görgüsüzlüğün normal sanılması
görgüsüz insanların kendilerini çok kültürlü görmeleri sonucu oluşan durum.her yerde o leş ağzınızı ayırıp salyalarınızı saçarak nerde ve nasıl olduğuna bakmadan küfür ediyorsunuz zaten.burada neden?bi bitmediniz gitti be kardeşim!
devamını gör...
mesajlaşırken aniden üstsüz fotoğraf atan erkek
sana beynimle değil bel altımla yazıyorum mesajı vermek isteyen erkektir. kendisine en yakın kerhanenin adresi verilir engellenir.
devamını gör...
yazarların garip huyları
marketlerde bulunan yoğurt, peynir tarzı şeylerin satıldığı soğuk rafların önünden geçerken karnım ağrıyor. çok küçük yaştan beri böyle bi huyum var ve her seferinde aynı şey oluyor. elimden geldiğince ordan geçmemeye ya da oyalanmamaya çalışıyorum çünkü gerçekten karnım ağrıyo. anlam veremiyorum ben de değişik biraz*.
devamını gör...
model şarkılarında geçen en güzel sözler
çok istedim bu gece kendimi asmak!
ellerimle kendi mezarımı kazmak
elimden gelen oturup evimde, sana şarkılaaar yazmak!
can temiz' in yazdığı her şey güzel.
ellerimle kendi mezarımı kazmak
elimden gelen oturup evimde, sana şarkılaaar yazmak!
can temiz' in yazdığı her şey güzel.
devamını gör...
bir kitapçının yanında çalışırken elektromanyetizmayı keşfetmek
bunu görünce aklıma "rüzgarı dizginleyen çocuk"yani william kamkwamba geldi. kamkwamba'da elektrik olmayan bir köyde, bir kütüphanede gördüğü kitaplara merakı ile başlayan elektrik üretme öyküsünü anlatmıştı kitabında. sanırım filmi de varmış. böyle insanlar iyi ki varlar dostlar. ayrıca kitabı da tavsiye ederim.
devamını gör...
spor manşet
trt spor kanalında yayınlanan ve serkan yetkin’in sunduğu spor programıdır.
programın daimi yorumcusu daha önce hakkında bir tanım da yazdığım huysuz ihtiyar cem dizdar’dır.
şahsen bu programı fırsat buldukça izliyorum ve doğruyu söylemek gerekirse çok da keyif alıyorum izlerken ancak herkese hitap edecek bir program olmayabileceğini düşünüyorum. zira programda güncel olaylar güncel olmayan bir yaklaşımla tartışılıyor.
şöyle diyaloglarla karşılaşma ihtimaliniz var:
serkan yetkin: bir izleyicimiz soruyor: beşiktaş’ın mehmet topal transferi hakkında ne düşünüyorsunuz?
cem dizdar: sen hiç mi kitap okumuyorsun, size üniversitede bunları anlatmadırlar mı, sizin yarın duygunuz yok mu?
serkan yetkin: abi seyircimiz sormuş?
cem dizdar: sorulan her soruyu okumak zorunda mısın? biz bunu daha önce kafka’dan bahsederken konuşmadık mı?
ya da;
serkan yetkin: günaydın cem abi.
cem dizdar: diyalektik de mi bilmiyorsun sen serkan. her sabahın bir akşamı vardır. hegeller kovalasın seni.
serkan yetkin’in her sorusunun bir kontra atakla savuşturulduğu, hiçbir soruya asla tam olarak cevap alınamayan, felsefenin göbeğinin çatladığı ve izleyenlerin bitkisel hayata girme tehlikesi ile karşı karşıya kaldığı program izlenmesi zor da olsa oldukça keyifli.
serkan yetkin’in trt’den yıpranma payı talep etmesi gerekir zira cem dizdar kendisini bir boks torbası ya da stres topu olarak kullanmakta.
başlarda takip etmek zor gelse de zamanla program formatına alışınca ve bazı araştırmalar ve yan okumalar yapınca alışıyor insan.
programın daimi yorumcusu daha önce hakkında bir tanım da yazdığım huysuz ihtiyar cem dizdar’dır.
şahsen bu programı fırsat buldukça izliyorum ve doğruyu söylemek gerekirse çok da keyif alıyorum izlerken ancak herkese hitap edecek bir program olmayabileceğini düşünüyorum. zira programda güncel olaylar güncel olmayan bir yaklaşımla tartışılıyor.
şöyle diyaloglarla karşılaşma ihtimaliniz var:
serkan yetkin: bir izleyicimiz soruyor: beşiktaş’ın mehmet topal transferi hakkında ne düşünüyorsunuz?
cem dizdar: sen hiç mi kitap okumuyorsun, size üniversitede bunları anlatmadırlar mı, sizin yarın duygunuz yok mu?
serkan yetkin: abi seyircimiz sormuş?
cem dizdar: sorulan her soruyu okumak zorunda mısın? biz bunu daha önce kafka’dan bahsederken konuşmadık mı?
ya da;
serkan yetkin: günaydın cem abi.
cem dizdar: diyalektik de mi bilmiyorsun sen serkan. her sabahın bir akşamı vardır. hegeller kovalasın seni.
serkan yetkin’in her sorusunun bir kontra atakla savuşturulduğu, hiçbir soruya asla tam olarak cevap alınamayan, felsefenin göbeğinin çatladığı ve izleyenlerin bitkisel hayata girme tehlikesi ile karşı karşıya kaldığı program izlenmesi zor da olsa oldukça keyifli.
serkan yetkin’in trt’den yıpranma payı talep etmesi gerekir zira cem dizdar kendisini bir boks torbası ya da stres topu olarak kullanmakta.
başlarda takip etmek zor gelse de zamanla program formatına alışınca ve bazı araştırmalar ve yan okumalar yapınca alışıyor insan.
devamını gör...
kısa saç batağı
ansızın saçlarımı kestirmeliyim diye çıkılan yolda bir daha asla uzatamama sorunsalı.
devamını gör...
normal sözlük yılbaşı tebrikleşmesi
geleceği oluşturan her yeni günün bir öncekinden daha güzel olması dileği ile.
mutlu yıllar sözlük.
umarım tebessüm yüzünüzden hiç eksik olmaz. her zaman sağlam adımlar ile başarıya gidersiniz.
güzel bir yılı hepimiz hak ettik. umarım o güzel yıl bu yıldır.*
mutlu yıllar sözlük.
umarım tebessüm yüzünüzden hiç eksik olmaz. her zaman sağlam adımlar ile başarıya gidersiniz.
güzel bir yılı hepimiz hak ettik. umarım o güzel yıl bu yıldır.*
devamını gör...
evine yazıcı alan insanlara ne olduğu sorunsalı
bizim bir tane vardı. herhalde kendisi üretilen ilk yazıcılardan biriydi. tabii abarttım biraz, ikinci nesil de olabilir. neyse bu arkadaş öyle saçma metotlarla çalışıyordu ki ben onu çalıştırmak için uğraşırken "hadi bu böyle çalışıyor da sen nasıl keşfettin lan?" sorusunu duymuştum.
yazdır tuşuna bastıktan sonra mürekkep haznesinin kapağını açıp kapatmak, ardından kağıt koyulan sürgülü kısmı itip çekmek ve kağıdı yerinden oynatmak, son olarak da üstteki kağıt tutucu aparatı kapatıp açmak gerekiyordu. resmen yazıcıya egzersiz yaptırıyordum. tüm eklemleri oynatmak gerekiyordu. taaa o zamandan belliymiş fizyoterapist olacağım.
yine de bir şekilde yuvarlanıp gidiyorduk. ama bir gün.. kağıdın %30'luk kısmını boydan boya siyah çıkarmaya başladı. ne yaptıysak düzelmedi. o gün onunla vedalaşırken bir yemin ettim. sen, dedim. sen benim ilk ve son yazıcımsın. elveda.
yazdır tuşuna bastıktan sonra mürekkep haznesinin kapağını açıp kapatmak, ardından kağıt koyulan sürgülü kısmı itip çekmek ve kağıdı yerinden oynatmak, son olarak da üstteki kağıt tutucu aparatı kapatıp açmak gerekiyordu. resmen yazıcıya egzersiz yaptırıyordum. tüm eklemleri oynatmak gerekiyordu. taaa o zamandan belliymiş fizyoterapist olacağım.
yine de bir şekilde yuvarlanıp gidiyorduk. ama bir gün.. kağıdın %30'luk kısmını boydan boya siyah çıkarmaya başladı. ne yaptıysak düzelmedi. o gün onunla vedalaşırken bir yemin ettim. sen, dedim. sen benim ilk ve son yazıcımsın. elveda.
devamını gör...
her ilde üniversite olması
nicelik değil nitelik önemli. bunu anlamayan akp iktidarı kendi elleriyle milyonlarca üniversiteli işsiz yarattı.
devamını gör...
185 cm altı kişilerin yaşam amacı
mustafa kemal atatürk gibi vatanına sahip çıkmak.
devamını gör...
anın fotoğrafı
tanıştırayım efendim; kendisi çöpçüler kralı olur *
tacını evde unutmuş çaktırmayın. yeni atandı da...*
tacını evde unutmuş çaktırmayın. yeni atandı da...*
devamını gör...
ortaya çıkmayan bir keşfin yakınlığı
bir jorge luis borges tanımlamasıdır.
yazar alejandro zambra bu tanımlamaya örnek olarak roberto bolano’nun 2666 isimli romanını verir. çünkü 2666 okunması en zor romanlardan biridir ve anlaşılması okunmasından daha da zordur. roberto bolano bu romanının anlaşılması çok güç olduğu, hala gizli kalmış şeyleri muhafaza ettiği için utanç duymadığı tek romanı olduğunu söyler.
jorge luis borges bu sözü sanatı tanımlamak için yapar. bence de öyledir. sanatın anlaşılmaz olması gerektiğini söylemiyorum elbette. ama sanatsal bir yapıtta izleyeni, okuyanı, bakanı düşündürecek bir şeyler olması elzemdir.
yani ülkü tamer’in mükemmeli bir ahenge sahip olan şiiri konuşma sanatsaldır. insanı düşünmeye sevk eder. bir şey anlar gibi olup başka bir şey anlatmış olabileceğine ikna oluruz bütün düşünmelerin sonunda. ama fevzi sömer’in hacı iğdelerimi kesti şiiri dümdüz bir şiirdir. düşünmeye bile gerek bırakmaz.
sanat bize ortaya çıkmayan şeylere yakınlaşma ama asla ulaşamama imkanı sunar. sanatsal bir eserden uzaklaşınca bir şeyleri keşfetmeye çok yaklaştığımızı düşünürüz. bu anlaşılmak üzere olduğuna inandığımız şeyin muğlaklığının verdiği tadına doyulmaz keyiftir.
sanat, jorge luis borges ne diyorsa odur.
yazar alejandro zambra bu tanımlamaya örnek olarak roberto bolano’nun 2666 isimli romanını verir. çünkü 2666 okunması en zor romanlardan biridir ve anlaşılması okunmasından daha da zordur. roberto bolano bu romanının anlaşılması çok güç olduğu, hala gizli kalmış şeyleri muhafaza ettiği için utanç duymadığı tek romanı olduğunu söyler.
jorge luis borges bu sözü sanatı tanımlamak için yapar. bence de öyledir. sanatın anlaşılmaz olması gerektiğini söylemiyorum elbette. ama sanatsal bir yapıtta izleyeni, okuyanı, bakanı düşündürecek bir şeyler olması elzemdir.
yani ülkü tamer’in mükemmeli bir ahenge sahip olan şiiri konuşma sanatsaldır. insanı düşünmeye sevk eder. bir şey anlar gibi olup başka bir şey anlatmış olabileceğine ikna oluruz bütün düşünmelerin sonunda. ama fevzi sömer’in hacı iğdelerimi kesti şiiri dümdüz bir şiirdir. düşünmeye bile gerek bırakmaz.
sanat bize ortaya çıkmayan şeylere yakınlaşma ama asla ulaşamama imkanı sunar. sanatsal bir eserden uzaklaşınca bir şeyleri keşfetmeye çok yaklaştığımızı düşünürüz. bu anlaşılmak üzere olduğuna inandığımız şeyin muğlaklığının verdiği tadına doyulmaz keyiftir.
sanat, jorge luis borges ne diyorsa odur.
devamını gör...
en sevilen dizi çifti
devamını gör...
insana kendini güvende hissettiren şeyler
çekirdek ailem.
çocuklar, hanım derken hayatı beraber sırtlamış gidiyoruz.
tek başına yapamazdım.
sağolsunlar.
çocuklar, hanım derken hayatı beraber sırtlamış gidiyoruz.
tek başına yapamazdım.
sağolsunlar.
devamını gör...
duyulunca mutlu eden sözler
"ne güzel kokuyorsun"
devamını gör...
sunburn
koca sözlük ahalisi olarak bir hoş geldinin çok görüldüğü yazarımız.
o kadar da anlayışlı işte.
o kadar da anlayışlı işte.
devamını gör...
kendine sembol hayvan seçmek
devamını gör...
yazarların üzülünce yaptıkları şeyler
hiçbir şey yapmam. yapmaya hevesim de olmaz. günlük rutin işlerimi robot gibi tekrarlarım ve bitkisel hayattaymışım gibi tepkisiz kalırım. sonra zaman geçer unuturum zaten her şeyi unuttuğum gibi.
devamını gör...


