yazarların giymeyi en sevdiği renkler
o günkü moduma göre değişebiliyor. bazen çok güzel kombinler yapıyorum hatta iki üç günün kombinini hazırlıyorum renk farketmiyor, bazen de modum çok düşük oluyor o zaman da siyahları çekip dışarı öyle çıkıyorum.
devamını gör...
yazarların mezun olduğu liseler
anadolu lisesiydi. gerçi hepsi anadolu oldu değil mi ? bir esprisi de kalmadı.
devamını gör...
simo hayha
2. dünya savaşı'nda ruslara kan kusturmus insanlık tarihinin bilinen en iyi keskin nişancısı finlandiyalı kişilik. kış savaşı sırasında modifiyeli bir mosin nagant ile tek başına +700 rus askerini vurmuştur. inanılmaz bir şey..
1905 doğumlu simo hayha 2002 yılında hayata gözlerini yummuştur. ruslar tarafından beyaz ölüm olarak bilinir.
1905 doğumlu simo hayha 2002 yılında hayata gözlerini yummuştur. ruslar tarafından beyaz ölüm olarak bilinir.
devamını gör...
insana umudunu kaybettiren şeyler
dönüp dolaşıp aynı yere gelmek, sürekli yaşanan hayal kırıklığı.
devamını gör...
kuran'ı yırtan kız
daha samanyolu tv'nin dizi ve ya filmlerinin etkisinden çıkamadan üstüne bu fareye dönüşmüş bacımızı gören bir nesil olarak zor dönemler geçirdiğimiz doğrudur. allah kimseyi fareye dönüştürmesin :)
devamını gör...
ülke bu haldeyken kuzenle evliliğe laf atan tipler
ülkeyi mana etme. biz kuzenleri kardeş gibi görürüz her zaman, sonuç itibariyle ailemizden olan birisine göz koymadığımız için kuzenine ilgi duyanları yadırgıyoruz işte. özgürlükçü şahsımın bile midesi bulanıyor kuzenine değişik gözle bakan andavallardan. bana ters bu durum kardeşim kim ne derse desin.
devamını gör...
topiary
türkçeye budama sanatı olarak çevirebileceğimiz topiary, yunanca τόπο* kelimesinden türetilmiştir.

topiary sanatına dair ilk izler romalı büyük doğa bilimci plinius'a ait naturalis historia adlı eserde karşımıza çıkıyor. plinius eserinde, imparator julius caesar* ve ünlü devlet adamı cicero'nun arkadaşı ve sade bir roma vatandaşı olan gaius matius calvinus'un bahçıvanlık ve ağaç budamadaki ustalığından bahsediyor. sezar'ın sarayının bahçesindeki ağaçların ve çalılıkların nasıl ustalıkla budanıp şekillendirildiğinden söz eden plinius'un anlattıklarına göre, meydana çıkarılan ilk şekillerin basit geometrik şekiller olduğunu anlıyoruz. sarayın bahçesindeki bu şekil verilmiş ağaçları çok beğenen dönemin zenginleri kendi villalarının bahçelerine de aynı ağaçlardan istemiş bu sayede de topiary sanatı tüm avrupaya yayılmaya başlamıştır.
fotoğraf: topiary sanatının ilk yayıldığı yerlerden italya'nın toskana bölgesinden bir villanın bahçesi

iğne yapraklı, yaprak dökmeyen odunsu ağaçların tercih edildiği budama sanatında sıklıkla porsuk, çobanpüskülü, ladin, mazı, defne gibi ağaçlar tercih ediliyor.
fotoğraf: kendisi kadar bahçesiyle de ünlü versailles sarayı

topiary sanatıyla ilgili tüm epey büyük bir topluluk bile var: european boxwood & topiary society
zamanla çoğu konuda olduğu gibi bu konuda da çok ileri gitmiş sanatçılar. küçük bir seçki bırakıyorum buraya:












topiary sanatına dair ilk izler romalı büyük doğa bilimci plinius'a ait naturalis historia adlı eserde karşımıza çıkıyor. plinius eserinde, imparator julius caesar* ve ünlü devlet adamı cicero'nun arkadaşı ve sade bir roma vatandaşı olan gaius matius calvinus'un bahçıvanlık ve ağaç budamadaki ustalığından bahsediyor. sezar'ın sarayının bahçesindeki ağaçların ve çalılıkların nasıl ustalıkla budanıp şekillendirildiğinden söz eden plinius'un anlattıklarına göre, meydana çıkarılan ilk şekillerin basit geometrik şekiller olduğunu anlıyoruz. sarayın bahçesindeki bu şekil verilmiş ağaçları çok beğenen dönemin zenginleri kendi villalarının bahçelerine de aynı ağaçlardan istemiş bu sayede de topiary sanatı tüm avrupaya yayılmaya başlamıştır.
fotoğraf: topiary sanatının ilk yayıldığı yerlerden italya'nın toskana bölgesinden bir villanın bahçesi

iğne yapraklı, yaprak dökmeyen odunsu ağaçların tercih edildiği budama sanatında sıklıkla porsuk, çobanpüskülü, ladin, mazı, defne gibi ağaçlar tercih ediliyor.
fotoğraf: kendisi kadar bahçesiyle de ünlü versailles sarayı

topiary sanatıyla ilgili tüm epey büyük bir topluluk bile var: european boxwood & topiary society
zamanla çoğu konuda olduğu gibi bu konuda da çok ileri gitmiş sanatçılar. küçük bir seçki bırakıyorum buraya:











devamını gör...
68 65 78 61 64 65 63 69 6d 61 6c
(bkz: bu ekiple bakkala gidilir.)
devamını gör...
denize kıyısı olan şehirlerde insanların daha hoşgörülü olması
yaşam şartlarından dolayı oluşan durumdur.
sıcak deniz su huzur gibi etkenler yüzünden daha sakin ve hoşgörülü olurlar.
sıcak deniz su huzur gibi etkenler yüzünden daha sakin ve hoşgörülü olurlar.
devamını gör...
8 mart dünya emekçi kadınlar günü rozeti
rozetimi aldım, kulağımda özlem tekin; ''dağları deldim bir başıma diyor ancak biz hep beraber bu örgütlü kötülük ve canilik karşısında duracağız. buradan düşünceli davranışları için kafa sözlük moderasyonuna teşekkürlerimi iletiyorum, iyi ki varsınız!
devamını gör...
bengaripsengüzeldünyaumutlu ile dünyadan uzak
hahhahh neşeli şarkı seçemeyen bir ben sanıyordum. kaç kişi seçememiş. vay be. biz baya melankolinin aşığı bir grupmuşuz ya :)
haftaya arabesk konsepti müstehak bize sjsjjsnk.
haftaya arabesk konsepti müstehak bize sjsjjsnk.
devamını gör...
kaç kere aşık olunabilir sorunsalı
bir kere aşık olabilir sonrasında aşk diye zannettiği şeyler çırpınıştır önceki aşkından kurtulma çabası kendini kandırma arayışıdır. çoğu insan aşık olduğu insanla evlenemiyor bu böyledir çünkü . birini seviyor saygı duyuyor hoşuna gidiyor onunla evleniyor. çünkü aşk trenini kaçırmış oluyor. aşık olduğu insanla evlenen insanlar çok şanslı o yüzden.
devamını gör...
ilişki istemeyen insan
gönül evini üç beş günlük aşklarla kirletmek istemeyen insandır.
eğer doğru kişi varsa bir gün elbet gelecektir.
o olduğunu gözlerinin içine baktığında hissedecektir.
eğer doğru kişi varsa bir gün elbet gelecektir.
o olduğunu gözlerinin içine baktığında hissedecektir.
devamını gör...
sürekli fikir değiştiren insan
kötü gibi görülse de iyi bir şeydir. sonuçta insanlar geçmişten bu yana sadece bedenen değil zihinsel ve fikirsel olarakta evrimleşmişlerdir. dolayısıyla her insan düşünce dünyasını sürekli evrimleştirmeli , fikirlerini değiştirmelidir. hep aynı fikirlerde takılıp kalan insanlar tutucu insanlardır. ve topluma zarar verirler , yeniliğe açık olamazlar. düşünsel dünyayı tecrübeler çok geliştirir lakin sağlam ve tutarlı geliştirmek kitap okumaktan geçer.
devamını gör...
yazarların itiraf köşesi
günler, haftalar, aylar geçti. ama bazı geceler geçmiyor. bazı geceler asırlarca acıyor. dipsiz kuyulara gerçekleştirilen sonsuz düşüşler gibi. süzülürken o boşluk an be an büyüyor. böyle kanser gibi, büyüdükçe büyüyor, yayılıyor. sonra farkediyorum, içimdeki boşluğa sonsuz bir düşüşmüş yaşadığım. hangisi gerçek? boşluk mu, yoksa ben mi? büyüyen o boşluk muyum yoksa düşen miyim?
devamını gör...
turbo sakız
çocukluğumuzun olmazsa olmaz oyunlarından birinin oluşmasına sebep olan sakız markası. oyunun mantığı basit; turbo sakızlardan çıkan ve koleksiyonunu yaptığınız elinizdeki arabaları üç değer üzerinden birbiri ile karşılaştırıyordunuz. silindir/motor gücü, beygir gücü, azami sürat...
oyuna ilk başlayacak olanı belirlemek içinde ya yazı tura atardınız ya da taş, kâğıt, makas yapardınız. en azından bizde sistem böyle işliyordu. tabi herkes en güvendiği kağıtları sıralı olarak en ön saflara dizerdi.
bela arabalar vardı. misal şu rolls royce gibi. 6750 motor gücü ile önünüze geleni devirirdiniz.

ama şans da yanınızda olacak tabi. oyuna siz başlamışsanız ve bu kâğıt 'tan elinizde sıralı birkaç tane varsa, ortalığı toz duman ediyordunuz. bu sayede, az buz değil yığınla ferrari ve lomborghini üttüm. düşünün azami sürati 198 olan araçla bu canavarları ham yapıyordunuz. inanılmaz keyifli bir duyguydu. karşınızdaki çocuğun kâğıdı size verirken ki, bakışları, mimikleri falan pek hoş oluyordu. anlatılmaz cidden o duygu. yaşamak lazım.
ferrari şöyle bir şeydi ve kaybedenin canı fena yanıyordu. yarış arabası olan ferrari bunun kadar gözde değildi.

lomborghini ise şuydu ve en gözde arabalardan birisiydi. herkes bu arabaya bayılırdı. sarısına ve beyazına kimse itibar etmezdi.

motosikletler ise her oyuncunun yumuşak karnıydı. genelde kimse ilk destelerde elinde motosiklet tutmazdı. koleksiyon anlamında değeri vardı. çocuk aklımla o dönem en çok sevdiğim motosiklet ise şuydu;

nedense bana çok havalı gelirdi. pek zevksizmişim aslında. sevmez olaydım. *

şu kâğıt ise benim belalımdı. yahu bütün koleksiyon elimdeydi. şunu bir türlü bulamadım. aldığım sakızlardan bir türlü çıkmadı. ekrem diye bir arkadaşımız vardı, herifte bundan iki tane bulunuyordu. ne teklif ettiysem vermedi. hergelenin inadı tuttu. en nihayetinde hakkımla üterek, aldım paçasını aşağı. o günkü mutluluğumu tarif edemem. abartısız birkaç gün üst üste kâğıdı destenin içerisinden çıkarıp çıkarıp, arabaya bakmışımdır. demiş ya veysel kavuşamayınca aşk olur diye, işte o misal bizimkisi. çocukluk aşkımdı bu araba benim *
bir de illet kâğıtlar vardı. yani aklıma geldikçe gülüyorum. sakızdan o arabanın çıktığını gördüğünüz an dünyanın başınıza yıkıldığı andır. harçlıklarınızın boşa gittiğinin resmidir ve yapacak hiçbir şeyiniz yoktur. atsan atılmaz, satsan satılmaz. buyurun ona da bir örnek;

hülasa; turbo sakız çocukluk zamanlarımızın olmazsa olmazlarından birisiydi. koleksiyon uğruna az mı kavgalar yaşandı, ütülen kağıtların ardından az mı göz yaşı döküldü. ama hiçbir şey oyunu kazanmanın ve koleksiyonu tamamlamanın tadını asla gölgeleyemedi. serideki tüm kağıtlar halen aklımda. varın gerisini siz düşünün *
oyuna ilk başlayacak olanı belirlemek içinde ya yazı tura atardınız ya da taş, kâğıt, makas yapardınız. en azından bizde sistem böyle işliyordu. tabi herkes en güvendiği kağıtları sıralı olarak en ön saflara dizerdi.
bela arabalar vardı. misal şu rolls royce gibi. 6750 motor gücü ile önünüze geleni devirirdiniz.

ama şans da yanınızda olacak tabi. oyuna siz başlamışsanız ve bu kâğıt 'tan elinizde sıralı birkaç tane varsa, ortalığı toz duman ediyordunuz. bu sayede, az buz değil yığınla ferrari ve lomborghini üttüm. düşünün azami sürati 198 olan araçla bu canavarları ham yapıyordunuz. inanılmaz keyifli bir duyguydu. karşınızdaki çocuğun kâğıdı size verirken ki, bakışları, mimikleri falan pek hoş oluyordu. anlatılmaz cidden o duygu. yaşamak lazım.
ferrari şöyle bir şeydi ve kaybedenin canı fena yanıyordu. yarış arabası olan ferrari bunun kadar gözde değildi.

lomborghini ise şuydu ve en gözde arabalardan birisiydi. herkes bu arabaya bayılırdı. sarısına ve beyazına kimse itibar etmezdi.

motosikletler ise her oyuncunun yumuşak karnıydı. genelde kimse ilk destelerde elinde motosiklet tutmazdı. koleksiyon anlamında değeri vardı. çocuk aklımla o dönem en çok sevdiğim motosiklet ise şuydu;

nedense bana çok havalı gelirdi. pek zevksizmişim aslında. sevmez olaydım. *

şu kâğıt ise benim belalımdı. yahu bütün koleksiyon elimdeydi. şunu bir türlü bulamadım. aldığım sakızlardan bir türlü çıkmadı. ekrem diye bir arkadaşımız vardı, herifte bundan iki tane bulunuyordu. ne teklif ettiysem vermedi. hergelenin inadı tuttu. en nihayetinde hakkımla üterek, aldım paçasını aşağı. o günkü mutluluğumu tarif edemem. abartısız birkaç gün üst üste kâğıdı destenin içerisinden çıkarıp çıkarıp, arabaya bakmışımdır. demiş ya veysel kavuşamayınca aşk olur diye, işte o misal bizimkisi. çocukluk aşkımdı bu araba benim *
bir de illet kâğıtlar vardı. yani aklıma geldikçe gülüyorum. sakızdan o arabanın çıktığını gördüğünüz an dünyanın başınıza yıkıldığı andır. harçlıklarınızın boşa gittiğinin resmidir ve yapacak hiçbir şeyiniz yoktur. atsan atılmaz, satsan satılmaz. buyurun ona da bir örnek;

hülasa; turbo sakız çocukluk zamanlarımızın olmazsa olmazlarından birisiydi. koleksiyon uğruna az mı kavgalar yaşandı, ütülen kağıtların ardından az mı göz yaşı döküldü. ama hiçbir şey oyunu kazanmanın ve koleksiyonu tamamlamanın tadını asla gölgeleyemedi. serideki tüm kağıtlar halen aklımda. varın gerisini siz düşünün *
devamını gör...
murat soner
neden 3 saatlik dizileri izlemek zorunda değiliz bize çok net anlatan insan.
oynatma hızını 1,5 yapmadan izlediğim tek yerli diziye bile katlanamıyordum zaten. kendisini izleyince neyseki tuhaf olan ben değilmişim.
oynatma hızını 1,5 yapmadan izlediğim tek yerli diziye bile katlanamıyordum zaten. kendisini izleyince neyseki tuhaf olan ben değilmişim.
devamını gör...
dünyanın yedi harikası
ilkçağ döneminde eşi benzeri olmayan yedi mimarlık harikası yapıtlardır. bir kısmı bugüne dek ayakta durabilen yapıtlar şunlardır :
1- karia : bugünkü muğla yöresinin valisi olan mausolos için, ölümünden sonra isadan önce 4. yüzyılda karısı tarafından halikarnassos'ta ( bodrum) yaptırılan anıt mezar. günümüzde sadece temelleri kalmıştır.
2- artemis tapınağı : isadan önce 5. yüzyılda tanrıça artemis için yaptırılmış olan efes kentindeki tapınak. bugün bazı kalıntıları kalmıştır.
3- rodos heykeli : isadan önce 3.yüzyılda rodos limanı girişine tanrı apollon şeklinde yapılmıştır.
4- zeus tapınağı : olimpos'taki yontu için isadan önce 5.yüzyılda altın ve fildişinden yapıldığı anlatılır.
5- iskenderiye feneri : mısır'da iskenderiye limanı girişinde isadan önce 3. yüzyılda yapılmıştır. 140 metre yüksekliği olan fener, 14.yüzyılda depremde yıkılmıştır.
6- mısır piramitleri : günümüze ulaşanlar arasına en bilinen ve heybetli yapılardır. eski mısır firavunları tarafından isadan önce 27. yüzyıllarda yaptırılmış olan piramitler aslında anıt mezar yapılardır. çünkü içlerinde firavun mezarları bulunur.
7- babil'in asma bahçeleri : isadan önce 6. yüzyılda babil kralı nabukadnesar tarafından yaptırıldığı söylenmil ama bugün hiçbir bulgusu kalmamıştır.
1- karia : bugünkü muğla yöresinin valisi olan mausolos için, ölümünden sonra isadan önce 4. yüzyılda karısı tarafından halikarnassos'ta ( bodrum) yaptırılan anıt mezar. günümüzde sadece temelleri kalmıştır.
2- artemis tapınağı : isadan önce 5. yüzyılda tanrıça artemis için yaptırılmış olan efes kentindeki tapınak. bugün bazı kalıntıları kalmıştır.
3- rodos heykeli : isadan önce 3.yüzyılda rodos limanı girişine tanrı apollon şeklinde yapılmıştır.
4- zeus tapınağı : olimpos'taki yontu için isadan önce 5.yüzyılda altın ve fildişinden yapıldığı anlatılır.
5- iskenderiye feneri : mısır'da iskenderiye limanı girişinde isadan önce 3. yüzyılda yapılmıştır. 140 metre yüksekliği olan fener, 14.yüzyılda depremde yıkılmıştır.
6- mısır piramitleri : günümüze ulaşanlar arasına en bilinen ve heybetli yapılardır. eski mısır firavunları tarafından isadan önce 27. yüzyıllarda yaptırılmış olan piramitler aslında anıt mezar yapılardır. çünkü içlerinde firavun mezarları bulunur.
7- babil'in asma bahçeleri : isadan önce 6. yüzyılda babil kralı nabukadnesar tarafından yaptırıldığı söylenmil ama bugün hiçbir bulgusu kalmamıştır.
devamını gör...


