kitap okumuyorum eksikliğini de hissetmiyorum diyen tip
biz hissediyoruz inan ki.
devamını gör...
normal sözlük yazarlarının en sık yaptığı şeyler
yalanlarını seveyim dercesine anlatılanları dinler gibi yapmak .
devamını gör...
mariana çukuru
nesli tükenen megalodon gibi devasa bir türe ev sahipliği yapan, okyanusun bilinen en derin bölümüdür. derinliği yaklaşık olarak 11.000 mt'dir.
henüz keşfedilmemiş binlerce türe hala ev sahipliği yaptığı tahmin edilmektedir.
henüz keşfedilmemiş binlerce türe hala ev sahipliği yaptığı tahmin edilmektedir.
devamını gör...
normal sözlük yazarlarının çektiği fotoğraflar
devamını gör...
huzur vs mutluluk
huzur olmadan mutluluğu hayal edemiyorum.
devamını gör...
cemal süreya dizeleri
oydu bir bakışta tanıdım onu
kuşlar bakımından uçarı
çocuk tutumuyla beklenmedik
uzatmış ay aydınlık karanlığıma
nerden uzatmışsa tenha boynunu...
kuşlar bakımından uçarı
çocuk tutumuyla beklenmedik
uzatmış ay aydınlık karanlığıma
nerden uzatmışsa tenha boynunu...
devamını gör...
dyatlov geçidi vakası
9 rus dağcının ural dağları'nda tahminen 2 şubat 1959 gecesinde korkunç ve gizemli bir şekilde öldüğü olaydır. olayı aydınlatmak için yüzden fazla teori uzmanlar tarafından incelense de hala bir sonuca varılamamıştır.
ural teknik üniversitesi'nden 9 öğrenci 28 ocak 1959'da ural dağları'nda iki haftaya yakın sürecek bir gezi için yola çıkarlar. planladıkları rota dağcılık literatürünün en zor sınıfındaydı fakat liderleri igor dyatlov başta olmak üzere tüm ekibin hem kayak hem de tırmanış tecrübeleri olduğu için bu zorluk onlara heyecan veriyordu.
deneyimlerinin ateşi hepsini ısıtmış, korkusuzca yola çıkmışlardı. planlanan gezi 12 şubat'a dek sürecekti. günler geçti, 12 şubat'a gelindi. gezinin son günüydü ve rotadaki son durak olan vizhai'ye ulaşacak olan ekibin spor kulüplerine telgraf çekmeleri gerekiyordu. grup lideri igor dyatlov tarafından kulübe ne bir haber gitti ne de bir telgraf çekildi. bir süre bekledikten sonra işin ciddiyetini kavrayan ekipler arama faaliyetlerine başlama kararı aldı. sadece dağcılar değil, güvenlik güçleri de bu arama için uçaklar ve helikopterlerle görev başındaydı. tamı tamına 6 gün sürdü umut dolu arama macerası.
arama çalışmaları sonucunda hedeflenen varış noktalarından tam 10 kilometre ötede tahrip edilmiş bir çadır bulundu. biraz ilerlediklerinde de kamp ateşinin yanında sadece iç çamaşırları olan iki cansız bedenle karşılaştılar. aramalar bu bölgede detaylandırıldığında çadırlar ve kamp ateşi arasında üç cansız beden daha bulundu. -30 derecede iç çamaşırlarıyla bulunan dağcıların tüm kıyafetleri, içten yarılarak parçalanmış çadırın içerisinde sapasağlam durmaktaydı. çadırdan normal bir şekilde çıkmamışlardı.
grubun diğer 4 üyesi halen kayıptı, 2 ay boyunca aramalar devam etti. umutlar tükendiği sırada onları da benzer şekilde buldular. ilk cesetlerden ortalama 75 metre uzaklıkta bulunan 4 dağcının cesetleri ise diğerlerine nazaran iyi giyimliydi. ilginç olan şu ki dağcılar kendi kıyafetlerini değil, birbirlerinin kıyafetlerini giymişti. bu da dağcıların büyük bir panikle ne yaptıklarını bilmez halde oldukları kanısını pekiştirdi.
ölüm sebepleri ilk başta hipotermi olarak belirlense de neden bu durumda kaldıkları çözülemedi. cesetlerde bazı darbe izleriyle karşılaşılsa da hiçbiri iz bırakmamış ve daha önemlisi hayati etki yaratacak cinsten değildi. bazılarının ise gözleri ve dili yerinde olmamasına rağmen hiçbirinde yara izi bile yoktu. herhangi bir kazadan ya da bir saldırıdan söz etmek mümkün değildi fakat yapılan incelemeler hepsinde bir çeşit travma olduğunu kesinleştirir. onları böylesine korkutan şey neydi?
tüm cesetlerin rengi kahverengi ve siyah tonları arasında bir renkteydi. cesetlerde görünen hasarın bir insan tarafından verilemeyeceği düşünüldü ve kgb araştırmalara başladı. kıyafetlerde rastlanan radyoaktif kalıntılar işleri iyice karmaşık bir noktaya getirdi; çünkü alanda, yakın çevresinde ve uzak çevresinde onlardan başka insan izine rastlanmamıştı.
1959'da kgb dosyayı olayın bilinmeyen bir sebeple gerçekleştiği gerekçesiyle apar topar arşive kaldırdı ve yeni araştırmaların önünü kapattı.
üzerine onlarca kitaplar yazıldı. sovyet yönetiminin gizli bir nükleer silah denemesi olduğu söylentisi bile ortaya atıldı. hatta bazı komplo teorileri dünya dışı varlıkları bile her ne kadar inanması zor olsa da bu olaya dahil etti. olayın gerçekleştiği bölgeye yakın bir yerleşim yerinde yaşayan mansi isimli yerel halktan da şüphelenildi. ancak yapılan araştırmalar ve uzun süren mahkemeler sonucunda mansi halkı hiçbir kuşkuya sebep vermeyecek şekilde aklandı. devlet mansi halkından özür diledi.
her ne olursa olsun aradan yıllar geçmiş olmasına rağmen hala bir sonuca varılamadı. dyatlov geçidi vakası, olaydaki bütün sebep-sonuçların bulunan hiçbir kanıtla uyuşmadığı gizem dolu bir vaka olarak günümüzde merak edilmeye devam ediyor.
ural teknik üniversitesi'nden 9 öğrenci 28 ocak 1959'da ural dağları'nda iki haftaya yakın sürecek bir gezi için yola çıkarlar. planladıkları rota dağcılık literatürünün en zor sınıfındaydı fakat liderleri igor dyatlov başta olmak üzere tüm ekibin hem kayak hem de tırmanış tecrübeleri olduğu için bu zorluk onlara heyecan veriyordu.
deneyimlerinin ateşi hepsini ısıtmış, korkusuzca yola çıkmışlardı. planlanan gezi 12 şubat'a dek sürecekti. günler geçti, 12 şubat'a gelindi. gezinin son günüydü ve rotadaki son durak olan vizhai'ye ulaşacak olan ekibin spor kulüplerine telgraf çekmeleri gerekiyordu. grup lideri igor dyatlov tarafından kulübe ne bir haber gitti ne de bir telgraf çekildi. bir süre bekledikten sonra işin ciddiyetini kavrayan ekipler arama faaliyetlerine başlama kararı aldı. sadece dağcılar değil, güvenlik güçleri de bu arama için uçaklar ve helikopterlerle görev başındaydı. tamı tamına 6 gün sürdü umut dolu arama macerası.
arama çalışmaları sonucunda hedeflenen varış noktalarından tam 10 kilometre ötede tahrip edilmiş bir çadır bulundu. biraz ilerlediklerinde de kamp ateşinin yanında sadece iç çamaşırları olan iki cansız bedenle karşılaştılar. aramalar bu bölgede detaylandırıldığında çadırlar ve kamp ateşi arasında üç cansız beden daha bulundu. -30 derecede iç çamaşırlarıyla bulunan dağcıların tüm kıyafetleri, içten yarılarak parçalanmış çadırın içerisinde sapasağlam durmaktaydı. çadırdan normal bir şekilde çıkmamışlardı.
grubun diğer 4 üyesi halen kayıptı, 2 ay boyunca aramalar devam etti. umutlar tükendiği sırada onları da benzer şekilde buldular. ilk cesetlerden ortalama 75 metre uzaklıkta bulunan 4 dağcının cesetleri ise diğerlerine nazaran iyi giyimliydi. ilginç olan şu ki dağcılar kendi kıyafetlerini değil, birbirlerinin kıyafetlerini giymişti. bu da dağcıların büyük bir panikle ne yaptıklarını bilmez halde oldukları kanısını pekiştirdi.
ölüm sebepleri ilk başta hipotermi olarak belirlense de neden bu durumda kaldıkları çözülemedi. cesetlerde bazı darbe izleriyle karşılaşılsa da hiçbiri iz bırakmamış ve daha önemlisi hayati etki yaratacak cinsten değildi. bazılarının ise gözleri ve dili yerinde olmamasına rağmen hiçbirinde yara izi bile yoktu. herhangi bir kazadan ya da bir saldırıdan söz etmek mümkün değildi fakat yapılan incelemeler hepsinde bir çeşit travma olduğunu kesinleştirir. onları böylesine korkutan şey neydi?
tüm cesetlerin rengi kahverengi ve siyah tonları arasında bir renkteydi. cesetlerde görünen hasarın bir insan tarafından verilemeyeceği düşünüldü ve kgb araştırmalara başladı. kıyafetlerde rastlanan radyoaktif kalıntılar işleri iyice karmaşık bir noktaya getirdi; çünkü alanda, yakın çevresinde ve uzak çevresinde onlardan başka insan izine rastlanmamıştı.
1959'da kgb dosyayı olayın bilinmeyen bir sebeple gerçekleştiği gerekçesiyle apar topar arşive kaldırdı ve yeni araştırmaların önünü kapattı.
üzerine onlarca kitaplar yazıldı. sovyet yönetiminin gizli bir nükleer silah denemesi olduğu söylentisi bile ortaya atıldı. hatta bazı komplo teorileri dünya dışı varlıkları bile her ne kadar inanması zor olsa da bu olaya dahil etti. olayın gerçekleştiği bölgeye yakın bir yerleşim yerinde yaşayan mansi isimli yerel halktan da şüphelenildi. ancak yapılan araştırmalar ve uzun süren mahkemeler sonucunda mansi halkı hiçbir kuşkuya sebep vermeyecek şekilde aklandı. devlet mansi halkından özür diledi.
her ne olursa olsun aradan yıllar geçmiş olmasına rağmen hala bir sonuca varılamadı. dyatlov geçidi vakası, olaydaki bütün sebep-sonuçların bulunan hiçbir kanıtla uyuşmadığı gizem dolu bir vaka olarak günümüzde merak edilmeye devam ediyor.
devamını gör...
nil karaibrahimgil şarkılarından bir alıntı
"modern zamanlarda aşk buharlaşıp uçmuş mudur?"
devamını gör...
viva la vida or death and all his friends
coldplay'in 11 haziran 2008'de piyasaya sürdüğü stüdyo albümü.
kapak fotoğrafında eugene delacroix'in halka yol gösteren özgürlük ile diğerlerinden çok ayrı bi yere koyar kendisini benim içimde. halka yol gösteren özgürlüğü bilen bilir, genelde fransız devrimi ile bir tutulur hep, oysa ki 1830, yani temmuz devrimi diye anılan bir olay için yapılmıştır o tablo.
aynı zamanda, sevgili delacroix, o devrimi hiç de desteklemez, oldukça kötü gösterir devrimcileri...
neyse efendim, albüme dönelim. o albüm aslında kendisinden sonra rock müzik denilmiş oluşumu çok farklı etkilemiş bir albümdür, zira bugünün imagine dragons ve türevlerinin, her şarkıda kullandıkları "oooooooooo, aaoaooooooo" tarzı korosal sesleri, tekrar popüler bir konuma getirmiştir, atası değildir, ama ilerletendir.
gelelim albüme, bu albüm eski coldplay albümleri kadar ön planda olan bir piyanoya sahip değil.
ilk olarak life is technicolor çalıyor, üstte söylediğim aeeeeeeeeoeo ooooooooooh tarzı sesleri yeniden şarkılarda kullanıma teşvik etmiş bir şarkıdır, tuhaf bir giriş şarkısıdır. bas gitarı insan kurban edilecek kadar güzeldir.
hemen ardından eski coldplay havasını çağrıştıran cemeteris of london çalar, şarkı sözlerine bakınca da eski coldplay'i kısmen görürsünüz, kısmen başka bir coldplay da vardır aslında, cadı avları gelir aklınıza, korosal bir "la la la la la la la hey" girer, imagine dragons bu seslerin ne ekmeğini yedi be diye düşünürsünüz, coldplay'e bir tık daha minnet duyarsınız.
sonrasında lost! çalar, melodisiyle, ritmiyle... her kısmıyla aklıma fransız devrimlerini getirir, 1789'u, 1830'u, 1848 ve hatta 1968 öğrenci protestoları...
sonrasında 42 çalmaya başlar, adından da anlayacağımız üzere otostopçunun galaksi rehberi göndermeli bir şarkıdır bu, evrenin sonundaki restorana mutsuz bir şekilde otostop çekmiş gibi hissedersiniz.
hemen ardından albümün en favori bulduğum şarkısı girer... lovers in japan, bunun bir de klibi vardır, izlerken başınızı döndürür, çok da tatlı bi kliptir. o klipte bunlar televizyon izlerler, tam o kısıma durdurup çevrenizde kim varsa "kitap okuyun" diye bağırmak istersiniz.
lovers in japan biter, keşke bitmese dersiniz, yes başlar. hem eski hem de yeni coldplay havası vardır, o parachutes albümüne öyle yakışır ki bu şarkı, aynı zamanda viva la vida or death and all his friends albümüne de yakışır aynı zamanda, bambaşkadır, oryantalist bir yani bile vardır. pembe tatlı sakız gibi şarkı vallahi...
viva la vida çalar, gözlerinizi kapatırsınız ve dinlerken büyülenirsiniz. şarkı sözlerindeki depeche mode etkisini fark edersiniz, iki farklı klibi olduğunu duyup şaşırır ve iki klibin de olağanüstü olduğunu fark edersiniz. bir tanesi külttür, diğeri ise anton corbijn versiyonudur, depeche mode'un enjoy the silence'ına çok güzel bir el sallamadır. isteyene buraya bırakalım bari: versiyon 2
violet hill çalar, bak bunda da çok fazla pink floyd etkisi yakalarım ben, klibi izleyince fark edersiniz zaten, bambaşkadır şarkı. bu şarkı bi insan olsaydı kesinlikle bana lisans dönemim boyunca yardım etmiş, yol göstermiş sevgili ruyaymis olurdu.
violet hill biter, strawberry swing çalar. bu şarkı için yine şunu ekleyeyim, sevgiliyle dinlemeyin böyle güzel şarkıları, ayrılınca falan dinleyemezsiniz yazık olur.
sona geldik, benim için son iyi coldplay albümünün son şarkısı... death and all his frends, yüzümde tuhaf bir gülümseme, şarkı sözlerindeki o gülümsemeyi silecek cümleler...
coldplay kanayan yaramdır benim, keşke bozmasaydı
kapak fotoğrafında eugene delacroix'in halka yol gösteren özgürlük ile diğerlerinden çok ayrı bi yere koyar kendisini benim içimde. halka yol gösteren özgürlüğü bilen bilir, genelde fransız devrimi ile bir tutulur hep, oysa ki 1830, yani temmuz devrimi diye anılan bir olay için yapılmıştır o tablo.
aynı zamanda, sevgili delacroix, o devrimi hiç de desteklemez, oldukça kötü gösterir devrimcileri...
neyse efendim, albüme dönelim. o albüm aslında kendisinden sonra rock müzik denilmiş oluşumu çok farklı etkilemiş bir albümdür, zira bugünün imagine dragons ve türevlerinin, her şarkıda kullandıkları "oooooooooo, aaoaooooooo" tarzı korosal sesleri, tekrar popüler bir konuma getirmiştir, atası değildir, ama ilerletendir.
gelelim albüme, bu albüm eski coldplay albümleri kadar ön planda olan bir piyanoya sahip değil.
ilk olarak life is technicolor çalıyor, üstte söylediğim aeeeeeeeeoeo ooooooooooh tarzı sesleri yeniden şarkılarda kullanıma teşvik etmiş bir şarkıdır, tuhaf bir giriş şarkısıdır. bas gitarı insan kurban edilecek kadar güzeldir.
hemen ardından eski coldplay havasını çağrıştıran cemeteris of london çalar, şarkı sözlerine bakınca da eski coldplay'i kısmen görürsünüz, kısmen başka bir coldplay da vardır aslında, cadı avları gelir aklınıza, korosal bir "la la la la la la la hey" girer, imagine dragons bu seslerin ne ekmeğini yedi be diye düşünürsünüz, coldplay'e bir tık daha minnet duyarsınız.
sonrasında lost! çalar, melodisiyle, ritmiyle... her kısmıyla aklıma fransız devrimlerini getirir, 1789'u, 1830'u, 1848 ve hatta 1968 öğrenci protestoları...
sonrasında 42 çalmaya başlar, adından da anlayacağımız üzere otostopçunun galaksi rehberi göndermeli bir şarkıdır bu, evrenin sonundaki restorana mutsuz bir şekilde otostop çekmiş gibi hissedersiniz.
hemen ardından albümün en favori bulduğum şarkısı girer... lovers in japan, bunun bir de klibi vardır, izlerken başınızı döndürür, çok da tatlı bi kliptir. o klipte bunlar televizyon izlerler, tam o kısıma durdurup çevrenizde kim varsa "kitap okuyun" diye bağırmak istersiniz.
lovers in japan biter, keşke bitmese dersiniz, yes başlar. hem eski hem de yeni coldplay havası vardır, o parachutes albümüne öyle yakışır ki bu şarkı, aynı zamanda viva la vida or death and all his friends albümüne de yakışır aynı zamanda, bambaşkadır, oryantalist bir yani bile vardır. pembe tatlı sakız gibi şarkı vallahi...
viva la vida çalar, gözlerinizi kapatırsınız ve dinlerken büyülenirsiniz. şarkı sözlerindeki depeche mode etkisini fark edersiniz, iki farklı klibi olduğunu duyup şaşırır ve iki klibin de olağanüstü olduğunu fark edersiniz. bir tanesi külttür, diğeri ise anton corbijn versiyonudur, depeche mode'un enjoy the silence'ına çok güzel bir el sallamadır. isteyene buraya bırakalım bari: versiyon 2
violet hill çalar, bak bunda da çok fazla pink floyd etkisi yakalarım ben, klibi izleyince fark edersiniz zaten, bambaşkadır şarkı. bu şarkı bi insan olsaydı kesinlikle bana lisans dönemim boyunca yardım etmiş, yol göstermiş sevgili ruyaymis olurdu.
violet hill biter, strawberry swing çalar. bu şarkı için yine şunu ekleyeyim, sevgiliyle dinlemeyin böyle güzel şarkıları, ayrılınca falan dinleyemezsiniz yazık olur.
sona geldik, benim için son iyi coldplay albümünün son şarkısı... death and all his frends, yüzümde tuhaf bir gülümseme, şarkı sözlerindeki o gülümsemeyi silecek cümleler...
coldplay kanayan yaramdır benim, keşke bozmasaydı
devamını gör...
40 yaşında adamsın sözlükte ne işin var sözü
sevgili dünkü bebeler, bugünkü ergenler; kaç kere anlattık bir daha anlatalım, bir daha yazalım. sözlük zihniyeti 1999'da ekşisözlük'te başlamıştır yani birileri daha vitaminken ortada yokken, o yüzden kiracı olup ev sahibine hırlamayalım haddimizi bilelim bıcırıklar.. herkese saygılar, sevgiler.
devamını gör...
çıkma teklifi
geri gelsin ya. ben böyle anlamıyorum kimin ne olduğunu. biriyle arkadaşça konuştuğumu sanarken beni flörtü sanar korkusu yüzünden kimseyle konuşamıyorum. ne illet bir şey bu flört dönemi. kahve içelim desin, benimle bir yola girmek istiyorsa söylesin orada. her yazanı flört olur korkusu ile geri yolluyoruz.
bir de bir anda bir ilişkinin içinde bulmak istemem kendimi. hissi varsa söylesin, benim varsa ben de söyleyeyim ondan sonra adını koyalım.
bir de bir anda bir ilişkinin içinde bulmak istemem kendimi. hissi varsa söylesin, benim varsa ben de söyleyeyim ondan sonra adını koyalım.
devamını gör...
sözlük yazarlarının sosyal hayatları
devamını gör...
hatalardan ders çıkarmak
hayat okulu diyebileceğimiz tecrübelerdir. hatalardan çıkarılan dersler en iyi öğretmenlerdir. bir musibet bin nasihatten yeğdir diye boşuna dememişler. ders çıkarmıyorsak da onların yaşanmasının hiçbir anlamı yoktur.
devamını gör...
felsefe ile ilgili 23 temel kavram
felsefe: düşünmek ve sorgulamak..!
1) ampirizm (empirizm)
bilginin sadece duyumlardan geldiğine ve deney dışında hiçbir yoldan bilgi edinilemeyeceğine inanılan öğretidir.
2) analitik felsefe
2. dünya savaşından sonra ingiltere, abd ve bazı iskandinav ülkelerinde yaygınlaşan; felsefenin asıl uğraş alanının dil ve dildeki kavramları çözümlemek olduğunu savunan felsefe akımıdır.
3) arkhe
batı anadolu kıyılarındaki kentlerde yaşamış, sokrates öncesi filozofların “temel”, “ana madde” anlamı kazandırdıkları sözcüktür. thales her şeyin arkhesi su demiştir. aneksimenes ise bunun hava olduğunu söylemiştir.
4) determinizm
ahlaki seçimler dahil bütün olayları, özgür iradeyi ve insanın başka türlü davranabilmesi olanağını dışlayan, önceden var olan nedenler ile belirlendiğini savunan felsefi kuramdır.
5) diyalektik
kavramlar arasındaki karşıtlık ilişkisinden yola çıkarak bunu doğruya varan süreçlerin açığa çıkarılmasında bir ilke olarak kullanan düşünme ve araştırma yoludur.
6) dogmatizm
din ya da yetkelerce ileri sürülen düşünce ve ilkeleri kanıt aramaksızın ve eleştirmeksizin kabullenen anlayıştır.
7) eleştiricilik (kritisizm)
kant’ın us ve bilginin sınırını ve olanaklarını saptamak üzere, özellikle dogmacılığın ve kuşkuculuğun karşısına koyduğu felsefe yöntemidir.
8) epistemoloji
insan bilgisinin yapısını ve geçerliliğini inceleyen felsefe dalıdır.
9) estetik
güzeli ve güzel sanatların doğasını inceleyen felsefe dalıdır.
10) varoluşçuluk
varlığın ve varoluşun özden, içerikten önce geldiğini, yani insanın önce var olduğunu, daha sonra tutum ve davranışlarıyla, eylemleriyle kendini sürekli olarak biçimlendirdiğini öne süren; insan ne ise o değil, ne olmuşsa odur diyen felsefe ve yazın akımıdır.
11) pragmatizm
ahlakın hedefini, insan gereksinim ve isteklerinin karşılanması, insanların ahlaksal olarak gelişmesi ve daha iyi bir toplumun oluşması olarak kabul eden felsefe akımıdır.
12) hazcılık
yaşamın anlamını hazda bulan dünya görüşüdür.
13) hiççilik (nihilizm)
var olan görüşlere, değerlere ve düzene karşı çıkan; hiçbir değer tanımayan görüşlere verilen addır.
14) idea
platon’a göre algılarla kavradığımız nesnelerin orijinal formları ve örnekleridir. var olan her şeyi düşünceye bağlayan, düşünce dışında nesnel bir gerçekliğin var olduğunu kabul etmeyen felsefe öğretisi ise idealizm'dir.
15) insancılık (hümanizm)
insanın değer ve saygınlığına, insan olmaya ve insanlığa olan us inancıdır.
16) kuşkuculuk
gerçekliğin özünü bilmenin olanaklı olmadığını ileri süren öğretiler bütünüdür.
17) materyalizm
evrendeki tek cevherin madde olduğunu ve bütün varlıkların maddeden türediğini öne süren görüştür.
18) nihilizm
yalnızca bilimsel doğruları temel alır, sadece bilimin toplumsal sorunların üstesinden gelebileceğini ve bütün kötülüklerin cehaletten kaynaklandığını kabul eder.
19) fenomenoloji
olayların ideal varlığını inceleme ve betimleme yöntemidir.
20) pozitivizm
araştırmalarını olgulara, gerçeklere dayayan ve deneyle denetlenmeyen soruları sözde soru olarak niteleyen felsefe doğrultusudur.
21) ontoloji
varlığı bütünüyle inceleyen felsefe dalıdır. bir diğer ismi varlık bilimidir.
22) rasyonalizm
hakikatin ölçütünü duyularda değil, düşünmede ve çıkarımlarda bulan öğretilerin genel adıdır.
23) realizm
bilinçten bağımsız bir gerçekliğin var olduğunu kabul eden öğretidir.
edit: kaynak belirtmediğim için özür diliyorum / ogrencikariyeri.com/haber/f...
1) ampirizm (empirizm)
bilginin sadece duyumlardan geldiğine ve deney dışında hiçbir yoldan bilgi edinilemeyeceğine inanılan öğretidir.
2) analitik felsefe
2. dünya savaşından sonra ingiltere, abd ve bazı iskandinav ülkelerinde yaygınlaşan; felsefenin asıl uğraş alanının dil ve dildeki kavramları çözümlemek olduğunu savunan felsefe akımıdır.
3) arkhe
batı anadolu kıyılarındaki kentlerde yaşamış, sokrates öncesi filozofların “temel”, “ana madde” anlamı kazandırdıkları sözcüktür. thales her şeyin arkhesi su demiştir. aneksimenes ise bunun hava olduğunu söylemiştir.
4) determinizm
ahlaki seçimler dahil bütün olayları, özgür iradeyi ve insanın başka türlü davranabilmesi olanağını dışlayan, önceden var olan nedenler ile belirlendiğini savunan felsefi kuramdır.
5) diyalektik
kavramlar arasındaki karşıtlık ilişkisinden yola çıkarak bunu doğruya varan süreçlerin açığa çıkarılmasında bir ilke olarak kullanan düşünme ve araştırma yoludur.
6) dogmatizm
din ya da yetkelerce ileri sürülen düşünce ve ilkeleri kanıt aramaksızın ve eleştirmeksizin kabullenen anlayıştır.
7) eleştiricilik (kritisizm)
kant’ın us ve bilginin sınırını ve olanaklarını saptamak üzere, özellikle dogmacılığın ve kuşkuculuğun karşısına koyduğu felsefe yöntemidir.
8) epistemoloji
insan bilgisinin yapısını ve geçerliliğini inceleyen felsefe dalıdır.
9) estetik
güzeli ve güzel sanatların doğasını inceleyen felsefe dalıdır.
10) varoluşçuluk
varlığın ve varoluşun özden, içerikten önce geldiğini, yani insanın önce var olduğunu, daha sonra tutum ve davranışlarıyla, eylemleriyle kendini sürekli olarak biçimlendirdiğini öne süren; insan ne ise o değil, ne olmuşsa odur diyen felsefe ve yazın akımıdır.
11) pragmatizm
ahlakın hedefini, insan gereksinim ve isteklerinin karşılanması, insanların ahlaksal olarak gelişmesi ve daha iyi bir toplumun oluşması olarak kabul eden felsefe akımıdır.
12) hazcılık
yaşamın anlamını hazda bulan dünya görüşüdür.
13) hiççilik (nihilizm)
var olan görüşlere, değerlere ve düzene karşı çıkan; hiçbir değer tanımayan görüşlere verilen addır.
14) idea
platon’a göre algılarla kavradığımız nesnelerin orijinal formları ve örnekleridir. var olan her şeyi düşünceye bağlayan, düşünce dışında nesnel bir gerçekliğin var olduğunu kabul etmeyen felsefe öğretisi ise idealizm'dir.
15) insancılık (hümanizm)
insanın değer ve saygınlığına, insan olmaya ve insanlığa olan us inancıdır.
16) kuşkuculuk
gerçekliğin özünü bilmenin olanaklı olmadığını ileri süren öğretiler bütünüdür.
17) materyalizm
evrendeki tek cevherin madde olduğunu ve bütün varlıkların maddeden türediğini öne süren görüştür.
18) nihilizm
yalnızca bilimsel doğruları temel alır, sadece bilimin toplumsal sorunların üstesinden gelebileceğini ve bütün kötülüklerin cehaletten kaynaklandığını kabul eder.
19) fenomenoloji
olayların ideal varlığını inceleme ve betimleme yöntemidir.
20) pozitivizm
araştırmalarını olgulara, gerçeklere dayayan ve deneyle denetlenmeyen soruları sözde soru olarak niteleyen felsefe doğrultusudur.
21) ontoloji
varlığı bütünüyle inceleyen felsefe dalıdır. bir diğer ismi varlık bilimidir.
22) rasyonalizm
hakikatin ölçütünü duyularda değil, düşünmede ve çıkarımlarda bulan öğretilerin genel adıdır.
23) realizm
bilinçten bağımsız bir gerçekliğin var olduğunu kabul eden öğretidir.
edit: kaynak belirtmediğim için özür diliyorum / ogrencikariyeri.com/haber/f...
devamını gör...
alkol dostunuz değildir
alkol dostum değil, can yoldaşımdır diye devam ettirdiğim şişe üstü tabelası.
devamını gör...
sumak'ın aşağı bakamıyoruz karikatürü
birkaç kirli zihniyetin kabalık yaparak mizahi eleştiri yaptığını gösteren karikatür.
ülkemizde kabalığı bir tür mizah sanmak gitgide yaygınlaştı zaten. argo, küfür, recep ivedik vari iğrenç hareketler mizaha girmiyor ey yetkililer! mizahın bile bir kalitesi var, düşürmeyelim lütfen.
ülkemizde kabalığı bir tür mizah sanmak gitgide yaygınlaştı zaten. argo, küfür, recep ivedik vari iğrenç hareketler mizaha girmiyor ey yetkililer! mizahın bile bir kalitesi var, düşürmeyelim lütfen.
devamını gör...