ferdan ergut
orta doğu teknik üniversitesi ekonomi bölümünde lisans eğitimi almıştır. boğaziçi üniversitesi tarih bölümünde yüksek lisans eğitimine başlayıp, new york'ta new school for social research 'da tamamlamıştır. doktorasını yine aynı okulda, siyaset bilimi ve tarihsel çalışmalar alanında, state and the social control the police in the late ottoman empire and early republican turkey: 1839-1939 tezi ile tamamlamıştır. bu çalışmasını geliştirip kitaplaştırarak, iletişim yayınlarından modern devlet ve polis ismi ile yayınlaşmıştır. milliyetçilik kavramı üzerine eğitimini, eric hobsbawm'dan alma şansına erişmiştir. ayrıca kısa 20. yüzyıl tarihi, 1914-1991 aşırılıklar çağı kitabına katkıda bulunmuştur. bugün hala odtü'de lisans, master ve doktora öğrencilerine tarih metodolojisi dersi vermektedir. marx, max weber, engels'i anlatmaz yaşatır, troçki hayranıdır, çin devrimini öğrencinin içine işler. ömer lütfi barka'nın ''osmanlı feodal bir toplumdu'' tezi ile haklı olarak dalga geçer. ayrıca feodal toplumu ve akdeniz tarihini fernand braudel'i okutarak öğretir. theda skocpol kitapları üzerinden ''karılaştırmalı devrimi'' sosyolojiye dayanarak anlatır. ingiltere işçi sınıfını edward thompson üzerinden anlatır.
zaman zaman tarih vakfında konuşmalara katılır. ankara'da herhangi bir tarih, sosyoloji veya felsefe seminerinde karşınıza çıkabilir. academia'da makalelerinden bir kısmına ulaşabilir, birikim dergisi arşivinde yazılarını bulabilirsiniz.
zaman zaman tarih vakfında konuşmalara katılır. ankara'da herhangi bir tarih, sosyoloji veya felsefe seminerinde karşınıza çıkabilir. academia'da makalelerinden bir kısmına ulaşabilir, birikim dergisi arşivinde yazılarını bulabilirsiniz.
devamını gör...
palindrom
tersten okunduğunda aynı okunuşu veren simetrik kelime ve yahut cümlelerdir. yakın zamanda tenet filmiyle aşina olduğumuz bir terimdir. bazı örnekleri şunlardır:
--- alıntı ---
adamla çene çalma da.
al azmi, imzala.
ali, tanışın: atila.
al kasada sakla.
altan, attan atla.
al yarısını sırayla.
at, sahibi gibi hasta.
ilaç iç ali.
itti mi, kim itti?
kaba talat’a bak.
kaç lan alçak.
kıza yazık.
lale, gül’ü gel al.
mağara daha dar ağam.
pay ederek iki kerede yap.
rıza, haluk okula hazır.
zamkı çok, o çıkmaz.
--- alıntı ---
--- alıntı ---
adamla çene çalma da.
al azmi, imzala.
ali, tanışın: atila.
al kasada sakla.
altan, attan atla.
al yarısını sırayla.
at, sahibi gibi hasta.
ilaç iç ali.
itti mi, kim itti?
kaba talat’a bak.
kaç lan alçak.
kıza yazık.
lale, gül’ü gel al.
mağara daha dar ağam.
pay ederek iki kerede yap.
rıza, haluk okula hazır.
zamkı çok, o çıkmaz.
--- alıntı ---
devamını gör...
sanatsal imge
imge kelime manası olarak bir şeyi temsil eden, yansıtan anlamına gelmektedir. daha doğrusu hayali bir tasavvurun, gerçekte bulduğu şekil, tasarı anlamını taşır.
bunun sanatsal olması ise; hangi sanat dalına mensup olmasına, hatta bu dalda yansıtması beklenen duygu ve tasarıya göre çeşitlilik kazanır.
örneğin konu resimse, sanatsal imge için, resmin hangi tür olduğuna bakmamız gerekir. şöyle ki nü bir çalışmadan bahsediyorsak, sanatçı hangi imgeyi burada vurgulamıştır yahut vurgulayacaktır?, tasavvuru ön plana çıkar.
keza tiyatroda da aynı gaye güdülmektedir. örneğin korku imgesi bir müzikalde hem müzikle hem de tiyatro oyuncusunun jest ve mimiklerine ek dansıyla izleyiciye aktarılmaya çalışılır.
şiirde şair bunu, betimleme yoluyla gerçekleştirmeye çalışır. sudan bahseyorsa misal s ve ş seslerini daha çok kullanır ki okuyucu da su imgesi yansımasını bulsun. benzetme yoluyla yahut suyu anımsatan ögelerle de bu tasarı okuyucuya aktarılır. ahmet haşim bunu, maharetle yapabilen ender şairlerdendir mesela:
gece
titreyen ellerimle penceremi
açtım âfak-ı leyle karşı... yine
gecenin gölgeden menâzırına
imtizâc eylemiş nücûm-ı bahâr...
sihr-i eb'ad içinde şimdi gümüş
bir sehâb andıran miyâh uyumuş..
kalb-i şeydâ-yı leyl olan rüzgâr
esiyor gölgelerde velvelekâr...
ah o bir aşk-ı bî-tenâhi mi
geceden, tûde-i menâzırdan
yükselen ra’şe-i hümâr ü buhâr?
sanki hulyâ-yi vasla müstağrak
şeb-i bir ıtr-ı hisle doldurarak
dolaşan, titreşen kadınlardı...
sanki bir savt-ı gâib ü mühtez
kalbe bir aşk-ı bî-vefâ yetmez
“seviniz, muttasıl sevin! ” derdi!
bu şiirinde geceyi aktarırken kullandığı, titreyen el, afak-ı leyl, gölge, nücum-u bahar, hülya, ıtri his, bi-vefa gibi kelimelerle sağlar. ve gecenin, karanlığın, ümitsizlikle olan bağını anlatır.
bunu daha anlaşılır bir dille, başka bir şiiriyle ele alacak olursak:
bir yaz gecesi hatırası
işveyle, fısıltıyla, gülüşle
olmuş sebi sevda yine bihap
oklar gibi saplanmada kalbe
düştükçe semadan yere mehtap...
buseyle kilitlenmiş ağızlar
gözler neler eyler neler israp! ...
uçmakta bu ateşli havada
vuslat demi bir kuş gibi bitap...
burada da şair, şiire adını veren bir yaz gecesi hatırasını, sevgilinin işvesi, cilvesi, fısıltı ve gülüşü, vuslat, ateşli hava ve uçmak kavramlarıyla aktarır.
her ne kadar sinema 7. sanat adıyla anılsa da, burada da bir sanat gayesi güdülmektedir. izleyiciye, yönetmen senarist ve hikaye oluşturucusunun üçleminde, oyuncu ve dış mekan vasıtasıyla belli bir imge aktarılmaya çalışılır. burada güdülen gaye, elbetteki yine sanatsal imgedir.
sinema konusunda yetkiliğini kanıtlamış andrey tarkovski bu konuda şöyle söyler:
"sanatsal imge gibi bir kavramı açık, kolay anlaşılır biçimde sunabilmek altından kolay kalkılacak bir iş değil kuşkusuz. böyle bir şey mümkün olmadığı gibi gerekli de değildir. burada belki yalnızca şu söylenebilir: imge sonsuza ulaşmaya çalışır ve mutlak'a doğru gider. hatta imgenin düşüncesi diye adlandırabileceğimiz şeyi de, çok boyutluluğu ve çok anlamlılığı içinde sözcüklerle anlatabilmek ilkesel bakımdan imkansızdır. bunu pratikte sanat yapar." mühürlenmiş zaman
kısaca belirtmeliyiz ki sanatsal imge düzleminde sanatçı, dış dünyadan edindiği imgeyi, sanatıyla aktarmaya, yansıtmaya çalışır.
bunun sanatsal olması ise; hangi sanat dalına mensup olmasına, hatta bu dalda yansıtması beklenen duygu ve tasarıya göre çeşitlilik kazanır.
örneğin konu resimse, sanatsal imge için, resmin hangi tür olduğuna bakmamız gerekir. şöyle ki nü bir çalışmadan bahsediyorsak, sanatçı hangi imgeyi burada vurgulamıştır yahut vurgulayacaktır?, tasavvuru ön plana çıkar.
keza tiyatroda da aynı gaye güdülmektedir. örneğin korku imgesi bir müzikalde hem müzikle hem de tiyatro oyuncusunun jest ve mimiklerine ek dansıyla izleyiciye aktarılmaya çalışılır.
şiirde şair bunu, betimleme yoluyla gerçekleştirmeye çalışır. sudan bahseyorsa misal s ve ş seslerini daha çok kullanır ki okuyucu da su imgesi yansımasını bulsun. benzetme yoluyla yahut suyu anımsatan ögelerle de bu tasarı okuyucuya aktarılır. ahmet haşim bunu, maharetle yapabilen ender şairlerdendir mesela:
gece
titreyen ellerimle penceremi
açtım âfak-ı leyle karşı... yine
gecenin gölgeden menâzırına
imtizâc eylemiş nücûm-ı bahâr...
sihr-i eb'ad içinde şimdi gümüş
bir sehâb andıran miyâh uyumuş..
kalb-i şeydâ-yı leyl olan rüzgâr
esiyor gölgelerde velvelekâr...
ah o bir aşk-ı bî-tenâhi mi
geceden, tûde-i menâzırdan
yükselen ra’şe-i hümâr ü buhâr?
sanki hulyâ-yi vasla müstağrak
şeb-i bir ıtr-ı hisle doldurarak
dolaşan, titreşen kadınlardı...
sanki bir savt-ı gâib ü mühtez
kalbe bir aşk-ı bî-vefâ yetmez
“seviniz, muttasıl sevin! ” derdi!
bu şiirinde geceyi aktarırken kullandığı, titreyen el, afak-ı leyl, gölge, nücum-u bahar, hülya, ıtri his, bi-vefa gibi kelimelerle sağlar. ve gecenin, karanlığın, ümitsizlikle olan bağını anlatır.
bunu daha anlaşılır bir dille, başka bir şiiriyle ele alacak olursak:
bir yaz gecesi hatırası
işveyle, fısıltıyla, gülüşle
olmuş sebi sevda yine bihap
oklar gibi saplanmada kalbe
düştükçe semadan yere mehtap...
buseyle kilitlenmiş ağızlar
gözler neler eyler neler israp! ...
uçmakta bu ateşli havada
vuslat demi bir kuş gibi bitap...
burada da şair, şiire adını veren bir yaz gecesi hatırasını, sevgilinin işvesi, cilvesi, fısıltı ve gülüşü, vuslat, ateşli hava ve uçmak kavramlarıyla aktarır.
her ne kadar sinema 7. sanat adıyla anılsa da, burada da bir sanat gayesi güdülmektedir. izleyiciye, yönetmen senarist ve hikaye oluşturucusunun üçleminde, oyuncu ve dış mekan vasıtasıyla belli bir imge aktarılmaya çalışılır. burada güdülen gaye, elbetteki yine sanatsal imgedir.
sinema konusunda yetkiliğini kanıtlamış andrey tarkovski bu konuda şöyle söyler:
"sanatsal imge gibi bir kavramı açık, kolay anlaşılır biçimde sunabilmek altından kolay kalkılacak bir iş değil kuşkusuz. böyle bir şey mümkün olmadığı gibi gerekli de değildir. burada belki yalnızca şu söylenebilir: imge sonsuza ulaşmaya çalışır ve mutlak'a doğru gider. hatta imgenin düşüncesi diye adlandırabileceğimiz şeyi de, çok boyutluluğu ve çok anlamlılığı içinde sözcüklerle anlatabilmek ilkesel bakımdan imkansızdır. bunu pratikte sanat yapar." mühürlenmiş zaman
kısaca belirtmeliyiz ki sanatsal imge düzleminde sanatçı, dış dünyadan edindiği imgeyi, sanatıyla aktarmaya, yansıtmaya çalışır.
devamını gör...
normal sözlük iş ağı
bana da faydalı olmasını umduğum ağ.
4-5 yıllık senaryo (animasyon) ve metin yazarlığı geçmişine sahibim. iş arıyorum.
bunun yanında ps-ae-pr kullanabiliyorum.
edit : adettendir c1-c2 arası ingilizce'ye sahibim. beginner seviyede hintçe var. bu kadar.
4-5 yıllık senaryo (animasyon) ve metin yazarlığı geçmişine sahibim. iş arıyorum.
bunun yanında ps-ae-pr kullanabiliyorum.
edit : adettendir c1-c2 arası ingilizce'ye sahibim. beginner seviyede hintçe var. bu kadar.
devamını gör...
ölmek
o kadar yavaş ölüyoruz ki, yaşadığımızı sanıyoruz.
devamını gör...
tanımlarını okuyarak bir yazara aşık olmak
bence bu yazara değil beynine, düşünce yapısına aşık olmaktir. daha doğrusu aşık olmak değil de hayranlık duymaktır.
devamını gör...
gönül
eraa adlı yazarın beyanına ilavedir: gönül sözcüğünün "gön" sözcüğünden türetildiği de söylenir. nitekim gön, deri demektir. -ül, -ul, -öl sesini de ek olarak değil, sözcük olarak ele aldığımızda türk mitolojisinde "su" anlamında, divanu lugati’t-türk’te ise "her türlü duvarın temeli" anlamında kullanıldığını görürüz. su, hayatı ve canlılığı; temel ise sağlamlığı ve ayakta durmayı çağrıştırır. tüm bunları bir arada düşündüğümüzde gön-ül sözcüğünün "derinin içi", "derinin içindeki", "deriyi ayakta tutan" anlamlarına geldiğini de söyleyebiliriz. (bkz: ruh) konuyu daha iyi kavramamız için süleyman çobanoğlu'nun gön adlı şiirini buraya bırakıyorum:
"lügat der -- der ki lügat
gönül gelirmiş gönden
ki üstünde kesikler
gelip geçen her günden
tortop dürülmüş, kanlı
hayvan ölünce kalan
neydi giden şey peki
içinden uçurulan
sıkı katla ve kınnap
hiç kimseler bakmasın
kabahatler, sakatat
amanın tuz, kokmasın
yetim ağlar, şairler
yere bakar düşünür
gön işte, ört sırtına
kış ziyâde, üşünür."
"lügat der -- der ki lügat
gönül gelirmiş gönden
ki üstünde kesikler
gelip geçen her günden
tortop dürülmüş, kanlı
hayvan ölünce kalan
neydi giden şey peki
içinden uçurulan
sıkı katla ve kınnap
hiç kimseler bakmasın
kabahatler, sakatat
amanın tuz, kokmasın
yetim ağlar, şairler
yere bakar düşünür
gön işte, ört sırtına
kış ziyâde, üşünür."
devamını gör...
uykuluk
sütten kesilmemiş kuzu ve danadan elde edilen bir sakatat türüdür. bu ciğer, böbrek, dalak gibi organ değil salgı bezidir. şiş, ızgara ve tavada pişirilir.
devamını gör...
dünya kupası
1954 dünya kupası, dünya kupaları tarihinin en enteresan turnuvalarından birisi olmuştur. bizimde bu enteresanlığın içerisinde yer almamız taktire şayan elbette. öyle güzel bir gruba düşmüşüz ki, yeme de yanında yat. tabi biz hem yemişiz hem de yan gelip yatmışız. önce almanlardan temiz 4 tane yemiş, onun acısını korelilerden çıkarıp adamlara 7 tane sallamışız . o esnada bize 4 atan almanlar macarlara 8-3 yenilmiş ve biz yine bahtsız bedevi gibi almanların karşısına çıkıp 7-2 yenilip evimizin yolunu tutmuşuz. tabi işin enteresan kısmı buradan sonra başlıyor. o dönemlerde macarlar yenilmez armada. geleni geçeni deviriyorlar. 1950-1954 arası adamlar namağlup! zaten bu yüzden de altın takım olarak nitelendiriliyorlar. milli takımlar klasmanında 1. sırada yer aldıkları bu dönem içerisinde topladıkları puan halen kırılamamış bir rekor olarak göze çarpıyor. peleli brezilya bir nebze bu rekora yaklaşmış ama o kadar. varın gerisini siz düşünün. neyse efendim hal böyle olunca bu kupanın doğal favorisi de macarlar oluyor. almanları da ilk maçtan 8'lik yaptıkları için herkes kupayı macarlara verelim evimize gidelim havasında.
ama bu alman milleti inat. 8 tane yemişler ama pes etmemişler. finale kadar çıkmışlar. finalde karşılarında kim var? macaristan. hem de almanlar kadar zayıf takımlarla oynamamışlar. uruguay'ı ve ingiltereyi pataklayıp eve göndermişler. almanların dişe dokunur tek galibiyeti yugoslavya galibiyeti. maç bu havada başlıyor. hoop dakika 8 macarlar maçı 2-0 yapıyor. malumun ilanı. herkes altın takımın kupayı alacağını düşünürken 18. dakika da almanlar skoru 2-2 ye getiriyor. ondan sonra da 86. dakikaya kadar macar ataklarını savuşturmaktan imanları gevriyor. işte o anda futbol tanrıları yeryüzüne iniyor ve helmut rahn'ın ayağına zeus şimşeğini göndererek, bazukayı çıkarmasını sağlıyor ve 3-2! böylece 4 yıldır yenilmeyen macar takımı dünya kupasını alamadan evine dönüyor. cidden dramatik. 8 attığın takıma final kaybedip, tarihin en kuvvetli kadrosu ile dünya kupası kazanamıyorsun. almanların bu zaferi bern mucizesi olarak adlandırılır. aynı zamanda dünya kupaları tarihinde en çok gol yiyerek şampiyon olan takımda bu takımdır. alman takımı tamı tamına 14 gol yemesine rağmen şampiyon olmuştur. diğer şampiyonlar arasında en çok golü yiyen takım sadece 7 gol yemiştir. işte futbol bu yüzden güzel. bu sürprizler sayesinde keyifli hale geliyor.
peki mevzunun bizle ilgili kısmı bitti mi? hayır! almanlar tarafından macar salamı yapılan macarlar yine de yıkılmıyorlar. bu sefer iki senelik bir namağlup seri yakalıyorlar. peki bilin bakalım bu seriyi kim bozuyor? şaka gibi ama türkiye. işte böyle de dengesiz milletiz.
ama bu alman milleti inat. 8 tane yemişler ama pes etmemişler. finale kadar çıkmışlar. finalde karşılarında kim var? macaristan. hem de almanlar kadar zayıf takımlarla oynamamışlar. uruguay'ı ve ingiltereyi pataklayıp eve göndermişler. almanların dişe dokunur tek galibiyeti yugoslavya galibiyeti. maç bu havada başlıyor. hoop dakika 8 macarlar maçı 2-0 yapıyor. malumun ilanı. herkes altın takımın kupayı alacağını düşünürken 18. dakika da almanlar skoru 2-2 ye getiriyor. ondan sonra da 86. dakikaya kadar macar ataklarını savuşturmaktan imanları gevriyor. işte o anda futbol tanrıları yeryüzüne iniyor ve helmut rahn'ın ayağına zeus şimşeğini göndererek, bazukayı çıkarmasını sağlıyor ve 3-2! böylece 4 yıldır yenilmeyen macar takımı dünya kupasını alamadan evine dönüyor. cidden dramatik. 8 attığın takıma final kaybedip, tarihin en kuvvetli kadrosu ile dünya kupası kazanamıyorsun. almanların bu zaferi bern mucizesi olarak adlandırılır. aynı zamanda dünya kupaları tarihinde en çok gol yiyerek şampiyon olan takımda bu takımdır. alman takımı tamı tamına 14 gol yemesine rağmen şampiyon olmuştur. diğer şampiyonlar arasında en çok golü yiyen takım sadece 7 gol yemiştir. işte futbol bu yüzden güzel. bu sürprizler sayesinde keyifli hale geliyor.
peki mevzunun bizle ilgili kısmı bitti mi? hayır! almanlar tarafından macar salamı yapılan macarlar yine de yıkılmıyorlar. bu sefer iki senelik bir namağlup seri yakalıyorlar. peki bilin bakalım bu seriyi kim bozuyor? şaka gibi ama türkiye. işte böyle de dengesiz milletiz.
devamını gör...
normal sözlük'teki erkeklerin sapık olması
arkadaşlar sürekli rahatsız olduk falan yazıyorsunuz adımı çıkaracaksınız.
lütfen dikkat edelim kelimeleri seçerkene.
lütfen dikkat edelim kelimeleri seçerkene.
devamını gör...
leyla ile mecnun replikleri
mecnun: 3 ay ömrüm kalmış leyla 3 ay .o da 2,5’dan 3 sağolsun doktorlar
devamını gör...
normal sözlük'te her zaman 300 küsür online olması
kabataslak yaptığım hesaba göre 300 kişi online ise 80'e yakin kişi ismini vermek istemeyen yazarımız var ise, sözlüğün kapısından içeri 12. fake hesabını açmak için uygun anı kollayan d.gukan var ise içler dışlar çarpımı, den den, soru işareti onlar birbirini götürürse bu durumda ben yoldaş'ın botuyum.
ben ucuza gitmişim kafadorlar. gözünüz yükseklerde olsun biraz. ne bileyim iko olur,en kötü pavlov olsun hedefiniz.
çok riskli hesaplar bunlar.
ben ucuza gitmişim kafadorlar. gözünüz yükseklerde olsun biraz. ne bileyim iko olur,en kötü pavlov olsun hedefiniz.
çok riskli hesaplar bunlar.
devamını gör...
elde sprey boya olsa duvara yazılacak şey
ne halin varsa gör.
devamını gör...
engel
rammstein'in en sağlam şarkılarından biridir. almanca melek (angel) anlamına gelmektedir ayrıca.
devamını gör...
16 gb depolamalı telefon
allah belanı versin dedirtir.her şeyi sildim kendinde olan uygulamaları bile sildim daha ne istersin ?
beni telefon katili yapma bak . seni aldığım güne lanet olsun. alıp böyle bir hataya düşmeyin diye açılmış başlıktır . ıleriki günlerde sözlüğe girmezsem google 'ı silmişimdir . onu da nasıl yapacam bilmiyorum .
beni telefon katili yapma bak . seni aldığım güne lanet olsun. alıp böyle bir hataya düşmeyin diye açılmış başlıktır . ıleriki günlerde sözlüğe girmezsem google 'ı silmişimdir . onu da nasıl yapacam bilmiyorum .
devamını gör...
1 kasım 2021 biraya zam gelmesi
türkiye tekel bayiler platformu başkanı özgür aybaş, bugünden itibaren geçerli olmak üzere biraya zam geldiğini açıkladı.

zam gelen markaların türkiye'de satılan en ucuz 33'lük birası 15 tl, en pahalı 33'lük birası 31 lira olacak. söz konusu markaların en ucuz 50'lik birası ise 17 tl'den satılacak.
buradan
devamını gör...
şeker ve kanser arasındaki ilişki
5 yıldır savaşıyorum bu hastalıkla.
sayısını burada vermeye gerek duymadığım kadar operasyon geçirdim, kemoterapi seanslarım hala devam ediyor .
doktorumun bu konuyla ilgili söylediği şuydu daha işin başındayken.
şerbetli tatlı yok, mutlaka tatlı yiyeceksen sütlü tatlı ye.
geçen 5 yılda, uydum mu buna ,
uymadım tabii ki , her türlü tatlıyı yedim ve yiyorum .
ancak mümkün olduğunca az olmasına dikkat ediyorum .
onu yeme , bunu içme tarzı yaklaşımlar, özellikle bu hastalıkla mücadele edenler üzerinde varolan baskıyı daha da arttırıyor, kendimden biliyorum bunu .
evet, şekerin tıbben sorunlu bir ürün olduğu doğru ancak bundan kaçmak da bir o kadar zor .çünkü salt şeker olarak bakmamak gerek konuya , yediğin bir çok gıda vücutta şekere dönüşerek varlığını sürdürüyor zaten .
öyleyse bu konuda fazla kasmak, gereksiz bir gerginlik yaratır hepsi o.
buna fırsat vermemek için, o anı, o mutluluğu beynine yasatmalısın,
ama tekrarlıyorum, ölçüyü kaçırmamak kaydıyla...
bu arada bu hastalıkla mücadele etmenin en temel yolu , düzenli kontrollere girmekte yatıyor.
yani testiyi kırmadan ne yapacaksan yap, zira sonrası çok hem de çok zor yürüyor...
sayısını burada vermeye gerek duymadığım kadar operasyon geçirdim, kemoterapi seanslarım hala devam ediyor .
doktorumun bu konuyla ilgili söylediği şuydu daha işin başındayken.
şerbetli tatlı yok, mutlaka tatlı yiyeceksen sütlü tatlı ye.
geçen 5 yılda, uydum mu buna ,
uymadım tabii ki , her türlü tatlıyı yedim ve yiyorum .
ancak mümkün olduğunca az olmasına dikkat ediyorum .
onu yeme , bunu içme tarzı yaklaşımlar, özellikle bu hastalıkla mücadele edenler üzerinde varolan baskıyı daha da arttırıyor, kendimden biliyorum bunu .
evet, şekerin tıbben sorunlu bir ürün olduğu doğru ancak bundan kaçmak da bir o kadar zor .çünkü salt şeker olarak bakmamak gerek konuya , yediğin bir çok gıda vücutta şekere dönüşerek varlığını sürdürüyor zaten .
öyleyse bu konuda fazla kasmak, gereksiz bir gerginlik yaratır hepsi o.
buna fırsat vermemek için, o anı, o mutluluğu beynine yasatmalısın,
ama tekrarlıyorum, ölçüyü kaçırmamak kaydıyla...
bu arada bu hastalıkla mücadele etmenin en temel yolu , düzenli kontrollere girmekte yatıyor.
yani testiyi kırmadan ne yapacaksan yap, zira sonrası çok hem de çok zor yürüyor...
devamını gör...
simo hayha
bir savaşta onaylanmış en yüksek sayıda düşman askeri öldürme rekoruna sahip olan fin askerdir.
devamını gör...

