insana mutluluk veren sıradan olaylar
bir kedinin, gelip kendini sevdirmek isteyip, etrafında döndükten sonra, sana sırnaşıp, yanına oturması.
devamını gör...
gençlerin hobi sahibi olmayışı
para ve zaman kriterlerini aşabilen bireylerin bulabileceği, onun dışında kalanların ise tembellikten bulmak istemeyeceğini düşündüğüm başlık.
gençler iş bulamıyor, iş bulanlar mesai saatlerinden sonra temel ihtiyaçlarını karşılayacak vakti bulamıyor. okuyan gençler ise, eğitim hayatlarındaki ödev, proje, tez gibi sorumluluklardan hobiye vakit ayıramıyor.
parası olan ve pandemi süresince evde sıkılan gençlerimiz ise eminim yeni hobi arayışlarına girmiş, kendilerini deneme yanılma yolu ile mutlu edebilecekleri birer zevk sahibi olmuşlardır. malum bütün sosyal mekanlar kapalı.
gençler iş bulamıyor, iş bulanlar mesai saatlerinden sonra temel ihtiyaçlarını karşılayacak vakti bulamıyor. okuyan gençler ise, eğitim hayatlarındaki ödev, proje, tez gibi sorumluluklardan hobiye vakit ayıramıyor.
parası olan ve pandemi süresince evde sıkılan gençlerimiz ise eminim yeni hobi arayışlarına girmiş, kendilerini deneme yanılma yolu ile mutlu edebilecekleri birer zevk sahibi olmuşlardır. malum bütün sosyal mekanlar kapalı.
devamını gör...
formatını beğenmediğin sözlükte yazmak
adaletini beĝenmediğim bir dünyada yaşıyorum. o daha korkunç. beğenmeyenler de yazmasın kardişim.
devamını gör...
tartıştığın kişiyle empati kurmak
empati olgun insanların yapabileceği bir şey. bakıyorsun tartıştığın kişiye diyorsun neden böyle davranıyor anlamaya algılamaya çalışıyorsun sonra kafan olmuş çorba. bende yine bir kavgaya doğru sürükleniyor tartışma anlama kısmı kısa sürüyor, hırslanıyorum empatiden yoruluyorum bir süre sonra.bu da can nihayetinde. bu tarz insanların çok az rastlanan örneklerini gördüğümüz için gerçekten zeki ve farklı olduklarını düşünüyorum.yapabilene helal olsun.
devamını gör...
hiperuzay
4 boyutlu uzay - zaman dışında var olduğu düşünülen teorik boyutlar. temeli theodor kaluza ve oskar klein adlı fizikçiler tarafından atıldı.
kaluza, uzun zamandır çözülemeyen bir durum olan, kuantum dünyasını ve göreliliği birleştirme çabalarından, bazı matematiksel denklemlere 5. bir boyutun varlığı eklendiğinde sonuç alınacağını ispatladı. fakat sorun şu ki, biz sadece 3 uzay ve 1 zaman boyutunu deneyimleyebiliyoruz.
kaluza, 5. boyutun kendi üzerine kıvrılmış, son derece küçük bir boyut olabileceğini ve canlıların onu algılayamadığını öne sürdü. ardından da başka sorular geldi: eğer bu mümkünse, 5'ten çok daha fazla sayıda boyut olamaz mı evrende?
sicim teorisine göre cevap evet. ancak bunları gözlemlerle kanıtlayamadığımızdan, sicim teorisinin doğruluğundan da şimdilik emin olamıyoruz.
kaluza, uzun zamandır çözülemeyen bir durum olan, kuantum dünyasını ve göreliliği birleştirme çabalarından, bazı matematiksel denklemlere 5. bir boyutun varlığı eklendiğinde sonuç alınacağını ispatladı. fakat sorun şu ki, biz sadece 3 uzay ve 1 zaman boyutunu deneyimleyebiliyoruz.
kaluza, 5. boyutun kendi üzerine kıvrılmış, son derece küçük bir boyut olabileceğini ve canlıların onu algılayamadığını öne sürdü. ardından da başka sorular geldi: eğer bu mümkünse, 5'ten çok daha fazla sayıda boyut olamaz mı evrende?
sicim teorisine göre cevap evet. ancak bunları gözlemlerle kanıtlayamadığımızdan, sicim teorisinin doğruluğundan da şimdilik emin olamıyoruz.
devamını gör...
normal sözlük yazarlarının stres atma yöntemleri
kafa yormayan dandik bir film izlemek
devamını gör...
armysuzy
hiç beklemediğim bir anda nickaltımı onurlandıran, farkettiğimde tatlı bir tebessümle beni baş başa bırakan, dolu dolu entrylerini okumaktan haz aldığım, okurken düşündüğüm, okumak ve anlamak için zaman ayırdığım özel bir yazar.
devamını gör...
hasan can kaya
ne komiktir ne de orjinal. bel altı espriler, küfürler ile ne orjinal olunur ne de komik.
ve maalesef ki ülkemizde bunun gibileri değere biner oldu. aynen enes gibilerinin değere bindiği gibi.
ve maalesef ki ülkemizde bunun gibileri değere biner oldu. aynen enes gibilerinin değere bindiği gibi.
devamını gör...
tokofobi
doğum yapmaktan aşırı derecede korkma durumudur ve bu fobi bazı kadınlarda hamilelikten hoşlanmama ve hatta iğrenme durumunu da içerebilir.
dünya genelinde kadınların yaklaşık %14'ünün bu fobiye sahip olduğu öngörülmektedir. aynı zamanda benim de sahip olduğuma inandığım fobidir. * kendi deneyimim üstünden konuşmak gerekirse, kendimi bildim bileli doğum ve hamilelikten hem çok korkarım hem de iğrenirim. bu durum öyle uç bir noktada ki, hamile kadın gördüğümde çoğunlukla başım dönüyor ve midem bulanıyor. neden bu fobiye sahip olduğumu ise hiç bilmiyorum. ama küçüklükten gelme olduğunu düşünürsek duyduğum korkunç hikayelerin bunda etkisi büyük diyebiliriz bence. onun dışında içinde bir canlının büyüdüğünü düşünmek korkunç geliyor. insanlar nasıl bu durumu mucizevi buluyorlar hiç anlamayacağım, çok korkunç çok. *
kendi deneyimimi bırakıp daha bilimsel kısma geçmek gerekirse, kadınların doğum ve doğum konusunda endişeli olmaları çok yaygındır. sancıların acısı, müdahaleler ve sürecin belirsizliği ile ilgili endişeler olağandışı değildir. ancak bazı kadınlar için doğum ve doğum korkusu o kadar büyük olabilir ki hamileliklerini gölgede bırakır ve günlük işleyişi etkiler.
tokofobi en uç noktasında şunlara yol açabilir:
* hamileliği önlemek için takıntılı bir şekilde doğum kontrol yöntemleri kullanımı
* hamileliği sona erdirme
* doktor randevularına gitmemek
* travma sonrası stres bozukluğu ve/veya diğer akıl sağlığı bozuklukları ve anne-bebek bağlanma zorlukları.
tokofobi iki şekilde görülür: birincil (daha önce bebek sahibi olmayan kadınlarda) ve ikincil (daha önce bebek sahibi olan kadınlar). önceki bir hamilelikte tokofobisi olan kadınların sonraki hamilelikte buna sahip olma olasılığı daha yüksektir ve bu da potansiyel bir anksiyete ve depresyon döngüsüne neden olur.
birincil tokofobi, daha önce doğum yapmamış kadınlarda görülür. bu kadınlar için doğum korkusu, cinsel istismar da dahil olmak üzere geçmişlerindeki travmatik deneyimlerden gelme eğilimindedir. aynı zamanda zor bir doğuma tanık olma veya doğumu utanç verici veya tehlikeli olarak tasvir eden hikayeleri dinlemek veya programları izlemekle de bağlantılı olabilir.
tokofobili kadınlar çok farklı köklerden ve geçmişten gelmektedirler. tokofobisi olan kadınların anksiyete, depresyon ve diğer akıl sağlığı sorunları ile ilgili zorluklar yaşama olasılığının daha yüksek olduğu açık olsa da, kimlerin etkilenebileceğini tahmin etmek zordur.
araştırmalar, durumu olan bazı kadınların hamilelikten tamamen kaçınmayı seçtiklerini veya kendilerini bu pozisyonda bulurlarsa hamileliklerini sonlandırmayı düşünebileceklerini ileri sürüyor. tokofobisi olan kadınlar, hamile kaldıklarında, gerçekten doğum yapma zorunluluğundan kaçınmak için sezaryen isteyebilirler.
bazı kadınlar gebeliğin kendisini, özellikle büyüyen şişlik ve bebeğin hareketlerini hissetme konusunda çok zor bulmaktadır. kaygı, uykusuzluk, uykusuzluk, yeme bozuklukları ve doğum öncesi depresyon veya artan doğum sonrası depresyon riski, tokofobinin sonuçları olarak tanımlanmıştır.
tokofobili bazı kadınların bebekleriyle daha az tatmin edici bir bağları olabilir. zor bir doğum deneyimi, kadınları tekrar hamile kalmaları durumunda doğumdan daha çok korkmalarına neden olabilir.
kaynak
dünya genelinde kadınların yaklaşık %14'ünün bu fobiye sahip olduğu öngörülmektedir. aynı zamanda benim de sahip olduğuma inandığım fobidir. * kendi deneyimim üstünden konuşmak gerekirse, kendimi bildim bileli doğum ve hamilelikten hem çok korkarım hem de iğrenirim. bu durum öyle uç bir noktada ki, hamile kadın gördüğümde çoğunlukla başım dönüyor ve midem bulanıyor. neden bu fobiye sahip olduğumu ise hiç bilmiyorum. ama küçüklükten gelme olduğunu düşünürsek duyduğum korkunç hikayelerin bunda etkisi büyük diyebiliriz bence. onun dışında içinde bir canlının büyüdüğünü düşünmek korkunç geliyor. insanlar nasıl bu durumu mucizevi buluyorlar hiç anlamayacağım, çok korkunç çok. *
kendi deneyimimi bırakıp daha bilimsel kısma geçmek gerekirse, kadınların doğum ve doğum konusunda endişeli olmaları çok yaygındır. sancıların acısı, müdahaleler ve sürecin belirsizliği ile ilgili endişeler olağandışı değildir. ancak bazı kadınlar için doğum ve doğum korkusu o kadar büyük olabilir ki hamileliklerini gölgede bırakır ve günlük işleyişi etkiler.
tokofobi en uç noktasında şunlara yol açabilir:
* hamileliği önlemek için takıntılı bir şekilde doğum kontrol yöntemleri kullanımı
* hamileliği sona erdirme
* doktor randevularına gitmemek
* travma sonrası stres bozukluğu ve/veya diğer akıl sağlığı bozuklukları ve anne-bebek bağlanma zorlukları.
tokofobi iki şekilde görülür: birincil (daha önce bebek sahibi olmayan kadınlarda) ve ikincil (daha önce bebek sahibi olan kadınlar). önceki bir hamilelikte tokofobisi olan kadınların sonraki hamilelikte buna sahip olma olasılığı daha yüksektir ve bu da potansiyel bir anksiyete ve depresyon döngüsüne neden olur.
birincil tokofobi, daha önce doğum yapmamış kadınlarda görülür. bu kadınlar için doğum korkusu, cinsel istismar da dahil olmak üzere geçmişlerindeki travmatik deneyimlerden gelme eğilimindedir. aynı zamanda zor bir doğuma tanık olma veya doğumu utanç verici veya tehlikeli olarak tasvir eden hikayeleri dinlemek veya programları izlemekle de bağlantılı olabilir.
tokofobili kadınlar çok farklı köklerden ve geçmişten gelmektedirler. tokofobisi olan kadınların anksiyete, depresyon ve diğer akıl sağlığı sorunları ile ilgili zorluklar yaşama olasılığının daha yüksek olduğu açık olsa da, kimlerin etkilenebileceğini tahmin etmek zordur.
araştırmalar, durumu olan bazı kadınların hamilelikten tamamen kaçınmayı seçtiklerini veya kendilerini bu pozisyonda bulurlarsa hamileliklerini sonlandırmayı düşünebileceklerini ileri sürüyor. tokofobisi olan kadınlar, hamile kaldıklarında, gerçekten doğum yapma zorunluluğundan kaçınmak için sezaryen isteyebilirler.
bazı kadınlar gebeliğin kendisini, özellikle büyüyen şişlik ve bebeğin hareketlerini hissetme konusunda çok zor bulmaktadır. kaygı, uykusuzluk, uykusuzluk, yeme bozuklukları ve doğum öncesi depresyon veya artan doğum sonrası depresyon riski, tokofobinin sonuçları olarak tanımlanmıştır.
tokofobili bazı kadınların bebekleriyle daha az tatmin edici bir bağları olabilir. zor bir doğum deneyimi, kadınları tekrar hamile kalmaları durumunda doğumdan daha çok korkmalarına neden olabilir.
kaynak
devamını gör...
isim şehirdeki atmasyonlar
nil ayısı diyen yazarımızla aynı kaderi yaşamıştık. hayvanlara yazılanlar nil balığı, nil timsahı, nil aslanı ve nilüferdi. bu utancın üzerine herkes sessizce kendine on puan yazıp geçmişti.
devamını gör...
dünya yalan söylüyor
türk rock tarihinde yapılmış en başarılı albümlerden biri olan mor ve ötesi albümü. playlist şöyledir:
yardım et
cambaz
bir derdim var
re
sevda çiçeği
serseri
aşk içinde
az çok
son deneme
uyan---> yirmi yedi dakikasını dinleyince farklı yerlere gidebiliyorsunuz.
yardım et
cambaz
bir derdim var
re
sevda çiçeği
serseri
aşk içinde
az çok
son deneme
uyan---> yirmi yedi dakikasını dinleyince farklı yerlere gidebiliyorsunuz.
devamını gör...
nickaltı olmayan yazar
yabancıların bir lafı var, çok sevdiğim (bkz: beauty is in the eye of the beholder).
bize ise "güzellik bakanın gözlerindedir." gibi çevrilebilir fakat aslında anlamı tam öyle değildir.
kimilerine göre hiç bir şey olmayan yerde bile, birilerine göre güzellikler silsilesi olabilir, şeklinde bir anlam barındırdığını söylemek daha doğrudur.
nicaltı olmayan yazarlar, gizli birer hazine olabilirler.
başlıkların ilk ve son sayfaları arasında, sol frame de kaybolan nice başlıklar arasında kalan güzelim duyguların, tanımların, tespitlerin, esprilerin mimarı olabilirler.
ve inanın, bir düşünce, belki bugün değil ama bir gün bir insanın fikrini değiştirebilir.
bu düşünceyi belki onlarca enrty arasında dolanırken tesadüfen bulur ve o zaman yazarlar nick altınıza. işte o değerli bir nicaltı olur. yazdıklarınız gerçek bir etki yaratmıştır çünkü.
aynı zamanda büyük sanatçılara, edebiyatçılara bakıldığında, kaç tanesinin yaşadığı dönemde taktir edildiğini görürüz ki. hep eziyet çekmişlerdir, bugün taktir ettiklerimiz. o kadar çok örnek var ama, kafka sık gelir aklıma. düşünsenize, yaşarken tek bir kişi bile yazdıklarınız okumamış ve dünyaya veda ederken kendiniz hakkınızdaki düşünceleriniz sadece hayal kırıklığından ibaret. hemde öyle ki arkadaşınızı çağırıp yazdıklarınızı yakmasını istiyorsunuz. düşüncelerinizin yıllar sonraki nesillere şekil vereceğini bilmeden.
o yüzden yazın dostlar. taktir beklemeden yazın. şu hayatta ne yaparsanız karşılık beklemeden yapın.
kimse görmese de duymasa da, o ağaç düşmüştür.
bize ise "güzellik bakanın gözlerindedir." gibi çevrilebilir fakat aslında anlamı tam öyle değildir.
kimilerine göre hiç bir şey olmayan yerde bile, birilerine göre güzellikler silsilesi olabilir, şeklinde bir anlam barındırdığını söylemek daha doğrudur.
nicaltı olmayan yazarlar, gizli birer hazine olabilirler.
başlıkların ilk ve son sayfaları arasında, sol frame de kaybolan nice başlıklar arasında kalan güzelim duyguların, tanımların, tespitlerin, esprilerin mimarı olabilirler.
ve inanın, bir düşünce, belki bugün değil ama bir gün bir insanın fikrini değiştirebilir.
bu düşünceyi belki onlarca enrty arasında dolanırken tesadüfen bulur ve o zaman yazarlar nick altınıza. işte o değerli bir nicaltı olur. yazdıklarınız gerçek bir etki yaratmıştır çünkü.
aynı zamanda büyük sanatçılara, edebiyatçılara bakıldığında, kaç tanesinin yaşadığı dönemde taktir edildiğini görürüz ki. hep eziyet çekmişlerdir, bugün taktir ettiklerimiz. o kadar çok örnek var ama, kafka sık gelir aklıma. düşünsenize, yaşarken tek bir kişi bile yazdıklarınız okumamış ve dünyaya veda ederken kendiniz hakkınızdaki düşünceleriniz sadece hayal kırıklığından ibaret. hemde öyle ki arkadaşınızı çağırıp yazdıklarınızı yakmasını istiyorsunuz. düşüncelerinizin yıllar sonraki nesillere şekil vereceğini bilmeden.
o yüzden yazın dostlar. taktir beklemeden yazın. şu hayatta ne yaparsanız karşılık beklemeden yapın.
kimse görmese de duymasa da, o ağaç düşmüştür.
devamını gör...
sözlükte profil fotoğraflarını bekleyen büyük tehlike
hayır profil fotoğrafımin normal halinde bile yüzüm doğru düzgün görünmüyor ki. benim için hala problem yok.*
devamını gör...
frida kahlo müzesi
frida’nın hayatına ve tarihin önemli anlarına tanıklık eden bu özel mekan 1958’te müze haline getirilmiştir. la casa azul frida’nın hayatında önemli bir yer tutar. dieogo ile evlendikten sonra bir süre bu evden ayrılmış olsa da yine coyoacan’daki ailesinin yanına döner.
frida kahlo müzesinde bulunan ressamın en önemli eserlerinden bazılaır: long live life, frida and the caesarian operation, portrait of my father wilhelm kahlo.
ressamlığının yanı sıra muhteşem bir mimari zevke sahip olan diego tarafından ispanyol öncesi dönem eserleri ile döşenmiştir.
frida’nın evi ölümünün ardından diego’nun isteği ile halka açık bir müzeye dönüştürülür. diego ve frida’nın ortak arzusu kendi eserlerini meksika halkına bağışlamaktı ve öyle de yaptılar.
22.000 belge, 6.500 fotoğraf, dergi ve süreli yayınlar, kitaplar, düzinelerce çizim, kişisel eşyalar, kıyafetler, korseler, ilaçlar, oyuncaklar…. bu nesneler her iki sanatçının hayat hikayelerini zenginleştirecek ipuçları sunuyor.
frida kahlo müzesinde bulunan ressamın en önemli eserlerinden bazılaır: long live life, frida and the caesarian operation, portrait of my father wilhelm kahlo.
ressamlığının yanı sıra muhteşem bir mimari zevke sahip olan diego tarafından ispanyol öncesi dönem eserleri ile döşenmiştir.
frida’nın evi ölümünün ardından diego’nun isteği ile halka açık bir müzeye dönüştürülür. diego ve frida’nın ortak arzusu kendi eserlerini meksika halkına bağışlamaktı ve öyle de yaptılar.
22.000 belge, 6.500 fotoğraf, dergi ve süreli yayınlar, kitaplar, düzinelerce çizim, kişisel eşyalar, kıyafetler, korseler, ilaçlar, oyuncaklar…. bu nesneler her iki sanatçının hayat hikayelerini zenginleştirecek ipuçları sunuyor.
devamını gör...
ardıç
hititlilerin en özel ağaçlarından olmuş. kralları ölünce anıt mezarının başına ardıç ağacı dikmişler. her zaman yeşil kalan ardıcın manevi güçleri olduğuna inanılırmış. aynı adet, osmanlı döneminde efe mezarları için de uygulanırmış. ölen efenin mezarı başına dikilirmiş.
devamını gör...
dede yadigarı kafa sözlük madalyasını satan hayırsız torun
bugün 2. el alım-satım sitesinde ilanıyla karşılaştığım, atasına ceddine saygısı kalmamış olan torundur.
bugün kafa tatili yapmak istedim. bilen bilir oto galericiyim. işim dolayısıyla telefonlarım tıpkı bir çağrı merkezi gibi sürekli olarak çalmaktadır. hasar kayıtsız 50 bin km aracını satmak için uğraşan beyaz yakalı ekşici tiplerle hemhal olmamak için uçak moduna aldım telefonumu.. inanın dostlarım işimden zaman zaman nefret ediyorum. benim gibi entrepreneur bir kişilik, bu gibi insanlarla vaktini boşa çarçur ettikçe köreliyor. kendimi zaman zaman tükenmişlik sendromunda hissediyorum.
gelgelelim meselemize. daha önce söylemiştim sanırım. antika alım-satım yapmayı severim. özellikle savaş görmüş olan süvari kılıcı, matara, miğfer, zippo çakmak, antika tabanca gibi nesneleri koleksiyonuma koymayı severim. girdim malum 2. el alım-satım sitesine. bir yandan laptop'ımdan bitcoin'lerimin eriyişine bakıyor ve kahroluyorken, öbür yandan esra'mın benim için hazırlamış olduğu meyve tabağından tıkınıyorum. müstakbel kayınvalidem cevahir hanım iki akşam üzeri bizim eve yatıya geldi. fevzi amca ile kavga etmişler, koskoca kadın elinde bavulu gecenin bir körü kapıyı tıklattı. üstü başı depresif haldeydi ve yüzüklerin efendisindeki "neden et yiyemiyoss" diyen goblin gibi görünüyordu, yıpranmış görünüyordu. içeri buyurduk tabii salonda netflix'ten vegan belgeseli izleyerek uyumuş.
neyse girdim websitesine. madalyalar filtresini uyguladım. gözüme bir ilan ilişti ve gördüklerime inanamadım. önce bunun trollüğüne açılmış bir ilan olduğunu düşündüm. ne var ki böyle troll ilanlar siteden kolayca çıkabiliyordu.
tam da o sırada irkilerek bir aristo mantığı uygulayarak kendime bir düşünce çizelgesi hazırladım.. gramafonuma wagner'in faust'unu takarak, bir yandan dinlerken, bir yandan dört sayfa jean jacques rousseau okuyarak devrimlerin halktan mı yoksa burjuva güruhundan mı verilmesi gerektiği ikileminde bir müddet dolandım. tabii bu da yetmeyince dört sayfa da matthew arnold okuyarak devrimlerin sosyokültürel altyapısı hakkındaki olumlu ya da olumsuz bazı umdelerimi yenileme fırsatı buldum. sonra ekinezya çayımı içip "ben napıyorum anasını satimm??" diyerek kitapları kaldırdım ve gördüğüm manzara karşısında gözlerimi buruşturan bu sevimsizliğe döndüm.
dede yadigârı kafa sözlük madalyamı ihtiyaçtan satıyorum. "gecenin ikisinde sözlüğe giren kızın amacı" başlığında toplumun sinir uçlarına dokunan bir başlık sahibi trolle, rahmetli kafa sözlük yazarı dedem tarafından üsluplu bir "don't feed the troll" cevabı verilmiş olup, yönetim tarafından madalyaya layık görülmüştür. temiz temiz pırıl pırıl hiç kullanılmamıştır. fiyatı 1500 tl. pazarlık payı yoktur. ölücüler aramasın lütfen..!!
koskoca dede yadigarı madalyanın değeri 1500 tl mi yani? o şerefin, haysiyetin, onurun satış fiyatı bu mu gerçekten de?
ilan sahibini aradım. sesi çatallanmış bir ergen açtı. "neden böyle bir şey yapıyorsun dedenin hiç mi hatrı yok sende aslanım?" diye sordum. "abi oyunda silah alacam, para lazım oldu" dedi bana.
ulan oyun parası diyor oyun parası!!
gel de celallanme anasını satim!
neyse çocuğa parasını verdim cebimden. dedesinin kemikleri sızlamasın hiç değilse. adam zaten kabirde sorguya çekilirken bir ton sıkıntı çekmiştir, bir de mezarda takla atmasın yazıktır...
hesabın şifresini hash yaparak değiştirdim. bundan sonra ben de dahil kimse giremeyecek oraya. atalarımıza saygı duymalıyız derken lakırdı yapmıyoruz vesselam.
bugün kafa tatili yapmak istedim. bilen bilir oto galericiyim. işim dolayısıyla telefonlarım tıpkı bir çağrı merkezi gibi sürekli olarak çalmaktadır. hasar kayıtsız 50 bin km aracını satmak için uğraşan beyaz yakalı ekşici tiplerle hemhal olmamak için uçak moduna aldım telefonumu.. inanın dostlarım işimden zaman zaman nefret ediyorum. benim gibi entrepreneur bir kişilik, bu gibi insanlarla vaktini boşa çarçur ettikçe köreliyor. kendimi zaman zaman tükenmişlik sendromunda hissediyorum.
gelgelelim meselemize. daha önce söylemiştim sanırım. antika alım-satım yapmayı severim. özellikle savaş görmüş olan süvari kılıcı, matara, miğfer, zippo çakmak, antika tabanca gibi nesneleri koleksiyonuma koymayı severim. girdim malum 2. el alım-satım sitesine. bir yandan laptop'ımdan bitcoin'lerimin eriyişine bakıyor ve kahroluyorken, öbür yandan esra'mın benim için hazırlamış olduğu meyve tabağından tıkınıyorum. müstakbel kayınvalidem cevahir hanım iki akşam üzeri bizim eve yatıya geldi. fevzi amca ile kavga etmişler, koskoca kadın elinde bavulu gecenin bir körü kapıyı tıklattı. üstü başı depresif haldeydi ve yüzüklerin efendisindeki "neden et yiyemiyoss" diyen goblin gibi görünüyordu, yıpranmış görünüyordu. içeri buyurduk tabii salonda netflix'ten vegan belgeseli izleyerek uyumuş.
neyse girdim websitesine. madalyalar filtresini uyguladım. gözüme bir ilan ilişti ve gördüklerime inanamadım. önce bunun trollüğüne açılmış bir ilan olduğunu düşündüm. ne var ki böyle troll ilanlar siteden kolayca çıkabiliyordu.
tam da o sırada irkilerek bir aristo mantığı uygulayarak kendime bir düşünce çizelgesi hazırladım.. gramafonuma wagner'in faust'unu takarak, bir yandan dinlerken, bir yandan dört sayfa jean jacques rousseau okuyarak devrimlerin halktan mı yoksa burjuva güruhundan mı verilmesi gerektiği ikileminde bir müddet dolandım. tabii bu da yetmeyince dört sayfa da matthew arnold okuyarak devrimlerin sosyokültürel altyapısı hakkındaki olumlu ya da olumsuz bazı umdelerimi yenileme fırsatı buldum. sonra ekinezya çayımı içip "ben napıyorum anasını satimm??" diyerek kitapları kaldırdım ve gördüğüm manzara karşısında gözlerimi buruşturan bu sevimsizliğe döndüm.
dede yadigârı kafa sözlük madalyamı ihtiyaçtan satıyorum. "gecenin ikisinde sözlüğe giren kızın amacı" başlığında toplumun sinir uçlarına dokunan bir başlık sahibi trolle, rahmetli kafa sözlük yazarı dedem tarafından üsluplu bir "don't feed the troll" cevabı verilmiş olup, yönetim tarafından madalyaya layık görülmüştür. temiz temiz pırıl pırıl hiç kullanılmamıştır. fiyatı 1500 tl. pazarlık payı yoktur. ölücüler aramasın lütfen..!!
koskoca dede yadigarı madalyanın değeri 1500 tl mi yani? o şerefin, haysiyetin, onurun satış fiyatı bu mu gerçekten de?
ilan sahibini aradım. sesi çatallanmış bir ergen açtı. "neden böyle bir şey yapıyorsun dedenin hiç mi hatrı yok sende aslanım?" diye sordum. "abi oyunda silah alacam, para lazım oldu" dedi bana.
ulan oyun parası diyor oyun parası!!
gel de celallanme anasını satim!
neyse çocuğa parasını verdim cebimden. dedesinin kemikleri sızlamasın hiç değilse. adam zaten kabirde sorguya çekilirken bir ton sıkıntı çekmiştir, bir de mezarda takla atmasın yazıktır...
hesabın şifresini hash yaparak değiştirdim. bundan sonra ben de dahil kimse giremeyecek oraya. atalarımıza saygı duymalıyız derken lakırdı yapmıyoruz vesselam.
devamını gör...
20 aralık 2021 türk lirasının şahlanması
olması gereken zaten bu. yalnız dikkat edin bunu nasıl sahipleniyorlar, bütün başarı erdoğan'ın, bütün övgüler erdoğan'a. ak troller sahaya inmiş hep bir ağızdan aynı şeyler söyleniyor. iktidar medyasında bayram havası var. erdoğan övgüleri had safhada. ve fakat dolar sabah 2 lira artarsa yine dış güçler diyecekler. işte ben buna dayanamıyorum abi sinir küpü oluyorum.
devamını gör...
normal sözlük'ün en yaşlı yazarı
40+ arkadaşlarla yakın gözlüklerimizi taktık, kupa hangimize gidecek bekliyoruz.
devamını gör...
save ralph
bu konu hakkında konuşmamayı tercih etmiştim ancak artık iş iyice çığırından çıktı. kozmetik denilince aklına sadece makyaj malzemesi gelen ve her kozmetik markasının hayvanlar üzerinde deney yaptığını sanan bir grup cahil insan makyaj yapanları linç etmeye başlamış. öncelikle şuna bir açıklık getirmek lazım: kozmetik ürünler sadece makyaj malzemelerini kapsamıyor. aynı zamanda bebek bezi, ped, tıraş köpüğü, sabun, duş jeli gibi ürünler de bu kategoride yer alıyor. anlamamız gereken bir başka şey ise bütün markaların hayvanlar üzerinde deney yapmadığıdır. bu konu hakkında çok hassas olan bir insan olarak zamanında gerekli araştırmamı yaptım. kozmetik ürünler ve makyaj malzemeleri kullanıyorum evet. ancak fark ettim ki türkiye'de fiyatı sebebiyle tercih edilen ve yaygın olan markaların bir çoğu cruelty free yani hayvanlar üzerinde deney yapmıyor. örneğin avon bu konuda bir öncü durumunda. kendi internet sitelerinde paylaştıkları bilgiye göre 30 yıldır hayvan deneyleri yapmayan ilk büyük markalardan biri buradan.
bu markalar hakkında daha fazla bilgi almak için benim önceden açmış olduğum başlığa göz atabilirsiniz: (bkz: hayvanlar üzerinde deney yapmayan kozmetik markaları).
yapmamız gereken şey cruelty free markaları yaymakken, insanları linç ediyor oluşumuzu gerçekten anlayamıyorum. hayvanlar üzerinde deney yapan markaları kullanan insanları bilgilendirmenin yolu sosyal medyada olur olmadık sallamak değil. alternatifleri olduğunu göstermek.
değinmek istediğim bir başka konu ise bu reklam filmi üzerinden güya "kara mizah" yapanlar, bunu paylaşanlar ve buna gülenler. gerçekten bu kadar hassas bir konuyu oyuncak ettiniz. bu mizah falan değil. zira mizahın da bir sınırı var. gerçekten artık böyle hassas konular üzerinden meme yapmaktan falan vazgeçin. inanın hiç komik değilsiniz. bu toplum daha ne kadar kötüye gidebilir derken her gün bir tık daha kötüsüyle karşılaşıyoruz. sizden ricam bir konu hakkında toplumun bir kesimini linç etmeden veya "mizah" yapmadan önce araştırmanız. okuyun yahu okuyun. zor değil.
son olarak tüm markaları aklımızda tutmamız zor olacağından bir ürün alırken cruelty free olup olmadığını anlamak için ürün ambalajında yer alan bazı sembolleri aşağıya bırakmak istiyorum. eğer bu sembollerden biri ürün üzerinde yer alıyorsa bilin ki bu ürün hayvanlar üzerinde deney yapmıyor.
bu markalar hakkında daha fazla bilgi almak için benim önceden açmış olduğum başlığa göz atabilirsiniz: (bkz: hayvanlar üzerinde deney yapmayan kozmetik markaları).
yapmamız gereken şey cruelty free markaları yaymakken, insanları linç ediyor oluşumuzu gerçekten anlayamıyorum. hayvanlar üzerinde deney yapan markaları kullanan insanları bilgilendirmenin yolu sosyal medyada olur olmadık sallamak değil. alternatifleri olduğunu göstermek.
değinmek istediğim bir başka konu ise bu reklam filmi üzerinden güya "kara mizah" yapanlar, bunu paylaşanlar ve buna gülenler. gerçekten bu kadar hassas bir konuyu oyuncak ettiniz. bu mizah falan değil. zira mizahın da bir sınırı var. gerçekten artık böyle hassas konular üzerinden meme yapmaktan falan vazgeçin. inanın hiç komik değilsiniz. bu toplum daha ne kadar kötüye gidebilir derken her gün bir tık daha kötüsüyle karşılaşıyoruz. sizden ricam bir konu hakkında toplumun bir kesimini linç etmeden veya "mizah" yapmadan önce araştırmanız. okuyun yahu okuyun. zor değil.
son olarak tüm markaları aklımızda tutmamız zor olacağından bir ürün alırken cruelty free olup olmadığını anlamak için ürün ambalajında yer alan bazı sembolleri aşağıya bırakmak istiyorum. eğer bu sembollerden biri ürün üzerinde yer alıyorsa bilin ki bu ürün hayvanlar üzerinde deney yapmıyor.
devamını gör...
