uğraş terapisi
psikolojik fiziksel veya gelişimsel bozukluğu olan bireylerin bağımsız işleyiş yetisini geliştirmekte dixell özürleri ve rehabilite etmek sosyal veya fiziksel beceriler kazandırmak amacıyla değerlendirilmesi ve tedavisi için kendi kendine bakma yaratıcı çalışma oyun gibi etkinliklerin planlanması ve uygulanmasında kapsayan tedavi yöntemidir. meşguliyet terapisidir.
devamını gör...
normal sözlük yazarlarının okumakta olduğu kitaplar
ilber ortaylı-bir ömür nasıl yaşanır?
devamını gör...
flört
biriyle tam 1.5 yıl flört etmiştim. öyle flört olur mu demeyin oluyor. pandemi sürecinde olmaz bu iş deyip sonlandırdım. işleri ağırdan alıp bu süreyi uzatmak güzel.
devamını gör...
sivas
hititlerin yediği antik beddualar yüzünden iki yakası bir araya gelmeyen şehirdir.
dev yüzölçümüne rağmen üç yüz elli küsur bin insan yaşar. köy ekonomisi döner, elle turulur doğru düzgün bir sanayi kolu yoktur. dibindeki kayseri ve malatya'dan ve hatta elazığ'dan birkaç yy. geride kalmıştır. aslında yerel halkı karun gibi zengin olup dışarıda çalışanı çoktur. ancak memleketlerinı kalkındıracak yatırımı yapmak yerine ev falan alıp parayı betona gömerler.
sınır komşusu olduğu tüm illerin aksine ağaç falan da yoktur sivas'da.. bozkırda sonsuz bir hiçliğe bakarsın. gölleri de marsın yüzeyinde bulunan su gibidir. ölüye diriye bi faydası yoktur.
memur ve öğrencinin şehridir sivas. onlar da zaten fırsatını bulunca topuklar. her yere ve her şeye uzak kalmış bozkırın ortasında umutsuz bir kara parçasıdır.
dev yüzölçümüne rağmen üç yüz elli küsur bin insan yaşar. köy ekonomisi döner, elle turulur doğru düzgün bir sanayi kolu yoktur. dibindeki kayseri ve malatya'dan ve hatta elazığ'dan birkaç yy. geride kalmıştır. aslında yerel halkı karun gibi zengin olup dışarıda çalışanı çoktur. ancak memleketlerinı kalkındıracak yatırımı yapmak yerine ev falan alıp parayı betona gömerler.
sınır komşusu olduğu tüm illerin aksine ağaç falan da yoktur sivas'da.. bozkırda sonsuz bir hiçliğe bakarsın. gölleri de marsın yüzeyinde bulunan su gibidir. ölüye diriye bi faydası yoktur.
memur ve öğrencinin şehridir sivas. onlar da zaten fırsatını bulunca topuklar. her yere ve her şeye uzak kalmış bozkırın ortasında umutsuz bir kara parçasıdır.
devamını gör...
şirinevler
semt adı. eğer başka bir duraktan şirinevlere gelmişseniz inmeniz pek mümkün olmaz. çünkü orada bekleyen insanların buna izin vermediğini defalarca yaşadım o çaresizlikle diğer durakta indim.
devamını gör...
normal sözlük'teki ciddi yazarlar
benim galiba. güldüğüm bir başlığa tanım girdiğimde komik olsa bile yazdığım şey, hitler'in talimatı gibi gözüküyor. eğlenceli yazarlar var zaten benim gibiler de eksik kalsın. eğlenceli yazarlara da selam olsun.
devamını gör...
erdoğan ikinci atatürk’tür
ben de ikinci lenin'im. şu ikinci fatih, öbürü de ikinci che.
perinçek yine perinçek.
perinçek yine perinçek.
devamını gör...
ruh adam
atsız'ın en büyük şaheseridir ama eğer yeni başlayacaksanız okumamalısınız. diğer kitaplarını okuyun bunu en sona bırakın. romanda gerçekle hayalin iç içe olması ve psikolojinin sembolizm sosuyla harmanlanması özel kılıyor romanı. bu kitap türk edebiyatında eşi benzeri olmayan bir romandır.
ayrıca atsız'ın yarı otobiyografik romanıdır. geri gelen mektup ve hikayesini okuyun anlarsınız zaten hayatını azıcık biliyorsanız. bir sahne var ki atsız'ın bilgisini de kültürünü de konuşturduğu sahnedir ve hala düşündükçe tüylerim ürperir. burası spoiler olacak geçin burayı.
--! spoiler !--
tanrı'yı hakim yapıp tüm türk büyüklerini kendi stillerinde getirerek yargılandığı mahkeme sahnesinde eski türk büyüklerinin ayaklarını yere vurarak selamlaması mthiş bir detaydır.
--! spoiler !--
benim hayatım boyunca iki kez aynı kitabı okumama kuralımı altüst etmiş ve kendisinin her noktasını harfini ezberleme isteği doğurmuş olsa da hayatımda ilk defa bir kitaptan korkmama da sebep olmuştur. çok uzun süre etkisinden çıkamamıştım ve ara vermiştim. velhasıl tüm her şeyimi tamamen değiştirmiştir. çok erken okudum bee.
tekrar söylüyorum eğer ilk defa atsız okuyacaksanız bununla başlamayın. ben bir hata ettim ve okudum. ayarım şaştı. aynı şey sizde olur mu bilmem ama değişimi başlatıyor ister istemez. ah be atsız yaktın beni.
ikincisi olan yalnız adam romanını da sağlık sebeplerinden ötürü yazamamıştır maalesef. hep düşünürüm acaba nasıl bir eser çıkacaktı diye. büyük ihtimal okuyamazdım yalnız adam romanını ruh adamdan sonra.
ayrıca atsız'ın yarı otobiyografik romanıdır. geri gelen mektup ve hikayesini okuyun anlarsınız zaten hayatını azıcık biliyorsanız. bir sahne var ki atsız'ın bilgisini de kültürünü de konuşturduğu sahnedir ve hala düşündükçe tüylerim ürperir. burası spoiler olacak geçin burayı.
--! spoiler !--
tanrı'yı hakim yapıp tüm türk büyüklerini kendi stillerinde getirerek yargılandığı mahkeme sahnesinde eski türk büyüklerinin ayaklarını yere vurarak selamlaması mthiş bir detaydır.
--! spoiler !--
benim hayatım boyunca iki kez aynı kitabı okumama kuralımı altüst etmiş ve kendisinin her noktasını harfini ezberleme isteği doğurmuş olsa da hayatımda ilk defa bir kitaptan korkmama da sebep olmuştur. çok uzun süre etkisinden çıkamamıştım ve ara vermiştim. velhasıl tüm her şeyimi tamamen değiştirmiştir. çok erken okudum bee.
tekrar söylüyorum eğer ilk defa atsız okuyacaksanız bununla başlamayın. ben bir hata ettim ve okudum. ayarım şaştı. aynı şey sizde olur mu bilmem ama değişimi başlatıyor ister istemez. ah be atsız yaktın beni.
ikincisi olan yalnız adam romanını da sağlık sebeplerinden ötürü yazamamıştır maalesef. hep düşünürüm acaba nasıl bir eser çıkacaktı diye. büyük ihtimal okuyamazdım yalnız adam romanını ruh adamdan sonra.
devamını gör...
misafirinizin evinizde yaptığı bir saygısızlık bırakın
2017-2018 benim için iplerin kopma dönemleri, zor zamanlarım yani. hep evimde olsam odamdan çıkmasam kedim bile yanıma gelmese modundayım.
o dönem kısa süreliğine değişik bir itim çekim yaşadığım biriyle kısa süreli bir arkadaşlık yaşıyoruz. neyse efem ilk gün geldi bana o dönem o da kocasından ayrılıyor bari yanında durayım sana destek olayım modlarında. işte ilk gün geldi kaldı ikinci gün ortak bir arkadaşımızı çağırmak istedi. benim yok mok dememe kalmadı onu da çağırdı. oturdular bayağı falan ben ama artık gözlerine bakıyorum en son gece olmuş 00.30 ki ben o dönemler yoğun çalışıyorum ve erken yatıyorum zaten psikolojim darmaduman. bekliyorum gidecekler yok. dedim siz gitmeyi düşünmüyor musunuz? zaman geçsin yanında olalım diye geldik diyorlar ama birbirlerine kırıtıyorlar.
bir daha sordum yarım saat geçti geçmedi 'banu sen de alemsin biz olmasak ne yapacaksın? sana desteğe geldik' dedi erkek olan. 'arkadaşım siz olmasanız uyuyacağım, sabah işe gideceğim ben. erken yatıyorum biliyorsunuz bunu.neyse ben geçiyorum odama, oynaşmanız bitince kapıyı çeker çıkarsınız' dedim. nasıl dedim bilmiyorum ama o kadar sinirliyim ki yahu iyi değilim ben değil sizle mi uğraşacağım yok arkadaş yüzsüzler gitmediler.
o sıralar insan kaynaklarında personel sorumlusuyum ve çok yoğun işe alımlar var. ekip olarak pek kalabalık değiliz ve ben bile evrak işleriyle uğraşıyorum ciddi ciddi mesaiye kalıyorum yani bu işler için. saat 17.00 oluyor aramaya başlıyorlar. bir kadın arıyor bir erkek. bakın meşgule bile atmıyorum, açmıyorum direk öyle çalıyor. bir iki gün bu böyle devam etti. açtım bir gün evet dedim. 'banu ayıp ediyorsun' dedi erkek olan 'biz seni merak edip arıyoruz yanında olmaya çalışıyoruz' dedi. bakın 'ben geç saatlere kadar çalışıyor ve eve gider gitmez uyuyorum' dedim. yok inatla hala akşam gelelim bir şeyler içelim rahatlarsın diyor. kapadım suratına.
andaval mısınız evladım siz? bu nasıl bir yokluk evde ev yuh artık. yalnız yaşayanlar bilir bazıları sırf siz yalnız yaşıyorsunuz diye yanaşırlar size. değişik bir kafadır bu. evime birini atma kıvılcımını bazen görüyorum kadın olsun erkek olsun insanların gözlerinde. çok ilginç değil mi yahu? sadece bana mı denk geliyor ya bu tipler? ben evime kolay kolay kimseyi davet etmem bu yüzden. kahvemi dışarıda içer evime gelirim. biri sizin evinize girdi mi hele ki bir iki kere geldi mi değişiyor. ben bunu fark ettim. bir laubalilik, bir yılışıklık.. host neyse gece gece çok sinirlendim bak şimdi.
sonra banu insan sevmiyor açık söyleyeyim mi? gerçekten had bilmeyen, laubali insanları sevmiyorum. sınırları olmayan insanlar sizinde sınırlarınızı tanımıyorlar sonra elinize sopayı alıp kovalamak zorunda kalıyorsunuz. sınır iyidir sınır candır. *
o dönem kısa süreliğine değişik bir itim çekim yaşadığım biriyle kısa süreli bir arkadaşlık yaşıyoruz. neyse efem ilk gün geldi bana o dönem o da kocasından ayrılıyor bari yanında durayım sana destek olayım modlarında. işte ilk gün geldi kaldı ikinci gün ortak bir arkadaşımızı çağırmak istedi. benim yok mok dememe kalmadı onu da çağırdı. oturdular bayağı falan ben ama artık gözlerine bakıyorum en son gece olmuş 00.30 ki ben o dönemler yoğun çalışıyorum ve erken yatıyorum zaten psikolojim darmaduman. bekliyorum gidecekler yok. dedim siz gitmeyi düşünmüyor musunuz? zaman geçsin yanında olalım diye geldik diyorlar ama birbirlerine kırıtıyorlar.
bir daha sordum yarım saat geçti geçmedi 'banu sen de alemsin biz olmasak ne yapacaksın? sana desteğe geldik' dedi erkek olan. 'arkadaşım siz olmasanız uyuyacağım, sabah işe gideceğim ben. erken yatıyorum biliyorsunuz bunu.neyse ben geçiyorum odama, oynaşmanız bitince kapıyı çeker çıkarsınız' dedim. nasıl dedim bilmiyorum ama o kadar sinirliyim ki yahu iyi değilim ben değil sizle mi uğraşacağım yok arkadaş yüzsüzler gitmediler.
o sıralar insan kaynaklarında personel sorumlusuyum ve çok yoğun işe alımlar var. ekip olarak pek kalabalık değiliz ve ben bile evrak işleriyle uğraşıyorum ciddi ciddi mesaiye kalıyorum yani bu işler için. saat 17.00 oluyor aramaya başlıyorlar. bir kadın arıyor bir erkek. bakın meşgule bile atmıyorum, açmıyorum direk öyle çalıyor. bir iki gün bu böyle devam etti. açtım bir gün evet dedim. 'banu ayıp ediyorsun' dedi erkek olan 'biz seni merak edip arıyoruz yanında olmaya çalışıyoruz' dedi. bakın 'ben geç saatlere kadar çalışıyor ve eve gider gitmez uyuyorum' dedim. yok inatla hala akşam gelelim bir şeyler içelim rahatlarsın diyor. kapadım suratına.
andaval mısınız evladım siz? bu nasıl bir yokluk evde ev yuh artık. yalnız yaşayanlar bilir bazıları sırf siz yalnız yaşıyorsunuz diye yanaşırlar size. değişik bir kafadır bu. evime birini atma kıvılcımını bazen görüyorum kadın olsun erkek olsun insanların gözlerinde. çok ilginç değil mi yahu? sadece bana mı denk geliyor ya bu tipler? ben evime kolay kolay kimseyi davet etmem bu yüzden. kahvemi dışarıda içer evime gelirim. biri sizin evinize girdi mi hele ki bir iki kere geldi mi değişiyor. ben bunu fark ettim. bir laubalilik, bir yılışıklık.. host neyse gece gece çok sinirlendim bak şimdi.
sonra banu insan sevmiyor açık söyleyeyim mi? gerçekten had bilmeyen, laubali insanları sevmiyorum. sınırları olmayan insanlar sizinde sınırlarınızı tanımıyorlar sonra elinize sopayı alıp kovalamak zorunda kalıyorsunuz. sınır iyidir sınır candır. *
devamını gör...
haniko düdüko
kemal sunal'ın çinli yardımcısı ile arasında geçen bir replik. bu replik tokatçı filminde geçer.
devamını gör...
domestic hıyar
mükemmel bir enerjisi var. resmen insanın konuştukça konuşası geliyor. tanımları da kendisi gibi hem güldürüyor hem düşündürüyor. siz yazın biz okuyalım efenim.*
devamını gör...
her hastalığa sarımsak önerenler terör örgütü
her sabah çiğ şekilde yutulan sarımsağın antibiyotik görevi göreceğini, saç dökülmelerine ve saç kıran hastalığı dönemlerinde saça sürülüp iyi geleceğine, kaşlarınız çıkmıyorsa sürülünce kaş çıkardığı rivayet edilmektedir. vardır bir bildikleri muhtemelen.
devamını gör...
geceye bir şarkı bırak
bu aralar ailecene favorimiz olan şarkı.
another love .
another love .
devamını gör...
merak etmeyin yoldaş sizi bulur
yoldaş'dan iyiden iyiye tırsmamıza sebep olan cümledir. bundan sonra ''amirim'' diye hitap edelim, ne olur ne olmaz...
devamını gör...
yazarların şu an düşündükleri şeyler
gecen sene bu zamanlarda hayatim cok cok farkliydi simdi ise daha da farkli ve hic beklemedigim sekilde. acaba gelecek sene nasil olacak?
devamını gör...
bengaripsengüzeldünyaumutlu ile dünyadan uzak
mutluluk ve umutla beklediğim yayın.
varım! hem bu sefer insan gibi janjanlı anons da yaparım!
ha yaşa kız, neşeli ve umutlu bir yayın daha bizi bekliyor desene?
(bkz: aferin)
varım! hem bu sefer insan gibi janjanlı anons da yaparım!
ha yaşa kız, neşeli ve umutlu bir yayın daha bizi bekliyor desene?
(bkz: aferin)
devamını gör...
yazarların şu an yapmak istedikleri şey
müzik dinleyerek deniz kenarında yalnız başıma yürümek. buna çok ihtiyacım var.
devamını gör...
ad hominem
söylem yerine söylemde bulunanın kişiliğine yapılan saldırıyı tanımlayan safsata türüdür. en basit örneği sokak röportajında saçmalayan akpli dayıya karşı yoldan geçen kadının söylediği “sen önce dişlerini fırçala.” sözüdür. yani bazen hak edilebilir ehehe.
edit: imla
edit: imla
devamını gör...
iyinin ve kötünün ötesinde
(bkz: iyinin ve kötünün ötesinde)
nietzsche'nin felsefesini zerdüştle birlikte en iyi anlatan kitabıdır. nietzsche bütün toplumsal değer yargılarını "çekiç" ile parçalayarak "iyi" ve "kötü" yü tekrar tanımlar.
- herkese hitap eden kitaplar daima pis kokan kitaplardır: küçük-insan-kokusu sinmiştir üzerlerine. halkın yiyip içtiği, hatta ibadet ettiği yer pis kokar. temiz hava solumak isteyen, kiliselere gitmemeli. sy 39
-
birçoklarıyla aynı fikirde olma kötü beğenisini kendi kendinden uzak tutmalı. komşu da onu ağzına aldığında "iyi" artık iyi değildir. hele ki " ortak iyi" diye bir şey nasıl olabilir! ortak olabilen her zaman nasıl olduysa öyle olacaktır: büyük şeyler büyükler içindir, uçurumlar derinler içindir, narinlikler ve ürperti hassaslar için, ve genel olarak ve kısaca, nadir olan ne varsa enderler içindir. sy 50
- büyük bir dinsel zorbalık merdiveni vardır, çoktur basamakları; ama bunlardan üç tanesi en önemlileridir. insan bir zamanlar tanrısına insanları, belki de en sevdiklerini kurban ederdi, - tarih öncesi tüm dinlerde ilk doğan çocuğun kurban edilmesi buna dahildir; imparator tiberius'un capri adasındaki mitras mağarasında kurban edilmesi, roma çağdışılıklarının en tüyler ürperticisi de buna dahildir. sonra insanlığın ahlaki döneminde, insan sahip olduğu en güçlü içgüdüyü, " doğasını" kurban etti tanrısına; keşişin, bu inanmış " doğallık-karşıtı" nın salim bakışında bu şölen neşesi parıldıyor. nihayet: ne kaldı geriye kurban edecek? sonunda her türlü avutucu, kutsal, iyileştirici olan, her türlü umudu, gizli uyuma, gelecekteki mutluluklara ve adaletlere duyulan her türlü umudu, her türlü inancı kurban etmek gerekmez miydi? tanrının kendisini kurban etmek ve kendi kendine zorbalıkla, taşa, aptallığa, ağırlığa, kadere, hiçliğe tapınmak gerekmez miydi? hiçe karşılık tanrıyı kurban etmek- son zalimliğin bu paradoks gizemi, şimdi gelmekte olan kuşağa saklandı: hepimiz şimdiden birazını biliyoruz bunun. sy 64
- ucubelerle savaşanın bu arada kendisinin de bir ucubeye dönüşmemeye dikkat etmesi gerekir. uzun süre bir uçuruma bakarsan, uçurum da senin içine doğru bakar. sy 90
- kişi nihayetinde kendi arzusunu sever, arzuladığı şeyi değil. sy 95
- ırzına geçilmişlerin, ezilmişlerin, acı çekenlerin, özgür olmayanların, kendinden-emin-olmayanların ve yorgunların ahlak üzerine fikir yürüttüklerini varsayalım: onların ahlaki değerlendirmelerinin türdeşi ne olacaktır? muhtemelen insanın genel konumu hakkında kötümser bir kuşku dile gelecektir, belki de insanın konumuyla birlikte bir yargılanışı. kölelerin bakışı güçlülerin erdemlerine yetersizdir: kuşkulu ve güvensizdir, orada saygı duyulan her türlü " iyiye" karşı güvensizlikte incelmiştir, - oradaki mutluluğun sahici olmadığına ikna edilebilir. bunun tersine, varoluşun acılarını hafifletmeye hizmet eden özellikler öne çıkartılacak ve ışığa boğulacaktır: merhamet, iyilikseven, yardımsever el, sıcak kalp, sabır, çalışkanlık, tevazu, nezaket saygı görür burada-, çünkü bunlar varoluşun basıncına dayanmak için yararlı nitelikler ve handiyse yegane araçlardır. köle-ahlakı özünde bir yararlılık-ahlakıdır. o ünlü "iyi" ve "kötü" karşıtlığının doğduğu yer burasıdır:- kötüde güç ve tehlikelilik hissedilir, aşağılamanın ortaya çıkmasına izin vermeyen belirli bir korkutuculuk, incelik ve güçlülük. demek ki köle-ahlakına göre " kötü" korku uyandırır; efendi ahlakına göreyse korku uyandıran ve uyandırmak isteyen özellikle "iyi"dir, "fena" insan ise aşağılık olarak hissedilir. köle ahlakı mantıksal sonucuna ulaştığında köle düşünüş tarzı içinde iyinin her halükarda tehlikesiz insan olması gerektiği için: iyi huyludur, kolayca aldatılabilir, belki de biraz aptaldır, un bonhomme'dur, sonunda bu ahlakın "iyi"leri de - hafif ve iyi niyetli olabilen- bu aşağılamadan bir nebze pay aldıklarında, bu karşıtlık doruk noktasına varır: köle-ahlakının ağırlık kazandığı her yerde dil " iyi " ve " kötü " sözcüklerini birbirlerini yakınlaştırma eğilimindedir. sy 203
nietzsche'nin felsefesini zerdüştle birlikte en iyi anlatan kitabıdır. nietzsche bütün toplumsal değer yargılarını "çekiç" ile parçalayarak "iyi" ve "kötü" yü tekrar tanımlar.
- herkese hitap eden kitaplar daima pis kokan kitaplardır: küçük-insan-kokusu sinmiştir üzerlerine. halkın yiyip içtiği, hatta ibadet ettiği yer pis kokar. temiz hava solumak isteyen, kiliselere gitmemeli. sy 39
-
birçoklarıyla aynı fikirde olma kötü beğenisini kendi kendinden uzak tutmalı. komşu da onu ağzına aldığında "iyi" artık iyi değildir. hele ki " ortak iyi" diye bir şey nasıl olabilir! ortak olabilen her zaman nasıl olduysa öyle olacaktır: büyük şeyler büyükler içindir, uçurumlar derinler içindir, narinlikler ve ürperti hassaslar için, ve genel olarak ve kısaca, nadir olan ne varsa enderler içindir. sy 50
- büyük bir dinsel zorbalık merdiveni vardır, çoktur basamakları; ama bunlardan üç tanesi en önemlileridir. insan bir zamanlar tanrısına insanları, belki de en sevdiklerini kurban ederdi, - tarih öncesi tüm dinlerde ilk doğan çocuğun kurban edilmesi buna dahildir; imparator tiberius'un capri adasındaki mitras mağarasında kurban edilmesi, roma çağdışılıklarının en tüyler ürperticisi de buna dahildir. sonra insanlığın ahlaki döneminde, insan sahip olduğu en güçlü içgüdüyü, " doğasını" kurban etti tanrısına; keşişin, bu inanmış " doğallık-karşıtı" nın salim bakışında bu şölen neşesi parıldıyor. nihayet: ne kaldı geriye kurban edecek? sonunda her türlü avutucu, kutsal, iyileştirici olan, her türlü umudu, gizli uyuma, gelecekteki mutluluklara ve adaletlere duyulan her türlü umudu, her türlü inancı kurban etmek gerekmez miydi? tanrının kendisini kurban etmek ve kendi kendine zorbalıkla, taşa, aptallığa, ağırlığa, kadere, hiçliğe tapınmak gerekmez miydi? hiçe karşılık tanrıyı kurban etmek- son zalimliğin bu paradoks gizemi, şimdi gelmekte olan kuşağa saklandı: hepimiz şimdiden birazını biliyoruz bunun. sy 64
- ucubelerle savaşanın bu arada kendisinin de bir ucubeye dönüşmemeye dikkat etmesi gerekir. uzun süre bir uçuruma bakarsan, uçurum da senin içine doğru bakar. sy 90
- kişi nihayetinde kendi arzusunu sever, arzuladığı şeyi değil. sy 95
- ırzına geçilmişlerin, ezilmişlerin, acı çekenlerin, özgür olmayanların, kendinden-emin-olmayanların ve yorgunların ahlak üzerine fikir yürüttüklerini varsayalım: onların ahlaki değerlendirmelerinin türdeşi ne olacaktır? muhtemelen insanın genel konumu hakkında kötümser bir kuşku dile gelecektir, belki de insanın konumuyla birlikte bir yargılanışı. kölelerin bakışı güçlülerin erdemlerine yetersizdir: kuşkulu ve güvensizdir, orada saygı duyulan her türlü " iyiye" karşı güvensizlikte incelmiştir, - oradaki mutluluğun sahici olmadığına ikna edilebilir. bunun tersine, varoluşun acılarını hafifletmeye hizmet eden özellikler öne çıkartılacak ve ışığa boğulacaktır: merhamet, iyilikseven, yardımsever el, sıcak kalp, sabır, çalışkanlık, tevazu, nezaket saygı görür burada-, çünkü bunlar varoluşun basıncına dayanmak için yararlı nitelikler ve handiyse yegane araçlardır. köle-ahlakı özünde bir yararlılık-ahlakıdır. o ünlü "iyi" ve "kötü" karşıtlığının doğduğu yer burasıdır:- kötüde güç ve tehlikelilik hissedilir, aşağılamanın ortaya çıkmasına izin vermeyen belirli bir korkutuculuk, incelik ve güçlülük. demek ki köle-ahlakına göre " kötü" korku uyandırır; efendi ahlakına göreyse korku uyandıran ve uyandırmak isteyen özellikle "iyi"dir, "fena" insan ise aşağılık olarak hissedilir. köle ahlakı mantıksal sonucuna ulaştığında köle düşünüş tarzı içinde iyinin her halükarda tehlikesiz insan olması gerektiği için: iyi huyludur, kolayca aldatılabilir, belki de biraz aptaldır, un bonhomme'dur, sonunda bu ahlakın "iyi"leri de - hafif ve iyi niyetli olabilen- bu aşağılamadan bir nebze pay aldıklarında, bu karşıtlık doruk noktasına varır: köle-ahlakının ağırlık kazandığı her yerde dil " iyi " ve " kötü " sözcüklerini birbirlerini yakınlaştırma eğilimindedir. sy 203
devamını gör...
