eski roma imparatoru. ayrıca adıyaman kahta’da bulunan tarihi cendere köprüsü’nün de diğer adıdır.
devamını gör...

karşıt mıyım değil miyim arada kaldığım durum.
imzaladığımız kağıtlara ne demeli?
devamını gör...

tarihin, niçin tekerrürden ibaret olduğunun hem kanıtı hem de sebebi olan eylem, döngü*.
devamını gör...

adana'nın yüreğir ilçesinde meydana gelen iç burkan olaydır. adamı tanıyan insanlar intihar etmesinin "ekonomik sıkıntılar" nedeniyle olduğunu söylüyor. havuz medyasında yer alır mı ? sanmam. çünkü mamalandıkları kişiler bu olayın bizzat failidir.

buradan

*hassas içerik
devamını gör...

kara murat filmlerinin vazgeçilmez sahneleri vardır. bitmek tükenmek bilmeyen ve vazgeçmeyen haçlı askerleri... kara murat öldürür, yaralar bunları, kamera arkasında biraz dinlenip tekrar gelirler. göynekleri de önceden yırtılmıştır kara murat'ı yormayalım diye. son zamanlarda da benzer durum sözlükte karşımıza çıkıyor. bir troll gidiyor, hop diğeri geliyor. sözlüğün etrafını çember gibi sarıp, tek tek saldırıyorlar. helal olsun diyorum.
devamını gör...

elim ayağım karışıyo arkadaşlar. neyin nerden geldiğini anlayamıyorum dediğim başlık.
devamını gör...

bazen yorgunluktan ya da tamamen keyfimiz öyle istediği için üşengeçlik yapıp bir kolayını bulduğumuz davranışlardır.

-bulaşık yıkamaya üşenip köpük tabak bardak vs kullanmak
-gece uyku sırasında tuvalete gitmeye üşenip sabaha kadar tutmak
-ışığı kalkıp kapatmaya üşenip düğmeye top vs atmak
-bu başlığa daha fazla tanım yazmamak için gibi gibi diyerek tanımı bitirmek.
devamını gör...

günaydın sözlük. hava miss gibi, kuşlar cıvıl cıvıl ötüyor, çiçekler, güneş falan herşey bebek gibi. umarım göz açıp kapayıncaya kadar eşimize dostumuza kocaman sarılabildiğimiz ve pandeminin olmadığı daha bebek, daha çiçek bir dünyaya uyanırız. güzel bir gün olsun bakalım*.
kullanıcı tarafından yüklenmiş görsel
devamını gör...

askerdeyken çok kez başıma gelmiş olaydı. kardan yollar kapanınca levazım gelemezdi. erzak tükenince bisküvi ile yaşamaya çalışırdık. hey gidi günler...
devamını gör...

bazı yazarların kullanıcı adlarını goygoy maksatlı açılan başlıklar sanıyorum, başlığa giriyorum bir bakıyorum ki yeni gelen yazarmış, 'vay alüminyum çok orijinal' diyerek iç geçiriyorum. bu ikinci oldu. şaşırtın beni anacım.
t: tanım gibi kullanıcı adına sahip yazar. hihihihi tanımdan yırttık. keyifli sözlükler sayın yazar.
devamını gör...

muhtemelen kişisel sınırlarını iyi çizemiyordur. her şeyi onayladığı için enayi yerine konulması ve faydalanılan kişi olduktan sonra yapayalnız kalması mümkündür.
devamını gör...

gerçekten böyle bir şey olabilir mi ya? sorusunu sordurmuştur.
edit: başlık sazan avıdır. (bkz: grup psikolojisinin sözlükteki önemi)
devamını gör...

doğru önerme.
kırmızılı mavili ağ desenli kostüm nedir allasen.
devamını gör...

boyozdur.
devamını gör...

tanım romanın analizi olmasından mütevellit ağır derecede spoiler içermektedir.

albert camus'nun 1942 yılında yayınlanan ilk ve en ünlü romanı. sanılanın aksine varoluşçu bir eser değildir, absürt edebiyatının ilk örneklerinden biridir.
okuması gayet kolay olan bir roman olsa da, gerçek anlamda anlaması basit değildir çünkü olan olaylar üzerine birçok farklı bakış açısıyla, birçok farklı çıkarımda bulunmak mümkün.

romandaki en bariz fikir, muhtemelen insanın varoluşunun absürtlüğü. absürt edebiyatının ana fikirlerinden birisi insanın varoluşunun, insan hayatının koşullarının absürtlüğüdür. yani insan, varoluşunu, varoluş koşullarını anlayabilecek kapasitede değildir. bir örnekle açıklarsak: en kolay örnek ölümdür. ölüm, insanın gerçek anlamda kavrayabildiği bir konsept değil. insan, bir taraftan ölümün hiç gelmeyeceğini düşünür, diğer taraftan da bir şekilde sonsuza kadar yaşayacağını düşünür (bkz: din). varoluşun absürtlüğü de bu nokta da giriyor. tek bir insanın varoluşu, hayatı bir bakıma anlamsızdır. bir insanın hayatı sahip olabileceği en önemli şey ve hayat, bir insanın deneyimleyebileceği en uzun olay. ancak tek bir insanın hayatı, bütün dünya (hatta günümüzde evren) ile karşılaştırıldığında anlamsız, ufak. hepimiz birkaç jenerasyona unutulup gitmiş olacağız. bir insanın hayatına yüklediği anlam ile bir insan hayatının evrensel anlamı arasındaki ilişki absürt yani bir tutuşmazlık var.

romanın başkarakteri, meursault da burada işe dahil oluyor. roman, bir ölümle başlayıp bir ölümle bitiyor. kitapın dönüm noktasında ise yine bir ölüm var. lakin meursault, ne annesinin ölümünü, ne öldürdüğü arabın ölümünü, ne de kendi ölümünü ciddiye alıyor. ciddiye almamak tam doğru kelime değil aslına bakarsanız; meursault, kitaptaki bütün ölümlerin karşısında kayıtsız, umursamaz. lakin romandaki üç ölüm de, meursault'nun hayatını derinden etkiliyor. sonuç olarak, romanda insan hayatına iki farklı bakış açısı olduğunu söyleyebiliriz: birincisi, meursault'nun bakış açısı, ki bu insan hayatının doğadaki yerine benzer. meursault, bütün roman boyunca dış etkenlerden çok etkileniyor. annesinin ölümünde, arabı öldürdüğünde ya da mahkeme salonunda havanın sıcaklığı meursault'nun düşünmesine bile engel oluyor. meursault, devamlı dış faktörlerden etkilenen güdülerinin farkında yani meursault, bir bakıma, doğa ve çevre ile harmoni içerisinde. insan hayatına bir diğer bakış açısı ise okuyucunun ve meursault'nun arkadaşlarının olaylara bakış açısı.

iki bakış açısı arasındaki fark nedir diye sorarsanız cevabı aslında tanımın en başında verdim: insanın hayata bakış açısı ile insan hayatının dünyadaki yeri arasında bir tutuşmazlık var. toplum ve doğa birbiri ile zıt düşüyor bir bakıma. lakin yabancı'yı ilk okuduğumdan beri aklımda bir soru var: yabancı kim? bu soruya ilk cevabınız meursault olacaktır. meursault, topluma yabancı. lakin meursault, çevresine yabancı değil, doğaya yabancı değil. aksine, doğanın bir yansıması gibi hareket ediyor. her harekete, hisleri çevresel faktörlerin bir sonucu bir bakıma. diğer taraftan, meursault'nun dışındaki karakterler, toplumun normlarına yabancı olmasalar da, kendi çevrelerine yabancılar. meursault'nun annesinin cenazesinde, annesinin huzurevinden bir arkadaşı da katılır ve bu karaktere, meursault'nun mahkemesi sırasında meursault'nun annesinin cenazesi sırasında ağlayıp ağlamadığı sorulur. adam, cenazede çok ağladığını ve ağlamaktan hiçbir şey göremediğini söyler. bu etki, romanın meursault'nun gözünden anlatılması ile daha da güçlü hale geliyor çünkü meursault'nun gözünden yabancı olan kendisi değil, olamaz da.

aynı zamanda, camus insan hayatının absürtlüğüne de değinmekte. meursault'nun, romanın başından sonuna kadar başına gelen bütün olaylar şans eseri ve kendi içinde mantıklıymış gibi gözükse dahi saçma. meursault'yu cinayete sürükleyen olaylar silsilesi tümüyle şans eseri ve öldürdüğü kişi de kendisiyle hiçbir alakası olmayan biri. hatta meursault'nun gözünde o kadar yabancı ki, ismi bile yok: "arap" denilip geçiliyor. meursault'nun mahkemesi ise tam bir saçmalık. meursault, annesinin cenazesinde nasıl davrandığının üzerine yargılanıyor. işlediği cinayetle hiçbir alakası yok olmamasına rağmen. meursault, bir bakıma iyi bir evlat olarak görülmediği için idama mahkum ediliyor. toplumun normlarına yabancı, oluşu meursault'yu suçlu yapıyor, arabı öldürmesi değil.
devamını gör...

insan senaryoda berkun oya, kadroda haluk bilginer, engin günaydın, binnur kaya, irem sak, okan yalabık, öner erkan, fatih artman; konuk oyuncu olarak halit ergenç, bergüzar korel gibi isimleri görünce çok çarpıcı bir film bekliyor.

acaba kim şöyle bir kadroyu toplayıp deneysel bir şeyler deneyelim diye bir öneride bulundu, gerçekten merak ediyorum. film genel anlamıyla eğlenceli ama bir olmamışlık var. sanki senaryonun bir kısmını birileri yazmış da tamamlayacağı yerleri sonraya bırakmış, başka biri gelip senaryoyu devam ettirmiş ve o yerleri tamamlayamamış gibi. hatta abartarak söyleyeyim sanki 5-6 bölümlük bir mini dizi için başlanmış da filme çevirmişler gibi. karakterler var, içi boş. o karakterler neden var anlamıyoruz.

--! spoiler !--

mesela bu küçük caner karakteri neden anlatıldı bize? sadece denyo sahnesi için mi izledik? (çocuk oyuncunun başarısı da muazzamdı bu arada. karakteri sevmesem de oyuncu müthis.)

fatih artman'ın oynadığı karakter neden var? derinliğine neden inilmedi? dışarıda yemek yeme sahnesinin bize vermek istediği şey ne? yemeksepeti olmasa böyle olurdunuz demek mi istenmiş?

irem sak'ın oynadığı sevgili karakteri neden o kadar uzun tutulmuş? tamam anladık, kadın asıl olayı göremiyor bir noktaya takılıp kalıyor da. kolye muhabbetine kustum yani. film bunla başladı, 3-4 farklı yerde yeniden gösterildi ve bununla bitti.

erbil'e çorba getiren kadın karakter ve erbil'in karısıyla konuştuğu sahne neden var?

youtuber çocuğun ailesinin olduğu sahne niye var? gerçekten filmde bize ekstra ne kattı?

--! spoiler !--
devamını gör...

okyanusta ölmez de insan,
gider bir kaşık sevdada boğulur.
devamını gör...

bir kadının sustuğu ve şikayet etmekten vazgeçtiği an gitmeye en yakın olduğu ana takabül eder. bir kadın susuyorsa artık umudunu kaybetmiştir. hayal kurmaktan veya mutlu olacaklarına inancını yitirmiştir. valizini hazırlamış, kapının arkasına koymuştur. pamuk ipliğine bağlı bir ilişkiyi devam ettiriyordur. kopması an meselesidir. o yüzden kadınlar çok konuştuğunda değil asıl sustuğunda korkun beyler.
devamını gör...

yaydığı koku neticesiyle bu ismi almaya layık görülen, sumatra ve borneo yağmur ormanlarında sıklıkla rastlanılan bir bitki türü.
söylenenlere göre bu bitki dünyanın en büyük tek çiçeğini üretir.
kullanıcı tarafından yüklenmiş görsel

çiçeğin böyle bir koku yaymasının sebebi, salgıladığı çürük et kokusunun nedeni olan kimyasalların et yiyen böcekleri çekmesidir. onlar yemeğe geldiklerini sanarlarken aslında av olmaktadırlar.
devamını gör...

bazı şeylerden “ödün vermek” anlamında kullanılan kelimedir.
devamını gör...

normal sözlük'ü kullanarak 3. parti dahil tarayıcı çerezlerinin kullanımına izin vermektesiniz. Daha detaylı bilgi için çerez ve gizlilik politikamıza bakabilirsiniz.

online yazar listesini görmek için lütfen giriş yapın.
zaman tüneli köftehor rehberi portakal normal radyo kütüphane kulüpler renk modu online yazarlar puan tablosu yönetim kadrosu istatistikler iletişim