aykut elmas repliği
hocam aykut uç yiyo
devamını gör...
lise aşkıyla evlenmek
hayatının aşkını erkenden bulmuş çifttir. çok tatlı geliyorlar bana.
devamını gör...
kafa açan kesitler kadınlar günü özel
gözlerim dolu bir şekilde izledim videoyu. ülkenin bu içler acısı gündemi üzerine çok anlamlı bir video olmuş, emeğine sağlık. ama benim asıl teşekkür etmek istediğim nokta, bize vermiş olduğunuz destek. keşke herkes aynı bilince ve duyara sahip olsa; umarım seneye böyle bir video hazırlamaya hiç ihtiyaç duymazsın. tekrardan kendi adıma teşekkür ederim.
devamını gör...
balıkçı ve oğlu
(bkz: zülfü livaneli) 'nin az önce bitirdiğim son romanı. aslında bakarsanız balıkçı mustafa ve eşi mesude'nin hikayesi gibi; ancak içinde ülkenin, dünyanın ve konjonktürün bir çok önemli meselesi ve problemini barındırıyor. zülfü livaneli diğer bir çok romanında olduğu gibi yine toplumun önemli kanayan yaralarına, toplumsal sorunlara hem araştırmacı bir yazar olarak didaktik bilgilerle yaklaşıyor hem de bunu mükemmel diliyle ve anlatımıyla adeta içinde yaşıyormuşsunuz gibi hikayeleştiriyor.
mustafa bir ege köyünde yaşayan ve baba mesleği olan balıkçılıkla geçimini sağlayan bir egeli köylü. eşi mesude'de yine aynı köyde yaşayan girit göçmeni bir kadın. mustafa ve mesude'nin çocukları deniz bir gün babasıyla balığa çıktıklarında fırtınada kayığın alabora olması sonucu ölür. mustafa o günden sonra bir sessizliğe bürünür. bir gün yine kayığıyla balığa çıktığında denizde bir ceset bulur bir kadın cesedi, sonra bir ceset daha bulur bu da bir erkek cesedi. bunları kıyıya taşımaya çalışırken bir yunus balığının küçük bir botu kayığa doğru taşıdığını görür ve botun içinde bir bebek olduğunu fark eder. allah göndermiştir mustafa'nın deyimiyle bu bebeği. ancak bebek de diğer iki ceset gibi ege kıyılarından yunanistan'a kaçmak isteyen göçmenlerden biridir.
kitap boyunca göçmen meselesi ve yarattığı tahribatlar üzerinde uzun uzun duruyor yazar. suriye, afganistan, afrika ülkelerinden gelen göçmenlerin türkiye üzerinden avrupa ve amerika'ya kaçma denemeleri. ve bu denemeler sırasında başlarına gelenler. hatta suriye'li olanlar dışındakilerin ülkelerine geri gönderildiği. afganistan'daki savaştan taliban'dan kaçan bir kadının geri dönerse öldürüleceğini (ailesindeki herkes gibi) bildiği için çocuğunu bu aileye (mustafa ve mesude) bırakması...
bunun dışında ege sahillerinin vahşi kapitalizme nasıl kurban olduğu üzerinde çok fazla durmuş yazar. açık denizde kurulması gereken balık çiftliklerinin koylara büklere nasıl yapıldığını ve denize ve deniz canlılarına hatta kuşlara bile nasıl zararlar verdiğini;
ormanların tahrip edilip oteller yapıldığını;
dağlarda siyanürle altın arama çalışmalarının yapıldığını ve daha bir çok toplumsal sorunu cesurca kaleme dökmüş yine yazar.
güzel kitap.
mustafa bir ege köyünde yaşayan ve baba mesleği olan balıkçılıkla geçimini sağlayan bir egeli köylü. eşi mesude'de yine aynı köyde yaşayan girit göçmeni bir kadın. mustafa ve mesude'nin çocukları deniz bir gün babasıyla balığa çıktıklarında fırtınada kayığın alabora olması sonucu ölür. mustafa o günden sonra bir sessizliğe bürünür. bir gün yine kayığıyla balığa çıktığında denizde bir ceset bulur bir kadın cesedi, sonra bir ceset daha bulur bu da bir erkek cesedi. bunları kıyıya taşımaya çalışırken bir yunus balığının küçük bir botu kayığa doğru taşıdığını görür ve botun içinde bir bebek olduğunu fark eder. allah göndermiştir mustafa'nın deyimiyle bu bebeği. ancak bebek de diğer iki ceset gibi ege kıyılarından yunanistan'a kaçmak isteyen göçmenlerden biridir.
kitap boyunca göçmen meselesi ve yarattığı tahribatlar üzerinde uzun uzun duruyor yazar. suriye, afganistan, afrika ülkelerinden gelen göçmenlerin türkiye üzerinden avrupa ve amerika'ya kaçma denemeleri. ve bu denemeler sırasında başlarına gelenler. hatta suriye'li olanlar dışındakilerin ülkelerine geri gönderildiği. afganistan'daki savaştan taliban'dan kaçan bir kadının geri dönerse öldürüleceğini (ailesindeki herkes gibi) bildiği için çocuğunu bu aileye (mustafa ve mesude) bırakması...
bunun dışında ege sahillerinin vahşi kapitalizme nasıl kurban olduğu üzerinde çok fazla durmuş yazar. açık denizde kurulması gereken balık çiftliklerinin koylara büklere nasıl yapıldığını ve denize ve deniz canlılarına hatta kuşlara bile nasıl zararlar verdiğini;
ormanların tahrip edilip oteller yapıldığını;
dağlarda siyanürle altın arama çalışmalarının yapıldığını ve daha bir çok toplumsal sorunu cesurca kaleme dökmüş yine yazar.
güzel kitap.
devamını gör...
lev nikolayeviç tolstoy
" yazdığım şey iyi olmasa da, rutinimin bozulmaması için her gün hiç aksatmadan yazmam gerekiyor." bu cümle tolstoy'un 1860'ların ortasında savaş ve barış'ı yazmakla meşgulken kaleme aldığı günlüğünde yer alan görece az sayıdaki yazılarından birinde yer alıyordu. günlükte nasıl bir rutine göre yaşadığını açıklamasa da, en büyük oğlu sergey, rusya'nın tula bölgesindeki aile evleri yasnaya polyana'da geçirdiği günlerde tolstoy'un nasıl bir program izlediğini kaydetmişti.
eylülden mayısa dek, biz çocuklar ve öğretmenlerimiz sekizle dokuz arasında uyanıp kahvaltı etmek üzere salona giderdik. dokuzdan sonra babam yıkanmamış ve giyinmemiş bir halde, üzerinde sabahlığı ve karmaşık sakallarıyla yatak odasından çıkıp salonun altındaki odada güne hazırlanırdı. yolda onunla karşılaşırsak, bizi aceleyle ve isteksizce selamlardı. babamız yıkanana dek huysuz oluyor, derdik. sonra o da kahvaltı etmek için üst kata çıkar ve genellikle iki haşlanmış yumurta yerdi. bunun ardından öğleden sonra beşe dek hiçbir şey yemezdi. sonradan, 1880'in sonunda, saat iki ya da üçte öğle yemeği yemeye başladı. kahvaltıda fazla konuşmaz, kısa süre sonra bir bardak çayla birlikte çalışma odasına çekilirdi. bu andan itibaren akşam yemeğine kadar onu nerdeyse hiç görmezdik.
sergey'in anlattığına göre tolstoy kendini dış dünyadan soyutlayarak çalışırdı; kimsenin çalışma odasına girmesine izin vermez, rahatsız edilmeyeceğinden emin olmak için bitişik odalara açılan kapıları da kilitlerdi. (tolstoy'un kızı tatyana bununla örtüşmeyen başka bir açıklama yapmış, annelerinin çalışma odasına girmesine izin verildiğini, kocası yazarken divanda oturup sessizce dikiş diktiğini belirtmişti.) tolstoy akşam yemeğinden sonra genellikle arazi üzerinde yapılan bir çalışmayı denetlemek için yürüyüşe çıkar ya da ata binerdi. ardından çok daha neşeli bir ruh haliyle yeniden ailesine katılırdı. sergey şöyle yazmıştı:
beşte, babamın genellikle geç katıldığı akşam yemeğimizi yerdik. o gün edindiği izlenimler yüzünden heyecanlanmış olur, bize onlardan bahsederdi. çoğunlukla yemekten sonra kitap okur ya da eğer misafir varsa onlarla sohbet ederdi; bazen de bize yüksek sesle kitap okur ya da derslerimizle ilgilenirdi. on civarında evin (yasyana) tüm sakinleri çay içmek için yeniden bir araya gelirdi. uyumadan önce yine kitap okurdu- eskiden bir de piyano çalardı. ardından gece bire doğru yatağına çekilirdi.
kaynak: günlük ritüeller, mason currey
devamını gör...
neden olmuyor
olmamasının da bir nedeni vardır belki.
ya zamanı değildir, ya yeri değildir yada farkında değilsindir.
birde insanlar bu durumda hayırlısı olsun der. canın sağolsun der.
bazen bazı şeyleri aşırı zorlamak onun olacağı anlamına gelmez sadece sizi yorar.
otur bir yere al eline kağıt kalem, ne eksik, ne fazla ve ne yanlış yaz.
yok mu? bırak hayatın akışına.
olursa olur, olmazsa olmaz.
unutma!!!!!
''hayatında bir planı vardır''.
ya zamanı değildir, ya yeri değildir yada farkında değilsindir.
birde insanlar bu durumda hayırlısı olsun der. canın sağolsun der.
bazen bazı şeyleri aşırı zorlamak onun olacağı anlamına gelmez sadece sizi yorar.
otur bir yere al eline kağıt kalem, ne eksik, ne fazla ve ne yanlış yaz.
yok mu? bırak hayatın akışına.
olursa olur, olmazsa olmaz.
unutma!!!!!
''hayatında bir planı vardır''.
devamını gör...
normal sözlük'teki aile ortamı
samimi olan bir çok insan olduğuna inanıyorum. güzel eğlenceli etkinliklerde oluyor. insan insanı görmeden de arkadaşı olabiliyormuş.
devamını gör...
mesaj atsam mı atmasam mı tereddütü
atma, çünkü neden atasın?
devamını gör...
leylim ley
t: sözleri sabahattin ali'ye ait olan bir zülfü livaneli parçası.
uygur türkü abdurehim heyit de pek bir güzel yorumlar:
uygur türkü abdurehim heyit de pek bir güzel yorumlar:
devamını gör...
kafa gazetesi
girizgah (burayı atlayabilirsiniz)
uzun zamandır üzerinde düşündüğüm fikir. aslında spontane gelişti diyebilirim. bir gün yine oturmuşum uçak gibi devasa araçların nasıl havada böyle hızlarda süzülebildiklerini düşünüyordum. düşünsenize dostlar, koskocaman tonlarca ağırlıktaki kütledeki bu vasıtalar nasıl oluyor da yere çakılmıyor. benim bizzat kendi elceğizlerimle katlaya katlaya yaptığım, taş çatlasın 10 gram çekecek kağıttan uçaklarım bile en fazla 10 metre gidip yere çakılıyor. bu koskoca cengaverleri durdurana aşk olsun... sübhanallah hikmetinden sual olunmaz rabbim dedikten sonra düşüncemi bıraktım ve altılıda son ayakta springfield'ın birinci çıkamayışıyla yine tek ayaktan yattık aliminyum dedikten sonra gidip chopin'den trio in g minor'ü açarak bir yandan label viskimi yudumlamaya başladım. ingiliz atları vesselam, popoları sıkışmayınca son düzlükte koşturamıyorlar. en iyisi arap atı abi, bak mesela şâferat son düzlükte nasıl koştu? gulyabani görmüş şener şen gibi topukları vura vura hem de.. neyse bir yandan viskimi yudumlarken birdenbire aydınlandım. neden bir gazete kurmuyoruz! arşimet gibi evreka diyerek havaya sıçradım. kafamı dolabın altına vurdum "****" diyerek küfrettim, komşum geldi ve "monşer! o ağzı size hiç yakıştıramadım doğrusu! siz bir uşak değilsiniz lütfen kendinize gelin!" dedi, ben de "pardon mösyö, bir anlığına avamlaştım" dedim, koltuk altına rokfor peyniri ve yıllanmış şarap sıkıştırarak evden postaladım. enteller böyle kovulur çünkü... neyse konuya dönüyorum.
kafa gazetesi - doğru, dürüst habercilik
31 ocak 2021 - sayı 1
///pandemi yüzünden metruk binalardaki korkunç yaratıklar sinek avladı///
insanların bir dönem ilgisini çekmiş olan metruk binalardaki korkunç yaratıklar ve gulyabaniler cemiyeti başkanı dâbbe bin korkunç, kafa gazetesi muhabirlerinden mebus paltosu'yla röportaj yaptı.
mebus: yıllardır burada film çekildiğini söylediniz. siccin, dabbe gibi filmlerde eve gelen meraklı, her b*ka burnunu sokan kolejli gençleri korkutarak para kazanıyordunuz. peki şimdi karantina sürecindeyiz, nasıl geçiniyorsunuz!
dabbe: vallahi abi işler inanamayacağın kadar kesat. bak mesela osman'a bak. (osman beyaz bir çarşaf giymektedir) part time çalışıp yatağına yemek kırıntısı dökenlere musallat oluyor, part time iş yapıyor çocukcağız. evinde ailesi var geçindiriyor.
mebus: peki metruk binalar ne durumda?
dabbe: zor durumdayız. binalar terk edilmiş sanıyorsunuz ama bize kiralıyorlar abicim. bizler her altına s*çırttığımız adam başına kota dolduruyoruz. mesela ben ayda 30 kişi korkutmalıyım ki kira parası çıksın. şuana kadar 17 kişiye musallat oldum.
mebus: gerçekten işiniz zor, sosyal yardım kuruluşlarına ulaştınız mı hiç
dabbe: bizler görüyorsunuz zor durumdayız abicim. devletimizden sosyal yardım bekliyoruz. bu gelenek sürsün. pandeminin de bir an önce bitmesini istiyoruz.
///ekonomi///
zombi mevsimlik işçilere müjde
günlerdir protesto yapan ve yola portakal döken zombi mevsimlik işçilerinin bu durumunu gören kooperatif tarımcılık bakanı reşat ziya serdengeçti, mevsimlik işçi zombilere ek kontenjan ile antalya finike'de istihdam sağladı. normal işçiden 10 tl daha ucuza çalışan zombiler, yerli mevsimlik işçilerle tartışmıştı, ancak bakan, bu duruma el atarak faaliyete girdi ve herkesi mutlu etmeyi başardı.
///spor///
fenerbahçe'ye transfer olan dünya yıldızı mesut özil, başarısının sırrının çok çalışmak ve tahin helvası yemek olduğunu söyledi
kafa gazetesi'nin muhabirlerinden kaçan mesut özil, "çok çalışmak ve tahin helvası yemek... benim hayattaki en büyük başarı kaynağım önce çok çalışmak ve eve gittiğim zaman çayla birlikte tahin helvası yemektir dedi. kendisine fenerbahçe'de mutlu musun diye sorduğumuzda "bro her şey süper gidiyor şimdilik bakacağız göreceğiz, haydi eyvallah" diyerek bizleri selamladı.
///yurttan manzaralar///
rize'de kendi imkanlarıyla rüzgar enerjisi üreten çiftçi musa nayır, elon musk'tan teklif aldı
rize'nin çamlıhemşin ilçesinde, geçimini çiftçilikten sağlayan ve bir yıldır rüzgardan elektrik üreten mucit musa nayır, elon musk'ın tesla şirketinde tedx konuşmacısı olarak "yenilenebilir enerjinin faydaları" konulu sempozyumu yapması için los angeles'ın california şehrine davet edildi, bu mutlu haberi alan musa nayır "haçan hiç beklemeyidum. ne yapaçam halen bilmeyirum" diyerek hepimizi gururlandırdı.
uzun zamandır üzerinde düşündüğüm fikir. aslında spontane gelişti diyebilirim. bir gün yine oturmuşum uçak gibi devasa araçların nasıl havada böyle hızlarda süzülebildiklerini düşünüyordum. düşünsenize dostlar, koskocaman tonlarca ağırlıktaki kütledeki bu vasıtalar nasıl oluyor da yere çakılmıyor. benim bizzat kendi elceğizlerimle katlaya katlaya yaptığım, taş çatlasın 10 gram çekecek kağıttan uçaklarım bile en fazla 10 metre gidip yere çakılıyor. bu koskoca cengaverleri durdurana aşk olsun... sübhanallah hikmetinden sual olunmaz rabbim dedikten sonra düşüncemi bıraktım ve altılıda son ayakta springfield'ın birinci çıkamayışıyla yine tek ayaktan yattık aliminyum dedikten sonra gidip chopin'den trio in g minor'ü açarak bir yandan label viskimi yudumlamaya başladım. ingiliz atları vesselam, popoları sıkışmayınca son düzlükte koşturamıyorlar. en iyisi arap atı abi, bak mesela şâferat son düzlükte nasıl koştu? gulyabani görmüş şener şen gibi topukları vura vura hem de.. neyse bir yandan viskimi yudumlarken birdenbire aydınlandım. neden bir gazete kurmuyoruz! arşimet gibi evreka diyerek havaya sıçradım. kafamı dolabın altına vurdum "****" diyerek küfrettim, komşum geldi ve "monşer! o ağzı size hiç yakıştıramadım doğrusu! siz bir uşak değilsiniz lütfen kendinize gelin!" dedi, ben de "pardon mösyö, bir anlığına avamlaştım" dedim, koltuk altına rokfor peyniri ve yıllanmış şarap sıkıştırarak evden postaladım. enteller böyle kovulur çünkü... neyse konuya dönüyorum.
kafa gazetesi - doğru, dürüst habercilik
31 ocak 2021 - sayı 1
///pandemi yüzünden metruk binalardaki korkunç yaratıklar sinek avladı///
insanların bir dönem ilgisini çekmiş olan metruk binalardaki korkunç yaratıklar ve gulyabaniler cemiyeti başkanı dâbbe bin korkunç, kafa gazetesi muhabirlerinden mebus paltosu'yla röportaj yaptı.
mebus: yıllardır burada film çekildiğini söylediniz. siccin, dabbe gibi filmlerde eve gelen meraklı, her b*ka burnunu sokan kolejli gençleri korkutarak para kazanıyordunuz. peki şimdi karantina sürecindeyiz, nasıl geçiniyorsunuz!
dabbe: vallahi abi işler inanamayacağın kadar kesat. bak mesela osman'a bak. (osman beyaz bir çarşaf giymektedir) part time çalışıp yatağına yemek kırıntısı dökenlere musallat oluyor, part time iş yapıyor çocukcağız. evinde ailesi var geçindiriyor.
mebus: peki metruk binalar ne durumda?
dabbe: zor durumdayız. binalar terk edilmiş sanıyorsunuz ama bize kiralıyorlar abicim. bizler her altına s*çırttığımız adam başına kota dolduruyoruz. mesela ben ayda 30 kişi korkutmalıyım ki kira parası çıksın. şuana kadar 17 kişiye musallat oldum.
mebus: gerçekten işiniz zor, sosyal yardım kuruluşlarına ulaştınız mı hiç
dabbe: bizler görüyorsunuz zor durumdayız abicim. devletimizden sosyal yardım bekliyoruz. bu gelenek sürsün. pandeminin de bir an önce bitmesini istiyoruz.
///ekonomi///
zombi mevsimlik işçilere müjde
günlerdir protesto yapan ve yola portakal döken zombi mevsimlik işçilerinin bu durumunu gören kooperatif tarımcılık bakanı reşat ziya serdengeçti, mevsimlik işçi zombilere ek kontenjan ile antalya finike'de istihdam sağladı. normal işçiden 10 tl daha ucuza çalışan zombiler, yerli mevsimlik işçilerle tartışmıştı, ancak bakan, bu duruma el atarak faaliyete girdi ve herkesi mutlu etmeyi başardı.
///spor///
fenerbahçe'ye transfer olan dünya yıldızı mesut özil, başarısının sırrının çok çalışmak ve tahin helvası yemek olduğunu söyledi
kafa gazetesi'nin muhabirlerinden kaçan mesut özil, "çok çalışmak ve tahin helvası yemek... benim hayattaki en büyük başarı kaynağım önce çok çalışmak ve eve gittiğim zaman çayla birlikte tahin helvası yemektir dedi. kendisine fenerbahçe'de mutlu musun diye sorduğumuzda "bro her şey süper gidiyor şimdilik bakacağız göreceğiz, haydi eyvallah" diyerek bizleri selamladı.
///yurttan manzaralar///
rize'de kendi imkanlarıyla rüzgar enerjisi üreten çiftçi musa nayır, elon musk'tan teklif aldı
rize'nin çamlıhemşin ilçesinde, geçimini çiftçilikten sağlayan ve bir yıldır rüzgardan elektrik üreten mucit musa nayır, elon musk'ın tesla şirketinde tedx konuşmacısı olarak "yenilenebilir enerjinin faydaları" konulu sempozyumu yapması için los angeles'ın california şehrine davet edildi, bu mutlu haberi alan musa nayır "haçan hiç beklemeyidum. ne yapaçam halen bilmeyirum" diyerek hepimizi gururlandırdı.
devamını gör...
tecessüs
bir olgunun iç yüzünü derin bir merak dolayısıyla öğrenmeye ve idrak etmeye çalışma halidir. dilimize arapça'dan geçmiştir.
devamını gör...
geceye bir şarkı bırak
model - yalnızlık senfonisi
anladım, sonu yok yalnızlığın
her gün, çoğalacak
her zaman böyle miydi? bilmiyorum
sanki dokunulmazdı çocukken, ağlamak
alışır her insan, alışır zamanla
kırılıp, incinmeye
çünkü olağan yıkılıp, yıkılıp
yeniden ayağa kalkmak
yalnızlığım yollarıma pusu kurmuş beklemekte
acılar gözlerini dikmiş üstüme nöbette
bekliyorum, bekliyorum, bekliyorum
hadi gelin üstüme korkmuyorum
anladım, sonu yok yalnızlığın
her gün çoğalacak
her zaman böyle miydi? bilmiyorum
sanki dokunulmazdı çocukken, ağlamak
alışır her insan, alışır zamanla
kırılıp, incinmeye
çünkü olağan yıkılıp, yıkılıp
yeniden ayağa kalkmak
yalnızlığım yollarıma pusu kurmuş beklemekte
acılar gözlerini dikmiş üstüme nöbette
bekliyorum, bekliyorum, bekliyorum
hadi gelin üstüme korkmuyorum
bulutlar yüklü ha yağdı, ha yağacak üstümüze
hasret, yokluğunla ben baş başayız
nihayet
anladım, sonu yok yalnızlığın
her gün, çoğalacak
her zaman böyle miydi? bilmiyorum
sanki dokunulmazdı çocukken, ağlamak
alışır her insan, alışır zamanla
kırılıp, incinmeye
çünkü olağan yıkılıp, yıkılıp
yeniden ayağa kalkmak
yalnızlığım yollarıma pusu kurmuş beklemekte
acılar gözlerini dikmiş üstüme nöbette
bekliyorum, bekliyorum, bekliyorum
hadi gelin üstüme korkmuyorum
anladım, sonu yok yalnızlığın
her gün çoğalacak
her zaman böyle miydi? bilmiyorum
sanki dokunulmazdı çocukken, ağlamak
alışır her insan, alışır zamanla
kırılıp, incinmeye
çünkü olağan yıkılıp, yıkılıp
yeniden ayağa kalkmak
yalnızlığım yollarıma pusu kurmuş beklemekte
acılar gözlerini dikmiş üstüme nöbette
bekliyorum, bekliyorum, bekliyorum
hadi gelin üstüme korkmuyorum
bulutlar yüklü ha yağdı, ha yağacak üstümüze
hasret, yokluğunla ben baş başayız
nihayet
devamını gör...
normal sözlük'ün ekşi sözlük’ten farkı
gözümde pek farkı kalmamıştır. sol frame'de açılan seksist başlıkları gördükçe midem kalkıyor artık. bundan 1 ay önce bırakıp gittiğimde her şey ne güzeldi oysaki. keşke 'gereksiz insan süzgeci' diye bir şey olsa, gereksizleri anında elekten geçirip kemik kitleyle mutlu mesut yaşayabilsek.
devamını gör...
normal sözlük yazarlarının çektiği fotoğraflar
devamını gör...
çocuklu boşanma vs çocuksuz boşanma
çocuğu olmayan ve boşanmayı deneyimlememiş insanların bilmedikleri konuda ahkam kestiği başlık.
devamını gör...
adli tıp
görev yapan kişilere büyük saygı duyduğum kurum. kolay değil bir cesedi kesmek biçmek otopsi yapmak. asıl yıpranma payı yüksek tutulacak insanlar onlar aslında.
devamını gör...
lilium ile lucifer edepsiz saatler radyo yayını
şeytan bir gün cehennemdeki krallığından sıkıldı ve dünyada cehennemden beter olan türkiyeye indi. gaddarlığını bir sözlükte yazarak anlatıyordu ve yetmemiş olmalı ki bu radyo yayınına başlıyor.
devamını gör...
şu an sokakta kutlama yapan beşiktaşlılar
biz niye evdeyiz dedirten olay. millet filistine destek verirken, ya da futbol kutlaması yaparken dışarıdayken biz niye evdeyiz.
devamını gör...
engin günaydın'ı hangi yapımda izlersem izleyeyim burhan altıntop olarak göreceğim gerçeği
nedense aynısı bende binnur kaya için olan durum.her kırmızı oda izlediğim zaman doktor hanımın ayağa kalkıp ayağını yere vurup ''kenarın dilberi ! paçoz !'' diyceği aklımdan geçmiyor değil.
devamını gör...
