...
ben o denizde bir damlaydım. denizin taşımaktan yorulduğu, dalgaların alıp kıyıya fırlattığı bir damla.

-yaşama yakın olduğun kadar yakınsın ölüme. korkma ve gülümse tıpkı yaşamın içinde gülümsediğin gibi çünkü ölüm bir son değil. bu sonsuz akışta, yaşam diyerek oynadığımız kurmaca bizim çok ötemizde ve tam da içimizde bir gerçeklik. ölüm’ü ondan soyutlayamayacağın gibi, yaşamı da soyutlayamazsın. o halde ikisi de gerçek ve ikisi de bir başlangıç ya da son değil.

yandığımın külü yağıyor karla karışık.
devamını gör...

ayrıca kokpit menüsü altına takip listem kısayolu eklenmiştir. profil -> bana özel -> takip şeklindeki kullanımı bir çok yazarımız keşfedemiyordu haklı olarak.
devamını gör...

alttaki yazara seri oy,herkese de benden viski!
devamını gör...

(bkz: ilhami algör) ün mükemmel kitabı. açıkçası ben ilk önce filmi izlemiştim. (bkz: erdal beşikçioğlu) var diye izlediğim, ismi çok güzel olan bu film gerçekten beni çok derinden etkiledi. sonrasında defalarca kere izledim. sonra dedim ki ben bunun kitabını almalıyım. hiç unutmam bir ankara gezimde dost kitabevinden almıştım. kapağı mükemmel bir kitap. adı ayrı mükemmel bir kitap. ankara'da tömbeki'de oturup 3 bira içinceye kadar bitirmiştim kitabı. adeta bir masal kitabı gibi. sanki masal dinler gibi okudum. yazarın öyle bir müzeyyen tasviri var ki okurken müzeyyen'e aşık olmamak elde değil. ama her an her saniye biliyorsun olmaz müzeyyen'den. lan diyorsun bak yapma müzeyyen seni üzer, canını acıtır, çeker gider dumur olursun. demeye kalmıyor oluyor da. çok acayip bir ayrılık öyküsü. kahramanın iç sesiyle konuşmalar harika. kahramanımız müzeyyen'e aşık olmayı seviyor. onun kendisine acı çektirmesini seviyor sanki. o da biliyor olmaz bu müzeyyen'den. son cümlesi şu kitabın: bitse ne olur, bitmese ne?
bir başka seviyor kahramanımız. böyle güzel sevmeler sadece kitaplarda olur denecek cinsten. filmde erdal amirim bu hissiyatı bize öyle veriyor ki. bir başkası oynasa bu kadar gerçek olamazdı diyorum her izlediğimde. tutku'nun ne denli önemli bir şey olduğunu bu kitabı okuduktan bu filmi izledikten sonra öğrendim bir kez daha. tutkulu insan sonunda ne olacağını merak etmez. sonuç ne olursa olsun sevdiği şeyden vaz geçmez. acı çekeceğini bile bile yoluna devam eder çünkü bu onun tutkusudur. evet müzeyyen bu derin b ir tutkuydu.
devamını gör...

woman in the dunes ismi ile de bilinen japon sinemasının efsane yönetmenlerinden hiroshi teshigahara'nın karanlık ve kasvetli bir filmi. kobo abe’nin kitabından uyarlanan ve abe'nin gerim gerim geren hikayesini beyaz perdeye ustaca yansıtan teshigahara ustalığını konuşturmuştur. filmin başrollerini eiji okada ve kyoko kishida oynar hatta oynamaz yaşarlar kyoko kishida'nın bu filmden sonra psikolojik destek aldığı bilinmektedir.
filmin konusuna gelecek olursak:

film, bir entomolojist olan niki'nin böceklerini araştırmak adına bir bölgeye gitmesiyle başlar. niki elinde tuttuğu asasını aradığı böcek türlerinden birini bulmak umuduyla kuma saplar. çok geçmeden kum renginde bir böceğe denk gelir. birçok denemenin ardından böceği yakalamıştır. böceği küçük cam tüpe atar. aslında bu kısmın filmin ana hikayesinin başlangıcı olduğunu çok sonradan anlarız. yakalayamadığı böceklerden ötürü zamanın nasıl geçtiğini anlayamayan niki son otobüsü kaçırdığını fark eder. ona kalacak yer bulma konusunda yardım etmek isteyen bir adamın yardımıyla ıssız ve harabe bir eve yerleşir. ev bir çukurun ortasında yapayalnızdır. kumların ortasında, çürümüş olan eve inmek bir merdiven ile olmaktadır. evde film boyunca adını hiç duymayacağımız bir kadın ona ev sahipliği yapar. evin içerisine rüzgarlarla beraber sürekli kum dolmaktadır. niki yemeğe oturduğunda su içtiğinde hatta tuvalete gittiğinde dahi tepesinde sabitlenmiş bir şemsiye kuma bulanmasın diye onunla beraberdir. yüzlerine örtündükleri siyah kumaş ise gece uyudukları sırada ağızlarına kum girmesin diye olmazsa olmazlardandır. kumlu ve rüzgarlı geçen ilginç bir gecenin ardından niki yaşadıklarını anlamlandıracak ve anlayacaktır . niki hiç bilmediği bir yerde hiç tanımadığı insanlar tarafından alıkonulmakta ve kurtuluşu aramaya başlamaktadır.çığlıklarla yardım isteyen niki zamanla işin hiç düşündüğü gibi basit bir şey olmadığını çözmeye başlar.çünkü tek o değildir alıkonulan. kadına sorduğu hiçbir sorudan ne bir cevap ne de kadının desteğini alamaz.
kadının yemek masasında niki'ye söylediği kum her şeyi çürütür. sözü çok doğrudur. kum evleri eşyaları çürütürken aynı zamanda kadının umutlarını da çürütmüştür. kadının dünyası o çukurdaki virane ev ve kum küremek olmuştur. arada bir niki’nin oraya gelmesine sebep olan adamın ziyaretlerinde kadın değişik bir insan karşısına çıkar ama hepsi budur

1 ay 19 gün olur niki o çukura ister istemez alışmaya başlar. niki her başarısız kaçma deneyiminin ardından daha sakinleşmiştir. ama kadının kum küreme arzususunu bir türlü yenemez ve yukarıdaki adamın otoritesini aşamaz bir türlü . hep en başa döner. hep en başa döner. bu çaresizlik ve rutin hayat sırasında ,kadın ile erkek arasında cinsel çekimde olur. kadının bu cinsellikten beklentisi niki'yi yanlızlığına ve her şeyi olan evine ortak etmekken, niki'nin beklentisi kadını kendi tarafına çekip bu çukurdan çıkmaktır. bu çekimden faydalanmak isteyen köy sakinleri çukurun içerisinde duran ümitsiz niki ve her koşulu kabullenen kadının gözlerinin önünde birlikte olmalarının karşılığında dışarıya çıkmalarını izin verebileceklerini söylemişlerdir. tutsaklık hissinden bıkan ve özgürlüğüne kavuşmak için çıldıran niki aklına uymasada boyun eğmiş ve kadınıda ikna etmiştir.

kum her şeyi çürütür. aslında filmi özetleyen cümle budur. vicadanları bile.
devamını gör...

eğer çok samimi olduğum yoksa hiç yaşamadığım sorunsaldır.

ha eğer samimi olduğun insanların bulunduğu ancak muhabbet de olmayan gruplardan çıkmak oldukça zordur.
devamını gör...

ama insan unutmamalı ki
hayat denen seyrüsefer sırasında kimilerinin saçlarını okşayan yel, bazılarına feci bir kasırga olur. her şey o geminin büyüklüğüne ve yelkenlerinin sağlamlığına bağlıdır.
devamını gör...

aksamadan, sektirmeden, ara vermeden, sürekli, duraksız anlamına gelen sözcüktür. birkaç kez kullanıldığında kolayca anlaşılan ve cümlelerinize derinlik katan hoş sesli bu kelimeyi siz de sevin siz de mütemadiyen kullanın.
devamını gör...

kadın cümle sonunda seni çok seviyorum demiş. muhtemelen şimdi nefret ediyordur.
devamını gör...

bu 16 yaşındaysa ben daha doğmamışım dediğim durum.
devamını gör...

yazın soğukluk yönünden ayrı*, kışın ayrı güzel.insanın böbrekleri ısınıyor.*

*
devamını gör...

içişleri bakanı süleyman soylu şahsi twitter hesabından ığdır belediyesi'yle ilgili atanan kayyumdan sonra yaşanan gelişmeleri paylaştı.
kullanıcı tarafından yüklenmiş görsel

ığdır’da belediyede görevlendirme sonrası;

kaynaklar iyi kullanılıyor
tüm gelirler arttı
tüm giderler azaldı
borç ödendi
yatırım arttı

tebrikler ığdır


buradan
devamını gör...

kullanıcı tarafından yüklenmiş görsel
devamını gör...

#1704377
sanırım hep, yanlış zamanda ve yanlış yerde bulunmuşum.
devamını gör...

kullanıcı tarafından yüklenmiş görsel
devamını gör...

çeneyi serbest bırak kardeşim sabaha ağrır. bi sakız at.
devamını gör...

bir murathan mungan kitabıdır.

paranın cinleri bir yazarın kendini açıklama ihtiyacının dışavurumu olan bir kitap. murathan mungan nedense bunu yapma ihtiyacını çok hisseden bir yazar.diğer deneme kitalarında da aynı sıkıntılarını okurlarıyla paylaşmıştı mungan. geçmişiyle sürekli bir hesaplaşma halinde. hatıralarını ona acı veren olaylar olarak anlatıyor her daim. bu kitapta da aynı şeyleri görmek mümkün. kitap sürükleyici, okudukça daha fazla okuma isteği doluyor insanın içinde. okuduğunuz murathan mungan kitaplaındaki bazı bölümlerin neden yazıldığını, bu böülmlere hangi anıların ilham verdiğini ya da kaynak olduğunu anlatmış yazar. dağınık yatak isimli senaryosunu yazdığı filmde müjde ar’ın canlandırdığı benli meryem karakterinin söylediği mehtaplı gecelerde hep seni andım şarkısının hayatındaki yerini ve o filmde aldığı küçük rolü anlatmış.


kırk oda kitabındaki kendini göstermekten kaçınan, ama keşfedilmek istenen kahramanın neden öyle olduğunu anlatmış bir başka yazıda da. hayran olunan bir yazarın ayak izlerini takip etmek için mükemmel bir kitap. ayrıca babası ile olan ilişkisi üzerine de uzun uzun konuşmuş yazar. içini dökmüş anlaşılacağını umarak, okurlar tarafından. annesini, annesi olmayanı, sevgililerini, onlarla yaşadıklarını ve yaşayamadıklarını anlatmış. bazı bölümlerde sanki murathan mungan’ın evine gitmişsiniz de o da size aile albümündeki bazı fotoğrafların öyküsünü anlatıyormuş duygusun hissediyorsunuz. ne kadar iyi anlattığıysa sanırım şüpheye yar bırakmayacak kadar açıktır. beni en çok etkileyen bölüm babasına ait bir fotoğrafta beyazbir kağıt olarak göründüğüdür. murathan mungan’ın yol haritası o fotoğrafta çizilmiştir belki de. ve mardin… içinde taşıdıkça yabancılaştığı şehir. çocukluğunun geçtiği, hatta geçip kaybolguğu şehir. nasıl yazacağını bilmediği, belki yazmaya cesaret edemediği şehir. okurken murathan mungan’ın anılarıyla göreceğiniz şehir. mardin murathan mungan’a ait bir şehirdir artık benim için. prag ne kadar kafka’ya aitse o kadar hem de. okuduğunuz yazarları tanımadığınız da anlattıklarını tam olarak anlamanız pek mümkün olmayacaktır. paranın cinleri bir yazarı tanımak için başlangıç olabilecek bir yapıt. ben bu yazıyı o şarkının bir bölümüyle bitirmeyi uygun buldum:


mehtaplı gecelerde hep seni andım
ah ah hep seni andım


belki gelirsin diye boş yere yandım
ah ah boş yere yandım


belki gelirsin diye boş yere yandım
ah ah boş yere yandım


yeter artık çektiğim bu kadar çile
ah ah bu kadar çile


belki gelirsin diye boş yere yandım
ah ah boş yere yandım
devamını gör...

böyle bir başlığa hiç gerek yoktu. zaten cümle alem biliyor o kişinin ben olduğunu.
devamını gör...

hocam şimdi yulaf dediğimiz şey %14 protein oranına sahip. hiç de azımsanmayacak bir oran.
ekleyeceğiniz kuruyemiş fıstık ezmesi tarzı şeylerle bu oranı yükseltebilir; bal, çikolata, muz türevi şeylerle de tatlandırabilirsiniz.
klasik kahvaltı zahmetiyle uğraşmamak için gayet tercih edilebilir bir seçenek.

günümüzde yaygın ve popüler olabilir ama fonksiyonelliği de tartışmasızdır.
ve evet özentilik değildir.
afiyet olsun.
devamını gör...

bir jung yun kitabıdır.

çocukluğumuz boyunca yaşadığımız deneyimlerin kurguladığı bir hayatı yaşamaya çalışıyoruz hepimiz. o yüzden “ kime sorsak evinde bir oda eksik.” hepimizde bir telaş çocukken eksik kaldıklarımızı tamamlamak için, bozulanları tamir etmek için, kaybolanları yerine koymak için.

mark twain’e göre kişiliğimizi on beş yaşına kadar yaşadıklarımız belirlermiş. kitabımızın merkezinde duran kyung cho da çocukluk travmalarının, sevgi eksikliğinin, aile içi şiddetin oluşturduğu hasarı gidermek için kendine yapılanın tam aksini yapma peşinde ve tabii kırgınlıkları ile baş etmek.

bir çocuğu mutlu etmek, iyi ve düzenli bir geleceğe sahip olmak için onu maddi yönden doyurmak, özel hocalarla meşgul etmek yeterli midir? bir evde huzur yoksa o eve yuva diyebilir miyiz?

zengin bir ailenin çocuğu olan kyung aile içi şiddet mağduru olan bir çocuk ama zincirleme şiddet tamlamasının son öğesi o. babasından şiddet gören annesinden şiddet gören bir çocuk.

bu şiddet zincirini daha fazla uzatmamak için ailesinden uzak yaşamaya, onlarla görüşmemeye ve yeni kurduğu çekirdek ailesini onlardan soyutlamaya çalışırken bir yandan da madd zorluklara göğüs germek gibi ağır bir yükün altında. varlık içinde yokluk yaşatmayı tercih eden kyung farklı bir kültürden gelen, farklı bir ülkenin genlerini taşıyan eşi ve eşinin ailesine de kendini kabul ettirmek istemekte. ama bu kültürel farklılık kyung’un elini kolunu öyle bir bağlamakta ki olaylar çığrından çıktığında kyung kendini hiç istemediği bir durumda bulmakta.

belki de yoluna koyabileceğini düşündüğü hayatınız bahçenizde koşturan çıplak bir kadının vücudundaki şiddet izlerinin sızısıyla yeniden alt üst olsa neler hissederdiniz acaba? yuva’nıza koşmak en doğru çözüm olurdu belki de, belki de olmazdı.
devamını gör...

normal sözlük'ü kullanarak 3. parti dahil tarayıcı çerezlerinin kullanımına izin vermektesiniz. Daha detaylı bilgi için çerez ve gizlilik politikamıza bakabilirsiniz.

online yazar listesini görmek için lütfen giriş yapın.
zaman tüneli köftehor rehberi portakal normal radyo kütüphane kulüpler renk modu online yazarlar puan tablosu yönetim kadrosu istatistikler iletişim