tanımları gezerken yanlışlıkla artı oy vermek
instagram tipi tanım beğenme özelliğinden mutevellit, çok sık başıma gelen olay. muhakkak geri dönüp bakıyorum, hangi tanıma gitmiş oy diye. eğer onayladığım bir tanımsa ne ala ama onaylamadığım bir tanımsa geri çekiyorum beğeniyi. ben sıfırcı hocadan hallice bir tip olduğum için, aman neyse diyip, bırakamıyorum öyle. kusura bakmasın kimse artık. helal edin, yanlış bildirimleri.
devamını gör...
aile evi
dışardan beleş gibi görünen ama aslında mental olarak bedeli ödenen ev çeşidi.
devamını gör...
karınca ve ağustos böceği hikayesinin aslında yanlış anlatılması
ağustos böceğinin ne zor koşullarda dünyaya geldiğini bilmeyen insanlar tarafından yanlış anlatılan hikaye.
#183556.
#183556.
devamını gör...
okuduğunuz kitabın kaçıncı sayfasındasınız sorusu
devamını gör...
amerikan iç savaşı
asıl sebebi birliğe yeni katılacak eyaletlerde köleliğin yasaklanmasıdır. normalde iç savaşa kadar yeni eyaletler bir slave state bir de non-slave state olmak üzere çifter çifter birliğe kabul ediliyordu. e nolacak yasaklanınca derseniz, güney kuzeye karşı federal seviyede zayıflayacaktı. daha fazla eyalet = daha fazla milletvekili. bu güç paylaşımı meselesi, ahlaki bir konu olan köle karşıtlığıyla da birleşince güneyliler çareyi birlikten ayrılmakta buldu. o zamanlar abd'nin bugünkü ab gibi daha çok konfederal bir birlik olduğunu hatırlatalım.
sonuçları açısından pamuğun önemi büyüktür. güneyde ortaya çıkan king cotton politikası özetle "bakın beyler korkmamıza gerek yok, pamuğumuz var, ekonomik olarak kendi kendimize yeteriz" demekti. olası bir pamuk ambargosuyla hem kuzeydeki tekstil endüstrisini yok edebileceklerini hem de pamuk sattıkları britanya'nın da savaşta kendilerini destekleyeceğini hesapladılar. ama evdeki hesap çarşıya uymadı. britanya'nın hem bol bol pamuk stoğu vardı hem de liberal bir ülke olarak kölelik yanlısı bir hareketi destekleyemezdi. üstelik amerikan donanmasıyla da savaşa girmek zorunda kalacaklardı.
peki britanya ne yaptı? pamuk ekilebilecek başka yerler aramaya başladı. bunlardan biri de çukurova'ydı. fakat çukurova o dönem bataklıktı ve tarımda çalışabilecek nüfusu yoktu. ingilizler kredi işini halledip bataklığı kurutsa da işgücü problemini çözmek osmanlı'ya düşüyordu. bu çatışma dolu bir tarihin başlangıcı oldu zira toroslar'da yaşayan ve hayvancılıkla uğraşan yörükler ovaya inip ırgat olmayı reddediyordu.
"ferman padişahınsa dağlar bizimdir" diyen dadaloğlu'nun ortaya çıkış hikayesi de aslen budur. nihayetinde uzun uğraşlar sonunda devlet yörüklere boyun eğdirdi ve onları sivrisineklerle dolu bir bataklıkta yaşamaya mahkum etti. yetmedi ve mısır'dan pamuk tarımını bilen çiftçiler getirildi. adana'da fellah olarak adlandırılan kişiler bu şekilde geldi. bunlar daha sonra yaşar kemal'in yazdığı ince memed'e de esin kaynağı olmuştur. amerika'da çıkan bir iç savaş bizi işte böylesine derinden etkilemiştir.
sonuçları açısından pamuğun önemi büyüktür. güneyde ortaya çıkan king cotton politikası özetle "bakın beyler korkmamıza gerek yok, pamuğumuz var, ekonomik olarak kendi kendimize yeteriz" demekti. olası bir pamuk ambargosuyla hem kuzeydeki tekstil endüstrisini yok edebileceklerini hem de pamuk sattıkları britanya'nın da savaşta kendilerini destekleyeceğini hesapladılar. ama evdeki hesap çarşıya uymadı. britanya'nın hem bol bol pamuk stoğu vardı hem de liberal bir ülke olarak kölelik yanlısı bir hareketi destekleyemezdi. üstelik amerikan donanmasıyla da savaşa girmek zorunda kalacaklardı.
peki britanya ne yaptı? pamuk ekilebilecek başka yerler aramaya başladı. bunlardan biri de çukurova'ydı. fakat çukurova o dönem bataklıktı ve tarımda çalışabilecek nüfusu yoktu. ingilizler kredi işini halledip bataklığı kurutsa da işgücü problemini çözmek osmanlı'ya düşüyordu. bu çatışma dolu bir tarihin başlangıcı oldu zira toroslar'da yaşayan ve hayvancılıkla uğraşan yörükler ovaya inip ırgat olmayı reddediyordu.
"ferman padişahınsa dağlar bizimdir" diyen dadaloğlu'nun ortaya çıkış hikayesi de aslen budur. nihayetinde uzun uğraşlar sonunda devlet yörüklere boyun eğdirdi ve onları sivrisineklerle dolu bir bataklıkta yaşamaya mahkum etti. yetmedi ve mısır'dan pamuk tarımını bilen çiftçiler getirildi. adana'da fellah olarak adlandırılan kişiler bu şekilde geldi. bunlar daha sonra yaşar kemal'in yazdığı ince memed'e de esin kaynağı olmuştur. amerika'da çıkan bir iç savaş bizi işte böylesine derinden etkilemiştir.
devamını gör...
moscow nights
alexandrov red army choir ya da türkçe bilinen adıyla kızıl ordu korosu'nun efsanevi, harikulade parçasıdır. dinlerken, kendinizi dostoyevski'nin romanlarında uzun uzun betimlediği rusya sokaklarında, lapa lapa kar yağarken gezinirken bulursunuz. hiç bilmediğim bir dilin ezbere öğrendiğim tek parçasıdır.
devamını gör...
güünnaaayydın diye mesaj atan insan
bu benim her zamanki günaydın deme şeklim*. kısa bi şekilde günaydın denilmesini ya da yazılmasını sevmiyorum hem ben, soğuk geliyor bana. ne güzel kocaman uzatarak yazın ki siz de karşınızdaki insan da mutlulukla başlasın gününe*.
devamını gör...
belgeselci vicdansızlığı
doğanın dengesini bozmamak adına sadece gözlemci olunan belgeselcilik anlayışı bana etik geliyor. ama yukarıdaki videodaki gibi sırf onları gözlemlemek için aralarına ajan sokmak onların enerjilerini duygularını sömürmek çok hatalı bence. magazinsel belgeselcilik gibi bir şey.
devamını gör...
sınavda kağıt değiştirmek
lisede başımı yakan hadise.
bilen bilir; eğer sınava taraflardan biri çalışmışsa, kağıtlar değiştirilir, çalışmayanın kağıdı önce doldurulur. benim de buna ilişkin değişik bir anım var.
11. sınıftayım efendim, yanlış hatırlamıyorsam ilk dönemi. en yakın arkadaşımla sınav haftası ne yapacağımızı düşünüyoruz. kendisi yabancı, türk değil. sürekli önerilerde bulunuyoruz, o diyor böyle olsun, ben atlıyorum hayır böyle olsun diyorum vs.
ders çalışmak bu iki şapşalın da aklına gelmiyor. ulan daha 1 hafta var. çalışmaya başlasanıza! lakin yok! şapşallar ya, çalışmıyorlar. neyse işte, öneriler tartışıldı, kararlar alındı. kabine toplantısı'ndan çıkan karara göre kağıt değiştirecektik.
ilk sınavın yapılacağı gün geldi çattı. ikinci dersteyiz, sınav sonraki ders. arkadaşım bozuk türkçesiyle "son feci mars hoca bizi buradağn kaldıracağ" diye endişeleniyor. tabii tanımıyor kankasını. her şeyi düşünmüşüm. üç gece öncesinden oturup iki ünite kimya çalışmışım falan. ertesi ders oldu, hoca geldi, yerleri değiştirdi. biz zaten hocanın kafasındaki plana göre oturmuşuz ya, hop diye yan yana düşmedik mi ari'yle?
şaşkın kimyacımız kağıtları dağıttı. bana baktı "geçen yılı unutma" der gibi. o arkasını döner dönmez arkadaşımın kağıdı benim kağıdım oldu. * hızlıca işaretlemeye başladım. tam bitti derken şaşkın kimyacı gelip önümde durdu. ee kızın kağıdı dolu. benim kağıdım ariel reklamındaki çarşaf gibi. sınavın bitmesine 20 dakika var. kimyacı anlamıştı sanırım, sınavın bitmesine 10 dakika kalana kadar yanımızdan gitmedi. sonra aldı önümdeki kağıdı, koskocaman ari xxx yazısını gördü. kolumuzdan tuttuğu gibi müdürün odasına.
o yıllar müdürün odası favori mekânım olmuştu da. *
bilen bilir; eğer sınava taraflardan biri çalışmışsa, kağıtlar değiştirilir, çalışmayanın kağıdı önce doldurulur. benim de buna ilişkin değişik bir anım var.
11. sınıftayım efendim, yanlış hatırlamıyorsam ilk dönemi. en yakın arkadaşımla sınav haftası ne yapacağımızı düşünüyoruz. kendisi yabancı, türk değil. sürekli önerilerde bulunuyoruz, o diyor böyle olsun, ben atlıyorum hayır böyle olsun diyorum vs.
ders çalışmak bu iki şapşalın da aklına gelmiyor. ulan daha 1 hafta var. çalışmaya başlasanıza! lakin yok! şapşallar ya, çalışmıyorlar. neyse işte, öneriler tartışıldı, kararlar alındı. kabine toplantısı'ndan çıkan karara göre kağıt değiştirecektik.
ilk sınavın yapılacağı gün geldi çattı. ikinci dersteyiz, sınav sonraki ders. arkadaşım bozuk türkçesiyle "son feci mars hoca bizi buradağn kaldıracağ" diye endişeleniyor. tabii tanımıyor kankasını. her şeyi düşünmüşüm. üç gece öncesinden oturup iki ünite kimya çalışmışım falan. ertesi ders oldu, hoca geldi, yerleri değiştirdi. biz zaten hocanın kafasındaki plana göre oturmuşuz ya, hop diye yan yana düşmedik mi ari'yle?
şaşkın kimyacımız kağıtları dağıttı. bana baktı "geçen yılı unutma" der gibi. o arkasını döner dönmez arkadaşımın kağıdı benim kağıdım oldu. * hızlıca işaretlemeye başladım. tam bitti derken şaşkın kimyacı gelip önümde durdu. ee kızın kağıdı dolu. benim kağıdım ariel reklamındaki çarşaf gibi. sınavın bitmesine 20 dakika var. kimyacı anlamıştı sanırım, sınavın bitmesine 10 dakika kalana kadar yanımızdan gitmedi. sonra aldı önümdeki kağıdı, koskocaman ari xxx yazısını gördü. kolumuzdan tuttuğu gibi müdürün odasına.
o yıllar müdürün odası favori mekânım olmuştu da. *
devamını gör...
volkswagen'ı volsvagen diye okumak
adamlar nasıl okursanız okuyun diye reklam bile yaptılar. daha neye dertleniyorsunuz.
devamını gör...
yazarların mutsuzken yaptıkları
kapıyı vurup çıkmak ve nereye gideceğini bilmeden yürümek
devamını gör...
normal sözlük kulüp başkanlığı müracaatları
burası şey gibi olmuş, ortaokulda sınıf başkanlığı seçimlerinde parmak kaldırıp duran bissürü çocuk ciyaklaması...
devamını gör...
hülya avşar'ın zenginlik ile ilgili açıklaması
bu şey değil mi ya alamanyayı kötüleyen alamancı stili.
devamını gör...
beğeni borcu
komşudan gelen börek tabağı gibidir. boş göndermek olmaz illa ki bir şeyler koymak gerekir içine.
devamını gör...
kitap kulübü hakkında her şey
yerimizi şimdiden ayırtalım.
devamını gör...
insan
aristoteles'e göre "toplum olmadan yaşayamayan politik/sosyal bir hayvan" troçki'ye göre "tembel bir hayvan", mark twain'e göre "makineden başka bir şey olmayan bir varlık", islam'a göre ise "eşref-i mahlukat yani yaratılanların en şereflisi"dir. kendi tanımıma göre ise "tüm sorunların kaynağı olan ve kendi yarattığı sorunlardan şikayet edip duran, üstüne üstlük işleri daha da berbat hale getiren, cennet ve altın çağ hayalleriyle dünyayı cehenneme çeviren yaratık."
devamını gör...
güzel başlıkların yanlış zamanda açılması
aslında hakkında pek çok şey yazılabilecek bir başlık,yanlış zamanda açılarak sonsuzluğa uğurlanmıştır ta ki yolunu şaşıran biri entry girip onu tekrar aktifleştirene kadar.
devamını gör...
ölü canlar
nikolay vasilyeviç gogol'un en bilinen eseri . rus edebiyatından çıkma bir çok eser gibi , gerçekçi bir insan profili sunuyor ölü canlar . okuyucuyu bu kadar etkisi altına alma sebebi muhtemelen her gün gördüğümüz ve bizde tiksinti uyandıran karakterleri, olabildiğince gerçekçi bir şekilde bize sunması. kimi zaman karakter fazlalığından okuyucuyu yorsa bile , ince ince yaptığı eleştiriler çoğu zaman o kadar yerinde ki; işte bu durum , eseri ayrı bir yere taşıyor. bilindiği kadarıyla dante 'nin ilahi komedya'sından esinlenilerek ortaya çıkmış bir eser yani özünde şu an okuduğumuz roman , oldukça yarım denilebilir. bundan ötürü karakterler üzerine derin bir inceleme yapmak mümkün değil çünkü karakterlerin devamında nasıl bir karakter gelişimi göstereceğini asla bilemeyeceğiz.
--- alıntı ---
" hani bazen bir düş görür insan, ondan sonraki hayatı boyunca bu düş gözünün önünden gitmez, gerçeklik onun için sonsuzcasına yok olur, ne yapsanız boşunadır artık..."
--- alıntı ---
--- alıntı ---
" hani bazen bir düş görür insan, ondan sonraki hayatı boyunca bu düş gözünün önünden gitmez, gerçeklik onun için sonsuzcasına yok olur, ne yapsanız boşunadır artık..."
--- alıntı ---
devamını gör...

