sevginin insanı değiştirmesi
muhteşem bir şey bu. birinin kalbindeki odalardan birinde olmak, her nefes aldığında ve verdiğinde onun içinde olmak, muhteşem bir şey..
seviyorsun, güzelleşiyor; seviyorsun, varsa acıları hafifliyor; seviyorsun, varsa yaraları kapanıyor; seviyorsun, düşünmeden edemiyorsun; seviyorsun, düşünüyorsun hep iyi olsun diye.
seviyorsun,seviyorsun,seviyorsun...
sen onu severken o değişiyor, senden önceki gibi olamıyor asla. senin sevgin, değiştiriyor onu.
sen sevdikçe de tüm güzellikler sevdiğini buluyor.
seviyorsun, güzelleşiyor; seviyorsun, varsa acıları hafifliyor; seviyorsun, varsa yaraları kapanıyor; seviyorsun, düşünmeden edemiyorsun; seviyorsun, düşünüyorsun hep iyi olsun diye.
seviyorsun,seviyorsun,seviyorsun...
sen onu severken o değişiyor, senden önceki gibi olamıyor asla. senin sevgin, değiştiriyor onu.
sen sevdikçe de tüm güzellikler sevdiğini buluyor.
devamını gör...
bengaripsengüzeldünyaumutlu ile dünyadan uzak
sekiz gözle beklediğim yayın, beklentiyi yüksek tutmak gerek dimi? di... işi gücü hallettik bekliyoruz yayın saatini efem.
devamını gör...
melisa çayı
bitki çaylarını çok da sevemeyen biri olarak şunu söyleyebilirim ki; kokusu ve tadı çok güzel olan bir çay. böyle limonumsu ama limon da değil gibi kokuyor.
sakinleştirici etkisi yanında baş ağrılarına da iyi gelir içiniz, içiriniz
sakinleştirici etkisi yanında baş ağrılarına da iyi gelir içiniz, içiriniz
devamını gör...
arkadaşının sevgilisine iç geçiren erkek
arkadaşının sevgilisine iç geçiren erkek tarafından açılmış başlık.
devamını gör...
bir yazarı tanımadan hakkında gereksizce ithamlarda bulunmak
üzerime alındığım bir konuya değinmek istiyorum.
bugün futbol üzerine başlıklar açmamdan dolayı, ön yargılı yazar(lar)ın "ekşici fanatiklerde geldi, aktrollerden sonra" gibi çirkince güzellemelerine maruz kalma durumudur. bir insanın hakkında bilginiz yoksa fikriniz de olmamalıdır. ben burada saygı çerçevesinde kimsenin inancına, değerlerine hakaret etmeden sözlüğün "küfürsüz sözlük" mottosuna uyarak da fikirlerimi özgürce yazıyor ve ifade ediyorum. başlıklarıma ve entryleme saygı çerçevesinde cevaben yazdığınız entryleri okumaktan mutluluk duyuyorum. insanlar birbirlerinin fikrilerini kabul etmek zorunda değildir ama saygı anlayışı daima kendini korumalıdır.
sevgilerimle; kalender.
bugün futbol üzerine başlıklar açmamdan dolayı, ön yargılı yazar(lar)ın "ekşici fanatiklerde geldi, aktrollerden sonra" gibi çirkince güzellemelerine maruz kalma durumudur. bir insanın hakkında bilginiz yoksa fikriniz de olmamalıdır. ben burada saygı çerçevesinde kimsenin inancına, değerlerine hakaret etmeden sözlüğün "küfürsüz sözlük" mottosuna uyarak da fikirlerimi özgürce yazıyor ve ifade ediyorum. başlıklarıma ve entryleme saygı çerçevesinde cevaben yazdığınız entryleri okumaktan mutluluk duyuyorum. insanlar birbirlerinin fikrilerini kabul etmek zorunda değildir ama saygı anlayışı daima kendini korumalıdır.
sevgilerimle; kalender.
devamını gör...
michelangelo
‘’taşın içindeki davut’u gördüm ve ona ait olmayan ne varsa taştan söküp attım.’’ diyen rönesans dehası.
devamını gör...
chuck
2007'de ilk bölümü yayınlanmış, 5 sezon sonra televizyonlara veda etmiş, aksiyon-mizah tarzında dizidir. the o.c.'nin yaratıcısı josh schwartz tarafından yazılıp yönetilmiş, bir çakma ajan hikayesidir.
izlemeyenlerin kesinlikle çok şey kaybettiğini düşündüğüm dizidir.
izlemeyenlerin kesinlikle çok şey kaybettiğini düşündüğüm dizidir.
devamını gör...
normal sözlük yazarlarının karalama defteri
"bir insana başkaları önünde verilen öğüt, öğüt değil hakarettir."
şu sözün doğrulundan yola çıkarak söylemek istediğim birkaç şey var. ister yetişkin ister çocuk olsun hepimiz insanız, hata yapabiliriz. hata, büyük küçük fark etmez adı üstünde hatadır. eğer kişi hatasının farkındaysa düzeltip düzeltmemek kendisine kalmıştır. ancak kişi yaptığı hatanın farkında değilse ve biz bunu görüyorsak insaniyet namına uyarabiliriz ya da görmezden gelebiliriz. bu da bir tercih meselesidir. ancak burada önemli olan eğer uyarma yolunu seçtiysek nasıl uyardığımızdır.
bunun için iki seçenek vardır.
birincisi; hata yaptığı gözlemlenen kişiyi kenara çekip "bak arkadaşım şurada yanlış yaptığın bir şey var. doğrusu budur, senin yaptığın davranış şu yüzden hatalı. istersen bu şekilde düzeltebilirsin." diyebiliriz. aynı şey sözlük ya da sosyal mecralarda da söz konusudur. kişilerin kendilerini ifade ettikleri bu mecralarda eğer yanlış yaptıkları gözleniyorsa mesaj butonuna tıklanarak "sevgili yazar arkadaşım, yazdığın tanımda şu şekilde bir hata var, doğrusu budur. istersen bak" demek, doğrusu çok hoş bir harekettir.
ikincisi ise; hata yaptığı gözlemlenen kişiyi uluorta uyarıp "bak kardeşim, şurada hatalısın, sen niye böyle yaptın ki doğrusu varken, hiç mi aklına gelmedi? neyse ki ben varım muhteşem kişiliğim ile seni uyarıyorum. al bu doğruyu git yanlışını düzelt" tarzında bir konuşma yapılabilir. aynı konuşmayı sözlük içinde düşünelim. bir yazar kişisi yanlışlıkla eksik ya da hatalı bir tanım girmiş olsun. bunu gören başka bir yazar arkadaş ilgili yazarı uyarmak yerine yeni bir tanım girer. "bunun böyle olduğunu düşünen yazar bilgili olduğunu düşündüğü konuda bilgili değildir. cahildir, dikkatsizdir. madem yapmış bir hata bir tekme de biz vuralım." evet, sonuç olarak bu da bir tercih meselesi.
şimdi iki seçenek arasındaki farka bakalım; birincisinde yapıcı diğerinde yıkıcı bir tutum var. hata yapan kişi olsaydınız hangi seçenek ile uyarılmayı seçerdiniz? kararı size bırakıyorum. sevgiler.*
şu sözün doğrulundan yola çıkarak söylemek istediğim birkaç şey var. ister yetişkin ister çocuk olsun hepimiz insanız, hata yapabiliriz. hata, büyük küçük fark etmez adı üstünde hatadır. eğer kişi hatasının farkındaysa düzeltip düzeltmemek kendisine kalmıştır. ancak kişi yaptığı hatanın farkında değilse ve biz bunu görüyorsak insaniyet namına uyarabiliriz ya da görmezden gelebiliriz. bu da bir tercih meselesidir. ancak burada önemli olan eğer uyarma yolunu seçtiysek nasıl uyardığımızdır.
bunun için iki seçenek vardır.
birincisi; hata yaptığı gözlemlenen kişiyi kenara çekip "bak arkadaşım şurada yanlış yaptığın bir şey var. doğrusu budur, senin yaptığın davranış şu yüzden hatalı. istersen bu şekilde düzeltebilirsin." diyebiliriz. aynı şey sözlük ya da sosyal mecralarda da söz konusudur. kişilerin kendilerini ifade ettikleri bu mecralarda eğer yanlış yaptıkları gözleniyorsa mesaj butonuna tıklanarak "sevgili yazar arkadaşım, yazdığın tanımda şu şekilde bir hata var, doğrusu budur. istersen bak" demek, doğrusu çok hoş bir harekettir.
ikincisi ise; hata yaptığı gözlemlenen kişiyi uluorta uyarıp "bak kardeşim, şurada hatalısın, sen niye böyle yaptın ki doğrusu varken, hiç mi aklına gelmedi? neyse ki ben varım muhteşem kişiliğim ile seni uyarıyorum. al bu doğruyu git yanlışını düzelt" tarzında bir konuşma yapılabilir. aynı konuşmayı sözlük içinde düşünelim. bir yazar kişisi yanlışlıkla eksik ya da hatalı bir tanım girmiş olsun. bunu gören başka bir yazar arkadaş ilgili yazarı uyarmak yerine yeni bir tanım girer. "bunun böyle olduğunu düşünen yazar bilgili olduğunu düşündüğü konuda bilgili değildir. cahildir, dikkatsizdir. madem yapmış bir hata bir tekme de biz vuralım." evet, sonuç olarak bu da bir tercih meselesi.
şimdi iki seçenek arasındaki farka bakalım; birincisinde yapıcı diğerinde yıkıcı bir tutum var. hata yapan kişi olsaydınız hangi seçenek ile uyarılmayı seçerdiniz? kararı size bırakıyorum. sevgiler.*
devamını gör...
25 litre
yakın zamanın en büyük sorunlarından olacak olan; su kaynaklarının yetersizliğinin günlük yaşama yansımasını anlatan ve en azından 2 ayda bir izlenmesi gereken belgeseldir.
devamını gör...
anadolu rock
kendime barış manço gecesi yaptığım, ruhumu zevkin zirvelerine çıkardığım şu dakikalarda en güzel örneklerinden birini dinliyorken akışta denk geldiğim başlık.
devamını gör...
sketchtoy'da çizilen normal sözlük nickleri
aşamalı bir çizim oldu.
sketchtoy.com/69880411
sketchtoy.com/69880411
devamını gör...
bir yazar sizi takip etmeyi bıraktı
o yazar ki üzer, kırar, derbeder eder.
aman yok be pişman olmuş demek napsın vazgeçsin. ömrünün sonuna kadar beni mi takip edecek garip. *
aman yok be pişman olmuş demek napsın vazgeçsin. ömrünün sonuna kadar beni mi takip edecek garip. *
devamını gör...
ruhu paramparça bir insan olmak
paslanmış ruhlarınızı eskiciye verip ruh yenilemesi yapabilirsiniz. zira paramparça olmuş bir ruh ancak bu şekilde kurtarılır.
devamını gör...
kişiyi delirmekten kurtaran eylemler
tutku. yalnız bir kişiye değil, bir alana, bir konuya, bir eyleme ya da olguya duyulan tutkudan bahsediyorum. insan bütün deliliğini ilgilendiği soyut boyuta aktardığında gayet munis, uyumlu, sakin ve mutlu bir insan olabiliyor. gerçi bu da başka türlü bir delilik sayılır ya, neyse... *
devamını gör...
çoğunluğun eğitimsiz olduğu toplumlarda demokrasinin anlamsızlığı
demokrasi türkiye'ye geldiğinden beri bir işe yaramıyor. ki bu gidişle bi' 30-40 yıl daha yaramayacağı aşikar. bazen bu vakitleri bir geçiş dönemi, bazen de gittikçe dibe batış dönemi olarak görüyorum, bilmiyorum. sokrates bile kendi zamanında demokrasinin mantıksızlıklarını ortaya koyuyor. dünyanın bu halini görse intihar ederdi herhalde.
türkiye demokrasiye uygun değil maalesef. yapacak bir şey yok, gerçek bu. bu durumu atatürk de biliyordu tabii. zamanla oturur diye düşünmüştür. ama eminim ki biraz daha yaşasaydı, sistemde değişiklikler yapardı. zaten bir şeyleri radikal olarak değiştirebilecek tek kişiydi, maalesef artık yok. bu sistem belli ki uzun yıllar devam edecek, ya batacağız ya da sancılarını çekerek ileride düzelmesini umacağız.
eğitimli bir toplum değiliz. bırak eğitimliyi, okuma-yazmayı 80 yıl önce çözdük. hadi nüfusumuz az olsa gam yemeyeceğim, bir şekilde halkı eğitirsin. az nüfus derken 40 milyona bile razıyım. elde ne var: 80 küsur milyon nüfus; 55 milyonu seçmen, önümüzdeki seçimlerde 60 milyonun üzerinde seçmen. iyi geceler.
"eğitim cehaleti alır, eşeklik bakidir" derseniz, tam olarak öyle değil işte. eğitim eğitimdir, az buçuk farkındalık oluşturuyor. "gecenin bi' köründe niye bunu dert edindin şimdi?" derseniz, bilmiyorum. birkaç gündür ülkenin gündemi hasebiyle düştüğüm umutsuzluktan veya içime aysun kayacı kaçtığından olabilir.
gereğinden fazla duygusalız, mantıklı karar almada son derece büyük sorunlarımız var. her konuda ikiye bölünmüş durumdayız. e, doğal olarak siyasette de böyle. akp'li değilsen chp'lisin. bazılarına göre mhp'liysen aynı zamanda akp'lisin, bazılarına göre de hdp'liysen chp'lisin. böyle bir düşünce nakıslığına sahip insanlardan -ki bu insanlar toplumun genelinden de fazlasını içeriyor- nasıl sağlıklı bir zihne sahip olduklarını varsayıp etraflıca düşünüp karar vererek oy kullanmalarını bekleyebilirsin ki? tabii, bu durum siyasilerin işine geliyor, orası ayrı.
ya referandum oldu, 49'a 51 mi neydi oranlar. demokrasi bu mu yani?
türkiye demokrasiye uygun değil maalesef. yapacak bir şey yok, gerçek bu. bu durumu atatürk de biliyordu tabii. zamanla oturur diye düşünmüştür. ama eminim ki biraz daha yaşasaydı, sistemde değişiklikler yapardı. zaten bir şeyleri radikal olarak değiştirebilecek tek kişiydi, maalesef artık yok. bu sistem belli ki uzun yıllar devam edecek, ya batacağız ya da sancılarını çekerek ileride düzelmesini umacağız.
eğitimli bir toplum değiliz. bırak eğitimliyi, okuma-yazmayı 80 yıl önce çözdük. hadi nüfusumuz az olsa gam yemeyeceğim, bir şekilde halkı eğitirsin. az nüfus derken 40 milyona bile razıyım. elde ne var: 80 küsur milyon nüfus; 55 milyonu seçmen, önümüzdeki seçimlerde 60 milyonun üzerinde seçmen. iyi geceler.
"eğitim cehaleti alır, eşeklik bakidir" derseniz, tam olarak öyle değil işte. eğitim eğitimdir, az buçuk farkındalık oluşturuyor. "gecenin bi' köründe niye bunu dert edindin şimdi?" derseniz, bilmiyorum. birkaç gündür ülkenin gündemi hasebiyle düştüğüm umutsuzluktan veya içime aysun kayacı kaçtığından olabilir.
gereğinden fazla duygusalız, mantıklı karar almada son derece büyük sorunlarımız var. her konuda ikiye bölünmüş durumdayız. e, doğal olarak siyasette de böyle. akp'li değilsen chp'lisin. bazılarına göre mhp'liysen aynı zamanda akp'lisin, bazılarına göre de hdp'liysen chp'lisin. böyle bir düşünce nakıslığına sahip insanlardan -ki bu insanlar toplumun genelinden de fazlasını içeriyor- nasıl sağlıklı bir zihne sahip olduklarını varsayıp etraflıca düşünüp karar vererek oy kullanmalarını bekleyebilirsin ki? tabii, bu durum siyasilerin işine geliyor, orası ayrı.
ya referandum oldu, 49'a 51 mi neydi oranlar. demokrasi bu mu yani?
devamını gör...
lisede yaşanmış en garip olay
birini yazsam ötekilere haksızlık olacağı için yazmayayım.
meslek lisesiliydim diyeyim sadece.
meslek lisesiliydim diyeyim sadece.
devamını gör...
lucifer'in aslında benjamin olması
bu başlıktan sonra uçurulmadığına göre belki de kaynamış sütün üzerindeki ince kaymak tabakasıyımdır.
lucifer'a yönlendirerek hedef şaşırtıyorumdur.
olabilir, manyak oldum sayenizde *
lucifer'a yönlendirerek hedef şaşırtıyorumdur.
olabilir, manyak oldum sayenizde *
devamını gör...
şarkılarla geçtim aranızdan radyo yayını
çarşambaları artık çok seviyorum ya hu!
önce brothers düğüm salonu radyo yayını, sonrasında şarkılarla geçtim aranızdan radyo yayını ile ha-ri-ka geçiyor çarşamba gecelerim.
bu hafta bay impoş* bize pilli bebek anlatacakmış. o zaman ben de şuraya bi anımı iliştireyim:
bilenler bilir, kızılay, ankara'daki yeraltı ulaşımın ortak noktasıdır. hat geçişleri vs. o duraktan yapılır. bu sebeple bazı bekleme yerlerinde sağ tarafta bir hat, sol tarafta başka bi hat vardır. genelde bu bekleme yerinin ortasında da oturaklar* olur. bu oturaklar da genelde sırt sırta olacak şekilde ikişer kişilik 2 taraflı olur.
mekan anlatımım bu kadar.
günün sakin saatlerinde olmalı ki bir gün metro beklerken bu oturaklarda, galiba metro bekleyen yaşı biraz ilerlemiş bi teyzeyle sırt sırta oturuyordum. kulağımda kulaklık uslu uslu dinliyorum. ama bi sorun var. dinlediğim şarkı sanki dışarıdan geliyor gibi. hafifçe yokluyorum kulaklığı. acaba sesini çok mu açtım da dışarı çıkıyor, diye. yok, benden değil ama dinlediğim şarkıyı başka bi yerden daha duyuyorum. o anda fark ettim ki, yandaki oturakta oturan, benim emsallerimde bi çocuk kendince bu şarkıyı söylüyor. adımın merdumkaptan olduğundan emin olduğum kadar eminim ki o çocuk o an orada bizimle değildi. yani cismen var kabul, ama ruhu başka yerde başka birinin yanındaydı. neyse, kulaklığın tekini çıkardım usulca dinliyorum söylediği şarkıyı * *.
şarkının özellikle bi kısmı var ki, ne şarkıcılar burayı söyleyemedikleri için rezil oldular; merak ediyorum o yüzden orayı nasıl söyleyecek? derkeeen bu arkadaş şöyle bi dikleşti ve "olsuuuuuuun" diye bi giriş yaptı amaaa gerçekten pek güzel söyledi. sesi de çok güzeldi ayrıca. aynı zamanda söylerken de ellerini falan iki yana açtı, kafayı yukarı kaldırdı; tammm modunda yani. yüzümde ufak bi gülümsemeyle hem izledim hem dinledim. kısa bi süre içinde de metro ve tramvay, aynı anda geldi. o anda yapılan anonslarla çocuk bi silkelendi. sanıyorum, sesli bi şekilde böylesine söylediğinin farkında değildi. hemen etrafına bakmaya başladı ve o arada denk geldik. hafifçe güldüm, o da biraz mahcup bi ifadeyle güldü. "bazen olsun demek gerekiyor" dedi. "olsun" dedim. sonra karşılıklı ufak bi asker selamı gibi selam verip karşı hatlara binip gittik.
önce kulaklığımla, peşi sıra duraktaki çocuktan dinlediğim şarkı pilli bebek-olsun şarkısıydı. çocuğun da dediği gibi, bazen olsun demek düşüyor bizim payımıza, bazen bi ayrılığa, bazen bi hastalığa, bazen bi dost kazığına, bazen de hayatın ta kendisine...
gönlümüzce ve huzurla tabi bi de detone olmadan "olsuuuuuuun" demekler olsun hepimizeee.
önce brothers düğüm salonu radyo yayını, sonrasında şarkılarla geçtim aranızdan radyo yayını ile ha-ri-ka geçiyor çarşamba gecelerim.
bu hafta bay impoş* bize pilli bebek anlatacakmış. o zaman ben de şuraya bi anımı iliştireyim:
bilenler bilir, kızılay, ankara'daki yeraltı ulaşımın ortak noktasıdır. hat geçişleri vs. o duraktan yapılır. bu sebeple bazı bekleme yerlerinde sağ tarafta bir hat, sol tarafta başka bi hat vardır. genelde bu bekleme yerinin ortasında da oturaklar* olur. bu oturaklar da genelde sırt sırta olacak şekilde ikişer kişilik 2 taraflı olur.
mekan anlatımım bu kadar.
günün sakin saatlerinde olmalı ki bir gün metro beklerken bu oturaklarda, galiba metro bekleyen yaşı biraz ilerlemiş bi teyzeyle sırt sırta oturuyordum. kulağımda kulaklık uslu uslu dinliyorum. ama bi sorun var. dinlediğim şarkı sanki dışarıdan geliyor gibi. hafifçe yokluyorum kulaklığı. acaba sesini çok mu açtım da dışarı çıkıyor, diye. yok, benden değil ama dinlediğim şarkıyı başka bi yerden daha duyuyorum. o anda fark ettim ki, yandaki oturakta oturan, benim emsallerimde bi çocuk kendince bu şarkıyı söylüyor. adımın merdumkaptan olduğundan emin olduğum kadar eminim ki o çocuk o an orada bizimle değildi. yani cismen var kabul, ama ruhu başka yerde başka birinin yanındaydı. neyse, kulaklığın tekini çıkardım usulca dinliyorum söylediği şarkıyı * *.
şarkının özellikle bi kısmı var ki, ne şarkıcılar burayı söyleyemedikleri için rezil oldular; merak ediyorum o yüzden orayı nasıl söyleyecek? derkeeen bu arkadaş şöyle bi dikleşti ve "olsuuuuuuun" diye bi giriş yaptı amaaa gerçekten pek güzel söyledi. sesi de çok güzeldi ayrıca. aynı zamanda söylerken de ellerini falan iki yana açtı, kafayı yukarı kaldırdı; tammm modunda yani. yüzümde ufak bi gülümsemeyle hem izledim hem dinledim. kısa bi süre içinde de metro ve tramvay, aynı anda geldi. o anda yapılan anonslarla çocuk bi silkelendi. sanıyorum, sesli bi şekilde böylesine söylediğinin farkında değildi. hemen etrafına bakmaya başladı ve o arada denk geldik. hafifçe güldüm, o da biraz mahcup bi ifadeyle güldü. "bazen olsun demek gerekiyor" dedi. "olsun" dedim. sonra karşılıklı ufak bi asker selamı gibi selam verip karşı hatlara binip gittik.
önce kulaklığımla, peşi sıra duraktaki çocuktan dinlediğim şarkı pilli bebek-olsun şarkısıydı. çocuğun da dediği gibi, bazen olsun demek düşüyor bizim payımıza, bazen bi ayrılığa, bazen bi hastalığa, bazen bi dost kazığına, bazen de hayatın ta kendisine...
gönlümüzce ve huzurla tabi bi de detone olmadan "olsuuuuuuun" demekler olsun hepimizeee.
devamını gör...
corona salgını geçtiğinde yapılacak ilk şey
sanırım karşıdan karşıya geçme düğmesini yalamak olacaktır.
o tuşa minimum temas etmek için çektiğim çileleri, girdiğim halleri düşününce, pandemi bittiğinde zevkten yalayabilirim sözlük.
o tuşa minimum temas etmek için çektiğim çileleri, girdiğim halleri düşününce, pandemi bittiğinde zevkten yalayabilirim sözlük.
devamını gör...
köle isaura
annelerin genç kızlarına verdiği nasihatların başında gelir “köle isaura olma. ben senelerce kaynanamdan, görümcemden, eltimden çok çektim. sen benim gibi kendini ezdirme” diye.
köle isaura - escrava isaura, bernardo guimaraes'in aynı adlı eserinden uyarlanan 1976-77 arasında yayınlanan brezilya tv dizisidir. dizi ayrıntıları
güzelliği, zekası, dürüstlüğü, iffeti ile dikkat çeken dizinin baş karakteri köle isaura çok büyük zorluklar ile karşılaşır.
birçok iyilikler yapmasına rağmen yaptığı iyiliklerin karşılığı kötülük olarak döner.
gene de pes etmez, iyilik yapmaya devam eder.
bugün genç kızları olan annelerin ilk göz ağrılarından birisidir bu pembe dizi.
eskiden dizinin ertesi günü kadınlar bir araya gelir “köle isaura’yı üzenlere lanet yağdırılır, bir yandan da ben de neler çektim” diye karşılıklı dertleşilirdi.
işyerlerinde çalışan bazı kadınlar da serzenişte bulunur: “ben köle isaura mıyım, niye zor işleri hep ben yapıyorum?”
büyükanneler ise diziyi seyrederken köle isaura’ya zulmeden resimdeki baron’u görünce hiç duyulmamış küfürler ederdi. *
müziğini de bırakayım.
köle isaura - escrava isaura, bernardo guimaraes'in aynı adlı eserinden uyarlanan 1976-77 arasında yayınlanan brezilya tv dizisidir. dizi ayrıntıları
güzelliği, zekası, dürüstlüğü, iffeti ile dikkat çeken dizinin baş karakteri köle isaura çok büyük zorluklar ile karşılaşır.
birçok iyilikler yapmasına rağmen yaptığı iyiliklerin karşılığı kötülük olarak döner.
gene de pes etmez, iyilik yapmaya devam eder.
bugün genç kızları olan annelerin ilk göz ağrılarından birisidir bu pembe dizi.
eskiden dizinin ertesi günü kadınlar bir araya gelir “köle isaura’yı üzenlere lanet yağdırılır, bir yandan da ben de neler çektim” diye karşılıklı dertleşilirdi.
işyerlerinde çalışan bazı kadınlar da serzenişte bulunur: “ben köle isaura mıyım, niye zor işleri hep ben yapıyorum?”
büyükanneler ise diziyi seyrederken köle isaura’ya zulmeden resimdeki baron’u görünce hiç duyulmamış küfürler ederdi. *
müziğini de bırakayım.
devamını gör...