yazarların bu sene okuduğu kitap sayısı
56.
devamını gör...
sözlük radyosunun yayına başlaması
revolution is coming.
devamını gör...
zenginlerin bilmediği zevkler
kışın buz gibi yorganın altına girip ısınmak.. :)
devamını gör...
şairler şair olduğu için mi bu kadar cool sorunsalı
erdal kalın poe ukdesi.
nazım hikmet cerrah olsaydı da cool biri olurdu zannımca. şair oldukları için de zaten 10-0 öndeler.
birinin 10 sayfada anlattığını sen 1 kelimeyle anlatıyorsan iş bitmiş demektir. bundan büyük ne var hayatta ?
nazım hikmet cerrah olsaydı da cool biri olurdu zannımca. şair oldukları için de zaten 10-0 öndeler.
birinin 10 sayfada anlattığını sen 1 kelimeyle anlatıyorsan iş bitmiş demektir. bundan büyük ne var hayatta ?
devamını gör...
13 eşini aynı anda hamile bırakan adam
13 kadını aynı anda nasıl hamile bırakabilir olum, niagara şelalesi mi bu?
devamını gör...
türkiye'de ve dünyada islam'a yönelişin iyice hız kazanmasının nedeni
sayın sözlük yazarları lütfen bu başlığı ve emre_1974tr adlı şahısı dikkate almayın. kendisi beni ve diğer tüm inançsızları mason olarak nitelendiriyor. troll değil teyit ettim. temmennim bu gibilerine geçit vermeyin.
islam yükselişte falan değil çakılıştır o.
islam yükselişte falan değil çakılıştır o.
devamını gör...
yeni biriyle tanışmak
artık çok korktuğum ve çekindiğim bir şeydir. yordular beni sözlük. güvenmek hiç görmeyen birisine gökkuşağını anlatmak kadar zor geliyor... (bkz: herkes gider mi)
devamını gör...
son singapur vapuru (yazar)
girdiğim her başlıkta dikatimi çeken yazardır kendisi .yazdıklarını okumaktan keyif alıyorum .güzel kalemiyle yazmaya devam eder umarım.
devamını gör...
söyleyenden dinleyen arif gerek
bazı konuşmacıların üstü kapalı, sanatlı ve derin anlamlı konuşması dolayısı ile söylenenlerin anlaşılması, dinleyenin bilgi ve anlayış yeteneğine bağlı kalır. dinleyen, ne denmek istendiğini ancak çaba göstererek anlayabilir anlamında söylenen atasözü.
bu durum özellikle felsefeci insanların kitaplarını okurken veyahut felsefi konularda konuşan insanları dinlerken oluşan duruma benzemektedir.
bu durum özellikle felsefeci insanların kitaplarını okurken veyahut felsefi konularda konuşan insanları dinlerken oluşan duruma benzemektedir.
devamını gör...
hastanede seks skandalı
bu duyulanı, duyulmayan yüzlercesi var. insanın sağlığı için gittiği yerde böyle bir durumun yaşanması hoş değil. orası insanlara açık ortamlardır. bir de steril olması gereken bir ortamda yapılması hiç hoş olmayan bir durumdur.
devamını gör...
ebced
arap harflerinin ilk düzenine ve harflerin taşıdığı sayı değerine verilen isim.
devamını gör...
goodfellas
goodfellas (1990), yönetmen martin scorsese'nin ustalık eseridir. film, eski mafya üyesi henry hill' in gerçek hayatını ve mafyanın içinde geçirdiği 30 yılı anlatıyor. adet olduğu üzere bundan sonrası spoiler:
--! spoiler !--
bu filmi benim için özel yapan o kadar çok şey var ki... kusursuz olarak nitelendirebileceğim bir film. hem teknik anlamda hem de hikaye anlamında ilk dakikadan son dakikaya kadar sürükleyip götürüyor.
filmde joe pesci' nin muhteşem oyunculuğunu ve karakterle bütünleşmesini hemen farkedebiliyorsunuz. bu filmle “en iyi yardımcı erkek oyuncu” oscarını aldı ama filmin odak noktası o. hele sinema tarihine geçen “funny how” sahnesinde döktürüyor:
bu filmle starlığa adım atmak isteyen ray liotta ise henry hill’ i çok iyi oynamış. usta yönetmenin elinde iyice şekillenmiş gibi dursa da sonraki kariyeri beklentilerin çok altında kalmıştır.
robert de niro ise benim fikrime göre geri planda kalmış. gene klasik ağzını burnunu çarpıtarak rol kesmeleri mevcut ama sanki joe pesci’ ye ben bu filmde seninle başa çıkamayacağım demek istemiş.
scorsese'nin önceki filmlerini izlemiş ve kendisinin tarzını az çok bilen biri bu filmde önceki filmlerinde kullandığı her teknik unsuru nasıl alıp mükemmelleştirdiğini görebilir. daha önce hiç scorsese filmi seyretmeyen ise adapte olmakta hiç zorluk çekmez. tam bir usta yönetmen işi. bunların dışında da filmin tamamen gerçek hikayelerden oluşması ve henry hill' in bizzat danışmanlık yapmış olması nedeniyle film bittikten sonra bile kendisinin hayatı ve yaşadıkları hakkında araştırma yapma ihtiyacı hissediyorsunuz.
mafya dünyasını oldukça gerçekçi, çarpıcı, ve mizahi bir şekilde anlatmayı başarmış bir başyapıt. tüm zamanlardaki favori filmlerimden biri.
sinema tarihindeki en uzun vertigo effect lerinden biri de bu filmdedir.
filmin ilk cümlesi, son sözüm olsun:
"as far back as i can remember i always wanted to be a gangster,"
--! spoiler !--
--! spoiler !--
bu filmi benim için özel yapan o kadar çok şey var ki... kusursuz olarak nitelendirebileceğim bir film. hem teknik anlamda hem de hikaye anlamında ilk dakikadan son dakikaya kadar sürükleyip götürüyor.
filmde joe pesci' nin muhteşem oyunculuğunu ve karakterle bütünleşmesini hemen farkedebiliyorsunuz. bu filmle “en iyi yardımcı erkek oyuncu” oscarını aldı ama filmin odak noktası o. hele sinema tarihine geçen “funny how” sahnesinde döktürüyor:
bu filmle starlığa adım atmak isteyen ray liotta ise henry hill’ i çok iyi oynamış. usta yönetmenin elinde iyice şekillenmiş gibi dursa da sonraki kariyeri beklentilerin çok altında kalmıştır.
robert de niro ise benim fikrime göre geri planda kalmış. gene klasik ağzını burnunu çarpıtarak rol kesmeleri mevcut ama sanki joe pesci’ ye ben bu filmde seninle başa çıkamayacağım demek istemiş.
scorsese'nin önceki filmlerini izlemiş ve kendisinin tarzını az çok bilen biri bu filmde önceki filmlerinde kullandığı her teknik unsuru nasıl alıp mükemmelleştirdiğini görebilir. daha önce hiç scorsese filmi seyretmeyen ise adapte olmakta hiç zorluk çekmez. tam bir usta yönetmen işi. bunların dışında da filmin tamamen gerçek hikayelerden oluşması ve henry hill' in bizzat danışmanlık yapmış olması nedeniyle film bittikten sonra bile kendisinin hayatı ve yaşadıkları hakkında araştırma yapma ihtiyacı hissediyorsunuz.
mafya dünyasını oldukça gerçekçi, çarpıcı, ve mizahi bir şekilde anlatmayı başarmış bir başyapıt. tüm zamanlardaki favori filmlerimden biri.
sinema tarihindeki en uzun vertigo effect lerinden biri de bu filmdedir.
filmin ilk cümlesi, son sözüm olsun:
"as far back as i can remember i always wanted to be a gangster,"
--! spoiler !--
devamını gör...
karkabos
kuzey yunanistan'da, trakya ve makedonya civarında hüküm sürmüş olan acımasız, şeref yoksunu, it herif lakabını verdiğim triopas'ın evladıymış karkabos.
karkabos'da babasının it herif olduğunun farkındaymış, "halkına zorba davranan bir kraldan olsa olsa it olur..." diye düşünmüş olacak ki, biricik ülkesini her geçen gün bataklığa götüren, kendi ülkesinin para birimini her geçen dakika hiç eden ve "ben ekonominin kitabını yazdım..." diyen tripoas'ı öldürmeye ve ülkesini kurtarmaya karar vermiş, yapmış da.
yapmış yapmasına ama suçlu olarak anılmaya başlamış, kendi vicdanı da baba katili olmayı kaldıramamış, gitmiş troas bölgesine, kral tros'un yanına sığınmış, arınmak istemiş suçundan, geçmişini unutmak istemiş.
troya krallarıyla arasını da pek iyi tutmuş karkabos abimiz, çok sevmiş onu troya kralları, ona topraklar vermişler, bir dediğini iki etmemişler, o da erdek'in kuzeyinde kalan sarıköy tarafı olduğu düşünülen yere, zeleia isminde bir yerleşim yeri kurmuş.
kendisi, troya savaşının en müthiş kahramanlarından biri olan, büyük komutan, müthiş okçu, atamız sayılan pandaros'un atasıdır.
pandaros... it oğlu it, şeref ve namus yoksunu diomedes'in şehit ettiği büyük komutan pandaros...
karkabos'da babasının it herif olduğunun farkındaymış, "halkına zorba davranan bir kraldan olsa olsa it olur..." diye düşünmüş olacak ki, biricik ülkesini her geçen gün bataklığa götüren, kendi ülkesinin para birimini her geçen dakika hiç eden ve "ben ekonominin kitabını yazdım..." diyen tripoas'ı öldürmeye ve ülkesini kurtarmaya karar vermiş, yapmış da.
yapmış yapmasına ama suçlu olarak anılmaya başlamış, kendi vicdanı da baba katili olmayı kaldıramamış, gitmiş troas bölgesine, kral tros'un yanına sığınmış, arınmak istemiş suçundan, geçmişini unutmak istemiş.
troya krallarıyla arasını da pek iyi tutmuş karkabos abimiz, çok sevmiş onu troya kralları, ona topraklar vermişler, bir dediğini iki etmemişler, o da erdek'in kuzeyinde kalan sarıköy tarafı olduğu düşünülen yere, zeleia isminde bir yerleşim yeri kurmuş.
kendisi, troya savaşının en müthiş kahramanlarından biri olan, büyük komutan, müthiş okçu, atamız sayılan pandaros'un atasıdır.
pandaros... it oğlu it, şeref ve namus yoksunu diomedes'in şehit ettiği büyük komutan pandaros...
devamını gör...
yazarların mini dizi önerileri
(bkz: rose red konağı)
stephen king uyarlaması olan 3 bölümlük mini dizidir. sonralar da 3 bölüm kurgulanıp tek film gibi yapılmıştır.
stephen king uyarlaması olan 3 bölümlük mini dizidir. sonralar da 3 bölüm kurgulanıp tek film gibi yapılmıştır.
devamını gör...
lahmacun kıymalı mı yenir kıymasız mı sorunsalı
ekonomi böyle giderse kıymasız yenir.
devamını gör...
geceye bir hayat dersi bırak
nezaketin işe yaramadığı yerde nazik olmak beyhudedir, kabalaşmak da bir tercih olmamalı. sessizce çekilmek en güzeli.
devamını gör...
kalınlığı yüzünden göz korkutan kitaplar
suç ve ceza:( bir türlü başlayamıyorum
devamını gör...
otostopçunun galaksi rehberi
douglas adams tarafından kaleme alınmıştır. yayın hayatına bbc'de radyo tiyatrosu olarak başlamış ancak yoğun ilgi üzerine 5+1'lik bir kitap serisi haline gelmiştir.
serideki kitaplar:
1- hitchhiker's guide to the galaxy (otostopçunun galaksi rehberi)
2- the restaurant at the end of the universe (evrenin sonundaki restoran)
3- life, the universe and everything (yaşam, evren ve herşey)
4- so long, and thanks for all the fish (elveda ve bütün o balıklar için teşekkürler
5- mostly harmless (çoğunlukla zararsız)
+1-the salmon of doubt (kuşkucu somon)
kuşkucu somon'un üvey evlat muamalesi görme sebebi ise douglas adams'ın ölümünden sonra dört bilgisyarından toplanan yazılarla oluşturulmasıdır.
bir çok web sitesinin, teknolojik fikrin ilham kaynağıdır. örnek vermek gerekirse, ilk kitaba ve seriye ismini veren rehber ekşisözlük'e, kitapta bahsedilen babel fish bir simultane çeviri hareketine ilham olmuştur.
serideki kitaplar:
1- hitchhiker's guide to the galaxy (otostopçunun galaksi rehberi)
2- the restaurant at the end of the universe (evrenin sonundaki restoran)
3- life, the universe and everything (yaşam, evren ve herşey)
4- so long, and thanks for all the fish (elveda ve bütün o balıklar için teşekkürler
5- mostly harmless (çoğunlukla zararsız)
+1-the salmon of doubt (kuşkucu somon)
kuşkucu somon'un üvey evlat muamalesi görme sebebi ise douglas adams'ın ölümünden sonra dört bilgisyarından toplanan yazılarla oluşturulmasıdır.
bir çok web sitesinin, teknolojik fikrin ilham kaynağıdır. örnek vermek gerekirse, ilk kitaba ve seriye ismini veren rehber ekşisözlük'e, kitapta bahsedilen babel fish bir simultane çeviri hareketine ilham olmuştur.
devamını gör...
iç döküşler
sanırım dönüp dolaşıp geldiğim bir çöplük burası. bir şeyler yaşayıp, hissedip, görüp, duyup yine burada, elimde kendi kendini tüketen bir sigarayla içimi dökerken buluyorum kendimi. yine geldim ve yine bu başlığın altındayım. eskiden karalama defterine yazardım, şimdi bakıyorum da bu başlık daha uygun içimdekileri kusmaya. ne demişler sonuçta? iç döküşler...
yaklaşık bir haftadır karantinadayım. evden dışarıya adımımı dahi atmadım. halledilmesi gereken birkaç posta işimi de sağ olsun arkadaşlar halletti. evimde, tüm sessizliğim, sakinliğim ve yalnızlığımla geçirdim son günlerimi. karantinaya girinceye kadar farkında değilmişim yalnızlığa ne kadar ihtiyacımın olduğunu ve kendimden, merdumgirizliğimden ne kadar uzaklaştığımı. günlerim kitaplarımın başında, çoğunlukla elimde sigarayla ve yalnızlığımla baş başa geçiyor. birkaç yakın dostum arayıp sormadığı sürece ağzımı dahi açmıyorum. insanın ağzı bile yorulur mu? yoruluyormuş dostlar. sayfalarca kitap okurken yorulmayan bedenim sanki tek kelime etse yığılıp kalacakmış gibi geliyor kimi zamanlarda. o yüzden susuyorum, susmaya susadığım onca zamanın acısını çıkartırcasına, tüm kelimelerimin birer birer katili oluyorum...
yaklaşık bir haftadır karantinadayım. evden dışarıya adımımı dahi atmadım. halledilmesi gereken birkaç posta işimi de sağ olsun arkadaşlar halletti. evimde, tüm sessizliğim, sakinliğim ve yalnızlığımla geçirdim son günlerimi. karantinaya girinceye kadar farkında değilmişim yalnızlığa ne kadar ihtiyacımın olduğunu ve kendimden, merdumgirizliğimden ne kadar uzaklaştığımı. günlerim kitaplarımın başında, çoğunlukla elimde sigarayla ve yalnızlığımla baş başa geçiyor. birkaç yakın dostum arayıp sormadığı sürece ağzımı dahi açmıyorum. insanın ağzı bile yorulur mu? yoruluyormuş dostlar. sayfalarca kitap okurken yorulmayan bedenim sanki tek kelime etse yığılıp kalacakmış gibi geliyor kimi zamanlarda. o yüzden susuyorum, susmaya susadığım onca zamanın acısını çıkartırcasına, tüm kelimelerimin birer birer katili oluyorum...
devamını gör...