etrafındakileri dertleriyle rahatsız etmek istemeyen insandır.
devamını gör...

(bkz: allah'ım sen iflah et bu müslümanları)
devamını gör...

bizim hocalar arabalarıyla okulun etrafında bahçede döne döne gezdiriyordu öğrencileri.bir de öğretmenimin kafasına top attım teneffüste özür dilemeye gittiğimde hatırlamıyorum ne zaman attın dedi.dakikalarca birbirimize baktık.
devamını gör...

maddi gücünüz varsa hiçbir şeyinize bakmazlar, kafadan bol artılı olurusunuz, kızı vermek için adeta 40 takla atmadıkları kalacaktır.
devamını gör...

ekmek arasıyla çözdüğüm sorun. şimdi tıka basa doydum, uyuyamıyorum, şiştimm.
devamını gör...

gerçeğin mutlu edeni de vardır. ayrıca yalanın yalan olduğunu bilmek olanaksızdır. ancak ortaya çıkarsa bir takım olaylara sebep olur. insan zaman zaman ikisine de ihtiyaç duyar.
devamını gör...

aslinda kalabalik toplu tasima araclarinda kendim hamile kadinlara ve kucuk cocuklara oncelik veriyorum. cunku cocuklar boylari sebebiyle kucuk kalip, kalabalikta ezilmeleri, hic olmadi korkmalarina sebep olabiliyor. yabanci insanin kucagina oturmasini da dogru bulmuyorum, cocuk yabancilarin kucaginda oturmayi normal gormemeli.
ve hamile kadinlar, bu donemle vucut isilari normalden daha yuksek oldugu icin kalabalikta bayginlik gecirebilirler veya karinlari kalabalikta sikisabilir. bos otobus dahi olsa, cok ayakta durunca ayaklara su toplanip, hamileliginin cok zor gecmesi de ihtimaller dahilinde.
devamını gör...

online sınavdayken kargonun gelmesi.
devamını gör...

eskien çok eskiden,teoman henüz doğmamışken,otopark olmamış çiçek pasajında olmak isterdim.
devamını gör...

futbolun hikayelerini sevenler için biçilmiş kaftandır bu kitap. benim için tabi daha da özel bir durumu var zira biz doğuştan uruguaylıyız. henüz ortalıkta brezilya, almanya, italya, arjantin yokken biz vardık. gelene geçene futbol dersi veriyorduk. bu kitapta buna dair anekdotlarda bulabilirsiniz ve şanlı uruguay'ımızın büyüklüğünü sizlerde daha iyi anlayabilir ve saflarımıza katılabilirsiniz.

eduardo galeano iyi bir hikâye anlatıcısı ve aslında kitap sadece dünya kupalarını anlatmıyor. bazı yerlerde futbolun politiğini öyle güzel veriyor ki, ''futbol ne ya! sizi gidi vandallar!'' diye böğüren fularlı kitleye mesajı da tak tak tak çakıyor. futbolun toplumsal ve siyasi boyutlarını anlamak konusunda beyinleri sürekli mavi ekran veren fularlı zevatın da bu kitabı okuması lazım. ha kitaptan bir şeyler kaparlar mı? orasını bilemem zira futbol severleri aşağılamak için kullandıkları artık eskimiş ve kalıplaşmış sloganlarına o kadar sıkı sarılıyorlar ki, o yüzden beyinlerine ördükleri duvarları aşmaları zor gibi görünüyor. kitapta cidden çok hoş hikayeler var. ipucu olmaması için onların üzerinde durmayacağım. artı bugün hastası olduğunuz bazı hareketleri kim bulmuş ve ilk olarak kim uygulamış onları da bonus olarak öğrenmiş oluyorsunuz. ipucu vermiyorum ama size yine de bir güzellik yapacağım. bazılarını benim anılarımın oluşturduğu birkaç hikâyenin linkini vereceğim. * kitapla alakası olmasa da bu tarz hikayelerden keyif alıyorsanız, bu kitabı muhakkak okumanız gerekir diye düşünüyorum. ha okumazsanız ne kaybedersiniz? fularlarınızdan başka kaybedeceğiniz bir şey yok zaten, okuyun işte! *

(bkz: 1950 dünya kupası finali)
(bkz: moacir barbosa)
(bkz: manoel francisco dos santos)
(bkz: geoff hurst)
devamını gör...

resulullah efendimizin ilk hanımı. hz. hatice, mekke'deki en zengin tüccarlarından birisiydi. varaka bin nevfel'in kuzeniydi. 2 kez evlenmişti. 40 yaşına gelmişti. ikinci kocası öldüğünden beri kendi adına ticaret yapacak bir adam görevlendirmek, adeti haline gelmişti. hz. muhammed, mekke'de el-emîn yani güvenilir, şerefli olarak tanınıyordu. hz. hatice de, suriye'ye gidecek kervanını yönetmesi için ona haber gönderdi. ona ücret olarak, o zamana kadar bir kureyşliye ödediği fiyatın iki katını ödemişti. daha sonra hz. muhammed ticaret için gitti ve geri döndü. daha sonra hz. hatice, hz. muhammed'in yolculuğunu ve yaptığı alışverişleri anlatışını dinledi. çok kâr etmişti. fakat hz. hatice, şimdi bunları düşünmüyordu. çünkü hz. hatice şu an olayı değil, olayı anlatanı * düşünüyordu. hz. muhammed çoğu kaynağın bildirdiğine göre orta boyluydu(bazı kaynaklara göre orta boyludan biraz uzun), başı büyüktü, ince, geniş omuzluydu, vücudundaki organları orantılı bir biçimdeydi, saç-sakalı siyah ve sıktı ve dümdüz değildi, hafif dalgalıydı. saçları, omuzları ile kulak memesi arasına kadar uzuyordu. sakalı nerdeyse saçlarının uzunluğuna kadar iniyordu. gözünün yuvarlakları genişti, alnı genişti, kirpikleri uzundu, kaşları geniş ve biraz çatıktı(hilal kaşlı da denir). eski kaynakların çoğunluğuna göre gözleri siyahtı, fakat bazı kaynaklara göre kahverengi, açık kahverengidir. ağzı geniş ve güzel şekilliydi. burnu kemerliydi(ya da uzaktan bakınca hafif kavisli gözüküyordu). bıyıklarını hiç üst dudağına kadar uzatmazdı, bu yüzden dudaklarının güzelliği açık bir şekilde gözükmekteydi. güneşin bronzlaştırmış olduğu beyaz cildi vardı(kaynaklara göre nuranî beyazdı, yani ne kırmızı tenli, ne de beyaz tenli olarak tarif edilebilir, nur saçıyordu, buna nuranî beyaz denir). ve hz. hatice de 40 yaşındaydı, ama hâlâ güzeldi. hz. muhammed sanırsam 25 yaşında bulunuyordu.

hz. muhammed gidince, hz. hatice hemen, bir arkadaşına danıştı. arkadaşı, aralarını yapmaya söz verdi. hz. hatice'nin arkadaşı hz. muhammed'e gitti ve neden evlenmediğini sordu. hz. muhammed şöyle buyurdu:

maddi imkânlarım yetersiz.

hz. hatice'nin arkadaşı(nufeyse) şöyle sordu:

fakat eğer sana imkân verilirse; güzelliğin, zenginliğin, soyluluğun varolduğu bir anlaşmaya çağırılsan ne dersin?

hz. muhammed şöyle sordu:

o kim?

nufeyse şöyle dedi:

hatice.

hz. muhammed şöyle sordu:

ben böyle bir evliliği nasıl yapabilirim?

nufeyse şöyle dedi:

orasını bana bırak!

hz. muhammed şöyle buyurdu:

o halde benden olan taraf tamam.

nufeyse konuştuklarını hz. hatice'ye iletti. o da hz. muhammed'e gelmesi için haber gönderdi. geldiğinde ona şöyle söyledi:

ey amcamoğlu! seni akrabam olman sebebiyle yahut o ya da bu gruba bağlanmadan orta yolda yer aldığın için seviyorum; seni güvenilirliğin, doğru sözlü ve güzel huylu olduğun için seviyorum.

sonra da ona evlenme teklif etti.

hz. hatice vefat edince de, hz. muhammed, hz. hatice'yi övmüştür ki hz. aişe kıskanıp şöyle demiştir:

o yaşlı kadını ne anıp duruyorsun? allah onun yerine sana daha iyisini verdi.

bunun üzerine hz. muhammed şöyle buyurdu:

allah bana ondan daha hayırlısını vermemiştir. çünkü herkes beni inkar ederken, o bana iman etti. herkes beni yalanlarken o beni tasdik etti. insanlar mallarını esirgerken bana arka çıktı. ve allah teala bana ondan çocuklar nasib etti.

bunun üzerine hz. aişe şöyle dedi:

bir daha hatîce hakkında kötü söz söylemeyeceğim.
devamını gör...

dombra dombra şarkısıdır.
devamını gör...

*

kullanıcı tarafından yüklenmiş görsel
devamını gör...

cyberpunk bir evreninde görülebilecek sıradan bir türk vatandaşıdır.

*fiçuvvv* ışınlanır
"hasss aygazı kapatmış mıydım lan ben acaba? kapatmıştım aynen... lan! ya kapatmadıysam, off ya hep bu oluyo..."

*fiçuvvv* eve tekrar ışınlanır
devamını gör...

ismini yunacada köpek anlamına gelen kinik kelimesinden alan mutluluğa giden yolun köpek gibi hayvanlar gibi sorumsuzca yaşamaktan geçtiğini belirten felsefi görüştür. meşhur temsilcilerinden birisi ise fıçıda yaşayıp büyük iskender’in benden bir dileğin var mı? sözüne karşılık gölge etme başka ihsan istemem diyen diyojen’dir.
devamını gör...

kullanıcı tarafından yüklenmiş görsel
devamını gör...

bu salı da saat 21.00 da aykut ile kimbilir neler konuşup, kimbilir ne güzel müzikler dinleyecegimiz, keyifli olmasını umduğumuz radyo programı.
takribi 2 saat sonra görüşmek üzere!
(takribi kelimesini ilk defa cümle içerisinde kullandım, umarım doğru kullanmışımdır)
devamını gör...

kullanıcı tarafından yüklenmiş görsel
an itibariyle ne ağacı olduğunu bilmesem de her önünden geçtiğimde şöyle bir durup dinlendiğim nedense bakmayı çok sevdiğim bu ağacın dibindeyim yine*.
devamını gör...

gel vatandaş gelll
tanesi 20 lira'dan satışlarımız başlamıştır.
bu dayı'yı çok sevdim bana bedava huni verdi. ben de satabilir miyim dedim. yok artık ekmeğimle mi oynayacaksın dedi. bu mıntıka onunmuş. eyvallah abi dedim saygı duydum kendisine.
kullanıcı tarafından yüklenmiş görsel

şu sıralar kuzguncuk semalarında içsel huzur adı altında yoga çalışmaları yapıyorum. çok deli bir ekip var burada, güneşi selamlıyorlar ben şahsen bu dayıya selam vermeyi tercih ederim. düşünün ki sizden bile deliler.. neyse ben bunları hizaya getirdim. gelin dedim vişne toplayalım doğa'daki huzur çalışması adı altında. bunlara huzur deyince hemen olur diyorlar.
vişneleri tuttular yarım saat baktılar, tadına baktılar. biri de demedi çok ekşi diye. herkes diyor mükemmel. yahu neyine mükemmel kaç senedir vişneciyim bunun tadını sevmem. gidip komposto yapın, reçelini yapın ama ham yemeyin..dedim de dinletemedim. iki saat vişne edebiyatı yaptılar. biri üzerine vişneyi yerken damlattıda çıkaramadı lekesini. oh olsun ona oldu olacak vişne'ye de selam ver. neyse ki üzerindeki lekeyle dolaşmak zorunda kaldı tüm gün. ders niteliğinde oldu bugün yine. bu sefer dersi alan değil veren taraf oldum. hunili eğitmen olmak ta çok zormuş.
ben bu insanları anlamıyorum tuhaflar neyse ki hunililer ve bu dayı var. onlarla yaşamak daha anlamlı.
devamını gör...

(bkz: haydi çocuklar yemeğe)
devamını gör...

normal sözlük'ü kullanarak 3. parti dahil tarayıcı çerezlerinin kullanımına izin vermektesiniz. Daha detaylı bilgi için çerez ve gizlilik politikamıza bakabilirsiniz.

online yazar listesini görmek için lütfen giriş yapın.
zaman tüneli köftehor rehberi portakal normal radyo kütüphane kulüpler renk modu online yazarlar puan tablosu yönetim kadrosu istatistikler iletişim