hoşlanıyor ama aramaya çekiniyor olma ihtimali de vardır.
devamını gör...

ismini "gucci'nin tarzı ve lucifer'ın ışığı"ndan aldığını söyleyen, bilgisayarla ilgili herhangi bir uzmanlığı bulunmadığı halde amerika birleşik devletleri başkanlarını, başkan adaylarını, siyasetçileri hackleyen kişi. gerçek adı marcel lazăr lehel.

tekrar söylüyorum; bu adamın kodlama bilgisi yok. ancak aşırı büyük bir sabrı var. hani bir yerlere üye olurken güvenlik soruları sorulur ya insanlara; en sevdiğiniz hayvanın adı, en sevdiğinizi öğretmeninizin adı, tuttuğunuz takım gibi... işte marcel, ünlü isimlerin sosyal medya hesaplarına girmeye çalışır ve bu soruların cevaplarını tahmin etmeyi dener. ne yazık ki çoğumuz bu soruların yanıtlarını unutmamak için bunlara doğru cevaplar veririz. marcel de insanların bu zaafından yararlandı.

örneğin soru "okuduğunuz ilkokulun adı neydi?" ise marcel insanların biyografilerinden bu bilgiyi bulup sorunun doğru cevabını giriyordu. bulamadığı zamanlarda ise kişinin doğduğu, yaşadığı yere yakın olan tüm okulların adlarını tek tek deniyordu. sonunda da bir şekilde istediği bilgiyi elde ediyordu. işte bu şekilde birçok önemli ismin hesabını ele geçirmeyi başardı. sonra da kendine guccifer adını aldı.

baktı ki guccifer, romanya'daki hesapları bir şekilde ele geçirebiliyor, büyük oynamaya karar verdi ve george w. bush'un e-mail hesabını ele geçirdi ve içeriğini paylaştı. ardından da colin powell'ın hesabını ele geçirdi. onun görüştüğü biriyle olan gizli ilişkisini ortaya döktü.

ancak bu "başarı" kendisine fazla gelmiş olmalı ki kendi kendini ele verdi ve kim olduğunu açıkladı. ardından da tabii ki yargılandı. ajanlıkla suçlandı. başka hackleme davalarından da sorumlu tutulmaya çalışıldı. beraat etti ama yine başka hesap ele geçirme davaları nedeniyle 52 ay hapis cezasına çarptırıldı. dava 2016'da görüldüğünden guccifer şu an serbest. eğer rahat durmayı başarırsa serbest kalmaya da devam edecek doğal olarak.

kullanıcı tarafından yüklenmiş görsel
görselin kaynağı
devamını gör...

sevgiliyi bir beyaz güvercin gibi avuçlarına alıp okşamak ve yüreğine bastırıp korumaktır. ama sevgiliyi daha güzel ufuklar bekliyorsa onu salıvermektir sevmek.
o uçsuz bucaksız gökyüzünde kanat çırparken sonsuz haz duymaktır. onun senden uzaklaşmasına üzülmek değil gerçeğe uçmasına hakikate yaklaşmasına sevinmektir. "beni bırakıp nereye?" değil gittiği yerde bile onu düşleyip iyiyi dilemektir.
devamını gör...

denize girmek.
devamını gör...

2000'lerin başlarında üretilmiş, çilekli, muzlu, karamelli, kakaolu ve fındıklı türevleri bulunan, okul sabahlarımın vazgeçilmezi canım kek idi. ne hikmetse birden piyasadan kaldırıldı. şimdiki kekler onun yerini tutmuyor. tutamaz.*
kullanıcı tarafından yüklenmiş görsel
herkesin bu kek sayesinde anlamsızca mutlu olduğu reklamını da şuraya iliştireyim.
devamını gör...

38 numara ayakkabı giyen erkek başlığına #71764 şu numaralı tanımla "penisi küçüktür" yazmış
kaç tane gördü, kaç kişininkine baktı merak ettiğim yazar.
devamını gör...

kullanıcı tarafından yüklenmiş görsel
devamını gör...

zorsa yazmayın arkadaşlar. merak etmeyin kimse sizi ip'den tespit edip taciz etmeyecek. kafanızı attıran varsa modlara şikayet edin ya da engelleyin.
devamını gör...

birinde ne olduğunuz bellidir diğerinde değildir.
birinde sevgilisiniz tamam işte.
flörtte sevgili olmadan önceki olaydır.
flörtken en zor mesele acaba flört müyüz biz neyiz ikilemidir.
ikisi de saçma sapan işlerdir.
efendi gibi evlilik en iyisidir.
devamını gör...

cidden ben bazen duyduğum sese tahammül edemiyorum, benim sesim bayağı çocuk gibi yav o zaman.
devamını gör...

türkçe'ye çevrildiğinde komikliğini kaybedeceğini düşündüğüm şu diyaloğu, netflix'in köpek yerine küpek yazarak beni kahkahalara boğduğu filmdir.

mickey : good dags. d'ya like dags?
tommy : dags?
mickey : what?
mrs. o'neil : yeah, dags.
tommy : oh, dogs. sure, i like dags. i like caravans more.
devamını gör...

dirk nowitzki açık net. gerçi yaşlanmıştı ama dallas forması en çok ona yakışıyordu. miami heat ile olan o efsane final sezonu ve 37 derece ateş ile çıktığı maç ile hatırımda kaldı hep.
devamını gör...

yine yolum istanbula düşmüş, ertesi gün halletmem gereken bir iş var. erken gelip, ucuz paspal bir otele yerleşmişim, tanıdığım bir sürü arkadaşım var, ama kendi başıma takılmak istiyorum, onlarla görüşüp ne yapacağım. hem beyoğlunda pera müzesine, picassonun orjinal gravürleri gelmiş, bu sergiye gitmek için eminönünden istiklale kadar yürüyerek gidiyorum.

müze sakin, pek kimse yok, saat daha dört. picassonun karakalem gravürleri muhteşem, kübizmi en iyi picassonun gravürlerinden tanıyabilirsiniz. kaotik bir atmosferde, üç boyutlu tasvirler, insanı baya etkiliyor.

derken, picassonun gravürlerini bitirip yukarı çıkıyorum. yukarda osman hamdi beyin, kaplumbağa terbiyecisi adlı tablosunun ilk versiyonu sergileniyormuş, ögrenince baya bi heyecanlanmıştım, ama picassoyu es geçemedim. sonra yukarı çıktım, diğer bütün eserleri umursamadan en baş köşeye asılmış, osman hamdi beyin, kaplumbağa terbiyecisi adlı eserini gördüm.

aman allahım muazzam renkler kullanmış, orjinalinin bu kadar etkileyici olacağını tahmin etmezdim, dakikalarca inceledim.

kullanıcı tarafından yüklenmiş görsel

birden o büyüleyici anı, büyüleyici bir ses bozdu.

-daha önce bu tabloya, böyle bakan birini görmedim.

kafamı çevirmeden - nasıl bakıyormuşum ki, dedim. -tam olarak, hayranlıkla bakıyorsunuz dedi. zarif bir kadına, çırıl çıplak yakalanmışım gibi hissettim. hala kafamı çevirip kim olduğuna bakmadan, - sizde de aynı şeyı uyandırmıyor mu, diye sordum.

-güzel bir tablo, bir haftadır görüyorum, neden böyle bir tablo çizmiş ki diye düşündüm bi ara, hepsi bu kadar. pek birşey hissedemedim. dedi.

hala tabloya bakarken, - burda mı çalışıyorsunuz, diye sordum. -evet, tabloyla ilgili bilgi almak ister misiniz? dedi. - evet lütfen bildiklerinizi anlatın. dedim.

arkamdan gelen şuh şes, türkçeyi o kadar iyi kullanıyordu ki, keskin ve vurgulu cümlelerle -bu tablo, osman hamdi beyin en meşhur tablosu, orjinal adı kaplumbağalar ve adam, fakat kaplumbağa terbiyecisi olarak bilinir. bu tablonun iki versiyonunu yapmış ressam, sizin baktığınız 1. versiyon 1906 yılında yapılmış, tuval üzerine yağlı boya, uzun zamandır müzemizde sergiliyoruz.dedi

biraz sıkılmış bir ses tonuyla - bunlar kimin umrunda. dedim kokusunu alabiliyordum vanilya, mandalina tarçın ve manolya karışımı bir koku sürmüş - bu tabloda ne anlatıyor, onu biliyor musun ? diye sordum.

-hayır, üzgünüm. pek bir şey anlamadım. bayadır bakıyorsunuz, sizce ne anlatıyor.dedi. alınmıştı ama bozuntuya vermiyordu.

-geri kalmış bir toplumu, çağdaşlaştırmaya çalışan, bir aydının yorgun halini anlatıyor, bu tablo.dedim.

hala yüzünü görmediğim o ses, cevap vermedi. muhtemelen tablonun büyüsüne kapılmıştı, şimdi istediğim yere getirdim onu sonunda. bakalım bu tabloya benim gibi hayranlıkla bakan biri nasıl görünüyormuş. kafamı çevirdim ve aman tanrım bu kadın tablodan ve sesinden daha büyüleyici, üstelik yüzündeki o ifade. gözlerini tablodan alıp bana baktı. yaklaşık on saniye bakıştık. bir erkeğe böyle bakmak utandırır her kadını, nazikçe bileğindeki saatine baktı ve müze beş dakika sonra kapanıyor dedi. - öyleyse bir şeyler içmeye gidebiliriz. dedim.

hayır, diyemedi tam 3 saniye aptalca sırıttı. - belki başka zaman dedi. başka zaman olmaz, yarın istanbuldan ayrılıyorum, yakınlarda bildiğim çok güzel bir yer var, çok vaktini almak istemiyorum. sadece bir iki saat oturup birşeyler içer, manzarayı izleriz dedim. - peki ama sadece bir saat gerçekten işlerim var sonrasında 15 dakika sonra müzenin karşısındaki durakta olurum. dedi

kızı tarif etmedim hiç,

kullanıcı tarafından yüklenmiş görsel

peradan istiklale çıkıp, tünele doğru yürüdük biraz

kullanıcı tarafından yüklenmiş görsel


az ileride kumbaracılar sokağına girdik. leb-i derya diye muhteşem bir mekan var. yukarı terasa çıktık. istanbulun en güzel manzarası bence ordan görülüyor. akşam üstü bir başka zaten. her zaman oturduğum yere oturdum, o da yanıma oturdu iki bira söyledik ve sadece manzarayı izledik.

leb-i derya da şöyle bir mekan
kullanıcı tarafından yüklenmiş görsel


üçüncü birayı bitirdikten sonra, benim lavaboya gitmem lazım, diyip kalktım. içerde hesabı ödeyip, o güzel kadını orda bırakıp gittim.
devamını gör...

başarısızlıklara çok takılınıyor ve sürekli aynı hatalar tekrarlanıyor. bu demek ki bende bir sorun var düşüncesi yaratıyor. o his her gece geliyorsa yavaş yavaş tükeniyorsun. gün içinde geçen zaman kaybı yine bir işin ucundan tutamama durumu aklına gediğinde kendini boşluğa sürüklemene neden oluyor. kendimizi motive etmeliyiz, olumsuz his olumsuza götürüyor bu bir gerçek. motive dedim ancak en önemlisi hareketmiş. nerede hareket orada bereket... motive olmadan bile aksiyona geçmek gerekirmiş. ah depresyon çık hayatımızdan. gece gündüz hep yakamızdasın insafsız!
devamını gör...

günaaaaydınnnn günaaaydınnn dün sanal bi kriz yaşadım neyse ki store’da indirim varmış kendime geldim.* koşun rozetleri kapın banada karar aşamasında bi yardım edin*

ayrıca bugün anneler günü mutluluğunu da yaşıyorum. efsane bi güne başladım. kahveleri alın, annenize sarılın.
devamını gör...

bir sahâbî. hudeybiye barış antlaşması, medineli müslümanlar ile mekkeli putperestler arasında yapıldı. antlaşma hz. muhammed'in onayıyla yapılmasına rağmen, şartlar görünüşte müslümanların aleyhineydi. hz. ömer gibileri buna tepki gösterdi, müslümanlar hayal kırıklığına uğrayıp küçük düşürülmüş hissettiler. işte bu antlaşmanın maddelerinden biri de şuydu:

mekkeli biri hz. muhammed'in yanına kaçarsa, velisinin isteği üzerine geri verilecek. ama bir müslüman kaçarak mekke'ye sığınırsa, iade edilmeyecek.

işte bu madde, antlaşmadaki müslümanları en üzen maddelerden birisiydi. maddeler yazılmış fakat henüz imzalanmamıştı. tam bu sırada beklenmedik bir anda, ayakları zincire vurulmuş bir genç, zinciri sürükleye sürükleye hz. peygamber'in yanına geldi. bu, daha müslüman olmamış olan(henüz müşrik olan) süheyl bin amr'ın oğlu hz. ebu cendel'di. hz. ebu cendel, sırf müslüman olduğu için müşrikler tarafından zincire vurulmuştu. süheyl, oğlu hz. ebu cendel'e işkence etmişti.

süheyl, hz. ebu cendel'i görünce çok sinirlenip üzerine yürüdü. elindeki dikenli budaklı ağaç dalıyla yüzüne vurmaya başladı. sonra şöyle dedi:

ey muhammed, anlaşmamız gereceğince bana geri vereceğin ilk kişi budur.

hz. muhammed, henüz anlaşmanın imzalanmadığını söyledi ve onu anlaşma hükmünün dışında tutması ricasında bulundu. ama süheyl bunu kabul etmedi. eğer oğlunu geri vermezse anlaşmayı imzalamayacağını söyledi. bunun üzerine hz. muhammed onu iade etti ve anlaşma imzalandı.

süheyl oğlunu tutup çeke çeke götürmeye başladı. hz. ebu cendel müslümanlara hitaben şöyle feryat ediyordu:

ey müslümanlar! müslüman olarak yanınıza gelmiş olduğum hâlde, siz beni müşriklere geri iade mi ediyorsunuz?! işkenceye uğratıldığımı bilmiyor musunuz?! ey müslümanlar! siz bana işkence yapsınlar, beni dinimden döndürsünler diye mi müşriklere geri veriyorsunuz?!

müslümanlar onun bu feryadına dayanamayıp gözyaşlarını tutamadılar. hz. muhammed, hz. ebu cendel'in yanına yaklaştı ve onu şöyle teselli etti:

ebû cendel! bunlarla aramızda yazılan barış yazısı tamamlanmıştır. az daha sabret, allah'tan bunun sevabını bekle. şüphesiz ki, yüce allah senin için de, senin yanında bulunan zayıf ve kimsesiz müslümanlar için de bir çıkış yolu ve bir genişlik yaratacaktır. biz şu kavimle bir barış anlaşması yapmış, kendilerine allah adına söz vermiş bulunmaktayız. onlara verdiğimiz söze vefasızlık edemeyiz.

bundan sonra hz. muhammed, süheyl'den, ebu cendel'i bırakmasını tekrar rica etti. süheyl bunu kabul etmeyince, "öyleyse onu himayene al." buyurdu. süheyl, hz. muhammed'in bu isteğini de reddetti.

fakat süheyl ile birlikte gelen mikraz bin hafz ile huvaytıp bin abduluzza şöyle dediler:

ya muhammed, senin hatırın için onu biz himayemize almaktayız. ona işkence yaptırmayacağız.

fakat daha sonra birçok sahabilerle birlikte hz. ebu cendel de kaçtı. ve kureyşlilerin ticaret yollarını kesip müşrikleri perişan bir hale soktular. en sonunda müşrikler, hz. muhammed'e şöyle haber gönderdiler:

allah aşkına, akrabalık aşkına sen onlara haber sal da bundan böyle her kim senin yanına gelirse, o emniyet ve selamettedir, o geri çevrilmeyecektir.

hz. muhammed bunu mektupla bildirdi. ve hz. ebu cendel ve diğerleri de bunun üzerine medine'ye döndüler.

süheyl bin amr da müslüman, sahâbî olmuştur. geç müslüman olmanın üzüntüsünü hisseder ve kur'an dinlerken ağlardı.
devamını gör...

1939 yılının aralık ayının 26'yı 27'ye bağlayan gecesi 7.2 şiddetinde meydana gelen, 52 saniye süren 40 binden fazla insanın hayatını kaybettiği, 100 binden fazla insanın da yaralandığı, dünya tarihinde en ağır bedelin ödendiği depremlerden biri. kentte öyle büyük bir yıkım gerçekleşmiş ki, ayakta sağlam bina bile kalmamış. aralık ayında gerçekleşen depremde kış dolayısıyla soba ve mangalların devrilmesi sonucu yangınlar da çıkmış, can pazarının yaşandığı kentte hem ağır kış şartları hem de iletişimin hatlarının zarar görmesi sonucu yardımlar zamanında ulaşamamış.
devamını gör...

ülkede bir tane mutlu insan yok. kalmadı. sonu nereye varır bunun bilinmez. hangimizin geleceĝe dair umudu var ki güzel kardeşim, değer mi canına kıymaya, deĝer mi evet ülke en berbat dönemini yaşıyor, ama 5 yıl sonra bunlar unutulacak , hayat normale dönecek dönebildiği kadarıyla. sen ise boşu boşuna pisi pisine öldüĝünle kalacaksın. elbette seni suçlamıyorum seni bu hale getiren toplumun , eğitim sisteminin, işsizliğinin, ekonominin, borsanın, siyasetin, ümitsizliğin ben de farkındayım. ama biraz daha dayanabilseydin keşke güzel kardeşim, bir de dünyanın en zor yaşında imişsin 21! inan bana 21 ' den sonra biraz kolaylaşacaktı hayat, daha az etkilenecektin artık hayattan. ama olmadı işte. geçen sene o kadar çok insan intihar etmek istedi ki bu dünyada, bu ülkede, sırf iğrenç bir hale geldi diye ülke, virüs, hayat... ama dayanmak lazım. ne yaşadığını bilemem. ama az çok anlıyorum bu yaştaki duygu durumlarından, ve 20 li yaş psikolojisinden. ama önemi de yok artık. umarım gittiğin yerde mutlu olursun, acın diner, bizi affet.
biz berbat bir ülkeyiz artık. takım elbisesini giyip milyarlarca dolar götüren, gençleriyle ve vatandaşıyla ilgilenmeyen b.ktan siyasetçilerin adına senden özür dilerim.

huzurla uyu.
devamını gör...

ardından gelen yıldızları sayma eylemi de cabasıdır. *
kullanıcı tarafından yüklenmiş görsel
devamını gör...

malta'nın başkenti olan şehir ismini osmanlılara karşı savaşan hospitalier şovalyelerinin büyük ustası jean de valette'den almıştır.

2012 yılında bir kongre için gittiğim şehre ve ülkeye resmen aşık oldum, şehrin tarihi dokusu muazzam ölçüde korunmuştur ve turizm gelişmiştir. ziyaretim sırasında valletta limanı'na bakan british otel'de kalmıştım. otel çalışanları oldukça sıcak kanlı ve yardımseverler, hijyen açısından herhangi bir sorun yok ama yemekleri dışarıda yemenizi öneririm. bu bölgede bildiğim diğer ekonomik otel hotel castille. biraz daha içeridedir restoranı çatıda ve şehri buradan az da olsa görebilirsiniz.

italya'da bulunduysanız valletta'da yabancılık çekeceğinizi sanmam. mimari yapılarda büyük ölçüde ve doğal olarak italyan çizgileri baskın. ancak adanın uzun süre avrupa'nın çeşitli yerlerinden gelen şövalyelerin yönetiminde kaldığından bazı kiliseler diğerlerinden daha farklı özellikler taşıyabiliyor. bulunduğum sırada eski surların içerisinde yeni meclis binasının inşası sürmekteydi. sanırım orasının tarihi dokuya uygun şekilde yapıldığı hakkında bir şeyler okumuştum. seyahat oldukça kolay, valletta'da yürüyerek her yere gidebilirsiniz. adanın yüz ölçümü küçük olduğundan sizin limanın karşısı olarak gördüğünüz yer aslında başka bir şehir. merkezdeki otobüs duraklarından bütün malta'ya giden otobüsleri bulabilirsiniz. biletler günlük olarak satılıyor, aldığınız bileti otobüsten inince atmayın.

şehirde görülmesi gereken yerler başında st. john's co-cathedral gelir, en büyük caravaggio koleksiyonu burada bulunur. burada cimrilik yapmayıp elektronik rehber almanızı tavsiye ederim yaklaşık 2,5 saatte gezebilirsiniz. aynı şekilde grand master's palace içinde 2-3 saat yeterli olabilir. ben oradayken kale tadilatta olduğu için gezememiştim ancak görülmesi gereken yerlerin başında olduğunu duydum. şehirde başlıca iki büyük müze bulunuyor hatırladığım kadarıyla, doğa tarihi müzesi ve ulusal güzel sanatlar müzesi. teatru manoel isminde tarihi meşhur bir tiyatroları var, ufak bir ücret karşılığında burada tura katılabilirsiniz. eğer konser öncesine denk gelirseniz prova yapan sanatçıları izlemenize izin veriyorlar.

malta yemeklerinin büyük ölçüde bizim damak tadımıza uygun olduğunu düşünüyorum yalnız porsiyonları bana epey büyük geldi. ben ekim ayında gitmiştim ve sıcaklıklar oldukça iyiydi, kalabalık olmasına rağmen yerlilerin dediğine göre turist sezonu bitmişti. eski ingiliz sömürgesi olduğundan ingilizce konuşan birilerini bulmanız kolay, dil açısından herhangi bir sıkıntı çekmezsiniz. valletta'da çok fazla night club tarzı yer gözüme çarpmadı genelde ufak şirin restoranlar ve kafeler mevcut. ancak gece kulübü, kumarhane, striptiz kulübü gibi yerler paceville'de. şansım olduğunda tekrar gidip gezmek istediğim güzel ülkenin başkenti.
devamını gör...

normal sözlük'ü kullanarak 3. parti dahil tarayıcı çerezlerinin kullanımına izin vermektesiniz. Daha detaylı bilgi için çerez ve gizlilik politikamıza bakabilirsiniz.

online yazar listesini görmek için lütfen giriş yapın.
zaman tüneli köftehor rehberi portakal normal radyo kütüphane kulüpler renk modu online yazarlar puan tablosu yönetim kadrosu istatistikler iletişim