italyanların gramerinde bulunmayan fiil. sen bende eksiksin diyerek ayak üstü romantizm yaparlar.
devamını gör...

günaydın sözlükçüm,

günü ayanlardan ziyade, henüz uyanmadığından benim günü ayamadı.
kullanıcı tarafından yüklenmiş görsel
devamını gör...

stephen king'in romanından uyarlanmış bir stanley kubrick başyapıtı. danny'nin kafasından geçenleri daha iyi anlamak için kitabı da okumanızı tavsiye ederim. jack nicholson'ın muhteşem oyunculuğu ile film daha bir üst seviyeye çıkmış, söylenene göre wendy karakterini oynayan shelley duvall sette jack nicholson'dan gerçekten korkmaya başlamış.
filmde çok ince göndermeler var (bkz: kızıl derili katliamı), filmle alakalı çok farklı komplo teorileri de mevcut (bkz: abd nin aydaki görüntülerinin stanley kubrick tarafından çekilen bir kandırmaca olduğu)
bunlarla alakalı şu videoyu mutlaka izleyin filmin adı ne kanka-the shining
devamını gör...

işyerimin evime uzaklığı.

kullanıcı tarafından yüklenmiş görsel
devamını gör...

yahya kemal beyatlı, tarafından mondros mütakeresi yıllarında* kurulan edebiyat dergisi.
derginin kadrosunda ahmet hamdi tanpınar, nurullah ataç, ahmet kutsi tecer, abdülhak şinasi hisar gibi değerli isimler de yer almıştır. derginin kurulduğu yıllardaki asıl amacı halihazırda devam etmekte olan milli mücadeleye destek verip istanbul'da kuvayi milliye ruhunu canlı tutmak olmuştur.

1990 yılında tekrar kurulan derginin yönetmenliği ezel erverdi editörlüğünü ise mustafa kutlu* yapmıştır. 90'lı yıllarda ismet özel ve ismail kara'nın mensur yazılarından ötürü dergi sadece belirli bir kesime seslenmeye başlamıştır. günümüz şairlerinden ibrahim tenekeci, süleyman çobanoğlu, hakan arslanbenzer gibi isimler de bu dergide yetişmiştir.
devamını gör...

kullanıcı tarafından yüklenmiş görsel
devamını gör...

bir insan kaç kez dibe vurup da yaşamayı sürdürebilir?
devamını gör...

şimdi dört yapraklı bir yoncayı kokluyorum ben
eski düşüncelerin gömütünde boy atmış yonca
ve soruyorum saflığın ve bekleyişin kefeninde toprak olan o kadın
gençliğim miydi benim?
çıkabilecek miyim yeniden o merak merdivenlerinden?
merhaba diyebilecek miyim o iyi tanrı’ya çatılarda dolaşan?

seziyorum zaman geçip gitti artık
seziyorum an, tarihin yapraklarından benim payıma düşendir
seziyorum aldatıcı bir aralıktır bu masa saçlarımla o garip ve kederli
adamın elleri arasında

bir şey söyle bana
teninin tüm sevgisini sana bağışlayan insan
ne istiyor diri kalma duygusundan başka?
bir şey söyle bana
kıyısındayım pencerenin
ve güneşle bağlantıda…
devamını gör...

kore yapımı filmdir. türkiye'de başrolünü aras bulut iynemli'nin oynadığı uyarlama bir filmdir. film sadece türkiye'de değil birçok ülkede izlenme rekorları kırmıştır. diğer yapımlarını da izlemiştim ancak hiçbiri türk yapımı kadar etkilememişti. beni gerçekten ağladım izlerken.
devamını gör...

yerli anneler gibi tabakta kalanları yemek.
yok ya ben leblebi yemeyi çok seviyorum.
devamını gör...

bir fernando pessoa saptamasıdır.

güncel türk dil kurumu sözlüğüne göre simya;
elementleri altına çevirmek isteyen bir iş alanı’dır.

simya kimi dönemlerde bir bilim dalı olarak değerlendirilmiş olsa da işin içinde ziyadesiyle metafizik olduğu için daha çok felsefi bir alan olarak kabul edilmiştir.

bir şeyleri altına çevirmek için birçok arayışla elleri boş kalan çok sayıda simyacı vardır, bazıları ise altın kavramını somut olarak değil soyut bir anlamda almıştır.

iki örnek verip fernando pessoa’ya geçiş yapacağım. yukarıdaki paragrafta bahsettiğim eli boş kalan simyacılardan biri gargamel’dir. şirinleri altına çevirmek gibi bir amacı vardır ve altın fikri somut olduğu için başarısız olur. başarılı olansa paulo coelho’nun ünlü romanı simyacı’daki santiago’dur. kendi içindeki cevheri keşfederek başarılı olur.

fernando pessoa dahiliğin simya olduğunu söylediğinde aslında soyut anlamından bahsediyordu. bir dahi sıradan bir şeyi alıp onu değerli bir cevhere çevirebilir. mesela rodin ve michelangelo’nun taştaki fazlalıkları atıp harika heykeller yapmaları, picasso ve goya’nın basit boyalarla muhteşem tablolar ortaya çıkarmaları, eric satie ve antonio vivaldi’nin sesleri enfes senfonilere çevirmesi gibi.

edebiyat için de aynı şey geçerlidir. her zaman duyduğunuz ve kullandığınız bazı sözcükleri dahi bir edebiyatçı yan yana getirip inanılmaz cümlelere çevirebilir:

o gün büsbütün güzeldi. hiç yaşamamış şeyler gibi güzeldi. hayatın eşiğinde,düşüncenin eşiğinde son bir defa gördüğümüz şeyler gibi güzeldi.

bu cümlelerde tanıdık olmayan tek bir sözcük yok ama ahmet hamdi tanpınar o tanıdık kelimelerden bambaşka bir anlam ortaya çıkarmıştır içindeki simya aşkıyla.

mücevher takmamıştı ama gözleri vardı.

mehmet eroğlu senin benim çok iyi bildiğim beş sözcüğü alıp senin benim veremeyeceğim anlamı yüklemiş onlara ve bence bir kadın için söylenebilecek en güzel sözlerdendir bu.

yaşamak için toprağımız olmayabilir, ama ölmek için toprak bulunur nasıl olsa.

montaigne yalnız başlarına açık bir anlama sahip olamayacak sözcükleri kullanıp dehasının simyasıyla bize çok acı bir gerçeği anlatmış basit bir şekilde.

örnekler çoğaltılabilir ancak bence yeterli bu kadarı.

dahilik bir simyadır ancak gökkuşağının sonundaki küpü aramak yerine insan olmanın özündeki cevhere ulaşmaya çalışmak o dehanın sonsuz ışıltısıdır.
devamını gör...

evden birlikte çıkarken gitmeden birdenbire babamla uğraşmak istedim* aklıma bir şey gelmeyince her zaman yaptığım o iğrenç espriyi yapayım dedim; dışarı çıktık, babam tam kapıyı kilitlerken;

+ ya baba ben aklımı sanırım içerde unuttum*
-hayır oğlum içerde yok ben baktım.

bir başka gün, bu sefer dükkandan çıkarken yine aynı dürtü, aynı uğraşma isteğiyle babam tam kapıyı kilitlerken tekrar aynı espriyi yaptım*

+ baba dur bi aklım içerde kaldı.
-boşver oğlum, zaten kullanmıyorsun.*
devamını gör...

en yakın arkadaşımla sabaha kadar süren bir balkon sohbeti, gerçekten buna çok ihtiyacım var..
devamını gör...

istinye park’ta bulunan şubesi rezaletlerden rezaletlere koşmuştur bugün. ağız tadıyla bi dune izleyecek izleyicilerin hevesini kursağında bırakmaya yemin etmişler sanki. önce imax 3 boyutlu başlayan filmin 3 boyut ayarı tam olmadan başlattılar filmi. sonra filmin başlarında görüntü gitti… bir dakika boyunca sadece ses duyduk. insan bi görevli bırakır o makinenin başına. resmen terbiyesizlik ve iş bilmezlik. ama bununla da bitmedi evet. sonra çıkıp “3d sistemi bozuk, film 2d devam edecek” dediler. seyircilerin “biz imax parası verdik. ödediğimiz ücret nolacak?” şikayetlerini de utanmadan duymazdan geldiler. ve film 2 boyutlu devam etti. ne bi özür ne bi telafi. ama bununla da bitmedi tabi. filmin ikinci yarısı ne hikmetse bozuk 3d ile başladı. ve salona gözlüksüz giren herkes tekrar mağdur edildi. makinenin başında yine kimse yok tabi. rezillik oğlu rezillik…
neyse sinir oldum küfür etmemek için girdiyi kesiyorum. bu da benim için istinye park cinemaximum’un sonudur. daha da olsa gitmem.
devamını gör...

çekilen her vesikalıkta da armut gibi olunmasına neden olur. bu sebeple her resmi belgede de bir armut olursunuz. ehliyetinizi, nüfus cüzdanınızı, öğrenci kimliğinizi başkalarına göstermeye çekinirsiniz.
devamını gör...

kassan ne olacak? takip edenlerin 3'te 1'i bile oylamıyor. ne yapacaksın sadece sayıları?
gereksiz bir eylem.
devamını gör...

her bir karakterin tatlı, kadınların güçlü, çocukların ise aşırı sevimli olduğu sakin, samimi dizidir. dizi coal valley adlı maden kasabasına bir öğretmenin gelmesiyle başlamakta, günlük olaylar anlatılmaktadır. iyi niyet, samimiyet, yardımseverlik gibi ne kadar pozitif kelime varsa hepsini içinde barındırır.
(bkz: kalp çağrısı)
devamını gör...

bir kişilik kategorisidir. genel populasyonun oldukça az bir yuzdeligini oluştururlar. "intj-a" ve" intj-t" çeşitleri mevcuttur. kısaca genel özellikleri:

*"mastermind" olarak bilinirler.
*megaloman denebilirler.
*çoğunluğundan bilim insanı çıkar.
*çok yönlü düşünme ve güçlü sezgi sahibidirler.
*bilgiye değer veren, sürekli öğrenme içinde olan ve çoğunlukla insanlardan kaçıp kendi halinde kendini bulanlardir.
*lider ruhludurlar.
*genellikle hayattaki motivasyonlari para değildir.
*insanlığa hizmet etmek kendilerini bir nebze tatmin edebilir.
*türkiye'ye göre değillerdir efendim.
devamını gör...

kullanıcı tarafından yüklenmiş görsel
devamını gör...

izlerken şu düşünce geldi ne kadar doğru bilemeyeceğim.
bunu çeken ancak bu ülkeyi her detayıyla, her insanıyla, kötüsüyle iyisiyle çok seven ve katkıda bulunmak isteyen bir insan olmalı. zaten bir başkadır dizinin adı. belki bir başkadır benim memleketim şarkısından. belki de albert camus nün yabancı’ sındaki dünyayı insanları bir başkasını anlamamaktan. ümitle bitirdiği için müteşekkirim bu arada. biraz aydınlandı ışıklar son bölümde. belki de gerçek dünya böyle değil ama ümitlenmeye hakkımız var evet yönetmen bey.
özet olarak sevmeyi bilmiyoruz mesajını çıkardım ben bu diziden. sinan seviyor ama höt höt yaptığı iyi şeyleri bile dile getiremediği için karısını (anlaşılmadığını sandığı için) deliliğe sürüklüyor. bir kadın bir başka kadını örtüsünden dolayı sevmiyor. yalnız erkek kadınları sadece seks için kullanıyor kadın dünyasını bilmiyor, kadın sevmesini bilmiyor. annesine bile faydası yok annesini sevmeyi bilmiyor. gülbin bunları en net gören karakter ama o da sorun yaşamış, atılmış dışlanmış, bir başkası olarak görülmüş. birbirimizi sevmeyi bilmememiz hep başkası olarak görmemizden. hep şu denir; insan tanımadığından, yabancı her şeyden korkar. sadece insan değil aslında kendini korumak isteyen her canlı. reflekstir yabancıya, başkasına karşı temkinli davranmamız. bu olgu her devlet, her yönetici tarafından kullanılır. türkiye’nin durumunda da tamamem siyasetin elinde kullandığı değişmez politikadır. yıllardır cılkını çıkardığı ama bizim hala uyanmadığımız bir olgudur. günümüzde de hala işe yaramaktadır.
devamını gör...

normal sözlük'ü kullanarak 3. parti dahil tarayıcı çerezlerinin kullanımına izin vermektesiniz. Daha detaylı bilgi için çerez ve gizlilik politikamıza bakabilirsiniz.

online yazar listesini görmek için lütfen giriş yapın.
zaman tüneli köftehor rehberi portakal normal radyo kütüphane kulüpler renk modu online yazarlar puan tablosu yönetim kadrosu istatistikler iletişim