bisiklet
çocukken sahip olmak için tüm benliğimle mücadele verdiğim alınamaz sahip olunamaz oyuncak.
şimdi bu hevesi çocuklarda göremiyorum. kimse bisiklet için yıllarca beklemiyor.
ikinci sınıfta istediğim bisiklet , ancak beşinci sınıfı bitirince alınmıştı.
her akşam eve çıkartıp silerdim.
şimdi bu hevesi çocuklarda göremiyorum. kimse bisiklet için yıllarca beklemiyor.
ikinci sınıfta istediğim bisiklet , ancak beşinci sınıfı bitirince alınmıştı.
her akşam eve çıkartıp silerdim.
devamını gör...
doku kültürü
doku kültürü (invitro) tekniği , laboratuvarlarda steril(mikropsuz) koşullarda bir bitkiden alınan doku parçasından kültür ortamında yeni bir bitki veya bitkiler üretilmesidir.
doku kültürünün amacı, bitkilerin hızlı çoğaltılması(mikroçoğaltım), hastalıksız bitki elde etmek ve bitkiyi uzun süre muhafaza etmektir.
meyve - sebze fidancılığı ve süs bitkisi yetiştiriliciğinde doku kültürü mikroçoğaltım tekniği çok önemlidir.
doku kültürü ya da mikroçoğaltımın temeli hücre teorisini tanımlayan schleiden (1838) ve schwann’ın (1839) çalışmaları sonucu totipotensi (çok hücreli bir organizmanın her canlı hücresinin uygun koşullar sağlanırsa bağımsız olarak gelişme kapasitesine sahip olması) kavramının anlaşılmasıyla başlamıştır. başarısız sonuçlar alınsa da, bitkilerin in vitro kültürünü ilk defa haberlandt (1902) tarafından eichhornia crassipes(su sümbülü) bitkisinin izole edilmiş yaprak hücrelerinde çalışmıştır.
in vitro ortamda bitki üretim konsepti ise, knudson (1920) tarafından orkide tohumlarının çimlendirilmesi ve kültürü ile ortaya çıkmıştır. mikroçoğaltma ilk defa cornell universitesi botanikçilerinden frederick campion steward tarafından 1950’li yıllarda özellikle havuç bitkisinin tek hücresinden itibaren bitkilerin üretilebileceğini keşfetmesiyle başlamıştır. hastalıkların eliminasyonu için morel ve martin (1952) meristem ucu kültürlerini kullanarak ticari mikroçoğaltma çalışmalarını başlatmıştır. 1970’li yıllarda kaliforniya üniversitesinden dr. toshio murashige ve dr. skoog’un ms adıyla bilinen kültür besi ortamını geliştirmesiyle ticari olarak bitkilerin mikroçoğaltımı yapılmaya başlanmıştır.
elif subaşı
(bkz: aronya)
doku kültürü ile ürettiğimiz aronya meyvesi üretme aşamaları
doku kültürünün amacı, bitkilerin hızlı çoğaltılması(mikroçoğaltım), hastalıksız bitki elde etmek ve bitkiyi uzun süre muhafaza etmektir.
meyve - sebze fidancılığı ve süs bitkisi yetiştiriliciğinde doku kültürü mikroçoğaltım tekniği çok önemlidir.
doku kültürü ya da mikroçoğaltımın temeli hücre teorisini tanımlayan schleiden (1838) ve schwann’ın (1839) çalışmaları sonucu totipotensi (çok hücreli bir organizmanın her canlı hücresinin uygun koşullar sağlanırsa bağımsız olarak gelişme kapasitesine sahip olması) kavramının anlaşılmasıyla başlamıştır. başarısız sonuçlar alınsa da, bitkilerin in vitro kültürünü ilk defa haberlandt (1902) tarafından eichhornia crassipes(su sümbülü) bitkisinin izole edilmiş yaprak hücrelerinde çalışmıştır.
in vitro ortamda bitki üretim konsepti ise, knudson (1920) tarafından orkide tohumlarının çimlendirilmesi ve kültürü ile ortaya çıkmıştır. mikroçoğaltma ilk defa cornell universitesi botanikçilerinden frederick campion steward tarafından 1950’li yıllarda özellikle havuç bitkisinin tek hücresinden itibaren bitkilerin üretilebileceğini keşfetmesiyle başlamıştır. hastalıkların eliminasyonu için morel ve martin (1952) meristem ucu kültürlerini kullanarak ticari mikroçoğaltma çalışmalarını başlatmıştır. 1970’li yıllarda kaliforniya üniversitesinden dr. toshio murashige ve dr. skoog’un ms adıyla bilinen kültür besi ortamını geliştirmesiyle ticari olarak bitkilerin mikroçoğaltımı yapılmaya başlanmıştır.
elif subaşı
(bkz: aronya)
doku kültürü ile ürettiğimiz aronya meyvesi üretme aşamaları
devamını gör...
didem madak
"çok güzel bir kadın şair" tarzından bir tanımla başlamak, hem çok yapmacık, hem de ona karşı hislerimi tanımlamak için çok ama çok az, yetersiz kalıyor. birkaç şey var hayatımda, çok değer verdiğim ve beni ben yapan. onlarsız eksik olduğum. beni tanıyanlar için şöyle söyleyebilirim scorpions, fyodor mihayloviç dostoyevski ve virginia woolf'a hissettiklerimi hissediyorum ona karşı, belki de daha fazlası. aşk acısı çektim, ona koştum. hissedemedim, ona koştum. buluttan düştüm, ona koştum. canım acıdı, ona koştum. değer verdim, değer görmedim ona koştum. sevildim, ona koştum. çok sevdim yine ona koştum. ona koştum ben. ne yaparsam yapayım, hep yanımda oldu. ağlarken okudum, gülerken okudum. hiç kimsenin olmadığı kadar yakındaydı. ve hiç kimsenin düşünmediği kadar düşündü beni. çiçekli şiirler yazmak istedim, o zaten yazmıştı. ben de yazacağım dedim. yardım etti. onun gibi güçlü kadınlar, iyi ki varlar!
1970 yılında izmir'de doğuyor şairimiz (izmir'i sevmem için bir neden daha). anne ve babası öğretmen, bu yüzden de birkaç şehir gezerek geçiyor çocukluğu. sonra 12 eylül olayları sonrası babası uşak'a gönderiliyor. annesi, kardeşi ve o burdur'da kalıyor. o 13 yaşındayken, annesi beyin kanseri sebebiyle hayatını kaybediyor. babası tekrar evleniyor, bağlantıları yavaş yavaş kopuyor. ilkokulu uşak'ta okuyan güzel kadın, ortaokul ve liseyi izmir'de bitiriyor. üniversiteyi ilk kazanmasında okuyamadı, maddi sıkıntıları vardı ve çalışmak zorunda kaldı. daha sonra dokuz eylül üniversitesi hukuk fakültesini kazanıyor ve gitmeye başlıyor ama ilk yıldan sonra yine bırakıyor. 19 yaşında evleniyor, ve dört sene evli kalıyor. hukuk eğitimini tamamlıyor. stajyer iken ise şiir ile macerası başlıyor. 2002 yılından vefat ettiği 2011 yılına kadar ise istanbul'da yaşıyor. 2006 yılında ikinci defa evleniyor. bu evlilikten annesinin adını verdiği, füsun adında bir kızı oluyor. 2010 yılında ise kolon kanserine yakalanıyor ve 2011 yılında toprağa veriliyor. dilerim en huzurlu uyusun melek.
bence onun şiiri çok durudur. limon bahçeleri gibi. az biraz lavanta. aroma verecek kadar da çilek. herkesdeki kadar tuz ve pul biber. o hissettiklerini yazdı. kelimelerin ona verdiği hisler vardı. o da o kelimeleri kullandı. o yazarken düşünenlerden değil de, hissedenlerden. o yüzden benim gibi hissedenlere dokundu.
grapon kağıtları, ah'lar ağacı ve pulbiber mahallesi adlı üç tane şiir kitabı vardır, aşağıya da başlıca sevdiğim şiirlerini bırakmak istiyorum:
çiçekli şiirler yazmak istiyorum bayım
siz aşktan n'anlarsınız bayım
iris'in ölümü
ah'lar ağacı
annemle ilgili şeyler
bıktığım şeyler ve yeşil fanila
çalıkuşu'nun z raporu
kedilerin alışkanlıkları
pollyanna'ya mektuplar
pollyanna'ya son mektup
paragraf başı
kurbati
1970 yılında izmir'de doğuyor şairimiz (izmir'i sevmem için bir neden daha). anne ve babası öğretmen, bu yüzden de birkaç şehir gezerek geçiyor çocukluğu. sonra 12 eylül olayları sonrası babası uşak'a gönderiliyor. annesi, kardeşi ve o burdur'da kalıyor. o 13 yaşındayken, annesi beyin kanseri sebebiyle hayatını kaybediyor. babası tekrar evleniyor, bağlantıları yavaş yavaş kopuyor. ilkokulu uşak'ta okuyan güzel kadın, ortaokul ve liseyi izmir'de bitiriyor. üniversiteyi ilk kazanmasında okuyamadı, maddi sıkıntıları vardı ve çalışmak zorunda kaldı. daha sonra dokuz eylül üniversitesi hukuk fakültesini kazanıyor ve gitmeye başlıyor ama ilk yıldan sonra yine bırakıyor. 19 yaşında evleniyor, ve dört sene evli kalıyor. hukuk eğitimini tamamlıyor. stajyer iken ise şiir ile macerası başlıyor. 2002 yılından vefat ettiği 2011 yılına kadar ise istanbul'da yaşıyor. 2006 yılında ikinci defa evleniyor. bu evlilikten annesinin adını verdiği, füsun adında bir kızı oluyor. 2010 yılında ise kolon kanserine yakalanıyor ve 2011 yılında toprağa veriliyor. dilerim en huzurlu uyusun melek.
bence onun şiiri çok durudur. limon bahçeleri gibi. az biraz lavanta. aroma verecek kadar da çilek. herkesdeki kadar tuz ve pul biber. o hissettiklerini yazdı. kelimelerin ona verdiği hisler vardı. o da o kelimeleri kullandı. o yazarken düşünenlerden değil de, hissedenlerden. o yüzden benim gibi hissedenlere dokundu.
grapon kağıtları, ah'lar ağacı ve pulbiber mahallesi adlı üç tane şiir kitabı vardır, aşağıya da başlıca sevdiğim şiirlerini bırakmak istiyorum:
çiçekli şiirler yazmak istiyorum bayım
siz aşktan n'anlarsınız bayım
iris'in ölümü
ah'lar ağacı
annemle ilgili şeyler
bıktığım şeyler ve yeşil fanila
çalıkuşu'nun z raporu
kedilerin alışkanlıkları
pollyanna'ya mektuplar
pollyanna'ya son mektup
paragraf başı
kurbati
devamını gör...
normal sözlük yazarlarının karalama defteri
ben burada kalayım. siz devam edin. kumda kalayım, kumdan olayım. istemiyorum. güldüm çünkü yıldızları izlemek istiyorum. sustum. sonra oturdum. saatlerce oturdum. kimse uyanmadı. ben de uyanmamıştım o zaman. ben sustum. izledim. izlemedim aslında hiçbir şeye bakıyordum. bir nehir akıyordu, görmedim. sıra sıra insanlar geçiyordu. ellerinde tuttukları bir anı mı kaydediyordu bir anı öldürüyor muydu hiç bilemedim. ardı ardınca geçtiler. hepsini izledim. suyun akışını izledim. oturduğum bir ağaç kökü. canın acımıyor mu? hissetmiyorum. belki de hiç acımıyor. belki de acısını aramıyorum.
devamını gör...
nükleer santral
oldukça tehlikeli bir enerji üretim yöntemidir.
patlaması halinde çevreye kalıcı zararlar verebilmektedir.
patlaması halinde çevreye kalıcı zararlar verebilmektedir.
devamını gör...
okullarda okutulan ders kitaplarının yetersiz olması
hâlâ daha devam eden öğrencilik hayatım süresince fark ettiğim ve anlam veremediğim durumdur.
iyi bir millet, ülke ve gelecek için en önemli etken nedir? eğitimdir. eğitimi en iyi şekilde sağlamak kimin işidir? devletin işidir. peki a dostlar sorarım size, devletin bizzat kendi bakanlıkları tarafından bastırdığı kitaplarda verilen bilgilerin yüzeysel, eksik, yanlış ve taraflı olmasının amacı nedir? öğretmenlerin kendi bakanları tarafından hazırlanmış kitapları kullanmayıp (kullanmak istemeyip) çocuklara kaynak kitap aldırması ne demektir? internetteki random bir sitede okul kitaplarından daha çok bilgi bulmanın mantığı nerededir? geçen yıl lgs'ye girdim, okulda tonla deneme çözdürdüler bize. ben dershaneye başlayana kadar yeni nesil soru nedir ne değildir bilmiyordum, hocalar okul kitaplarına göre soru hazırlıyordu çünkü. çözdüğüm denemelerin de cidden bir halta yaradığını sanıyordum. neresinde adalet bunun? hani nerede fırsat eşitliği?
ülkemizde maalesef ki fırsat eşitsizliğinin sadece eğitim alanında değil, hemen hemen her kulvarda yaşandığının farkındayım, ama ben bir öğrenciyim. ve ben zorunlu tutulan eğitim öğretim yıllarımın içerisinde kendi devletimin kitabından bile bir şey öğrenemiyorsam, eğitim müfredatı beni gelecekte iyi işler yapması temenni edilen bir birey haline değil de mahalle köşelerinde holiganlık yapacak ruhsuz, kültürsüz bir katır haline getirmeye yönelikse bunu sorgulamak, bu konudan bahsetmek önceliklerimden biridir. hakkımdır da ayrıca. iyi geceler diliyorum.
iyi bir millet, ülke ve gelecek için en önemli etken nedir? eğitimdir. eğitimi en iyi şekilde sağlamak kimin işidir? devletin işidir. peki a dostlar sorarım size, devletin bizzat kendi bakanlıkları tarafından bastırdığı kitaplarda verilen bilgilerin yüzeysel, eksik, yanlış ve taraflı olmasının amacı nedir? öğretmenlerin kendi bakanları tarafından hazırlanmış kitapları kullanmayıp (kullanmak istemeyip) çocuklara kaynak kitap aldırması ne demektir? internetteki random bir sitede okul kitaplarından daha çok bilgi bulmanın mantığı nerededir? geçen yıl lgs'ye girdim, okulda tonla deneme çözdürdüler bize. ben dershaneye başlayana kadar yeni nesil soru nedir ne değildir bilmiyordum, hocalar okul kitaplarına göre soru hazırlıyordu çünkü. çözdüğüm denemelerin de cidden bir halta yaradığını sanıyordum. neresinde adalet bunun? hani nerede fırsat eşitliği?
ülkemizde maalesef ki fırsat eşitsizliğinin sadece eğitim alanında değil, hemen hemen her kulvarda yaşandığının farkındayım, ama ben bir öğrenciyim. ve ben zorunlu tutulan eğitim öğretim yıllarımın içerisinde kendi devletimin kitabından bile bir şey öğrenemiyorsam, eğitim müfredatı beni gelecekte iyi işler yapması temenni edilen bir birey haline değil de mahalle köşelerinde holiganlık yapacak ruhsuz, kültürsüz bir katır haline getirmeye yönelikse bunu sorgulamak, bu konudan bahsetmek önceliklerimden biridir. hakkımdır da ayrıca. iyi geceler diliyorum.
devamını gör...
komşu gürültüsü
üst katınızda 1.5 yıldır bitmek bitmeyen tadilat varsa bayar.şu an olduğu gibi.
devamını gör...
18 aydır işsiz olan müzisyenin intihar etmesi
müzisyenler düpedüz ölüme terk edildi. hiçbir destek verilmedi, hiçbir normalleşme sürecinden yararlanamadılar.
cenazelerde, mitinglerde, camilerde yandaşlar fink atarken, açık havada konser verilmesine bile izin verilmedi. bar ruhsatı olan mekanlara çifte standart uygulandı, açtırılmadılar.
bilerek ve isteyerek sanatı bu ülkede bitirmek istiyorlar.
laiksen kanun önünde daha az eşitsin bu iktidar döneminde sanki. sanatçıysan hele iktidarın gözünde hiçbir değerin yok. covıd döneminde müzik enstrümanları üzerinde ötv'ye kat kat zam yapan bir iktidardan söz ediyoruz burada.
müzisyen olmayın, alkol tüketmeyin, ifade etmeyin, yaşamayın, başınızı öne eğin, polisi görüntülemeyin, soru sormayın, e napalım yani.
en azından sosyalist rejimlerde olduğu gibi müzisyenleri yakalayıp işkence etmiyolar şu an, ona da şükür.
bu günler unutulmasın diye yazıyorum sözlük. içinde bulunduğumuz umutsuzluk unutulmasın. bunun da üstesinden geleceğiz eminim, yaşadığımız baskı yaptığımız müzik üzerinde kendini gösterecek. bundan bir 5-10 yıla türkiye'den bir rammstein çıkarsa şaşırmayın.
cenazelerde, mitinglerde, camilerde yandaşlar fink atarken, açık havada konser verilmesine bile izin verilmedi. bar ruhsatı olan mekanlara çifte standart uygulandı, açtırılmadılar.
bilerek ve isteyerek sanatı bu ülkede bitirmek istiyorlar.
laiksen kanun önünde daha az eşitsin bu iktidar döneminde sanki. sanatçıysan hele iktidarın gözünde hiçbir değerin yok. covıd döneminde müzik enstrümanları üzerinde ötv'ye kat kat zam yapan bir iktidardan söz ediyoruz burada.
müzisyen olmayın, alkol tüketmeyin, ifade etmeyin, yaşamayın, başınızı öne eğin, polisi görüntülemeyin, soru sormayın, e napalım yani.
en azından sosyalist rejimlerde olduğu gibi müzisyenleri yakalayıp işkence etmiyolar şu an, ona da şükür.
bu günler unutulmasın diye yazıyorum sözlük. içinde bulunduğumuz umutsuzluk unutulmasın. bunun da üstesinden geleceğiz eminim, yaşadığımız baskı yaptığımız müzik üzerinde kendini gösterecek. bundan bir 5-10 yıla türkiye'den bir rammstein çıkarsa şaşırmayın.
devamını gör...
kaynamış sütün üzerindeki ince kaymak tabakası (yazar)
işte doğum günü çocuğu bir kaymakcık. minik bir kızandan bahseder gibi oldum farkındayım ama iyi ki de doğmamış mi yahu?!*
kendisi kaybettiğim uzaktan akrabam gibidir. sözlüğe gelir gelmez dikkatimi çeken, yazılarıyla beni güldüren, çok candan pek tatlı yazar arkadaşımdır. ama bunlardan bahsetmeye çok gerek yok. herkes onu tanıyor zaten diiiğ mi?
onun da dediği gibi o kaymak tabakasını herkes sevmez. az insan sever. ben çok sevdim, severim.. hayatında hep o kaymak tadında insanlar olmasını diliyorum. çok mutlu yılları olsun. hep var olsun, bizimle olsun.*
musmutlu yıllar cancağızım!
kendisi kaybettiğim uzaktan akrabam gibidir. sözlüğe gelir gelmez dikkatimi çeken, yazılarıyla beni güldüren, çok candan pek tatlı yazar arkadaşımdır. ama bunlardan bahsetmeye çok gerek yok. herkes onu tanıyor zaten diiiğ mi?
onun da dediği gibi o kaymak tabakasını herkes sevmez. az insan sever. ben çok sevdim, severim.. hayatında hep o kaymak tadında insanlar olmasını diliyorum. çok mutlu yılları olsun. hep var olsun, bizimle olsun.*
musmutlu yıllar cancağızım!
devamını gör...
ingiliz hukukunda peruk geleneği
17. yüzyıl fransa’sında dönemin aristokrasisini, yönetici sınıfını simgeleyen peruk charles döneminde ingiltere mahkemelerine getirilmiştir, başlangıçta yaşlı ve ciddi kuşak peruktan uzak durmuşsa da bir sonraki kuşağın kürsü ve baro üyeleri tarafından benimsenmiş ve kullanılmaya başlanmıştır. yargıçlar tarafından tercih edilen geniş peruklar, tabanları geniş olan türdendir ve sadece yargıçlar değil, barrister’lar tarafından da takılmaktadır. peruk esas olarak tıpkı cübbe gibi bağımsızlığı, tarafsızlığı ve eşitliği ifade etmek amacıyla kullanılır, saçlarda dahi bu algının oluşması istenmez.
-zamanla peruklar yargısal ikonografide kırmızı cübbelerin kazandığı statüyü kazanmıştır, yine zamanla ceza ve resmi davalarda olmak üzere kullanım alanı kısıtlanmış ve bu zorunluluk 2007 de tamamen kaldırılmıştır.
-zamanla peruklar yargısal ikonografide kırmızı cübbelerin kazandığı statüyü kazanmıştır, yine zamanla ceza ve resmi davalarda olmak üzere kullanım alanı kısıtlanmış ve bu zorunluluk 2007 de tamamen kaldırılmıştır.
devamını gör...
andronova kültürü
(mö 1700-1200): orta asya topraklarında en geniş alana yayılmışlardır. altaylardan ural dağları’na hazar denizi’nin doğusuna kadar uzanmaktadır. türklerin ilk kez tunç ve altını işledikleri ve çeşitli eserler yaptıkları dönemdir.
- - - alıntı - - -
referans: tarih dersi notlarıdır. bana ait değildir.
- - - alıntı - - -
referans: tarih dersi notlarıdır. bana ait değildir.
devamını gör...
dimyat
mısır'da nil nehri deltasında bulunan pirinci ile meşhur bir liman şehridir.
devamını gör...
mahlastan dolayı pislik gibi görünmek
sözlükte sırf şu lanet mahlası/nicki aldım diye yemediğim hakaret, görmediğim itham kalmadı.
arkadaşım ! siz önce yaşadığınız gezegende ne olaylar dönüyor onlara bakın, neler neler yaşanıyor bu gezegende bilmem farkında mısınız ?
o filmi mahlas yapmamın sebebi, sırp asıllı olmam ve farkettiyseniz arada ı var, ı harfi kiril alfabesinde yoktur ı harfini koymamın sebebi, deforme olmuş ülkemin berbat yönetim şekli ve hastalıklı zihinlerine atıfta bulunmam, hem de filmin senaryosu ve akışının yine kendi ülkemin zamanında yapmış olduğu savaş suçlarıyla bağdaştırmam. teşekkürler iyi günler.
edit:teşekkür ederim teselli edici tanımlarınız ve özel mesajlarınız için sözlük.
arkadaşım ! siz önce yaşadığınız gezegende ne olaylar dönüyor onlara bakın, neler neler yaşanıyor bu gezegende bilmem farkında mısınız ?
o filmi mahlas yapmamın sebebi, sırp asıllı olmam ve farkettiyseniz arada ı var, ı harfi kiril alfabesinde yoktur ı harfini koymamın sebebi, deforme olmuş ülkemin berbat yönetim şekli ve hastalıklı zihinlerine atıfta bulunmam, hem de filmin senaryosu ve akışının yine kendi ülkemin zamanında yapmış olduğu savaş suçlarıyla bağdaştırmam. teşekkürler iyi günler.
edit:teşekkür ederim teselli edici tanımlarınız ve özel mesajlarınız için sözlük.
devamını gör...
nehc-ul belağa
hz ali (as) nin; hutbelerinin, mektuplarının ve hikmetli sözlerinin derlenip, toparlanarak kitap haline getirildiği; "ilahi mesajın altında, beşeri mesajın üstünde" başucu kitabı.
devamını gör...
yazarların artık umudunu tamamen kestiği şeyler
uygar bir toplumun üyesi olmak.
devamını gör...
topiary
türkçeye budama sanatı olarak çevirebileceğimiz topiary, yunanca τόπο* kelimesinden türetilmiştir.

topiary sanatına dair ilk izler romalı büyük doğa bilimci plinius'a ait naturalis historia adlı eserde karşımıza çıkıyor. plinius eserinde, imparator julius caesar* ve ünlü devlet adamı cicero'nun arkadaşı ve sade bir roma vatandaşı olan gaius matius calvinus'un bahçıvanlık ve ağaç budamadaki ustalığından bahsediyor. sezar'ın sarayının bahçesindeki ağaçların ve çalılıkların nasıl ustalıkla budanıp şekillendirildiğinden söz eden plinius'un anlattıklarına göre, meydana çıkarılan ilk şekillerin basit geometrik şekiller olduğunu anlıyoruz. sarayın bahçesindeki bu şekil verilmiş ağaçları çok beğenen dönemin zenginleri kendi villalarının bahçelerine de aynı ağaçlardan istemiş bu sayede de topiary sanatı tüm avrupaya yayılmaya başlamıştır.
fotoğraf: topiary sanatının ilk yayıldığı yerlerden italya'nın toskana bölgesinden bir villanın bahçesi

iğne yapraklı, yaprak dökmeyen odunsu ağaçların tercih edildiği budama sanatında sıklıkla porsuk, çobanpüskülü, ladin, mazı, defne gibi ağaçlar tercih ediliyor.
fotoğraf: kendisi kadar bahçesiyle de ünlü versailles sarayı

topiary sanatıyla ilgili tüm epey büyük bir topluluk bile var: european boxwood & topiary society
zamanla çoğu konuda olduğu gibi bu konuda da çok ileri gitmiş sanatçılar. küçük bir seçki bırakıyorum buraya:












topiary sanatına dair ilk izler romalı büyük doğa bilimci plinius'a ait naturalis historia adlı eserde karşımıza çıkıyor. plinius eserinde, imparator julius caesar* ve ünlü devlet adamı cicero'nun arkadaşı ve sade bir roma vatandaşı olan gaius matius calvinus'un bahçıvanlık ve ağaç budamadaki ustalığından bahsediyor. sezar'ın sarayının bahçesindeki ağaçların ve çalılıkların nasıl ustalıkla budanıp şekillendirildiğinden söz eden plinius'un anlattıklarına göre, meydana çıkarılan ilk şekillerin basit geometrik şekiller olduğunu anlıyoruz. sarayın bahçesindeki bu şekil verilmiş ağaçları çok beğenen dönemin zenginleri kendi villalarının bahçelerine de aynı ağaçlardan istemiş bu sayede de topiary sanatı tüm avrupaya yayılmaya başlamıştır.
fotoğraf: topiary sanatının ilk yayıldığı yerlerden italya'nın toskana bölgesinden bir villanın bahçesi

iğne yapraklı, yaprak dökmeyen odunsu ağaçların tercih edildiği budama sanatında sıklıkla porsuk, çobanpüskülü, ladin, mazı, defne gibi ağaçlar tercih ediliyor.
fotoğraf: kendisi kadar bahçesiyle de ünlü versailles sarayı

topiary sanatıyla ilgili tüm epey büyük bir topluluk bile var: european boxwood & topiary society
zamanla çoğu konuda olduğu gibi bu konuda da çok ileri gitmiş sanatçılar. küçük bir seçki bırakıyorum buraya:











devamını gör...
11 ağustos 2021 sözlüğün birbirine girmesi
an itibariyle akışta takip ettiğim olaydır.
başlıklara bak. herkes birbirine saldırıyor.
babacım geçelim bu olayları gül gibi yaşayıp gidelim.
erken boşalan erkek başlığı falan açalım birbirimize saldırmayalım.
başlıklara bak. herkes birbirine saldırıyor.
babacım geçelim bu olayları gül gibi yaşayıp gidelim.
erken boşalan erkek başlığı falan açalım birbirimize saldırmayalım.
devamını gör...
bir yakınını kaybetmek
işte sanırım hayatımın en zor şeyi de bu. ilk anneannemi kaybettim küçüktüm o zaman ölüm ne bilmiyorum daha. evde ben ablam ve nenemin iki kardeşi bulunuyordu. haber geldi herkes sustu. ölüm sessizliği işte oydu. o an düşündüm şimdi ben bir daha nenemi göremeyecek miydim yani sonsuza kadar gitmiş miydi? köyde onun bana sobada patates yapışını özlerdim ama. gülen yüzünü bana kürtçe maniler okumasını -anlamasam da çok severdim- bunları özlerdim ama ben.
her şey o yıl başladı ben artık köye gittiğimde hep bir eksiktim.
daha sonra birkaç yıl sonra bu sefer dedemi kaybettik o kadar hızlı oldu ki kimse nasıl oldu hala pek anlayamıyor. kanser denen illet benim çakı gibi delikanlılara taş çıkartan dedemi bulmuştu. bir ay... bir ayda gözümüzün önünde o dağ gibi adam eriyip gitti. o gece çok fırtına vardı ve elektrikler sürekli gidip gelince solunum cihazı doğru düzgün çalışamamış ve dedemi kaybetmiştik. o gece halalarım ortalığı ayağa kaldırmış feryat etmişler. uykum ağırdı ben duymadım. sabah öğrendim. ve bir kez daha eksildim. artık bize tahtadan oyuncaklar yapan, şiirler yazan, hep yanımızda olan dedem gitmişti.
daha sonra en acısı belki de amcam. her şey bu sefer dakikalar hatta saniyeler içinde oldu. oysaki o gün çok güzel başlamıştı. köyde toplanmış bütün sülale gidiyoruz piknik yapmaya. doluştuk traktöre ama nasıl mutluyuz. gitti, eğlendik, buğday yıkadık. amcam aşağıdaki küçük havuza bakacaktı. gitti ve geldiğinde elinde bir arı kuşuyla döndü. ama ne güzel bir kuştu o. böyle rengarenk bir kuş. ama kuş ıslaktı sanki yaşamıyordu. amcam havuzda iki kuş görmüş ve onları kurtarıp sudan çıkarmış. biri zaten çoktan ölmüş. ama biri hala yaşıyordu. koydu güneş alan bir taşa kuşu açtı kanatlarını kurusun diye. hepimiz başındaydık merakla bekliyorduk. biraz yemek verdik kuşa. biraz sonra da kanatlandı ve uçtu. önce teşekkür eder gibi etrafımızda uçuştu biraz sonra da gitti. bir canlının hayatını kurtaran amcam nasıl olmuştu da kendi hayatından olmuştu. daha sonra amcam tarlalara bakacağını söyledi ve yokuştan aşağı inerken onu son kez gördüğümüzü kimse bilmiyordu. keşke diyorum keşke amcama dur deseydim ne bileyim en olmadı bir kere sarılsaydım. sonra amcam kalp krizi geçiriyor. tabii diğer amcam motoruyla ona ulaşıyor bir yandan da ambulansı çağırdık ama köydeyiz öyle hemen gelemez. işte amcam, küçük amcamın kollarında vefat ediyor bir nevi. ambulansta yaşatmaya çalışıyorlar ama çok geç. amcam da son günlerde sol tarafım ağrıyor derdi. o olay olmasaydı birkaç gün sonra hafta başında hastaneye gidecekti. hayat işte... o gün anladım dostlar kötü haber tez yayılır sözü gerçekmiş. babam eve bizi son sürat getirdi. traktörde öyle hızlı geliyorduk ki kimse römorkta ayağa kalkmaya bile yeltenemezdi. biz eve geldik annem, babam ve amcamın eşi hastaneye gittiler. babaannem geldi. garibim öyle hüzünlü öyle şaşkın kalmış ki, anlatamam o anki halini. daha on dakika olmadan bütün köy bizim kapıdaydı biz yeni öğrenmiştik herkes nereden duymuştu böyle. ama işte amcam kurtarılamadı ve ben ilk defa babamın ağladığına şahit olmuştum. amcamın cenazesinde ağlamıştı. babasının cenazesinde ağlamayan adam kendine hakim olan adam bir çocuk gibi ağlıyordu kardeşi için. o zaman ölümün acılığını daha iyi kavradım. herkesin babası kendine koskoca görünür ya benim koskoca babam ağlıyordu. hem de nasıl şiddetli. o gün ben bir kez daha eksildim. artık böyle rakı içip çakırkeyif olunca bize hikayeler anlatan bizi gülmekten kıran, benim en sevdiğim amcam artık yoktu.
ahh dostlar bitti mi dersiniz hayır biter mi hiç hepimiz ölümlüyüz sonuçta işte bu ölüm bu sefer de altı ay sonra babaannemi buldu.
canım nenem önce kocasını sonra oğlunu kaybetmenin acısına ancak o kadar dayanabildi. biz daha şehirdeydik. haberi aldık. bir kez daha yıkıldık. nenemi de uzun zamandır görmüyordum. arada arıyorduk. sesimizi duyunca bir sevinişi var anlatamam. benim gururlu, başı hep dik kendime örnek aldığım, gülüşüyle kanadı kırık kuşları bile uçarabilecek olan nenem de artık yoktu. ben bir kez daha eksilmiştim.
dedemlerin evi de amcamlara kaldı. artık o günden sonra oraya pek gitmez oldum. artık dedemle nenem yok ki oranın neşesi yok. ne zaman gitsem sanki her şeyin boynu bükük. bir hüzünlü her şey onları bekliyor belli.
yazım çok uzun oldu ama yazmasaydım da içimde kalırdı bunlar aslında benim kimseye anlatmadığım şeyler. anlatınca gözlerimin dolmasına engel olamadığım her hatırladığımda bir kere daha ağladığım şeyler.
birini kaybetmek çok zor şey. o yüzden hazır hayattayken sevdiklerinize sarılın onları sevdiğinizi hissettirin. çünkü bir gün çok geç olabilir. benim de hep keşke dediğim tek şey onlara son bir kez sarılabilmek olmuştur.
her şey o yıl başladı ben artık köye gittiğimde hep bir eksiktim.
daha sonra birkaç yıl sonra bu sefer dedemi kaybettik o kadar hızlı oldu ki kimse nasıl oldu hala pek anlayamıyor. kanser denen illet benim çakı gibi delikanlılara taş çıkartan dedemi bulmuştu. bir ay... bir ayda gözümüzün önünde o dağ gibi adam eriyip gitti. o gece çok fırtına vardı ve elektrikler sürekli gidip gelince solunum cihazı doğru düzgün çalışamamış ve dedemi kaybetmiştik. o gece halalarım ortalığı ayağa kaldırmış feryat etmişler. uykum ağırdı ben duymadım. sabah öğrendim. ve bir kez daha eksildim. artık bize tahtadan oyuncaklar yapan, şiirler yazan, hep yanımızda olan dedem gitmişti.
daha sonra en acısı belki de amcam. her şey bu sefer dakikalar hatta saniyeler içinde oldu. oysaki o gün çok güzel başlamıştı. köyde toplanmış bütün sülale gidiyoruz piknik yapmaya. doluştuk traktöre ama nasıl mutluyuz. gitti, eğlendik, buğday yıkadık. amcam aşağıdaki küçük havuza bakacaktı. gitti ve geldiğinde elinde bir arı kuşuyla döndü. ama ne güzel bir kuştu o. böyle rengarenk bir kuş. ama kuş ıslaktı sanki yaşamıyordu. amcam havuzda iki kuş görmüş ve onları kurtarıp sudan çıkarmış. biri zaten çoktan ölmüş. ama biri hala yaşıyordu. koydu güneş alan bir taşa kuşu açtı kanatlarını kurusun diye. hepimiz başındaydık merakla bekliyorduk. biraz yemek verdik kuşa. biraz sonra da kanatlandı ve uçtu. önce teşekkür eder gibi etrafımızda uçuştu biraz sonra da gitti. bir canlının hayatını kurtaran amcam nasıl olmuştu da kendi hayatından olmuştu. daha sonra amcam tarlalara bakacağını söyledi ve yokuştan aşağı inerken onu son kez gördüğümüzü kimse bilmiyordu. keşke diyorum keşke amcama dur deseydim ne bileyim en olmadı bir kere sarılsaydım. sonra amcam kalp krizi geçiriyor. tabii diğer amcam motoruyla ona ulaşıyor bir yandan da ambulansı çağırdık ama köydeyiz öyle hemen gelemez. işte amcam, küçük amcamın kollarında vefat ediyor bir nevi. ambulansta yaşatmaya çalışıyorlar ama çok geç. amcam da son günlerde sol tarafım ağrıyor derdi. o olay olmasaydı birkaç gün sonra hafta başında hastaneye gidecekti. hayat işte... o gün anladım dostlar kötü haber tez yayılır sözü gerçekmiş. babam eve bizi son sürat getirdi. traktörde öyle hızlı geliyorduk ki kimse römorkta ayağa kalkmaya bile yeltenemezdi. biz eve geldik annem, babam ve amcamın eşi hastaneye gittiler. babaannem geldi. garibim öyle hüzünlü öyle şaşkın kalmış ki, anlatamam o anki halini. daha on dakika olmadan bütün köy bizim kapıdaydı biz yeni öğrenmiştik herkes nereden duymuştu böyle. ama işte amcam kurtarılamadı ve ben ilk defa babamın ağladığına şahit olmuştum. amcamın cenazesinde ağlamıştı. babasının cenazesinde ağlamayan adam kendine hakim olan adam bir çocuk gibi ağlıyordu kardeşi için. o zaman ölümün acılığını daha iyi kavradım. herkesin babası kendine koskoca görünür ya benim koskoca babam ağlıyordu. hem de nasıl şiddetli. o gün ben bir kez daha eksildim. artık böyle rakı içip çakırkeyif olunca bize hikayeler anlatan bizi gülmekten kıran, benim en sevdiğim amcam artık yoktu.
ahh dostlar bitti mi dersiniz hayır biter mi hiç hepimiz ölümlüyüz sonuçta işte bu ölüm bu sefer de altı ay sonra babaannemi buldu.
canım nenem önce kocasını sonra oğlunu kaybetmenin acısına ancak o kadar dayanabildi. biz daha şehirdeydik. haberi aldık. bir kez daha yıkıldık. nenemi de uzun zamandır görmüyordum. arada arıyorduk. sesimizi duyunca bir sevinişi var anlatamam. benim gururlu, başı hep dik kendime örnek aldığım, gülüşüyle kanadı kırık kuşları bile uçarabilecek olan nenem de artık yoktu. ben bir kez daha eksilmiştim.
dedemlerin evi de amcamlara kaldı. artık o günden sonra oraya pek gitmez oldum. artık dedemle nenem yok ki oranın neşesi yok. ne zaman gitsem sanki her şeyin boynu bükük. bir hüzünlü her şey onları bekliyor belli.
yazım çok uzun oldu ama yazmasaydım da içimde kalırdı bunlar aslında benim kimseye anlatmadığım şeyler. anlatınca gözlerimin dolmasına engel olamadığım her hatırladığımda bir kere daha ağladığım şeyler.
birini kaybetmek çok zor şey. o yüzden hazır hayattayken sevdiklerinize sarılın onları sevdiğinizi hissettirin. çünkü bir gün çok geç olabilir. benim de hep keşke dediğim tek şey onlara son bir kez sarılabilmek olmuştur.
devamını gör...
anneannenin öğrettikleri
örgü örmeyi öğretti.
devamını gör...
mutlu bir evlilik için ilk şart
-dini inanclarin ve ideolojilerin birinine yakin olmasi, yada en azindan karsi olmamasidir.
-her iki aileden de uzak bir yerde yasamaktir.
-yasam tarzin az biraz benzemesidir.
-her iki aileden de uzak bir yerde yasamaktir.
-yasam tarzin az biraz benzemesidir.
devamını gör...