ankara
üç tip insandan oluşan türkiye'nin başkentidir: memurlar, pavyoncular ve diğerleri.
devamını gör...
normal sözlük yazarlarının çektiği fotoğraflar
devamını gör...
selda güner özden
hacettepe üniversitesi tarih bölümü öğretim üyesi ve doçent, aynı bölümden prof. dr. mehmet özden'in eşi. arap milliyetçiliği, ortadoğu'daki ayrılıkçı hareketler vs üzerine çalışır, lisansta ortadoğu tarihi ve tarih yazıcılığı derslerini okutur.
mehmet hoca kadar geniş okuma listeleri verse de, selda hocanın asıl sorumlu tuttuğu makaleler kodeksi diğer ders notlarının arasında satılır, yani çarşı pazar gezip kitabı bulamamak veya pahalı bulup arkadaşından fotokopi çektirmek gibi durumları olmaz. ancak mehmet hocanın rastgele bir öğrenciyi sözlüye kaldırma ihtimali görece zayıfken (zaten hemen her derste olduğu gibi hocayı sevenler, hocaya yağ çekenler ve iyi ders dinleyen inekler ön sıraları doldurur, yani hocanın daha çok derste pas attığı öğrenciler zaten çalışıp gelenler oluyordu) selda hoca her an "evet mert, falan makaleden ne anladın anlat" diyebilir (zaten dersleri daha küçük sınıflarla döndüğü için kaçacak yer de olmuyor). vize ve final soruları da kocasının sınav sorularının ünlendiği kadar zordur. ekşide dendiği gibi öğrencileri haşat eder yani. ama diğer yandan mehmet özden gibi hoş sohbet biridir o ayrı.
mehmet hoca kadar geniş okuma listeleri verse de, selda hocanın asıl sorumlu tuttuğu makaleler kodeksi diğer ders notlarının arasında satılır, yani çarşı pazar gezip kitabı bulamamak veya pahalı bulup arkadaşından fotokopi çektirmek gibi durumları olmaz. ancak mehmet hocanın rastgele bir öğrenciyi sözlüye kaldırma ihtimali görece zayıfken (zaten hemen her derste olduğu gibi hocayı sevenler, hocaya yağ çekenler ve iyi ders dinleyen inekler ön sıraları doldurur, yani hocanın daha çok derste pas attığı öğrenciler zaten çalışıp gelenler oluyordu) selda hoca her an "evet mert, falan makaleden ne anladın anlat" diyebilir (zaten dersleri daha küçük sınıflarla döndüğü için kaçacak yer de olmuyor). vize ve final soruları da kocasının sınav sorularının ünlendiği kadar zordur. ekşide dendiği gibi öğrencileri haşat eder yani. ama diğer yandan mehmet özden gibi hoş sohbet biridir o ayrı.
devamını gör...
kız kulesi
1827 yılında almanya'nın brandenburg kentinde karl adında bir çocuk dünyaya gelir. babası müzik öğretmeni olan karl, aile içinde baş gösteren huzursuzluklardan dolayı bir fransız yetimhanesine gönderilir. daha sonra gemilerde miço olarak çalışır. hamburg'tan kalkan bir gemiyle istanbul'a giderken henüz 12 yaşındadır.
gemi istanbul'a geldiğinde denize atlayan karl, kız kulesi'ne yüzerek kaçar.
kendisini kurtaran kız kulesi'nin bekçisine gemiye geri dönmek istemediğini söyler. iki ülke arasında küçük bir politik sorun yaşanır. ama osmanlı sadrazamı ali paşa sorunu çözer ve karl'ı korumasına alır. karl, mehmet ali adını alır. mehmet ali, kırım, bosna ve karadağ savaşlarından sonra 2. abdülhamit döneminde paşa unvanını alır. mehmet ali paşa, 1878 yılında imzalanan berlin antlaşması'nda osmanlı'yı temsil eden üç kişiden biri olur.
almanca, fransızca, yunanca, farsça ve arapça dillerinde şiirler yazan mehmet ali paşa'nın dört kızı olur. paşa'nın leyla adındaki kızının da bir kızı olur; celile.
celile bir erkek çocuk doğurur: şair nâzım hikmet!
görüldüğü gibi karl'dan nazım'a uzanan hikâyenin gösterdiği gibi, kız kulesi'nin her zaman hikâyeleri vardır. eğer kız kulesi karl'ı kurtarmasaydı, nazım olmayacaktı. (sunay akın)
www.hurriyet.com.tr/kelebek...
edit : #459882 tanımda hikayenin devamını okuyabilirsiniz.
gemi istanbul'a geldiğinde denize atlayan karl, kız kulesi'ne yüzerek kaçar.
kendisini kurtaran kız kulesi'nin bekçisine gemiye geri dönmek istemediğini söyler. iki ülke arasında küçük bir politik sorun yaşanır. ama osmanlı sadrazamı ali paşa sorunu çözer ve karl'ı korumasına alır. karl, mehmet ali adını alır. mehmet ali, kırım, bosna ve karadağ savaşlarından sonra 2. abdülhamit döneminde paşa unvanını alır. mehmet ali paşa, 1878 yılında imzalanan berlin antlaşması'nda osmanlı'yı temsil eden üç kişiden biri olur.
almanca, fransızca, yunanca, farsça ve arapça dillerinde şiirler yazan mehmet ali paşa'nın dört kızı olur. paşa'nın leyla adındaki kızının da bir kızı olur; celile.
celile bir erkek çocuk doğurur: şair nâzım hikmet!
görüldüğü gibi karl'dan nazım'a uzanan hikâyenin gösterdiği gibi, kız kulesi'nin her zaman hikâyeleri vardır. eğer kız kulesi karl'ı kurtarmasaydı, nazım olmayacaktı. (sunay akın)
www.hurriyet.com.tr/kelebek...
edit : #459882 tanımda hikayenin devamını okuyabilirsiniz.
devamını gör...
amerikan iç savaşı
1861-1865 yılları arasında gerçekleşen ve bugünkü amerika birleşik devletleri sınırı içinde yer alan 13 güney eyaleti ile 15 kuzey eyaleti arasında meydana gelen iç savaştır. savaşın çıkış sebebi güney eyaletlerinin pamuk tarlalarında ağır şartlarda çalıştırılan afrika kökenli kölelerin yaşam şartlarına ve olmayan sosyal haklarına kuzey eyaletlerinin karşı çıkmasıdır. abraham lincoln’un kölelik karşıtı söylemlerle başkan seçilmesinin ardından sayıları sonradan 13’ü bulacak güney eyaletlerinin jefferson davis liderliğinde ve konfederasyon adıyla bağımsızlığını ilan etmesi sonucu savaş başlamıştır. kuzey eyaletleri de birlik adı altında ve abraham lincoln önderliğinde birleşmiştir. tarihçiler aslında savaşın gerçek sebebinin ingiltere’ye ucuz ham pamuk satan güney’e karşı kuzey’in rahatsızlığıyla başladığını ve kuzeyin galibiyeti sonucu bugünkü kapitalizmin doğduğu tezini ileri sürerler. 9 nisan 1865 tarihinde kuzey ordularının güneyin ünlü komutanı robert e. lee'nin ordularını yenmesiyle kuzey zaferini ilan etmiştir. bu zaferden 5 gün sonra 14 nisan 1865 tarihinde ise ‘’amerikalı kuzenimiz” adlı oyunu izlemek için ford tiyatrosuna giden abraham lincoln bir suikast sonucu öldürülmüştür. aynı yılın haziran ayında geri kalan bütün güney askerleri de silahlarını bırakarak teslim olmuş ve amerikan iç savaşı kuzeyin zaferiyle sona ermiştir. kuzeyin zaferi sonrası kölelik kaldırılmıştır.
devamını gör...
gümüşhane
doğu karadeniz bölgesinde yer alan, plaka kodu 29 olan, 2016 yılında nüfusu 162.748 olan bir ilimizdir.
doğuda (bkz: bayburt), batıda (bkz: giresun), kuzeyde (bkz: trabzon) ve güneyde (bkz: erzincan) ile komşudur.
gezilecek bir çok yeri bulunur. karaca mağarası, tomara şelalesi, artabel gölleri, örümcek ormanları, imera manastırı, süleymaniye mahallesi (eski gümüşhane), limni gölü, kent müzesi, satala antik kenti, kov kalesi ve gümüşhane evleri bunlardan bazılarıdır.
yemek kültürü karadeniz yemek kültürü ile benzerdir. pestil - köme, kuşburnu ve ürünleri (marmelatı, çayı, meyve suları vb.) bilinir. halkın başlıca geçim kaynağı tarım ve hayvancılıktır. tarım alanlarının çoğu kelkit ilçesindedir (bkz: kelkit). kelkit kültür olarak erzincan'a daha yakındır.
coğrafyası büyük ölçüde dağlıktır . şehir merkezinden harşit çayı geçer (bkz: harşit çayı) bu akarsuyun debisi rafting için elverişlidir ayrıca diğer doğa sporları da yapılmaktadır.
2008 yılında açılmış bir üniversitesi de vardır. üniversite öğrencileri esnafın ana geçim daha doğrusu geçirme kaynağıdır. ulaşım sadece kara yolu ile sağlanır en yakın havalimanları trabzon ve erzincan havalimanlarıdır.
doğuda (bkz: bayburt), batıda (bkz: giresun), kuzeyde (bkz: trabzon) ve güneyde (bkz: erzincan) ile komşudur.
gezilecek bir çok yeri bulunur. karaca mağarası, tomara şelalesi, artabel gölleri, örümcek ormanları, imera manastırı, süleymaniye mahallesi (eski gümüşhane), limni gölü, kent müzesi, satala antik kenti, kov kalesi ve gümüşhane evleri bunlardan bazılarıdır.
yemek kültürü karadeniz yemek kültürü ile benzerdir. pestil - köme, kuşburnu ve ürünleri (marmelatı, çayı, meyve suları vb.) bilinir. halkın başlıca geçim kaynağı tarım ve hayvancılıktır. tarım alanlarının çoğu kelkit ilçesindedir (bkz: kelkit). kelkit kültür olarak erzincan'a daha yakındır.
coğrafyası büyük ölçüde dağlıktır . şehir merkezinden harşit çayı geçer (bkz: harşit çayı) bu akarsuyun debisi rafting için elverişlidir ayrıca diğer doğa sporları da yapılmaktadır.
2008 yılında açılmış bir üniversitesi de vardır. üniversite öğrencileri esnafın ana geçim daha doğrusu geçirme kaynağıdır. ulaşım sadece kara yolu ile sağlanır en yakın havalimanları trabzon ve erzincan havalimanlarıdır.
devamını gör...
salona demlikle gelirken çayı yarım olan herkesin aynı anda fondip yapması
istisnasız her türk evinde gözlemlediğim durumdur. kime sorsam "aynen biz de yapıyoruz bunu" diyor. doğal ortamında herkes böyle.
az önce tekrar başıma geldi bu. ablamla eniştem olacak kılıklı şahıs gelmişler misafire. babamla oturmuş falanca partiden falanca siyasetçinin liderlik vasfını tartışıyor. oldum olası siyasi konulara ilişmem. eniştem de bilhassa siyasi konulardan bahseder. o böyle anlatırken kendimi tarık akan'ın ah nerede filminde anarşik takılan ortanca oğlanın annesi gibi hissediyor, "siyasete garışman guzum" diyesim geliyor bu herife... neyse babam bana seslendi "yunus emre hadi kalk eniştenle bize bir çay dök oğlum." o anda da tez yazıyorum word'te söve söve kalktım gittim mutfağa. çaydanlıkla içeri girdiğimi gören ev ahalisi bir anda yüzüne fener tutulmuş değirmen tavşanı gibi kalakaldılar. sonra hemencecik herkes çay bardaklarına davrandı. kazak ören babaannem yarım bardakla "bisssmm" diyerek shot yaptı. annemle, ablam tokuşturarak fondiplediler. babam normal fondipledi. kulağına 39 yıl önce üç kere "senin adın sezai" diye fısıldanan eniştem olacak kişi, henüz soğumamış olan bardağını -çay tazeydi ve farkında değildi- komple kafaya dikti ve "iyeaaavvv" diyerek boğazını tuttu. gözlerinden yaş geldi hıyarağasının ben içimden nasıl gülüyorum ama. şimdi mutfakta soğuk yoğurt yediriyo ablam buna. iyi olsun lan, bir de yüzüme bakarak "nasıl çayı içtim ama" der gibi diktiydi kafaya.
bizim milletin genetiğinde var galiba. kalkıp iki adım atamıyor.. sanki yaprak dökümü'ndeki ali rıza bey gibi felçli anasını satim. ne insanlar var ya..
az önce tekrar başıma geldi bu. ablamla eniştem olacak kılıklı şahıs gelmişler misafire. babamla oturmuş falanca partiden falanca siyasetçinin liderlik vasfını tartışıyor. oldum olası siyasi konulara ilişmem. eniştem de bilhassa siyasi konulardan bahseder. o böyle anlatırken kendimi tarık akan'ın ah nerede filminde anarşik takılan ortanca oğlanın annesi gibi hissediyor, "siyasete garışman guzum" diyesim geliyor bu herife... neyse babam bana seslendi "yunus emre hadi kalk eniştenle bize bir çay dök oğlum." o anda da tez yazıyorum word'te söve söve kalktım gittim mutfağa. çaydanlıkla içeri girdiğimi gören ev ahalisi bir anda yüzüne fener tutulmuş değirmen tavşanı gibi kalakaldılar. sonra hemencecik herkes çay bardaklarına davrandı. kazak ören babaannem yarım bardakla "bisssmm" diyerek shot yaptı. annemle, ablam tokuşturarak fondiplediler. babam normal fondipledi. kulağına 39 yıl önce üç kere "senin adın sezai" diye fısıldanan eniştem olacak kişi, henüz soğumamış olan bardağını -çay tazeydi ve farkında değildi- komple kafaya dikti ve "iyeaaavvv" diyerek boğazını tuttu. gözlerinden yaş geldi hıyarağasının ben içimden nasıl gülüyorum ama. şimdi mutfakta soğuk yoğurt yediriyo ablam buna. iyi olsun lan, bir de yüzüme bakarak "nasıl çayı içtim ama" der gibi diktiydi kafaya.
bizim milletin genetiğinde var galiba. kalkıp iki adım atamıyor.. sanki yaprak dökümü'ndeki ali rıza bey gibi felçli anasını satim. ne insanlar var ya..
devamını gör...
çocuklarla girilen komik diyaloglar
sabah erken saatler, biz okula herkes işine gitmeye çalışıyor. eski, normal günlerdeyiz. asansörü çağırdık, üst kattan gelen kişi de zemine geldiğini ve ineceğini düşünerek dışarı hamle yaptı. ' aa pardon' dedi. biz de bindik. bizimki, o zaman 4 yaşında, baktı baktı baktı.
'eeee, şurada sayılar var. her kata gelince değişiyor. onlara bakarak nerede ineceğinizi anlayabilirsiniz' dedi. hayatımda ilk kez sırtımdan ter indi, bir şey de diyemedim...
'eeee, şurada sayılar var. her kata gelince değişiyor. onlara bakarak nerede ineceğinizi anlayabilirsiniz' dedi. hayatımda ilk kez sırtımdan ter indi, bir şey de diyemedim...
devamını gör...
fakir baykurt
fakir baykurt'un kitaplarıyla biraz geç tanıştım ben ama tanışınca da tüm kitaplarını okumak istedim diyebilirim. ilk tanışmamda üniversitedeki bir hocamın bana hediye etmesiyle oldu. eşekli kütüphaneciydi kitabın adı. hatta kitabı imzalayıp hediye etmişti. kendisinden çok şey öğrendim. bunu görmeyecek olsa da teşekkürü bir borç bilirim.
alıntı yapmadan geçemeyeceğim.
--- alıntı ---
"beyim diyor, bizim yolumuz, köprümüz, çeşmemiz yok; kitaplığı ne yapacağız? anlatıyorum ona: eğer kitaplığınız olursa, yolunuz, çeşmeniz, köprünüz de olur."
--- alıntı ---
alıntı yapmadan geçemeyeceğim.
--- alıntı ---
"beyim diyor, bizim yolumuz, köprümüz, çeşmemiz yok; kitaplığı ne yapacağız? anlatıyorum ona: eğer kitaplığınız olursa, yolunuz, çeşmeniz, köprünüz de olur."
--- alıntı ---
devamını gör...
galaktik çömlek tamircisi
orijinal adı galactic pot healer olan, philip k. dick'in yazdığı ve türkçeye murat karlıdağ'ın çevirdiği, hayatın anlamı soslu şahane bir bilimkurgu kitabı. kitabın arka kapağındaki soru ne tarz bir eser olduğu hakkında ipucu veriyor: "...bu roman, derin bir felsefi soruşturma mı bir deli saçması mı? yoksa gerçeği arayanlar için ikisinin bir karışımı mı?"
kitapta çok fazla soru soruluyor; hem dini, hem felsefi, hem politik, hem ahlaki... sor babam sor, ama cevaplamıyor pkd efendi. ki böyle olması benim daha çok hoşuma gitti, o sorular ve gösterdiği yollar üzerine akıl yürütmek, kafatasımın içindeki kıvrımlı minik organı zorlamak keyifliydi. okurken bir yandan da kendi varoluşumu, hayatta ne yapmak istediğimi ve o an ne yapıyor olduğumu da ana karakter joe ile beraber gözden geçirdim; benim için önemli bir deneyim oldu.
--! spoiler !--
"güç. varlığın gücü. karşıtı da var olmamanın huzuru, diye düşündü. hangisi daha iyiydi? güç, eninde sonunda daima tükenirdi. belki de cevap buydu ve daha fazlasına gerek yoktu. güç, yani var olmak geçici bir şeydi. huzur, yani var olmamak sonsuzdu; doğumundan önce de vardı ve ölümünden sonra da devam edecekti. aradaki güçlülük ikisinin arasındaki bir dönemdi yalnızca, ödünç alınmış kasların kısa süreli esnemesiydi - gerçek sahibine iade edilmesi gereken bir bedendi."
--! spoiler !--
kitapta çok fazla soru soruluyor; hem dini, hem felsefi, hem politik, hem ahlaki... sor babam sor, ama cevaplamıyor pkd efendi. ki böyle olması benim daha çok hoşuma gitti, o sorular ve gösterdiği yollar üzerine akıl yürütmek, kafatasımın içindeki kıvrımlı minik organı zorlamak keyifliydi. okurken bir yandan da kendi varoluşumu, hayatta ne yapmak istediğimi ve o an ne yapıyor olduğumu da ana karakter joe ile beraber gözden geçirdim; benim için önemli bir deneyim oldu.
--! spoiler !--
"güç. varlığın gücü. karşıtı da var olmamanın huzuru, diye düşündü. hangisi daha iyiydi? güç, eninde sonunda daima tükenirdi. belki de cevap buydu ve daha fazlasına gerek yoktu. güç, yani var olmak geçici bir şeydi. huzur, yani var olmamak sonsuzdu; doğumundan önce de vardı ve ölümünden sonra da devam edecekti. aradaki güçlülük ikisinin arasındaki bir dönemdi yalnızca, ödünç alınmış kasların kısa süreli esnemesiydi - gerçek sahibine iade edilmesi gereken bir bedendi."
--! spoiler !--
devamını gör...
sözlüğü kadirci ve nurcuların basması
nurcuyu duymuştum da kadirci ne lan o ne ara çıktı.
devamını gör...
telefonunun ekran parlaklığı en yüksekte olan insan
yaşlılardır. ne şarj umurlarında ne de bozuk olan gözleri.
devamını gör...
bir kadının sustuğu an
bence vazgeçtiği andır. vazgeçen kadını geri kazanmak çok zordur.
devamını gör...
düz oturamayan insan
benim.
hatta şöyle bir anımı sizlerle paylaşmak isterim.
öğrenciyken yolda ( benim bir battaniyem var onun yanımda olduğunu bilmeden uyumak beni çok huzursuz eder.)
sırt çantama battaniye hep onu ki yastık olsun. yanımda kapşonlu da olur allah nasip ederse uyursam oram buram açılmasın diye örterim üstüme.
neyse efenim bir gün yine yollardayım. bir hanım kız bindi. kızın üstünde o zaman tesettürlü kızlar arasında moda olan pembe jile ve beyaz gömlek tamamlayıcı olarak da eşarp kullanmış. yanımdaki koltuğa oturdu, sırtını yasladı, ellerini dizlerinin üzerine koydu. ne güzel kız filan diyorum ben de içimden tabii devamında maşallah. bu kızımız kaldı öyle yol boyu.
beni de aldı bir mide bulantısı belli kusmaktan bırakmayak. çantayı cama yaslayıp yatıyorum olmuyor, kucağıma koyup başımı koyuyorum olmuyor, arkaya yaslanıyorum derken kıpır kıpırım. bu kızda tık yok. neyse baktı ters bir şeyler var, neyin var dedi. söyledim midemin bulandığını aa bende bir ilaç var diyip içiriverdi. ben de içtim. hiç de düşünmedim nedir bu diye*. gel zaman git zaman efenim geçmiyordu bulantı, tabii muavinden poşet istenmişti ama hava almam lazımdı. ikinci kez pozisyon değiştirip muavine durumu anlattı. otobüs müsait bir yerde durdu ve ben rahata erdim. gelip oturduktan sonra bir uyumuşum sözlük, mis mis. ben uyudum uyandım bu kız hala elleri dizindeydi. ben bir daha bu kız gibi oturanı görmedim efendim.
beni de çuval gibi oturup durmaktan 160 zannetsin insanlar.
evet evet eğilimli de omuzlarım sağa doğru.
hatta şöyle bir anımı sizlerle paylaşmak isterim.
öğrenciyken yolda ( benim bir battaniyem var onun yanımda olduğunu bilmeden uyumak beni çok huzursuz eder.)
sırt çantama battaniye hep onu ki yastık olsun. yanımda kapşonlu da olur allah nasip ederse uyursam oram buram açılmasın diye örterim üstüme.
neyse efenim bir gün yine yollardayım. bir hanım kız bindi. kızın üstünde o zaman tesettürlü kızlar arasında moda olan pembe jile ve beyaz gömlek tamamlayıcı olarak da eşarp kullanmış. yanımdaki koltuğa oturdu, sırtını yasladı, ellerini dizlerinin üzerine koydu. ne güzel kız filan diyorum ben de içimden tabii devamında maşallah. bu kızımız kaldı öyle yol boyu.
beni de aldı bir mide bulantısı belli kusmaktan bırakmayak. çantayı cama yaslayıp yatıyorum olmuyor, kucağıma koyup başımı koyuyorum olmuyor, arkaya yaslanıyorum derken kıpır kıpırım. bu kızda tık yok. neyse baktı ters bir şeyler var, neyin var dedi. söyledim midemin bulandığını aa bende bir ilaç var diyip içiriverdi. ben de içtim. hiç de düşünmedim nedir bu diye*. gel zaman git zaman efenim geçmiyordu bulantı, tabii muavinden poşet istenmişti ama hava almam lazımdı. ikinci kez pozisyon değiştirip muavine durumu anlattı. otobüs müsait bir yerde durdu ve ben rahata erdim. gelip oturduktan sonra bir uyumuşum sözlük, mis mis. ben uyudum uyandım bu kız hala elleri dizindeydi. ben bir daha bu kız gibi oturanı görmedim efendim.
beni de çuval gibi oturup durmaktan 160 zannetsin insanlar.
evet evet eğilimli de omuzlarım sağa doğru.
devamını gör...
biden'ın türkiye'yi savunmak bizim için kutsal sorumluluk demesi
sen türkiye'yi savundun!
devamını gör...
kedilere özgü gariplikler
benimkine mi özgüdür bilmiyorum ama havada iki patisi ile sinek yakalaması. sonra sinek elinde mi diye bakarken kaçırması.
şimdi tahminim bu canlılar hemen her şeyi görerek öğreniyorlar.
''sineğe sinsice yaklaş, hızlı bir hareketle yakala..''
buraya kadar her şey normal ders iyi tatbik edilmiş, özümsenmiş. uygulama da doğru. ancak o yakalama hareketinden sonra sineğin öldüğü tam belli olmadan o ellerin(patilerin) açılmaması gerekiyor. burası yanlış , burada ezbercilik var.
şimdi tahminim bu canlılar hemen her şeyi görerek öğreniyorlar.
''sineğe sinsice yaklaş, hızlı bir hareketle yakala..''
buraya kadar her şey normal ders iyi tatbik edilmiş, özümsenmiş. uygulama da doğru. ancak o yakalama hareketinden sonra sineğin öldüğü tam belli olmadan o ellerin(patilerin) açılmaması gerekiyor. burası yanlış , burada ezbercilik var.
devamını gör...
siyam kedisi
kedi dünyasının köpek huylusu da denir bu cins için. çok zekidirler ve sahipleriyle sürekli iletişim halinde olmak isterler. hatta bazen yüksek desibelde fazla konuşkan kediler olabilirler. tüy dökmeleri minimumdadır ve alerji yapmayan kedi sınıfındadırlar.
bu türün bazı üyelerinde şaşılık da vardır. kalıtımla aktarılan ırksal bir özelliktir. aslında bu özellik retinalarındaki genetik bir sorundan kaynaklanır.
siyam kedisi üreticileri seçilim yaparak, bunu en aza indirgemeye çalışsa da siyamların anavatanı olan tayland sokaklarında çokça şaşı siyam kedileri bulunmakta.
ve bence olduklarından daha da sevimli ve o boncuk şehla bakışlarıyla daha da masum görünürler.
erkek ve şehla olanlarına siyami ismi çok yakışır :)
buradan
bu türün bazı üyelerinde şaşılık da vardır. kalıtımla aktarılan ırksal bir özelliktir. aslında bu özellik retinalarındaki genetik bir sorundan kaynaklanır.
siyam kedisi üreticileri seçilim yaparak, bunu en aza indirgemeye çalışsa da siyamların anavatanı olan tayland sokaklarında çokça şaşı siyam kedileri bulunmakta.
ve bence olduklarından daha da sevimli ve o boncuk şehla bakışlarıyla daha da masum görünürler.
erkek ve şehla olanlarına siyami ismi çok yakışır :)
buradan
devamını gör...
gece yapılan hatalar
hak etmeyen kişiler yüzünden, değerli uykumdan olmak.
devamını gör...
trabzon
t:hakkında en çok sansaysonun döndüğü ama tam olarak kimsenin birşey bilmediği şehir.
öncelikle trabzonun tarihi antik çağa uzanır. caesarlı eusebius adlı tarihçiye göre şehrin kuruluş tarihini mö 756 olmakla birlikte bu iddia trabzon'u istanbul, roma hatta, genel kanıya göre trabzon ve diğer doğu karadeniz kolonizasyonunu gerçekleştiren sinop'tan daha eski bir kent yapmaktadır. bu durum gerçekse sinoplular var olan bir kenti mö 630 tarihinden sonra yeniden kolonize etmiş olmalıdırlar.anabasis'te geçen "pontos euksenios kıyısındaki bu şehir sinope'nin lazların ataları olan kolhis ülkesindeki kolonisidir" ifadesi daha sonra arrian ve peripleus tarafından da onaylanmıştır.
bugünkü trabzon insanları kıpçak türkleri, *yunan , ukrayna , kafkas ve pontusluların kırmasıdır.
kanuni sultan süleyman trabzonludur.
batıda rönesansın başlamsını sağlayan bessarion adlı üniversite hocası trabzonludur.
ipek yolunun bir kısmının trabzon limanına uğruyor olması trabzonun tarih boyunca hep anadoludaki en önemli ve en zengin bölgelerinden yaptı.
isminin yunan mitolojisinde lycaon'un oğlu trapezeus'un arkadya'daki adaşına ismini verdiği bilindiğinden, karadenizdeki trabzon'un da bu mitolojik kahramandan adını aldığı ve kent adının yunan toponomi geleneğinden kaynaklandığı düşünülmektedir.
evliya çelebi'nin, 2500 yıllık geçmişi olan bu ismi 17. yüzyılda türkçe halk etimolojisi kaynaklı ”tuğra-bozan“ yakıştırması ile açıklamaya çalışmış olması da kimi çevrelerce ciddiye alınmıştır.
trabzon şehrinden ilk defa mö 400 yılında şehri gören atinalı xenophon tarafından bahsedilmiştir. merkezinde yunanların çevre köylerinde bugünkü lazların ataları olan kolhislilerin ve yaşadığı trabzon, antik çağ ve sonrasında zigana geçidi üzerinden ermenistan ve euphrates civarında üretilen ticari malların takas edildiği ticaret merkezi ve dış ülkelere satıldığı bir ihraç limanı özelliğindeydi. pontus imparatoru mithridates'in roma imparatorluğu ile giriştiği bir dizi savaşı kaybetmesinin ardından anadolu topraklarının yanı sıra trabzon da roma hakimiyetine girmiştir.
trabzon imparatorluğu
bir dönem bizans imparatorluğunu da yönetmiş olan komninos hanedanı'ndan aleksios latin işgali nedeniyle trabzon'a gelerek teyzesi gürcü kraliçesi tamar'nın da desteğiyle kendini roma imparatoru ilan etmişse de batı özellikle vatikan trabzon imparatorunu küçümseyerek "laz hükümdarı" olarak tanımlamıştır. trabzon imparatorları başlangıçta diğer bizans (doğu roma) imparatorları gibi çift başlı (aetos) figürünü sembol olarak kullanmışlarsa da latin işgalinin sona ermesi ve konstantinopolis'te yeniden yasal yönetimin iktidarı ele geçirmesiyle, bir çatışmaya sebebiyet vermemek için bugün trabzon ayasofya müzesinin giriş kapısının üzerinde rölyefi bulunan tek başlı kartal sembolü tercih etmişlerdir. cenevizliler ile venedikliler, moğollar ile osmanlılar hatta çeşitli türkmen (akkoyunlu kabile federasyonuna mensup) klanları ile denge politikası sürdürerek, varlığını sürdürebilen bu zengin liman kenti, istanbul'un fethinden sekiz yıl sonra 1461 yılında fatih sultan mehmet tarafından karadeniz'deki çeşitli beylikler, italyan kolonileri ve kırım'la birlikte ele geçirilerek ipek yolunun stratejik anahtarının osmanlı hakimiyetine girmesi sağlanmıştır.
osmanlının anadoluda güçlenmesi
1300'lü yıllarda samsun'un kaybedilemsinin üzerine trabzon imparatoluğu vergiye bağladı. istnbulun fethi ile bizans resmen tarihin tozlu raflarında yerini almıştı. fatih sultan mehmed ise bizansın bir dirilmeyeceğinden emin olmak için trabzona öncü birlik göndermiştir.
akıllı politikalar ve doğru strateji izleyerek bölgede bağımsızlığını yüzyıllar boyunca koruyan trabzon imparatorluğu rusların trabzonu işgaline kadar osmanlı idaresinden çıkmayacaklar ve islamı kabul edecekler.
kurtuluş savaşı sırasında trabzon
erzurum kongresinin toplnaması sağlanılmış ayrıca bir sürü miting yapılarak halkı bağımsızlık için çalışmıştır.
ayrıca ordu için tarladaki lahanaların sökülüp patates ekilmiştir.
türkiye cumhuriyeti'nin 81 ilinden biri olan trabzon, doğu karadeniz bölgesi'nde yer almakta ve 4.685 km2lik yüz ölçümüyle ülke topraklarının %0,6'sını oluşturmaktadır. ilin cumhuriyet dönemindeki sınırları kültürel ve tarihsel bir düşünceyle değil tamamen idari yapı ve merkezlere uzaklıklar baz alınarak çizilmiştir.
önemli yerler
trabzon tiyatro binası

zagnos köprüsü

popüler kültürde trabzon
son çıkan call of duty black ops cold war'da sscb'nin trabzonu işgal etmeye çalışması ile ilgili bölüm vardır.
dünya'da trabzon ile ilgili eserler ve yorumlar

fransız ressam fabius brest'in "trabzondaki kervansaray" adlı eseri)
evliya çelebi trabzon için "bu şehre küçük istanbul denilse yeridir. irem bağları gibi süslü bir şehirdir burası".
öncelikle trabzonun tarihi antik çağa uzanır. caesarlı eusebius adlı tarihçiye göre şehrin kuruluş tarihini mö 756 olmakla birlikte bu iddia trabzon'u istanbul, roma hatta, genel kanıya göre trabzon ve diğer doğu karadeniz kolonizasyonunu gerçekleştiren sinop'tan daha eski bir kent yapmaktadır. bu durum gerçekse sinoplular var olan bir kenti mö 630 tarihinden sonra yeniden kolonize etmiş olmalıdırlar.anabasis'te geçen "pontos euksenios kıyısındaki bu şehir sinope'nin lazların ataları olan kolhis ülkesindeki kolonisidir" ifadesi daha sonra arrian ve peripleus tarafından da onaylanmıştır.
bugünkü trabzon insanları kıpçak türkleri, *yunan , ukrayna , kafkas ve pontusluların kırmasıdır.
kanuni sultan süleyman trabzonludur.
batıda rönesansın başlamsını sağlayan bessarion adlı üniversite hocası trabzonludur.
ipek yolunun bir kısmının trabzon limanına uğruyor olması trabzonun tarih boyunca hep anadoludaki en önemli ve en zengin bölgelerinden yaptı.
isminin yunan mitolojisinde lycaon'un oğlu trapezeus'un arkadya'daki adaşına ismini verdiği bilindiğinden, karadenizdeki trabzon'un da bu mitolojik kahramandan adını aldığı ve kent adının yunan toponomi geleneğinden kaynaklandığı düşünülmektedir.
evliya çelebi'nin, 2500 yıllık geçmişi olan bu ismi 17. yüzyılda türkçe halk etimolojisi kaynaklı ”tuğra-bozan“ yakıştırması ile açıklamaya çalışmış olması da kimi çevrelerce ciddiye alınmıştır.
trabzon şehrinden ilk defa mö 400 yılında şehri gören atinalı xenophon tarafından bahsedilmiştir. merkezinde yunanların çevre köylerinde bugünkü lazların ataları olan kolhislilerin ve yaşadığı trabzon, antik çağ ve sonrasında zigana geçidi üzerinden ermenistan ve euphrates civarında üretilen ticari malların takas edildiği ticaret merkezi ve dış ülkelere satıldığı bir ihraç limanı özelliğindeydi. pontus imparatoru mithridates'in roma imparatorluğu ile giriştiği bir dizi savaşı kaybetmesinin ardından anadolu topraklarının yanı sıra trabzon da roma hakimiyetine girmiştir.
trabzon imparatorluğu
bir dönem bizans imparatorluğunu da yönetmiş olan komninos hanedanı'ndan aleksios latin işgali nedeniyle trabzon'a gelerek teyzesi gürcü kraliçesi tamar'nın da desteğiyle kendini roma imparatoru ilan etmişse de batı özellikle vatikan trabzon imparatorunu küçümseyerek "laz hükümdarı" olarak tanımlamıştır. trabzon imparatorları başlangıçta diğer bizans (doğu roma) imparatorları gibi çift başlı (aetos) figürünü sembol olarak kullanmışlarsa da latin işgalinin sona ermesi ve konstantinopolis'te yeniden yasal yönetimin iktidarı ele geçirmesiyle, bir çatışmaya sebebiyet vermemek için bugün trabzon ayasofya müzesinin giriş kapısının üzerinde rölyefi bulunan tek başlı kartal sembolü tercih etmişlerdir. cenevizliler ile venedikliler, moğollar ile osmanlılar hatta çeşitli türkmen (akkoyunlu kabile federasyonuna mensup) klanları ile denge politikası sürdürerek, varlığını sürdürebilen bu zengin liman kenti, istanbul'un fethinden sekiz yıl sonra 1461 yılında fatih sultan mehmet tarafından karadeniz'deki çeşitli beylikler, italyan kolonileri ve kırım'la birlikte ele geçirilerek ipek yolunun stratejik anahtarının osmanlı hakimiyetine girmesi sağlanmıştır.
osmanlının anadoluda güçlenmesi
1300'lü yıllarda samsun'un kaybedilemsinin üzerine trabzon imparatoluğu vergiye bağladı. istnbulun fethi ile bizans resmen tarihin tozlu raflarında yerini almıştı. fatih sultan mehmed ise bizansın bir dirilmeyeceğinden emin olmak için trabzona öncü birlik göndermiştir.
akıllı politikalar ve doğru strateji izleyerek bölgede bağımsızlığını yüzyıllar boyunca koruyan trabzon imparatorluğu rusların trabzonu işgaline kadar osmanlı idaresinden çıkmayacaklar ve islamı kabul edecekler.
kurtuluş savaşı sırasında trabzon
erzurum kongresinin toplnaması sağlanılmış ayrıca bir sürü miting yapılarak halkı bağımsızlık için çalışmıştır.
ayrıca ordu için tarladaki lahanaların sökülüp patates ekilmiştir.
türkiye cumhuriyeti'nin 81 ilinden biri olan trabzon, doğu karadeniz bölgesi'nde yer almakta ve 4.685 km2lik yüz ölçümüyle ülke topraklarının %0,6'sını oluşturmaktadır. ilin cumhuriyet dönemindeki sınırları kültürel ve tarihsel bir düşünceyle değil tamamen idari yapı ve merkezlere uzaklıklar baz alınarak çizilmiştir.
önemli yerler
trabzon tiyatro binası

zagnos köprüsü

popüler kültürde trabzon
son çıkan call of duty black ops cold war'da sscb'nin trabzonu işgal etmeye çalışması ile ilgili bölüm vardır.
dünya'da trabzon ile ilgili eserler ve yorumlar

fransız ressam fabius brest'in "trabzondaki kervansaray" adlı eseri)
evliya çelebi trabzon için "bu şehre küçük istanbul denilse yeridir. irem bağları gibi süslü bir şehirdir burası".
devamını gör...
