her şeyin teorisi
sicim teorisi. her şeyin titreşen aşırı küçük, ipliksi yapılardaki sicimlerden oluştuğunu öneren, henüz kanıtlan(a)mamış teori. öyle ki, bir atomun güneş sistemine oranı, bir sicimin atoma oranına denk geliyor.
devamını gör...
türk kadınının eleştiri kabul etmemesi
türk erkeğinin ağzına her geleni eleştiri sanıp söylemesi, söylemeden önce akıl süzgecinden geçirmemesi gibi birşey olsa gerek
devamını gör...
türk zekası
hangi zeka ? toz bibere tuğla tozu koyan, salam'ma,sosise,et yerine , soya olmadı at , eşek eti koyan, zeytinyağı yerine su ve kullanılmış yağ satan, demirden, çimento dan,kumdan çalan müteahhit mi, elline düşen işçinin kanını emen işveren mi, halkına çare benim ,çare biziz deyip oy isteyen ama asla halkın çıkarına çivi bile çakmayan siyasetçi mi, taksiye binen müşteriyi tokatlamak , patlamış bombadan kaçan insanları dolar ile taşıyan taksici mi , iki kuruş para kazanmak için allah'ı ağzından düşürmeyen esnaf veya satici mi , yıllardır haksızlık ile başkasının hak ettiği yerlere atanan memur, bürokratlar mi , zeki kim zeki bunlar için zeka gerekmiyor ve zeki denmiyor bunları yapanlara..
bunları yapanlara yüzsüz , asalak, kul hakkı yiyen ler denir amma asla zeki denmez.
bunları yapanlara yüzsüz , asalak, kul hakkı yiyen ler denir amma asla zeki denmez.
devamını gör...
yoldaş benjamin franklin
özelden iban’nını atıp para dilenmekte olan şahıs. neymiş efenim sözlüğün elektrik faturası yüklü gelmiş ödeyecek durumu yokmuş. borçmuş falan. başka kapıya haydi.
devamını gör...
tanımları gezerken yanlışlıkla artı oy vermek
aranızdan bazıları yanlışlıkla beğeni verip geri çekiyorlar. ama o bildirime düşüyor.
hepinizi yazdım oğlum.
hepinizi yazdım oğlum.
devamını gör...
yazarların itiraf köşesi
itiraf ediyorum,öküz gibi yemek yiyip kilo almıyorum.
devamını gör...
alaattin çakıcı'nın sedat peker'e tepki göstermesi
(bkz: yiyin birbirinizi ete para vermeyin) buradan
nisan 2020'de infaz düzenlemesiyle cezaevinden tahliye olan alaattin çakıcı, sosyal medyadan yaptığı açıklamada suç örgütü lideri sedat peker'e isim vermeden tepki gösterdi. çakıcı, içişleri bakanı süleyman soylu'ya destek çıkarak, "insan bir şeylerin ortaya dökülmesini istiyorsa sapla samanı birbirinden ayırmasını bilmeli. kişilerin birbirileri ile özel ilişkileri bile olsa mahremde kalmalı" diyerek sedat peker'i eleştirdi.
kamuoyunda "af yasası" olarak bilinen ceza infaz düzenlemesiyle nisan 2020 cezaevinden tahliye olan alaattin çakıcı, iki sayfalık bir mektup yazarak sosyal medya hesabından paylaştı.
nisan 2020'de infaz düzenlemesiyle cezaevinden tahliye olan alaattin çakıcı, sosyal medyadan yaptığı açıklamada suç örgütü lideri sedat peker'e isim vermeden tepki gösterdi. çakıcı, içişleri bakanı süleyman soylu'ya destek çıkarak, "insan bir şeylerin ortaya dökülmesini istiyorsa sapla samanı birbirinden ayırmasını bilmeli. kişilerin birbirileri ile özel ilişkileri bile olsa mahremde kalmalı" diyerek sedat peker'i eleştirdi.
kamuoyunda "af yasası" olarak bilinen ceza infaz düzenlemesiyle nisan 2020 cezaevinden tahliye olan alaattin çakıcı, iki sayfalık bir mektup yazarak sosyal medya hesabından paylaştı.
devamını gör...
ucuz bir insanla sevgili olmak
o işte denklik vardır.
devamını gör...
mete gazoz
mükemmel bir performans gösterdi. tebrik ediyorum.
devamını gör...
deprem mi oluyor hissi
99 depreminden sonra bünyeye yerleşen korkum. cam açılıp kapansa '' acaba ? '' diyorum. yatakta dönerken bile 40 defa düşünüyorum. maalesef zor geçer bu his.
devamını gör...
alternatif et lokantası isimleri
allahım sen aff'et
devamını gör...
kalp ritmini hızlandıran şeyler
sevdiğim bir kişiden güzel bir söz duymak. normalde öyle sevgi sözcükleri ile aram iyi değildir ama küçüğüm kelimesi sebepsiz yere hoşuma gidiyor. garip...
devamını gör...
hırsızlar ordusu
efsanevi ve açılamaz olduğu iddia edilen kasalar. bunları açmak için harekete geçen bir ordu. hırsızlar ordusunun ise tek eksiği var. kasa açıcı.

sebastian ise bir banka memuru. düzenli bir hayatı var. evden işe, işten eve şeklinde monoton bir düzene sahip. öğle yemeklerini evde hazırladığı bir sandviçle tek başına yapan yalnız bir adam. bu sıkıcı hayatında severek yaptığı tek şey kilitleri açmak, hobi olarak. küçüklüğünden beri pratik yapan ve bununla ilgili videolara yayınlayan bu adama orduya katılması için teklif gelir. peki hayatında hiçbir şey çalmayan, etliye sütlüye karışmadan yaşayan bu adam görevi başarabilecek midir?
film gerilim kategorisinde gözükse de daha çok aksiyon ve macera gibi geldi bana. iki saat uzun bir süre. daha kısa olabilirdi. benim çok boş vaktim var, bir film açayım ve sadece keyifli zaman geçireyim derseniz izleyebilirsiniz. beklentinizi yükseltmeyin. sadece bu tür filmler izlemeyi seven insanlar çok sevebilir. aileyle de izlenebilir bir film.
genelde tarzım olmayan bir film ama eşim sevdiği için romantik ruhumuz katlandı ve izledi. en azından sadece hıa hıa dıkş dıkş sesleri olan filmler kadar işkence dolu saatler yaşatmadı bana.*

sebastian ise bir banka memuru. düzenli bir hayatı var. evden işe, işten eve şeklinde monoton bir düzene sahip. öğle yemeklerini evde hazırladığı bir sandviçle tek başına yapan yalnız bir adam. bu sıkıcı hayatında severek yaptığı tek şey kilitleri açmak, hobi olarak. küçüklüğünden beri pratik yapan ve bununla ilgili videolara yayınlayan bu adama orduya katılması için teklif gelir. peki hayatında hiçbir şey çalmayan, etliye sütlüye karışmadan yaşayan bu adam görevi başarabilecek midir?
film gerilim kategorisinde gözükse de daha çok aksiyon ve macera gibi geldi bana. iki saat uzun bir süre. daha kısa olabilirdi. benim çok boş vaktim var, bir film açayım ve sadece keyifli zaman geçireyim derseniz izleyebilirsiniz. beklentinizi yükseltmeyin. sadece bu tür filmler izlemeyi seven insanlar çok sevebilir. aileyle de izlenebilir bir film.
genelde tarzım olmayan bir film ama eşim sevdiği için romantik ruhumuz katlandı ve izledi. en azından sadece hıa hıa dıkş dıkş sesleri olan filmler kadar işkence dolu saatler yaşatmadı bana.*
devamını gör...
makyajını sil tecavüzden kurtul
"nerden baksan tutarsızlık nerden baksan ahmakça."
devamını gör...
capernaum
gerçekliğin mizahı yapılsa en fazla böyle bir şey ortaya çıkardı sanırım.
kefernahum yani nahum'un köyü diye geçiyor. başka bir deyime göre ise , atılmış eşyaların yığıldığı çöplük anlamına geliyor. incil’de hastaların isa’dan iyileşmek için mucize yaratmasını istediği kutsal şehrin adı... kefernahum, aslında tanrının lanetlediği sodom kadar cehennemlik bir yer, bir deyim haline gelmiş. filmin geçtiği o kaos ortamını anlatmak için isabetli bir seçim olmuş.
karakterimiz zain yaklaşık 12 yaşında ( yaklaşık diyorum çünkü beyrut' da mülteci oldukları için hiçbir belgesi olmayan, hor görülen bir ailenin çocugu zain ) bir cinayetten tutuklanıyor. açılış sahnesi zain'in " anne ve babama dava açmak istiyorum. beni dünyaya getirdikleri için" demesiyle geçmişe dönerek ilerliyor. zain çok iyi yazılmış bir karakter, onun öfkesi, merhameti, zekası her şeyiyle çok iyi yansıtılmış. zain'in zekasını özellikle yonas'ı beslemek için gösterdiği mücadele sırasındaki pratik çözümlerinden anlıyoruz. bilhassa ilaçları toz haline getirip suyla karıştırarak insanlara "yudumluk" diye satmasından.
film lübnan daki yerel halkın yanı sıra göçmen çeşitlemisini de sergiliyor beraberinde, etiyopyalısından (karakter) 'hamam böceği' ne kadar.
genel olarak zain'in gözünden baktığımız filmde, zain'in suçladığı gibi anne ve babasını da tümüyle yargılamıyor yönetmen. her karakterin kendi içindeki çaresizliği yansıtılmış.
filmin aldığı kötü eleştirilerin sebebi gerçekliğin dozunun çok fazla olmasından kaynaklı olsa gerek. nitekim filmin yalnızca gözyaşı döktüren, duygu sömürüsü yapan bir ucuzluğu yok, tüm duyguları çok derinden hissettiriyor.
izlemenizi tavsiye ederim.
kefernahum yani nahum'un köyü diye geçiyor. başka bir deyime göre ise , atılmış eşyaların yığıldığı çöplük anlamına geliyor. incil’de hastaların isa’dan iyileşmek için mucize yaratmasını istediği kutsal şehrin adı... kefernahum, aslında tanrının lanetlediği sodom kadar cehennemlik bir yer, bir deyim haline gelmiş. filmin geçtiği o kaos ortamını anlatmak için isabetli bir seçim olmuş.
karakterimiz zain yaklaşık 12 yaşında ( yaklaşık diyorum çünkü beyrut' da mülteci oldukları için hiçbir belgesi olmayan, hor görülen bir ailenin çocugu zain ) bir cinayetten tutuklanıyor. açılış sahnesi zain'in " anne ve babama dava açmak istiyorum. beni dünyaya getirdikleri için" demesiyle geçmişe dönerek ilerliyor. zain çok iyi yazılmış bir karakter, onun öfkesi, merhameti, zekası her şeyiyle çok iyi yansıtılmış. zain'in zekasını özellikle yonas'ı beslemek için gösterdiği mücadele sırasındaki pratik çözümlerinden anlıyoruz. bilhassa ilaçları toz haline getirip suyla karıştırarak insanlara "yudumluk" diye satmasından.
film lübnan daki yerel halkın yanı sıra göçmen çeşitlemisini de sergiliyor beraberinde, etiyopyalısından (karakter) 'hamam böceği' ne kadar.
genel olarak zain'in gözünden baktığımız filmde, zain'in suçladığı gibi anne ve babasını da tümüyle yargılamıyor yönetmen. her karakterin kendi içindeki çaresizliği yansıtılmış.
filmin aldığı kötü eleştirilerin sebebi gerçekliğin dozunun çok fazla olmasından kaynaklı olsa gerek. nitekim filmin yalnızca gözyaşı döktüren, duygu sömürüsü yapan bir ucuzluğu yok, tüm duyguları çok derinden hissettiriyor.
izlemenizi tavsiye ederim.
devamını gör...
yoksul kadına abla zengin kadına hanımefendi biçiminde hitap edilmesi
çok kırıcı bir durum olsa gerek..
neden her ikisinede hanımefendi diye hitap etmiyorlar ki, konumları ne olursa olsun ikiside eşitler. *
neden her ikisinede hanımefendi diye hitap etmiyorlar ki, konumları ne olursa olsun ikiside eşitler. *
devamını gör...
do you hear the people sing
'insanların şarkısını duyuyor musun?' veya 'duyuyor musun sesi' şeklinde türkçe'ye çevrilebilen, fransızcası ise 'à la volonté du peuple' olup sefiller müzikallerinden aşina olduğumuz bir özgürlük şarkısıdır.
anne hathaway,hugh jackman ve russel crowe' un başrolünde yer aldığı 2012 yapımı les misérables filminde en etkileyici sahnelerden birinde ve final sahnesinde bu muhteşem şarkıyı duymaktayız. final sahnesinin görkemi hakkında söylenecek pek bir söz yok sanırım, zaten bu müzikalin bir sahnesini diğerlerinden ayırt etmek büyük haksızlık olacaktır.
marşın ingilizce versiyonu şöyledir; (her şey bir yana, 1.35'teki o anlık sahne bile o kadar çok şey anlatıyor ki)
orijinali ise fransızcadır;
anne hathaway,hugh jackman ve russel crowe' un başrolünde yer aldığı 2012 yapımı les misérables filminde en etkileyici sahnelerden birinde ve final sahnesinde bu muhteşem şarkıyı duymaktayız. final sahnesinin görkemi hakkında söylenecek pek bir söz yok sanırım, zaten bu müzikalin bir sahnesini diğerlerinden ayırt etmek büyük haksızlık olacaktır.
marşın ingilizce versiyonu şöyledir; (her şey bir yana, 1.35'teki o anlık sahne bile o kadar çok şey anlatıyor ki)
orijinali ise fransızcadır;
devamını gör...
ucuzayiyenler
t: ilk olarak 1980 yılında yayımlanan bir thomas bernhard eseri. özgün adı die billigesser. yapı kredi yayınları tarafından ilk olarak 2017 yılında yayımlanmış, çeviren ise esen tezel.
yazarın, tek paragraftan oluşan bir başka uzun hikayesi/anlatısı/romanıdır.* kitabın adı, bernhard'ın anlatısını üzerine kurduğu koller'in viyana açık mutfağı'nda (vam) tanıştığı dört kişiyi ucuzayiyenler olarak adlandırmasından gelir.
koller bir parkta, köpek ısırması sonucunda tek bacağını kaybeder. bu kayıp onun aklına fizyonomiye dair bir kitap yazma fikrini sokar. sonra karşılıklı diyaloglar ve düşünceler başlar. 80 sayfa boyunca devam eder. eserdeki koller'in düşüncelerini anlatan kişi muhtemelen yazarın kendisidir.
her bernhard eserinde olduğu gibi burada da ana karakter bernhard'dan izler taşır. zaten kendisi de, yanlış hatırlamıyorsam, bir röportajında, oluşturduğu her başat karakterin düşüncelerinde "kendi zihninin yansımalarının" olduğunu söylemişti. yine her bernhard eseri gibi burada da eğitime, üniversitelere, doktorlara, topluma, aileye... eleştiriler vardır. alıntı ritüelime geçmeden önce, olur da hasbelkader mevzu bahis yazarın eserlerini okumaya karar verirseniz, naçizane tavsiyem bu eserle başlamamanız yönünde olur. çünkü yazarı tanımak için iyi bir başlangıç eseri olduğunu düşünmüyorum. sizi kendine çekemeyebilir, bilmiyorum.
"bildiğim kadarıyla anne babasının evine çok erken yabancılaşmıştı ve başkalarının doğal bir biçimde yaklaşabileceği bir insan değildi, bizzat kendisi hayatı boyunca bütün insan ilişkilerindeki ana engel olmuştu ve bu gerçekten yola çıkarak var oluyordu, aksi onu kaçınılmaz bir biçimde duygusal olarak zayıflatır ve en sonunda ister istemez yok ederdi. kendi deyimiyle bir zihin yolunda yürümeye doğuştan hazırdı ve bunun anlamı, tamamen yalnız yürümekten başka bir şey değildi." *
yazarın, tek paragraftan oluşan bir başka uzun hikayesi/anlatısı/romanıdır.* kitabın adı, bernhard'ın anlatısını üzerine kurduğu koller'in viyana açık mutfağı'nda (vam) tanıştığı dört kişiyi ucuzayiyenler olarak adlandırmasından gelir.
koller bir parkta, köpek ısırması sonucunda tek bacağını kaybeder. bu kayıp onun aklına fizyonomiye dair bir kitap yazma fikrini sokar. sonra karşılıklı diyaloglar ve düşünceler başlar. 80 sayfa boyunca devam eder. eserdeki koller'in düşüncelerini anlatan kişi muhtemelen yazarın kendisidir.
her bernhard eserinde olduğu gibi burada da ana karakter bernhard'dan izler taşır. zaten kendisi de, yanlış hatırlamıyorsam, bir röportajında, oluşturduğu her başat karakterin düşüncelerinde "kendi zihninin yansımalarının" olduğunu söylemişti. yine her bernhard eseri gibi burada da eğitime, üniversitelere, doktorlara, topluma, aileye... eleştiriler vardır. alıntı ritüelime geçmeden önce, olur da hasbelkader mevzu bahis yazarın eserlerini okumaya karar verirseniz, naçizane tavsiyem bu eserle başlamamanız yönünde olur. çünkü yazarı tanımak için iyi bir başlangıç eseri olduğunu düşünmüyorum. sizi kendine çekemeyebilir, bilmiyorum.
"bildiğim kadarıyla anne babasının evine çok erken yabancılaşmıştı ve başkalarının doğal bir biçimde yaklaşabileceği bir insan değildi, bizzat kendisi hayatı boyunca bütün insan ilişkilerindeki ana engel olmuştu ve bu gerçekten yola çıkarak var oluyordu, aksi onu kaçınılmaz bir biçimde duygusal olarak zayıflatır ve en sonunda ister istemez yok ederdi. kendi deyimiyle bir zihin yolunda yürümeye doğuştan hazırdı ve bunun anlamı, tamamen yalnız yürümekten başka bir şey değildi." *
devamını gör...

