şönt reaktör
şönt reaktör, endüktif karakterli bir yüktür. kompanzasyon sistemlerinde kullanılır. kapasitif yüklerin çoğunlukta olduğu, bu yüzden kapasitif reaktif enerjinin oluştuğu işletmelerde kompanzasyon yapabilmek için kullanılır.
eskiden yük değeri sabitken günümüzde yerini ayarlı şönt reaktörlerlere bırakmıştır. bunlar belli bir yük aralığında sistemin ihtiyacı ne kadarsa o değerde bir endüktif yükü sisteme alırlar. örneğin 50kvar bir şönt reaktör kompanzasyon panosuna konulur, bir reaktif röle yardımıyla sistemdeki kapasitif reaktif güç ölçülür. bu röle kapasitif reaktif yük 30kvar kadarsa şönt reaktöre 30kvar devreye al bilgisini gönderir. reaktör de bu kadarlık bir yükü sisteme basar. kondansatörlerden en büyük farkı ayarlama özelliğidir.
burada en önemli faktör rölenin tesisteki akım ve gerilim bilgilerini net bir şekilde doğru alıp düzgün ölçüm yapabilmesidir. kompanzasyon sistemlerinde en sık karşılaşılan hata düzgün bağlanmayan, yalan yanlış ölçüm yaparak kompanzasyon yapmaya çalışan rölelerdir. genelde işletme personellerinin kompanzasyon konusundaki bilgi ve tecrübeleri çok sınırlı olduğundan birçok işletme haberi bile olmadan her ay reaktif enerjiden dolayı faturaya yansıyan cezaları öderler.
eskiden yük değeri sabitken günümüzde yerini ayarlı şönt reaktörlerlere bırakmıştır. bunlar belli bir yük aralığında sistemin ihtiyacı ne kadarsa o değerde bir endüktif yükü sisteme alırlar. örneğin 50kvar bir şönt reaktör kompanzasyon panosuna konulur, bir reaktif röle yardımıyla sistemdeki kapasitif reaktif güç ölçülür. bu röle kapasitif reaktif yük 30kvar kadarsa şönt reaktöre 30kvar devreye al bilgisini gönderir. reaktör de bu kadarlık bir yükü sisteme basar. kondansatörlerden en büyük farkı ayarlama özelliğidir.
burada en önemli faktör rölenin tesisteki akım ve gerilim bilgilerini net bir şekilde doğru alıp düzgün ölçüm yapabilmesidir. kompanzasyon sistemlerinde en sık karşılaşılan hata düzgün bağlanmayan, yalan yanlış ölçüm yaparak kompanzasyon yapmaya çalışan rölelerdir. genelde işletme personellerinin kompanzasyon konusundaki bilgi ve tecrübeleri çok sınırlı olduğundan birçok işletme haberi bile olmadan her ay reaktif enerjiden dolayı faturaya yansıyan cezaları öderler.
devamını gör...
normal sözlük yazarlarının ilginç alışkanlıkları
arabanın benzin ışığı yanmadan benzin almıyorum. hesap yapıyorum bir de. gösterge bozulursa vay halime. * huy haline geldi artık. benzin almak, para çekmek ve sigara almak şu hayatta en çok üşendiğim 3 şey.
devamını gör...
normal sözlük - yedikule hayvan barınağı yardım kampanyası
az çok demeyelim ey ahali! herkes atsın bir şeyler güzel dostlarımıza bir katkımız olsun.
devamını gör...
yazar engellemenin faşistlik olduğu gerçeği
olmayan gerçekliktir.
girmişiz şuraya iki gündem takip edip iki bi’ şey öğrenelim diye, adam gelmiş aptal saptal, mesnetsiz, zır gerzek yazıyor. bir tık vasıtasıyla akıl sağlığımı koruyabilme şansım varken bunu neden değerlendirmeyeyim? adamın istediğini söyleme özgürlüğü varsa benim de onu dinlememe, okumama, yok sayma özgürlüğüm var. asıl faşistlik “hayır bunu görmek zorundasın” dayatmasıdır.
edit: henüz kimseyi engellememişim bu arada.
girmişiz şuraya iki gündem takip edip iki bi’ şey öğrenelim diye, adam gelmiş aptal saptal, mesnetsiz, zır gerzek yazıyor. bir tık vasıtasıyla akıl sağlığımı koruyabilme şansım varken bunu neden değerlendirmeyeyim? adamın istediğini söyleme özgürlüğü varsa benim de onu dinlememe, okumama, yok sayma özgürlüğüm var. asıl faşistlik “hayır bunu görmek zorundasın” dayatmasıdır.
edit: henüz kimseyi engellememişim bu arada.
devamını gör...
sabah üç gibi sokakta yürüyen gizemli şahıslar
başlıktaki anlatım şekline bakılırsa, her gün aynı şekilde stratejik saatlerde, stratejik yerlerde olmalarından mütevellit, npc olmalarından şüphelenilmesi gereken kişiler. arada bir ortadan kayboluyorlarsa o zaman insan olduklarını düşünebilirsiniz.
devamını gör...
iz bırakan şarkı sözleri
içinizdeki derin kuruntunun
kabul görmeyen tezahürü bende
sabır yüklenen derin soluğun
gizle beslenen kerameti bende
kabul görmeyen tezahürü bende
sabır yüklenen derin soluğun
gizle beslenen kerameti bende
devamını gör...
sinirlendiren yalan
hani böyle direkt gözünüzle görürsünüz ya da elinizde ispat vardır ama karşı taraf hala sizi aptal yerine koyup yalan söylemeye devam eder ya işte o yalanlar en sinir olduklarım. bari itiraf et daha fazla rezil olma.
devamını gör...
hayvancılık gezegene zarar veriyor iddiası
yıllardır anlata anlata dilimde tüyün bittiği, iddia ile uzaktan yakından bir ilgisi olmayan rasyonel gerçekliktir.
izninizle bir de burada açıklayayım.
endüstriyel hayvancılık, gezegenimiz için kapitalizmin yarattığı ekolojik yıkımın en büyük pay sahiplerinden birisidir. benim et tüketmememin tek sebebi elbette bu değildir, ama ekolojik yıkım da bunun bir sebebidir.
size şu açıklıkla ifade edeyim, kapitalizmin üretim ilişkilerinin tümü, enerji üretim yolları ve endüstriyel hayvancılık sürdüğü sürece insan ve insan dışı bütün türler ve varlıklar için bir yaşam, sürdürülebilir bir şey değildir. fakat bunun çözümünün bill gates'in yapay eti olduğu kanaatinde değilim. bunu savunmak gülünç olurdu.
niye mi?
çünkü gezegenimizi yok eden şey, tek başına endüstüriyel hayvancılık değildir. gezegenimizi yok eden şey kapitalizmdir.
zira kapitalizm, özgür bilimin ve yaşamın önüne sermayeyi ve burjuvazinin çıkarlarını koymak gibi var oluşsal bir eğilime sahiptir.
aşı adaletsizliği ve patent sistemi buna en yakın çeperden kanıt olarak sunulabilir. zira covid 19 pandemisi sürecinde aşının bulunduğu ilk günden bu güne milyonlarca insanın ölümüyle devam eden süreç de bunu kanıtlar niteliktedir.
çünkü kapitalizm sermayeyi yaşamın önünde tutmak zorunda olan üretim ilişkileri ile var olur.
şöyle açık olarak bir kere daha ifade edeyim bill gates'in yapay eti yaygınlaşsa dahi yalnızca dünyanın ayrıcalıklı bir azınlığı için ulaşılabilir olmaktan uzağa düşemeyecektir.
fakat kapitalizmin bütün üretim ilişkilerinin tarumar edildiği, yani yeryüzünde cenneti yarattığımız bir yarında bilimin önünden sermayenin boyunduruğu çekildiğinde elbette endüstüriyel hayvancılığın terk edilmesi için alternatif proteinler yaratılabilir ve ulaşılabilir kılınabilir.
peki yeniden endüstüriyel hayvancılığın gezegende yarattığı tahribata ve iklim değişikliği, suların tükenişi, ormanların yok oluşu ve ekolojik talan noktasındaki payına dönersek, siz sevgili yazarlarımıza bilimsel verilerle bir miktar daha bu konuyu açıklamak sorumluluğunda olduğumu düşünüyorum.
sera gazlarını kısmından başlarsak, hayvancılık ve yan ürünlerinden kaynaklanan karbondioksit (co2) yıllık 32.000 milyon ton ve bu miktar dünya çağındaki sera gazı emisyonunun %51’ini oluşturmakta.
ayrıca 20 yıllık çerçevede, metan gazı, karbondioksit gazından 86 kat daha fazla küresel ısınmaya sebep olma potansiyeline sahip. ve ineklerin tümü her gün 150 milyar galon (567 milyat litre) metan gazı üretiyor. bu ortalama dünya çapında günlük 150 milyar galon methan gazı (ch4) demek.
ve biz endüstüriyel hayvancılıkla bu rakamı her gün daha çok arttırıyoruz.
fakat daha korkunç olanıysa hayvancılık, insan kaynaklı diazot monoksit gazı (nitroz oksit-n2o) emisyonun %62’sinden sorumlu. diazot monoksit gazı, karbondioksitten 296 kat daha fazla iklim değişikliğine sebep olabilecek bir sera gazı çeşidi ve atmosferde kalış süresi 150 yıl.
son olarak bütünüyle fosil yakıtların vazgeçsek dahi, endistüriyel hayvancılığın bu boyutlarıyla 565 gigatonluk karbondioksit limitini hayvan yetiştirme ile 2030 yılında geçmiş olacağız.
su bahsindeyse tablo yine aynı korkunçlukla devam ediyor. hayvansal tarım için kullanılan su yıllık 34-76 trilyon galon.
bunun oransal dağılımını yapmak gerekirse, hayvancılık için kullanılacak yemler için yapılan ekim, amerika’nın su harcamasının %56’sını oluşturuyor. abd’nin su harcamasında kişisel ev kullanımları ise %5’ten ibaret.
şöyle özetleyelim, 450 gram etin üretimi için 2.500 galon suya ihtiyaç duyuluyor.
450 gram yumurta için 477 galon, 450 gram peynir içinse yaklaşık 900 galon suya ihtiyaç var. 1 galon süt için 1.000 galon suya ihtiyaç duyuluyor.
bu korkunç tabloyu şöyle bağlayabiliriz; bugün dünyadaki temiz su harcamalarının %20-33’ünün sebebi, hayvansal tarımcılık ve endüstriyel hayvancılık sektörü.
tarım alanları bahsinde ise hayvancılık ve hayvancılık için yem üretimi, yeryüzünün donmamış buzsuz alanının 3’te 1’i, yeryüzü toprağının ise %45’i gibi rakamlara tekabül ediyor.
ve canlı türlerinin yok olmasının, okyanus ölü alanlarının oluşmasının, su kirliliğinin ve habitat bozulmasının başlıca nedeni de yine hayvansal tarımcılık ve endüstriyel hayvancılık. zira hayvansal tarım, ağaçları yok ederek hayvancılıkta kullanılacak yemlerin ekimi için alanlara, otlaklara, meralara dönüştürüyor.
bu gelinen nokta ise gezegenimizin 65 milyon yıldır yaşadığı en büyük soy tükenişi.
tarım alanlarının kullanımı basinde şu netlikte ifade etmem gerekirse, her inek için 2-5 dönüm arazi kullanılıyor.
ve örneğin abd’nin neredeyse sınırlarının yarısı hayvansal tarıma tahsis edilmiş durumda. oysa herhangi bir toprakta, bitki temelli kaynaklardan elde edilecek protein miktarı, etten elde edilecek miktarın 15 katı kadar.
türlerin yok oluşu noktasında ise okyanuslardan her yıl 90-100 milyon ton balık çıkarılıyor. halbuki okyanuslardan her yıl çıkarılan canlı miktarı 2.7 trilyon.
bu; yakalanan her 450 gram balık için, yaklaşık 2.5 kilo hedef olmayan deniz canlısı da yakalanıyor ve ıskartaya çıkıyor ve üretim fazlası olarak atılıyor, demek.
bu bakımdan gezegenimizdeki tür çeşitliliğindeki azalmanın ve büyün yok oluşların sebeplerinden birisi de balıkçılık sektörü.
bir diğer büyük yok oluşu ve türlerin tükenişini yaratan faktör de hayvansal tarımcılık ve endüstriyel hayvancılık kaynaklı yağmur ormanlarının yok edilişi.
şöyle rakamlandırabiliriz; hayvansal tarım, amazon katliamının %91 kadarından sorumlu. ve her saniye yağmur ormanlarından 1-2 akre yok olmakta.
yağmur ormanlarının yok edilmesinin sebebi de yine endüstriyel hayvancılık ve hayvancılıkta kullanılan yemlerin üretimi için ortaya çıkan tarım alanı ihtiyacı.
ve yağmur ormanları katliamına bağlı olarak her gün yok olan tür sayısı ise 137.
son olarak hayvansal tarım nedeniyle bugüne kadar yok edilen yağmur ormanı 136 milyon dönüm gibi korkunç bir rakama ulaşmış bulunmakta.
buraya kadar okumayı sürdüren olur mu bilmem ama, bu karanlık tabloyu dönüştürmek için size son bir kaç kıyas vereyim sevgili sözlük. * belki aklınızda bazı şeyler netleşir.
1 kişiyi 1 yıl beslemek için ihtiyaç duyulan toprak, hayvansal ürün tüketmediğinde 650 metrekare. hayvansal ürün tüketildiğinde ise bu oran bunun 18 katı.
şöyle de ifade edilebilir, 1.5 akrelik bir arazide 16.700 kilo bitki bazlı yiyecek üretilebilirken, aynı büyüklükte bir arazide üretebilecek et miktarı 170 kilo.
daha da uzatılabilecek bu kıyasları şöyle özetleyeceğim;
bütün bu tablodaki faktörleri toptan değerlendirirsek, hayvansal ürün tüketmeyen bir kişi, hayvansal ürünlerle beslenen bir kişiden %50 daha az karbondioksit üretiyor, 11’de 1’i kadar fosil yakıtı tüketiyor, 13’te 1’i kadar su tüketiyor ve 18’de 1’i kadar toprak kullanıyor.
yani uzun lafın kısası, evet endüstüriyel hayvancılığın gezegene zarar verdiği bir iddia değildir. ayan beyan bir gerçekliktir.
şimdi buraya geniş bir kaynakça havuzu da bırakayım da laf olmasın. hem belki gerçekten bu upuzun tanımı okuyup gerisini merak edenler de olur.
pandemi ve endüstriyel hayvancılık ilişkisi
vegan yaşamak hangi yok oluşu önler
hayvancılık endüstrisi
iklim ve çevre
değişim tabaktan başlar
elbette kaynak metinler daha da genişletilebilir. samimiyetle daha fazlasını merak eden varsa bir mesaj uzağınızdayım. *
izninizle bir de burada açıklayayım.
endüstriyel hayvancılık, gezegenimiz için kapitalizmin yarattığı ekolojik yıkımın en büyük pay sahiplerinden birisidir. benim et tüketmememin tek sebebi elbette bu değildir, ama ekolojik yıkım da bunun bir sebebidir.
size şu açıklıkla ifade edeyim, kapitalizmin üretim ilişkilerinin tümü, enerji üretim yolları ve endüstriyel hayvancılık sürdüğü sürece insan ve insan dışı bütün türler ve varlıklar için bir yaşam, sürdürülebilir bir şey değildir. fakat bunun çözümünün bill gates'in yapay eti olduğu kanaatinde değilim. bunu savunmak gülünç olurdu.
niye mi?
çünkü gezegenimizi yok eden şey, tek başına endüstüriyel hayvancılık değildir. gezegenimizi yok eden şey kapitalizmdir.
zira kapitalizm, özgür bilimin ve yaşamın önüne sermayeyi ve burjuvazinin çıkarlarını koymak gibi var oluşsal bir eğilime sahiptir.
aşı adaletsizliği ve patent sistemi buna en yakın çeperden kanıt olarak sunulabilir. zira covid 19 pandemisi sürecinde aşının bulunduğu ilk günden bu güne milyonlarca insanın ölümüyle devam eden süreç de bunu kanıtlar niteliktedir.
çünkü kapitalizm sermayeyi yaşamın önünde tutmak zorunda olan üretim ilişkileri ile var olur.
şöyle açık olarak bir kere daha ifade edeyim bill gates'in yapay eti yaygınlaşsa dahi yalnızca dünyanın ayrıcalıklı bir azınlığı için ulaşılabilir olmaktan uzağa düşemeyecektir.
fakat kapitalizmin bütün üretim ilişkilerinin tarumar edildiği, yani yeryüzünde cenneti yarattığımız bir yarında bilimin önünden sermayenin boyunduruğu çekildiğinde elbette endüstüriyel hayvancılığın terk edilmesi için alternatif proteinler yaratılabilir ve ulaşılabilir kılınabilir.
peki yeniden endüstüriyel hayvancılığın gezegende yarattığı tahribata ve iklim değişikliği, suların tükenişi, ormanların yok oluşu ve ekolojik talan noktasındaki payına dönersek, siz sevgili yazarlarımıza bilimsel verilerle bir miktar daha bu konuyu açıklamak sorumluluğunda olduğumu düşünüyorum.
sera gazlarını kısmından başlarsak, hayvancılık ve yan ürünlerinden kaynaklanan karbondioksit (co2) yıllık 32.000 milyon ton ve bu miktar dünya çağındaki sera gazı emisyonunun %51’ini oluşturmakta.
ayrıca 20 yıllık çerçevede, metan gazı, karbondioksit gazından 86 kat daha fazla küresel ısınmaya sebep olma potansiyeline sahip. ve ineklerin tümü her gün 150 milyar galon (567 milyat litre) metan gazı üretiyor. bu ortalama dünya çapında günlük 150 milyar galon methan gazı (ch4) demek.
ve biz endüstüriyel hayvancılıkla bu rakamı her gün daha çok arttırıyoruz.
fakat daha korkunç olanıysa hayvancılık, insan kaynaklı diazot monoksit gazı (nitroz oksit-n2o) emisyonun %62’sinden sorumlu. diazot monoksit gazı, karbondioksitten 296 kat daha fazla iklim değişikliğine sebep olabilecek bir sera gazı çeşidi ve atmosferde kalış süresi 150 yıl.
son olarak bütünüyle fosil yakıtların vazgeçsek dahi, endistüriyel hayvancılığın bu boyutlarıyla 565 gigatonluk karbondioksit limitini hayvan yetiştirme ile 2030 yılında geçmiş olacağız.
su bahsindeyse tablo yine aynı korkunçlukla devam ediyor. hayvansal tarım için kullanılan su yıllık 34-76 trilyon galon.
bunun oransal dağılımını yapmak gerekirse, hayvancılık için kullanılacak yemler için yapılan ekim, amerika’nın su harcamasının %56’sını oluşturuyor. abd’nin su harcamasında kişisel ev kullanımları ise %5’ten ibaret.
şöyle özetleyelim, 450 gram etin üretimi için 2.500 galon suya ihtiyaç duyuluyor.
450 gram yumurta için 477 galon, 450 gram peynir içinse yaklaşık 900 galon suya ihtiyaç var. 1 galon süt için 1.000 galon suya ihtiyaç duyuluyor.
bu korkunç tabloyu şöyle bağlayabiliriz; bugün dünyadaki temiz su harcamalarının %20-33’ünün sebebi, hayvansal tarımcılık ve endüstriyel hayvancılık sektörü.
tarım alanları bahsinde ise hayvancılık ve hayvancılık için yem üretimi, yeryüzünün donmamış buzsuz alanının 3’te 1’i, yeryüzü toprağının ise %45’i gibi rakamlara tekabül ediyor.
ve canlı türlerinin yok olmasının, okyanus ölü alanlarının oluşmasının, su kirliliğinin ve habitat bozulmasının başlıca nedeni de yine hayvansal tarımcılık ve endüstriyel hayvancılık. zira hayvansal tarım, ağaçları yok ederek hayvancılıkta kullanılacak yemlerin ekimi için alanlara, otlaklara, meralara dönüştürüyor.
bu gelinen nokta ise gezegenimizin 65 milyon yıldır yaşadığı en büyük soy tükenişi.
tarım alanlarının kullanımı basinde şu netlikte ifade etmem gerekirse, her inek için 2-5 dönüm arazi kullanılıyor.
ve örneğin abd’nin neredeyse sınırlarının yarısı hayvansal tarıma tahsis edilmiş durumda. oysa herhangi bir toprakta, bitki temelli kaynaklardan elde edilecek protein miktarı, etten elde edilecek miktarın 15 katı kadar.
türlerin yok oluşu noktasında ise okyanuslardan her yıl 90-100 milyon ton balık çıkarılıyor. halbuki okyanuslardan her yıl çıkarılan canlı miktarı 2.7 trilyon.
bu; yakalanan her 450 gram balık için, yaklaşık 2.5 kilo hedef olmayan deniz canlısı da yakalanıyor ve ıskartaya çıkıyor ve üretim fazlası olarak atılıyor, demek.
bu bakımdan gezegenimizdeki tür çeşitliliğindeki azalmanın ve büyün yok oluşların sebeplerinden birisi de balıkçılık sektörü.
bir diğer büyük yok oluşu ve türlerin tükenişini yaratan faktör de hayvansal tarımcılık ve endüstriyel hayvancılık kaynaklı yağmur ormanlarının yok edilişi.
şöyle rakamlandırabiliriz; hayvansal tarım, amazon katliamının %91 kadarından sorumlu. ve her saniye yağmur ormanlarından 1-2 akre yok olmakta.
yağmur ormanlarının yok edilmesinin sebebi de yine endüstriyel hayvancılık ve hayvancılıkta kullanılan yemlerin üretimi için ortaya çıkan tarım alanı ihtiyacı.
ve yağmur ormanları katliamına bağlı olarak her gün yok olan tür sayısı ise 137.
son olarak hayvansal tarım nedeniyle bugüne kadar yok edilen yağmur ormanı 136 milyon dönüm gibi korkunç bir rakama ulaşmış bulunmakta.
buraya kadar okumayı sürdüren olur mu bilmem ama, bu karanlık tabloyu dönüştürmek için size son bir kaç kıyas vereyim sevgili sözlük. * belki aklınızda bazı şeyler netleşir.
1 kişiyi 1 yıl beslemek için ihtiyaç duyulan toprak, hayvansal ürün tüketmediğinde 650 metrekare. hayvansal ürün tüketildiğinde ise bu oran bunun 18 katı.
şöyle de ifade edilebilir, 1.5 akrelik bir arazide 16.700 kilo bitki bazlı yiyecek üretilebilirken, aynı büyüklükte bir arazide üretebilecek et miktarı 170 kilo.
daha da uzatılabilecek bu kıyasları şöyle özetleyeceğim;
bütün bu tablodaki faktörleri toptan değerlendirirsek, hayvansal ürün tüketmeyen bir kişi, hayvansal ürünlerle beslenen bir kişiden %50 daha az karbondioksit üretiyor, 11’de 1’i kadar fosil yakıtı tüketiyor, 13’te 1’i kadar su tüketiyor ve 18’de 1’i kadar toprak kullanıyor.
yani uzun lafın kısası, evet endüstüriyel hayvancılığın gezegene zarar verdiği bir iddia değildir. ayan beyan bir gerçekliktir.
şimdi buraya geniş bir kaynakça havuzu da bırakayım da laf olmasın. hem belki gerçekten bu upuzun tanımı okuyup gerisini merak edenler de olur.
pandemi ve endüstriyel hayvancılık ilişkisi
vegan yaşamak hangi yok oluşu önler
hayvancılık endüstrisi
iklim ve çevre
değişim tabaktan başlar
elbette kaynak metinler daha da genişletilebilir. samimiyetle daha fazlasını merak eden varsa bir mesaj uzağınızdayım. *
devamını gör...
emirhan oğuz
kimselerin bilmediği şair
şiir dünyasına gökten zembille indiği söylenen şair 1988 yılında ateş hırsızları söylencesi adlı kitabını yayımladıktan sonra yirmi yıl boyunca gözlerden uzak durdu
daha sonra ne bir edebiyat dergileri ne herhangi bir şiir mecrasında şiir yayımladı.
tam bir fanzinci kişilikte olduğunu düşündüğüm şair 1958 de istanbul'da doğdu. ilköğrenimini beykoz çubuklu ilkokulu'nda ortaöğrenimini galatasaray lisesi'nde tamamladı. istanbul devlet mimarlık mühendislik akademisi mimarlık fakültesinde yüksek öğrenimini sürdürürken 1980 yılı başlarında gözaltına alındı 1986 yılına kadar istanbul'un çeşitli askeri ve sivil cezaevlerinde tutuklu kaldı.
ateş hırsızları söylencesinden yirmi küsür yıl sonra 2009 da myndos geçişi adlı ikinci şiir kitabını okurla paylaştı. 20 yıllık yokluğunda çevirmenlikle uğraştı.
ülkemizin gözden ırak kalmış mücevherleri içinde en değerlilerinden olan bu adamın adını şiir ve edebiyat kitaplarına altın harflerle yazmalıyız. türk şiirinde devrim niteliğinde şiir yazabilen, yenilik getiren ve bunu yaparken popüler kültür içinde eriyip gitmeyen sayılı insanlarımız içinde.
*
ilk ateş hırsızı'ndan, promete'den bu yana "uz" varmak istediğimiz yerdir: ikarus'tur, ahi evran'dır, spartacus'tur, demirci kawa'dır, bedreddin'dir, pir sultan abdal'dır, derviş yunus'tur, nesimi'dir, che'dir, karagül'dür, çiğdem'dir; gerçekleşeceğine inandığımız, bir mümkün ütopyadır.
emirhan oğuz "uz"a doğru giden yolda kendi deyişiyle "zor olan"ı "yazı"yı seçmiştir.
yazı'nın da şair'in de "göyneği ateşten"dir*
şiir dünyasına gökten zembille indiği söylenen şair 1988 yılında ateş hırsızları söylencesi adlı kitabını yayımladıktan sonra yirmi yıl boyunca gözlerden uzak durdu
daha sonra ne bir edebiyat dergileri ne herhangi bir şiir mecrasında şiir yayımladı.
tam bir fanzinci kişilikte olduğunu düşündüğüm şair 1958 de istanbul'da doğdu. ilköğrenimini beykoz çubuklu ilkokulu'nda ortaöğrenimini galatasaray lisesi'nde tamamladı. istanbul devlet mimarlık mühendislik akademisi mimarlık fakültesinde yüksek öğrenimini sürdürürken 1980 yılı başlarında gözaltına alındı 1986 yılına kadar istanbul'un çeşitli askeri ve sivil cezaevlerinde tutuklu kaldı.
ateş hırsızları söylencesinden yirmi küsür yıl sonra 2009 da myndos geçişi adlı ikinci şiir kitabını okurla paylaştı. 20 yıllık yokluğunda çevirmenlikle uğraştı.
ülkemizin gözden ırak kalmış mücevherleri içinde en değerlilerinden olan bu adamın adını şiir ve edebiyat kitaplarına altın harflerle yazmalıyız. türk şiirinde devrim niteliğinde şiir yazabilen, yenilik getiren ve bunu yaparken popüler kültür içinde eriyip gitmeyen sayılı insanlarımız içinde.
*
ilk ateş hırsızı'ndan, promete'den bu yana "uz" varmak istediğimiz yerdir: ikarus'tur, ahi evran'dır, spartacus'tur, demirci kawa'dır, bedreddin'dir, pir sultan abdal'dır, derviş yunus'tur, nesimi'dir, che'dir, karagül'dür, çiğdem'dir; gerçekleşeceğine inandığımız, bir mümkün ütopyadır.
emirhan oğuz "uz"a doğru giden yolda kendi deyişiyle "zor olan"ı "yazı"yı seçmiştir.
yazı'nın da şair'in de "göyneği ateşten"dir*
devamını gör...
sena şener
sesine hayranım. o tınısı, büyüsü çok farklı. fazlasıyla da başarılı; yalnızca işiyle, yaptığı kaliteli müzikle anılıyor.
benim en beğendiğim parçası teni tenime. bir dinleyin derim.
benim en beğendiğim parçası teni tenime. bir dinleyin derim.
devamını gör...
şuur
arapça görünen, bilinen anlamında olan 'şar' kökünden türemiş bir kelimedir. farkındalık* anlamında ki arapça kelime hissetmekle ilgilidir. ince duygu, anlayış ve bilgi sahibi olmalarından dolayı bazı insanlara şair denilmesi de aynı kök ile alakalıdır. şair, şuur sahibi anlamındadır.
günümüzde sosyologlar ve psikologlar tarafından, kişilerin kendi şahsiyetlerini, varoluş nedenlerini ve çevresini; algılamasından, kavramasından ve anlamasından sonra bu bilgiler doğrultusunda davranış ve eylemlerde bulunması hali olarak tanımlanır.
şuur kısaca kişinin varlığının farkına vardığı ve bu varlığın neler yapıp yapamayacağı hakkında düşünme sürecine girdiği bir uyanıklık halidir. toplumsal bir olgu olan şuur insanların yaşama biçimlerinin bir ürünü olarak ortaya çıkar ve kişilerin yaşama biçimini yansıtır.
terminolojide 'bilinç' olarak ifade edilen kelimenin 'şuur'un ne anlamıyla ne de türkçe grameriyle bir alakası yoktur. basitçe bilmek kökünden bilinç diye yeni bir kelime türetip bunu şuur gibi çok geniş kapsamlı bir kavramı ifade etmek için kullanmak yetersiz ve hatalıdır. aynı zamanda nörologlar ve fizyologların ifade ettiği gibi sadece bir 'uyanıklık durumu' olarak ifade etmek de yetersiz olmaktadır. içine uyanıklık halini de alan, kişinin kendi durumu, bilgisi, çevreden gelen informasyonlar ve bunların değerlendirilmesi ile kendi karar ve düşüncelerinden haberdar olması keyfiyeti olup son derece geniş bir ruhi faaliyeti gerektirir.
yıllarca 'bilinç' olmaktan ileriye gidememiş 'şuur', william james'in psikolojiyi şuurluluk halinin incelenmesi bilimi olarak tanımlamasıyla ve freud'un şuurun derinliklerini keşfetmesiyle daha geniş bir anlama hasıl olduğu anlaşılmıştır. freud'a göre şuur 3 seviyeden oluşuyordu;
1- aktif şuurluluk.
2- relatif şuurluluk.
3- tam şuursuzluk.
refleksçiler bütün şuurlu davranışları birer şartlı refleks olarak ileri sürüp, kişinin iradesini reddetmişlerdir. john broadus watson ise uyarılara verilen gelişmiş ve farklılaşmış cevaplar olarak tarif etmiştir. bu iki yaklaşımda şuuru inkar etmektedir ancak insan ve hayvan davranışlarını birbirinden ayırmada şuur'un baş rolde olması bu yaklaşımları geçersiz kılmıştır.
şuur, psikofizyolojik açıdan ele alındığında 3 temel şartın gerekliliği ortaya çıkmaktadır.
1- uyanıklık.
2- merkezi sinir sisteminin sağlam olması ve dışardan gelen uyarıların beyin tarafınan idrak edilmesi.
3- idrak edilen duyumların kalitelerinin ve değerlerinin belirlenmesi.
bu 3 temel şart gerçekleştiğinde kişi kendisinden ve çevresinden haberdar olur.
alfred fessard* kişilerin şuurlu sayılabilmesi için bu 3 şartın yanında, ' haberdar olduklarından haberdar olma durumu' olarak tanımladığı 4. bir şartın da mecburi olduğunu belirtmiştir.
tekrar edecek olursak şuur, ne tek başına bir 'uyanıklık' durumu ne de basitçe bir 'bilinç' değildir..
günümüzde sosyologlar ve psikologlar tarafından, kişilerin kendi şahsiyetlerini, varoluş nedenlerini ve çevresini; algılamasından, kavramasından ve anlamasından sonra bu bilgiler doğrultusunda davranış ve eylemlerde bulunması hali olarak tanımlanır.
şuur kısaca kişinin varlığının farkına vardığı ve bu varlığın neler yapıp yapamayacağı hakkında düşünme sürecine girdiği bir uyanıklık halidir. toplumsal bir olgu olan şuur insanların yaşama biçimlerinin bir ürünü olarak ortaya çıkar ve kişilerin yaşama biçimini yansıtır.
terminolojide 'bilinç' olarak ifade edilen kelimenin 'şuur'un ne anlamıyla ne de türkçe grameriyle bir alakası yoktur. basitçe bilmek kökünden bilinç diye yeni bir kelime türetip bunu şuur gibi çok geniş kapsamlı bir kavramı ifade etmek için kullanmak yetersiz ve hatalıdır. aynı zamanda nörologlar ve fizyologların ifade ettiği gibi sadece bir 'uyanıklık durumu' olarak ifade etmek de yetersiz olmaktadır. içine uyanıklık halini de alan, kişinin kendi durumu, bilgisi, çevreden gelen informasyonlar ve bunların değerlendirilmesi ile kendi karar ve düşüncelerinden haberdar olması keyfiyeti olup son derece geniş bir ruhi faaliyeti gerektirir.
yıllarca 'bilinç' olmaktan ileriye gidememiş 'şuur', william james'in psikolojiyi şuurluluk halinin incelenmesi bilimi olarak tanımlamasıyla ve freud'un şuurun derinliklerini keşfetmesiyle daha geniş bir anlama hasıl olduğu anlaşılmıştır. freud'a göre şuur 3 seviyeden oluşuyordu;
1- aktif şuurluluk.
2- relatif şuurluluk.
3- tam şuursuzluk.
refleksçiler bütün şuurlu davranışları birer şartlı refleks olarak ileri sürüp, kişinin iradesini reddetmişlerdir. john broadus watson ise uyarılara verilen gelişmiş ve farklılaşmış cevaplar olarak tarif etmiştir. bu iki yaklaşımda şuuru inkar etmektedir ancak insan ve hayvan davranışlarını birbirinden ayırmada şuur'un baş rolde olması bu yaklaşımları geçersiz kılmıştır.
şuur, psikofizyolojik açıdan ele alındığında 3 temel şartın gerekliliği ortaya çıkmaktadır.
1- uyanıklık.
2- merkezi sinir sisteminin sağlam olması ve dışardan gelen uyarıların beyin tarafınan idrak edilmesi.
3- idrak edilen duyumların kalitelerinin ve değerlerinin belirlenmesi.
bu 3 temel şart gerçekleştiğinde kişi kendisinden ve çevresinden haberdar olur.
alfred fessard* kişilerin şuurlu sayılabilmesi için bu 3 şartın yanında, ' haberdar olduklarından haberdar olma durumu' olarak tanımladığı 4. bir şartın da mecburi olduğunu belirtmiştir.
tekrar edecek olursak şuur, ne tek başına bir 'uyanıklık' durumu ne de basitçe bir 'bilinç' değildir..
devamını gör...
aykut (yazar)
hem sözlüğün hem de sözlük radyosunun güzide isimlerinden, iyi kalpli yazarımız. gönlüne göre nice mutlu yılları olsun.*
devamını gör...
laktozsuz süt
sevgili diyetisyenimin verdiği diyeti uygularken " amaaan kalorisi azdır" diyerek aldığım ama kalorisinin normal süt ile aynı olduğunu öğrendiğim rengi pamukşeker,tadı bal bir süt.
sonra dedim bunu ilk başlığımı açmak (büyük ihtimalle kimse yazmayacak veya okumayacak olsa da,çünkü araştırması bana çok zevkli geldiği için) istedim.
kimisinin sevgili bağırsakları laktozu eritecek laktaz enzimini üretemiyor ve vücutta sorunlar çıkıyor.
sütün içine ilave edilen laktaz enzimi laktozun içindeki glikoz ve galaktozu ortaya çıkartarak sütü sanki daha tatlıymış gibi hissettiriyor ve renginde sütün yağına bağlı olarak değişiklik yapıyor.
*
düzeltme:100 ml laktozsuz süt yaklaşık 44-45 kcal iken , normal süt 58-60 kcal değerindedir.
sonra dedim bunu ilk başlığımı açmak (büyük ihtimalle kimse yazmayacak veya okumayacak olsa da,çünkü araştırması bana çok zevkli geldiği için) istedim.
kimisinin sevgili bağırsakları laktozu eritecek laktaz enzimini üretemiyor ve vücutta sorunlar çıkıyor.
sütün içine ilave edilen laktaz enzimi laktozun içindeki glikoz ve galaktozu ortaya çıkartarak sütü sanki daha tatlıymış gibi hissettiriyor ve renginde sütün yağına bağlı olarak değişiklik yapıyor.
*
düzeltme:100 ml laktozsuz süt yaklaşık 44-45 kcal iken , normal süt 58-60 kcal değerindedir.
devamını gör...
deli bal
tütün gibi narkotik bitkilerin çiçekleri, bir çay kaşığından fazla yenildiği zaman insanın başını döndüren bir bal verirler. halk arasında bunlar deli bal ismiyle tabir edilir.
devamını gör...
baba
bazıları için baba diye yazılır yara diye okunur.
devamını gör...




