ilk karşılaşmamda sözlükten silinmiş olma ihtimalimi düşünüp ufak çaplı bir kalp krizi geçirmeme sebep olan uyarı. silinmiş bir tanıma girmeye çalışıldığında veya taslağınızı yayınlarken karşınıza çıkabiliyor. birde kırık ekran görüntüsüyle gösterilmesi insanın daha da hoşuna gidiyor. çok iyi düşünülmüş. artık her gördüğümde gülümsemeden edemiyorum.
devamını gör...

aynen. çünkü hobi olarak karton topluyor çöpte. hangimiz yapmıyoruz ki mesela kanun koyucularımız günde 3 saat karton toplamasa rahatlayamıyorum. keyif için yasağı delmiş adam çok ayıp.
devamını gör...

süresiz kullanım alınabilen bir kod. acil bir durum nedeniyle hastaneye gelmiştim, tabi ki de telefonun şarjı bitti hastanenin kapısında. sevemediğim teknolojinin bana ettiği bu olur genelde. mağara dönemi usülü, kağıda yazıp cüzdanımın bir köşesine koydum kodumu. bir de ezberledim. tc kimlik numarasından sonra bunu da ezberledim.
devamını gör...

bi kere bi paylaşımda sol işaret parmağında yara olanların önceki hayatındaki sevgililerinin hala onları aradığını yazıyordu (ne kadar doğru hiçbir fikrim yok) o günden beri ordaki yara izim çok değerli geliyo gözüme.
devamını gör...

symphony no. 102; the miracle symphony, mucize senfoni olarak bilinen bir franz joseph haydn eseridir. londra'da yazılmış bu eser; sahnelendiği ilk gün -morning chronicle'nin 3 şubat 1975 tarihli sayısında bahsedildiği üzere- salondaki avizenin düşmesiyle tarihe geçer. haydn'ı görmek veya alkışlamak için seyircilerin sahneye yaklaşması sonucu salonun ortasında bir boşluk oluşmuştur ve avize buraya düşmüştür. çoğu seyircinin hayatını kurtaran bu eser, senfoni, bu sebeple mucize senfonisi olarak anılmaktadır.

uzun yıllar mucize senfoninin 1791 tarihli symphony no. 96 olduğu düşünülmüştür. fakat olay 2 şubat 1795'te her majesty's theatre'da gerçekleşmiştir.

haydn'ın biyografi yazarının söylediklerine göre haydn orkestrayı klavyeden yönetiyordu ve haydn'ı yakından görmek isteyen seyirciler önlere doğru hareket etmişti. zeminin boş kalan olan ortasına, salonun avizesi düştü ve parçalara ayrıldı. ilk korku anı sona erdiği zaman şans eseri hayatta kaldığını düşünen seyirciler bunları ifade edecek kelime bulamıyordu. kalabalığın içinden ''mucize! mucize!'' sesleri yükselmeye başladı. durumdan etkilenen sanatçı, kendisi insanların hayatlarını kurtarmaya vesile olduğu için tanrıya teşekkür etti. başta 96 numaraları senfoniye atfedilmiş bu lakabın aslında 102 numaralı senfoniye ait olduğu keşfedilmiştir.
devamını gör...

kayseri'nin en kallavi yemeği. yuvarlak bazlamalar açılır ve bir sacda pişirilir.
onlar yapılırken bir yandan da yağlamanın kıymalı, biberli, salçalı ve hafif sulu özel harcı hazırlanır. ikisi de piştikten sonra bir tepsiye bir bazlama konur, üzerine harç dökülür, üzerine bazlama, üzerine harç koyacak şeklinde en az 8-10 kat hazırlanır. kat kat olan bu pastamsı yapı üzerinden bıçakla geçilerek dörde bölünür ve tabaklara servis edilir. tabaktaki kat kat olan çeyrek dairelerin uç kısmına gelecek şekilde sarımsaklı yoğurt dökülür ve o katlar sırayla tek tek alınır, rulo yapılır ve o yoğurda bandırılıp yenilir. yarabbi bir yemek bu kadar mı güzel olur. afiyet olsun.
devamını gör...



"ıch bin wieder ich, ich bin, ich bin wieder ich
lächeln auf den lippen, ich bin endlich wieder ich."

[ben yine ben, ben, ben yine ben
gülümsüyor, sonunda yeniden ben oldum. ]
devamını gör...

arkadaş haklı. ben bizzat yaşadım bu dönüşümü. 9-10 yaşından beri metal müzikle içli dışlıyım. 13-14 yaşlarıma geldiğimde yavaştan kabuğum çıkmaya başladı. reşit olduğum dönemde ise kabuk oluşumu tamamlanmış ve dört ayaklı bir hale bürünmüştüm. metal müzik dinlemeye devam ettiğim süreçteyse diğer ayrıntıların yerli yerine oturduğunu gördüm ve 25 yaşında tam olarak tosbağaya dönüştüm. zaten ondan sonra yapacak bir şey kalmamıştı. halen dinlemeye devam ediyoruz. kafa sallarken marul yemek en büyük hobim. bu zihin açıcı tespit için arkadaşımıza teşekkür ederiz.
devamını gör...

(bkz: madde bağımlılığı)'na ait bir terimdir.
madde kullanımı ve sonrasında 48 saat madde almamakla baş gösteren fiziksel ve psikolojik durum.
semptomlar şu şekildedir:
el titremesi, bulantı, uykusuzluk, hiperaktivite.
ishal, ateş, kas sızıları.
psikomotor ve duygudurum ajitasyonu.
çabuk sinirlenme ve saldırganlık.
devamını gör...

bu bayramı farklı kutlayalım..
küsler falan barışmasın.aslında anlaşamadığınız, nezaketen görüştüğünüz insanlarla ilişkinizi net bir şekilde kesin. hayatınızı yalınlaştırın, sahteliklerden arının, canınızı sıkana "uzaklaş" deyin..
yürümeyen, kangren olmuş, samimiyetsizlik akan münasebetleri kesin.
keyifli, huzurlu, mutlu bir bayram olsun.
devamını gör...

bir cesar aira romanıdır.

dondurma benim için dünyanın en anlamsız tatlısıdır. tatlı sayılır mı bilmem. ama ben ona tatlı diyeceğim. elbette pırasa kadar nefretlik bir yiyecek değildir ama olmasa aramam. dondurma benim içim görmezden gelinmesi çok kolay olan, hiçbir zaman aklıma düşmeyen, canımın çekmeyeceği bir şeydir.

hiç rahibe görmedim ben hayatım boyunca. eksikliğini de hissetmedim. din görevlileri ya da din gönüllüleri ile aram hiç iyi olmadı zaten. gerçek ya da sahte, bu kadar inançlı olmak bana fazla geliyor belki de. biliyorum, aranızdan birileri sırat köprüsünden geçmek için beklerken bana bu söylediklerimi hatırlatmak için tetikte bekliyor olacak. olsun. kıldan ince bir köprüden geçecek dengeye sahip olmadığım için cehenneme gideceksem bunu kabullenmek boynumun borcu. sırat karşısında boynum kıldan ince.

hiç rahibe olmadım ben. zaten bildiğim kadarıyla erkekler rahibe olamıyor. bir e harfi fazla geliyor bana ve hemcinslerime. georges perec gülümsemesi atıyorum şu an bu satırları yazarken size. kucağımda okşadığım bir kedi yok. hiç de olmadı aslında. kedilerle birbirimizin özel alanlarına müdahale etmeme anlaşması yaptık.

peki ben dondurmadan rahibeye nasıl geldim? saçma değil mi? bence öyle, en azından bu kitabı okuyana kadar öyleydi. siz de okuyun ve noktaları birleştirerek bir tavşan yapıp o tavşanı takip edin. zaten çok geç kaldık.
devamını gör...

katlanılması zor yıkıcı duygu. bir de hayaller kombine yıkıldıysa hangi hayalin ardından üzüleceğini bilemiyorsun.

acıtıyor. bildiğin acıtıyor.
devamını gör...

edward robert hughes -yaz ortası arifesi ( 1851–1914 )
kullanıcı tarafından yüklenmiş görsel
devamını gör...

geçici süreyle olmasa olunur da, süreli olunca değmez gibi geliyor bana. 5000 puan verip 1 aylığına değmez bence. bir de soyulmuş hıyar rengi olunca ister istemez soğuyorsun.*
devamını gör...

aynada baktığım yüz neden fotoğrafta çıkmıyor? kendime çok sinir oluyorum bu yüzden. makyaj yapıyorum mesela, aynaya bakıyorum çiçek gibi olmuşum ama bir saat sonra falan fotoğraf çekince alakası olmuyor. gerçekten bu durum beni aşırı geriyor.. sekiz yüz tane poz veriyorum ama yok yine de olmuyor. kötünün iyisini paylaşıyorum bende el mahkum.. bak yarın yine aynısını yaşayacağım. sinir geldi. neyse ben sadece aynaya bakınca kendimi görüyorum zaten. gözüm bozuk belki de ondan aynaya bakınca güzelimsi görüyorum kendimi.. aman neyse bana bakanlar düşünsün onu.
devamını gör...

iki kere kanseri yendim. birincisi tedavi ile ikincisinde nakil oldum.
devamını gör...

bir tâbiî. tâbiî, hz. muhammed'i görmeyip de sahabeleri görmüş olan kişi demektir. benî isrâil rivayetleriyle tanınır. kab, hz. muhammed'i görmemiş olmasına rağmen rivayete göre yaşça hz. muhammed'den büyüktür. yani rivayete göre yaklaşık miladi 551 yılında doğmuştur. rivayete göre 104 yaşında ölmüştür. fakat ne kadar güvenilir olduğu konusu tartışılmıştır. mesela ibn mesud, kâ'b'ın rivayetlerindeki gerçek dışı hususlardan söz ederek onu eleştirmiştir. fakat nevevî, kâ'b'ın geniş bilgi ve sika(güvenilir) kişiliği üzerinde ittifak bulunduğunu söylemiştir. kâ'b'ın, isrâiliyat'a dair rivayetleri bulunmaktadır. yine de bazı çağdaş ilahiyatçılar kendisini eleştirmişlerdir. kâ'b, ehl-i kitap ravilerinin en güvenilir olanı kabul edilmiştir.

şu sitede kâ'b, hadis uydurmakla suçlanmıştır.

sitenin yazdıklarından neyin doğru neyin yanlış olduğuna bakalım,

1. israiloğullarından hadis naklinde bulunun, bunda zarar yoktur hadisini abdullah bin amr'ın naklettiği söylenir. tirmizi, ebu davud ve buhari'de bu hadis geçer. abdullah bin amr, kâ'b el-ahbâr'ın talebelerindendir.

sitede bu hadisten bahsedilerek, hadisi yanlış yazarak, sanki hz. muhammed, israiloğullarında ne varsa hepsi haktır gibi bir şey buyurmuş havası vermeye çalışmışlardır. hadis şöyledir:

benim tarafımdan (tebliğ edilen kur'an'dan) bir ayet olsun halka ulaştırınız. israiloğullarından da (ibretli kıssalar) haber verebilirsiniz. zira bunda bir sakınca yoktur. her kim (benim söylemediğim bir şeyi söyledi diye) bile-bile bana yalan isnâd ederse, o da cehennemdeki yerine yerleşmeye hazırlansın.

buna rağmen isrâiliyatı nakletmeyi yasaklayan rivayetler de bulunur. tevrat ve incil tamamen tahrif edilmemiştir, bunlar arasında kur'an ve sünnete uygun olanlar hak kabul edilir, işte hadisteki isrâiliyatın bu tip bir isrâiliyat olduğu söylenir. fakat kur'an ve sünnete uymayanlar ise batıl olarak kabul edilmiştir, ve isrâiliyattan nakletmeyi yasaklayan rivayetlerde kastedilenin de, batıl olan olduğu söylenmiştir.

2. hz. ömer'in, kâ'b'ı sürgün etmekle tehdit etmesi meselesi.

ilk önce zaten rivayete göre, hz. ömer, kâ'b'ın verdiği bilgilere ilgi göstermiş, kendisinden öğüt istemiş ve tavsiyelerine uymuştur. sürgün meselesi ise şöyledir: kaynaklara göre hz. ömer, kâ'b'a, bazı şeyleri nakletmekten vazgeçmediği takdirde kendisini medine'den süreceğini söylemiştir. dolayısıyla burda zaten kâ'b sen güvenilmezsin, hiçbir şeyi nakletme, söyleme yoksa seni sürgün ederim gibi bir durum yok.

3. kâ'b'ın, hz. ömer'in şehid edilmesinde parmağı vardır. (kaynak olarak mahmud ebu reyye)

mahmud ebu reyye, mısırlı bir yazar olup 1889 doğumludur ve 1970 yılında ölmüştür. hayatı hakkında fazla bilgi yoktur. hadis ve sünnete karşı şüpheci fikirleri vardır, sahâbe, özellikle de hz. ebu hureyre hakkındaki ithamlarına karşı reddiyeler yazılmıştır ve mahmud ebu reyye de bu sebeple ünlenmiştir. hatta iddiaları sebebiyle onunla görüşmek, kaynaklarını birlikte değerlendirmek isteyen ilim adamlarıyla bir araya gelmekten çoğunlukla kaçınmış biridir.

mahmud ebu reyye, kendisinin imam şafiî ve ebu hanîfe'den daha âlim olduğunu iddia ederek, dört mezhepten hiçbirine mensup olmamıştır.(bunu şiî müellif seyyid murtaza er-razavi) belirtmiştir, yine seyyid murtaza er-razavi'nin belirttiğine göre, mahmud ebu reyye, hz. aişe aleyhinde yazılan kitaba önsöz yazmıştır.

dolayısıyla böylesi uçuk kaçık, kendini üstün gören bir adamın bilgilerine itibar edecek değiliz.

işin en komik tarafı, bu iddiaları paylaşan ilgili site, sırf kâ'b'a güvenmiyor diye, onu katillikle suçlamaya çalışmış. bakın hadis inkârı aşkına. bu sebepten birini katil ilan etmekten bile çekinmiyorlar.

4. aynen siteden alıntılıyorum:


bir adam kab ile karşılaştı. kendisine selam vererek dua etti. kab ona “kimlerdensin?” diye sordu. adam “şamlılardanım” diye cevap verdi. o zaman kab şöyle dedi “belki de sen, şamlıların arasından çıkacak ve hesap ile azaba uğratılmayacak yetmiş bin askerden birisin.” ibni asakir, tarih-1


bu konuda şunu söylemek lazım geliyor, kâ'b bunu kimden duyduğunu söylememiş ki. yani bu sözünü peygamber'e isnat etmemiş ki. zira üstteki alıntıyı okuduğumuzda böyle bir şey göremiyoruz.

5.

kab dedi ki: “allah yeryüzüne baktı ve şöyle dedi; ‘senin bir bölümüne dokunacağım.’ dağlar, o’na koşuştu. kaya aşındı. allah bu yüzden onlara teşekkür edip ayağını üzerlerine koydu.” mahmud ebu reyye, muhammedi sünnetin aydınlatılması


buna benzer bir rivayet şu şekildedir: kürsî, allah'ın iki ayağını koyduğu yerdir. fakat bu rivayet sahih değildir. ki üstteki alıntı ne kadar sahih onu da bilmiyorum, ki sahih olsa bile bu cismaniyet ispatı değildir. bu durum üstteki alıntıda geçen rivayetin müteşabihatını gösterir.

6.

hesap için diriltilme ve hesap, beytul makdis’ten olacaktır. beytül makdis’te gömülü olan azaba uğratılmayacaktır. mahmud ebu reyye, muhammedi sünnetin aydınlatılması


mahşer yerinin kudüs olduğu kâ'b uydurması değildir. zaten bu konuda çeşitli kaynaklar ve görüşler vardır. fakat bu konuda hz. muhammed'e isnat edilen bir hadisin olup-olmadığını bilmiyorum.

sonsöz:

mahmud ebu reyye, kitabında yer verdiği 5 ve 6-cı alıntıda geçen rivayetlerin kaynağını ne hikmetse vermemektedir. ki bahsi geçen bu rivayetlerin ne kadar sahih olduğu konusunda bir bilgim bulunmamaktadır. zaten hz. ömer'in, kâ'b'ın bazı şeyleri nakletmesini istemediğini söyledik. ki kâ'b'ın bazı isrâiliyat alışkanlıklarını terk edemediğini de biliyoruz. dolayısıyla kâ'b bu rivayetleri isrâiliyattan almış da olabilir, zaten bunlar kütüb-i sitte'de muhtemelen geçmemektedir, fakat kâ'b, isrâiliyat'tan bazı şeyleri aldığı için art niyetlilikle suçlamanın da bir anlamı yoktur.
devamını gör...

bizde portakalcıyız o yüzden bassınlar sorun yoktur dediğim başlık.

ocu bucu şucu banane yahu kurallara uyup takılsın herkes.
devamını gör...

bu yargı aslında çoğu erkekte yanlış anlaşılıyor. kadınlar kendine özgüveni olan, tek başına karar verebilen, cesaretli biri istiyor yanında. bu özelliklere efendi bir erkek de sahip olabilir. ama efendilikten anlaşılan sünepelik, kendi başına karar verememe, özgüvensizlik filansa kimse kusura bakmasın ben yanımda böyle bir kadın bile gezdirmem.
devamını gör...

kullanıcı tarafından yüklenmiş görsel
devamını gör...

normal sözlük'ü kullanarak 3. parti dahil tarayıcı çerezlerinin kullanımına izin vermektesiniz. Daha detaylı bilgi için çerez ve gizlilik politikamıza bakabilirsiniz.

online yazar listesini görmek için lütfen giriş yapın.
zaman tüneli köftehor rehberi portakal normal radyo kütüphane kulüpler renk modu online yazarlar puan tablosu yönetim kadrosu istatistikler iletişim