entelektüel çabaları
otobüste akıllı telefonundan okey dönmeyip kitap okuduğu için senden özür diledi o entelektüel arkadaş. hey gidi, bizim ülkede de cehalet seviliyor işte ne yaparsın.
devamını gör...
ocean's thirteen
ocean's twelve'den sonraki 3. film.
olay örgüsü yine las vegas'taki güzel hotellerden birinde geçiyor.
reuben ile ortak yeni bir otel için anlaşan willy bank karakterinin gereken bir iş için reuben'i kullanmasından sonra onu saf dışı bırakarak otelin tek sahibi oluyor ve o an reuben kalp krizi geçiriyor.
ekibin bir parçası olan reuben'a yapılan bu haksızlığın karşısında harika bir plan yaparak yeni açılacak otelin açılış günü tatlı bir intikam alıyorlar.
filme al pacino katılarak zenginliğe ekstra bir zenginlik katmış.
film'de durumu iyi olmayan kişilere ev sahiplendirme proğramını izlemeleri ve daha sonra kazandıkları parayı bu yolda hibe etmeleri de güzel bir mesaj taşıdığını düşünüyorum.
seriyi seveceğinizi ve eğleneceğinizi düşünüyorum.
keyifli seyirler.
olay örgüsü yine las vegas'taki güzel hotellerden birinde geçiyor.
reuben ile ortak yeni bir otel için anlaşan willy bank karakterinin gereken bir iş için reuben'i kullanmasından sonra onu saf dışı bırakarak otelin tek sahibi oluyor ve o an reuben kalp krizi geçiriyor.
ekibin bir parçası olan reuben'a yapılan bu haksızlığın karşısında harika bir plan yaparak yeni açılacak otelin açılış günü tatlı bir intikam alıyorlar.
filme al pacino katılarak zenginliğe ekstra bir zenginlik katmış.
film'de durumu iyi olmayan kişilere ev sahiplendirme proğramını izlemeleri ve daha sonra kazandıkları parayı bu yolda hibe etmeleri de güzel bir mesaj taşıdığını düşünüyorum.
seriyi seveceğinizi ve eğleneceğinizi düşünüyorum.
keyifli seyirler.
devamını gör...
elin oğlu aldığın diplomaya değil yaptığın pilava bakar
elin oğlu eş değil aşçı alsın o zaman. yemek yapmak kadının görevi değil midesi olan herkesin öğrenmek zorunda olduğu iştir.
devamını gör...
bir gecede cahil kalmak
cahil kaldığını düşünen diriliş ertuğrul tayfası hızlıca osmanlıca kurslarına gidip aradaki açığı kapatsınlar dediğim başlıktır. kayıp balık memo isimli yazar zaten fazlasıyla açıklamış durumu.
edit: tanımda yer alan osmanlıca ifadesiyle alfabe kastedilmiştir.
edit: tanımda yer alan osmanlıca ifadesiyle alfabe kastedilmiştir.
devamını gör...
bir demet tiyatro
o zamandan bu zamana oyuncu kadrosu ciddi kayıp yaşamış efsane dizi.
(bkz: gürdal tosun)
(bkz: erdal tosun)
(bkz: ayberk atilla)
(bkz: aydın tolan)
(bkz: erdoğan dikmen)
edit: (bkz: sinan bengier)'in* bu kategori dışında olduğunu hatırlatan "yalandantehlike" mahlaslı yazara teşekkürler.
(bkz: gürdal tosun)
(bkz: erdal tosun)
(bkz: ayberk atilla)
(bkz: aydın tolan)
(bkz: erdoğan dikmen)
edit: (bkz: sinan bengier)'in* bu kategori dışında olduğunu hatırlatan "yalandantehlike" mahlaslı yazara teşekkürler.
devamını gör...
yabancı
tanım romanın analizi olmasından mütevellit ağır derecede spoiler içermektedir.
albert camus'nun 1942 yılında yayınlanan ilk ve en ünlü romanı. sanılanın aksine varoluşçu bir eser değildir, absürt edebiyatının ilk örneklerinden biridir.
okuması gayet kolay olan bir roman olsa da, gerçek anlamda anlaması basit değildir çünkü olan olaylar üzerine birçok farklı bakış açısıyla, birçok farklı çıkarımda bulunmak mümkün.
romandaki en bariz fikir, muhtemelen insanın varoluşunun absürtlüğü. absürt edebiyatının ana fikirlerinden birisi insanın varoluşunun, insan hayatının koşullarının absürtlüğüdür. yani insan, varoluşunu, varoluş koşullarını anlayabilecek kapasitede değildir. bir örnekle açıklarsak: en kolay örnek ölümdür. ölüm, insanın gerçek anlamda kavrayabildiği bir konsept değil. insan, bir taraftan ölümün hiç gelmeyeceğini düşünür, diğer taraftan da bir şekilde sonsuza kadar yaşayacağını düşünür (bkz: din). varoluşun absürtlüğü de bu nokta da giriyor. tek bir insanın varoluşu, hayatı bir bakıma anlamsızdır. bir insanın hayatı sahip olabileceği en önemli şey ve hayat, bir insanın deneyimleyebileceği en uzun olay. ancak tek bir insanın hayatı, bütün dünya (hatta günümüzde evren) ile karşılaştırıldığında anlamsız, ufak. hepimiz birkaç jenerasyona unutulup gitmiş olacağız. bir insanın hayatına yüklediği anlam ile bir insan hayatının evrensel anlamı arasındaki ilişki absürt yani bir tutuşmazlık var.
romanın başkarakteri, meursault da burada işe dahil oluyor. roman, bir ölümle başlayıp bir ölümle bitiyor. kitapın dönüm noktasında ise yine bir ölüm var. lakin meursault, ne annesinin ölümünü, ne öldürdüğü arabın ölümünü, ne de kendi ölümünü ciddiye alıyor. ciddiye almamak tam doğru kelime değil aslına bakarsanız; meursault, kitaptaki bütün ölümlerin karşısında kayıtsız, umursamaz. lakin romandaki üç ölüm de, meursault'nun hayatını derinden etkiliyor. sonuç olarak, romanda insan hayatına iki farklı bakış açısı olduğunu söyleyebiliriz: birincisi, meursault'nun bakış açısı, ki bu insan hayatının doğadaki yerine benzer. meursault, bütün roman boyunca dış etkenlerden çok etkileniyor. annesinin ölümünde, arabı öldürdüğünde ya da mahkeme salonunda havanın sıcaklığı meursault'nun düşünmesine bile engel oluyor. meursault, devamlı dış faktörlerden etkilenen güdülerinin farkında yani meursault, bir bakıma, doğa ve çevre ile harmoni içerisinde. insan hayatına bir diğer bakış açısı ise okuyucunun ve meursault'nun arkadaşlarının olaylara bakış açısı.
iki bakış açısı arasındaki fark nedir diye sorarsanız cevabı aslında tanımın en başında verdim: insanın hayata bakış açısı ile insan hayatının dünyadaki yeri arasında bir tutuşmazlık var. toplum ve doğa birbiri ile zıt düşüyor bir bakıma. lakin yabancı'yı ilk okuduğumdan beri aklımda bir soru var: yabancı kim? bu soruya ilk cevabınız meursault olacaktır. meursault, topluma yabancı. lakin meursault, çevresine yabancı değil, doğaya yabancı değil. aksine, doğanın bir yansıması gibi hareket ediyor. her harekete, hisleri çevresel faktörlerin bir sonucu bir bakıma. diğer taraftan, meursault'nun dışındaki karakterler, toplumun normlarına yabancı olmasalar da, kendi çevrelerine yabancılar. meursault'nun annesinin cenazesinde, annesinin huzurevinden bir arkadaşı da katılır ve bu karaktere, meursault'nun mahkemesi sırasında meursault'nun annesinin cenazesi sırasında ağlayıp ağlamadığı sorulur. adam, cenazede çok ağladığını ve ağlamaktan hiçbir şey göremediğini söyler. bu etki, romanın meursault'nun gözünden anlatılması ile daha da güçlü hale geliyor çünkü meursault'nun gözünden yabancı olan kendisi değil, olamaz da.
aynı zamanda, camus insan hayatının absürtlüğüne de değinmekte. meursault'nun, romanın başından sonuna kadar başına gelen bütün olaylar şans eseri ve kendi içinde mantıklıymış gibi gözükse dahi saçma. meursault'yu cinayete sürükleyen olaylar silsilesi tümüyle şans eseri ve öldürdüğü kişi de kendisiyle hiçbir alakası olmayan biri. hatta meursault'nun gözünde o kadar yabancı ki, ismi bile yok: "arap" denilip geçiliyor. meursault'nun mahkemesi ise tam bir saçmalık. meursault, annesinin cenazesinde nasıl davrandığının üzerine yargılanıyor. işlediği cinayetle hiçbir alakası yok olmamasına rağmen. meursault, bir bakıma iyi bir evlat olarak görülmediği için idama mahkum ediliyor. toplumun normlarına yabancı, oluşu meursault'yu suçlu yapıyor, arabı öldürmesi değil.
albert camus'nun 1942 yılında yayınlanan ilk ve en ünlü romanı. sanılanın aksine varoluşçu bir eser değildir, absürt edebiyatının ilk örneklerinden biridir.
okuması gayet kolay olan bir roman olsa da, gerçek anlamda anlaması basit değildir çünkü olan olaylar üzerine birçok farklı bakış açısıyla, birçok farklı çıkarımda bulunmak mümkün.
romandaki en bariz fikir, muhtemelen insanın varoluşunun absürtlüğü. absürt edebiyatının ana fikirlerinden birisi insanın varoluşunun, insan hayatının koşullarının absürtlüğüdür. yani insan, varoluşunu, varoluş koşullarını anlayabilecek kapasitede değildir. bir örnekle açıklarsak: en kolay örnek ölümdür. ölüm, insanın gerçek anlamda kavrayabildiği bir konsept değil. insan, bir taraftan ölümün hiç gelmeyeceğini düşünür, diğer taraftan da bir şekilde sonsuza kadar yaşayacağını düşünür (bkz: din). varoluşun absürtlüğü de bu nokta da giriyor. tek bir insanın varoluşu, hayatı bir bakıma anlamsızdır. bir insanın hayatı sahip olabileceği en önemli şey ve hayat, bir insanın deneyimleyebileceği en uzun olay. ancak tek bir insanın hayatı, bütün dünya (hatta günümüzde evren) ile karşılaştırıldığında anlamsız, ufak. hepimiz birkaç jenerasyona unutulup gitmiş olacağız. bir insanın hayatına yüklediği anlam ile bir insan hayatının evrensel anlamı arasındaki ilişki absürt yani bir tutuşmazlık var.
romanın başkarakteri, meursault da burada işe dahil oluyor. roman, bir ölümle başlayıp bir ölümle bitiyor. kitapın dönüm noktasında ise yine bir ölüm var. lakin meursault, ne annesinin ölümünü, ne öldürdüğü arabın ölümünü, ne de kendi ölümünü ciddiye alıyor. ciddiye almamak tam doğru kelime değil aslına bakarsanız; meursault, kitaptaki bütün ölümlerin karşısında kayıtsız, umursamaz. lakin romandaki üç ölüm de, meursault'nun hayatını derinden etkiliyor. sonuç olarak, romanda insan hayatına iki farklı bakış açısı olduğunu söyleyebiliriz: birincisi, meursault'nun bakış açısı, ki bu insan hayatının doğadaki yerine benzer. meursault, bütün roman boyunca dış etkenlerden çok etkileniyor. annesinin ölümünde, arabı öldürdüğünde ya da mahkeme salonunda havanın sıcaklığı meursault'nun düşünmesine bile engel oluyor. meursault, devamlı dış faktörlerden etkilenen güdülerinin farkında yani meursault, bir bakıma, doğa ve çevre ile harmoni içerisinde. insan hayatına bir diğer bakış açısı ise okuyucunun ve meursault'nun arkadaşlarının olaylara bakış açısı.
iki bakış açısı arasındaki fark nedir diye sorarsanız cevabı aslında tanımın en başında verdim: insanın hayata bakış açısı ile insan hayatının dünyadaki yeri arasında bir tutuşmazlık var. toplum ve doğa birbiri ile zıt düşüyor bir bakıma. lakin yabancı'yı ilk okuduğumdan beri aklımda bir soru var: yabancı kim? bu soruya ilk cevabınız meursault olacaktır. meursault, topluma yabancı. lakin meursault, çevresine yabancı değil, doğaya yabancı değil. aksine, doğanın bir yansıması gibi hareket ediyor. her harekete, hisleri çevresel faktörlerin bir sonucu bir bakıma. diğer taraftan, meursault'nun dışındaki karakterler, toplumun normlarına yabancı olmasalar da, kendi çevrelerine yabancılar. meursault'nun annesinin cenazesinde, annesinin huzurevinden bir arkadaşı da katılır ve bu karaktere, meursault'nun mahkemesi sırasında meursault'nun annesinin cenazesi sırasında ağlayıp ağlamadığı sorulur. adam, cenazede çok ağladığını ve ağlamaktan hiçbir şey göremediğini söyler. bu etki, romanın meursault'nun gözünden anlatılması ile daha da güçlü hale geliyor çünkü meursault'nun gözünden yabancı olan kendisi değil, olamaz da.
aynı zamanda, camus insan hayatının absürtlüğüne de değinmekte. meursault'nun, romanın başından sonuna kadar başına gelen bütün olaylar şans eseri ve kendi içinde mantıklıymış gibi gözükse dahi saçma. meursault'yu cinayete sürükleyen olaylar silsilesi tümüyle şans eseri ve öldürdüğü kişi de kendisiyle hiçbir alakası olmayan biri. hatta meursault'nun gözünde o kadar yabancı ki, ismi bile yok: "arap" denilip geçiliyor. meursault'nun mahkemesi ise tam bir saçmalık. meursault, annesinin cenazesinde nasıl davrandığının üzerine yargılanıyor. işlediği cinayetle hiçbir alakası yok olmamasına rağmen. meursault, bir bakıma iyi bir evlat olarak görülmediği için idama mahkum ediliyor. toplumun normlarına yabancı, oluşu meursault'yu suçlu yapıyor, arabı öldürmesi değil.
devamını gör...
17 yaşında 52 sabıkası olan genç
şu haberdeki gençtir.
bursa'da yaşayan, esnafların kabusu olmuş olan gençtir.
neyse ki 52. sabıka sonunda nihayet tutuklanmış. devletimize de zahmet olmuştur.
--! spoiler !--
bursa'nın, iznik ilçesinde, 3 iş yerinden hırsızlık yapan ve 52 suç kaydı bulunan 17 yaşındaki s.a., güvenlik kameralarından tespit edilen dövmesinden kimliği saptanarak, yakalandı. gözaltına alınan s.a. sevk edildiği adliyede tutuklandı.
iznik ilçesinde, 3 iş yerinde yaşanan hırsızlık olaylarının ardından polis ekipleri harekete geçti.
80 litre mazot, 2 akü, 2 cep telefonu ve otomat yıkama ünitesini kırarak, içindeki paraları çalan şüphelinin yakalanması için çalışma başlatan polis, iş yerlerinin güvenlik kamerası görüntülerini incelemeye aldı. görüntülerden dövmesi saptanan şüphelinin s.a. olduğu ortaya çıktı.
polis ekipleri, s.a.'yı evinde yakalayarak, gözaltına aldı. 'gasp' ve 'hırsızlık' gibi suçlardan 52 suç kaydı olan s.a., emniyetteki işlemlerinin ardından adliyeye sevk edildi. s.a., tutuklanarak cezaevine gönderildi.
--! spoiler !--
bursa'da yaşayan, esnafların kabusu olmuş olan gençtir.
neyse ki 52. sabıka sonunda nihayet tutuklanmış. devletimize de zahmet olmuştur.
--! spoiler !--
bursa'nın, iznik ilçesinde, 3 iş yerinden hırsızlık yapan ve 52 suç kaydı bulunan 17 yaşındaki s.a., güvenlik kameralarından tespit edilen dövmesinden kimliği saptanarak, yakalandı. gözaltına alınan s.a. sevk edildiği adliyede tutuklandı.
iznik ilçesinde, 3 iş yerinde yaşanan hırsızlık olaylarının ardından polis ekipleri harekete geçti.
80 litre mazot, 2 akü, 2 cep telefonu ve otomat yıkama ünitesini kırarak, içindeki paraları çalan şüphelinin yakalanması için çalışma başlatan polis, iş yerlerinin güvenlik kamerası görüntülerini incelemeye aldı. görüntülerden dövmesi saptanan şüphelinin s.a. olduğu ortaya çıktı.
polis ekipleri, s.a.'yı evinde yakalayarak, gözaltına aldı. 'gasp' ve 'hırsızlık' gibi suçlardan 52 suç kaydı olan s.a., emniyetteki işlemlerinin ardından adliyeye sevk edildi. s.a., tutuklanarak cezaevine gönderildi.
--! spoiler !--
devamını gör...
geceye bir 2000'ler şarkısı bırak
illa ki aşk arıyorum.
sağdan soldan çalıyorum.
sağdan soldan çalıyorum.
devamını gör...
ıspanak
nadiren yemeği yapılır evde yoğurt ile güzel oluyor. ama benim favorim fırında yaptırılan kıymalı ıspanak böreği. fazla karbonhidrat tüketmesemde dayanamıyorum, üzerine tereyağını sürüp, üç beş adet yolluyorum.
devamını gör...
bari rüyamda göreyim denilen şeyler
25 gün önce toprağa verdiğim canım babam.
edit: bu sabah babamı gördüm hem de 2 farklı rüyayla teşekkür ederim sözlük.
edit: bu sabah babamı gördüm hem de 2 farklı rüyayla teşekkür ederim sözlük.
devamını gör...
sözlükte kim kadın kim erkek anlayamama sorunsalı
bir müddet kamuflajlarımı giyinip ortalıkta dolanmıştım. ortama baktım neresi burası kim var kim yok? sevdiğim bir yazardan mesaj geldi o ara. ya kusura bakma bak yanlışta anlama bir tek senin cinsiyeti çözemedik.* (kötü niyetli bir soru değildi çok saygılı bir yazar)sonra ben koştur koştur christian bale ile ilgili bir tanım girdim hastasıyım gibilerinden. hem burayıda çözdüm. aa ne bu gizem? istediğim başlığa özgürce yazmalıyım. bu yüzden buradayım. işin özü yazıp beynimin kurtlarını dökmek..
bir erkek yazarın kızlar bana yürüyor nickimi değiştireceğim yakarışınada şahit oldum. kadın ile ilgili başlıklarda yazanları pusuda bekleyenleride. kim kadın kim erkek anlasan ne farkedecek? ne geçecek eline? fikirlere bak sen ne dönüyor o alemlerde.onu anlamak mühim mesele.
bir erkek yazarın kızlar bana yürüyor nickimi değiştireceğim yakarışınada şahit oldum. kadın ile ilgili başlıklarda yazanları pusuda bekleyenleride. kim kadın kim erkek anlasan ne farkedecek? ne geçecek eline? fikirlere bak sen ne dönüyor o alemlerde.onu anlamak mühim mesele.
devamını gör...
normal sözlük'e veda
sözlüğün bir suçu yok.
sadece burası çok vaktimi alıyor ve kafa dağıtmak için açtığım bu hesaba çok uğramak istemediğimi farkettim.
herkes sevgiyle kalsın.
konuştuğum herkesten özür dilerim tek tek vedalaşmadığım için.
çok da kişi tanımıyorum zaten.
moderatörleri de son defa tebrik ederek gidiyorum.
umarım böyle güzel kampanyalarınız hep devam eder.
sevgiyle kalın.
*
sadece burası çok vaktimi alıyor ve kafa dağıtmak için açtığım bu hesaba çok uğramak istemediğimi farkettim.
herkes sevgiyle kalsın.
konuştuğum herkesten özür dilerim tek tek vedalaşmadığım için.
çok da kişi tanımıyorum zaten.
moderatörleri de son defa tebrik ederek gidiyorum.
umarım böyle güzel kampanyalarınız hep devam eder.
sevgiyle kalın.
*
devamını gör...
normal sözlük yazarları mutlu mu sorunsalı
"yalan da olsa içimden bir bulut akıp gidiyor
yalan da olsa mutluyum, bu bana yetiyor
yalan da olsa mutluyum ya, bu bana yetiyor"**
yalan da olsa mutluyum, bu bana yetiyor
yalan da olsa mutluyum ya, bu bana yetiyor"**
devamını gör...
normal sözlük yazarlarının takipçi sayıları
92.. hepiniz benim bebeklerimsiniz.. hepinizi coook seviyorum.. sağ olun.. var olun..
devamını gör...
çanakkale saat kulesi
hakkında başlık açılmamış olmasına hayli şaşırdığım, çanakkale merkezde yer alan tarihi saat kulesidir. şimdi size bu güzide eseri, tabi ki kendi tarzımdan alışık olduğunuz gibi, bi'müzik * eşliğinde kısaca anlatacağım. haydi, yek duu see...
çanakkale saat kulesi; 1897 yılında, ıı.abdülhamit tarafından,dört katlı olarak inşa ettirilmiş, son kat olarak tasarlanan kadran katının üstüne, bir de kümbet kondurulmuş, böylece eserin mimari formu tamamlanmıştır.
kare olarak tasarlanan kule, yapısı ve tasarımı itibariyle dönemin mimari özelliklerini tam tekmil yansıtmaktadır.
birinci katında bir çeşme ve kitabesi yer alan kulenin son yani dördüncü katında saat kadranı bulunur. kadranda latin sayıları kullanılmıştır.
çeşme formunda, koyu yeşil renkle hazırlanan bölgeye kitabe kondurulmuş ve klasik osmanlı eserlerinden başlanıp, barok döneme kadar da başarıyla tasarlanagelen yaldızla süsleme işlemi uygulanmış, böylece eserin çekiciliği bir kat daha artırılmıştır.
eserin kitabesinde ise şöyle yazmaktadır:
bir şeyhin zülali himmeti,
eyledi reyyan mülk ve milleti,
berak allah hazreti abdülhamid
oldu her ferdin medarı himmeti,
ya ilahi sen bağışla milletine
iş maletti cihana nimeti
münteşir envar şadı serteser
herkesin artmakta mesudiyeti
ona karmişe hayır endişesinin
ola bi yıl ömrün her saati
bunda saat varsa rasat var hazıra var
çeşme yar ayna var kıl dikkati
bir de alat-ı savaikadan masum
eylemek üzere konuldu alatı
bunu süs etti cemal paşa gibi
bende-i gayrettir ki çok hizmeti
hazreti mevlana müyesser eylesin
nice imara o ali hasleti
hamaran ol zevkiya şükran eyleye
estikanın işte budur zimmeti
altı ten tenzilin eyleyüp tarihini
söyle yakın geldi eşref saati.
1313 ketebehü recep yaseri
kitabede; 1313 kısmı, her kitabede olduğu gibi kitabenin yazıldığı tarih ve yazıya geçireni bildirmektedir.
şimdi gelelim en sevdiğimiz kısma: eserin fotoğrafları:
ilk olarak kitabeden başlayım. sonra, sırasıyla, günümüzden, yapıldığı tarihe kadarki fotoğraflarını sıralayalım:

burada çeşme ve kitabeden bir kesit görmekteyiz. *




burada ise; eserin eski dönemde nasıl olduğu görülüyor. sanırım bir restorasyon sırasında, kule formunun kümbet kısmında yer alan aralıkları camla kaplanmış. fotoğraf, uzak çekim olduğu için tam olarak anlamlandıramadım.
bilgisi olan arkadaşımız bizi bu konuda aydınlatırsanız çok sevinirim.*
çanakkale saat kulesi; 1897 yılında, ıı.abdülhamit tarafından,dört katlı olarak inşa ettirilmiş, son kat olarak tasarlanan kadran katının üstüne, bir de kümbet kondurulmuş, böylece eserin mimari formu tamamlanmıştır.
kare olarak tasarlanan kule, yapısı ve tasarımı itibariyle dönemin mimari özelliklerini tam tekmil yansıtmaktadır.
birinci katında bir çeşme ve kitabesi yer alan kulenin son yani dördüncü katında saat kadranı bulunur. kadranda latin sayıları kullanılmıştır.
çeşme formunda, koyu yeşil renkle hazırlanan bölgeye kitabe kondurulmuş ve klasik osmanlı eserlerinden başlanıp, barok döneme kadar da başarıyla tasarlanagelen yaldızla süsleme işlemi uygulanmış, böylece eserin çekiciliği bir kat daha artırılmıştır.
eserin kitabesinde ise şöyle yazmaktadır:
bir şeyhin zülali himmeti,
eyledi reyyan mülk ve milleti,
berak allah hazreti abdülhamid
oldu her ferdin medarı himmeti,
ya ilahi sen bağışla milletine
iş maletti cihana nimeti
münteşir envar şadı serteser
herkesin artmakta mesudiyeti
ona karmişe hayır endişesinin
ola bi yıl ömrün her saati
bunda saat varsa rasat var hazıra var
çeşme yar ayna var kıl dikkati
bir de alat-ı savaikadan masum
eylemek üzere konuldu alatı
bunu süs etti cemal paşa gibi
bende-i gayrettir ki çok hizmeti
hazreti mevlana müyesser eylesin
nice imara o ali hasleti
hamaran ol zevkiya şükran eyleye
estikanın işte budur zimmeti
altı ten tenzilin eyleyüp tarihini
söyle yakın geldi eşref saati.
1313 ketebehü recep yaseri
kitabede; 1313 kısmı, her kitabede olduğu gibi kitabenin yazıldığı tarih ve yazıya geçireni bildirmektedir.
şimdi gelelim en sevdiğimiz kısma: eserin fotoğrafları:
ilk olarak kitabeden başlayım. sonra, sırasıyla, günümüzden, yapıldığı tarihe kadarki fotoğraflarını sıralayalım:

burada çeşme ve kitabeden bir kesit görmekteyiz. *




burada ise; eserin eski dönemde nasıl olduğu görülüyor. sanırım bir restorasyon sırasında, kule formunun kümbet kısmında yer alan aralıkları camla kaplanmış. fotoğraf, uzak çekim olduğu için tam olarak anlamlandıramadım.
bilgisi olan arkadaşımız bizi bu konuda aydınlatırsanız çok sevinirim.*
devamını gör...
madalya sistemiyle birlikte intihalin artması
oradan buradan aşırmaların arttığını düşünüyorum. bazen düşünmüyorum, gözlemliyorum. bizzat okuduğum bildiğim kitaplardan çok ama çok "benzer" cümleler hasbelkader karşıma çıkıyor. altta tabii ki alıntı filan yazmıyor, kitap ismi geçmiyor. arkadaşlar ben bilgiye inanırım, insanın öğrenme kapasitesine de büyük saygı duyarım. ama binlerce yıldır bildiğimiz bir şey var ki o da insanın belli bazı sınırları olduğudur. her şeyden önce zaman ve mekânla sınırlanmış bir varlıktır insan. bir insan ömrü bilgi söz konusu olduğunda oldukça azdır. yani öğrenilecek şeylerin, bilginin sınırsızlığı göz önüne alındığında çok azdır. dolayısıyla intihal yapmayın, madalyaya tamah etmeyin. simit satarak onurlu yaşayın. bir insan sanat, felsefe, edebiyat, müzik, tarih, mitoloji gibi müthiş geniş bir yelpazede onlarca özgün yazı kaleme alamaz. alır almasına da bunlar çok istisnai insanlardır ve ben aramızda olduklarını düşünmüyorum. lütfen, faydalandığınız kaynağı belirtin. şu an yapmıyorum bunu ama eğer işsizliğim had safhaya ulaşırsa oturur yaparım, sözlükte intihal avına çıkarım. tespit etttiğim bazı şeyler var ama şimdilik müdahale etmeyeceğim. bu mesele öyle basit bir mesele değildir, hırsızlık mide bulandırıcı bir suçtur.
devamını gör...
kırmızı oje
neredeyse her kıyafete giden kışın favori oje rengim. *
devamını gör...
sevilen şiirin en vurucu dizeleri
bugün kalbimi eski bir plak gibi öyle çok tersine çevirdim ki
bazı şarkılar vardır
cızırtılı bir yağmur gününü anlatır
uzaklarda süren sarı yağmurluklu bir hayatı deniz bazen kendini kaldırımlara fırlatır
o zaman bir yavru yengece bakan
insanların şarkısı olurdu o şarkının adı
keşke ismim iris olsaydı
keşke ismim herkese
sarı yağmurluğuyla koşan hayatı anlatsaydı
bazı şarkılar vardır
ellerim kocamanlaşır, tuhaflaşır
işte o ellerimle herkese
çamurlu şiirler uzatsaydım
hepsi çok kirli olsaydı
bazı şarkılar vardır
cızırtılı bir yağmur gününü anlatır
uzaklarda süren sarı yağmurluklu bir hayatı deniz bazen kendini kaldırımlara fırlatır
o zaman bir yavru yengece bakan
insanların şarkısı olurdu o şarkının adı
keşke ismim iris olsaydı
keşke ismim herkese
sarı yağmurluğuyla koşan hayatı anlatsaydı
bazı şarkılar vardır
ellerim kocamanlaşır, tuhaflaşır
işte o ellerimle herkese
çamurlu şiirler uzatsaydım
hepsi çok kirli olsaydı
devamını gör...

