31 aralık 2022 saat 23:59'dan 1 dakika sonra türkiye
birden yer altından uçan arabalar çıkacak ve yeni bir devir başlayacaktır.
devamını gör...
pandoranın kutusundakiler
kutunun içinden hastalık, keder, ıstırap, yalan, riya, şehvet, özetle insanları rahatsız edecek ve felakete götürecek bütün kötülükler çıkmış.
bütün kötülükler arasında insanları yaşatacak yegâne kötülük olan umut dışarı çıkamamış, kutunun içinde kalmıştı. nietzsche‘nin “umut en son kötülüktür. çünkü işkenceyi uzatır.” sözü bu mitolojik efsaneden esinlenilmiştir.
bütün kötülükler arasında insanları yaşatacak yegâne kötülük olan umut dışarı çıkamamış, kutunun içinde kalmıştı. nietzsche‘nin “umut en son kötülüktür. çünkü işkenceyi uzatır.” sözü bu mitolojik efsaneden esinlenilmiştir.
devamını gör...
spontane radyo yayını
arkadas ne guzel minnos minnos konusuyorlar, yumus yumus pamuk gibi oldum derken bu sarki nasil bir ters kose ya skdhasasf
yayininiz size ugur getirsin, kortkortkort!
yayininiz size ugur getirsin, kortkortkort!
devamını gör...
gangliogliom
santral sinir sisteminin en sık görülen nöronal tümörüdür.
epilepsi ile ortaya çıkan yüzeyel lezyonlardır.
sıklıkla temporal bölgede bulunur ve yavaş büyüme paternine sahiptir.
epilepsi ile ortaya çıkan yüzeyel lezyonlardır.
sıklıkla temporal bölgede bulunur ve yavaş büyüme paternine sahiptir.
devamını gör...
normal sözlük bir mit projesidir
okuyunca videodaki gibi hissettiğim başlıktır.
devamını gör...
sahte
feyk yani. (bkz: feyk ulan feyk)
devamını gör...
yazarların en son okuduğu kitap
attila ilhan elde var hüzün.
hep yanlış anlaşılmıştır.
hayalleri yasaklanmış
hep yanlış anlaşılmıştır.
hayalleri yasaklanmış
devamını gör...
kapatınca kafa ütülüyormuş denilen şeyler
sussam tesiri yok, söylesem silivri efendim.,
onun dışında yazıcı, tarayıcı ve çamaşır kurutma makinesi sesi bu tarz seslere örnek verilebilir.
onun dışında yazıcı, tarayıcı ve çamaşır kurutma makinesi sesi bu tarz seslere örnek verilebilir.
devamını gör...
ağlanılan en ilginç yer
bulaşık makinesindeki bulaşıkları boşaltırken ağlarım bazen. tutamam kendimi.
devamını gör...
beğenileriyle mutlu eden yazar
okuyun ve hoşunuza gideni beğenin kimsenin bunu eleştirdiği yok. adam başka bir şeyden bahsediyor. okumayınca yine güme gidiyor tabi. yahu insanlar o kadar tanım/başlık giriyor. misal açıp okumuyorsunuz. sonra göklerden bir bildirim geliyor. aman da aman, ne güzel şey. nasıl da tatlı nasıl da şeker bir şey. artısı ile ona kıyafet biçiyorsunuz. onu artısı ile favorisi ile tanımlıyorsunuz. o kadar düşüncesini, fikriyatını, emeğini görmeyip, artılı favorili harikalar kumpanyası maskarası ediyorsunuz. sonra da mahlasının altına girip, çok güzel artılıyor, çok güzel oy veriyor diyorsunuz. yani kusura bakmayın ama ona beğeni/favori butonu gözü ile bakıyorsunuz. bunu karşılıklı yapıyorsanız da, bunun adı butonların kardeşliği oluyor.
nick altını açıp okuyanların gözünde, yazarı sadece beğenen, sözlüğe bir şey katmayan bir birey konumuna sokuyorsunuz ki, bu inanın hiç iyi bir şey değil. aslında bunu kimsenin kötü niyetle yaptığını düşünmüyorum birbirinizi mutlu etmek istiyorsunuz, bunu anlıyorum. ama işin doğrusu şöyle olmalı; sizi beğenmiş insanların tanımlarını/başlıklarını dönüp okuyun, hakkında fikir sahibi olun ve sonra nick altına yazın. bir yazar sizin yazdıklarınızı beğendi diye paldır küldür usulen iki üç kelam yazmanız yine farkında olmadan ona yaptığınız bir saygısızlık. umarım yazdıklarımla sizi yargılamadığımı ve sadece fark etmediğinizi düşündüğüm önemli bir detayın altını çizdiğimi anlatabilmişimdir. hepinize kabuk dolusu sevgiler...
nick altını açıp okuyanların gözünde, yazarı sadece beğenen, sözlüğe bir şey katmayan bir birey konumuna sokuyorsunuz ki, bu inanın hiç iyi bir şey değil. aslında bunu kimsenin kötü niyetle yaptığını düşünmüyorum birbirinizi mutlu etmek istiyorsunuz, bunu anlıyorum. ama işin doğrusu şöyle olmalı; sizi beğenmiş insanların tanımlarını/başlıklarını dönüp okuyun, hakkında fikir sahibi olun ve sonra nick altına yazın. bir yazar sizin yazdıklarınızı beğendi diye paldır küldür usulen iki üç kelam yazmanız yine farkında olmadan ona yaptığınız bir saygısızlık. umarım yazdıklarımla sizi yargılamadığımı ve sadece fark etmediğinizi düşündüğüm önemli bir detayın altını çizdiğimi anlatabilmişimdir. hepinize kabuk dolusu sevgiler...
devamını gör...
gaziantep muskası
antep fıstığının o yoğun tadını doya doya alabileceğiniz bir lezzet. zaman zaman internette sipariş ediyorum ve kahve ile efsane gidiyor.
devamını gör...
bengaripsengüzeldünyaumutlu ile dünyadan uzak
fuzzy lee ve doğa dostu anonsuyla birlikte greenpeace üyeliğimi uzatma kararı aldıran yayın.
devamını gör...
clytie (yazar)
'darısı başımıza' yazarı.
'hee nereden belli bikerem hiç kıskanmadım' yazarı.
büyüyünce benimde olacak ünvanım vuracam kırbacı vuracam kırbacı.
vatana, millete, sözlük halkına ve tüm insanlığa hayırlı, uğurlu olsun demeye geldim çok eyleşmeden gideceğim.
canım yazar gönlünün güzelliğinin karşılığını hep bulasın emi.
seviliyorsun. *
'hee nereden belli bikerem hiç kıskanmadım' yazarı.
büyüyünce benimde olacak ünvanım vuracam kırbacı vuracam kırbacı.
vatana, millete, sözlük halkına ve tüm insanlığa hayırlı, uğurlu olsun demeye geldim çok eyleşmeden gideceğim.
canım yazar gönlünün güzelliğinin karşılığını hep bulasın emi.
seviliyorsun. *
devamını gör...
amentü
ismet özel'in 1974 yılında yayınlanan şiiridir.
insan
eşref-i mahlûkattır derdi babam
bu sözün sözler içinde bir yeri vardı
ama bir eylül günü bilek damarlarımı kestiğim zaman
bu söz asıl anlamını kavradı
geçti çıvgınların, çıbanların, reklamların arasından
geçti tarih denilen tamahkâr tüccarı
kararmış rakamların yarıklarından sızarak
bu söz yüreğime kadar alçaldı
damar kesildi, kandır akacak
ama kan kesilince damardan sıcak
sımsıcak kelimeler boşandı
aşk için karnıma ve göğsüme
ölüm için yüreğime sürdüğüm eczâ uçtu birden
aşk ve ölüm bana yeniden
su ve ateş ve toprak
yeniden yorumlandı.
dilce susup
bedence konuşulan bir çağda
biliyorum kolay anlaşılmayacak
kanatları kara fücur çiçekleri açmış olan dünyanın
yanık yağda boğulan yapıların arasında
delirmek hakkını elde bulundurmak
rahma çağdaş terimlerle yanaşmak için
bana deha değil
belgeler gerekli
kanıtlar, ifadeler, resmi mühür ve imza
gençken
peşpeşe kaç gece yıllarca
acıyan, yumuşak yerlerime yaslanıp uçardım
bilmezdim neden bazı saatler
alaturka vakitlere ayarlı
neden karpuz sergilerinde lüküs yanar
yazgı desem
kötü bir şey dokunmuş olurdu sanki dudaklarıma
tokat
aklıma bile gelmezdi
babam onbeşli olmasa.
meyan kökü kazarmış babam kırlarda
ben o yaşta koltuğumda kitaplar
işaret parmağımda zincir, cebimde sedef çakı
cebimde kırlangıçlar çılgınlık sayfaları
kafamda yasak düşünceler, gide mesela.
kar yağarken kirlenen bir şeydi benim yüzüm
her sevinç nöbetinde kusmak sunuldu bana
gecenin anlamı tıkansın diye ıslık çalar
resimli bir kitaptan çalardım hayatımı
oysa hergün
merkep kiralayıp da kazılan kökleri
forbes firmasına satan babamdı.
budur
işte bir daha korkmamak için korkmaz görünen korku
işte şehirleri bayındır gösteren yalan
işte mevsimlerin değiştiği yerde buharlaşan
kelepçeler, sürgünler, gençlik acılarıyla
güç bela kurduğum cümle işte bu;
ten kaygusu yüklü ağır bir haç taşımaktan
tenimin olanca ağırlığı yok oldu.
solgun evler, ölü bir dağ, iyice solmuş dudak
bile bir bir çınlayan
ihtilal haberidir
ve gecenin gümüş ipliklerden işlenmiş oluşu
nisan ayları gelince vücudu hafifletir
şahlanan grevler içinde kahkahalarım küstah
bakışlarım beyaz bulutlara karşı obur
marşlara ayarlanmak hevesindeki sesim
gider şehre ve şaraba yaltaklanarak
biraz ağlayabilmek için
fotoğraflar çektirir
babam
seferberlikte mekkâredir.
insanın
gölgesiyle tanımlandığı bir çağda
marşlara düşer belki birkaç şey açıklamak
belki ruhların gölgesi
düşer de marşlara
mümkün olur babamı
varlık sancısıyla çağırmak:
ezan sesi duyulmuyor
haç dikilmiş minbere
kâfir yunan bayrak asmış
camilere, her yere
öyle ise gel kardeşim
hep verelim elele
patlatalım bombaları
çanlar sussun her yerde
çanlar sustu ve fakat
binlerce yılın yabancısı bir ses
değdi minarelere:tanrı uludur tanrı uludur
polistir babam
cumhuriyetin bir kuludur
bense
anlamış değilim böyle maceralardan
ne godiva geçer yoldan, ne bir kimse kör olur
yalnız
coşkunluğu karşısında içlendiğim şadırvan
nüfus cüzdanımda tuhaf
ekmek damgası durur
benim işim bulutlar arşınlamak gün boyu
etin ıslak tadına doğru
yavaş yavaş uyanmak
çocuk kemiklerinden yelkenler yapıp
hırsız cenazelerine bine bine
temiz döşeklerin ürpertisinden çeşme
korkak dualarından cibinlikler kurarak
dokunduğum banknotlardan tiksinmeyi itiraz
nakışsız yaşamakları
silâhlanmak sanarak
çıkardım
boğaza tıkanan lokmanın hartasını
çıkınımda güneşler halka dağıtmak için
halkı suvarmak bin saçlarımda bin ırmak
ıhtırdım caddeleri meğer ki mezarlarmış
hazırmış zaten duvar sıkılmış bir yumruğa
fly pan-am
drink coca-cola
tutun ve yüzleştirin hayatları
biri kör batakların çırpınışında kutsal
biri serkeş ama oldukça da haklı.
ölümler
ölümlere ulanmakta ustadır
hayatsa bir başka hayata karşı.
orada
aşk ve çocuk
birbirine katışmaz
nasıl katışmıyorsa başaklara ağustos sıcağı
kendi tehlikesi peşinden gider insan
putların dahi damarından
aktığı güne kadar
sürdürür yorucu kovalamacayı.
hanidir görklü dünya dünyalar içre doğan?
nerde, hangi yöremizde zihnin
tunç surlardan berkitilmiş ülkesi
ağzı bayat suyla çalkanmış çocuğa rahim olan
parti broşürleri yoksa kafiyeler mi?
hangi cisimdir açıkça bilmek isterim
takvim yapraklarının arasını dolduran
nedir o katı şey
ki gücü
gönlün dağdağasını durultacak?
hayat
dört şeyle kaimdir, derdi babam
su ve ateş ve toprak.
ve rüzgâr.
ona kendimi sonradan ben ekledim
pişirilmiş çamurun zifiri korkusunu
ham yüreğin pütürlerini geçtim
gövdemi alemlere zerkederek
varoldum kayrasıyla varedenin
eşref-i mahlûkat
nedir bildim.
insan
eşref-i mahlûkattır derdi babam
bu sözün sözler içinde bir yeri vardı
ama bir eylül günü bilek damarlarımı kestiğim zaman
bu söz asıl anlamını kavradı
geçti çıvgınların, çıbanların, reklamların arasından
geçti tarih denilen tamahkâr tüccarı
kararmış rakamların yarıklarından sızarak
bu söz yüreğime kadar alçaldı
damar kesildi, kandır akacak
ama kan kesilince damardan sıcak
sımsıcak kelimeler boşandı
aşk için karnıma ve göğsüme
ölüm için yüreğime sürdüğüm eczâ uçtu birden
aşk ve ölüm bana yeniden
su ve ateş ve toprak
yeniden yorumlandı.
dilce susup
bedence konuşulan bir çağda
biliyorum kolay anlaşılmayacak
kanatları kara fücur çiçekleri açmış olan dünyanın
yanık yağda boğulan yapıların arasında
delirmek hakkını elde bulundurmak
rahma çağdaş terimlerle yanaşmak için
bana deha değil
belgeler gerekli
kanıtlar, ifadeler, resmi mühür ve imza
gençken
peşpeşe kaç gece yıllarca
acıyan, yumuşak yerlerime yaslanıp uçardım
bilmezdim neden bazı saatler
alaturka vakitlere ayarlı
neden karpuz sergilerinde lüküs yanar
yazgı desem
kötü bir şey dokunmuş olurdu sanki dudaklarıma
tokat
aklıma bile gelmezdi
babam onbeşli olmasa.
meyan kökü kazarmış babam kırlarda
ben o yaşta koltuğumda kitaplar
işaret parmağımda zincir, cebimde sedef çakı
cebimde kırlangıçlar çılgınlık sayfaları
kafamda yasak düşünceler, gide mesela.
kar yağarken kirlenen bir şeydi benim yüzüm
her sevinç nöbetinde kusmak sunuldu bana
gecenin anlamı tıkansın diye ıslık çalar
resimli bir kitaptan çalardım hayatımı
oysa hergün
merkep kiralayıp da kazılan kökleri
forbes firmasına satan babamdı.
budur
işte bir daha korkmamak için korkmaz görünen korku
işte şehirleri bayındır gösteren yalan
işte mevsimlerin değiştiği yerde buharlaşan
kelepçeler, sürgünler, gençlik acılarıyla
güç bela kurduğum cümle işte bu;
ten kaygusu yüklü ağır bir haç taşımaktan
tenimin olanca ağırlığı yok oldu.
solgun evler, ölü bir dağ, iyice solmuş dudak
bile bir bir çınlayan
ihtilal haberidir
ve gecenin gümüş ipliklerden işlenmiş oluşu
nisan ayları gelince vücudu hafifletir
şahlanan grevler içinde kahkahalarım küstah
bakışlarım beyaz bulutlara karşı obur
marşlara ayarlanmak hevesindeki sesim
gider şehre ve şaraba yaltaklanarak
biraz ağlayabilmek için
fotoğraflar çektirir
babam
seferberlikte mekkâredir.
insanın
gölgesiyle tanımlandığı bir çağda
marşlara düşer belki birkaç şey açıklamak
belki ruhların gölgesi
düşer de marşlara
mümkün olur babamı
varlık sancısıyla çağırmak:
ezan sesi duyulmuyor
haç dikilmiş minbere
kâfir yunan bayrak asmış
camilere, her yere
öyle ise gel kardeşim
hep verelim elele
patlatalım bombaları
çanlar sussun her yerde
çanlar sustu ve fakat
binlerce yılın yabancısı bir ses
değdi minarelere:tanrı uludur tanrı uludur
polistir babam
cumhuriyetin bir kuludur
bense
anlamış değilim böyle maceralardan
ne godiva geçer yoldan, ne bir kimse kör olur
yalnız
coşkunluğu karşısında içlendiğim şadırvan
nüfus cüzdanımda tuhaf
ekmek damgası durur
benim işim bulutlar arşınlamak gün boyu
etin ıslak tadına doğru
yavaş yavaş uyanmak
çocuk kemiklerinden yelkenler yapıp
hırsız cenazelerine bine bine
temiz döşeklerin ürpertisinden çeşme
korkak dualarından cibinlikler kurarak
dokunduğum banknotlardan tiksinmeyi itiraz
nakışsız yaşamakları
silâhlanmak sanarak
çıkardım
boğaza tıkanan lokmanın hartasını
çıkınımda güneşler halka dağıtmak için
halkı suvarmak bin saçlarımda bin ırmak
ıhtırdım caddeleri meğer ki mezarlarmış
hazırmış zaten duvar sıkılmış bir yumruğa
fly pan-am
drink coca-cola
tutun ve yüzleştirin hayatları
biri kör batakların çırpınışında kutsal
biri serkeş ama oldukça da haklı.
ölümler
ölümlere ulanmakta ustadır
hayatsa bir başka hayata karşı.
orada
aşk ve çocuk
birbirine katışmaz
nasıl katışmıyorsa başaklara ağustos sıcağı
kendi tehlikesi peşinden gider insan
putların dahi damarından
aktığı güne kadar
sürdürür yorucu kovalamacayı.
hanidir görklü dünya dünyalar içre doğan?
nerde, hangi yöremizde zihnin
tunç surlardan berkitilmiş ülkesi
ağzı bayat suyla çalkanmış çocuğa rahim olan
parti broşürleri yoksa kafiyeler mi?
hangi cisimdir açıkça bilmek isterim
takvim yapraklarının arasını dolduran
nedir o katı şey
ki gücü
gönlün dağdağasını durultacak?
hayat
dört şeyle kaimdir, derdi babam
su ve ateş ve toprak.
ve rüzgâr.
ona kendimi sonradan ben ekledim
pişirilmiş çamurun zifiri korkusunu
ham yüreğin pütürlerini geçtim
gövdemi alemlere zerkederek
varoldum kayrasıyla varedenin
eşref-i mahlûkat
nedir bildim.
devamını gör...
kız kardeşlik
kan bağı, can bağı, gönül bağı ile kurulan,
bir kadına hayatı boyunca en iyi gelen şey.
bir kadına hayatı boyunca en iyi gelen şey.
devamını gör...