sürekli yorgun hissetmek
b12,d vitaminleri ile kan değerleri ve ferritin düzeyleri alarm veriyor olabilir.baktırmak gereklidir.
devamını gör...
defne hanımın evinde kim kalp krizi geçirdi
reis coştu, tutabilene aşk olsun. ülke koca bir reality show'a döndü resmen.
devamını gör...
normal sözlük'e veda
hoşçakalın arkadaşlar.. memelerini daha doğrusu kalbini kırdığım birileri varsa affola.
iyi bakın kendinize, hayat karşınıza hoş detaylar eklesin.
sağlıcakla.
iyi bakın kendinize, hayat karşınıza hoş detaylar eklesin.
sağlıcakla.
devamını gör...
kağıt bir lira kullanmış nesil
ben kağıt 25 kuruş ve 50 kuruş da kullandım.
devamını gör...
beynin de cinsiyetinin olması
kadın beynine sahip kişiler biraz daha yumuşak( mizaç olarak) duygusal, hayalperest kişilerdir. erkek beynine sahip insanlar da daha sert, realist insanlardır. kadın beynine sahip erkekler olduğu gibi erkek beynine sahip kadınlar da mevcuttur.
kadın beynine sahip kişiler erkek beynine sahip kişilere göre empati kurma konusunda daha başarılıdır.
erkek beynine sahip kişilerin yer yön bulma konusunda kadın beynine sahip kişilere göre daha fazla gelişmiştir. kadın beynine sahip kişiler ise erkek beynine sahip kişilere göre daha fazla renk ayırt edebilir. kadınların alışveriş yapma süresinin erkeklere göre daha uzun sürmesinin nedeni de budur. erkeklerin alışveriş yaparken eline aldığı ilk şeyi* satın alıp alışverişi kısa sürede tamamlaması da bununla açıklanabilir.
not: bu entryde hiçbir cinsi aşağılayacak, küçük gösterecek şeyler yazılmamıştır.* bunları ben demiyorum bilim diyor.
kadın beynine sahip kişiler erkek beynine sahip kişilere göre empati kurma konusunda daha başarılıdır.
erkek beynine sahip kişilerin yer yön bulma konusunda kadın beynine sahip kişilere göre daha fazla gelişmiştir. kadın beynine sahip kişiler ise erkek beynine sahip kişilere göre daha fazla renk ayırt edebilir. kadınların alışveriş yapma süresinin erkeklere göre daha uzun sürmesinin nedeni de budur. erkeklerin alışveriş yaparken eline aldığı ilk şeyi* satın alıp alışverişi kısa sürede tamamlaması da bununla açıklanabilir.
not: bu entryde hiçbir cinsi aşağılayacak, küçük gösterecek şeyler yazılmamıştır.* bunları ben demiyorum bilim diyor.
devamını gör...
spin-off'u yapılması gereken karakterler
devamını gör...
bengaripsengüzeldünyaumutlu ile dünyadan uzak
oyun kulübü ile biraraya gelip dinlediğimiz güzide yayın. sanırım ara verilmişti, yeniden başlamasına sevindim. mesainin yorgunluğu üstüne iyi geldi bu şarkılar. iyi yayınlar dilerim. *
devamını gör...
yazarların kendini ararken bakacakları ilk yer
kaybolmayı seçmiş olmalıyım,
neden arayayım ki?
neden arayayım ki?
devamını gör...
bir şiir olsam
mesela bir şiir olsam ilk kelimem 'umut' olurdu!
içlerindeki karanlığa rağmen içimdeki umudu hiç kaybetmemiş olmamı konu alırdı belki bu şiir kim bilir?
insanlara biraz küs, insanlardan biraz umutlu...
mesela ben bir şarkı olsam hayat 'bayram' olur,
yarınlar 'huzur' olurdu..
ben bir kitap olsam önsözüm 'sevgi' olurdu!
korkarak, çekinerekte olsa sevmenin kutsallığından bahseder. tüm sevişlerin önce kendini sevmekten geçtiğini anlatırdım...
beni en iyi anlatan kelime 'yalnızlık'olsa da
ben inatla önce 'umudu' rehber ederdim kendime!
kalabalıklar içinde bile yalnız kalan bir insan olarak umuttan vazgeçmez;
umut okur,
umut yazar,
umut söyler,
umut dinler,
umut bakar,
umut görürdüm...
umudu yoksa bir insanın ruhu ölmüştür...
dününüze, bugününüze, yarınınıza, geleceğinize, sevdiklerinize, sevenlerinize umut bulaştırın.
umut umut bakın...
umutla kalın...
sevgiler...
içlerindeki karanlığa rağmen içimdeki umudu hiç kaybetmemiş olmamı konu alırdı belki bu şiir kim bilir?
insanlara biraz küs, insanlardan biraz umutlu...
mesela ben bir şarkı olsam hayat 'bayram' olur,
yarınlar 'huzur' olurdu..
ben bir kitap olsam önsözüm 'sevgi' olurdu!
korkarak, çekinerekte olsa sevmenin kutsallığından bahseder. tüm sevişlerin önce kendini sevmekten geçtiğini anlatırdım...
beni en iyi anlatan kelime 'yalnızlık'olsa da
ben inatla önce 'umudu' rehber ederdim kendime!
kalabalıklar içinde bile yalnız kalan bir insan olarak umuttan vazgeçmez;
umut okur,
umut yazar,
umut söyler,
umut dinler,
umut bakar,
umut görürdüm...
umudu yoksa bir insanın ruhu ölmüştür...
dününüze, bugününüze, yarınınıza, geleceğinize, sevdiklerinize, sevenlerinize umut bulaştırın.
umut umut bakın...
umutla kalın...
sevgiler...
devamını gör...
her platformda sataşan insanlara mutlaka denk gelmek
talihsiz olay.
yengeç sepeti olayını bilir misiniz arkadaşlar? bir sepete yengeçleri doldurursanız sepetin kapağını kapatmanız gerekmez çünkü ne zaman içlerinden biri sepete tırmanıp dışarı çıkmaya yaklaşsa, diğerleri tutup onu aşağı çeker. bu ülkede de durum budur.
bir ortama girersiniz. kalabalıktır. güzelseniz yahut yakışıklıysanız birileri sırf bunun için size gıcık olabilir, onlara en ufak bir zararınız olmasa da. bilgiliyseniz birileri sizden nefret edebilir, bilginizle onları ezmeye çalışmasanız da. eğlenceliyseniz birilerinin hedefi olabilirsiniz, onlarla alay etmediğiniz halde. neden? işte bu sorunun çeşitli cevapları olabilir ama kesin olan tek şey var ki böyle biri varsa mutlaka sizi hedef alıp size saldıracaktır.
sıkıntı, bir insanda gördüğünüz ve kıskandığınız özellikleri kendinize edinmeye çalışmıyor oluşunuzda sevgili kötü kalpliler! siz saldırınca o insanın fiziksel güzelliği yok olmaz. siz saldırdınız diye o insan aklındaki bilgileri unutmaz. siz saldırdınız diye o insan sıkıcı birine dönüşmez ama siz kıskançlığı imrenmeye dönüştürüp ucunu törpüler ve kendinizi geliştirirseniz siz de çekici, bilgili, eğlenceli biri olabilirsiniz. insanlara saldırmak yerine kendinizde bir şeyleri değiştirin bence. hangi ortama giderseniz gidin sizin yararınıza olur bu.
yengeç sepeti olayını bilir misiniz arkadaşlar? bir sepete yengeçleri doldurursanız sepetin kapağını kapatmanız gerekmez çünkü ne zaman içlerinden biri sepete tırmanıp dışarı çıkmaya yaklaşsa, diğerleri tutup onu aşağı çeker. bu ülkede de durum budur.
bir ortama girersiniz. kalabalıktır. güzelseniz yahut yakışıklıysanız birileri sırf bunun için size gıcık olabilir, onlara en ufak bir zararınız olmasa da. bilgiliyseniz birileri sizden nefret edebilir, bilginizle onları ezmeye çalışmasanız da. eğlenceliyseniz birilerinin hedefi olabilirsiniz, onlarla alay etmediğiniz halde. neden? işte bu sorunun çeşitli cevapları olabilir ama kesin olan tek şey var ki böyle biri varsa mutlaka sizi hedef alıp size saldıracaktır.
sıkıntı, bir insanda gördüğünüz ve kıskandığınız özellikleri kendinize edinmeye çalışmıyor oluşunuzda sevgili kötü kalpliler! siz saldırınca o insanın fiziksel güzelliği yok olmaz. siz saldırdınız diye o insan aklındaki bilgileri unutmaz. siz saldırdınız diye o insan sıkıcı birine dönüşmez ama siz kıskançlığı imrenmeye dönüştürüp ucunu törpüler ve kendinizi geliştirirseniz siz de çekici, bilgili, eğlenceli biri olabilirsiniz. insanlara saldırmak yerine kendinizde bir şeyleri değiştirin bence. hangi ortama giderseniz gidin sizin yararınıza olur bu.
devamını gör...
800 tanım giren 100 yazara kitap hediye edilmesi
an itibariyle daha 80 kişilik kontenjan boş. yazmaya devam edebilirsiniz kitapseverler.
ama ama ama lütfen ilkokuldaki sözlük tanımları gibi olmasın tanımlarımız. olabildiğince kendi yorumlarımızı katmaya çalışalım. ha bir de 800 tanım olunca kenara çekilivermezseniz güzel olur, burada bir emek var, bir büyüme hedefi var, çorbada sizin de tuzunuz olsun. saygılar ve sevgiler sözlük!
ama ama ama lütfen ilkokuldaki sözlük tanımları gibi olmasın tanımlarımız. olabildiğince kendi yorumlarımızı katmaya çalışalım. ha bir de 800 tanım olunca kenara çekilivermezseniz güzel olur, burada bir emek var, bir büyüme hedefi var, çorbada sizin de tuzunuz olsun. saygılar ve sevgiler sözlük!
devamını gör...
eşine virüs bulaştırmak için tüküren ve darp eden kadın doktor
olay gerçekten üzücü ama bu olayı kadınlara yapılan şiddetle karşılaştırmak oldukça anlamsız ve kötü niyetli. 100 erkekten biri böyle bir şeye denk geliyorsa 10 kadından biri (istatistiğe bakmadım daha yüksektir muhtemelen) şiddet görüyor. üstelik kadınlara fiziksel şiddet uygulanması toplumumuzda ne yazıkki alışılagelmiş bir olay. her gün kaç tane kadının partnerleri tarafından öldürüldüğü de biliyoruz. hal böyleyken hala erkeğe şiddet demek ise pek doğru bir davranış değil.
devamını gör...
kuş kanadı kalem olsa yazılmaz benim derdim
ne güzel bir ege türküsüdür.
hele hele tolga çandar’ın sesiyle :
hele hele tolga çandar’ın sesiyle :
devamını gör...
fırtına
her şeyi uçuruyor geceden beri. çok şiddetli, çok ürkütücü. korkumu bastırmak için bu tanımı yazıyorum, korkumun üstesinden gelebilmek için. *
iki resim var aklımda teması fırtına olan, hemen hemen aynı dönemde yapılan ve ressamlarının fırtınayı birbirlerine tamamen zıt yönlerden ele aldığı iki resim.
bunlardan biri, daha çok şekerli renklerle ve illüstratif ögelerle çiçek/böcek resimleri yapan, titiz ve natüralist amerikalı ressam martin johnson heade'in 1859 yılında yaptığı 71.1 x 111.8 cm ebadındaki "approaching thunder storm"/"yaklaşan fırtına".
bir diğeri, romantizm akımının öncülerinden, manzara ressamı joseph mallord william turner'ın 1842 yılında yaptığı ve ilk sergilendiğinde resmin bir anlamda "bulanıklığı" nedeniyle galericiler ve eleştirmenler tarafından alaya aldığı "snow storm: steam-boat off a harbour's mouth"/“kar fırtınası: limanın ağzındaki sığ suda işaret veriyor”.
henüz ispatlanmamış bile olsa, turner'ın resminin üzerine iliştirilmiş bir yazı, ressamın o sırada, fırtınanın içinde, kendisini gemi direğine bağlatarak fırtınaya tanık olduğunu yazar. zaten resimde bizi en çok etkileyen şey de budur. resme bakarken biz de o fırtınanın içindeyizdir, sahneye dışarıdan bakmayız, içine çeker bizi, korkutur, dehşete sürükler. bunu; tuval yüzeyindeki fırça tuşlarının kavisli hareketleri ve armoni ile yarattığı gerilimle elde eder turner. üstelik, tam da sanayi devrimi'nin sembolü olmuş buhar gemisinin, doğanın hışmına nasıl yenildiğini bize natüralist bir yaklaşımla değil yüksek bir soyutlama marifetiyle gösterir.
william turner, "snow storm: steam-boat off a harbour's mouth", 91 cm × 122 cm , tuval üerine yağlıboya, 1842, tate, london, great britain

martin johnson heade'a dönersek. bakmayın bugün bütün sanat piyasasını elinde tuttuğuna, 2. dünya savaşından bu yana avrupa merkezlerinin elindeki titri ele geçirmiş olduğuna amerika'nın. amerika'da da tıpkı bizde olduğu gibi köklü bir resim sanatı geleneğinin varlığından söz edemeyiz. bu konuya girmeden teğet geçeyim ama bir detay/ not olarak kalmış olsun. martin johnson heade'in resminde diğer resimlerinde görmediğimiz bir yalınlık var, illüstratif ögeler neredeyse tamamen yok olmuş, armonik olarak şekerli renklerden vazgeçilmiş ve biçimler olabildiğince yalın bir şekilde tuval yüzeyindeki görev alanlarına yerleştirilmiş durumda. gökyüzünün çoğunu kaplayan bir gri alan ve toprağın nereden geldiği belli olmayan bir ışıkla aydınlatılması ile elde ettiği kontrastla ortaya müthiş bir gerilim bırakıyor.. işte bu tamamen biçimsel olarak; renk, kompozisyon, armoni, açık/koyu gibi resmin kendi elemanları ile yaratılmış. ortaya koyduğu bu gerilimli zıtlık sayesinde henüz kendisini değil ama fırtınanın bütün ürkütücülüğüyle yaklaşmakta olduğunu iliklerimize kadar hissediyoruz.
martin johnson heade, "approaching thunder storm", 71,1 × 111,8 cm, tuval üzerine yağlıboya, 1859

görsel kaynağı 1
görsel kaynağı 2
iki resim var aklımda teması fırtına olan, hemen hemen aynı dönemde yapılan ve ressamlarının fırtınayı birbirlerine tamamen zıt yönlerden ele aldığı iki resim.
bunlardan biri, daha çok şekerli renklerle ve illüstratif ögelerle çiçek/böcek resimleri yapan, titiz ve natüralist amerikalı ressam martin johnson heade'in 1859 yılında yaptığı 71.1 x 111.8 cm ebadındaki "approaching thunder storm"/"yaklaşan fırtına".
bir diğeri, romantizm akımının öncülerinden, manzara ressamı joseph mallord william turner'ın 1842 yılında yaptığı ve ilk sergilendiğinde resmin bir anlamda "bulanıklığı" nedeniyle galericiler ve eleştirmenler tarafından alaya aldığı "snow storm: steam-boat off a harbour's mouth"/“kar fırtınası: limanın ağzındaki sığ suda işaret veriyor”.
henüz ispatlanmamış bile olsa, turner'ın resminin üzerine iliştirilmiş bir yazı, ressamın o sırada, fırtınanın içinde, kendisini gemi direğine bağlatarak fırtınaya tanık olduğunu yazar. zaten resimde bizi en çok etkileyen şey de budur. resme bakarken biz de o fırtınanın içindeyizdir, sahneye dışarıdan bakmayız, içine çeker bizi, korkutur, dehşete sürükler. bunu; tuval yüzeyindeki fırça tuşlarının kavisli hareketleri ve armoni ile yarattığı gerilimle elde eder turner. üstelik, tam da sanayi devrimi'nin sembolü olmuş buhar gemisinin, doğanın hışmına nasıl yenildiğini bize natüralist bir yaklaşımla değil yüksek bir soyutlama marifetiyle gösterir.
william turner, "snow storm: steam-boat off a harbour's mouth", 91 cm × 122 cm , tuval üerine yağlıboya, 1842, tate, london, great britain

martin johnson heade'a dönersek. bakmayın bugün bütün sanat piyasasını elinde tuttuğuna, 2. dünya savaşından bu yana avrupa merkezlerinin elindeki titri ele geçirmiş olduğuna amerika'nın. amerika'da da tıpkı bizde olduğu gibi köklü bir resim sanatı geleneğinin varlığından söz edemeyiz. bu konuya girmeden teğet geçeyim ama bir detay/ not olarak kalmış olsun. martin johnson heade'in resminde diğer resimlerinde görmediğimiz bir yalınlık var, illüstratif ögeler neredeyse tamamen yok olmuş, armonik olarak şekerli renklerden vazgeçilmiş ve biçimler olabildiğince yalın bir şekilde tuval yüzeyindeki görev alanlarına yerleştirilmiş durumda. gökyüzünün çoğunu kaplayan bir gri alan ve toprağın nereden geldiği belli olmayan bir ışıkla aydınlatılması ile elde ettiği kontrastla ortaya müthiş bir gerilim bırakıyor.. işte bu tamamen biçimsel olarak; renk, kompozisyon, armoni, açık/koyu gibi resmin kendi elemanları ile yaratılmış. ortaya koyduğu bu gerilimli zıtlık sayesinde henüz kendisini değil ama fırtınanın bütün ürkütücülüğüyle yaklaşmakta olduğunu iliklerimize kadar hissediyoruz.
martin johnson heade, "approaching thunder storm", 71,1 × 111,8 cm, tuval üzerine yağlıboya, 1859

görsel kaynağı 1
görsel kaynağı 2
devamını gör...
the matrix
verdiğim onca söze rağmen gidip paşa paşa imax özel gösterimine katıldığım film. yanlış anlaşılmasın, tavrım filme değil cinemaximum'a... neyse kendi yaramı kazımayayım durduk yere.
bilindiği üzere bu hafta imax'e özel olarak izleme fırsatı bulduk ki bu ele geçmez fırsatlardandır. çocukluğumun filmi olan matrix'ten bahsediyoruz. tabi o zamanlar sadece cd falan bulursak öyle izliyorduk. dolayısıyla bu filmi sinemada izleme fikri bile beni hep heyecanlandırmıştı. şimdi fırsat ayağıma gelmişti ve ben de tepmedim. bugün gittiğim salonda bizlere 'the matrix resurrections' posteri bile verdiler! çocuk gibi sevindim desem azdır. valla bak mutlu oldum, sarıldım posterime, eve kadar özenle taşıyıp duvarıma yapıştırdım..
bilindiği üzere bu hafta imax'e özel olarak izleme fırsatı bulduk ki bu ele geçmez fırsatlardandır. çocukluğumun filmi olan matrix'ten bahsediyoruz. tabi o zamanlar sadece cd falan bulursak öyle izliyorduk. dolayısıyla bu filmi sinemada izleme fikri bile beni hep heyecanlandırmıştı. şimdi fırsat ayağıma gelmişti ve ben de tepmedim. bugün gittiğim salonda bizlere 'the matrix resurrections' posteri bile verdiler! çocuk gibi sevindim desem azdır. valla bak mutlu oldum, sarıldım posterime, eve kadar özenle taşıyıp duvarıma yapıştırdım..
devamını gör...
cahit zarifoğlu
yıkılmak binaya mahsus bir şey değil ki, züleyha. bir insanın, bir cümle ile yıkıldığını gördüm ben.(bkz: yedi güzel adam)
devamını gör...
haziran 2021 köy okulları yardım projesi
şey acaba siz bir melek misiniz sevgili kafa sözlük. ben size koskocaman sarılmak istiyorum. bir de aklıma şuan fikir geldi :) yks girecek sevgili dostlarımız dağıtılan kalemleri toplayıp da gönderebiliriz .
devamını gör...


