkz: mahcup ediyorsun azizim)
devamını gör...

kürtçede "dilsiz" anlamına gelen bir kelime, aynı zamanda pırıl pırıl bir kafa sözlük yazarı.
devamını gör...

isviçre'nin köle çocuklarına verilen isim. insanlık tarihinin ayıplarından biri.

1789 da isviçre'de 14 yaşından küçük çocukların çalıştırılmasının yasaklanmasıyla, zenginler çocuk işçiliğinin ve sömürüsünün korkunç bir yöntemini bulmuşlardı. bu yasaklamadan sonra ailesi boşanmış, ölmüş ya da devlete borçlu olan çocuklar, bir müzayedeyle şatışa çıkarılıp, zengin ailelere satılmaya başlanmıştı. ve artık zengin bir ailenin vesayeti ve sorumluluğu altına giren çocukla ve orada başına ne geldiğiyle ise ne acıdır ki kimse ilgilenmezdi. çünkü onlar, kilise, toplum ve devlet nezdinde iyi bir aileye verilmiş olmanın mutluluğunu yaşaması ve şikayet yerine minnet etmesi gereken sorunlu çocuklardı.

oysa gerçek hiç de öyle değildi. bu köle çocuklar, satıldıkları zengin aileler tarafından en ağır işlerde çalıştırılıyor, ahırlarda yatırılıyor, aç bırakılıyor hatta yeni ulaşılabilen bazı kayıtlara göre tecavüze uğrayıp öldürülüyorlardı.

ve bu çocukların en önemli özelliklerinden biri de çıplak ayaklı olmalarıydı. çünkü bu onları, diğer çocuklardan ayırmak için getirilen bir zorunluluktu.

bu çocukların gördüğü insanlık dışı muameleye, o dönem bazı duyarlı insanlar tarafından tepkiler gösterilmeye çalışıldıysa da sistematik bir biçimde ve devlet eliyle hepsinin üzeri örtülüyordu.

bu uygulama 1970’li yıllara kadar sürdü. isviçreli tarihçi marco leunberg'in araştırmalarına göre verdingkinder' lerden 10 bin kadarı hâlâ hayatta. leunberg, 1920 ile 1970 yılları arasında 300 bin isviçreli çocuğun bu şekilde satılarak çalıştırıldığına, 1930'lu yıllarda yalnızca bern kantonunda tarım işçilerinin yüzde 10'unu verdingkinder' lerin oluşturduğuna dikkat çekiyor.

isviçre hükümeti ise ancak 2013 yılında bu vahşi uygulamanın sorumluluğunu kabul etti ve tüm mağdurlardan özür diledi. 2016 yılında da halen hayatta olan verdingkinder’lere federal hükümet tarafından tazminat ödenmesi kararlaştırıldı. bu uygulamada büyük etkisi ve sorumluluğu olan kilise ise halen özür dilemedi.

bu konu ile ilgili çekilen tek film ise 2011 yapımı der verdingbub. ve bu gerçeği yaşamış on bine yakın insanla yapılan röportajlardan doğan bu senaryo, markus ımboden tarafından filme çekildi.

ve bazı insanlar tarafından hepimizin bildiği, okuduğu ya da izlediği çıplak ayaklı heidi' nin de aslında bir verdingkinder olduğu ve yazarı tarafından bu soruna parmak basmak için kaleme alındığı rivayet edildi.

haberuskudar.com/bir-medeni...

daimakadin.com/heidi-cizgi-...

de.m.wikipedia.org/wiki/Ver....
devamını gör...

katarsis.

öyle bir yerde çalışıyorum ki, gün boyu tüm duyguları zirvede yaşayıp ruhum çekilmiş bir şekilde akşam eve dönüyorum.

ne ben benim, ne de bu hayat benim değil diye söverek her sabah yine işe geliyorum.
devamını gör...

kişinin vicdani, dini, ahlaki veya politik görüşleriyle uyuşmaması nedeniyle askerlik yapmayı reddetmesi durumudur. askerliği bu sebeplerle reddeden kişiler vicdani retçi olarak adlandırılır. neredeyse bütün avrupa ülkelerinde vicdani retçilerin bu reddi gerçekleştirme ve askerlik süresi boyunca sivil alanlarda çalışma hakkı vardır.
devamını gör...

the shawshank redemption
devamını gör...

pawel kucznyski.

kullanıcı tarafından yüklenmiş görsel
devamını gör...

"ilk işime girdim" olarak okuduğumdan, verilen tepkilere şaşırarak baktığım, sonradan yukarıdaki bir yazar arkadaşın yorumuyla kendime geldiğim cümle.

evet, yorumlar haklıymış. bize ne yahu!
devamını gör...

rütbenin yazara özel olması gerektiğini düşünüyorum.
olmaması gereken yazarlardır.
hiç birimiz birbirimize benzemiyoruz.
devamını gör...

bir milletvekilinin polis şiddetine maruz kalmasını alkışlayan sözlük ehlini görmek mide bulandırıcı. kendinden emin, milliyetçi safsatalar sallayıp duran bu tiplerin türkçe'yi doğru kullanmaktan aciz olmaları da teamülün tekerrürü adeta.
devamını gör...

normal sözlük'ü kullanarak 3. parti dahil tarayıcı çerezlerinin kullanımına izin vermektesiniz. Daha detaylı bilgi için çerez ve gizlilik politikamıza bakabilirsiniz.

online yazar listesini görmek için lütfen giriş yapın.
zaman tüneli köftehor rehberi portakal normal radyo kütüphane kulüpler renk modu online yazarlar puan tablosu yönetim kadrosu istatistikler iletişim