yazarların bugüne kadar hissettiği en büyük fiziksel acı
gömülü 20lik diş operasyonu. yaşayan bilir yaşamayan tahmin bile edemez.
devamını gör...
trainspotting
irvine welsh'in aynı adlı romanından uyarlanan danny boyle'ın yönettiği 1996 yapımı film. filmin ismi bir hobiden gelir. trainspotting, grup halinde ya da tek başına tren takibi ya da tren izleme etkinliği anlamına gelir. bu filmde ise tren durmadan ilerleyen zamanı, hayatı sembolize etmektedir. karakterler ise bu hayata katılım göstermeyen, eyleme geçmeyen izleyicilerdir. hayat karakterlerin gözleri önünde bir tren misali akıp gitmektedir. karakterler eylemsizliklerine devam mı edecektir yoksa trene binmeyi seçerek (choose life!) toplumda kaybolacaklar mıdır?
devamını gör...
cumartesi günü çalışmamak için kendi işini kurup pazar günü de çalışma şoku
çalışma temposundan artık feleği şaşmış, günlerini sapıtmış ya da sevdiği işi yaptığı için pazar günleri de işiyle birlikte baş başa ve romantik bir gün geçirmek maksadıyla çalışıyordur. ya da ben fazla olumladım.
devamını gör...
kör kedi
iyi geceler, gün!
günaydın, sevgilim gece!
hoşça kal gökyüzü!
göğsümde kuş gibi çırpınan nefes
salın gitsin
kaymayan yıldızlar için de dilek hakkı istiyorum
anahtarını bulamadığım kapıyı
kırmak istiyorum!
fakat kırdım kanatlarımı
uçmak istemiyorum
tanrı biz’i icat etmiş
biz, zamanı…
kalbiyle korkmaz insan
akıl dedikleri kör kedi
bekledikçe kendimi
elime ayağıma dolaşıyor dünya
denize taş fırlatmışım mesela
incinmiş deniz
unutup deniz olduğunu
gözlerime üşümüş
ellerim küçük değil
bir şiir olamadım belki bu yüzden
gözlerim de görmüyor üstelik –senden başka
bilsen nasıl zor
umurunda değilken hiçbir şey
ellerimle buluyorum geceyi
cennet cehennemi doğuruyor
cehennem kendini
biri’nin fırtınası, diğerinin duymadığı…
bilmiyorum ki, ne yapılır böyle zamanlarda
nasıl uyunur, nasıl okunur, nasıl yenilir- içilir
günler günlere geçiyor
geceler içinde gecelerin
her şey devam ediyor
-muş
gibi
gülümsemek gerek fakat
nasıl görmezden gelinir soluğunu sahiplenmiş kan
bazı acı'nın dokunulmazlığı vardır
bir yanardağ gün gelir patlatır kendini
"söz kendini yer"*
ateş her şeyi
ölüm varsa, hayat var
nefret varsa aşk
son’dan sonra sonsuzluk…
diyelim ki, ikiye böldüm bir elmayı
elma elmadır hâlâ
biraz eksik…
sen varsan ben varım
o ateş ki bir kere yandı!
artık üzerine tüm denizleri döksen,
yanmamışa dönmeyecek
dedi ki; yetmez
geç bakalım iğne deliğinden
geçerim, kıldan ince boynum
başım gözüm üstüne
fakat kalbim sığmıyor
iğne deliğine
göğsümde cirit atıyor dünya. her gece.
en son büyüyor yorgun bir sabah oluyorum
her şeye rağmen
daha çok şarkı söylüyor, daha çok seviyorum
burada
yaşarken
ne duyuyorsam hepsi kalbimde sürüyor atını.
ne av'ım ne avcı
göğsümde yorgun bir kuş yatıyor
göğsümde yorgun bir kuş...
ben av'lamadım o kuş'u
kendi geldi
kırılmış kanatlarının kokusunu duyuyorum aldığım nefeste.
bedenime saplanmış bir çividir
şimdi kalbim
sevdiği kadar sökülecek yerinden
sevildiği kadar özgür
yedinci dem şiiri.
günaydın, sevgilim gece!
hoşça kal gökyüzü!
göğsümde kuş gibi çırpınan nefes
salın gitsin
kaymayan yıldızlar için de dilek hakkı istiyorum
anahtarını bulamadığım kapıyı
kırmak istiyorum!
fakat kırdım kanatlarımı
uçmak istemiyorum
tanrı biz’i icat etmiş
biz, zamanı…
kalbiyle korkmaz insan
akıl dedikleri kör kedi
bekledikçe kendimi
elime ayağıma dolaşıyor dünya
denize taş fırlatmışım mesela
incinmiş deniz
unutup deniz olduğunu
gözlerime üşümüş
ellerim küçük değil
bir şiir olamadım belki bu yüzden
gözlerim de görmüyor üstelik –senden başka
bilsen nasıl zor
umurunda değilken hiçbir şey
ellerimle buluyorum geceyi
cennet cehennemi doğuruyor
cehennem kendini
biri’nin fırtınası, diğerinin duymadığı…
bilmiyorum ki, ne yapılır böyle zamanlarda
nasıl uyunur, nasıl okunur, nasıl yenilir- içilir
günler günlere geçiyor
geceler içinde gecelerin
her şey devam ediyor
-muş
gibi
gülümsemek gerek fakat
nasıl görmezden gelinir soluğunu sahiplenmiş kan
bazı acı'nın dokunulmazlığı vardır
bir yanardağ gün gelir patlatır kendini
"söz kendini yer"*
ateş her şeyi
ölüm varsa, hayat var
nefret varsa aşk
son’dan sonra sonsuzluk…
diyelim ki, ikiye böldüm bir elmayı
elma elmadır hâlâ
biraz eksik…
sen varsan ben varım
o ateş ki bir kere yandı!
artık üzerine tüm denizleri döksen,
yanmamışa dönmeyecek
dedi ki; yetmez
geç bakalım iğne deliğinden
geçerim, kıldan ince boynum
başım gözüm üstüne
fakat kalbim sığmıyor
iğne deliğine
göğsümde cirit atıyor dünya. her gece.
en son büyüyor yorgun bir sabah oluyorum
her şeye rağmen
daha çok şarkı söylüyor, daha çok seviyorum
burada
yaşarken
ne duyuyorsam hepsi kalbimde sürüyor atını.
ne av'ım ne avcı
göğsümde yorgun bir kuş yatıyor
göğsümde yorgun bir kuş...
ben av'lamadım o kuş'u
kendi geldi
kırılmış kanatlarının kokusunu duyuyorum aldığım nefeste.
bedenime saplanmış bir çividir
şimdi kalbim
sevdiği kadar sökülecek yerinden
sevildiği kadar özgür
yedinci dem şiiri.
devamını gör...
3 aralık dünya engelliler günü
dünyada hiçbir engeli bulunmayıp da türlü kötülük yapan canavarlar var, bana göre engelli insanlar bu canavarlardan daha melektir dolayısıyla onlara engelli demek içimden gelmiyor. sadece bu günde değil her zaman kendilerini değerli hissettirelim onlara, bu tür şeyler anlık olmasın ömürlük olsun…dünyada en masum insan sizlersiniz ya, hakikaten çok seviyorum sizleri.
devamını gör...
shakira
devamını gör...
hacivat karagöz neden öldürüldü
şaman ve yörük karagöz ile gezgin ve fırlama hacivat'ın birbirleriyle tanışmaları, arkadaşlıkları ve atışmalarının temasıyla, osmanlı beyliğinin o döneme ait sosyal ve kültürel yaşanan bazı değişimlerini çok güzel anlatmış bir filmdir. yörük olan karagöz'ün çocukluk masumiyetiyle annesine söylediği sözleri hatırlarım filmle ilgili çoğunlukla:
"biz yörük olmayalım artık, ben yörümek istemiyorum.."
güzel de bir şarkısı vardır:
"yüklenüp karanluğu, ışıklara yörürün,
yıldızlaru aş edüp, rüyalara yörürün,
göç dedüğün heç bitmez, bilünmeze yörürün,
gurbettür melmeketüm, yanluzluğa yörürün...."
"biz yörük olmayalım artık, ben yörümek istemiyorum.."
güzel de bir şarkısı vardır:
"yüklenüp karanluğu, ışıklara yörürün,
yıldızlaru aş edüp, rüyalara yörürün,
göç dedüğün heç bitmez, bilünmeze yörürün,
gurbettür melmeketüm, yanluzluğa yörürün...."
devamını gör...
ustalık gerektiren kafaya takmama sanatı
--- alıntı ---
ben sonuca aşıktım, sahnedeki görüntüme, haykıran insanlara, sallanan bedenime, yüreğimdeki her şeyi söylediğim şarkıya dökmeye; ama sürece aşık değildim. bu nedenle de art arda başarısız oldum.
--- alıntı ------ alıntı ---
bir probleme takılıp kalırsanız, oturup da düşünmeyin, üzerinde çalışmaya başlayın. ne yaptığınızı bilmeseniz bile, sadece üzerinde çalıştığınız için zamanla doğru fikirler aklınıza gelecektir
--- alıntı ---
ben sonuca aşıktım, sahnedeki görüntüme, haykıran insanlara, sallanan bedenime, yüreğimdeki her şeyi söylediğim şarkıya dökmeye; ama sürece aşık değildim. bu nedenle de art arda başarısız oldum.
--- alıntı ------ alıntı ---
bir probleme takılıp kalırsanız, oturup da düşünmeyin, üzerinde çalışmaya başlayın. ne yaptığınızı bilmeseniz bile, sadece üzerinde çalıştığınız için zamanla doğru fikirler aklınıza gelecektir
--- alıntı ---
devamını gör...
sende nazar var kurşun döktür diyen psikolog
halktan biri, içimizden biri olan samimi insan. öyle not tutmaz, her şeyi çocukluğa bağlamaz. içi dışı birdir. yerim.
devamını gör...
normal sözlük'ün ağır topları
(bkz: ıvanmılınskı) diyorum net. o dururken ağır top olmak falan bize mi düşermiş peehhh.*
devamını gör...
in vino veritas
“ şarapta gerçek vardır” anlamına gelen latince bir sözdür.
anlamına şöyle üsten bir göz atıldığında sanki şarap içenlerin erdiği ve hakikate ulaştığı gibi bir anlam çıkartılabilir. belki de öyledir. ömer hayyam’ın rubailerinde onlarca kez görürüz şaraba övgüyü. ki ömer hayyam hakikate en çok yaklaşan insanlardan biri olabilir bu dünya üzerinde yaşamış olanlardan.
elbette ki kana karışan alkolle birlikte insanların -en azından bazıları- bir ileri görüşlülük, berrak bir zihin elde edebilirler ama ben şarapçı düşünür fikrinin modernize edilmiş haline pek de sıcak bakmıyorum.
zamanında içip içip dünyayı kurtardığımız zamanları hala hatırlarım. sabah baş ağrısı ve ağızda metalik bir tatla uyanınca bir önceki gece devrim yapan che guevaraların tümü dümdüz olurdu.
alkol konusunda kendi sınırını belirleyemeyen insanlarla aynı ortamda bulunmaktan hiç hoşlanmam. içtikçe platon’un mağarasından çıkmış gibi her şeyden mana çıkarmaya çalışan insanlara ifrit olurum. alkol size bir şeyler anlatma cesareti verebilir ama bilgi birikiminizi artırmaz. alkol yardımıyla anlatacaklarınız ayıkken bildikleriniz kadardır.
şarapta gerçek vardır sözü aslında şarap içenin alkolün etkisi ile gerçekleri söyleyeceğine işaret eder. yani şarabın etkisi altındayken zaten zihnimizde varolan ve söylemekten imtina ettiğimiz şeyleri anlatma cesareti buluruz. üniversite yıllarında konuşma sınavlarına içerek giderdim ve üniversite hayatım boyunca bütün konuşma sınavlarını aa ile geçtim. ve her zaman doğruyu söyledim.
bence bu sözü türkçe olarak en güzel şöyle karşılayabiliriz:
şarabın gazabından kork
çünkü fena kırmızıdır.
anlamına şöyle üsten bir göz atıldığında sanki şarap içenlerin erdiği ve hakikate ulaştığı gibi bir anlam çıkartılabilir. belki de öyledir. ömer hayyam’ın rubailerinde onlarca kez görürüz şaraba övgüyü. ki ömer hayyam hakikate en çok yaklaşan insanlardan biri olabilir bu dünya üzerinde yaşamış olanlardan.
elbette ki kana karışan alkolle birlikte insanların -en azından bazıları- bir ileri görüşlülük, berrak bir zihin elde edebilirler ama ben şarapçı düşünür fikrinin modernize edilmiş haline pek de sıcak bakmıyorum.
zamanında içip içip dünyayı kurtardığımız zamanları hala hatırlarım. sabah baş ağrısı ve ağızda metalik bir tatla uyanınca bir önceki gece devrim yapan che guevaraların tümü dümdüz olurdu.
alkol konusunda kendi sınırını belirleyemeyen insanlarla aynı ortamda bulunmaktan hiç hoşlanmam. içtikçe platon’un mağarasından çıkmış gibi her şeyden mana çıkarmaya çalışan insanlara ifrit olurum. alkol size bir şeyler anlatma cesareti verebilir ama bilgi birikiminizi artırmaz. alkol yardımıyla anlatacaklarınız ayıkken bildikleriniz kadardır.
şarapta gerçek vardır sözü aslında şarap içenin alkolün etkisi ile gerçekleri söyleyeceğine işaret eder. yani şarabın etkisi altındayken zaten zihnimizde varolan ve söylemekten imtina ettiğimiz şeyleri anlatma cesareti buluruz. üniversite yıllarında konuşma sınavlarına içerek giderdim ve üniversite hayatım boyunca bütün konuşma sınavlarını aa ile geçtim. ve her zaman doğruyu söyledim.
bence bu sözü türkçe olarak en güzel şöyle karşılayabiliriz:
şarabın gazabından kork
çünkü fena kırmızıdır.
devamını gör...
sözlüğün genç yazarları
dünya sağlık örgütü’nün yaş dilimi listesini göre, 15-65 yaş arasında olan yazarlardır.
like me. *
www.medikalakademi.com.tr/6...
like me. *
www.medikalakademi.com.tr/6...
devamını gör...
cumhurbaşkanına şiir yazan akademisyen
diyarbakır dicle üniversitesi almanca bölümü öğretim üyesi ibrahim halil demir, cumhurbaşkanı recep tayyip erdoğan’a 'sana ömrümden ömür vermek isterim' başlıklı 100 kıtalık şiir yazdı.buradan
devamını gör...
haziran 2021 köy okulları yardım projesi
güzel bir proje. çocuğa, okula ve doğaya yapılan yatırım dünyanın en karlı yatırımıdır. bu yatırımlar meyvesini iyilik, güzellik ve umut olarak verecektir.
alınan küçük bir hediye, köy okulundaki çocuğun zihninde "okullara yardım yapılabiliyormuş" ışığı uyandırıp, gelecekte onun da başka okullara yardım yapmasını sağlayacaktır.
böyle dalga dalga yayılan bir güzelliği var işte.
alınan küçük bir hediye, köy okulundaki çocuğun zihninde "okullara yardım yapılabiliyormuş" ışığı uyandırıp, gelecekte onun da başka okullara yardım yapmasını sağlayacaktır.
böyle dalga dalga yayılan bir güzelliği var işte.
devamını gör...
sosyal antropoloji
toplulukların sosyal yapılarını, manevî değerlerini ve kültürel kurum yapılarını karşılaştırmalı olarak inceleyen bir disiplindir. diğer ismi ise kültürel antropolojidir.
devamını gör...
sarhoşken söylenen enteresan cümleler
arkadaşlarla bir alkol meclisinden dönüyoruz, takside şoförle beraber dört kişiyiz. bir ara yan koltuğumdaki arkadaş dışarı bakıp "aha... ben lan. dışarda kalmışım" dediydi. biz de onu almak için taksiyi durdurmuştuk.
devamını gör...
en son babalar duyar
2002 yılında trt 1'de yönetmenliğini
sibel kocataş, funda karagöz'ün senaristliğini necmi yapıcı, metin açıkgöz, birol güven, kenan kuzan, murat aras'ın yaptığı komedi, aile dizisidir.
1 sezon trt'de devam edip final yapıp sonra star tv'ye geçiş yapmış orada yeni bir dizi gibi başlamıştır. aslında ilk sezonu keyifle izlediğim için başlayacak olması beni çok heyecanlandırmıştı fakat dizi başlayıp yeni bir formatla geldiğini başrollerin değiştiğini görünce hayaller kırık kırık.
bir anne (ayşegül atik) bir baba (ali erkazan) bir oğul (ali sunal) ve üç kızları (hatice aslan) (burçak ışımer) (cansın özyosun) hah nasıl unutulur bir de hallederiz kadir damatlarıyla (levent ülgen)
sürülen bir hayat hem de aynı evde. aile içi, dışı, konu komşu ilişkileri, diyalogları komik halleri işlenmiştir.
1. sezon 2003'te 41 bölümle efsane bir şekilde bitiş yaptı.
2003'te tekrar yayına girdi fakat bu sefer star tv'de. bölüm numarası 1 den başladı ve 4 sezonda burada devam etti. ayşegül atik, ali erkazan ve ali sunal diziden ayrıldı ve levent ülgen yani hallederiz kadir'in üzerinden konular devam etmeye başladı. yaptığı türlü türlü üçkağıtçılıklarla izleyenleri güldürmeye çalıştılar. açıkçası ben bu tavrı, tarzı pek beğenmedim. gümbür gümbür devam eden dizi gidip yerine daha çiğ bir dizi gelmişti.
kadir'in babası (selahattin taşdöğen) ve annesi (zerrin epikmen) diziye dahil olmuş ve konular onların üzerinden devam etmişti. açıkçası ben buralara pek adapte olamamış bçve izlemeyi bırakmıştım. 200 bölümle star'da final yaptı.
sibel kocataş, funda karagöz'ün senaristliğini necmi yapıcı, metin açıkgöz, birol güven, kenan kuzan, murat aras'ın yaptığı komedi, aile dizisidir.
1 sezon trt'de devam edip final yapıp sonra star tv'ye geçiş yapmış orada yeni bir dizi gibi başlamıştır. aslında ilk sezonu keyifle izlediğim için başlayacak olması beni çok heyecanlandırmıştı fakat dizi başlayıp yeni bir formatla geldiğini başrollerin değiştiğini görünce hayaller kırık kırık.
bir anne (ayşegül atik) bir baba (ali erkazan) bir oğul (ali sunal) ve üç kızları (hatice aslan) (burçak ışımer) (cansın özyosun) hah nasıl unutulur bir de hallederiz kadir damatlarıyla (levent ülgen)
sürülen bir hayat hem de aynı evde. aile içi, dışı, konu komşu ilişkileri, diyalogları komik halleri işlenmiştir.
1. sezon 2003'te 41 bölümle efsane bir şekilde bitiş yaptı.
2003'te tekrar yayına girdi fakat bu sefer star tv'de. bölüm numarası 1 den başladı ve 4 sezonda burada devam etti. ayşegül atik, ali erkazan ve ali sunal diziden ayrıldı ve levent ülgen yani hallederiz kadir'in üzerinden konular devam etmeye başladı. yaptığı türlü türlü üçkağıtçılıklarla izleyenleri güldürmeye çalıştılar. açıkçası ben bu tavrı, tarzı pek beğenmedim. gümbür gümbür devam eden dizi gidip yerine daha çiğ bir dizi gelmişti.
kadir'in babası (selahattin taşdöğen) ve annesi (zerrin epikmen) diziye dahil olmuş ve konular onların üzerinden devam etmişti. açıkçası ben buralara pek adapte olamamış bçve izlemeyi bırakmıştım. 200 bölümle star'da final yaptı.
devamını gör...
geberen rasim'in şişko kızı mısın
tipik klavye delikanlısı işte. tankı da egzosuna bez tıkayarak durdurduklarini zannediyor bu gerizekalilar. ulan o tank istese dümdüz ederdi alayınızı da konu başka yerlere gidiyor, susuyorum. önünde klavyeyi gören, ıspanak yiyen temel reis zannediyor kendini. böyle sikko tiplere cevap bile vermeyiniz.hoşt deyiniz, giderler.
devamını gör...

