zili çaldığınızda ne kadar hızlı kapı açılırsa o kadar huzurludur.
devamını gör...

kullanıcı tarafından yüklenmiş görsel
devamını gör...

"erythrina schliebenii" olarak da bilinen ve nesli tükenme tehlikesi ile karşı karşıya olan bir bitki. hatta bir dönem gerçekten tükendiği varsayılmış fakat daha sonra tekrar rastlanmış. anavatanı ise tanzanya. bataklıklarda ve sulak alanlarda kendi haline büyümesi ile biliniyor ve dünyada koruma altında olmayan bir bölgede 50 adet kadar mercan ağacı kaldığı biliniyor.
kullanıcı tarafından yüklenmiş görsel
devamını gör...

buyursun, biraz mizah.

kullanıcı tarafından yüklenmiş görsel
devamını gör...

"ben senin eşin, ağabeyin, arkadaşınım biri bitse biri kalır
seni hiç bırakmayacağım.”
-cemal süreya.
devamını gör...

bunu bir erkek, bir kadına yapsa n'olurdu acaba?
devamını gör...

konu sabahattin ali ve eserleri olunca içimde bitmek bilmeyen bir yazma isteği ve heyecanı oluyor. küçüklüğümden beri böyleyimdir ben zaten. çok sevdiğim ve ilgi duyduğum konularda hızlı konuşmaya, hızlı yazmaya, içime sığmamaya başlarım. işte aynı şey sabahattin ali hakkında konuşurken de oluyor. aslında çok fazla şey yazmak istiyorum fakat çok da çekiniyorum. çünkü biliyorum ne yazsam eksik kalacak.

sırça köşk, sabahattin ali'nin öykü kitaplarından biri. araştırmama göre ilk baskısı 1947'de çıkmış. içerisinde 13 öykü, 4 tane de masal bulunuyor. diğer 3 romanı kadar herkes tarafından bilinmez belki fakat hatırı sayılır okuyucusu vardır. öykü okumayı sevenler zaten okumuştur, okumadılarsa muhakkak okumalıdır. öykülerin yazıldığı dönemle şu anki dönem arasında hiçbir farklılığın olmaması insanı üzse de daha bir bağlıyor yazılanlara. çıkarlarını düşünenleri, zengin bir ailenin köpeğinin onda biri kadar iyi şartlarda yaşayamayanları, mahalle baskısının, kitle psikolojinin bir insanı nasıl olmak istemediği birine dönüştürdüğünü bu kısa öyküler sayesinde görüyoruz.

en sevdiğim öykü bahtiyar köpek olmuştu diye hatırlıyorum. masallardan da kitaba ismini veren sırça köşk muazzamdı.

''istediğin kadar güzel resim yap... anlayan, kıymetini bilen olmadıktan sonra...''
devamını gör...

türksat
devamını gör...

1973 yılında kurulmuş türkiye'nin kızlardan oluşan ilk futbol takımı olan dostlukspor isimli takım, trabzon gibi eril bir şehre gelip ismi gibi dostluk havasında bir maç yapmak istiyor. tabi kızlarla yapılacak maç alışılmış bir şey olmadığı için, dalga konusu oluyor. özkan sümer hoca da kabul ediyor. yıllarca dalga geçilmeyi göze alarak takımını, kız futbol takımı ile oynatıyor.

futbola, kitap ve felsefeyi sokan, donanımlı, bilgi ve kültür abidesi bir başkan. toprak sahanın kenarına sandalyesini koyup 12 yaş çocuklarının futbol müsabakasını hiç sıkılmadan, yeni bir yetenek keşfetme umudu ile seyreden bir başkan. uçağa atlayıp dünyanın uzak ülkelerinde yetenekli ve ucuz futbolcu arayan, bulduğu futbolcu ile kıran kırana pazarlık yapıp kolundan tutup takıma kazandıran bir başkan. yani efsane ünvanı kolay kazanılmıyor.

bunun dışında futbolcularla olan komik diyaloglarını az buçuk herkes duymuştur. yazmaya klavye yetmez. tipik karadenizli karakterini de yansıtır. teknik direktörlük zamanında kendisine tribünden ana, avrat, soy, sop, sülale söven adana demirspor taraftarına karşı soğukkanlılığını koruyup tepki vermeyen ama taraftarın en sonunda gözündeki siyah gözlüğe sövmesiyle kayışı koparıp kulübeden tribüne atlayıp küfürbaz taraftara saldırmaya kalkışmışlığı da vardır.

trabzon'daki altyapı okulu başarısını uygulamak isteyen galatasaray altyapının başına getirmiş, ancak o dönem teknik direktör görevden ayrılınca apar topar teknik direktör yapılmış ve takıma iki kupa kazandırmış. hasbelkader altyapının başında dursaydı, belki de galatasaray'daki gidişata farklı bir etkisi de olurdu.
yani, böyle hem mahmut hoca ve hem de nasreddin hoca gibi bir insan ve spor adamı kolay kolay gelmez. ruhu şad olsun.
devamını gör...

yazamıyorum normali görünce yazamıyorum. alışamadım. kafa'ya alışmışım. her yerde 'normal'.

normal değilim ben.
devamını gör...

izmir bayraklida tam yarim saat tuvalet ariyodum. her yer kapali ve o kadar pis ki keşke erkek olsaydim dedim bi an için..
devamını gör...

plüton.çok uzaksın.ilkokuldan beri hep seni merak etmişimdir.
devamını gör...

buket uzuner'in kaleme aldığı çanakkale savaşı temalı bir roman. çanakkale'ye savaşmaya gelmiş ama bir daha haber alınamamış bir anzak askerinin torununun dedesinin mezarını bulmak için gelibolu'ya gelmesi, orada bir çanakkale gazisinin kızı yaşlı bir kadınla tanıştırılması ve kaderin cilvesi olarak da yaşlı kadının babası ile anzak kadının dedesinin aslında aynı insan çıkması gibi dramatik bir olay örgüsü işlenmiştir. kitap esas olarak cepheden yazılmış mektuplarla ilerler. bu mektupların içinde okur kendisini çanakkale savaşının tam orta yerinde bulur. daha fazla spoiler vermemek için kendimi zor tutuyorum. okuyan kendisine çok şey katacaktır.

(bkz: aotearoa)
devamını gör...

her insan "hayatın anlamı nedir" diye ömrünün belirli zamanlarında düşünmüştür.
peki gerçekten hayatın anlamı nedir?
hayatın anlamı herkes için farklıdır.
ne ararsan o'sun.
hayat her zaman kendini yaratmak olabilir mi?
hayat, silgi kullanmadan resim çizme sanatı olabilir mi?
duygulananlar için bir trajedi, düşünenler için bir komedi midir?
bize verilen emanetleri, onlara ihanet etmeden gerçek sahibine teslim edene kadar geçirdiğimiz süre olabilir mi?
her birimizin cevabı farklıdır, yaşanmışlıklara göre tarif ederiz hayatı.
suya sabuna dokunmadan bir ot misali nefes alıp vermek de olabilir.
alın teri ve bileğinin hakkıyla nefsinin istediği her şeye ulaşabilmek de olabilir.
şikayet ettiğimiz hayat belki de başkasının hayalidir.
poker gibidir hayat. dün, dünyalar senindir, bugün hiçbir şey.
bisiklet sürmek gibidir belki. dengede durmak için sürekli hareket etmek gereklidir.
neyin peşinde koşar, neyi hedefler ve ne için çaba gösterirseniz hayatınız odur.
“yaşadıklarımdan öğrendiğim bir şey var: yaşadın mı büyük yaşayacaksın, ırmaklara, göğe, bütün evrene karışırcasına çünkü ömür dediğimiz şey, hayata sunulmuş bir armağandır ve hayat, sunulmuş bir armağandır insana“ ataol behramoğlu.
kullanıcı tarafından yüklenmiş görsel
devamını gör...

vücut kokusundan korkmadır.
devamını gör...

betimle ne ya, rus romanı mı bu dediğim başlık.

al buyur, nokta atışı vereyim.
ama o da olacak yanımda!

çok sarhoş ilişeceğiz kahvehaneye, dayının kahvesini içip sonra eve gideceğiz, sokaklar o kokacak, sokaklar o olacak, çok sarhoş ve çok aşık olacağız tekrar ve tekrar aniden yolun ortasında, burnu bin kat daha güzel olacak ve ben de bin kat daha yakışıklı.....

kullanıcı tarafından yüklenmiş görsel
devamını gör...

''beğendiğiniz bedenlere, hayalinizdeki ruhları koyup, bunu ‘aşk’ sanıyorsunuz.''

''konuşulmayan acı, kalbi parçalar.''

edit: ilk söz civan canova’nun “ful yaprakları” adlı oyunundanmış. kaynak
devamını gör...

trt spor yıldız'da şu anda yayınlanan maç. buradan izleyebilirsiniz.
an itibariyle ilk seti 24. dakikada 25-13 ile türkiye aldı, durum 1-0.
kadroda adı geçmesine rağmen şu ana kadar ne olduğundan bahsedilmediği için meryem boz'un covid-19'a yakalandığı ve kadrodan çıkarılmasıyla ilgili dedikodular doğru olabilir.
favorimi söylemiş miydim? tabi ki tuğba şenoğlu. kendisini izlemeyi pek seviyorum.
devamını gör...

ilk görüşte farkedilmeyen erkektir. ama daha sonra görürsünüz ki adamda bir bakış vardır, bir duruş vardır, bir ses tonu vardır... işte budur dedirtir. zaten önemli olan yakışıklılık olmamalı, çünkü insan kaşını gözünü kendi çizemez. ama bir erkek duruşunu öyle bir ayarlar, kendine öyle bir hava verir ki sonunda karizmatik durur. bu nedenle karizma insanın kendi elindedir ve bir çeşit başarıdır kanımca.
devamını gör...

haldun taner tarafından 1965 yılında yazılan ve ilk olarak 1967'de oynanan kabare tiyatrosunun ülkemizdeki ilk örneğidir.
haldun taner, ''kabare bir dev aynasıdır. biraz büyütür her şeyi, sivilceyi çıban yapar, göze sokar gerçeği'' diyerek tanımlar kabare tiyatrosunu.

oyunun konusu ise, tapu kadastro'da memurken bir anda kendisini kültür müsteşarlığı koltuğunda bulan şaban'ın memleketin kültürüne kendince yön vermeye çalışmasıdır.

haldun taner bu konuyu işlerken sistemi eleştirmeyi, hem eleştirirken hem de güldürmeyi ihmal etmez. karşı olmak için karşı olmaz haldun taner, yüreklidir ve neyi eleştireceğini, neyin yanlış işlediğini iyi bilir. zaten bu yüzden çok önemli bir yere sahiptir.

oyun, günümüzle ne yazık ki birçok benzerlik taşıyor. bir şeylerin değişmiş olmasını o kadar çok isterdim ki. eleştirilerin eleştiri olarak kalmasını ve sadece gülüp geçmeyi çok isterdim. lakin şu durumda güldürmüyor, hüzünlendiriyor. yıllar öncesinden nasıl bir adım dahi ileride olamayız, hatta nasıl olur da geriye gitmeyi başarırız diye düşündürdüğünden hüzünlendiriyor. eh ne de olsa çürümüş bir şey var, neye baksan etrafta.

--- alıntı ---
bizim sanata ihtiyacımız yok ki, biz kendimiz sanatız. bizim müzeye de ihtiyacımız yok ki, biz kendimiz müzeyiz. bizim hayvanat bahçesine ihtiyacımız yok. biz...
--- alıntı ---
devamını gör...

normal sözlük'ü kullanarak 3. parti dahil tarayıcı çerezlerinin kullanımına izin vermektesiniz. Daha detaylı bilgi için çerez ve gizlilik politikamıza bakabilirsiniz.

online yazar listesini görmek için lütfen giriş yapın.
zaman tüneli köftehor rehberi portakal normal radyo kütüphane kulüpler renk modu online yazarlar puan tablosu yönetim kadrosu istatistikler iletişim