ortaya çıkmayan bir keşfin yakınlığı
bir jorge luis borges tanımlamasıdır.
yazar alejandro zambra bu tanımlamaya örnek olarak roberto bolano’nun 2666 isimli romanını verir. çünkü 2666 okunması en zor romanlardan biridir ve anlaşılması okunmasından daha da zordur. roberto bolano bu romanının anlaşılması çok güç olduğu, hala gizli kalmış şeyleri muhafaza ettiği için utanç duymadığı tek romanı olduğunu söyler.
jorge luis borges bu sözü sanatı tanımlamak için yapar. bence de öyledir. sanatın anlaşılmaz olması gerektiğini söylemiyorum elbette. ama sanatsal bir yapıtta izleyeni, okuyanı, bakanı düşündürecek bir şeyler olması elzemdir.
yani ülkü tamer’in mükemmeli bir ahenge sahip olan şiiri konuşma sanatsaldır. insanı düşünmeye sevk eder. bir şey anlar gibi olup başka bir şey anlatmış olabileceğine ikna oluruz bütün düşünmelerin sonunda. ama fevzi sömer’in hacı iğdelerimi kesti şiiri dümdüz bir şiirdir. düşünmeye bile gerek bırakmaz.
sanat bize ortaya çıkmayan şeylere yakınlaşma ama asla ulaşamama imkanı sunar. sanatsal bir eserden uzaklaşınca bir şeyleri keşfetmeye çok yaklaştığımızı düşünürüz. bu anlaşılmak üzere olduğuna inandığımız şeyin muğlaklığının verdiği tadına doyulmaz keyiftir.
sanat, jorge luis borges ne diyorsa odur.
yazar alejandro zambra bu tanımlamaya örnek olarak roberto bolano’nun 2666 isimli romanını verir. çünkü 2666 okunması en zor romanlardan biridir ve anlaşılması okunmasından daha da zordur. roberto bolano bu romanının anlaşılması çok güç olduğu, hala gizli kalmış şeyleri muhafaza ettiği için utanç duymadığı tek romanı olduğunu söyler.
jorge luis borges bu sözü sanatı tanımlamak için yapar. bence de öyledir. sanatın anlaşılmaz olması gerektiğini söylemiyorum elbette. ama sanatsal bir yapıtta izleyeni, okuyanı, bakanı düşündürecek bir şeyler olması elzemdir.
yani ülkü tamer’in mükemmeli bir ahenge sahip olan şiiri konuşma sanatsaldır. insanı düşünmeye sevk eder. bir şey anlar gibi olup başka bir şey anlatmış olabileceğine ikna oluruz bütün düşünmelerin sonunda. ama fevzi sömer’in hacı iğdelerimi kesti şiiri dümdüz bir şiirdir. düşünmeye bile gerek bırakmaz.
sanat bize ortaya çıkmayan şeylere yakınlaşma ama asla ulaşamama imkanı sunar. sanatsal bir eserden uzaklaşınca bir şeyleri keşfetmeye çok yaklaştığımızı düşünürüz. bu anlaşılmak üzere olduğuna inandığımız şeyin muğlaklığının verdiği tadına doyulmaz keyiftir.
sanat, jorge luis borges ne diyorsa odur.
devamını gör...
kadınların abi diyeyim de yavşamasın mantığı
ilber ortaylı'nın bile kızı yaşında kadına yürümeyi bırak depar attığı şu ortamda şaşırtmayan birşey.oysa kadınlarda ister erkek arkadaşları olsun ama konu mecrasından sapmasın falan.ama ne yazık ki tedbir alıp abi demek zorunda hissediyolar kendilerini.
devamını gör...
baruch spinoza
evren, tanrı, zihin, duygular, din, siyaset ve insan üzerine düşünüp yazmış rasyonalist felsefi yazar.
spinoza’nın kavrayışından yola çıktığımızda; özel olarak spinoza’nın felsefesi ya da bilgelik diye hiçbir ayrıcalıklı atfın yapılamayacağını fark ederiz. birçok felsefede filozof öznel olarak metnin içinde gezinirken, spinoza’nın metinlerinde bu öznellik insanın ortak doğasıyla ikame edilir. bu felsefede hakikatin kavranmasına dönük arzu ve sahip olduğumuz ortak doğa mevcuttur.
spinoza aslında geometrik yöntemi kullanarak bize şunu fısıldar: nasıl ki insanın doğayla işbirliği içinde yarattığı her şey aslında herkesin ise felsefe ve bilgi de herkesindir. şeylerin doğası ile ilişkilerin tarihsel kuruluşu arasındaki bağın kavranması bize bu hakikati gösterir. bu nedenle din ve devletin itaati canlı tutmak için bütün kurucu unsurlarıyla en çok ihtiyaç duyduğu şey hurafe, nefret, korku, melankoli, umut ya da kederin yeniden ve yeniden üretilmesidir.
çünkü tüm itaat ilişkilerinde şu hakikatten hareket edilir: “avam korkmazsa korkutucu olur” (ethica)
korkunun yerine çabayı, hurafenin yerine gerçekliği, kederin yerine neşeyi, itaatin yerine özgürlüğü yaratabilmenin koşulu ise ortak varoluşun ve ortak gücün yaratılması arzusundan geçer. ki bu arzu yaratılmadan, itaat ettirenin varoluşunun ve itaat ilişkilerinin köklerine korku salınabilir gözükmemektedir.
spinoza, “tanrı nedir?” sorusuna, tam olarak şöyle bir cevap veriyor: “kendi kendisinde var olan ve kendi kendisiyle kavranan; yani kavramını, kendisini teşkil edecek başka bir şeyin kavramına borçlu olmayan şey.” bu tanımdan da çıkaracağımız sonuç üzerine tanrı, kendi kendisinin nedenidir; bu sebeple onun var oluşunu başka bir şeyle açıklamak mümkün değildir. bu ifadeden spinoza, şöyle bir sonuç çıkarır: ona göre, var olması ve nedeni kendisinde olan tözün daha üstünde bir kavram yoktur. nitekim onun dışında tüm kavrananlar da ancak onun altında kavranabilir. o bölünemez, sınırlanamaz, tek parçadır ve elbette sonsuzdur.
tanrı doğadır ve her şeydir.
spinoza’nın kavrayışından yola çıktığımızda; özel olarak spinoza’nın felsefesi ya da bilgelik diye hiçbir ayrıcalıklı atfın yapılamayacağını fark ederiz. birçok felsefede filozof öznel olarak metnin içinde gezinirken, spinoza’nın metinlerinde bu öznellik insanın ortak doğasıyla ikame edilir. bu felsefede hakikatin kavranmasına dönük arzu ve sahip olduğumuz ortak doğa mevcuttur.
spinoza aslında geometrik yöntemi kullanarak bize şunu fısıldar: nasıl ki insanın doğayla işbirliği içinde yarattığı her şey aslında herkesin ise felsefe ve bilgi de herkesindir. şeylerin doğası ile ilişkilerin tarihsel kuruluşu arasındaki bağın kavranması bize bu hakikati gösterir. bu nedenle din ve devletin itaati canlı tutmak için bütün kurucu unsurlarıyla en çok ihtiyaç duyduğu şey hurafe, nefret, korku, melankoli, umut ya da kederin yeniden ve yeniden üretilmesidir.
çünkü tüm itaat ilişkilerinde şu hakikatten hareket edilir: “avam korkmazsa korkutucu olur” (ethica)
korkunun yerine çabayı, hurafenin yerine gerçekliği, kederin yerine neşeyi, itaatin yerine özgürlüğü yaratabilmenin koşulu ise ortak varoluşun ve ortak gücün yaratılması arzusundan geçer. ki bu arzu yaratılmadan, itaat ettirenin varoluşunun ve itaat ilişkilerinin köklerine korku salınabilir gözükmemektedir.
spinoza, “tanrı nedir?” sorusuna, tam olarak şöyle bir cevap veriyor: “kendi kendisinde var olan ve kendi kendisiyle kavranan; yani kavramını, kendisini teşkil edecek başka bir şeyin kavramına borçlu olmayan şey.” bu tanımdan da çıkaracağımız sonuç üzerine tanrı, kendi kendisinin nedenidir; bu sebeple onun var oluşunu başka bir şeyle açıklamak mümkün değildir. bu ifadeden spinoza, şöyle bir sonuç çıkarır: ona göre, var olması ve nedeni kendisinde olan tözün daha üstünde bir kavram yoktur. nitekim onun dışında tüm kavrananlar da ancak onun altında kavranabilir. o bölünemez, sınırlanamaz, tek parçadır ve elbette sonsuzdur.
tanrı doğadır ve her şeydir.
devamını gör...
lucifer (yazar)
yahu ne kadar takvimi dolu bir yazarsın. biliyorum gece hayatın çok neşeli geçiyordur ama gel artık.
devamını gör...
düğünlerden nefret etme sebepleri
çok fazla gürültülü oluyor. işin garibi evde o müziğin sesinin onda birini açsanız ev ahalisi ve komşular başınıza üşüşüp “ne yapıyorsun, kıs” şeklinde konuşacakken, düğünlerde ses seviyesinin berbat ötesi olmasına rağmen saatlerce dinlemeleri ve dans etmeleri.
devamını gör...
bilgi içeriği arasam wikipedia'ya giderdim söylemi
wikipedia da nispeten kümülatif bir bilgi kaynağı olsa da, bu yönden doğası gereği interaktif sözlükler karşısında hiç şansı yoktur. bunun pek çok sebebi var.
- dezenformasyon ya da kasıtsız paylaşılabilecek yanlış bilgi: herhangi bir konu üzerine, herhangi bir sebepten, herhangi bir şekilde yanlış bilgi paylaşılabilir ve yayılabilir. wikipedia da interaktif sözlükler de doğası gereği bu doğrulamanın pek de sıkı olmadığı platformlardır. fakat sözlüklerin şöyle bir avantajı var: o bilgiyi paylaşan kişiye anında ulaşabilme olanağı. çok kolay bir şekilde o kişiye mesaj atarak yanlışlayabilir, bu yolla bu bilginin silinmesini ya da düzenlenmesini sağlayabilirsiniz. olmadı mı? aynı başlığa bir düzeltme girisi girebilir, ilgili yazarı açıkça yanlışlayabilirsiniz. çünkü hepimiz aslında içerik üretmek için sözlüklerde yazarlık yapıyoruz. durum wikipedia'da ise tam tersidir, insanların çoğunluğu o platformu tüketmek için kullanır. biri fark edecek, uğraşıp düzenleyecek, sonra bu editoryal* onaya gidecek derken bu düzeltme işlemi wikipedia'da aylar hatta yıllar alabilir.
- koca bir iş birliği ve deneyim meselesi: wikipedia'da bir sayfa üzerinde çalışan insan sayısı bir elin parmaklarını geçmezken (üstelik bu kişilerin pek de yetkin olmayan kişiler olduğunu göz önüne alırsanız), interaktif sözlüklerde bir başlıkta onlarca hatta yüzlerce kişi katkıda bulunabilir. bu da o kadar farklı insanın farklı bilgisi, görüşü, deneyimi demek. herkes bir konunun kendi ilgisini çeken, araştırdığı, başına gelen kısmını daha iyi bilir. interaktif sözlükler bunları paylaşmak için ideal bir fikirken, wikipedia ansiklopedik bir araç niteliği gösterdiğinden böylesine bir çeşitlilikten yoksundur.
- sözlüklerin doğası: muhakkak her şey bir şekilde evrilir.*** fakat belirli bir özü korur. işte interaktif sözlüklerin de özünde bilgi vardır. ve inanır mısınız bilmem, insanlar kendilerine bir şeyler katabilmek adına buraları okuyup yazarlık yapıyorlar. değerli arkadaşlar, açık konuşalım; kimse sizin burcunuzla, sizi aldatan eski sevgilinizle, sinir olduğunuz patronunuzla ya da kafanızdan uydurduğunuz cinsel münasebetlerinizle ilgilenmiyor. kimse sabah kafa sözlük'ü açtığında "aa dur bakalım kimler 'duş alırken sabun düşüren sevgili' başlığına neler yazmış" diye düşünerek açmıyor. elbette deneyimlerinizi paylaşacaksınız fakat bunu yaparken okuyacak insanlara da bir katkıda bulunacaksa yapacaksınız. mesela ikizler başlığına yazacağınız "benim de burcum ehehe :)" girisi bizim adımıza hiçbir ifade etmiyor. çünkü bize herhangi bir şekilde fayda sağlamıyor. elbette anket doldurmak da sözlüklerin bir geleneğidir. fakat arada bir yapılır.
bilgi içeriği arar mısınız aramaz mısınız bilemem ama güzel kız ya da yakışıklı oğlan düşürmek için sözlüklerden başka yerler olduğuna eminim. belki şansınızı oralarda denemek isteyebilirsiniz. ayrıca beyler, mesela "utanmadan aldatan eski sevgili" başlığına gireceğiniz depresif girilere kimse "düşmüyor". ben inanıyorum ki kafa sözlük'ün kadınları son derece akıllıdır, gerçek sapyoseksüellerdir ve bilgiden başka şeye "düşmezler". yoksa?
- dezenformasyon ya da kasıtsız paylaşılabilecek yanlış bilgi: herhangi bir konu üzerine, herhangi bir sebepten, herhangi bir şekilde yanlış bilgi paylaşılabilir ve yayılabilir. wikipedia da interaktif sözlükler de doğası gereği bu doğrulamanın pek de sıkı olmadığı platformlardır. fakat sözlüklerin şöyle bir avantajı var: o bilgiyi paylaşan kişiye anında ulaşabilme olanağı. çok kolay bir şekilde o kişiye mesaj atarak yanlışlayabilir, bu yolla bu bilginin silinmesini ya da düzenlenmesini sağlayabilirsiniz. olmadı mı? aynı başlığa bir düzeltme girisi girebilir, ilgili yazarı açıkça yanlışlayabilirsiniz. çünkü hepimiz aslında içerik üretmek için sözlüklerde yazarlık yapıyoruz. durum wikipedia'da ise tam tersidir, insanların çoğunluğu o platformu tüketmek için kullanır. biri fark edecek, uğraşıp düzenleyecek, sonra bu editoryal* onaya gidecek derken bu düzeltme işlemi wikipedia'da aylar hatta yıllar alabilir.
- koca bir iş birliği ve deneyim meselesi: wikipedia'da bir sayfa üzerinde çalışan insan sayısı bir elin parmaklarını geçmezken (üstelik bu kişilerin pek de yetkin olmayan kişiler olduğunu göz önüne alırsanız), interaktif sözlüklerde bir başlıkta onlarca hatta yüzlerce kişi katkıda bulunabilir. bu da o kadar farklı insanın farklı bilgisi, görüşü, deneyimi demek. herkes bir konunun kendi ilgisini çeken, araştırdığı, başına gelen kısmını daha iyi bilir. interaktif sözlükler bunları paylaşmak için ideal bir fikirken, wikipedia ansiklopedik bir araç niteliği gösterdiğinden böylesine bir çeşitlilikten yoksundur.
- sözlüklerin doğası: muhakkak her şey bir şekilde evrilir.*** fakat belirli bir özü korur. işte interaktif sözlüklerin de özünde bilgi vardır. ve inanır mısınız bilmem, insanlar kendilerine bir şeyler katabilmek adına buraları okuyup yazarlık yapıyorlar. değerli arkadaşlar, açık konuşalım; kimse sizin burcunuzla, sizi aldatan eski sevgilinizle, sinir olduğunuz patronunuzla ya da kafanızdan uydurduğunuz cinsel münasebetlerinizle ilgilenmiyor. kimse sabah kafa sözlük'ü açtığında "aa dur bakalım kimler 'duş alırken sabun düşüren sevgili' başlığına neler yazmış" diye düşünerek açmıyor. elbette deneyimlerinizi paylaşacaksınız fakat bunu yaparken okuyacak insanlara da bir katkıda bulunacaksa yapacaksınız. mesela ikizler başlığına yazacağınız "benim de burcum ehehe :)" girisi bizim adımıza hiçbir ifade etmiyor. çünkü bize herhangi bir şekilde fayda sağlamıyor. elbette anket doldurmak da sözlüklerin bir geleneğidir. fakat arada bir yapılır.
bilgi içeriği arar mısınız aramaz mısınız bilemem ama güzel kız ya da yakışıklı oğlan düşürmek için sözlüklerden başka yerler olduğuna eminim. belki şansınızı oralarda denemek isteyebilirsiniz. ayrıca beyler, mesela "utanmadan aldatan eski sevgili" başlığına gireceğiniz depresif girilere kimse "düşmüyor". ben inanıyorum ki kafa sözlük'ün kadınları son derece akıllıdır, gerçek sapyoseksüellerdir ve bilgiden başka şeye "düşmezler". yoksa?
devamını gör...
sevgili arayan insan
huyu huyuna suyu suyuna uygun birini arayan insandır.
efendim benim bildiğim güzeller güzeli, zeki, tatlı dilli ve minnoş bir kadın var bu eylemi yapan. aşağıya fotoğrafını ve mahlasını bırakıyorum, kendisi taliplerini bekliyor.
(bkz: yarasa seneca)

ps: niyetinde ciddi olmayanlar bekleme yapmasınlar rica ediciğim.
efendim benim bildiğim güzeller güzeli, zeki, tatlı dilli ve minnoş bir kadın var bu eylemi yapan. aşağıya fotoğrafını ve mahlasını bırakıyorum, kendisi taliplerini bekliyor.
(bkz: yarasa seneca)

ps: niyetinde ciddi olmayanlar bekleme yapmasınlar rica ediciğim.
devamını gör...
scarface
daha iyisi yapılmayacak olan sayılı sayıdaki filmlerden birisidir.ayrıca en sevdiğim oyuncunun oynaması da bu filmi efsane yapmıştır.(bkz: al pacino). konusu köyden indim şehire bir adamın önlenemez yükselişini anlatır. bu filmi amerikalıların kesinlikle bir türk gibi anlamayacağını düşünüyorum çünkü tony'nin yaşadığı olaylar aslında bizim göçmenlik hayallerimizin bir örneğidir. ayrıca bu filmi her izlediğimde rafet el roman'ın amerika şarkısını dinlediğim duyguya kapılıyorum.kapitalizm=scarface
müzikler ,kıyafetler ve dönem:1980'leri temsil eden en iyi filmdir hatta gta vice city scarface'den uyarlanmıştır. tony montana'nın evide muhteşem bir şekilde dekore edilmiştir.eğer bir gün zengin olursam evimi aynı öyle dekore edeceğim.zaten miami'ye bu film sayesinde aşık oldum.kıyafetler konusuna hiç girmeyeceğim çünkü hepsi başlı başına bir efsanedir.(bkz: elvira hancock)
müzik kullanımı da çok yerindedir ve hala zevkle dinlenir. tony montana'nın yükselişinde kullanılan push it to limit,sosa'nın mekanındaki bolivia theme,göçmen gemisindeki giriş müziği
karakterler ise başlı başına birer ikondur. tony montana megalomanyak bir karakterdir ve world is yours kelimesi de bize tony'yi gayet güzel bir şekilde anlatır. filmin kapağındaki gibi en vahşi hayallerini bulmuştur.diğer karakterler de motivasyonlarını güzel bir şekilde belli eder.karakterlerin hepsi siyah beyazdır.mesela tony bir mafya olsa da kadınlar ve çocuklara asla zarar vermez.
ben sadece 2 filmin sonunda duygulandım (titanic ve scarface ) bu kadar güzel bir son nasıl yapılabilir örneğidir. tony'nin evi sosa'nın adamları tarafından basılır ve merdivenin başında adamları vurmaya çalışıyordur tek başına...o esnada arkasından yavaşça suikastçi yaklaşır ve onu gafil avlar. tony havuzuna düşer ve havuzdaki heykelde world is yours yazıyordur.
kötü adama iyi geceler dileyin.
müzikler ,kıyafetler ve dönem:1980'leri temsil eden en iyi filmdir hatta gta vice city scarface'den uyarlanmıştır. tony montana'nın evide muhteşem bir şekilde dekore edilmiştir.eğer bir gün zengin olursam evimi aynı öyle dekore edeceğim.zaten miami'ye bu film sayesinde aşık oldum.kıyafetler konusuna hiç girmeyeceğim çünkü hepsi başlı başına bir efsanedir.(bkz: elvira hancock)
müzik kullanımı da çok yerindedir ve hala zevkle dinlenir. tony montana'nın yükselişinde kullanılan push it to limit,sosa'nın mekanındaki bolivia theme,göçmen gemisindeki giriş müziği
karakterler ise başlı başına birer ikondur. tony montana megalomanyak bir karakterdir ve world is yours kelimesi de bize tony'yi gayet güzel bir şekilde anlatır. filmin kapağındaki gibi en vahşi hayallerini bulmuştur.diğer karakterler de motivasyonlarını güzel bir şekilde belli eder.karakterlerin hepsi siyah beyazdır.mesela tony bir mafya olsa da kadınlar ve çocuklara asla zarar vermez.
ben sadece 2 filmin sonunda duygulandım (titanic ve scarface ) bu kadar güzel bir son nasıl yapılabilir örneğidir. tony'nin evi sosa'nın adamları tarafından basılır ve merdivenin başında adamları vurmaya çalışıyordur tek başına...o esnada arkasından yavaşça suikastçi yaklaşır ve onu gafil avlar. tony havuzuna düşer ve havuzdaki heykelde world is yours yazıyordur.
kötü adama iyi geceler dileyin.
devamını gör...
dünyevi zevkler bahçesi
dünyevi zevkler bahçesi - the garden of earthly delights hollandalı ressam hieronymus bosch'un yaptığı bir tablodur. bir triptik olan eser madrid'deki prado müzesi'nde bulunmaktadır. bir orta panel ve üzerine kapanan iki yan panelden oluşan tablo kapalı haldeyken dünya kristal bir küre olarak gözükür. yan paneller açıldığında ise karşımıza; cennet, yaşadığımız dünya ve cehennemin fantastik bir tasviri ortaya çıkar.


soldaki cennet panelinde adem'in havva ile tanıştırılması ön plana çıkar. orta panelde tablonun özü olan 'dünyevi zevkler bahçesi' vardır. sağ panelde ise günahkârların değişik biçimlerde cezalandırılışını görürüz. hatta bir günahkarın, üzerine notalar yazılmış poposu da bulunmaktadır. bu olağanüstü etkileyici tablonun her detayı ayrı ilgi çekici ve ayrı anlamlıdır. dünyanın en iyi eserlerinden biri olarak kabul edilir. tablonun 10.000 parçalık puzzle yapması da eğlencelidir.


soldaki cennet panelinde adem'in havva ile tanıştırılması ön plana çıkar. orta panelde tablonun özü olan 'dünyevi zevkler bahçesi' vardır. sağ panelde ise günahkârların değişik biçimlerde cezalandırılışını görürüz. hatta bir günahkarın, üzerine notalar yazılmış poposu da bulunmaktadır. bu olağanüstü etkileyici tablonun her detayı ayrı ilgi çekici ve ayrı anlamlıdır. dünyanın en iyi eserlerinden biri olarak kabul edilir. tablonun 10.000 parçalık puzzle yapması da eğlencelidir.
devamını gör...
kırmızı pazartesi
gabriel garcia marquez kitabı. seveni olduğu kadar sevmeyeni de var; bir kısım harika bulurken, bir kısım vasat buluyor.
ben severek okudum. bazı yazarları okurken olayın geçtiği yeri kafamda canlandırmakta zorlanırken, kimi yazarda da betimlemeye boğuluyorum. bunun ince dengesini sağlayabilen fazla sayıda yazar yok maalesef.
kırmızı pazartesi, malumunuz, işleneceği kesin olan ve herkesin bildiği (maktul hariç) bir cinayeti kimsenin önleyememesi/önlememesini anlatır. asıl önleyecek kişinin ise haberi çok geç olmuş, kurtarmak için çok geç kalmıştır artık. yani kitabın sonu baştan bellidir ama spoiler içermesine rağmen yine de okurken heyecan vermeyi başarmıştır ki bu gerçekten büyük bir başarıdır.
betimleme konusuna gelirsem, sanırım ilk defa bir kitapta olayı bu kadar iyi canlandırdım kafamda. öyle ki çizimin iyi olsa ve bana kitapta geçen yeri çiz deseler mükemmel bir şekilde çizerim. bunu da 108 sayfada başarmıştır yazar, altını çizerim .
1987’defilme de çevrilmiş kitabı. filmini izlemedim ama ,önyargımı bağışlayın, çok severek okuduğum kitaplarda hayal kırıklığına uğramamak adına filmlerini izlemiyorum. bu hüsranı ‘baba’ ve ‘körlük’ te yaşadım daha önce, düşmanımın başına gelmesin, öyle bir hüsran işte.
ben severek okudum. bazı yazarları okurken olayın geçtiği yeri kafamda canlandırmakta zorlanırken, kimi yazarda da betimlemeye boğuluyorum. bunun ince dengesini sağlayabilen fazla sayıda yazar yok maalesef.
kırmızı pazartesi, malumunuz, işleneceği kesin olan ve herkesin bildiği (maktul hariç) bir cinayeti kimsenin önleyememesi/önlememesini anlatır. asıl önleyecek kişinin ise haberi çok geç olmuş, kurtarmak için çok geç kalmıştır artık. yani kitabın sonu baştan bellidir ama spoiler içermesine rağmen yine de okurken heyecan vermeyi başarmıştır ki bu gerçekten büyük bir başarıdır.
betimleme konusuna gelirsem, sanırım ilk defa bir kitapta olayı bu kadar iyi canlandırdım kafamda. öyle ki çizimin iyi olsa ve bana kitapta geçen yeri çiz deseler mükemmel bir şekilde çizerim. bunu da 108 sayfada başarmıştır yazar, altını çizerim .
1987’defilme de çevrilmiş kitabı. filmini izlemedim ama ,önyargımı bağışlayın, çok severek okuduğum kitaplarda hayal kırıklığına uğramamak adına filmlerini izlemiyorum. bu hüsranı ‘baba’ ve ‘körlük’ te yaşadım daha önce, düşmanımın başına gelmesin, öyle bir hüsran işte.
devamını gör...
internette keşfedilen en güzel şey
başkalarının evlerine ait pencerelerden görülen manzarayı merak ediyorsanız müthiş bir site önereceğim size.
bu sitede dünyanın herhangi bir yerinden, herhangi bir evin penceresinden dışarı bakabiliyorsunuz,müthiş bir şey.
buradan
bu sitede dünyanın herhangi bir yerinden, herhangi bir evin penceresinden dışarı bakabiliyorsunuz,müthiş bir şey.
buradan
devamını gör...
#helaletmiyorum
edit: silivri soğuk yazan arkadaşlar. helallik istemiş birisine ya helal ederiz ya da etmeme hakkına sahibiz. bunun neresinde yanlış var.
buradan
akp'li cumhurbaşkanı, helallik istemiş. hadi seçime git bakalım helal ediyor muyuz etmiyor muyuz görelim.
buradan
akp'li cumhurbaşkanı, helallik istemiş. hadi seçime git bakalım helal ediyor muyuz etmiyor muyuz görelim.
devamını gör...
louder than bombs
başrolünde canım isabelle huppert'i izlediğimiz, çocuk oyuncu rolünde cevin druid'in yıldız gibi parladığı 2015 yapımı joachim trier filmi.
şimdi trier sineması etkilidir bir kere. önce onu bir kabul edelim. amcası lars von trier gibi oldukça önemli işlere imza atmış bu genç yönetmeni de takibe almanızı öneririm şimdiye kadar dikkatinizden kaçtıysa. thelma gibi, oslo 31. august gibi reprise gibi o birbirinden güzel filmler izletti şimdiye kadar bize. ciddi gelecek vadettiğini sinema tanrıları müjdeleyeli bir süre oldu açık konuşmak gerekirse ama hala geç kalmış değilsiniz. 1'i belgesel olmak üzere 6 uzun metrajlı filmi var henüz. hatta şu ara verdens verste menneske isimli çalışması gösterimde. benim henüz görme fırsatım olmadı (allah belanı versin korona) ama en yakın zamanda izleyip o filmle ilgili de birkaç kelam edeceğim, bu da kendime not olsun.
gelelim filme; şimdi bu bir yas filmi. oldukça ağır bir konu işleniyor zaten hadd-i zatında. ben bu tip dram ögeleri içeren filmlerde seyirciyi ağlatmak için egzajere anlatım dilini seçip seçmediğine bakarım yönetmenlerin ilkin. aslında bu oldukça zordur. izleyiciyi irite eden, zorlama sahneler içermeyen, ya da en iyi ihtimalle böyle hissettirmeyen dram filmi bulmanın zor olduğunu düşünenlerdenim. dolayısıyla en zor türlerden biri olduğuna inanıyorum dramın. bu filmde yönetmen bu bahsettiğim durumdan özenle kaçınmış, kabul ediyorum, ama değneğin bir ucu daha var malumunuz. o da işte, yüzeyde kalınması... hak yemeyeyim, basitçe işlenmiş konu diyemem ama yönetmenin salt duygu/durum aktarımını çok da başarılı şekilde becerebildiğini düşünmüyorum bu film özelinde. dolayısıyla izlenmeli, izlenilebilir bir film evet ancak 6/10 deriz o da yapıcı olmak için maks. ama canım isabelle huppert. bir kez daha belirtmesem hatrım kalırdı.
şimdi trier sineması etkilidir bir kere. önce onu bir kabul edelim. amcası lars von trier gibi oldukça önemli işlere imza atmış bu genç yönetmeni de takibe almanızı öneririm şimdiye kadar dikkatinizden kaçtıysa. thelma gibi, oslo 31. august gibi reprise gibi o birbirinden güzel filmler izletti şimdiye kadar bize. ciddi gelecek vadettiğini sinema tanrıları müjdeleyeli bir süre oldu açık konuşmak gerekirse ama hala geç kalmış değilsiniz. 1'i belgesel olmak üzere 6 uzun metrajlı filmi var henüz. hatta şu ara verdens verste menneske isimli çalışması gösterimde. benim henüz görme fırsatım olmadı (allah belanı versin korona) ama en yakın zamanda izleyip o filmle ilgili de birkaç kelam edeceğim, bu da kendime not olsun.
gelelim filme; şimdi bu bir yas filmi. oldukça ağır bir konu işleniyor zaten hadd-i zatında. ben bu tip dram ögeleri içeren filmlerde seyirciyi ağlatmak için egzajere anlatım dilini seçip seçmediğine bakarım yönetmenlerin ilkin. aslında bu oldukça zordur. izleyiciyi irite eden, zorlama sahneler içermeyen, ya da en iyi ihtimalle böyle hissettirmeyen dram filmi bulmanın zor olduğunu düşünenlerdenim. dolayısıyla en zor türlerden biri olduğuna inanıyorum dramın. bu filmde yönetmen bu bahsettiğim durumdan özenle kaçınmış, kabul ediyorum, ama değneğin bir ucu daha var malumunuz. o da işte, yüzeyde kalınması... hak yemeyeyim, basitçe işlenmiş konu diyemem ama yönetmenin salt duygu/durum aktarımını çok da başarılı şekilde becerebildiğini düşünmüyorum bu film özelinde. dolayısıyla izlenmeli, izlenilebilir bir film evet ancak 6/10 deriz o da yapıcı olmak için maks. ama canım isabelle huppert. bir kez daha belirtmesem hatrım kalırdı.
devamını gör...
ömürden ömür giden anlar
insanın yaşarken ömründe en çok zorlandığı anlardır. bir öğrenci olarak ömrümden ömür giden an üniversiteye giriş sınav sonucunun açıklanmasını beklediğim saatlerdi.
devamını gör...
bengaripsengüzeldünyaumutlu ile dünyadan uzak
devamını gör...
zeytin ağacı
güzele dair söylenebilecek ne varsa çekirdeğinde barındıran ağaçtır. meyvesi sayıca bereketli, etli ve besleyicidir.
yaprağının yeşili sıcak memleketlere giriş yollarında bahçelerce selamlar, bakmak ferahlatır.
dalı barışı temsil eder.
öyle güzel bir meyvedir ki üzerine yemin eden bizzat kainatın sahibidir.
benim içinse biraz çocukluk, biraz ananemin evine çıkan yokuş, biraz gençlik ve mezarlık.
yaprağının yeşili sıcak memleketlere giriş yollarında bahçelerce selamlar, bakmak ferahlatır.
dalı barışı temsil eder.
öyle güzel bir meyvedir ki üzerine yemin eden bizzat kainatın sahibidir.
benim içinse biraz çocukluk, biraz ananemin evine çıkan yokuş, biraz gençlik ve mezarlık.
devamını gör...
iyi insan olmanın bir halta yaramaması
yaptığı iyilikten karşılık bekleyenlerin serzenişidir. olmayandır. iyi bir insan olmak sadece iyi bir insan olmak içindir aksi çıkarcılıktır. bir halta yaramıyorsa gerçek iyilik barındırmıyordur.
devamını gör...
lale devri
osmanlı'nın zevküsefa devridir. isim babası ahmet refik altınay'dır. (ilk bahseden yahya kemal olsa da ahmet refik'in aynı adlı eseri sebebiyle kullanılagelmiştir.)
1718 (pasarofça antlaşması) - 1730 (patrona halil isyanı) zamanları arasını kapsar. istanbul ve saray için muhteşem zamanları, anadolu ve halk içinse sancılı bir dönemi simgeler. nitekim bu sebepten bir karşı reaksiyonla son bulmuştur.
1718 (pasarofça antlaşması) - 1730 (patrona halil isyanı) zamanları arasını kapsar. istanbul ve saray için muhteşem zamanları, anadolu ve halk içinse sancılı bir dönemi simgeler. nitekim bu sebepten bir karşı reaksiyonla son bulmuştur.
devamını gör...



