tanım: arapça’da “dua” ve “namaz” anlamlarına gelen salâ (salât) hz. peygamber’e allah’tan rahmet ve selâm temenni eden, onu metheden, onun şefaatini dileyen, aile fertlerine ve yakınlarına dua ifadeleri içeren, çeşitli şekillerde tertiplenmiş hürmet ve dua cümlelerini ihtiva eden, belirli bestesiyle veya serbest şekilde okunan güftelerin genel adıdır.
1- cuma ezanından önce cuma günleri minareden okunur.
2- bir vefat duyurusu olarak her zaman vakit namazlarından önce okunur.
3-perşembe gecelerinde yatsı ezanından önce okunur.
4-bazı bölgelerde ramazan ayında sabah ezanından önce ve ya teravih namazından once okunur.

misal:

essalatü vessalamu aleyke ya rasulallah
essalatü vessalamu aleyke ya habiballah
essalatü vesselamu aleyke ya seyyidel evveline vel ahirin.
veselamün alel murselin
velhamdulillahi rabbil alemin.
selam(esenlik,barış) ve dua senin üzerine olsun ey allah'ın elçisi
selam(esenlik,barış) ve dua senin üzerine olsun ey allah'ın sevgilisi
selam(esenlik,barış) ve dua senin üzerine olsun ey geçmişin ve geleceğin efendisi.
selam olsun tüm elçilere(peygamberlere)
övgüler yalnızca alemlerin rabbi (yaratıcısı,öğreticisi,terbiyecisi) allah'adır.
devamını gör...

öncelikle zihniyet düzelmelidir. bir kere özellikle erkek çocukları küçüklükten itibaren 'paşam, işte büyüyünce çok kızın canını yakacak' tarzı iğrenç cümleler ile erkeklerin kadınlardan üstün olduğu gibi algılar oluşturmamaları gerekiyor ailelerin. ayrıca okullarda -tabii sistemimizin kendine hayrı yok ama- toplumsal cinsiyet eşitliği gibi kilit kavramlar anlatılmalı, bununla ilgili çalışmalar yapılmalı. yahu lisede birçok seminer olurdu okulda her türden insan ve konu gelirdi bir kere şiddet nasıl önlenir ve bunun gibi bir seminer göremedim ben. keşke görsek. bunun dışında da kesinlikle istanbul sözleşmesi ve 6284' ün en iyi şekilde uygulanması ile olur. bu zamana kadar uygulanmamış doğru düzgün yıllarca artan cinayetler bunun göstergesi. sözleşmeyi baştan sona okudum. yok aile toplum yapısını bozuyor, yok lgbtq+ ları destekliyor falan geçin bu işleri. bunlar sadece yön saptırma başka amaç yok. sözleşmede denen şey şiddete uğrayan her birey eşit şekilde muamele görmeli hiçbir şey gözetmeksizin din, dil, ırk da buna dahil. ki zaten kendi anayasamızda da her insan eşittir demiyor mu? ne bu saçma sapan düşünceler. ayrıca toplumun aile yapısını bozduğu falan yok. kadının evde çocuklarının önünde şiddet gördüğü ve korkusundan sesini çıkaramadığı bir aile mi toplumumuzun aile yapısı bu mudur yani doğru aile? lütfen böyle anlamsız şeylere gelmeyin.
yani aslında kısacası şiddeti önlemek önce ailenin elinde her bireyin eşit olduğu çocuklara aşılanmalı sonrasında işe okullar dahil edilmeli ve çocuk aileden sonra bir de okulda nitelikli bir eğitim almalı bu konuda ve daha sonra bu sözleşmenin ve yasanın etkili bir biçimde uygulanması işte bence şiddet böyle önlenebilir en azından basit düşünürsek.
tabii bunlar hepsi hayal ve gerçekleşmesi -özellikle de şuan- güç. ama umut etmeye devam ve direnmeye. umarım bir gün bu ülke ve insanları aydınlığa kavuşur.
devamını gör...

saç ve göz rengimden dolayı sürekli maruz kaldığım sorudur. bir insana bir kere sorduktan sonra ısrarla ''hayır, sen bilmiyorsun. kesin göçmensin.'' diye konuşulmaz efendim.
hayır, değilim. yedi sülalemin kütüğü de aynı yerde. ben göçmen değilim diye bağıracağım artık. sizler de kimseye ısrarla sormayınız lütfen.

not: arkadaşlar elbette sorulmasında bir sakınca yoktur. fakat ''hayır.'' dediğim halde ''sen bilmezsindir.'' denilmesine tepkim. teşekkürler.
devamını gör...

(bkz: akrofobi), yüksek yerlerden korkma durumudur fakat aslında fobi dediğimiz şey çok uç noktalarda yaşanan korkulardır. yükseklik birçok kişiyi rahatsız edebilir, bu durum fobiye dönüştüğünde ise kişi fiziksel ve duygusal olarak aşırı tepki gösterir. aşırı panik, ağlama, titreme, terleme, bayılma vb. gibi.

eğer akrofobi'nin nedeni travmatik bir olaya bağlıysa, terapi yöntemi ile bu aşırı korkuyu önlemek için güzel ve sağlıklı ilerlemeler kaydedilebilir.
devamını gör...

kaynak: popiş.
devamını gör...

kuran-ı kerim ve atatürk ile alakalı mucizevi iddialar ortaya koyan sayı sistemi. bana göreyse, numeroloji saçmalığından başka bir şey değil.

kuran-ı kerim için ayet ve sure sayılarının, 19'un katlarıyla olan ilgisine istinaden böyle bir mucize iddiası var. sure sayılarından, ayetlerdeki harf sayılarına kadar. farz edelim 189 tane sure olsun kuran'da, 1 sure daha ekleyip 19'un katı yapmak mucize olacaktı herhalde. o zaman herhangi bir şiirdeki kafiyeler ve beyitler de mucize olsa gerek. tüm bunlara rağmen, bir uyumsuzluk dahi var. 19 sistemine uymuyor diye tevbe suresindeki iki ayeti kaldırmışlar. islam reformizmi soytarılığının böylesi. kendi dinlerinde şirke koştuklarının farkında dahi değiller.

atatürk hakkındakı mucize iddiaları bile kuran'dan 100 kat daha mantıklı. en azından ortada büyük bir tesadüf var. buyrun kendiniz de buradan inceleyin: onedio.com/haber/19-maddede...

aaa, dur ya! bir mucize de benden olsun (bkz: covid-19)
devamını gör...

kimseye minnet etmeyi sevmeyen insan tipidir. severim böyle insanları. hayat onlar için biraz zordur ama gece şundan şunu nasıl isteyeceğim sorularıyla kıvranmadan huzurlu huzurlu uyurlar. diğer insanlara göre daha çok yorulur, yıpranır, kötü şeylere maruz kalır fakat daha çok öğrenirler. gözlemime göre hangi yaşta olursa olsunlar akranlarından daha olgun oluyorlar. böyle insanlarla arkadaş olmak , eş olmak büyük şans. sayılarının çoğalmasını dilerim.
devamını gör...

sözlükte bir entel muhabbeti var ki sormayın! bir kavram bu kadar mı zemininden koparılır!
bunun bir de arkadaşları var; sol, solcu, solcu entel.

demişler ki sizin göreviniz işbu içeriğine vâkıf olmadığınız ne olduğu hakkında en ufak bilginizin ve nihayetinde fikrinizin olmadığı kavramları kullanmak!
bunlar da marifet bellemişler, entel aşağı entel yukarı! laf ola beri gele

diyorlar ki siz enteller ne anlarsınız küfretmekten!

vallahi ben anlamam entelden entelektüelden!
günlük hayatımda da yeri gelir küfrederim*. fakat yazı dilindeki küfürlü ifadeleri de hoş karşılamam.

işte enteller de küfürlü ifadeleri pek tabi biliyorlardır da kullanmak istemiyor olabilirler. olsun o kadar bi zahmet değil mi?
devamını gör...

olum klişe başlığın klişesini açmak nedir alüminyum!
devamını gör...

devamını gör...

2004 yapımı steven spielberg filmi. tam bir senaryo filmi. yönetmenin bilim-kurgu ya da fantastik türde yaptığı işlerin haricinde kalan hemen hemen tüm filmlerinde olduğu gibi bu filmde de merkezde bir büyük hikaye var. bir gerçek yaşam öyküsü olsa da hikayenin net şekilde deforme edildiği yakından biliniyor. başrol tom hanks'in jfk'de, uçuşu esnasında ülkesinde askeri darbe olduğu için pasaportu geçersiz hale geldiğinden mahsur kalan bir talihsiz yolcuyu* canlandırdığı bu film ne gerçek hikayenin ana hatlarıyla örtüşüyor ne de vermek istediği politik mesajı verebiliyor bana kalırsa. spielberg-hanks işbirliğinden çıkan çok sayıda güzel filmin içinde ciddi şekilde sırttığını düşünüyorum açıkçası. oyunculuk performansı tabi ki çok üst düzey. aksini bekleyemezdik zaten ama komik olmaya çalışan sahneleri bile zorlama filmin. etliye sütlüye de pek dokunmamayı tercih etmiş spielberg, falan... e ne anlatıyorsun o zaman sen güzel kardeşim derler adama. dediler de zaten. pek kayda değer bir ödülü yok filmin.

güzel vakit geçirmek için tabi ki izlenebilir neler neler izledik/izliyoruz da 1988-2006 yılları arasında tam 18 yıl boyunca fransa'da bir havaalanında yaşayan ve sayısız politik/sosyal ve dahi insani krizin tam merkezi olan iranlı mülteci mehran karimi nasseri'nin hikayesinden esinlenilip, konunun bu kadar yüzeysel bir şekilde işlenmesini, çok da güldürmeyi başaramayan bir komedi filmi tandansını falan pek açıklayamadı spielberg sinema dünyasına, yapacak bir şey yok.

bir gezo ukdesi.
devamını gör...

dünya bugün 2 kutbun arasında. birisi eskiyen pozitivizm ikincisi yeni oyuncağımız postmodernizm.

herkesi aynı vücut tipi sanan öyle görmek isteyen ruh hastalığı pozitivizm

farklı olanı olumlayacağım diye her şeye toksik olumlama yapan da postmodernizm.

kalben’e baktım gayet zayıf normal bir kadın, söylediklerinde de haklı. ancak bu işin ucunu obezite güzelleme ya da kıl güzellemeye indirip bıyık bırakmasın kimse.

şu ikisinin arasını tutturalım lan o kadar zor değil.
devamını gör...

35 tanım, biri de bilememiş.

kullanıcı tarafından yüklenmiş görsel
devamını gör...

kullanıcı tarafından yüklenmiş görsel
devamını gör...

kullanıcı tarafından yüklenmiş görsel

başrollerini alvaro cervantes (adri) ile susana abaitua'nın (carla) paylaştığı, gayet eğlenceli ispanyol romantik komedi filmidir.
orijinal adı “loco por ella” olup, uluslararası ismi ise “crazy about her” olarak biliniyor.
26 şubat 2021'de netflix'te yayınlanan film, izleyiciden büyük ilgi görüyor ki ben de izledim ve beğendim.

kısaca konusundan bahsedecek olursam; film, adri ve carla arasında geçen bir aşk hikayesini anlatıyor. (eh romantik film adı üstünde)
düz bir adam olan adri, bir gece arkadaşlarıyla puba gider ve gayet spontane bir şekilde carla ile tanışır. carla o'nu tek gecelik bir ilişki için baştan çıkartır ve carla'nın ısrarıyla, bir daha görüşememek için birbirlerine söz verirler. ama adri düşmüştür bir kere aşka... hayatının kadınını bulduğundan emindir ve o geceden sonra sırra kadem basan carla’nın, ardında unuttuğu ceketinden ipuçları toplayarak peşine düşer. adeta bir sindirella masalı gibi başlangıç değil mi?

gerisi sürpriz olsun, çok da anlatmak istemiyorum ama "neymiş sen anlat, ben onu da okuyayım ancak öyle izlerim" diyenleriniz için biraz daha anlatacağım:


carla'nın akıl hastanesine yattığını öğrenen adri, peşinden kendisini de hasta göstererek buraya girmeyi başarıyor. carla, adına bipolar bozukluk da denilen iki uçlu duygu durum bozukluğundan mustarip ve adri ile tanışmaları da kuvvetle muhtemel carla hastalığının öfori-erotomani evrelerini yaşarken gerçekleşiyor.

bu bizim düz adam adri'nin popüler bir dergide köşesi var ve adri'nin bu akıl hastanesi serüveni başlangıcında patronu elbette -hayırdır adri, nooluyoruz, niye oradasın sen?- diye, başrolümüzün üzerinde bir baskı oluşturuyor. adri de, patronunu bir yazı çalışması olduğuna ikna ediyor ve girer girmez ilk izlenimlerini köşesine aktarıyor ama akıl hastanesinde edindiği arkadaşlıklarının üzerinden tır gibi geçen bu yazı sonrası işler epey karışıyor.


"canım sıkılıyor, öyle vakit geçirecek bi film açayım bari" dediğiniz anda, izleyip, zaman öldürebileceğiniz, insanı yormayan şeker bir film. "yer yer klişeye düşmüyor mu, bu tür bellidir biraz da" diyorsanız, evet. sinematik olarak pek değerli görmediğimi itiraf edebilirim ama hoşuma gitti, anlık sıkıntıma iyi gelmeyi başardı diyeyim.

fragmanı da şuracığa iliştiriyorum:


keyifli seyirler.
devamını gör...

duchenne muskuler distrofi hastalığında kullanılan antisens oligonükleotitleri atlayarak rna'ya bağlanan ve işlevsel bir distrofin proteini üretimini sağlayan medikal ajandır.
devamını gör...

eğer yakın zamanda yeni tanım girmemişseniz, rastgele olarak ilk sayfaya çıkan tanımlarınız dolayısıyla başınıza gelebilecek iş. bot kaynaklı değil. içiniz rahat olsun.
devamını gör...

yazar değildir.
devamını gör...

yaklaşık 10 aydır laboratuvarda ev yapımı rakı üreterek kafayı çeken bilim adamı. kendisine saygım sonsuz. kimsenin aşı geliştirmek gibi bir misyonu yok sonuçta. gereken devlet desteğini alıp almadığını da bilmiyoruz. ama ben kendisini seviyorum. birlikte içsek ya hocam bir gün?
devamını gör...

normal sözlük'ü kullanarak 3. parti dahil tarayıcı çerezlerinin kullanımına izin vermektesiniz. Daha detaylı bilgi için çerez ve gizlilik politikamıza bakabilirsiniz.

online yazar listesini görmek için lütfen giriş yapın.
zaman tüneli köftehor rehberi portakal normal radyo kütüphane kulüpler renk modu online yazarlar puan tablosu yönetim kadrosu istatistikler iletişim