organik ışık yayan diyot ya da organik led.

bir çeşit led teknolojisi olan bu ışık kaynakları, led'lere kıyasla çok daha az enerji kullanan ve üzerinden elektrik akımı geçtiğinde ışık yayan organik film tabakalarından oluşur. ayrıca yine led'lere kıyasla oldukça da hafif ve esnektirler. ancak onlardan daha pahalı ve kısa ömürlü olmak gibi dezavantajları da vardır. yine de bu konuda yapılan çalışmalar, kullanım ömrünü uzatmaya yönelik gelişmeler sağlıyor her geçen gün.

günümüzde özellikle televizyon, bilgisayar gibi monitörlü elektronik cihazlarda yahut aydınlatma alanlarında kullanımı tercih ediliyor çünkü bunlar led'ler gibi sadece arkadan ışık vermek yerine, ışığın renklerini de ayarlıyor. örneğin lcd televizyonlarda bu iş 2 ayrı bölümle hallediliyor: birinci bölüm, ekrana gerekli olan ışığı sağlayan led iken diğer bölüm de bunu piksellere göre renklendiren ve esas görüntüyü üreten lcd panel. oled bunları tek başına halledebiliyor. görüntü kalitesi oldukça iyi olan bir teknoloji. üstelik istenen her boyuta göre de üretilebiliyor.

oled teknolojisi kullanılarak üretilen televizyonların bir avantajı daha var: ekrana nereden bakarsanız bakın, izlediğiniz herhangi bir şeyi aynı kalitede görebilirsiniz. renk değişimi, kenar kararması gibi birtakım sorunlar bu televizyonlarda görülmez.

ancaaaak...

oled televizyon demişken yanma ya da görüntü tutma denen soruna değinmeden de geçmeyeyim.

burada yanma olarak bahsettiğimiz şey, ekranın bir bölümünün görüntüsünün bozulmasına neden olan bir sorun. üzerine ışık düşen birçok elektronik aygıtta rastlayabileceğimiz ve gürültü olarak adlandırılan bu sorun, bu televizyonlarda da mevcut.

uzun süreli olarak sabit kalan görüntüler yanmaya neden oluyor. aslında bu olay eski teknolojilerde de karşılaştığımız bir sıkıntı. mesela izlediğiniz kanalın logosu, televizyonun hep aynı bölgesinde sabit olarak saatlerce durur. bu da oraya denk gelen piksellerde bir çeşit bozulmaya neden olur. yalnız tabii uzun sürelerden kastımız gerçekten birkaç yüz hatta binlerce saat gibi süreler... elbette bir kişi oturup 500 saat boyunca kesintisiz olarak televizyon izlemez ama hep aynı kanal ya da kanalları izlemeniz durumunda, bir noktadan sonra yine de bu yanma olayıyla karşılaşabilirsiniz.

bunu çözmek için meşhur markalar tabii ki bazı yöntemler uyguluyor. mesela pixel shifting denen olay... bu, sabit olan görüntünün olduğu bölgede piksellerin yerini değiştirmek suretiyle gerçekleştiriliyor. siz her ne kadar doğrudan net bir şekilde görmeseniz de, o bölgede bir hareketlilik oluşturuluyor. yine ekran koruyucu ya da clear panel noise gibi birtakım özellikler, görüntünün sabitlikten kurtarılması için kullanılan bazı yöntemler. ekran koruyucu görseller, bu aletlerin içerisinde yüklü şekilde geliyor. bunları silmemek sizin lehinize çünkü bunlar yanmayı önlemek için otomatik olarak devreye giriyor belirli bir süre sonra.

özetle oled teknolojisine sahip bir alet kullanıyorsanız, bu tür özellikleri kapatmamanız önerilir.
devamını gör...

acımı içiyorum ve bundan sarhoş oluyorum. o zaman çektiğim acının niteliği değişiyor ve kendimi bambaşka bir insan hissediyorum. der çok sayın dostoyevski

değerli dostlar şu an acı yaşıyor olabilirsiniz. yaşadığınız bu acı ne kadar canınızı yaksada bir de onu sevmeyi ve anlamayı deneyin. işte o zaman yaşıdığınız acının gerçekten şekil değiştireceğini göreceksiniz.
devamını gör...

1 milyon dolar için hepinizi, sevdiğim kız için dünyayı yakarım.
devamını gör...

tanıdık ses olmaması...
devamını gör...

ihalesi bana birakilan topluluk.

efenim, follow the gray rabbit* demek istiyorum izninizle, come to the dark side we have cookies.*
ayrica -#22507- biz bunlari hep soyledik.

uye olmak isteyenler; once ayran’ima, sonra bana mesaj atabilirler.
yok bizde oyle yoldaş benjamin franklin gibi direkt ulasmak, kips.*
devamını gör...

[jakstat ukdesi]

''eğer kira'yı yakalarsak, o kötüdür. eğer kira kazanır ve dünyayı yönetirse, adalettir.''

yagami light, death note (anime)sinde kötülüklerle dolu ve çürümeye başlayan dünyayı kendi adaleti ile değiştirmeye çalışan bir karakterdir. ölüm meleği ryuk keyfî olarak ölüm defterini yeryüzüne düşürünce yagami light o defteri bulur ve içine yazdığı ismin, kendi istediği şekilde öleceğini öğrenir. lighto fazlasıyla zekidir. bu yüzden yazacağı isimleri, nasıl ve ne zaman öleceklerini dikkatli düşünür. tabii onun kadar zeki l, yani namı diğer ryuzaki, başından beri kira (yagami light)'nın kim olduğunu bilmesine rağmen onu durdurmak için büyük çaba gösterir. yagami light kim olduğu bilinse dahi insanların kafasını karıştırabilecek kadar zekidir.

bilmiyorum siz olsaydınız yagami light gibi ölüm defterini kullanır mıydınız? çok düşündüm fakat sanırım ben kullanmazdım. sadece bir kişi için bile kullanmazdım. bir kere başladığınızda asla durduramazsınız çünkü. lighto için de aynısı oluyor, dünyadaki tüm kötüleri öldürüp dünyayı çürümekten kurtaracağını düşünüyor, öyle bir şey olduğu taktirde yeryüzündeki tek kötü'nün kendisi kalacağını bilmeden.


insan dediğin böyle bir canlı işte ryuk. örneğin, okuldaki serbest tartışma dersinde "kötü insanları öldürebilir miyiz?" gibi bir konu asla dile getirilmez. diyelim ki konu olarak seçildi. herkes iyi çocuk rolü oynar, "bu doğru olmaz" der. elbette öyle yanıtlamaları en doğrusu. insan evladı toplu ortamlarda dışarıya karşı öyle olmak zorunda. fakat asıl içlerinden geçen bu. korkar ve dışarıya karşı benim varlığımı kabul etmezler ama kimin yazdığı bile belli olmayan interneti ''kira''lar kaplamış.


edit: aynı zamanda tanımlarını beğendiğim ve merakla takibime aldığım kafa sözlük yazarı.
devamını gör...

(bkz: doğal seleksiyon)

neyse en azından beyin kendi kendini imha edecek kadar çalışabiliyormuş buna da şükür, bu da olumlu.

t: -_-
devamını gör...

başkasının yazdıkları yüzünden araları bozuluyorsa, olmaz o ilişkiden.
devamını gör...

romanın kahramanlarını kendi zihninde canlandırıp hayal etmeyi seven, filmin okumakla aynı tadı vermeyeceğini bilen ağzının tadını bilen okurdur.
devamını gör...

baldız baldan tatlıdır değil . daldız baldan tatlıdır olması gereken söz.
daldız petekten bal almak için kullanılan demir kepçe, demir bıçak anlamına gelir.
devamını gör...

bekleyin, kenarda ölüp geleceğim.
devamını gör...

1989 capcom yapımı beat'em up tarzı oyundur. 80li yılların 3.sınıf aksiyon filmi streets of fire'dan etkilenerek karakterlerin yaratıldığı söyleniyor.

atari salonlarının vazgeçilmeziydi 90'lı yıllarda. halen tahtını sallayabilecek kapasitede beat'em up yapılmadı diyebiliriz. en son çıkan streets of rage 4 bile grafik üstünlüğüne rağmen bir haggar tadı vermiyor. (atari salonlarında bu oyuna haggar denirdi. hatta illa ki aramızda haggar oynamış kadın arkadaşlarımız olduğuna inanmaktayım (u: swh) )

neyse efenim mevzusuna gelelim önce; mike haggar arkadaşımız eski bir güreşçidir, bu işleri bıraktıktan sonra metro city denen çakma gotham'a belediye başkanı olarak suçla mücadele etmektedir (hamza yerlikaya'nın değişik versiyonu, demek ki güreşçilik çok geçerli meslek).
şehrin başına çöreklenmiş büyük bir suç çetesi haggar'a rüşvet önermesine rağmen kabul ettirememiştir. ehh mafya dediğin illa ki bir kız bulacak ve onu kaçıracaktır, yoksa oyunun anlamı olmazdı tabi. haggar'ın güzeller güzeli jessica denen kızını kaçırırlar ve şantaj yapmaya başlarlar.
adamımız da lanet olsun başkanlığına diyerek eski haki renk pantolunu ve askısını kuşanır sokaklara dalar.

oyunda 3 karakterimiz var;

guy:
en uyuz en gıcık en işe yaramaz karakter. zaten konuyla ilgisi yok, diğer karakter olan cody'nin yancısı olarak müdahil olmuş. bununla oynayan iflah olmaz. ninjitsu sanatı filan diyor ama yalandan duvardan sekme dışında bir numarası yok. en kolay dayağı bu yiyor andore'nin iki tokatında cızlamı çekiyor. ayrıca aşırı kıskançtır, cody'yi kıskanıp arkasından saldırarak döver çakal.

kullanıcı tarafından yüklenmiş görsel


cody:
jessica'nın manitası sokak dövüşçüsü en çok tercih edilen karakterdir. bıçak kullanabildiği için tercih edilir ama bununla oynamak sıkıcıdır. çok ortadan, böyle ne çok hızlı ne çok güçlü.. ikisinden de biraz almış ortaya bu çıkmış. etkili aparkatı var, başka da bir olayı yok.

kullanıcı tarafından yüklenmiş görsel

haggar:
işte arkasında belediyenin tüm gücünü almış, eski güreş şampiyonu adamımız. evladını kurtarmak için yollara düşüp önüne geleni tepeleyerek şehri temizler. öyle diğer iki karakter gibi oyunun bugını bularak (sağ-sol) kolayına kaçmaz. karşısına gelenin ağzını yamultur, hatta atari salonlarında bacakarası dedikleri hareketiyle gönüllere taht kurmuştur.

kullanıcı tarafından yüklenmiş görsel


atari salonu denen şer yuvasında elinde sigarasıyla bu oyunu tek jetonda bitirebilen tipler vardır. (öhhööm). her ne kadar bu tipler salon sahibinin ocağına incir ağacı dikecek kadar ustalıkla oynasalar da etraftaki izleyiclerde saygı uyandırırlardı. atari salon sahibinin en sevdiği; böyle kilolu, nefes nefese konuşan, elinde kola - sucuklu tost eksik olmayan, harçlığı çok, bir sürü jeton alıp daha ilk bölümde en az 3 tanesini harcayan müşteri tipidir. böylesinin yanında hemen yeni bir yancı peydahlanır "bölümü geçiyim mi" diye müdahil olur.
eğer haggar'la oynamasını bilen birine denk gelirseniz, tadından yenmez oyundur.
halen mame emulatörleriyle masaüstü pclerde oynanabiliyor. (ofiste arada bir doz aldığım doğrudur.)
bir kaç yıl sonra çıkan cadillacs and dinosaurus da benzer işlerdendi ama haggar'ın yerini tutamadı.

kullanıcı tarafından yüklenmiş görsel
devamını gör...

kullanıcı tarafından yüklenmiş görsel
devamını gör...

kalbine bir sor, böyle yaşanır mı hiç?

-tolstoy, insan ne ile yaşar isimli kitabından-
devamını gör...

üst edit: tanımı yazarken radyo programının konusu olduğunu bilmiyordum, dolayısıyla formata pek uygun bir tanım olmayabilir.

bu bizim çok karmaşık ruh halimizden mi kaynaklanıyor? çevremizdeki insanların vurdumduymazlığından mı? anlaşılmasını istediğimiz meselelerin çetrefilliğinden mi? şahsen insanların beni anlamadıklarına ilişkin sarsıntılar hissettiğim bir leveli anımsamıyorum kendi hayatımda.
anlatmak istemediğim çok oldu. anlaşılmak istemediğim de çok oldu. ama böylesini pek tecrübe etmedim. hep orda bir yerde anlayan birisi vardı, bir mevzuyu biri anlardı ötekini diğeri. bazen orada öyle durmasıyla ortada anlaşılması gereken mevzular bırakmayan insanlar da girdi hayatıma.*
insanın çevresinin insanın aynası olduğu, arkadaşını söylediğinde sana kim olduğunu söyleyecek öğretileri bir yana bırakarak düşünüyorum. bizle benzer hislere, benzer bilinç düzeyine, benzer önceliklere, benzer hassasiyetlere sahip insanlarla iletişim kuruyoruz çoğunlukla. yahut en yakınımızda bulunan insanlar çoğunlukla bir şekilde belirli ortak noktalara sahip olduğumuz kimseler.* aslında ister istemez bizi en çok anlayacak insanları toplayıp getiriyoruz kıyımıza köşemize ve onlara yakın çevremiz falan diyoruz. peki insan buna rağmen neden anlaşılmadığını hisseder? bence bu insanın kendini beğenmemesi, kimsenin kendisini sevmediğini düşünmesi gibi zaman zaman gelen bir his. veya bazen hiçbir şey yapmak istemediğimiz, hiçbir şeyin bize keyif vermediği anlar gibi ansızın kafamıza çöreklenen bir düşünce.
burada kendi tercihi veya farklı sebeplerle sınırlı bir çevreye sahip olan insanları hariç tutuyorum. sahiden çevresinde böyle bir insana sahip olmayan kimseler olabilir. kaldı ki belki bu meselenin çevremizde sahip olduğumuz insanlarla da bir alakası olmayabilir ve ben yine tamamen üfürüyor olabilirim. ancak anlatılamayan/anlatılması mümkün olmayan hisler olduğu gibi bazen anlaşılması güç hisler de yaşayabiliriz. bence bu kimsenin bizi anlamadığı anlamına gelmemeli.
devamını gör...

sözlükte ''yerkabuğunun, toz durumuna gelmiş türlü doğal kütle kırıntılarıyla, çürümüş organik cisimlerden oluşan ve canlılara yaşama ortamı sağlayan yüzey bölümü.'' anlamına gelen sözcüktür.

aşık veysel üstadın da en sadık dostu olduğunu söylediği şeydir aynı zamanda.

ayrıca insanlığın ilk dönemlerinde araç-gereç yapımı için kullanılmıştır.
devamını gör...

kullanıcı tarafından yüklenmiş görsel
devamını gör...

zafer algöz'ün döner ısmarladığı dünyaca ünlü aktördür. (bkz: forrest gump) filminin başrolüdür.
devamını gör...

aşık olunan kişiden nefret ederek geçer. kişiden kişiye değişir yollar ama bir şekilde etmek lazım. nefret etmek deyince tabi ki onun olduğu yerlerden kaçmak, adını anmamak, onunla yaptığını şeyleri yapmamak, onun her şeyine karşı çıkmak gibi çocukça, saman alevi gibi körükleyici bir nefret değil.

gün gelir ki "ben bunun nesine aşık oldum lan?" demeyi öğrenirsiniz ya da "benim aşık olduğum kişi bu değildi." lafını acınızı bastırmak için değil gerçek anlamda içinizden gelerek diyebilirsiniz.

bir şekilde ya siz değişirsiniz ya da o.
en rahatı uzun süre o kişinin yakınında olmakla olur zaten.
zamanla onun olduğu ortamlarda rahatsız olmamaya, onun söylediklerinden etkilenmemeye, onun için başka herhangi bir kimse için yapmayacağınız şeyleri yapmamaya başlarsınız.

bununla tabi ki ondan zamanında hoşlandığınız gerçeğini yok edemezsiniz ama bu onu unutamadınız anlamına asla gelmez.
yani önemli olan zamanında aşık olduğunuzu bilmeniz değil bunun sizi rahatsız edip etmediğidir.
ve bir gün gelir ki kendisine diyemeseniz de kendinize rahatlıkla diyebilirsiniz ki: "bence artık sen de herkes gibisin."
devamını gör...

normal sözlük'ü kullanarak 3. parti dahil tarayıcı çerezlerinin kullanımına izin vermektesiniz. Daha detaylı bilgi için çerez ve gizlilik politikamıza bakabilirsiniz.

online yazar listesini görmek için lütfen giriş yapın.
zaman tüneli köftehor rehberi portakal normal radyo kütüphane kulüpler renk modu online yazarlar puan tablosu yönetim kadrosu istatistikler iletişim