diğer adı "çütre" dir. çok tatlı bir görüntüsü vardır ama sakın ola buna kanmayın. çenesi parmağınızı koparabilecek kadar güçlüdür.
devamını gör...

confundo: kafa karıştırmaya yarayan büyü.
silencio: susturma büyüsü.
flipendo: ağır eşyaları itmek ya da hedefi geriye doğru itmek için kullanılan büyü.
reparo: kırık nesneleri tamir eden büyü.
incendio: ateş yakan büyü.
devamını gör...

halis karataş ile rekorlar kırmış bir at.

at yarışı severler için manevi değeri büyüktür.
devamını gör...

erhan bener'in bazı kitapları da bu kategoriye dahildir. kedi ve ölüm romanında ölümcül bir hastalığı olduğunu öğrenen bir resim öğretmeninin kalan son üç ayında yaşamını sorgulaması ustaca anlatılır. böcek romanında ise insanları birer böcekmiş gibi gören ve onlardan iğrenen polis bir başkarakter aracılığıyla ve bol bol ruhsal çözümlemeyle birey - toplum çatışması aktarılır. böcek kitabının konusu ilgi çekici olduğu için elimdeki adam yayıncılık baskısının arka kapağından bir kısım paylaşmak istiyorum:

"1980 öncesinde, ankara'da, kendisini birdenbire toplumsal çalkantıların tam orta yerinde bulan, ruhsal dengesizliğinin bunalımlarıyla kıvranan, mesleği gereği insanların hep pis yönleriyle uğraşmak zorunda olan ve ister istemez onlarla benzeştiğini fark eden bir insanın, hamamböceklerine karşı duyduğu insafsız tiksinti...

içine bir türlü kendisini yerleştiremediği bir toplum yapısına ve yaşayış biçimine karşı duyduğu nefret ve öfke..."
devamını gör...

bugün doğum günüymüş, doğum günü kutlu olsun, bu arada 13 temmuz da benim doğum günüm.*

(bkz: konuşurken konuyu sürekli kendisine getiren insan)
devamını gör...

ruhu karışık kumpir gibi bir bireyim.
devamını gör...

yabancı rahatsız olmasın diye gelen istektir. sapık zannedilmek istemem.
devamını gör...

iyi filmlere ''film'' kötü filmlere ''filim'' diyen youtube kanalı. ''eleştirel parodi'' adlı video serisiyle ünlenmiştir. 1,05 mn abonesi bulunmaktadır.

kanala göz atmak isteyenler için:

www.youtube.com/channel/UCZ...
devamını gör...

bugün yıl dönümünü kutladığımız, türk kanun-i medeni’si ismi ile mecliste kabul edilmiş olan ve türk milletine çağ atlatmış olan kanundur. kadın ve erkek eşitliğini esas alan yapısı nedeni ile o dönem batının ilerici ülkelerinden bile daha ilerici bir görüşe sahiptir. bu medeni kanunun önerileri atatürk sonrası dönemde de uygulanabilseydi şu an bambaşka bir ülke olabilirdik.
devamını gör...

tarih sınavında hiç kopya çekmesem bile 60'ten fazla alacağımı bilmeme rağmen aç gözlülüğümden küçük bir kopya kağıdı hazırlayıp en az 90 almayı kafaya koymuştum. tarih hocasıyla aram çok iyiydi o beni evladı gibi ben de onu annem gibi severdim. neyse bildiğim cevapları yazdım sonra kopya kağıdını elime alıp alttan alttan doldurmaya başladım sınav kağıdını. öndeki arkadaş a4 kağıdının yarısını çantasının altına koymuş çantayı çekip çekip bakıyor hocanın dikkatini çekiyordu, onun yüzünden ben de dikkat çekiyordum. defalarca uyarmama rağmen bildiğini yaptı ve hoca onu fark etti ona doğru gelirken ben de elimde kağıt ile kalıverdim. onun kağıdını aldıktan sonra bana baktı elini açtı ver dedi kağıdı verdim, artık inkar etmek gereksizdi zaten. kağıdı alıp annem gibi gördüğüm tarih hocasına teslim etti. tarih hocası diğer gün derse girince yanına çağırıp neden böyle bir şey yaptın senin böyle bir şey yapmaya ihtiyacın mı vardı dedi. utancımdan cevap vermek bir yana başımı bile kaldıramadım, kendimden tiksindim o an.
hoca affetti ama hala hatırladıkça çok utanırım.
devamını gör...

sanığın mahkemede hazır olmadığı durumda verilen tutuklama kararı. cmk'nın 101. maddesine istinaden verilir.cmk’nun tutuklama kararı başlıklı 101. maddesi tutuklama yargılamasında şüpheli veya sanığın hazır bulunması gerektiğini ifade etmiştir. buna ek olarak cmk’nun yakalama emrini düzenleyen 98. maddesinin birinci fıkrasının son cümlesinde. “ayrıca tutuklama isteminin reddi kararına itiraz halinde, itiraz mercii tarafından da yakalama emri düzenlenebilir” denerek, hazır bulunmayan şüpheli veya sanık hakkında tutuklama yargılaması yapılması için yakalama emri çıkarılmasının mümkün olduğu düzenlenmiştir.
devamını gör...

-insanları değiştirmeye çalışmayı bırakıp beraber nasıl yaşarızın cevabını aramaya başlamak.
- giyim markalarının, takıların, telefon markalarının hiçbir kıymeti olmadığını anlayıp, önemli olanın insani değerler olduğunu ve güven ortamının zor oluştuğunu ama kolay yıkıldığının farkında olmak.
-insanlardan güven, sevgi, saygı beklemeden önce bu şartları önce senin sağlaman gerektiğini fark etmek.
- karşıt görüşlerinle ilgili çıkan her habere inanmamak, çünkü seni yaptıkları haberlerle verdikleri bilgilerle yönlendirmeye çalışan çok olacak. onların da senin gibi insan olduğunu kabul etmek ve hem senin görüşlerinde eksikler olabileceği gibi onlarında görüşlerinde eksiklerin olabileceğini kabul edip diyalog kurarak onları anlayıp aynı zamanda kendini de anlatmaya çalışmak.
-karşılıksız sevmeyi öğrenmek.
-öfke, kin gibi nefretten beslenen duyguları kontrol altında tutmaya başlamak.
-konuşmadan önce düşünmeye başlamak.
-başkalarının dolduruşuna gelmemek.
devamını gör...

9/11 sonrasında (bkz: harold finch) tarafından, bir sonraki terörist saldırısını önlemek için yaratılan (bkz: the machine)'in "irrelevant" olarak kategorilediği kişilerin suçlu mu yoksa kurban mı olduğunu anlamaya çalıştığımız dizi. if then else bölümü, harikadır.



tabii şimdi akıllarda şu soru var. bu adamlar terörist saldırısını önleyeceklerdi, noldu da irrelevant mevzusuna el atmaya başladılar. çünkü harold fark etti ki, "everyone is relevant to someone". bunu nathan çok önceden demişti ama işte... biraz vakit aldı harold için anlaması.
devamını gör...

modern devlet düşüncesinin yaratıcısı 16. yüzyıl düşünürü. gerçek bir hukukçu aynı zamanda bir filozof olmalıdır gibi şaşaalı * bir cümle kurabilmemize olanak tanıyan hukukçulardandır. reform hareketleri sırasında var olmuştur; düşünceleri de bu çerçevede anlaşılmalıdır. her düşünürünkinde olduğu gibi.

1576 yılında yayınladığı "devlet üzerine altı kitap" eseriyle egemenlik kavramını ve özelliklerini ilk kez açıklamıştır. bu açıklamayla birlikte batıda modernite düşüncesi kendini gösterir ve modern devlet'in tanımı yapılmış olur.

mutlaklık, süreklilik, devredilemezlik ve bölünemezlik. bodin için modern devletin özellikleri bu dördüdür. modern devlet dediğim şeye gelirsek:

bodin bir monarşi taraftarıdır. bir kral vardır ve o kral, tanrı'nın buyruğu altındadır. kral, burjuvazinin isteklerine göre ülkeyi yönetir. ancak yasaları kendisi çıkarır. yani yasalar tanrı ürünü değildir. ancak başta dediğim gibi o kral, tanrı'nın buyruğu altındadır. yani egemenlik ve yasa kavramları tanrı düşüncesinden bağımsız değildir bodin için. bu da bizi şu sonuca ulaştırıyor:

her ne kadar modern devlet bodin ile birlikte başlamıştır dediysek de, tanrı'dan bağımsız kalamadığı için yeterince modern de değildir. yeterince modern dediğimiz zaman karşımıza çıkan bir kişi var: thomas hobbes. kendi kendini övmeyi pek seven bir kimsedir. de cive adlı eseriyle birlikte kendisinin de zaten modern devlet teorisinin, devlet kuramının ilk mimarı olduğundan bahseder. bu bize niccolò di bernardo dei machiavelli'yi hatırlatıyor. o da kendisinin şeyleri ilk kez gerçek yönleriyle ele aldığını ve hayalden ayrıldığından bahsederdi...
devamını gör...

bi bok bilmeyen insandır. çünkü insan hata yaptığında özür diler ve hata yaparak öğrenir. hatta belkide en iyi öğrenme biçimi hata yaparak tecrübe etmektir.

buradan bakılırsa hiç özür dilememiş adam, hiç hata yapmamıştır ve hiç bir şey öğrenmemiştir.
devamını gör...

gezi olayları sırasında (bkz: oruç aruoba) tarafından rte'ye yazılan açık mektuptur.


sayın erdoğan,

izmir, 17 haziran 2013
son iki gündür, ama aslında bu son iki haftadır, sizi düşündüm nedense, aklım hep üniversite hocalığı yaptığım yıllardaki (1973-1983) eski anılarıma geri dönüp durdu. ilk birkaç gün içinde de bunun nedenini kavradım: siz o yıllarda üniversite öğrencisiydiniz; benim de, kafaları sizinkine benzer biçimde çalışan birkaç öğrencim olmuştu. -yani, o islami “kafa”nın çalışma biçimini düşündüm, aslında- kendimi de sizinle birlikte bir üniversite amfisine geri dönmüş buldum... birçok nokta da, aradan geçmiş 30 yılın ardından, yerli yerine oturdu. bu noktaları size anlatmaya çalışmak için yazıyorum.

o yıllarda, size benzer, “islamcı” denilen öğrenciler de geliyordu üniversiteye. biz, hocalar olarak öteki; “devrimci” ve “ülkücü” olarak gelen öğrencilerin arasında, bunları kayırmaya eğilimliydik, çünkü o ötekiler arasında bir tür kıskaç içine düşüyorlardı.

eyleme yatkındılar

“mağdur” ve “mazlum” oluyorlardı, sizin deyimlerinizle. aslında, ideolojik olarak, en az ötekiler kadar “sıkı” bir “kafa yapıları” vardı - üstelik, eyleme de yatkındılar; ama bazen kendilerine “akıncı” ya da “mücahit” deseler de, ötekiler kadar şiddet yanlısı değillerdi. gerçi ötekilerin “tek yol devrim”, “tek vatan, tek millet” gibi graffitilerine karşılık “tek yol islam” yazıyorlardı duvarlara; ama ötekiler yazarken yakalamasınlar diye dikkat de ediyorlardı - ne de olsa ötekilerin çoğunlukla bıçakları, hatta tabancaları vardı; onlarınsa (galiba?) yoktu. ötekiler silahları aslında birbirlerine ve “polis”e karşı kullanıyorlardı; onları ise, arada öylesine bir pataklıyorlardı ama, olsun, ne olur ne olmaz...
siz de böylesi cenderelerden geçtiniz, tahmin ediyorum: hem de, “tek yol” sayarak içinde yetiştiğiniz islam ve kafanızdaki ezber kuran karşısında, “kâfirlik” olmasa bile “zındıklık” saydığınız bu ideolojilerin arasında; üstelik, en büyük kâfirler saydığınız “iki ayyaş”ın izleyicileri olma iddiasındaki “silah sahipleri”nin tehdidi altında, yapabileceğiniz pek bir şey yoktu. o “silah sahipleri”nin en sonuncuları, bereket versin (!) o iki ideoloji sahiplerini doğradılar, astılar. siz de imam hatip sonrası (bir lyceé’nin de kâğıdını alarak) zar-zor girdiğiniz iktisadi ve ticari ilimler akademisi’nden devşirme, bir işe yaramaz diplomayla, kendinizi kasımpaşa kaldırımlarında buldunuz. gerçi, herhalde, genç bir yaşta girdiğiniz gençlik örgütleri ve bağınız olan “düşünsel”, yani islami örgütler size göz kulak oluyordu; ama “lümpen proleter”diniz artık: kısa bir süre ayak topunu denediniz ama buna da yeteneğiniz olmadığını anladınız. hayatınız boyunca, “politikacılık” (“resmi” biyografinize göre limonata ve simit satmak) dışında, görünür bir “iş” tutmadınız; bilgi sahibi olmak anlamında bir “meslek erbabı” olmadınız.
o yıllarda, sizin dilinizden konuşur gibi görünen badem bıyıklı, rengârenk kravatlı bir makine profesörü, “din-iman” diye bağırıp çağırmaya başlamıştı; siz de onun yanına gidip “divan durup el bağlayarak” rahlei tedrisine çömeldiniz. (mekanik falan değil, politika tedrisatı görmek için tabii...) bu “kadayıf pişirici” iyiydi hoştu da, her şeyi yüzüne gözüne bulaştırıyordu; ama sizi de belediye başkanı yaptırdı. gene de işte, partinizin oyları yüzde 20’nin üstüne çıkmıyordu bir türlü; boyuna da kapatılıp duruyordu. siz de başka yolların denenmesi gerektiğine karar verip, “hoca”nızı da yüzüstü bırakarak, kendi “yol”unuzu yürümeye başladınız. yaptıklarınıza, kendi ilkeleri açısından, muarızlarınızdan hiçbirinin (tutarlı olarak) karşı çıkamayacağı yollar tuttunuz: insan hakları ve kişi özgürlüğü’ne dayanmak, “demokrat” olmak, avrupa birliği’ne girmek, çağdaş hukuk (“muasır medeniyet”-maazallah) normlarını yasalara sokmak...

islami takıntılar

bu yollar işe yarıyordu; hem demokratikleşiyormuşsunuz gibi bir görünüm veriyordu yaptıklarınıza hem de popülaritenizi, dolayısıyla aldığınız oyları artırıyordu. böylece, o üniversite yıllarında sizi ezip duran “solcu” ve “sağcı”ları (ve 12 eylül’den arta kalan herkesi) “sandık”ta alt ettikten sonra, asıl “muarız”ınız olan “silah sahipleri”ne yöneldiniz; tabii tamamen hukuklu ve demokratik görünen yollar kullanarak... gerçi arada bir islami takıntılarınız ortaya çıkıp sırıtıveriyordu (“zina”, “idam” gibi); ama bunları hemen düzeltiyordunuz ya da es geçiyordunuz.
böylece on yıl içinde “güçlü başbakan” oldunuz. artık önünüzde duracak hiçbir güç kalmamıştı ortada; ne sandıklı, ne tokmaklı, ne de silahlı... o zaman “fayrap” ettiniz: haydi bakalım; yok osmanlı’ydı, yok altı minareli “selatin” taklidi camiydi, yok “men-i mezkûrat”tı, yok “sünnilik-alevilik” idi, yok “dindar-kindar” gençlikti... “yürüdünüz bu yollarda”; ne de olsa “istatistik” sizden yanaydı.
derken, birden bir şey oldu: “küffar”a karşı “cihat” anıtı olacak (“iki ayyaş”tan ikincisinin yıktırdığı) bir garabeti “ihya” edip, kenarına “ilk ayyaş”ın ve ayyaşların hepsinin kurduğu cumhuriyetin de anıtının karşısına bir cami konduracağınız; solcuların da 1 mayıs meydanı olan yeri, “kafa”nıza göre düzenleyeceğiniz sırada, birkaç “çapulcu” (yoksa “kemirgen” mi?) ortaya çıkıp, atacağınız ilk adımla ezmeye çalıştığınız ağaçlara sarılıp, “yeter artık” dedi size. siz hemen “urun kellesin!” diye ünlediniz; ama, heyhat, birdenbire, nereden çıktıklarını anlamadığınız yüz binlerce ilave çapulcu çıkıverdi aynı alana, alanlara, bütün ülkeye...

emanete sahip çıkmak

anlamadınız: kendinizi, o eski çapulcu kâfir-zındıkların kapıştığı geçmişteki akademi amfisine geri dönmüş buldunuz. temizlediğinizden emin olduğunuz “silah sahipleri” de sanki kapıyı yeniden zorluyorlardı bile... hiç anlam veremediniz olup bitene: “feshüpanallah bunlar elhamdülillah yok olmamışlar mıydı inşallah?”
olmamışlardı. o “baş ayyaş”ın “emanet”iyle yetişmişlerdi ve şimdi emanetlerine sahip çıkıyorlardı bunlar; sizin de bol bol kullandığınız “hak” ve “özgürlük” söylemiyle, hiç anlayamadığınız tümceler kuruyorlardı bunlar, hem de... bunlarla nasıl baş edebileceğinizi bilemiyordunuz artık. bir de, üstüne üstlük, bir “şaklaban” çıkmıştı ortaya, kocaman amfinin en ortasında, “baş ayyaş”ın resminin önünde dikelip, size karşı duran. ardından binlercesi... ne yapmalıydınız bu amfiden çıkıp kurtulmak için; bu otuz yıllık kâbus bir bitse... ama çıkamıyordunuz, çünkü anlamamıştınız. üstelik amfiden çıkmak da istemiyordunuz ki...
artık tek bir yol kalmıştı: sandığa ve istatistiğe geri dönmek. o yol güvenliydi, kimsenin itiraz edemeyeceği bir yoldu, şimdiye dek de sizi hiç gücendirmemişti. bunu anladınız; en azından, tek çıkış olduğunu. ama gerisini hiç anlamadınız. şimdilerde de, o sandık için bağırıp duruyorsunuz. eh...
umarım burada yazdıklarım, size de benim gibi, otuz yıl öncesinin anılarını geri getirir de bugün yaşadıklarınıza anlam vermenizi ve kâbustan kurtulmanızı sağlar. ama, doğrusu, son günlerdeki tutumunuzdan, başlangıçta “iman” ettiğiniz yolunuzdan başka bir yol tutacağınız konusunda, pek bir umut görmüyorum.

her bir insan özgürdür

gene de, son bir şeyler söyleyeyim: sandık ve istatistik makbul bilgi edinme yollarıdır; ama görüyorsunuz buna rağmen, oradan çıkan sonuçlara aldırmayan birtakım “çapulcu”lar ortaya çıkarak, o “baş ayyaş”a uyup, özgürlükten (“istiklal”den ve tabii “gaflet, dalalet ve hıyanet”ten...) falan dem vurabiliyorlar. boş verin hepsine; nasıl olsa bunları sandıkla birlikte gömersiniz... onlar da birer “kul” olduklarını anlarlar; sizin kendinizin bir “hizmetkâr” olduğunuzu anladığınız (söylediğiniz) gibi...
ama şunu, hiçbir sandıkla ya da sandıkta, gömemezsiniz: her bir insan, özgür bir kişidir; her bir yurttaş da, eşit hak sahibi, geçerli söz sahibi, bir bireydir. bunu -bunları- da, hiçbir istatistik değiştiremez.
size saygılar sunuyorum, gene de.

25 haziran 2013
not: bu mektup verilen tarihlerde yazılmış; ancak gönderilmesi için, “belki umut vardır” kuşkusuyla sizin, “şiddete karşı şiddet” sözünü sarf etmenize dek bekletilmiştir.
size artık “saygılar” bile sunmuyorum…

o. a.
24 temmuz 2013
devamını gör...

eskiden, bu meyvenin dilimleri arasından çıkan küçük dilimleri, çocuğu zannettiğim için yemediğim lezzetli meyve.
devamını gör...

hoşuma giden, güldüren başlıklar görünce beğeniyorum ve yazarını da severek takip ediyorum sonra da gidip övüyorum. ne var bunda.* hep mi kavga edelim, kötüleyelim. kaos ortamı mı yaratalım, ne yapalım. şimdi senin nick altına da geliyorum.*
tanım: nick altı yorumlarını övücülük olarak tanımlayan yazar.
devamını gör...

emeği geçenlere teşekkürler. yine çok iyi düşünülmüş bir etkinlik olmuş. kutlarım sizi.
devamını gör...

normal sözlük'ü kullanarak 3. parti dahil tarayıcı çerezlerinin kullanımına izin vermektesiniz. Daha detaylı bilgi için çerez ve gizlilik politikamıza bakabilirsiniz.

online yazar listesini görmek için lütfen giriş yapın.
zaman tüneli köftehor rehberi portakal normal radyo kütüphane kulüpler renk modu online yazarlar puan tablosu yönetim kadrosu istatistikler iletişim