bahailik
“musevilik ve hristiyanlık değiştirildi, o yüzden islamiyet geldi” argümanına benzer bir mentaliteye sahip bir din. buna göre musevilik, hristiyanlık, budizm, hinduizm, şintoizm, tengricilik; aklınıza gelebilecek her din tanrısal esintiler barındırır ve kutsal kabul edilir. her biri mimari ödüllü tapınaklarında bahai metinleri ya da dünyadaki herhangi bir dinin metinlerini okuyarak veyahut da herhangi bir dinin ritüellerini uygulayarak ibadet edilebilir. yani isterseniz bahai tapınağında bir gün namaz kılıp yasin suresini okuyun, öbür gün şaman dansı edin hiç fark etmiyor. hepsi kutsal kabul edilir ve uygulanabilir.
devamını gör...
vişneizm
edip cansever, nazım hikmat, balzac, hugo gibi yazan yazardır.
devamını gör...
ah sen bilmedin
zafer güler'in ayrılık zamanları derbeder olmak için dinlenen şarkısıdır.
şükrü erbaş'ın cam ile taş şiirinden bir kuple okunduğu kısmı iç parçalar cinstendir.
bizden büyük tanrısı yok yalnızlığın
getirdiğin hevesi götürdüğün imkanı seviyorum
şükrü erbaş'ın cam ile taş şiirinden bir kuple okunduğu kısmı iç parçalar cinstendir.
bizden büyük tanrısı yok yalnızlığın
getirdiğin hevesi götürdüğün imkanı seviyorum
devamını gör...
asgari ücretlimizin evinin önünde arabası var
varsa bile benzini yoktur diye düşündüren başlıktır.
devamını gör...
kadınların zeki erkek sevmesi
çok sıkıntılı ya sapyoseksüelliğin doğasında bir mantık hatası var. çözmemiz lazım.
zeki erkeği buldun, ya da zeki erkek zeki kadını buldu, sevdi, sevişti, ilişki devam ediyor diyelim. her şey çok süper, bir sıkıntı yok. ama üremiyorlar kardeşim. ekseriyetle böyle bu. mutlu mesut yaşıyorlar ve üremiyorlar. ya da en az 3 çocuk yapmıyorlar yani. doğal olarak. sıkıntı.
neslimiz tükenecek neslimiz. sapyoseksüellik yasaklansın. seviyenin bugünkünün üzerine çıkması için şart bu. toplumsal faydayı gözetiyorum valla billa. bir çözüm bulmamız şart.
zeki erkeği buldun, ya da zeki erkek zeki kadını buldu, sevdi, sevişti, ilişki devam ediyor diyelim. her şey çok süper, bir sıkıntı yok. ama üremiyorlar kardeşim. ekseriyetle böyle bu. mutlu mesut yaşıyorlar ve üremiyorlar. ya da en az 3 çocuk yapmıyorlar yani. doğal olarak. sıkıntı.
neslimiz tükenecek neslimiz. sapyoseksüellik yasaklansın. seviyenin bugünkünün üzerine çıkması için şart bu. toplumsal faydayı gözetiyorum valla billa. bir çözüm bulmamız şart.
devamını gör...
kadınların abi diyeyim de yavşamasın mantığı
birincisi, yavşamak kadar itici bir kelime yok.
ikincisi, tuhaf bir mantıktır. ve saçma.
ikincisi, tuhaf bir mantıktır. ve saçma.
devamını gör...
köyde hiç yaşamayanların bilemeyeceği şey
geceleri yıldızlar, sanki kadife örtü üzerine dökülmüş bir kase şeker gibidir.
devamını gör...
al bunu doldur
idrar tahlili için kap verilirken vatandaşa söylenen kaba cümle.
evet bunu devlettekiler söyler.
memurlar kapatılsın.
evet bunu devlettekiler söyler.
memurlar kapatılsın.
devamını gör...
lan bırak (yazar)
hiç unutmuyorum buradan gitmeye meyillendiğim bir vakitte hiç tanışmamış olmamıza rağmen gelip sözleriyle beni yumuşatmış ve vazgeçirmişti.
hep senin yüzünden olm, o gün bugündür gidemiyom buradan, bekçi köpeği gibi oldum.
mutlusun mu*.
hep senin yüzünden olm, o gün bugündür gidemiyom buradan, bekçi köpeği gibi oldum.
mutlusun mu*.
devamını gör...
brothers düğüm salonu radyo yayını
sevgili dışınızdaki irlandalı ve miko hanımefendiler, en kısa bu kadar oluyor kusura bakmayın.
hayatımda yalnızca bir kez içip içip eski sevgiliyi aramak isimli güzide eylemimizde bulundum, yıllağğğğr önce. kendisi çok mantıklı bir insan evladı olduğundan, gecenin bir yarısı ex manit’ten gelen bu telefonu açmadı. peki ben durdum mu? durmadım. sms attım.
“şeni şöyle seviyorum balım, böyle yaptım hatalarım vardı işte heeerrrrşeyi yaparım (gerekirse sarhoş olduğum için kelimeyi birleşik de yazarım yani o derece) bak, toparlarız. sen ne dersen de, seni hala çok seviyorum lan allahsız"
ertesi gün facebook üzerinden yanıtladı. onun ss’leri aşağıda (mesajlar mail kutuma da geldiğinden, benimkilerin kaydı yok malesef ama yine de belgelerle geldim.)

- yani, gerçekten bu mesajda buna mı odaklandın? sarhoştum kusura bakma ama mesajın odak noktası orası değildi sanki.

- tamam, özür dilerim o kelime için. ama şu an dünyanın en ayık adamı benim, sabahtan beri sadece çay içtim inanmıyorsan ev arkadaşıma sor. mesajın orası hariç tamamının altına da imzamı atıyorum. hath bakalım.

o günden beri hanımefendinin benim nezdimdeki nickname'i allahsız. yolda falan görsem nabün lan allahsız derim.
hayatımda yalnızca bir kez içip içip eski sevgiliyi aramak isimli güzide eylemimizde bulundum, yıllağğğğr önce. kendisi çok mantıklı bir insan evladı olduğundan, gecenin bir yarısı ex manit’ten gelen bu telefonu açmadı. peki ben durdum mu? durmadım. sms attım.
“şeni şöyle seviyorum balım, böyle yaptım hatalarım vardı işte heeerrrrşeyi yaparım (gerekirse sarhoş olduğum için kelimeyi birleşik de yazarım yani o derece) bak, toparlarız. sen ne dersen de, seni hala çok seviyorum lan allahsız"
ertesi gün facebook üzerinden yanıtladı. onun ss’leri aşağıda (mesajlar mail kutuma da geldiğinden, benimkilerin kaydı yok malesef ama yine de belgelerle geldim.)

- yani, gerçekten bu mesajda buna mı odaklandın? sarhoştum kusura bakma ama mesajın odak noktası orası değildi sanki.

- tamam, özür dilerim o kelime için. ama şu an dünyanın en ayık adamı benim, sabahtan beri sadece çay içtim inanmıyorsan ev arkadaşıma sor. mesajın orası hariç tamamının altına da imzamı atıyorum. hath bakalım.

o günden beri hanımefendinin benim nezdimdeki nickname'i allahsız. yolda falan görsem nabün lan allahsız derim.
devamını gör...
yaşlı adam ve deniz
belki de balıkçı olmamalıydım diye düşündü. ama bunun için doğmuşum ben.
kör talih, direnme, her gün yeni baştan edilinen sürekli tekrarlanan tecrübe. insanın yenilmek için yaratılmadığını kendine fısıldıyor yaşlı adam. aslında derdi hayatta kalmak. umut etmekten başka ne var elinde?
yıllardır bu benim işim dediği iş ona sanki oyun oynuyordu. o balık oltaya bir türlü gelmiyordu. en iyi bildiği iş her gün onu başarısızlık ile karşılıyor, bu onu mahvediyordu. aynı zamanda kader onu bu zamana kadar hiç tutmadığı büyük balık ile karşılaştırıyor. gücünün tükendiği hiç verim alamadığı bir zamanda. bu umut ışığı oraya gelme amacını, tükeneni tekrar doldurmasını hatırlatıyor. talihini doğru kullanmak için mücadele veriyor. ama bu o kadar basit değil onun için. arada kendini motive ediyor.
daha başka şeyler, neşeli şeyler düşün be moruk. bu duygu hiç yabancı değil insana. hadi dayan yapacaksın..
emeği boşa çıkan yaşlı adam, başarısız olsa da çocuk dostunun yardımıyla tekrar yeşertiyor umudunu. çocuğun ben de ikimize yetecek kadar şans var sözü kitap sonunda bizi biraz olsun teselli ediyor.
kitaptaki metaforlar
yaşlı adam: biz
deniz: hayat
köpekbalığı: düşman
yakalanan balık: hayaller, umut.
rüzgar: dost.
ve mücadelemiz.
hemingway’in küba'da yaşadığı zamanlarda pillar isimli teknesiyle çıktığı avlar, bu esere ilham kaynağı olmuştur. sonrasında gelen nobel ödülü ile de yazma başarısı tasdiklenmiştir. yazarın yaşam öyküsü oldukça etkileyicidir. hayattaki tüm olumsuzluklara ve kötü giden talihine rağmen tıpkı bu eserdeki yaşlı adam gibi direnmiş fakat psikolojisi bozulmuştur. sonu intihar ile biten bir yaşam öyküsüne konu olmuştur.
denizcilik kitapları artık çok dikkatimi çekiyor. bir nebze olsa günlük hayattan kopmama biraz seyir yapmama vesile oluyor. tüm bu koşuşturmanın içinde hemingway beni o sandala atıp deniz ile baş başa bıraktı. dinlenmeye, yalnızlığa kuşlarla konuşmaya ihtiyaç vardı. o huzuru hissettim bu kitapta.
mecazen değil gerçekten o deniz yolculuğuna özlem var içimde. fakat hırçınlığını göze almam için cesaretimi toplamalıyım. baştan yenilmediğim günlere adıyorum bu yazımı.
teşekürler ernest hemingway..
kör talih, direnme, her gün yeni baştan edilinen sürekli tekrarlanan tecrübe. insanın yenilmek için yaratılmadığını kendine fısıldıyor yaşlı adam. aslında derdi hayatta kalmak. umut etmekten başka ne var elinde?
yıllardır bu benim işim dediği iş ona sanki oyun oynuyordu. o balık oltaya bir türlü gelmiyordu. en iyi bildiği iş her gün onu başarısızlık ile karşılıyor, bu onu mahvediyordu. aynı zamanda kader onu bu zamana kadar hiç tutmadığı büyük balık ile karşılaştırıyor. gücünün tükendiği hiç verim alamadığı bir zamanda. bu umut ışığı oraya gelme amacını, tükeneni tekrar doldurmasını hatırlatıyor. talihini doğru kullanmak için mücadele veriyor. ama bu o kadar basit değil onun için. arada kendini motive ediyor.
daha başka şeyler, neşeli şeyler düşün be moruk. bu duygu hiç yabancı değil insana. hadi dayan yapacaksın..
emeği boşa çıkan yaşlı adam, başarısız olsa da çocuk dostunun yardımıyla tekrar yeşertiyor umudunu. çocuğun ben de ikimize yetecek kadar şans var sözü kitap sonunda bizi biraz olsun teselli ediyor.
kitaptaki metaforlar
yaşlı adam: biz
deniz: hayat
köpekbalığı: düşman
yakalanan balık: hayaller, umut.
rüzgar: dost.
ve mücadelemiz.
hemingway’in küba'da yaşadığı zamanlarda pillar isimli teknesiyle çıktığı avlar, bu esere ilham kaynağı olmuştur. sonrasında gelen nobel ödülü ile de yazma başarısı tasdiklenmiştir. yazarın yaşam öyküsü oldukça etkileyicidir. hayattaki tüm olumsuzluklara ve kötü giden talihine rağmen tıpkı bu eserdeki yaşlı adam gibi direnmiş fakat psikolojisi bozulmuştur. sonu intihar ile biten bir yaşam öyküsüne konu olmuştur.
denizcilik kitapları artık çok dikkatimi çekiyor. bir nebze olsa günlük hayattan kopmama biraz seyir yapmama vesile oluyor. tüm bu koşuşturmanın içinde hemingway beni o sandala atıp deniz ile baş başa bıraktı. dinlenmeye, yalnızlığa kuşlarla konuşmaya ihtiyaç vardı. o huzuru hissettim bu kitapta.
mecazen değil gerçekten o deniz yolculuğuna özlem var içimde. fakat hırçınlığını göze almam için cesaretimi toplamalıyım. baştan yenilmediğim günlere adıyorum bu yazımı.
teşekürler ernest hemingway..
devamını gör...
sözlüğün ücra bir köy okulunda ölümsüzleşmesi
dokunmak böyle bir şey işte. elinize, emeğinize sağlık.
devamını gör...
türklere özgü davranışlar
uzun süre görmediği birine rastladığı zaman oooo diye yarı uluması sırasınsa adınızı hatırlamaya çalışması.
devamını gör...
günaydın sözlük
günün aydınlığı mı kaldı sözlük?
kendimi 'uykunu aldın koçum' diye ikna etmeye mi çalışayım yoksa gördüğüm abes rüyayı mı unutayım.
hemen rüyamı anlatmak suretiyle sizi de bu boşluğa çekmeye çalışmak istiyorum.
ilk önce deriiiin denizlerde koca dalgalardan kurtulmaya çalıştık sevdiğim bey ile.*sonra bir yere sığındık ve o kayboldu ortadan* dev ahtapot peydah oldu ve olduğum binayı (bir sürü de kadın var işin garibi)her bir boşluktan sarmaya başladı.neyse efenim bu sevgili ahtapotun son isteği seksmiş ve biz bunu nasıl anladık bilmiyorum.kimileri kendini feda etti diğerlerinin selameti için*ben..?tabi ki hayır! hadi ama, o kadar da değil.
şimdi bu rüya ile böyle günü geçireceğim.

mutlu musunuz eyyyy seks başlığı sevenler!
gök yüzünde iki güneş açsa etkilemez beni!*
yetmezmiş gibi bir de alarmda erken uyandım.*
kendimi 'uykunu aldın koçum' diye ikna etmeye mi çalışayım yoksa gördüğüm abes rüyayı mı unutayım.
hemen rüyamı anlatmak suretiyle sizi de bu boşluğa çekmeye çalışmak istiyorum.
ilk önce deriiiin denizlerde koca dalgalardan kurtulmaya çalıştık sevdiğim bey ile.*sonra bir yere sığındık ve o kayboldu ortadan* dev ahtapot peydah oldu ve olduğum binayı (bir sürü de kadın var işin garibi)her bir boşluktan sarmaya başladı.neyse efenim bu sevgili ahtapotun son isteği seksmiş ve biz bunu nasıl anladık bilmiyorum.kimileri kendini feda etti diğerlerinin selameti için*ben..?tabi ki hayır! hadi ama, o kadar da değil.
şimdi bu rüya ile böyle günü geçireceğim.

mutlu musunuz eyyyy seks başlığı sevenler!
gök yüzünde iki güneş açsa etkilemez beni!*
yetmezmiş gibi bir de alarmda erken uyandım.*
devamını gör...
hawthorn ile child
keith ridgway kitabıdır.
lunaparklarda aynalarla dolu bir oda olur ya hani. içeri girdiğinizde başlarda kontrol sizdedir ama bir süre sonra nerde olduğunuzu şaşırmaya, yer yön duygunuzu yitirmeye, zaman algınızın dengesinin bozulduğunu hissetmeye başlarsınsız. bu kitap sizde böyle bir hissiyat uyandıracak.
bir gece kendi evinizden başka bir evde uyandığınızda çevrenize bakar ve bir süre etraftaki hiçbir şeyin tanıdık olmadığını fark edersiniz ya. pencereden görünen manalara sizin değildir, karşıdaki duvar da. kapı size yabancıdır, içinde uyanmaya çalıştığınız yatak da. sonra geceyi tam hatırlayamadığınızı fark edersiniz. öyle bir duygu saracak sizi kitabı bitirince.
ikinci, üçüncü dubleden sonra dünya daha renkli görünmeye başlar ya bazen. yavaş yavaş plastikleşmeye sonra hızla akışkan bir hal almaya başlar dünya diye bildiğiniz yer. insan suretleri şeytanlıklarından arınır, birinci geleneksel sırat koşusu hiç olmadığı kadar hızlı geçilir gibi olur ya, öyle bir heyecan dolacak içinize okuyunca.
gerçekle rüya öyle bir birbirine girecek ki kitabı okuyor musunuz yoksa kitabı bitirip üzerinde düşünmeye mi başladınız, anlamayacaksınız.
hawthorn ile child dedektiflik mesleğini hakkını veren bir ikili ama zihinsel yolculuklar fiziki takipten daha çok yer alıyor soruşturma yöntemleri arasında.
ilginç bir ikili sizi astral olmayan bir astral seyahate çıkarıyor.
lunaparklarda aynalarla dolu bir oda olur ya hani. içeri girdiğinizde başlarda kontrol sizdedir ama bir süre sonra nerde olduğunuzu şaşırmaya, yer yön duygunuzu yitirmeye, zaman algınızın dengesinin bozulduğunu hissetmeye başlarsınsız. bu kitap sizde böyle bir hissiyat uyandıracak.
bir gece kendi evinizden başka bir evde uyandığınızda çevrenize bakar ve bir süre etraftaki hiçbir şeyin tanıdık olmadığını fark edersiniz ya. pencereden görünen manalara sizin değildir, karşıdaki duvar da. kapı size yabancıdır, içinde uyanmaya çalıştığınız yatak da. sonra geceyi tam hatırlayamadığınızı fark edersiniz. öyle bir duygu saracak sizi kitabı bitirince.
ikinci, üçüncü dubleden sonra dünya daha renkli görünmeye başlar ya bazen. yavaş yavaş plastikleşmeye sonra hızla akışkan bir hal almaya başlar dünya diye bildiğiniz yer. insan suretleri şeytanlıklarından arınır, birinci geleneksel sırat koşusu hiç olmadığı kadar hızlı geçilir gibi olur ya, öyle bir heyecan dolacak içinize okuyunca.
gerçekle rüya öyle bir birbirine girecek ki kitabı okuyor musunuz yoksa kitabı bitirip üzerinde düşünmeye mi başladınız, anlamayacaksınız.
hawthorn ile child dedektiflik mesleğini hakkını veren bir ikili ama zihinsel yolculuklar fiziki takipten daha çok yer alıyor soruşturma yöntemleri arasında.
ilginç bir ikili sizi astral olmayan bir astral seyahate çıkarıyor.
devamını gör...
seni seviyorum demenin farklı şekilleri
vedalaşırken sona bırakmak.
devamını gör...
hakkari'de bir mevsim
romanda istanbul'dan hakkari'nin bir köy okuluna atanan öğretmenin bir dönem boyunca yaşadıkları, hissettikleri, başından geçenler anlatılmış.
olaylar pirkanis köyünde geçmekte.
eserin kahramanı olan asker-öğretmen kendi deyimiyle bir çeşit sürgündedir.
romanda oraya yolunu kaybederek bir tekne ile geldiğini belirtiyor.
köye gelince okulun çok eski olduğunu, çocukların hiç kitabı ve defterinin olmadığını görüyor.
onlara kitap defter almak için şehre inip resmi kurumlardan yardım istese de kimse onu ciddiye almaz. orada bir süryani kitapçı ile tanışır çocuklara kitap alır.
bir gün köyde çocukları etkileyen bir salgın başlar. dilekçe yazıp bakanlığa haber verse de yollar kardan kapalı olduğundan kimse gelmez.
köyde ölümler artar ama kimse gelemez, doğunun acı gerçekleriyle tanışmış olur.
bir gün köye bir müfettiş gelir ve öğretmeni tebrik eder bu zamana kadar burada nasıl kaldın diye.
sonra okul kapanır ve oradan ayrılıp kendisini bekleyen teknesine(!) doğru gider.
eser sadece olay akışı şeklinde klasik bir roman değildir.
iç konuşma, bilinç akışı gibi teknikler kullanılır.
romanın bazı bölümleri birkaç cümleden oluşur ve kısa bir hikaye tarzındadır. bu bölümleri edgü'nün bir hikayesi gibi düşünebiliriz. karanlık bir hava hakimdir.
gizemli olaylar vardır bizi sürekli içine çeker.
edgü'nün hikayeleri zaten minimalist tarzdadir. romandaki
ferit edgü gerçek yaşamında paris ve istanbul'da yaşamış biri olarak hakkari'de gördüklerinden çok etkilenmiştir.
bu doğu izlenimleri onun eserlerine çokça yansımıştır. yazdığı 3 romanın ikisi doğuda geçmektedir. birçok öyküsü de doğu ile ilgilidir.
kimse adlı romanı da hakkari'de bir mevsim adlı romanın iç diyalog tekniğiyle yazılmış halidir aslında. daha sanatsal ve teknik açıdan ağır bir romandir.
son olarak söylemek istediğim şey edgü'nün diğer yazarlardan ayrılan en önemli özelliği dilidir.
onun eserlerinde fazla tek bir sözcük bulanamaz.
özellikle türkçe sözcükler kullanmakta da çok hassastır.
olaylar pirkanis köyünde geçmekte.
eserin kahramanı olan asker-öğretmen kendi deyimiyle bir çeşit sürgündedir.
romanda oraya yolunu kaybederek bir tekne ile geldiğini belirtiyor.
köye gelince okulun çok eski olduğunu, çocukların hiç kitabı ve defterinin olmadığını görüyor.
onlara kitap defter almak için şehre inip resmi kurumlardan yardım istese de kimse onu ciddiye almaz. orada bir süryani kitapçı ile tanışır çocuklara kitap alır.
bir gün köyde çocukları etkileyen bir salgın başlar. dilekçe yazıp bakanlığa haber verse de yollar kardan kapalı olduğundan kimse gelmez.
köyde ölümler artar ama kimse gelemez, doğunun acı gerçekleriyle tanışmış olur.
bir gün köye bir müfettiş gelir ve öğretmeni tebrik eder bu zamana kadar burada nasıl kaldın diye.
sonra okul kapanır ve oradan ayrılıp kendisini bekleyen teknesine(!) doğru gider.
eser sadece olay akışı şeklinde klasik bir roman değildir.
iç konuşma, bilinç akışı gibi teknikler kullanılır.
romanın bazı bölümleri birkaç cümleden oluşur ve kısa bir hikaye tarzındadır. bu bölümleri edgü'nün bir hikayesi gibi düşünebiliriz. karanlık bir hava hakimdir.
gizemli olaylar vardır bizi sürekli içine çeker.
edgü'nün hikayeleri zaten minimalist tarzdadir. romandaki
ferit edgü gerçek yaşamında paris ve istanbul'da yaşamış biri olarak hakkari'de gördüklerinden çok etkilenmiştir.
bu doğu izlenimleri onun eserlerine çokça yansımıştır. yazdığı 3 romanın ikisi doğuda geçmektedir. birçok öyküsü de doğu ile ilgilidir.
kimse adlı romanı da hakkari'de bir mevsim adlı romanın iç diyalog tekniğiyle yazılmış halidir aslında. daha sanatsal ve teknik açıdan ağır bir romandir.
son olarak söylemek istediğim şey edgü'nün diğer yazarlardan ayrılan en önemli özelliği dilidir.
onun eserlerinde fazla tek bir sözcük bulanamaz.
özellikle türkçe sözcükler kullanmakta da çok hassastır.
devamını gör...
yeni bir şehirde yalnız olmak
yeni bir şehre taşındığınızda öyle bir his gelir ve yerleşir ki ruhunuza, baktığınız kaldırım taşında bile tanıdık bir yüze rastlamak istersiniz.
beyninizde sürekli bir bavul taşırsınız. bavulun içerisinde geçmişin acı tatlı hatıraları ile birlikte geleceğin umutlu-umutsuz beklentileri vardır. ayakkabı ile girilmeyen bir evde ayakkabı ile dolaşmak gibidir. bir ayağınız kapının önündedir. ya siz çıkıp gideceksinizdir ya da kapı dışarı edileceksinizdir. huysuz bir bekleyiştir. sınırsız bir düşünce halidir.
döndüğünüz her köşe başı yabancılığınızı hatırlatır.
öte yandan, yabancılık iyidir. yeni bir kişi olmanızın önündeki tek engel, kafatasınızın içerisindeki küçük bir kütledir.
beyninizde sürekli bir bavul taşırsınız. bavulun içerisinde geçmişin acı tatlı hatıraları ile birlikte geleceğin umutlu-umutsuz beklentileri vardır. ayakkabı ile girilmeyen bir evde ayakkabı ile dolaşmak gibidir. bir ayağınız kapının önündedir. ya siz çıkıp gideceksinizdir ya da kapı dışarı edileceksinizdir. huysuz bir bekleyiştir. sınırsız bir düşünce halidir.
döndüğünüz her köşe başı yabancılığınızı hatırlatır.
öte yandan, yabancılık iyidir. yeni bir kişi olmanızın önündeki tek engel, kafatasınızın içerisindeki küçük bir kütledir.
devamını gör...
şair
kim bir şairi kırsa
şair gider uzun bir dizeyi kırar mesela
bilirim kim dokunsa şiire
eline bir kıymık saplanacak.
didem madak
şair gider uzun bir dizeyi kırar mesela
bilirim kim dokunsa şiire
eline bir kıymık saplanacak.
didem madak
devamını gör...
