çok fena cehaletin döndüğü düşünülen yerler
(bkz: kıraathane)
devamını gör...
manga'nın eurovision'da birinci olamaması
manga:
manga'nın şarkısından bir cümle: "ne kadar farklı olduğumuz önemli değil. ''
lena:
lena'nın şarkısından bir cümle: ''yeni iç çamaşırı aldım, mavi.''
manga'nın şarkısından bir cümle: "ne kadar farklı olduğumuz önemli değil. ''
lena:
lena'nın şarkısından bir cümle: ''yeni iç çamaşırı aldım, mavi.''
devamını gör...
erik
baharı yaza devşiren meyve.
biraz önce sokağa çıkma yasağı başlamadan düştüm sokağa, birkaç alınacak listeledim kendime. montsuz sokağa çıkma zamanlarının keyfi bir başka yüreğimde. gün ışığı tene değdikçe verdiği haz da. ki bu yüzden her yazın sonunda çikolata rengine ulaşıveriyorum istemsizce.
yürümeye başladım, cıvıl cıvıl kuş sesleri eşliğinde. sokakları tatlı bir telaş kaplamıştı bir yandan akşamın son saatleri, özgürlüğün son anları herkes bir yere koşturuyor gibiydi. ben hiç acelem yokmuşçasına salınarak yürüdüm sokakta. uzun zamandır hasret kaldığım için her şeye, herkese dikkatle bakarak.
balıkçıya girdim sonra. tezgahta birkaç çeşit vardı sadece. ve yakaladığımızda iş yapmaz diye denize bıraktığımız karagözün kilosu kırk tl olmuştu. şaşırdım. etrafa baktım seyrelen tek şey çeşit değildi, balık temizlemek için çalışan afgan çocuklar da kaybolmuştu ortalıktan. balıkçı işin başına geçmiş. kendisi temizliyor balıkları. düşündüm sonra "peki işten çıkarılıp, gözden kaybolan o insanlar nerede?".
kasabın içi de bomboştu. bir tek manavın önünde sıra vardı. poşet poşet sebzeleri taşıyordu insanlar ellerinde.
moralim bozuldu. görünce daha bir keder çöktü yüreğime. derin bir nefes aldım. elimdeki ağırlık arttıkça yüreğimdeki de arttı sanki adaletsiz hayata karşı.
ama insan evladıyım ben de biraz unutkan herkes gibi... güneşi tenimde hissedince tekrar bir gülümseme oturdu yüzüme. yürüdüm. yürüdükçe açıldım. sokaklardaki, parklardaki çocukları gördükçe, yeşile doydukça umutlandım. bir bahçenin kıyısından sarkan erik dalını gördüm sonra. mini minnacık erikler. aldı çocukluğuma götürdü beni. bahçenin dışına taşan sokağın malıdır dedim. birkaç tanesini koparıp içimdeki çocuğu mutlu ettim. bu kez daha da kocaman bir gülümseme ile yürüdüm, yürüdüm.
biraz önce sokağa çıkma yasağı başlamadan düştüm sokağa, birkaç alınacak listeledim kendime. montsuz sokağa çıkma zamanlarının keyfi bir başka yüreğimde. gün ışığı tene değdikçe verdiği haz da. ki bu yüzden her yazın sonunda çikolata rengine ulaşıveriyorum istemsizce.
yürümeye başladım, cıvıl cıvıl kuş sesleri eşliğinde. sokakları tatlı bir telaş kaplamıştı bir yandan akşamın son saatleri, özgürlüğün son anları herkes bir yere koşturuyor gibiydi. ben hiç acelem yokmuşçasına salınarak yürüdüm sokakta. uzun zamandır hasret kaldığım için her şeye, herkese dikkatle bakarak.
balıkçıya girdim sonra. tezgahta birkaç çeşit vardı sadece. ve yakaladığımızda iş yapmaz diye denize bıraktığımız karagözün kilosu kırk tl olmuştu. şaşırdım. etrafa baktım seyrelen tek şey çeşit değildi, balık temizlemek için çalışan afgan çocuklar da kaybolmuştu ortalıktan. balıkçı işin başına geçmiş. kendisi temizliyor balıkları. düşündüm sonra "peki işten çıkarılıp, gözden kaybolan o insanlar nerede?".
kasabın içi de bomboştu. bir tek manavın önünde sıra vardı. poşet poşet sebzeleri taşıyordu insanlar ellerinde.
moralim bozuldu. görünce daha bir keder çöktü yüreğime. derin bir nefes aldım. elimdeki ağırlık arttıkça yüreğimdeki de arttı sanki adaletsiz hayata karşı.
ama insan evladıyım ben de biraz unutkan herkes gibi... güneşi tenimde hissedince tekrar bir gülümseme oturdu yüzüme. yürüdüm. yürüdükçe açıldım. sokaklardaki, parklardaki çocukları gördükçe, yeşile doydukça umutlandım. bir bahçenin kıyısından sarkan erik dalını gördüm sonra. mini minnacık erikler. aldı çocukluğuma götürdü beni. bahçenin dışına taşan sokağın malıdır dedim. birkaç tanesini koparıp içimdeki çocuğu mutlu ettim. bu kez daha da kocaman bir gülümseme ile yürüdüm, yürüdüm.
devamını gör...
normal’de yazar olmak
absürt diyaloglara sebep olabilir.
+normalde yazarım.
-normal değilken ne yaparsın peki?
+yazamam.
(iç ses: ne dedim lan ben?!)
+normalde yazarım.
-normal değilken ne yaparsın peki?
+yazamam.
(iç ses: ne dedim lan ben?!)
devamını gör...
sosyal medyanın insana hissettirdiği korkular
sosyal medyanın karanlık bir mağaraya benzeyip aynı zamanda içinde her şeyi barındırmasından dolayı insana hissettirdiği korkulardır.
pedofili veya sapık bireylerin, çocuklara kolayca ulaşabildiği ve onları kendi ağlarına çekebileceği veya sözlü bir şekilde taciz edebilecekleri düşüncesi beni ürkütüyor.
pedofili veya sapık bireylerin, çocuklara kolayca ulaşabildiği ve onları kendi ağlarına çekebileceği veya sözlü bir şekilde taciz edebilecekleri düşüncesi beni ürkütüyor.
devamını gör...
eyluling
akisi yenilerken kendimi gorunce afalladim, oglen saskinligi yasatan yoldasa selam olsun oyleyse.
kendini tanimlayamayan yazarimsi*
kendini tanimlayamayan yazarimsi*
devamını gör...
türk ateisti
düşünüldüğü gibi 25 yaş altı olmayan, bolca okuyan tiplerden oluşur.
bunlardan biri de benim. kadayıf kıvamına gelmekte olan yaşımla, bildiğiniz ve haberinizin olmadığı metinlerin hepsini okudum. ateistim çok şükür.
bunlardan biri de benim. kadayıf kıvamına gelmekte olan yaşımla, bildiğiniz ve haberinizin olmadığı metinlerin hepsini okudum. ateistim çok şükür.
devamını gör...
gereğinden fazla abartılan kitaplar
sabahattin ali-kürk mantolu madonna.
evet güzel, ama abartıldığı kadar değil üzgünüm. özellikle rakının yanına meze kahvenin yanına kürk mantolu madonna sloganlı bir dönem vardı, iyi ki bitti.
evet güzel, ama abartıldığı kadar değil üzgünüm. özellikle rakının yanına meze kahvenin yanına kürk mantolu madonna sloganlı bir dönem vardı, iyi ki bitti.
devamını gör...
güzelleşen kadın
kendini mutlu etmeyi öğrenmiş kadındır.
devamını gör...
yedi numara dizisi replikleri
heralde, galiba, sanırsam
devamını gör...
çelebi mehmet
kardeşleri süleyman, isa ve musa çelebi ile olan mücadelesini zoraki olarak kanlı bir şekilde bastırdıktan sonra 10 yıl süren ve osmanlı devletinde büyük bir yara olan fetret devrini bitirmiş olan 5.osmanlı padişahı. osmanlı devletinin ikinci kurusucu adıyla da anılır.
devamını gör...
adilik yapana yollanan bir şarkı bırak
devamını gör...
gerontoloji
üniversite son sınıfta yaslilik psikolojisi isminde aldığımız dersin bilimsel adı. bu derse giren hocamız kendisi de yaşlı olduğu için hüzünlü bir şekilde anlatırdı herşeyi. bedenin büyüyüp gelismesi nasıl heyecan ve coşku verici bir gerçeklik sunuyorsa eskiyip çürümesi de bir o kadar hüzünlü.
devamını gör...
ağlayamamak
depresyonda olduğunuzun bir belirtisi olabilir. her ağlayamadığınızda bir kere daha içinize atmış oluyorsunuz. bunun sonucunda da dürtü kontrol bozuklukları ortaya çıkabiliyor.
hem bir psikolog yardımı almalı hem de kendinize zaman tanımalısınız.
sizin başınıza gelenler kimsenin suçu değil. sizin suçunuz değil, karşıdakinin suçu da değil. birini suçlamak istediğinizi biliyorum, birini suçlamazsanız kendinizi suçlayacaksınız çünkü. ama hepimiz buna benzer olaylar yaşıyoruz. birilerine suç atmak yerine çözüme ulaşmaya çalışalım. kinlenmek size daha iyi hissettirmeyecek.
hem bir psikolog yardımı almalı hem de kendinize zaman tanımalısınız.
sizin başınıza gelenler kimsenin suçu değil. sizin suçunuz değil, karşıdakinin suçu da değil. birini suçlamak istediğinizi biliyorum, birini suçlamazsanız kendinizi suçlayacaksınız çünkü. ama hepimiz buna benzer olaylar yaşıyoruz. birilerine suç atmak yerine çözüme ulaşmaya çalışalım. kinlenmek size daha iyi hissettirmeyecek.
devamını gör...
edward bernays
sigmund freud'un yeğeni olan edward bernays, "halkla ilişkilerin babası" olarak anılır. kendisine propagandadın kurucusu da diyebiliriz.
dayısı sigmund freud kadar bilinmese de, edward bernays modern dünyanın şekillenmesinde en büyük paylardan birisine sahip. tüketen insan modelinin oluşumunda ve insanın ihtiyacı olmayanı da istemesinde yapmış olduğu çalışmalar büyük öneme sahip. freud'un fikirlerini, kitle manipülasyonu için kullanmış olan edward bernays, aslında şu anki dünyayı anlamak için en önemli kaynaklardan birisi olabilir.
bernays'ın fikirlerinden yararlandığı bir diğer önemli kişi ise gustave le bon'dur. kitlelerin psikolojisi üzerine çalışmalar yapan le bon'a göre, kitleler bir çobanı olmadan kendisine yardım edemez. bu noktada ortaya çıkacak bir güçlü kişilik, yönetilmek isteyen kitlelere kendi isteklerini kabul ettirebilecektir.
tüm bunların ışığında bernays, zihninde tüm parçaları birleştirmişti. ilk işi bir halkla ilişkiler konseyi kurmak oldu.
savaş bitmiş, üretim artmış, devletler bu üretimin pazarda olan talebini artırmak istiyordu. temel amaç, toplumu ihtiyacı olmayanı da almaya ikna etmekti. bu noktada da sahneye edward bernays çıkıyordu.
new york bankaları şirketlere süpermarket kurulması için fon sağlamaya başladı. amaç bahsettiğimiz gibi artan üretimin pazarını oluşturmak, ihtiyaç denilen olgunun tanımını baştan yapmaktı.
bernays işe kadın dergilerinin yaygınlaştırılması ile başladı. ürünler reklamlar ve film yıldızları ile tanıtılıyordu. bernays ayrıca filmlerin içinde ürün tanıtımı da başlatmıştı. süpermarketlerin algısını değiştirip marketlerde moda gösterileri düzenledi. ayrıca bazı ürünlerin insan psikolojisine iyi geldiğini söyleyen psikolog raporları yazdıran da yine bernays'in ta kendisiydi.
bernays'ın oluşturmak istediği algı şuydu: "satın aldığınız şeyleri sadece ihtiyaçtan almadınız, kendinizi nasıl gördüğünüzü başkalarına göstermek için de aldınız."
bernays'ın en bilindik çalışması ise kadınları sigara içmeye ikna etmesidir. o yıllarda kadınların sigara içmesi bir tabuydu. bernays da sigara şirketlerinin müşteri çerçevesine kadınları da ekleyebilmesi için bir çalışma yaptı. bir grup kadının eline sigara alıp yürüyüş yapmalarını istedi. bu eylemde, sigara ateşinin özgürlük meşalesi olarak anılmasını sağladı. böylece sigara içen kadın güçlü ve bağımsızdır düşüncesini topluma empoze etti. ayrıca renk renk sigara paketi üretilmesini tavsiye ederek, kadınların kıyafetlerine uygun paket taşımasına olanak sağladı.
yapmış olduğu bir diğer çalışma ise kahvaltının sağlık üzerine etkisi konulu reklamlar ile domuz pastırması ve yumurtanın kahvaltıda temel besinler olmasını sağlamaktı. bunun sonucunda domuz pastırması satışlarını ikiye katlamıştır.
sadece bu iki olay bile onun aslında şu anki toplumun oluşmasında bir kilometre taşı olduğunu açıkça ortaya koymaktadır. o tüketicilik dalgasının başlatanı olmuştu. şimdi o dalgalar dev bir tsunamiye dönüştü.
dayısı sigmund freud kadar bilinmese de, edward bernays modern dünyanın şekillenmesinde en büyük paylardan birisine sahip. tüketen insan modelinin oluşumunda ve insanın ihtiyacı olmayanı da istemesinde yapmış olduğu çalışmalar büyük öneme sahip. freud'un fikirlerini, kitle manipülasyonu için kullanmış olan edward bernays, aslında şu anki dünyayı anlamak için en önemli kaynaklardan birisi olabilir.
bernays'ın fikirlerinden yararlandığı bir diğer önemli kişi ise gustave le bon'dur. kitlelerin psikolojisi üzerine çalışmalar yapan le bon'a göre, kitleler bir çobanı olmadan kendisine yardım edemez. bu noktada ortaya çıkacak bir güçlü kişilik, yönetilmek isteyen kitlelere kendi isteklerini kabul ettirebilecektir.
tüm bunların ışığında bernays, zihninde tüm parçaları birleştirmişti. ilk işi bir halkla ilişkiler konseyi kurmak oldu.
savaş bitmiş, üretim artmış, devletler bu üretimin pazarda olan talebini artırmak istiyordu. temel amaç, toplumu ihtiyacı olmayanı da almaya ikna etmekti. bu noktada da sahneye edward bernays çıkıyordu.
new york bankaları şirketlere süpermarket kurulması için fon sağlamaya başladı. amaç bahsettiğimiz gibi artan üretimin pazarını oluşturmak, ihtiyaç denilen olgunun tanımını baştan yapmaktı.
bernays işe kadın dergilerinin yaygınlaştırılması ile başladı. ürünler reklamlar ve film yıldızları ile tanıtılıyordu. bernays ayrıca filmlerin içinde ürün tanıtımı da başlatmıştı. süpermarketlerin algısını değiştirip marketlerde moda gösterileri düzenledi. ayrıca bazı ürünlerin insan psikolojisine iyi geldiğini söyleyen psikolog raporları yazdıran da yine bernays'in ta kendisiydi.
bernays'ın oluşturmak istediği algı şuydu: "satın aldığınız şeyleri sadece ihtiyaçtan almadınız, kendinizi nasıl gördüğünüzü başkalarına göstermek için de aldınız."
bernays'ın en bilindik çalışması ise kadınları sigara içmeye ikna etmesidir. o yıllarda kadınların sigara içmesi bir tabuydu. bernays da sigara şirketlerinin müşteri çerçevesine kadınları da ekleyebilmesi için bir çalışma yaptı. bir grup kadının eline sigara alıp yürüyüş yapmalarını istedi. bu eylemde, sigara ateşinin özgürlük meşalesi olarak anılmasını sağladı. böylece sigara içen kadın güçlü ve bağımsızdır düşüncesini topluma empoze etti. ayrıca renk renk sigara paketi üretilmesini tavsiye ederek, kadınların kıyafetlerine uygun paket taşımasına olanak sağladı.
yapmış olduğu bir diğer çalışma ise kahvaltının sağlık üzerine etkisi konulu reklamlar ile domuz pastırması ve yumurtanın kahvaltıda temel besinler olmasını sağlamaktı. bunun sonucunda domuz pastırması satışlarını ikiye katlamıştır.
sadece bu iki olay bile onun aslında şu anki toplumun oluşmasında bir kilometre taşı olduğunu açıkça ortaya koymaktadır. o tüketicilik dalgasının başlatanı olmuştu. şimdi o dalgalar dev bir tsunamiye dönüştü.
devamını gör...
başörtüsüyle okumak isteyenler arabistan'a gitsin
bunun gibi laflar yüzünden şimdi başörtüsünün siyasi malzeme olarak kullanıldığı bir siyaset ortamı var.
bunun gibilerin eksende simetrisi: inanmayan ve istemeyen kişilere başörtüsünü dayatan ahlak bekçileridir.
ikiside birbirini var ediyor
bacımın örtüsü batmışsa zalimin gözüne,
billah acırım tükürüğe,tükürsem yüzüne,
m. akif ersoy
bunun gibilerin eksende simetrisi: inanmayan ve istemeyen kişilere başörtüsünü dayatan ahlak bekçileridir.
ikiside birbirini var ediyor
bacımın örtüsü batmışsa zalimin gözüne,
billah acırım tükürüğe,tükürsem yüzüne,
m. akif ersoy
devamını gör...
kitap önerileri
fahrenheıt 451
huzursuzluk (zülfü livaneli)
huzursuzluk (zülfü livaneli)
devamını gör...


