sözlükte çevrimiçi yazarları ve fink attıkları başlıkları görebileceğiniz liste.

iko kendini en başa almış. diğerleri de uçurulacaklar sırasına göre listeleniyormuş.
devamını gör...

2. dünya savaşı sonrası abd hükümetinin antikomünist politikası doğrultusunda birçok avrupa devleti icin hazırlanan planların maddi yardımlarıdır. abd dısisleri bakanı (bkz: george marshall) tarafından hazırlanmış ve uygulamaya konulmuştur. türkiye'nin bu tasarı içinde yer almasının en buyuk sebebi savaş sonrasında sovyetler birliği'nin boğazlar konusunda direkt söz sahibi olmak için açıkça adımlar atmasıdır.

almanya, fransa, isviçre, avusturya, italya, portekiz, danimarka gibi devletler yüksek miktarlı hibeler almışlar ve soğuk savaş'a doğru evrilen sürecin oyuncuları olmuşlardır.
devamını gör...

balıkların kalplerinde kirli vücutlarında ise temiz kan dolaşırmış.

bunun sadece balıklar için olduğuna emin miyiz ya bana bayağı tanıdık geldi de*.
devamını gör...

eskiden kartvizite yazılırdı. bu da torpil için işe yarardı. bir işe girebilmek için de adamını bulmak lazımdı.
ehliyeti, liyakatı, dürüstlüğü hiçe sayıp, bu özelliklere bakmadan birisine kefil olmak sakınca doğurur.
devamını gör...

ilim irfan yuvası değerli sözlüğümüzün değerli hanımefendi yazarlarına yönelik artık bardağı taşıran linçlerdir. hemen hemen her gün bir başka hanımefendiyi linçliyor bu pislikler. bunun önünü kesmek için erkek denen kanserli hücreyi sözlükten atmak lazım. sözlük hanımefendileri sahipsiz değildir.
devamını gör...

sevgili cenk'in arka bahçesi'nin sorusuna cevaben bir yazarın, sözlüğün gaz ve toz bulutu dönemlerinde yapmış olduğu isabetli bir tanımı hatırlatmak istediğim yayın. bkz: #40749
devamını gör...

"belki şurada küçük mutlu bir ağaç vardır" diyen, üç beş adımda şaheser yaratmanın mümkün olduğunu savunan, eskiden programlarını trt'nin yayınladığı kıvırcık saçlarıyla hafızalarımızda yer tutan ressamdır.
devamını gör...

nefret olmadan karakter olmaz .sevgilerden nefret ,nefretlerden de sevgi doğar . merhametin ve iyiliğin fazlası zaaftır ,suistimal edilir.
devamını gör...

son derece doğal bir şey. hatta hatırlayıp hatırlayıp gülerim.
devamını gör...

konstantinos paleologos - sultan mehmet'in gemileri karadan yürütme şovu için ağaçları katletmesi rezaleti

alp arslan - açtığım anadolu kapısının üstünde yıkanmış kazağını kurutan asker
devamını gör...

“ çok satan” kitaplarla aram hiç hoş olmadı çünkü biliyorum ki bu kitapları satın alan insanlar arasında giydiği kıyafetlere uyumlu olduğu için alanlar da, plaja giderken taşıması kolay olduğu için yanına alanlar da, okulda sınavda çıkacağı içim okumak için almak zorunda kalanlar da, evde dekoratif bir kitaplık kurmak için satın alanlar da var. ben mutlu azınlığa dahil olan bir müptela olarak bu insanlarla aynı konumda olmayı zul sayarım. ama bu kitabı okudum.

etkilenmedim dersem yalan söylemiş olurum. gerçekten içe dokunan bir hikaye. hasan ve emir’in dostluğunu okumak güzeldi ama aralarındaki sınıf farkını görmek o kadar da hoş bir şey değildi. dünya üzerindeki her coğrafyada arkadaşlıklar maddi bir bariyere çarpıp bölünmek zorunda kalıyor ve bunun mantıklı bir açıklaması yok elbette.

ortadoğu’nun içinde bulunduğu ve muhtemel bulunmaya devam edeceği durumu iki erkek çocuğunun hikayesini kullanarak anlatmış yazar. siz de okuyun ve değiştirmemiz gereken şeyler için harekete geçin.
devamını gör...

"insanlar yavaş yavaş inanmamayı, güvenmemeyi, sevmemeyi ve kronik şüpheci olmayı öğrenir. bu gerçekleştiğinde artık ne yazık ki çok geçtir. insanların “tecrübe” dediği şey budur. kalbiyle bağlantısını kesmiş bir insana “tecrübeli” denir."
devamını gör...

the atlantic adlı dergide geçen bir bilgiye göre 1917 yılında ingiliz donanması amirali john arbuthnot fisher winston churcill'e yakın zamanda bahşedilecek yeni unvanlar hakkında bir mektup yazarken "tapiste yeni bir şövalyelik tarikatı olduğunu duydum, o.m.g (oh my god)" ifadelerini kullanarak günümüze kadar gelmiş olan omg kısaltmasını ilk kullanan kişi olmuştur.
devamını gör...

bunu yakinlari ölenlere söylesene delikanli.
devamını gör...

17. yüzyılda londra civarında 2 ayrı zamanda ortaya çıkan ama aynı suçu işleyen 2 saldırgana verilen isim.

saldırganların ikisi de, yalnız yürüyen kadınlara musallat olurmuş. ara sokaklarda, arka bahçelerde saklanarak, oradan geçmekte olan kadınları çekerek kalçalarına şaplak atan bu iki değişik, bir yandan da bunu yaparken şaplak/şaplak atmayı sevmek anlamına gelen kelimeyle "spankoooo!" şeklinde bağırırlarmış.

saldırganlar bunu yaparken zaman zaman çıplak el yerine kırbaç da kullanırmış. bu nedenle son derece ağır yaralar alan kadınlar olmuş. kadınlar yanlarında sürekli olarak silah yerine geçebilecek sivri eşyalar taşımaya başlarken, erkekler de devriye gezmeye başlamış bölgede.

saldırganlardan biri yakalandığında, suçunu itiraf etmiş. bunu yapmasına neden olarak da, daha önce bir kadın tarafından kendisine yapılan bir hareket nedeniyle kadınlardan intikam alma isteğini göstermiş.
devamını gör...

yaklaşık 4 yıldır yaptığım aktiviteydi. pandemi oldu üzerine kelebek konudurdu.
devamını gör...

“canını neyin sıktığını bilmiyosan evinde mutlaka kirli bi köşe vardır.” diye bi cümle okumuştum seneler önce.

yakamıza yapışan bu mental yorgunluk gelişmeye devam eder. büyür, büyür çığ olur içinde. karabasan gibi acımasız, nefes aldırmayan bi canavar. siz onu beslemeye devam ettikçe kendi nefesinize engelsiniz. ufak adımlarla atlatmaya çalışın. mesela bu entry bitince git yüzünü yıka, bi kahve yap, 6 sayfa kitap oku, yarım saat yürü. dışarı çıkasın yoksa takip ettiğin o bomboş video kanallarından birini aç, salonun ortasında olduğun yerde yürü. dinleme kendini. fısıldayan canavarını besleme kendini yiyip bitirerek.

sadece ayağa kalk, pencerenden bir bak. “çiçek açmış mı? yağmur düşmüş mü? dön bak dünyaya!”
devamını gör...

demir parmaklıklı ve girince de mutlaka sabahı beklemek zorunda olunan yer. tabi yanınızda horlayan, bağırıp çağıran biri yoksa sabahı edersiniz.
devamını gör...

bütün tanımları bir excel dosyası olarak cloud'a yükleniyor ve bu tanımlara ulaşabileceğiniz link qr kodu olarak mezar taşınıza işleniyor.
devamını gör...

az önce fark ettiğim gerçektir.

işten geldim, içeri girer girmez hemen duşa girdim. duştan çıktıktan sonra kendime hafif aperatif bir şeyler hazırladım, peynir, reçel gibi gece gece midemi üzmeyecek şeyler işte bilirsiniz.. sonra içeride oturmuşum pc'de takılıyorum. bir yandan illuminati deşifre videoları izleyip insanların halen daha bu küresel sermayenin bir kuklası olduğuna şaşırıp emperyalizmi kınıyorum, diğer yandan da kekik aromalı kızılcık çayımı içiyorum. sonra dedim kız arkadaşımın instagram hesabını stalklayalım bakalım neler paylaşmış, kimler takip ediyor. bir baktım hep çayır çimen fotoğrafı. sonra bir süre bakıştık.

esra:
ben:
esra:
ben:
esra: yhaa beni düşünüyorsun değil miii <3
ben: tabii ki bir tanem <3

aslında o anda hani boşluğa dalar kalırız ya hindiler gibi. öyle bakakalmıştım, kafamda da "alarko kombii gerçek kombi gerçek konforr" reklam sözü çalıyor anasını satim.

ben: tatlım?
esra: evet bebeyim
ben: hiç düşündün mü?
esra: neyi bebeyim?
ben: nasıl desem... hani biz doğa fotoğrafları çekiyoruz ya.
esra: evet??
ben: ağaçlara neden telif ücreti vermiyoruz? onlardan izinsiz fotoğraflarını çekip kullanıyoruz çünkü.
esra: hahah sen delirdin galiba
ben: hayır merak ediyorum. mesela benim blogum var ya biliyorsun. adsense hesabım da açık.
esra: ee?
ben: bu google'dan reklam alıp para kazandığım anlamına gelir.

o sırada youtube'tan bir video açıldı "saddam hüseyin ölmedi! duyunca şok olacaksınız, youtube silmeden mutlaka izleyin" videosunu açmışım birden oynatmaya başladı, kapattım.

ben: bu sebeple onların fotoğrafını sitemde paylaşıp gelir kazanıyorum etik midir?
esra: haha neden etik değilmiş?
ben: bak mesela geçenlerde bir karikatürist telif atıp atıp duruyordu. yarın bir gün hayvan hakları gibi ağaç haklarını da konuşursak?
esra: ne olur?
ben: o zaman zor duruma düşeriz. bir çam ağacı tarafından mahkemeye verilmek kim ister ki? üstelik bir fotoğraf karesinde binlerce ağaç çıkabiliyor. bu da binlerce dava anlamına gelir. uğraş uğraşabilirsen.
esra: tatlım tamam da kendin diyorsun bak herhangi bir hakları yok.
ben: bu olmayacağı anlamına gelmez ki.
esra: yaa tunçç! sus artık boş yaptın yet-her!
ben: ağaç haklarını savunmak suç mu oldu şimdi? sen twitter'da duyar yapıyorsun iyi, ben burada ağaç hakları kutsaldır deyince auuvv. ne auvv??
esra: bak geliyor terlik!
ben: bu maskenin altında etten fazlası var. bu maskenin altında bir fikir varr!! ve fikirlere terlik işlemez bayan!

o sırada terliğini bir fırlattı arkadaşlar. diş etime geldi ve bir parça kanadı. baya korktu saftirik, sonra opiyim geçsin dedi kapattık konuyu. kadınların hiç ayarı yok vesselam.

neyse bu konuyu ben yakında kafa gazetesinde yazacağım arkadaşlar. özel sayı olacak bir sonraki sayımız. hayvan hakları var da, ağaç hakları neden yok. bugün kimse kimse hakkında izin almadan konuşamıyorken, birbirinin fotoğrafını sapıklık olduğu için çekemiyorken ağaçlarda neden serbest oluyor? bu ikili standarta son vereceğim ben. yazımı okumanızı tavsiye ederim.
devamını gör...

normal sözlük'ü kullanarak 3. parti dahil tarayıcı çerezlerinin kullanımına izin vermektesiniz. Daha detaylı bilgi için çerez ve gizlilik politikamıza bakabilirsiniz.

online yazar listesini görmek için lütfen giriş yapın.
zaman tüneli köftehor rehberi portakal normal radyo kütüphane kulüpler renk modu online yazarlar puan tablosu yönetim kadrosu istatistikler iletişim