yılmaz erdoğan şiiri.
her şey yapılabilir
bir beyaz kağıtla
uçak örneğin uçurtma mesela
altına konulabilir
bir ayağı ötekinden kısa olduğu için
sallanan bir masanın
veya şiir yazılabilir
süresi ötekilerden kısa
bir ömür üzerine.

bir beyaz kağıda
her şey yazılabilir
senin dışında
güzelliğine benzetme bulmak zor
sen iyisi mi sana benzemeye çalışan
her şeyden
bir gülden bir ilk bir sonbahardan sor
belki tabiattadır çaresi
senin bir çiçeğe bu kadar benzemenin
ve benim
bilinci nasırlı bir bahçıvan çaresizliğim
anlarım bitkiden filan
ama anlatamam
toprağın güneşle konuşmasını
sana çok benzeyen bir çiçek yoluyla

sen bana ışık ver yeter
bende filiz çok
köklerim içimde gizlidir
gelen giden açan soran bere budak yok
bir şiir istersin
"içinde benzetmeler olan"
kusura bakma sevgilim
heybemde sana benzeyecek kadar
güzel bir şey yok ..

.....

sana bakmak
bir beyaz kağıda bakmaktır
her şey olmaya hazır
sana bakmak
suya bakmaktır
gördüğün suretten utanmak
sana bakmak
bütün rastlantıları reddedip
bir mucizeyi anlamaktır
sana bakmak
allah'a inanmaktır
devamını gör...

oscar wilde kitabıdır.

oscar wilde, vahşi bir masalcıdır. aslında belki de bu soyisminden kaynaklanan bir yanılgıdır. oscar wilde’ın yazdığı her şey sizi duvardan duvara vurur ama büyük bir şefkatle. intihara meyletmenize neden olacak şeylerden yazmıştır, aşktan nefret etmenizi sağlayacak şeyler de ama içinizde umutla dolduran sayfaları da vardır oscar wilde abimizin. bu kitapta 5 öykü birbirini kovalıyor. hepsi sırayla zihninizi allak bullak edecek türden. tabii eğer bunları çocuk masalı sayıp burun kıvırmazsanız.

ilk öykü kendini gerçekleştiren kehanete bir örnek belki de. bazen okuduğunuz falların, burçların size geleceği gösterdiğini düşünürsünüz. aslında belki de okuduğunuz şeyleri gerçekleştirmek için içinizde farkında olmadığınız bir dürtü sizi ele geçirmektedir. unutmayın olumsuz bir kehanet önce kahini vurur.

ikinci öyküde korkularınızın sizin onları ne kadar ciddiye aldığınızla ilgili olduğunu göreceksiniz. gece vakti yolda yürürken arkanızda bir ses duyarsınız ve adımlarınızı hızlandırdıkça korkunuz artar, korkunuz arttıkça adımlarınız hızlanır. halbuki belki de sadece üzerine bastığınız kuru bir daldan gelmiştir ses. ciddiye almasanız korkmanız için bir neden yoktur.

üçüncü öykü herkesin bildiği mutlu prens öyküsüdür. ve mutlu prens yaptıkları ve yaşadıkları ile sizi derin duygulara batırıp çıkarır.

dördüncü öykü çoğu insanın bildiği ama yazarını tanımadığı klasik bülbül ve gül öyküsü. okuduğunuz zaman kalbinize batan gül dikeninin acısını duyacak ve insanoğlunun dünya için bir virüs olduğuna emin olacaksınız.

son öykü ise yine o çok meşhur öykülerden biri olan bencil dev öyküsüdür. bunu uyumadan hemen önce okursanız bir cennet bahçesinde rüyalara dalacaksınız.
devamını gör...

hatalı bilgiler arasında kaybolan, aslında gökkuşağında bulunmayan ve gerçek ışık olarak da elde edilemeyen renk.

gökkuşağında arada sırada görünür hale gelen renk mor değil, eflatundur. "farkı ne?" diyenler için:

kullanıcı tarafından yüklenmiş görsel

ilginç bir şekilde erkekler renklerdeki ufak ayrımları fark edemez. farklı tonlar onlara göre aynı renktir. isaac newton da gökkuşağındaki rengi tanımlarken yanlış bir şekilde "mor" demişti ve bu nedenle bu yanlış bilgi çoğu kişinin aklında yer etti.

***

ışık konusuna gelince... ışık olarak eflatunun kendine has bir dalga boyu var ama morun yok. bizim mor olarak gördüğümüz şey kırmızı ile mavi ışığın karışımı. detaya girip kafa karıştırmak istemiyorum ama bu tamamen göz hücrelerimizin bize oynadığı optik bir oyunla ilgili. 2 ayrı dalga boyunu görerek bunları tek renk gibi algılıyor. biz de bu 2 ışığın bileşimini mor sanıyoruz.
devamını gör...

"parka gidecekmiş iki gözümün çiçeği" *
devamını gör...

kullanıcı tarafından yüklenmiş görsel

yeni zelanda'da bulunan bu mağaralar yılda yarım milyondan fazla insan tarafından ziyaret ediliyor. bu mağarayı özel kılan ise, turistlere sunduğu görsel şölen. bu görsel şölenin baş aktörü ise küçük mantar sineği larvaları. larvalar yumurtadan çıktığında yapışkan ağlar örmeye başlıyorlar. bu böceklerin kuyruğunda bulunan özelleşmiş kanallarda mavi renkte ışık üretilir. bu ışık da ortaya tarifi imkansız mükemmel bir şölen sunuyor.
kullanıcı tarafından yüklenmiş görsel

mağarada yaşayan diğer böcekler, yapışan tuzakları fark etmeyip mavi ışığa yöneliyorlar ve ağa yakalanıp mantar sivrisineğine av oluyorlar.
kullanıcı tarafından yüklenmiş görsel

bu mağaralarda rehber eşliğinde sandal ile gezmek mümkün.

kullanıcı tarafından yüklenmiş görsel
devamını gör...

tüm madalyalara hükmeden tek bir yüzük... bu saatte bu kadar şaka yapabiliyorum. şimdi bu şakayı yapmasam bir taraflarım şişer. benim şişeceğine sizin şişsin kardeşim.

bize milletimizin taktığı madalyalar yeter ey kılışdaroğlu.
devamını gör...

nihayet bugün dinleyebileceğim yayın. umarım yani*. olur olur ayarladım her şeyi. bir de "değişik bir liste" diyerek meraklandırdı yayıncı. neyle karşılacağım bakalım.
devamını gör...

ilk 10 saniye içinde hiç bir şey hatırlayamam..

1 dk oldu, bulamadım.
devamını gör...

ünzile kaç koyun ediyor
devamını gör...

bağları kucaklayıp dağları ötekileştiren bir atasözüdür. popüler kültürde yer edinince hemen kaz dağları'nı savunmasını bilirsiniz ama. dağlar işe yaramaz bağlar ise bereketli topraklarmış. kaz dağları'nda ne işiniz vardı kardeşim o zaman diye sorarlar adama.*
devamını gör...

montreal'i şener şen'den ve "ben bu yaz nerdeydim?" repliğinden bağımsız düşünemiyorum.
devamını gör...

ferdi özbeğen deyip tarafımı seçiyorum.nilüfer için üzgünüm.
devamını gör...

-(bkz: kemalim yapmaz)
kullanıcı tarafından yüklenmiş görsel
diziyi hiç izlemedim ama replik beynime kazındı.
-(bkz: ne çektin be)
vasfiye teyze, selahattin'i çileden çıkarıyor
favori repliğim vasfiye teyzeden.
devamını gör...

nasıl olur da bütün enlerim tek bir radyoda sırayla çalar merak ediyorum doğrusu tepkisini verebileceğiniz radyodur.
devamını gör...

mihriban şiirinin yazarı abdurrahim karakoç gençlik yıllarında delice aşık olur ve bir o kadar da sevilir.
niyetleri evlenmektir ama gel gör ki kız tarafı buna kati surette karşı çıkar.
sonunda bu sevdadan vazgeçilir.

aradan yıllar geçer. bir gün abdurrahim karakoç'u bir arkadaşı ziyarete gelir.. ve karakoç'a, yolda, onun eski sevgilisi ile karşılaştığını, biraz sohbet ettiklerini, ve hanımın evlenmiş olduğunu söyler... arkadaşı yanındayken hislerini pek belli etmese de, o gittikten sonra abdurrahim karakoç oturur ve duygularını dizelere döker..

"sarı saçlarına deli gönlümü
bağlamıştın, çözülmüyor mihriban!
ayrılıktan zor belleme ölümü
görmeyince sezilmiyor mihriban!

yâr deyince kalem elden düşüyor
gözlerim görmüyor aklım şaşıyor
lambamda titreyen alev üşüyor
aşk kâğıda yazılmıyor mihriban!"

bir röportajda "o aşk, masum bir aşktı. güzel bir aşktı. bırakalım öyle kalsın. ne adı mihriban, ne saçları sarı..." demişti.

bu arada mihriban; şefkatli, güler yüzlü, yumuşak huylu dost demektir.
devamını gör...

ben de teşekkürlerimi sunuyorum. iyi olmak için yazıyorum elbette.
ama önemli olan kimsenin arkamdan kötü bir şey düşünmemesidir. eğer öyleyse hatam, kusurum, eksiğim vardır.
burada like almak için değil, gönül almak için yazıyorum.
siz değerli yazarlar da teveccüh ediyorsunuz.
inanın başka bir derdim yok.
hepinizi saygıyla selamlıyorum, iyi ki varsınız.
devamını gör...

tierra del fuego adalarında yerli halkın kullandığı yagan dilinde bir kelimedir.

iki kişinin keskin bir sessizlik içinde , aynı duygularla göz göze gelip, her ikisinin de istedikleri bir şeyi başlatmak için dayanılmaz bir istek duymalarına rağmen ilk adımı karşısındakinden beklemesine denmektedir.
devamını gör...

halk doktorun önünde iki büklüm oluyormuş da bilmem ne. aynı ülkede yaşamasak inanacağım. kusura bakmayın da saygı görmek istiyorsanız önce saygı göstereceksiniz. doktora gelip "ben araştırdım bana bu ilacı yaz, şu serumu tak, bugün canım işe gitmek istemiyor usulsüz rapor ver." gibi doktorun yaptığı işe saygı göstermeyen, bilgisini tecrübesini hiçe sayan yaklaşımda bulunmadığınızı bilsem hak vereceğim. o kadar saygılı ki halkımız her gün televizyonlarda her yerde olduğu gibi sağlıkta da bitmek bilmeyen şiddet haberleri görüyoruz.
devamını gör...

sinem ataklı'nın 2417 üçlemesinin ilk kitabı olan bilim kurgu ve distopik türündeki romanıdır.

geçmişi bugünden ayıran tek şey, iyi bir gelecek ihtimaliydi. roman 2417 yılının istanbul'unu anlatıyor. yazara göre o tarihteki istanbul, şu ankinden daha da farklı ve ölümsüzlük deneyleri üzerine uğraşan bilim insanları ile doluydu. sistem bu ölümsüzlük deneylerini desteklemek üzere askerler yetiştiriyordu. istanbul'da yaşayan herkes için ölümsüzlük deneyleri'ni desteklemek mecburiydi ve sonuç başarılı olduğunda getirileri herkesi etkileyecekti. sistem, deneylere katkı olarak zenginlerden para talep etmişti, fakirlerin sunabileceği tek şey hayatlarından ibaretti. bu küçük fedakârlıklar ölümü tamamen bitirecek, gelecek nesillere sonsuz yaşam verecekti. bu en sahte vaatti ve asla gerçekleşmeyecekti. ölümsüzlük bu dünyaya yalnızca ölüm getirecekti.

proje ekibinden 2100'lü yıllarda bir bilim insanı "şeytanın gözyaşı" adlı güçlü bir madde keşfediyor. bir süre sonra maddenin kontrolü kaybediliyor ve büyük bir patlama sonucunda amerika kıtası ve avrupa'nın büyük bir bölümü yok oluyor. türk ve çinli bilim insanları ortak bir çalışma ile bu maddeyi kontrol altına almayı başarıyor ve bununla yaşlanmayı bir süre durdurabiliyorlar. 2300'lü yıllarda ise güç savaşları içerisinde insanlığın en çok istediği şeyi 'ölümsüzlüğü' bulmak için deneyler yapıyor. bu deneyler için ise zengin ve güç sahibi olanlar destek olup para verirken, zayıf halk bu deneylerin kurbanları olup hayatlarını feda etmek zorunda kalıyor. proje ise tam da bu noktada ortaya çıkıyor işte bu olayları bitirmek için uzun yıllar detaylı ve programlı planlar yapılarak hazırlanan bir baş kaldırış, yok etme projesi.
ervin altan, bu sistemin içinde yetişmiş, kast sisteminin zirvesinde doğmuş ve tüm bunların dehşetini iliklerine kadar hisseden bir karakter. temelleri kanla atılmış bu ülkenin önemli bir pilotu, savaşçısı olarak yaşıyor. aynı zamanda devrim amaçlayan köklü bir proje'ye hizmet ediyor.
hikâyenin ana kahramanı olan, aynı zamanda bahsi geçen ölümsüzlük deneyleri'nin karşıtı olan asker ervin altan'ın ağzından:

"yüz yıl önce ölmüş olmalıydım. tarih sayfalarına göre hikâyem böyle bitti.
gerçek ise tam tersi; kayıplara karıştığım gün bu hikâyenin başladığı yerdi.
bugün bitirdiklerini sandıkları savaşı o gün başlattım.
yok ettiklerini sandıkları tüm insanları o gün kurtardım. o gün, sistemi yükseltecek olan askerdim.
bugün o sistemi devirecek olan düşmanım."



kuzey hanlı'nın başından beri serra'nın gerçek kimliğini bildiğini düşünüyorum. hera'ya takıntısı var bu kesin, ama aşk ya da sevgi değil. daha karmaşık bir şey. proje'ye bile bile göz yumduğunu düşünüyorum bazı yerlerde. sırf onu tek ele geçirebilmek için. tabii kuzey'in şefkatli bir yönü de var ama onun tarafından korkunç işkencelere maruz kalacak gibi geliyor ervin. kuzey bunu yapacak, diğer kişilikleri ölsün ve geriye hera kalsın diye.
devamını gör...

yeni veya denenmemiş yemekleri tatmak ve zevk almak anlamına gelen isim. lezzet, koku ve doku açısından ne ile karşılaşacağını bilmeyen kişi, kendini heyecan dolu bir deneyim içinde bulur.
devamını gör...

normal sözlük'ü kullanarak 3. parti dahil tarayıcı çerezlerinin kullanımına izin vermektesiniz. Daha detaylı bilgi için çerez ve gizlilik politikamıza bakabilirsiniz.

online yazar listesini görmek için lütfen giriş yapın.
zaman tüneli köftehor rehberi portakal normal radyo kütüphane kulüpler renk modu online yazarlar puan tablosu yönetim kadrosu istatistikler iletişim