insan dediğinizin başına her iş gelir..
büyük lokma ye.. büyük söz söyleme demişler..
başa gelir.. kivrandirir..
devamını gör...

hala kalp krizi sebebi.
rica ediyorum bir senelik versiyonu çıksın bunun.

1700'lere düşmüş.*
devamını gör...

artık bırak geçmeyi, üzerine yazılıp çizilenleri bile okumaktan imtina ettiğim yer haline gelen caddedir. (eski ismiyle cadde-i kebir)
6-7 yıl öncesine kadar gitmekten kısmen keyif aldığım, caddenin kendisinden çok ara sokaklarına dalıp çıktığım, nevizade biteli zaten çok olmuştu ama en azından asmalımescit ya da tünel geçidi gibi yerlerle sokakta insanları yaşadığım bölgenin, gezi olaylarından sonra intikam alınırcasına bitirilmeye çalışılmasını ibretle izledim.

ilk önce caddenin ortasına hançer gibi saplanan avm ile başladı her şey, bu avm caddenin müşteri kitlesinde büyük değişiklik yarattı. avm'lerden hoşlanmayan bohemler inceden uzaklaşmaya başladılar. taksim'den girip sallana sallana aşağı süzülen insanlar bu avm yüzünden arka taraftan tepebaşı'na gelip odakule'den giriş yaptılar ve galatasaray lisesinden yukarıda kalan kısım evrimini hızlandırdı. artık daha çok arap turist, daha az bohem tayfa vardı.

zamanla liseden tünel'e kadar olan kısım da bozulmaya başladı. arap turistin girdiği her yere peşinden gelen yalellisi ve nargilesinin dumanı tünel tarafının semalarını kapladı ve gelen sokağa masa atma yasağıyla asmalımescit/tünel tarafı tamamen paralize oldu.

bu bölgenin müşterisi içeride sigara,dışarıda masa yasağına kendince eline birasını alıp kapı önünde ayakta durarak bir çözüm bulmaya çalıştı ama bu da bir yere kadardı. mekanların masa sayısı azalınca fiyatları yükseldi, yükselen fiyatlar müşteriyi azalttı. zaten can çekişen hava iyice bozuldu ve insanlar alternatiflere yönelmeye başladılar. (kuledibi, beşiktaş,kadıköy gibi)
karaköy'ün eskiden izbe olan, geç saatlerde geçmekten çekineceğiniz esrarcı yuvası arka sokaklarındaki fırsatı gören uyanık işletmeciler bu bölgede alternatif mekanlar yarattılar ve müşteriyi şimdilik çektiler. tıpkı bir zamanlar asmalımescit sokaklarının travesti ve torbacı yuvası olması daha sonra yavaş yavaş bu bölgenin açılan mekanlarla temizlenmesi gibi karaköy de bu değişimi yaşıyor.

istiklal caddesi benim için ilkokulumun bulunduğu yerdir. sabahın erken saatinde taksim meydandan girip tünel'e kadar yürümek, yolda fransız konsolosluğunun önünden geçmek ,atlas pasajının kapısından bakmak, atlas sinemasının henüz bölünmemiş çok büyük salonunda film izlemek, odakule'nin önünden geçerken henüz istanbul'da hiç gökdelen olmadığı için saf saf yüksek binaya bakmak, s.s.c.b (o zamanları adı) konsolosluğunun kapısında bulunan vitrindeki uzay fotoğraflarına bakmak, çiçek pasajına çaktırmadan girip bira içen insanları seyretmek, meşhur galatasaray büyük postaneye girip o yüksek tavana kocaman açılmış gözlerle şaşırarak bakmak, haşet kitabevinden okul kitaplarını almaktı.
okulum rus konsolosluğu ile tophane'ye inen yokuş arasında olduğu için ilerleyen zamanlarda ortamlardaki insan türü durumuna göre "olum benim okulum bile tophane'deydi biz tophane çocuğuz ya da dostlar okula giderken istiklal caddesinin hüzünlü güzelliği içinden geçerdik biz" demekti.

galiba o ruhu 1996'da eşkıya filmi gösterime girdiği ilk haftanın pazar günü 16:00 seansında çok uzun bir bilet kuyruğunda bekleyip zar zor bilet alabilmem, filmi emek sinemasının salonunda merdivenlerine oturarak seyrettiğim günden sonra kaybettim. bir daha asla o tadı alamadım. hep yavaş yavaş aşağı ivmeyle keyfi azaldı.
artık cadde ölmüştür, ruhu şad olsun.
devamını gör...

39 yaşında bir insan olarak söyleyebilirim ki;
90'lar ve 2000 lerde de ve muhtemelen daha önceki yıllarda da insanlar
"nerde o eski bayramlar?"
"zamane gençleri çok saygısız mirim",
"bu hükümet gitmedikce hiç bir şey düzelmez"
"bunlar hep amerikan'nin oyunları"
"ekmek aslanın ağzında"
"köprüde dayın yoksa sana her yer kapalı"
"dişi köpek kuyruk sallamasa erkek köpek peşinden gitmez."
"açık saçık giyindiginiz için depremler oluyor"
"bu kadar dindarsan yallah arabistan'a" gibi söylemler
ve şimdi aklıma gelmeyen daha pek çogunu en az şimdiki kadar söyleniyordu. o zamanlar da kadın cinayetleri, çocuk gelinler, homofobi, taciz tecavüz olayları vardı. tek fark bunu duyabileceğiniz medya kanalları ve internet olmadigindan kısıtlı bir çevrede duyuluyor ve toplumun tepkisi farkedilmiyordu. şimdi ülkemizde bulunan buyukelciliklerde gazeteciler klozetler den atiliyorsa o zamanlar kardeş kardeşe kirdiriliyor, aydınlar şairler diri diri yakılıyordu. alevi sünni kavgası müslüman olmayanlar tarafından kopurtuluyordu. değişmeyen enn onemli şey ise anneler ya şehit olan ya terörist olan evlatlarina ağlıyordu.
şu dönemle aynı olarak o zaman da siyasetçiler banka hortumluyor, insanlari ayristiriyor, torpille adam kayırma ile jet hızı ile kararnameler yayinliyordu ama farklı olarak insanların hükümete olan eleştirilerini dile getirebileceği, gazını alan bilinclendirmeye çalışan pek çok karikatur dergisi, mizah programları olduğu için küfür etmeden de insanlar siyasetçileri eleştiriyor ya da en azından eleştirilerini tek bir parti baskanina yansitmadan daha uzun ve açıklayıcı cümleler kurabiliyordu. siyasetçiler de bir masanın başında oturup açık oturum programları ile birbirine hakaret etmeden tartisabiliyordu. hiç bir şey değişmese de en azından insanlar onları aynı masada görebiliyordu. o zamanın mafya babaları erasmus'dan girip bakanlardan çıkmıyor, kapalı kapılar ardında (bir kamyon kazası ile ortaya çıkacak şekilde) ciddi ve bürokratik işlerle ilgileniyordu. insanlar o zamanlar hem mafyadan hem devletten hem siyasetçilerden korkuyor ama aynen şimdiki gibi eline fırsat çıkınca da ya da işi düşünce de birisinin tarafına geçmek de bir beis görmüyordu. cumhuriyet yuruyusleri ile hükümete tepki gösteriliyor ama sandıktan yüzde 50 üzeri oy çıkınca şener şen'in züğürt ağa filmi gibi kim verdi lan bu oyları diye sonuçsuz tartışmalara giriyordu.
yalnız yaşama, bilgiye ulaşma, kişisel özgürlük, kurumsallaşma, hizmet kalite kriterleri, vatandaşlık hakları,devlet memurunun itiraz hakki, vizyon,misyon, inovasyon,ar-ge gibi kavramlar bazilari icin cok uzak bazıları için yavaş yavaş öğrenilen kavramlardı. üniversitelerin sayısı az, kalitesi dünyaya göre düşük, şimdiki haline göre çok daha yüksekti.
günümüz gençliğinin aksine sorgulama, hak arama, gelecek için hayal kurma, farklı bir yol seçme gibi seçenekler daha kısıtlı bir alanda gerçekleşiyordu. gençlerin en büyük derdi okulu bitirip sigortalı işe girmek ve evlenmekti.
aile kavramı simdikine göre çok çok daha gelenekçiydi. bu nedenle kişiler kendilerini daha güven alanında hisseden ama daha az "özdenetim ve özgüvenli" olabilen durumdaydı.
90'lar da ebeveynler çocuklarının halen anne ve babasıydi ama 2000'ler de anne babalar çocuklarının arkadaşıydı ve bunun yanlış olduğunu kısa süre sonra acı tecrübeler ile ogreneceklerdi.
2000'ler aynı zamanda sıradan hayatların tv ekranlarında görülmeye başlandığı bbg evi, popstar gibi survivor öncüsü yarışmaların ve müge anlı tarzı programların başladığı yıllardı. yani tv artık size dünyayı göstermiyor, dünyanızı içine kabul ediyordu.
akp iktidarı ile eş zamanlı olarak her ne sebeple olursa olsun duzelen ekonomi ve gelişen teknoloji insanların sekulerlesmesine, her şeyi kendine hak görmesine, bilgi ve materyale ulaşım ve erişimin kolaylasmasina neden oldu. muhafazakar ve eğitim olanakları kısıtlı olan kesim önce paraya sonra imkanlara kavustu ama statü atlamaya oranla olgunlaşma seviyesi olması gereken düzeye hiç ulasamadı. 90 ve 2000 lerin en önemli sorunu (hiç kimsenin farkında olmayıp uğur mumcu ve bir kaç aydının bağıra çağıra haykirdigi ve bunun için canından olduğu) cemaat ve tarikatların ülkeye nifak tohumları ektiği idi.
sonuç; parasız, çalışkan ama kandirilmaya ve yoldan çıkmaya da müsait insanlarin yerini parali, tembel, eleştiren ve kandıran insanlar aldı.
tanım: geçmişte olduğu gibi gelecekte de devam edecek din,ırk, para sorunlarının içeriği degil dozu ve rengi değişti.
devamını gör...

monochroma'nın da müzikleri yapmış grup. lakin bu kadar kibri sultan süleyman bile yapmamıştır. nerede azıcık düzgün iş yapan bir türk görsem kibrine yenik düşüyor. bu sebeple artık tiksindiğim eskinin güzeli saykodelike farklı soluk getiren gençler diye anacağım topluluk.
devamını gör...

''bir çocuğun ölümünü görmektense, dünyaya geliş biletimi iade etmek isterim.''
devamını gör...

tüm gün "teli teli teli " diye dolaşıyorum ortalıkta.
devamını gör...

"zirvemiz mevlütlüdür."
devamını gör...

bazen kelimeler öyle bir yağmur gibi yağıyor ki zihnime,kendimi unutup unutup yeniden hatırlıyorum anılarda, seslerde.
bir başkasının yalnızlığında ya da çaresizliğinde bulup kendimi,didik didik edip dünyayı,sözcükleri sökercesine çıkarmak, çıktıklarında verecekleri acıları duyumsamak istiyorum.
insanın içi,hava kapalıyken kararmaz yalnız:güneş arsızca sırıttığında bir yaz günü ya da her yer çiçeklerle bezeli olduğunda bile,o çiçeklerin köklerinde bulunan siyahı görür.kökleri kemiren böcekleri,güneşten ödü patlayan solucanları görür.
yalnızlığında kalmak hem garip bir haz verip içi içine sığmazken,öte yandan bir ağrı yüreğin ta derinlerine saplanıverir.
kabuğundan kaçıp kurtulmanın,sessiz bir mağaraya sığınmanın çare olacağını sanır.ama,ne yerin dibi ne de bir dağın tepesi onu kabul eder;çünkü gittiği her yere kendini de götürmektedir.
devamını gör...

vakıfların bünyesinde olan ülkedeki veya dünyadaki yetimlere düzenli yapılan aylık yardımdır. yardım yetimin tüm eğitim hayatı boyunca devam eder.
devamını gör...

ralph hedley -cat in a cottage window
kullanıcı tarafından yüklenmiş görsel
devamını gör...

sen adaletsiz bir kadındin..
allah seni affeder mi bilmem..
devamını gör...

hitap ettiği kesmi on numara analiz edip buna uygun ürünleri pörtföyüne ekleyen marketler zincirinin kataloğu...

siz herhalde sıradan vatandaşın geceleri ışığı kapatıp seviştiğini zannediyorsunuz? ne aksiyonlar dönüyor en az 3 çocuk için haberiniz yok...
devamını gör...

kötü olsam ne fark eder diyen insandır.*
devamını gör...

türk insanının hafriyat işinden sonra en çok izlemeyi sevdiği şey için yapılan uyarı.
*
devamını gör...

zaten söylenecek her şey söylenmiş. kendisiyle ortak fikirde dahi olmasam bile yiğidi öldür ama hakkını yeme demişler.
vaktiyle bir atsız varmış. varolsun!
devamını gör...

'aradım bakmadın' demek için yaptığım şey.
devamını gör...

david ricardo'nun dilimize ekonomi politiğin ve vergilendirmenin ilkeleri adı ile çevirilen kitabıdır.bu kitabında;rant,değer ve
ücretlerin yasalarını genel bir kabul görecek bir biçimde ortaya koymuştur.
devamını gör...

içi kaynar yağ dolu tencerenin kapağını kulpundan tutmak yerine yanından tuttum.

'elim yanıyor olamaz' dedim, ısrarcı davrandım, 'yok artık' dedim 'olamaz böyle bir şey' dedim, bir buçuk iki saniye içinde üç ayrı parmağım su toplayacak kadar yandı.

elim dondurulmuş bezelyenin içinde gidildi mecbur nöbetçi eczaneye. nöbetçi hanıma 'elimi söndürebilir misin' dedim ? 'silverdin' dedi. ve '13 tl' dedi. bu kadar. başka hiç bir açıklama yapmadı bile. 'hametan diye bir krem vardı onu da mı alsam' dedim? eczacının bana bir bakışı var. sanki kolunu istedim. al bunu git bakışı yaptı. konuşmadı bile. tabi silverdin mucizesinden haberimiz yoktu, bileydim etmezdim bu ayıbı.

lan bunu kim bulduysa umarım en iyi kadınlarla-erkeklerle o sevişiyordur, en iyi yemekleri o yiyordur, en iyi içkileri içip iç huzura kavuşmuştur. bildiğin iyileştirdi adam/kadın iyileştirdi beni.* yaklaşık bir buçuk saatte elimi yarım yamalak kullanabilir hale geldim. minik bir sızı, kaynar kapağı tutmamamı hatırlatacak bir sızı.

mucize bir krem. elim kolum yanmasa bile kullanacağım artık, kesin başka bir şeylere de iyi geliyordur bu. silverdin sürünüp cehenneme girsen zebani döversin öyle etkili.
devamını gör...

spoiler > oyun sonunda full kritik efsunlu iyileştirmeci şamanın vsde herkesi kestiği oyundur. < spoiler
devamını gör...

normal sözlük'ü kullanarak 3. parti dahil tarayıcı çerezlerinin kullanımına izin vermektesiniz. Daha detaylı bilgi için çerez ve gizlilik politikamıza bakabilirsiniz.

online yazar listesini görmek için lütfen giriş yapın.
zaman tüneli köftehor rehberi portakal normal radyo kütüphane kulüpler renk modu online yazarlar puan tablosu yönetim kadrosu istatistikler iletişim