herkesin b planı olduğunu öğrendim. eksik olmasın.
devamını gör...

alman disipliniyle yetişmiş yazarlardır.

sulu işler içinde bulunmazlar, günde en az 3 paragraflık 1 adet entry girip sonra viskisini yudumlayarak bildirimleri kontrol eder.
devamını gör...

salatalığı andıran, denizlerdeki ölü organik atıkları yiyen, insan kaynaklı asit artışını önleyen deniz canlısı. denizleri temizleyip, çöpleri öğütüp, ekolojik dengenin sağlanmasına büyük katkısı var.
devamını gör...

başkasını seviyordur. yani mantıklı daha başka bir şey aklıma gelmiyor.
devamını gör...

demokrasilerde çare tükenmez. demirel
devamını gör...

istanbul arkeoloji müzesi / o sene işte?

kullanıcı tarafından yüklenmiş görsel
devamını gör...

kendi dalına düşman, bu çiçeği nasıl sevsin?
devamını gör...

iğrenç lan.

kullanıcı tarafından yüklenmiş görsel
devamını gör...

nicki agatha christie kitabının ismiymiş ya la...
ben de hep m&m (m ve m) yi n veya m olarak değiştirmiş komikli olmuş eheh diye düşünüyordum.
(bkz: herkesi kendin gibi goygoycu sanmak).
devamını gör...


biliyor musunuz?

“1923te türkiye’de;
nüfus 13 milyon civarıydı, 11 milyon kişi köyde yaşıyordu. 40 bin köy vardı, 38 bininde okul yoktu.

traktör sıfırdı. 5 bin köyde sığır vebası vardı.
hayvanlar kırılıyor, insanlar kırılıyordu.

iki milyon kişi sıtma, bir milyon kişi frengiydi. verem, tifüs, tifo salgını vardı, üç milyon kişi trahomluydu.

bebek ölüm oranı yüzde 48’di, yani her doğan iki bebekten biri ölüyordu.

memlekette sadece 337 doktor vardı.
sadece 60 eczacı vardı, sadece 8’i türk’tü.
diş hekimi, sıfırdı.
dört hemşire vardı.
40 bin köy, sadece 136 ebe vardı.
ortalama ömür 40’tı.

yanmış bina sayısı 115 bin, hasarlı bina sayısı 12 bin. ülkeyi yeniden inşa etmek gerekiyordu.
kiremit bile ithaldi. adı marsilya kiremidiydi.

limanlar, madenler, demiryolları yabancıya aitti.

tiyatro yok, müzik yok, resim yok, heykel yok, spor yoktu. arkeolojik eserler, öyle gizli saklı değil, padişahların hediyesi olarak, trenlerle çalınmıştı.

kimisi alaturka saat’i kullanıyor, güneşin battığı anı 12:00 kabul ediyordu. kimisi zevali saat’i kullanıyor, güneşin en tepede olduğu anı 12:00 kabul ediyordu. kimisi güneş batarken grubi saat’i esas alıyordu. kimisi güneşin tamamen battığı ezani saati esas alıyordu.

“saat kaç birader?” diye sorduğunda, her kafadan ayrı bir ses çıkıyordu.

kimisi hicri takvim kullanıyordu, kimisi rumi takvim kullanıyordu. kimisinin şubat’ı kimisinin aralık’ına denk geliyordu. herkes aynı zaman dilimindeydi, ama farklı aylarda yaşıyordu.

dirhem, okka, çeki vardı. arşın, kulaç, fersah vardı. ne ağırlığımız dünyaya ayak uydurabiliyordu, ne uzunluğumuz. ölçülerimiz ortaçağ’dı.

erkeklerin sadece yüzde yedisi, kadınların sadece binde dördü okuma yazma biliyordu.

okur-yazar erkeklerin çoğunluğu, subay veya gayrimüslimdi. okul yaşı gelen her dört çocuktan üçü okula gitmiyordu.

toplam, 4894 ilkokul, sadece 72 ortaokul, sadece 23 lise vardı. türkiye’nin tüm liselerinde sadece 230 kız öğrenci kayıtlıydı.

öğretmenlerin üçte birinin, öğretmenlik eğitimi yoktu. tek üniversite vardı, darülfünun, medreseden halliceydi. ülke bilim’den çok uzaktı.

600 sene boyunca türkçenin ırzına geçilmiş, osmanlıca denilmişti. arapça, farsça, fransızca, italyanca kelimeler, levanten terimler dilimizi istila etmişti. karşılıklı sesli-sessiz harfleri olmayan arapçayla türkçe yazmaya çalışıyorlardı.

“harf devrimi yapıldı, bir gecede cahilleştirildik, köpekleştirildik” deniyor ya...

ibrahim müteferrika’dan itibaren 150 sene boyunca basılan kitap sayısı kaçtı biliyor musunuz? sadece 417’ydi. bunların da çoğu gayrimüslimlerin matbaasından çıkmıştı. ki zaten, müteteferrika da devşirmeydi, macar’dı.

bu topraklara kitap gelene kadar, avrupa’da 2.5 milyon farklı kitap basılmış, 5 milyar adet satılmıştı.

voltaire, bir kitabında şu ağır tespiti yapmıştı: “istanbul'da bir yılda yazılanlar, paris’te bir günde yazılanlardan azdır!”

devamını gör...

normal bir insan olabilmem için en az 8 (yazıyla sekiz) saat uyumam gerekiyor.
eğer geç yatarsam ertesi gün ortalıklarda mal gibi geziyorum ya da kalkamadığım için işe geç kalıyorum (bi şey değil mayıştan kesiyor insafsızlar).
sabah uyanabileyim diye erken yatarsam da bütün hafta sadece işe git - gel - yemek ye - yat döngüsüne girdiği için depresyona giriyorum.

lanet olsun hava aydınlanmadan yollara düşüren kapitalizmin o uykusuz çarklarına!!!
devamını gör...

çeşitli provokasyon lara yol açacaktır. bu bilinerek yapılan bir hamle gibi sanki. sonuçta kaza etme imkanı var. diğer insanlar onu beklemek zorunda değiliz diye tepki verecektir. cemaat ler bilinçli şekilde bu durumu kullanacaktır. demişti dersiniz din elden gidiyor alt yapısı bunlar.
devamını gör...

tanımı okuduğum halde bir şey çıkar, bir tını duyulur diye bekledim. videoda bir şeyler oldu ama hiç bir şey olmadı.
bu da sanata dahil midir, sanat gerçekten bu mudur diye sormama sebep olan parça (?).
devamını gör...

şiii sessiz olun. hazır yokken kraliyet armasını üçer beşer toplayalım. nasılsa geri döndüğünde hiçbirimizi yar olmayacak. aldığım ilk karaliyet armasını sayesinde, 2. likten 1. olarak aldım. çokk kırgınım kendisine. şaka bir yana da, sabah farkettim uzaklaştığını ve çok üzüldüm. şu an sözlüğün en çok karma puanına sahip olan yazarı ve emeği çok fazla ayrıca sıcak kanlı ve arkadaş canlısı biri. en kısa sürede geri gelmesini bekliyoruz yoksa elden gidiyor 1. lik heee!!!
devamını gör...

tıpkı bebeğim the simpsons gibi matt groening tarafından yapımcılığı üstlenilen, netflix'te yer alan efsanevi sitcom. *
devamını gör...

ispanya... madrid, barcelona, málaga, cádiz, granada, sevilla, córdoba... kültür, mutfak, sanat, gece hayatı, deniz ve sahilin bir araya geldiği güzel bir tatil öneririm .
t. tatil önerilerinin toplandığı başlık
devamını gör...

olasılıksa bile bende olmayan olasılıktır.
devamını gör...

ne dünün ne bugünün ne de yarının ünlüsü olacağım. (bkz: sözlüğün düz yazarları)
devamını gör...


zi_intizâr-ı ma'nî-i rengîn be-çeşmem gül fütâd
ey kalem fikrî be-hâlem kün ki kâr ez-dest reft

taze mana beklemekten anlam aramaktan gözlerime ak düştü.
ey kalem halimi bir düşün elimden bir iş gelmiyor.
devamını gör...

kelimeleri taramalı tüfek gibi,es vermeden yutkunmadan soluk almadan anlamsız bir şekilde ağzından çıkaran insandır.
ben böyle insanları görünce, tuvalet ihtiyacı varmışta hala konuşmak istiyormuş gibi algılıyorum.
anlamıyoruz dostum seni hiç birimiz.

edit:umarım bu başlık altında tartışma çıkmaz, seviyorum ben hepinizi. hızlı konuşsanızda yavaş konuşsanızda.
devamını gör...

normal sözlük'ü kullanarak 3. parti dahil tarayıcı çerezlerinin kullanımına izin vermektesiniz. Daha detaylı bilgi için çerez ve gizlilik politikamıza bakabilirsiniz.

online yazar listesini görmek için lütfen giriş yapın.
zaman tüneli köftehor rehberi portakal normal radyo kütüphane kulüpler renk modu online yazarlar puan tablosu yönetim kadrosu istatistikler iletişim