kullanıcı tarafından yüklenmiş görsel
devamını gör...

sanat eserleri gelir vergisinden muaftırlar. yani ressamlar, heykeltıraşlar vergi vermezler, en azından kazandıkları paradan.
devamını gör...

zaten herkesin bildiği bir şey olmasına rağmen kimsenin tam olarak dillendiremediği hakikat idi. şimdi ticaretin gerçek ve tam öyküsünün sadece küçük bir kısmını anlatıcam. ben 3 ay önce imasını yaptığım için vatan haini ilan edilmiştim. nickaltımda bana hain diyen yazıyı hala bulabilirsiniz. sedat peker ise benim yapmadığımı yapıp açıkça söylemiş ama eksik söylemiş. peki bu silah ticareti nasıl yapılıyordu? 2011 yılında suriye’de ortalık karıştığında öso’ya yardım etme kararı alındı. buna göre katar silahların parasını verecek, amerika istihbarat ve teknik destek sağlayacak türkiye ise lojistiği sağlayacaktı. ancak erdoğan paranın tadını alınca silahları hibe etmek yerine satmaya karar verdi. öso fakirdi ama ışid petrol bölgelerini elinde tutuyordu ve zengindi. erdoğan ışid’in aynı anda hem kürtlerle hem esad ile savaşmasını ekstra avantaj kabul ediyordu. türk devleti sattığı silahların karşılığında para değil petrol aldı. erdoğan’ın sık sık ve durmadan suriye’de petrol için yokuz demeside suçluluk psikolojisinin ürünü. alınan petrol türkiye’de legal petrollerin içine katılarak satıldı. bu işleride zamanın bakanı berat albayrak yaptı. ışid’in ise bu silahlar ile ne yaptığını anlatmama gerek var mı? ışid’e silah satıyorlar, ışid o silahlarla kobani’ye saldırıyor, kobani saldırı altındayken ha düştü düşecek deyip elini ovuşturuyor, o bölgeden kaçan aylan kurdi mülteci olmak zorunda kalıp akdenizde ölünce onun ölüsü üzerinde pr yapmaya çalışıp mülteciler için daha fazla para istiyor. işte bu kadar aşağılık ve iğrençler. ben ise buları söylediğim için vatan hainiyim. daha fazla bilgi için buradan.
devamını gör...

paylaştığınız şarkıyı dinler, önerdiğiniz kitabı okur. ölüyorum şöyle değer verdiğini gösteren insanlara yahu!

tanımlamaları da çok kalitelidir. *
devamını gör...

en iyi arkadaş, yanındayken rol yapma gereği duymadığın, cümlelerini süzgeçten geçirmeden konuşabildiğin insan tanesidir.
harika bir şeydir.
devamını gör...

size tarihin derinliklerinden bir anı ile geldim. 90'lar anadolunun orta büyüklükte bir şehri, yazarımız henüz lise öğrencisi.
evde ameliyat olmuş teyzem yatıyor, gelen giden oluyor haliyle. kimini tanıyorum, kimini hiç bilmiyorum.
kapı çaldı, hiç tanımadığım iki kadın geldi. içeri buyur ettim, kibarca hal hatır sordum tabii. teyzeme geçmiş olsun dediler, oturdular.
ben kahve yaptım, ortam çok tuhaf anlayamadığım şekilde. kahveyi içene kadar soru sordular gerekli gereksiz. nihayet teyzem sordu, ben sizi çıkaramadım, yanlış mı geldiniz acaba diye. kadın demesin mi biz görücüyüz, az önce aşağıdaki dükkandan sorduk, bu evde kız var dediler onun için geldik.
güler misin, ağlar mısın? teyzem kibarca kadınları yolladı ama yıllardır güleriz şaşkınlığımıza.
iyi ki bu adetler kalkmış ortadan, aşağıdaki dükkan tavsiyesiyle kız var diye tanımadığın eve gitmek de cesaret işi bu arada. yapan kaldıysa, söyleyin yapmasın
devamını gör...

artık noktalı virgül ile iki noktanın kullanımını anladım, karıştırmıyorum.
devamını gör...

bir miktar süt idim kaynadım kaymak oldum.
devamını gör...

kullanıcı tarafından yüklenmiş görsel
devamını gör...

bir tanım önce 61 tane tanımı olan memleketim.
bir şehre plakası bu kadar mı yakışır, bu kadar mı tılsım ekler.
ahanda delili.
huzurlu bir şekilde tescillediğim büyüyü bozayım.
kullanıcı tarafından yüklenmiş görsel
devamını gör...

kullanıcı tarafından yüklenmiş görsel
devamını gör...

arada ben de yapıyorum. çünkü canım öyle istiyor.
devamını gör...

sözlük alemine yeni arkadaşların kafasına taktığı konulardan biridir; "yazdıklarımızı kimse okumuyor, o halde yazmanın da bir anlamı yok" meselesi. ben yaklaşık 12 senedir sözlüklerde yazar oldum, yazdım, çizdim, okudum, okundum, uzun uzun tartıştım, alkışlar aldım, davetler aldım, küfürler yedim. bugün geldiğim noktada çıkarımım, hiç fark etmediğidir.

esasında kimse kimsenin umurunda değildir. ilk önce bilmemiz gereken acı kural budur ve hayatımızın her döneminde, özellikle karar vermemiz gereken dönemlerde mutlaka adamakıllı ele almamız gerekir. sizin bir yerde konuştuğunuz şeylerden, karşınızdaki kendi yaşantısıyla ne kadarını bağdaştırabiliyorsa, ne kadar içselleştirebiliyorsa ya da o anda ne duymak istiyorsa o kadarını alır. sonra o konuda sizinle bir tartışma içine girer ve bu tartışma, eğer siz bir konuda yazarken ya da konuşurken o konuyla alakalı birikiminizle yazmışsanız, konuşmuşsanız genellikle kısır bir tartışma olur, nadiren insanlar birbirinin ufkunu açan sohbetler yapar. zaten öbür türlü bir boka yaramayan asalak bir yazarsınızdır ve kimse sizinle tartışmayacaktır.

beğeni, favori gibi şeyler kişinin kendisini değerlendirmesi açısından önemlidir. unutmamamız gereken şey ise, sözlükler, hayata dair konular hakkında düşünmemizi sağlayan yerlerdir. bazı yazarlardan bir şeyler öğreniriz, bazen kendi düşüncelerimizi yazıp okur, tutarsızlıkları buluruz. yavaş yavaş yontarız kendimizi, nerelerde uçlardaymışız, nerelerde gerideymişiz, yıllar geçerken bakakalmışmıyız öylece. üç beş paragraf yıkar geçer düşünce dünyanı, "yavan yaşamışız, çok yavan, yazık etmişiz" dersin kendine.

sözlüğü günlük gibi kullanmanızı tavsiye ederim. kendi izinizi takip edin, kime kızgınsanız dökün içinizi, kime ne söyleyemediyseniz, formata uydurup saçın etrafa. okuyan olursa, bir insan bir insana nasıl böyle kızabilir, bir insan bir insanı nasıl böyle sevebilir desinler. sonraları dönüp bakın, "ne toymuşum ya hu, amma da abartmışım, gençliğimin heyecanı varmış, biraz da aptalmışım" deyin. yaş geçtikçe insan nasıl duruluyormuş, hayat nasıl zalim yüzünü gösterip adam ediyormuş insanı gözlerinizle görün. bu yaşam sizin, tek kalıcı şahidi sizsiniz.
devamını gör...

bu başlığı ve tanımı ben okumamış seni de yazmamış kabul ediyorum yeğenn!

yazarın özelden attığı küfürleri burada ifşa edemiyorum malum küfür yasak. öyle güzelleme yaptığına bakmayın felsefede değil aklı şeyinde.

adam özelden küfür etti etti sonra sildi kaçtı nezih bir yazar.(bkz: lol)

ayrıca arkadaşlar özelden ananıza bile küfür etseler yönetim bir şey yapamıyor imiş dava açacakmışız bilginize!
devamını gör...

kızgınlık zamanla çabucak geçer ama kırgınlık zamanla daha da artarak çoğalır.
devamını gör...

beni dinliyorsanız başlıyorum

maskenizi takın .
devamını gör...

kahve ve kurabiye ile bir gün misafir etmek istediğim, henüz sadece entrylerde başlamış olan arkadaşlığımızın mesaj kutusuna taşınmasını ümit ettiğim, sözlüğün gece emniyet müdiresi*, adalet timsali, anaç ruhlu, duyarlı olduğunu hissettiğim, çok uzaklardaymışçasına özlem duyduğum ama entrylerini okudukça hasret giderdiğim, hayran olunası insan.
sana bir şarkı armağan etmek istiyorum.
devamını gör...

askerliğin bitmesinin üzerinden ne kadar zaman geçerse geçsin asla bitmeyen anıdır. askerlik ne kadar sürerse sürsün anılar asla bitmez. anlattıkça anlatasın gelir insanın. on sekiz gün bedelli yapan adamların 5 yıl anı anlatmışlığına şahit olunmuştur.

o yüzden anlatan içim eğlenceli dinleyenlerin çoğu içinse anlamsız ve sıkıcıdır. anlatılmamasında fayda vardır.

kurayı çekip gemlik askeri veteriner okulunda asteğmen olarak gönderildiğimde sade ve heyecansız bir askerlik geçireceğime inanmıştım, öyle olmalıydı. ama olmadı.

yüzlerce anı arasında en büyük kahramanlık gösterdiklerimden birini ömrüm boyunca unutmam mümkün olmayacak. askerliğimin bitmesine iki ay kala artık domino taşı asteğmen olmaktan kurtulmuş ve bir aydır yıldız taşıyan bir teğmen olmuştum.

veteriner hekim olan komutanım klinikte görevlendirilince de dünyalar benim olmuştu, çünkü o an itibariyle kısım amiri olmuştum ve yapacağım tek şey her fırsatta arazi olmaktı. ben de bunu layıkıyla yaptım.

bir gün gezip tozma fırsatı yakalayamadan bir emri imzalatmak için komutanımın yanına gitmem gerekti ve hemen kliniğe doğru yola çıktım. kliniğe geldiğimde askere binbaşının nerde olduğunu sordum:

iob: komutanım nerde?
asker: içeride komutanım.
iob: tamam ben onu bir göreyim.
asker: komutanım, şu an görmeyin isterseniz.
iob: oğlum işim gücüm var aç kapıyı.
asker-: komutanım, girmeyin bence içeri.
iob: oğlum sinirlendirme beni, aç kapıyı.
asker: emredersiniz komutanım.

bu saçma sohbetin üzerine asker kapıyı açtı ve ben içeri girince kör olmak istedim, askerliğe lanet ettim, beynime peş peşe balyoz darbeleri yedim. çünkü komutanımın kolu nerdeyse omzuna kadar ineğin makatında idi.

ben bayılmamak için kendimi tutmaya çalışırken komutanım kahkaha atıyordu bir yandan:

komutan: ne oldu teğmen?
iob: komutanım ne yapıyorsunuz?
komutan: ineği muayene ediyorum.
iob: komutanım, kolunuz hayvanın içindeydi.
komutan: ne yapayım, hayvana neyi olduğunu mu sorayım teğmen?
iob: haklısınız komutanım.
komutan: iyi misin teğmen?
iob: iyiyim komutanım.

bunun üzerine komutanım çok da şakacı olduğu için “ seni çok üzdüm, gel el sıkışıp barışalım” diyerek elimi sıkmasaydı belki anı bu kadar kötü kokmazdı.

ama komutan böyle bir şaka yapınca ben durur muyum? yapıştırdım cevabı:

emredersiniz komutanım!
devamını gör...

t.c. sınırları dahilinde bulunan o bölgenin bir tane adı vardır o da tunceli’dir. bencesi sencesi yoktur bu işin.
devamını gör...

yemek yapmaya basladığım zamanlarda sebze çorbasi yapmak istemistim. buzdolabindaki tum sebzeleri cikardim. biber, domates, karnabahar, mantar. bu dörtlüyü hicbir zaman masada bile yanyana gormeyen ben bunlardan corba yapmaya calistim. domates, biber ve karnabahara kadar corbanin rengi iyidi ancak ne zaman mantar girdi benim corba karardi.

butun bu rezalet yetmezmis gibi corbanin rengi acilsin diye terbiye yaptim. evet evet bildigimiz terbiye limon yogurt un vs iste. tam bir skandaldi.
devamını gör...

normal sözlük'ü kullanarak 3. parti dahil tarayıcı çerezlerinin kullanımına izin vermektesiniz. Daha detaylı bilgi için çerez ve gizlilik politikamıza bakabilirsiniz.

online yazar listesini görmek için lütfen giriş yapın.
zaman tüneli köftehor rehberi portakal normal radyo kütüphane kulüpler renk modu online yazarlar puan tablosu yönetim kadrosu istatistikler iletişim