galiba iyi birşey yapmıyorum ama
" nar eşkisi " demek çok hoşuma gidiyor.
affedin...
devamını gör...

doğum günün kutlu olsun baba. benimkini kaçırdın onun için vişne fırlatacağım kafana. *
baba gibidir gerçekten bir tık büyük olabilirim
nüfus üzerinde kendisinden ama bu durum fahri babam olmasına engel değildir.* *
pasta yeme ayrıca yaş kemale erince göbek yapıyor.
devamını gör...

sevimsiz, somurtkan ve samimi olmayan insanlara denir. böyle insanları öğrenci işlerinde sıklıkla görürsünüz.
devamını gör...

(bkz: berserk_gloria)
(bkz: lennykereviz)
(bkz: lilium)
(bkz: brigadier)

şimdilik listem budur.
devamını gör...

3 idiots.
devamını gör...

(bkz: kardeş payı) metin ve ali
devamını gör...

evet. bir gözlüklü şirin taraftarı olarak size ateşli bir şekilde savunacağım görüşüm bu.

efendim malumunuz güzel şirin köyümüzü uzunca bir süredir şirin baba yönetmektedir. fakat şirin babanın da vakti geldiğinde koltuğu bırakması gerekecek. bırakmasa bile geçkin yaşından ötürü pek uzak olmayan bir zamanda şirin cennetine şirinlenecek.

peki sonra?

çoğunuzunun gözlüklü şirine karşı pozitif duygular beslemediğinizi biliyorum. ama gelin şirin şapkalarımızı önümüze koyup bir düşünelim. hatta bunun bir provası olarak şirin babanın köyde olmadığı zamanları gözümüzün önüne getirelim..
taşkınlıklar yapan şirin halkını şirin babanın yöntemlerini kullanarak, kibarca, anlatmaya çalışarak, güç sarhoşluğu yaşamadan ve en önemlisi her seferinde arkadaşları tarafından köyden şirinleneceğini bilerek doğruları savunan elinde kitabı ile kendini sürekli geliştirmeye çalışan gözlüklü şirin mi köyün umudu?

yoksa şirin baba ne zaman köyden gitse taşkınlıklar yapan kimi steroid bağımlısı, kimi narsist, kimi sırf şaka olsun diye şirin arkadaşlarını bombalayan bir manyak, kimi gayet sağlıklı şirin çileklerini fırınında şeker hastalığına çeviren ve bunlar gibi saymakla bitmeyecek, şirinliği mavi olmaktan ibaret gören diğer vasıfsızlar mı?

şirinlikler dilerim.
devamını gör...

benim için var olmayan söz. ölüp gitmişim, ne yazdığından bana ne o saatten sonra!

dağa taşa bir şey yazdırmaktansa adımı tarihe (özellikle bilim tarihine) güzel bir şekilde yazdırmayı tercih ederim.
devamını gör...

bazen kendi yazdığını unutup "lan ne diyo bu manyak?" diye düşünen bir adama yüklenecek fazla sorumluluk içerir, tavsiye edilmez.*
devamını gör...

henüz göktaşının yeryüzünü vurmadığı, dinozorların dünyayı adımladığı geçmiş zaman dilimlerinden birinde yaşanmış bir vakıayı aktarayım sizlere. bizim mahalle keyifli bir mahalleydi. örgütlü bir çocuk gücü vardı. mahalle maçlarından tutun, meyve ağaçlarına dalma işine kadar çok organize hareket ederdik. zayiatsız yığınla operasyon gerçekleştirdik. erikler, kirazlar, vişneler, elmalar... her daim yüklü ganimetle dönerdik mahalleye. dut baskınlarımız da meşhurdu. ağaçların altına koca koca bezler çeker, ağaçları sallar, düşenleri sırtlar, anında arazi olurduk. bu organize hareket kabiliyetinin meyvesini hayatımın sonraki evrelerinde çok güzel yedim. gerek tercih ettiğim spor dalında, gerekse foça-hakkari hattında çok işime yaradı bu kolektif bilinç teranesi. hayatta kaldık daha ne olsun?

bu kadar meyve ağacı operasyonu yapmış tecrübeli neferler olarak gözümüzü çok farklı bir noktaya dikmiştik. bu görev çok zordu. çok meşakkatliydi. önden aldığımız istihbarat raporlarına göre içeri sızmanın neredeyse imkansız olduğundan bahsediliyordu. diğer mahallelerin çocukları, duvarların yanına yaklaşmaktan bile korkuyorlardı. hedefimizdeki eski köşk ve bahçesi hakkında türlü türlü tevatürler ortaya çıkmıştı. köşkün sahibi yaşlı amca yakaladığı çocukları esir alıyor ve yakalanan çocuklardan bir daha haber alınamıyordu. aynı zamanda bahçede köpekler vardı. siz deyin kerberos gibi üç başlıydılar, ben diyeyim ejderhalar kadar büyüktüler. anlayacağız köşk bahçesi hakkında aldığımız bilgiler iç rahatlatıcıydı (!) ama biz geri adım atmayacaktık. namımızı bütün çevreye duyuracaktık. ne yapıp edip o bahçeden erik ve kiraz çalacak tüm söylentilerin üzerine bir çizgi çekecektik. evvela tüf tüfler hazırlandı. köpeklere karşı kendimizi korumalıydık. bu operasyonda ciddi silah gücüne ihtiyacımız vardı. külahların ucuna iğneler takıldı. ancak zorda kalmadıkça bu silahlar kullanılmayacak, sadece nefsi müdafaa için onlardan yararlanılacaktı. herkes eski püskü kıyafetlerini giydi, şort giymek kesinlikle yasaktı. bu, köpekler için aldığımız bir önlemdi. üstümüz başımız parçalanırsa annelere hesap verme işinden bu ince strateji sayesinde yırtacaktık. bizim kuşak bilir eskiden dershanelerin dağıttığı çantalar vardı; ipli askılı. herkes onlardan takacak ganimet bunlarla taşınacaktı. 10 kişilik özel müdahale timimizden bir kişi erketeye yatacak, bir kişi de askılı çantasında köpekler için yiyecek bulunduracaktı. operasyonu en ince ayrıntılarına kadar planlamıştık. başarısız olma şansımız bize göre %0,0001'di. çünkü bizdeki kurmay zeka, o dönem yaşıtlarımızın yanından geçemeyeceği kadar yüksekti. *

bu özgüvenle harekata başladık. arkadaşımızın ailesinin deposundan aldığımız merdiven de yanımızdaydı. malumunuz lojistik mühim mevzu. sessizce duvar diplerine kadar ilerledik. merdiveni duvara dayadık ve birer birer bahçeye girmeye başladık. intikal tamamlandığında karşımızdaki manzara bizi hayretlere düşürdü. cennetin krallığına girmiş gibiydik. muhteşem çiçekler, kocaman ağaçlar, büyükçe bir havuz, muhtelif yerlerde heykeller, büyük bir kamelya... dünyanın en büyük coğrafi keşfini biz yapmış olmalıydık. en azından öyle hissediyorduk. herkes fısıltıyla ve hayretler içerisinde birbirinin omzuna vurarak, sağı solu gösteriyor ve kıkırdıyordu. işte o anda cennette olmadığımızı, cehennem köpeklerinin havlamaları ile anladık. herkes tüf tüflerine davrandı. neredeydi bunlar? nereden geleceklerdi? tedirgin bir bekleyiş aldı herkesi. köpekler havlıyor ama ortaya çıkmıyorlardı. milis güçleri komutanı olarak hemen ortaya atıldım. ''köpekler zincirli olmalı arkadaşlar. ağaçlara hücuuum!'' baktım herkeste bir tedirginlik hali mevcut ilk olarak ben koşmaya başladım. diğerleri de arkamdan geldiler. ağaçlara tırmandık, çantaları tıka basa doldurduk. operasyon bitmek üzereydi. ve o anda yaşlı amcanın sesi duyuldu. ''inin ağaçlarımdan!'' ''hepinizi keseceğim!'' diye bağırıyordu. çok da umurumuzdaydı sanki. bizim tehditlere karnımız tok. yaşlı bir amca o kadar çocuğu nasıl durdursun? işte onun cevabını bir kaç dakika içinde öğrenecektik.

ağaçlardan inilmiş, çıkış harekatı için geldiğimiz yöne doğru yönelmiştik. ancak duvarın dibinde bizi bir sürpriz bekliyordu. tonton yanaklı, sevimli bir adam, elinde kılıcıyla, yanı başında 3 tane köpekle karşımızda dikiliyordu. tabiri caizse küçük dilimizi yuttuk. acaba tüf tüfler işe yarar mıydı? şaka değil adamın elinde kılıç vardı. ''sizi keseceğim!'' derken doğru mu söylüyordu? çantaları bırakın diye bağırdı. herkes çantaları hafifçe yere bıraktı. şakaklarımdan ve ensemden hafifçe terlemeye başlamıştım. kesin köpekleri üzerimize salacaktı. sonra da işimizi bitirecekti. ''özür dileriz!'' diye bağırdım. sonra herkes hep bir ağızdan özür dilemeye başladık. ''susun kapatın çenenizi!'' herkes buz kesti. ''siz bu yaptığınızın hırsızlık olduğunu bilmiyor musunuz?'' kemler kümler ıh lar mıhlar...

düşün önüme! yaşlı amca ve köpekler arkamızda biz önde bir bilinmeze doğru yola koyulduk. kaçmak geçiyor aklımdan ama olabilecekleri düşününce vazgeçiyorum. bir de arkadaşlarımı nasıl arkada bırakayım? onu da gururuma yediremiyorum. amca bize yön talimatı veriyor, biz ilerliyoruz. en nihayetinde bahsettiğim büyük kamelyanın yanına vardık. oturun! anında hepimiz çöktük kaldık. burada bekleyeceksiniz, birazdan geleceğim. kimse de gık çıkmıyor. köpekler bize biz köpeklere bakıyoruz. yaşlı amca kılıcıyla ağır ağır köşke doğru uzaklaştı. her kafadan bir ses çıkmaya başladı. fısıltılar içerisinde; ''amca bizi kesip köpeklere yem edecek'', ''koşup kaçalım canımızı kurtaralım'', ''susun köpekler bizi parçalar!'' tam bir kaos hali mevcut bizim grupta. 5- 10 dakika geçti geçmedi amca yanında bir teyzeyle ufukta göründü. kadının elinde kocaman bir şey var ama ne var çözemiyoruz. mesafe biraz uzak. bize doğru yaklaşıyorlar. gerginlik had safhada. herhalde o geliş anı ömrümden ömür götürmüştür. ağır çekimde yaşandı. bir türlü bitmek bilmedi. yanımıza vardıklarında, teyze hafifçe gülerek; ''bunlar mı suçlular?'' diye sordu. evet diye yanıtladı yaşlı amca. teyzenin elinde koca bir tepsi, tepside içinde kırmızı renkli bir sıvı bulunan bardaklar. ''alın bakalım için!'' diye uzattı. kesin zehirleyecekler bizi. belki de diğer çocukların kanlarını içirecekler. yahu biz bu hale nasıl düştük? her şey böyle mi bitecekti? acı sonla yüzleşmeye karar verdim. güç bela kalktım ayağa. başıma ne gelecekse gelecekti. ama gururumdan taviz vermeyecektim. teyzeye yaklaşıp, bardaklardan birine uzandım, bir taraftan da göz ucuyla köpekleri kontrol ediyorum. ''hadi iç korkmuşsundur iyi gelir.'' dedi teyze.

ya allah deyip, diktim bardağı kafaya. aman yarabbi o ne güzel bir tattır. nasıl güzel geldi. buz gibi. resmen yeniden doğdum. ama bekliyorum ki, yıkılıp kalayım, vücuduma bir titreme gelsin. yok yani bir şey. işi birden yüzsüzlüğe vurdum. ''bir tane daha alabilir miyim?'' ''al tabi!'' bana bir şey olmadığını gören diğerleri de dadandı bardaklara, içildi güzelce şerbetler. daha sonra asker emeklisi olduğunu öğrendiğimiz yaşlı amca bize yepyeni bir nutuk attı. zaten nutkumuz tutuktu. can kulağıyla dinledik onu. sonrasında ise izin almak koşuluyla her daim bahçeye gelebileceğimizi söyledi ve böylece sona erdi çin işkencesi. geldiğimiz yoldan geri döndük. çantalarımıza dokunulmadı. tüm malzemelerimizi aldık ve bu sefer amcanın verdiği merdiveni kullanarak rahat bir şekilde bahçeden dışarı çıktık. nefis geyiği döndü bu işin. mahalleye dönene kadar bayağı bir rahatlamıştık. ama aramızda sözleştik; bundan kimseye bahsetmeyecek ve karizmayı çizdirmeyecektik. girişte kullandığımız merdiveni aldığımız ardiyeye koyduktan sonra sessizce dağıldık. sanıyorum ki, o gece herkes yaşadığımız o büyük mağlubiyetin muhasebesini yaparak uyumuştur. ya da kimseyi benim gibi uyku tutmamıştır.

yalnız son noktada şunu söylemem lazım; çocukluğunuzda hiçbir ağaca dalmadıysanız, bahçe duvarlarından aşmadıysanız ve meyve aşırmadıysanız, o çocukluk şaibelidir. yeniden üzerinden geçin derim. *
devamını gör...

ilk taşı yine günahsız olanınız şahsım atıyor.
memleketimiz kabataş

halk ister iş ve aş

moderatör yiyosa gel bana bulaş

önderimizdir benjamin yoldaş!
devamını gör...

bütün ölüler rüyamdaydılar. on sene önce ölmüşünden genç yaşında gitmişine, yaşıyor olduğu halde içimde ölmüşünden kendime kadar... ben de ölüydüm evet.
ölü gibi değildik, capcanlıydı ortam. ellerde kadehler, donatılmış masalar, mumlar, şahane kıyafetler içindeydik ve gülüyorduk, eğleniyorduk hepimiz. nasıl öpüp, koklayıp, sarılmaksa, o nasıl bir hasret gidermekse üç saniyeye sığdı. yorgun değil bitkindim uyandığımda.

*ölüm geliyor aklıma birden ölüm
bir ağacın gölgesine sarılıyorum
*
devamını gör...

ereğli

bu bahtsız şehir memleketim olur. bağlı olduğu konya ile arasında 2 saatlik mesafe var. konya il haritasında toprağı kuyruk gibi mersin'e doğru uzuyor. çoktan il olmayı hak etmiş bir şehir ama işte siyasi oyunlar engel oldu.
devamını gör...

tanımının beğenilmesi ve favorilenmesi.
devamını gör...

biri çıkıp dese ki: "rusça edebiyatın en önemli yazarı dostoyevski'dir." hep bir ağızdan "bu ne saçma söz öbeği! rus edebiyatı onun adı." deyip karşısında dineliriz ama inatla "türkçe edebiyat" söylemini tartışıyoruz. akıl alır gibi değil.
devamını gör...

kendisinin en ala merici ve fanıyım. niye kafa izni almış ya? hayranlarını düşünmüyor mu bu öpülesice? neyse umarım kısa sürede döner de mesaj kutusuna saçma sapan videolar atarım. allahım çok amin.
şiirlerini okuyun bu arada lütfen. okuyun bee!
devamını gör...

kullanıcı tarafından yüklenmiş görsel

*
devamını gör...

27 mart 1977'de ispanya'nın tenerife adası'ndaki los rodeos havalimanı'nda kalkış halindeki klm hava yollarına ait bir boeing 747 henüz pistten ayrılmamışken, pan am hava yolları'na ait boeing 747'yle çarpıştı. toplam 583 kişinin öldüğü kaza havacılık tarihinin en büyük kazasıdır.
devamını gör...

ben de bu konudan rahatsız olanlar kervanına dair betimlemeler yapmak istiyorum. ortaya koyulan sıkıntı, yaş farkı ile ilgili durum olup olmadığını bilmediğim bir görüştür. örneğin kendi açımdan bakarsam, yaşlı biri olarak devamlı siyaset, ekonomi konuşulmasını istemem. elbette devamlı denmemiş, oradaki nüans farkı aslında eleştirinin en can alıcı kısmı.

ancak ne olursa olsun böyle bir sıkıntı varsa ve eğer sözlüğün sahipleri bu konuda bir şey yapmak istiyorsa bu vahşi başlık sistemi ve müdahale edilmiş gündem sisteminde bir şeyler yapmak zorundalar. tabii ki böyle de kalabilir, yani bu haliyle bile çalışan siteler olduğuna göre yapılmasa da çok bir şey değişmez.

eğer yapılırsa sözlük yoğun ilgi gösterilen konuların dışında da insanlara hitap edebilir. yani zaten son tahlilde sosyal medyada devamlı popüler olan konuları konuşmaktan sıkılmadık mı? yani atıyorum açıyoruz twitter'ı aynı muhabbet, aşıyoruz ekşiyi aynı şey. alternatif bir yer yaratılmak isteniyorsa buna bir çözüm bulmak gerekiyor. yoksa böyle gider yani, yapacak bir şey yok. insanlar neye ilgi gösteriyorsa kalanlar da ona muhatap olmak zorunda, çağımız böyle.

bunun için daha önce bahsi geçince bir iki öneri yazmıştım. tekrar yazayım. başlık listelemeleri kişiye özel yapmak ya da bir doz buna uygun hale getirmek mümkün olabilir. kategori sistemi ve beğenilen tanımlara göre bir içerik listelemesi yapılabilinir. bu biraz çetrefil ve emek gerektiren bir şey. hele geriye doğru kategori işleri zor olacağı için en azından başlıklarda hiç ilgi gösterilmemişler de belli bir süre ve oranda başlıkları görünür tutmak mümkün olabilir. hadi bu da zorsa bari en azından "anti-günem" şeklinde bir sekme ekleyip burada son açılan başlıkları en az tıklanan ve yazılandan en çoğa göre dizdirmek mümkün olabilir. yani bunlar sesli düşünülmüş şeyler. elbette daha iyi çözümler üretilebilir. yeter ki ortada bir sorun olduğu kabul edilsin.
devamını gör...

aydın kuşadası güzelçamlı beldesinde bulunan, doğal yaşamın olduğu (domuz ailelerine her yerde rastlayabilirsiniz korkmayın), yemyemsil ormanı ve masmavi koyları bulunan bir yerdir kendisi.

sırayla içmeler, aydınlık, kavaklıburun, ve karasu koylarının hepsini deneyimlemiş biri olarak derim ki sabah erkenden en sondaki koya gidin. karasu favorimdir, kimseler yokken sabah saatlerinde cennetten bir köşedir.

egeliler sevmez kuşadası'nın denizini "denizi patlar" derler, ne demek istediklerini dehşetle gören gözlerim var. sabah dingin mis girdiğiniz gibi deniz, muhtemelen öğleden sonra siz kumsalda uzanırken hafif dalgalar ile başlayıp sonra dev dalgalara dönüşerek kumsaldaki herşeyi götürür, kısa sürer korkmayın tekrar normale döner.

ama plajin arkası orman ve masalar var kahvenizi çayınızı yudumlayabileceginiz. tek önemli ayrıntı masada yemek bırakmayın domuzlardan size bişey kalmayabilir.
devamını gör...

normal sözlük'ü kullanarak 3. parti dahil tarayıcı çerezlerinin kullanımına izin vermektesiniz. Daha detaylı bilgi için çerez ve gizlilik politikamıza bakabilirsiniz.

online yazar listesini görmek için lütfen giriş yapın.
zaman tüneli köftehor rehberi portakal normal radyo kütüphane kulüpler renk modu online yazarlar puan tablosu yönetim kadrosu istatistikler iletişim