thedansözkiller
daha çok artı tanrıçası. ara ara da olsa illa artısını görüyorum. teşekkür ederim klavyesine kuvvet.
devamını gör...
sevilen şiirin en vurucu dizeleri
"mutsuzluktan söz etmek istiyorum
dikey ve yatay mutsuzluktan
mükemmel mutsuzluğundan insansoyunun
sevgim acıyor"
turgut uyar-acıyor
'sevgim acıyor' ben bu cümleden daha nahif cümle duymadım hayatımda. o kadar canımı acıtıyor ki bu kısım bu şiiri ne zaman okumak istesem asla ikinci dörtlüğe geçemiyorum. başka bir şey söylememe gerek bile yok şu hayatta çünkü fazlalık ancak.
dikey ve yatay mutsuzluktan
mükemmel mutsuzluğundan insansoyunun
sevgim acıyor"
turgut uyar-acıyor
'sevgim acıyor' ben bu cümleden daha nahif cümle duymadım hayatımda. o kadar canımı acıtıyor ki bu kısım bu şiiri ne zaman okumak istesem asla ikinci dörtlüğe geçemiyorum. başka bir şey söylememe gerek bile yok şu hayatta çünkü fazlalık ancak.
devamını gör...
tarlabaşı
doğduğumdan beri istanbul'da yaşamama rağmen hiç gitmediğim bir istanbul semtidir.
yazılıp çizilenlere bakılırsa devletin el atması gerekiyor.
torbacılık, kapkaççılık, hırsızlık gibi şeyler övünülecek şeyler değildir çünkü.
süleyman soylu üniversite öğrencileriyle, haklarını arayan kadınlarla, işçilerle uğraşacağına gelsin bu tür yerler ile uğraşsın daha mantıklı olur.
yazılıp çizilenlere bakılırsa devletin el atması gerekiyor.
torbacılık, kapkaççılık, hırsızlık gibi şeyler övünülecek şeyler değildir çünkü.
süleyman soylu üniversite öğrencileriyle, haklarını arayan kadınlarla, işçilerle uğraşacağına gelsin bu tür yerler ile uğraşsın daha mantıklı olur.
devamını gör...
yazarların içinde oldukları yaş ile ilgili fikirleri
hiçbir fikrim yok.
devamını gör...
wiederholung
heideggeryen bir terim olan (bkz: dasein)'in tarih üzerinde kendini gerçekleştirmesi ve açmasıdır. varoluşsal bi imkandır. tekrar ve tekerrür olarak tercüme edilebilir. heidegger diliyle söylemek gerekirse, bir zamanlar 'tam olan dasein'in, bu 'tam'lığı tekrar elde etmesidir. heidegger'de. tarihin öznesi olan dasein için, ''tam dasein'' olmanın mirası geçmişte değildir. bu tekrar veya tekerrürün geçmişle hiçbi bağlantısı yoktur. dasein'in potansiyelini açığa çıkarttığı alan olarak tarih aynı zamanda' tekerrür'ün yatağıdır. tarih bilimi klasik anlamda mümkün değildir bu açıdan. çünkü geçmişe giden yol açık değildir. sadece dasein'ın tarihselliği aracılığıyla tarih hakkında konuşabiliriz.
kavramsal çerçeveye hakimiyeti olan arkadaşlar burada heidegger'in platonik kavramları kullandığını hemen anlayacaktır. heidegger'in bahsettiği şey (bkz: aletheia) sürecinin transendental öğelerinden soyutlanmış halidir. aletheia'nın aristocu bi yorumu gibidir bu. dasein'in potansiyelini tamamen praksis'e indirgemektir aslında. ancak şunu da söylemek gerekir ki, antik yunan'a kadar geri dönmeden, modern felsefe'de de benzer atıflar olmuş. kierkegaard'ın repetition'ı* gibi... günümüz felsefecilerinden john caputo'nun da yaptığı karşılıklı okumalar neticesinde, heidegger'in kierkegaard'ı görmemezlikten gelmesinin sebebi anlaşılmakta.
'tekrarlama', aslında kinesis'in varoluşsal versiyonudur. bireyde vuku bulan devinimdir. (aslında modern felsefenin arkaplanında bulunan merkezi kavramlardan biridir kinesis.) kierkegaard'da ''hatırlama''-platon'un aletheia'sı ve heidegger'in wiederholung'u her ne kadar farklı şeyler olsa da, sesteş kelimeler gibidirler- diğerlerinden farklı olarak 'maruz kalınandır'. tarih karşısında suje edilgendir bu konuda. 'hatırlamak' için -dasein'de olduğu gibi- suje asla tek başına muktedir değildir. kierkegaard'ın bu yorumundan da anlaşılacağı üzere, kendisi bir felsefeci olmaktan ziyade, dindar bir entelektüeldir. heidegger'in ise bu çerçevede kierkegaard'ı yanlış mı anladığı, yoksa basit bi retorikle yok mu saydığı anlaşılamamakta..
kavramsal çerçeveye hakimiyeti olan arkadaşlar burada heidegger'in platonik kavramları kullandığını hemen anlayacaktır. heidegger'in bahsettiği şey (bkz: aletheia) sürecinin transendental öğelerinden soyutlanmış halidir. aletheia'nın aristocu bi yorumu gibidir bu. dasein'in potansiyelini tamamen praksis'e indirgemektir aslında. ancak şunu da söylemek gerekir ki, antik yunan'a kadar geri dönmeden, modern felsefe'de de benzer atıflar olmuş. kierkegaard'ın repetition'ı* gibi... günümüz felsefecilerinden john caputo'nun da yaptığı karşılıklı okumalar neticesinde, heidegger'in kierkegaard'ı görmemezlikten gelmesinin sebebi anlaşılmakta.
'tekrarlama', aslında kinesis'in varoluşsal versiyonudur. bireyde vuku bulan devinimdir. (aslında modern felsefenin arkaplanında bulunan merkezi kavramlardan biridir kinesis.) kierkegaard'da ''hatırlama''-platon'un aletheia'sı ve heidegger'in wiederholung'u her ne kadar farklı şeyler olsa da, sesteş kelimeler gibidirler- diğerlerinden farklı olarak 'maruz kalınandır'. tarih karşısında suje edilgendir bu konuda. 'hatırlamak' için -dasein'de olduğu gibi- suje asla tek başına muktedir değildir. kierkegaard'ın bu yorumundan da anlaşılacağı üzere, kendisi bir felsefeci olmaktan ziyade, dindar bir entelektüeldir. heidegger'in ise bu çerçevede kierkegaard'ı yanlış mı anladığı, yoksa basit bi retorikle yok mu saydığı anlaşılamamakta..
devamını gör...
ankara'nın en güzel yanı
evimdir.
sıcacık, kutu gibi, sevdiğim yemekler, mandalina kolonyası, sevdiceğimin parfümü ve yumuşatıcı kokan sessiz sakin ve huzurlu evim.
sıcacık, kutu gibi, sevdiğim yemekler, mandalina kolonyası, sevdiceğimin parfümü ve yumuşatıcı kokan sessiz sakin ve huzurlu evim.
devamını gör...
doğru insanı bulmak
doğru insan bulunmaz. doğru insan olunur ve doğru insan inşa edilir, karşılıklı. barışmayı, geçinmeyi ve yetinmeyi bilmediğiniz sürece çok insan harcarsınız. karma da döner size ödetir harcadığınız ilişkilerin bedelini. bu konuda sürekli şikayet halinde iseniz bakmanız gereken çevreniz değil aynadır. hadi bakim gençler, tövbeye.
devamını gör...
sıkma
nerde bir mersinli anne görsem yap da yiyelim dedigimdir.
devamını gör...
ahmed arif
gözlerim maviliğin ruhudur.
fecirlerin tebessümü içer.
berraklığında ilah çocukları uyur
ve emer sükutu beyaz gölgeler.
fecirlerin tebessümü içer.
berraklığında ilah çocukları uyur
ve emer sükutu beyaz gölgeler.
devamını gör...
taylorizm
ilkeleri amerikalı iktisatçı ve mühendis frederick winslow taylor tarafından 1880'lerde geliştirilmiş olan ve 1911 yılında yayımladığı "bilimsel yönetimin ilkeleri" (the principles of scientific management) adlı eseri ile ortaya konmuş olan bir üretim yöntemidir. sanayi devrimi'nin getirdiği makineleşmenin bir sonucu olarak işçi emeğinden mümkün olduğu kadar fazla yararlanmayı hedef tutmuştur. işçinin bir makine gibi çalışmasını amaçlayan bu sistem ilk kez 19. yüzyılın sonlarında amerika’da uygulanmıştır.
devamını gör...
hayattan çıkarılmış en önemli ders
hiçbir zaman bir beklentin olmasın. beklenti, hayal kırıklığını beraberinde getirir çünkü. sen planlar kurarken hayat da seninle ilgili planlar kurar ve genellikle hayatın dediği olur.
devamını gör...
yemek yemekten tiksindiren durumlar
-saç,sinek çıkması.
-geğiren ya da parmak yalayan insan.
-nahoş görüntü ya da kokuya denk gelmek.
-ağız doluyken konuşulması.
-geğiren ya da parmak yalayan insan.
-nahoş görüntü ya da kokuya denk gelmek.
-ağız doluyken konuşulması.
devamını gör...
normal sözlük yazarlarının çocukluk fotoğrafları
gözleriniz kamaşıp da ışığımdan kör olmayın diye şeetmiyorum.
bu arada glow up neyse ben onun tersini geçirdim, yanlış anlaşılma olmasın wşclsld.
bu arada glow up neyse ben onun tersini geçirdim, yanlış anlaşılma olmasın wşclsld.
devamını gör...
orhan veli kanık
1914 yılında doğmuş bir '' garip '' şair adam. şiire kasket giydiren, onu sivilleştiren, sokağın dilini kendi diliyle birleştirip unutulmamayı başarmış ender insanlardan sadece biri. yaşamı da erken ölümü de hep sırlarla örülü, üzücü. kapanışı da kendisinin bir şiiriyle yapalım o halde.
şaheserim
âşık olduğum zamanlarda
şiir yazmak âdetim değildi.
halbuki asıl şaheserimi
onu en çok sevdiğimi
anladığım zaman yazdım.
onun için bu şiiri
ılk önce ona okuyacağım.
mehmet ali sel adıyla , ankara, eylül 1937.
şaheserim
âşık olduğum zamanlarda
şiir yazmak âdetim değildi.
halbuki asıl şaheserimi
onu en çok sevdiğimi
anladığım zaman yazdım.
onun için bu şiiri
ılk önce ona okuyacağım.
mehmet ali sel adıyla , ankara, eylül 1937.
devamını gör...
almond blossom
vincent van gogh'un 1890 yılında tamamladığı ''çiçek açan badem ağacı'' adlı tablosu.
van gogh'un kardeşi theo, 1890 ocak ayındaki mektubuyla ''sana söylediğimiz gibi ona senin adını vereceğiz, onun senin gibi kararlı ve cesur olmasını diliyorum'' yazarak yeğeninin doğduğunu ve adını vincent willem koydukları haberini müjdeler. ressam haberi aldıktan sonra yeğenine hediye olarak bu tabloyu yapmaya başlar.
tabloda badem ağacını mavi gökyüzü önünde, çiçeklenmiş halde görürüz. tomurcuklanan bu badem ağacı baharı ve yeni bir hayatı, yeğeninin doğuşunu temsil ediyor.
ressam, aynı yılın mayıs ayında kardeşinin yanına gidip tabloyu teslim eder. bundan 2 ay sonra, temmuz 1890'da hayatını kaybeder.
bu tablo ve van gogh'un resimleri, çizimleri ve mektuplarından oluşan koleksiyon 1925'te yeğeni vincent willem'e kalır. bu koleksiyonun halka açılması için büyük çaba sarfeden yeğeni, 1973'te amsterdam'daki van gogh müzesi'ni açtı. bu tablo da günümüzde müzede sergilenmekte.
tabloya baktıkça mavinin o güzel renginden mi, ağacın mükemmel çizilmiş çiçeklerinden mi bilmem, insanın içine umut doluyor. sevginin, umudun, yeni bir yaşamın tuvale bu kadar nahif bir şekilde aktarılması ressam hakkında bize çok şey söylüyor.
bugün vincent van gogh'un doğum günü.

kaynak
van gogh'un kardeşi theo, 1890 ocak ayındaki mektubuyla ''sana söylediğimiz gibi ona senin adını vereceğiz, onun senin gibi kararlı ve cesur olmasını diliyorum'' yazarak yeğeninin doğduğunu ve adını vincent willem koydukları haberini müjdeler. ressam haberi aldıktan sonra yeğenine hediye olarak bu tabloyu yapmaya başlar.
tabloda badem ağacını mavi gökyüzü önünde, çiçeklenmiş halde görürüz. tomurcuklanan bu badem ağacı baharı ve yeni bir hayatı, yeğeninin doğuşunu temsil ediyor.
ressam, aynı yılın mayıs ayında kardeşinin yanına gidip tabloyu teslim eder. bundan 2 ay sonra, temmuz 1890'da hayatını kaybeder.
bu tablo ve van gogh'un resimleri, çizimleri ve mektuplarından oluşan koleksiyon 1925'te yeğeni vincent willem'e kalır. bu koleksiyonun halka açılması için büyük çaba sarfeden yeğeni, 1973'te amsterdam'daki van gogh müzesi'ni açtı. bu tablo da günümüzde müzede sergilenmekte.
tabloya baktıkça mavinin o güzel renginden mi, ağacın mükemmel çizilmiş çiçeklerinden mi bilmem, insanın içine umut doluyor. sevginin, umudun, yeni bir yaşamın tuvale bu kadar nahif bir şekilde aktarılması ressam hakkında bize çok şey söylüyor.
bugün vincent van gogh'un doğum günü.

kaynak
devamını gör...



