yönetmenliğini paul feig'in yaptığı, başrollerini emilia clarke, henry golding, michelle yeoh ve emma thompson'nun paylaştığı bir film. romantik komedi olarak geçiyor ama bazı sahnelerinde hüngür hüngür ağladım. yolunda gitmeyen bir hayatın biraz emek ve biraz destekle güzel bir hayata dönüşümünü anlatıyor.
devamını gör...

1 saat kadar önce online toplantım olduğunu öğrenip apar topar eve geldim. evimin kapısının önünde yaklaşık bir 10 saniye eve giremedim.
sorsanıza neden diye... evet o kadar zekiyim ki arabanın kumandasını çelik kapıya tutup tuşa basıyorum ve kapının açılmasını bekliyorum. açılmayan kapıya bakarak "acaba kumandanın pili mi bitti?" diye düşünüyorum.
neden bu kadar zekiyim ha?
devamını gör...

madonna'nın 1980'lerdeki kült şarkısı. çok kişinin kulağa aşina olan ve ismini bilemediği yabancı şarkılardan biridir. gene o döneme ait olan self control ve life is live ile aynı klasmandadır.
devamını gör...

indir o eli dedim.
indirmezsem ne olacak dedi
sen benim kim olduğumu biliyor musun dedim.
oğlum ben kendimin kim olduğunu bilmiyorum dedi.
aaaa güzel kafaymış o zaman dedim.
sonra çantasından bir kırmızı tuborg çıkarttı
oturduk çimlerin üzerine
öyle işte.
devamını gör...

benim adıma yazmış gibi. öyle işte.
kullanıcı tarafından yüklenmiş görsel
devamını gör...

niye güvende olmasın serengetide geyik miyiz oğlum biz?
devamını gör...

son zamanlarda çok fazla bok demeye başladım, yazılarıma da yansıyor bok. en tatlı boklar, tabiki bebek olunca başlar.

hala bebeğimi görünce, ne ara baba oldum lan ben hissiyle çalkalanıyorum. 8 aylık dişleri yeni filizlenmiş bir oğlum var. biraz sinir bozucu snob bi tip. şaklabanlık etmedikçe ilgisini çekemiyorum. sadece teatral soytarılıklarla ilgileniyor. her zaman aptal bir köpek taklidi yapamıyorum. bir şey anlıyormuş gibi nesneleri parmaklarıyla inceleyip, önemli bebek işleri yaparken ne kadar seslensemde dönüp bakmaz. bilerek umursamaz davranır çoğu zaman. hiç sevmediğim bir hareket, babanım lan ben senin, bok bezlerini ve mamanı tedarik işiyle ilgilenen bir ayakçı değilim.

her neyse biraz büyüyünce arkamdan ağlayacağına olan inancım tam. gelelim bok dansına, bebek kakalayınca evde bok alarmı verilir. bezi, pudrası, alt değiştirme zımbırtıları, ıslak mendiller, temiz kıyafetler, (bok bezden sızar ve elbiseleri boka bulanır) kirli bez ve mendiller için poşet, ılık su vs. bok seremonisi için her şey hazırdır. altını açıp bezi çıkardığımızda rahatlayan bebek yerinde durmaz ve kıçındaki bokla dans etmeye başlar bir yandan onu tutup bir yandan temizlemek gerçekten zordur. elinizden bir kaçarsa her şeye bok bulaştırabilir. bok dansını engellemenin bir yolu yok ama bulaştırmamanın tek yolu, tek elle iki ayaktan tutup sallanan popoyu havada tutmaktır. yaşamın bokla fazla haşır neşir olunan bu kısmıyla karşılaşmaya hazır değildim ama insan hayatında her şeye yer açabiliyor bir şekilde.
devamını gör...

pandemiden önce düzenli olarak biriktirdiğim, posterleri çevremi sarmış durumda olan bilim dergisi.
devamını gör...

kötü üslup doğru sözün celladıdır.
devamını gör...

kadın milletinin kanayan yarası dersem çok da absürd bir tanım olmamış olur. cidden pahalı ürün ve gerekli de üstelik. biri de demiş ki tek marka yok. evet yok ama ucuz diye sağımızı solumuzu pişik yapan bir şeyi de kullanmak akıl kârı değil. zaten ortalama 5 6 gün her ne kadar aksi söylense de naylonumsu, cilde nefes aldırmayan pamuk katkılı bir muşambayla hayatımızı geçiriyoruz. bari rahat etmeye çalışalım. devletin el atması gereken konulardan biri. aynı şekilde prezervatif fiyatları da almış başını gidiyor.
devamını gör...

çift kiyafetleri asla giymem. o ne oyle abi
devamını gör...

valla ben bi minnoşluğunu görmedim diyerek reddettiğim önermedir.

bonus olarak:
iko, eyluling, yoldaş çok hojdır ama benena. *
devamını gör...

savcı esra (bkz: behzat ç.)
devamını gör...

ezginin günlüğünün 1998 tarihinde aşk yüzünden albümüyle yayınladığı şarkının adı. şiir mevlana'ya aittir.
"işte sana konuşan biri
dilsiz ve dudaksız
durmadan koşan biri
elsiz, ayaksız
böyle koşup durmak
senin neyine gerek
boşlukta ayaksız yürümek
gökteki ay gibi
ben bir denizim, ben bir denizim
kendi içinde taşan
ben bir denizim uçsuz bucaksız
kıyısız, hür bir deniz
"
ezginin günlüğü
devamını gör...

günaydın canlarım..
gününüz güzel geçsin..
umudunuz hiç tukenmesin..
devamını gör...

girift radyo yayını sonrasında benim de orda olacağım ve sevgili gangmate*imden adını hatırlamadığım ama sözleri ;
''duvara karşı bu işe marşı çaktın (ya da başlıycaksın)
elini kasma da taşmasın hattın
namını çiz yaz orada kalsın
o senin şehrin çiz bu senin hakkın.
'' şeklinde olan, konseptine uygun şarkıyı recaa ettiğim yayın.

ayrıca girift'ten sonra girifiti şarkıları şakamı da buraya bırakiim.

ek : cenk'in arka bahçesi yine derde çare olup şarkıyı bulmuştur.
devamını gör...

kullanıcı tarafından yüklenmiş görsel dörtyol-hatay 2020/06
kullanıcı tarafından yüklenmiş görsel
kullanıcı tarafından yüklenmiş görsel
devamını gör...

izlediğim en iyi diziler arasındadır diyebilirim. benim için ''oz'' ''battlestar galactica'' ve ''six feet under'' tanrı dağının zirvesindeki kutsal üçlüdür. onların arkasından gelen ikinci dalga dizi tercihlerimi sıralamaya başlarsam ''the americans''bu ikinci grubun en başlarında yer alır. evvela dizi anlattığı dönem özelinde ayrıntılara çok dikkat edilerek çekilmiş. bir kaç bölüm sonra yarattığı havanın içine balıklama atlıyorsunuz. soğuk savaş dönemini ve bu dönemde yaşanan tüm politik olayları da özellikle ilk sezonlarında olabildiğince * tarafsız işliyor. dizinin içinde alayına giden süper ajanlar yok. insan ajanlar var. acıları, korkuları, ikilemleri, sıkışmışlıkları, inanmışlıkları, sorgulamaları ve yaşadıkları benzeri duygusal dalgalanmalar ilmek ilmek işlenmiş.

tabi bunda oyunculuklarında inanılmaz önemi var. philip jennings'i canladıran matthew rhys bana göre bu konuda dizinin lokomotifi. dizinin ilk bölümlerinde; ''hay ben senin kalıbına...'' diyerek itina ile gömmek istediğim karakter, ilerleyen her bölümde resmen gözümde büyüdü. elizabeth jennings'i canlandıran keri russell'da ha keza çok başarılı. dizi başlarken philip dönme dolap kıvamındayken, elizabeth tam bir adanmış nefer modunda takılıyor ve yargı dağıtıyordu. sonrasında yaşanan olayların bu ikiliyi her anlamda yakınlaştırdığını gördüğümüzde yaşanan değişim her iki oyuncunun yarattığı sinerjinin ürünü diye düşünüyorum. aslında bu dizi için yazılacak sayfalarca yazı ve tartışılabilecek yüzlerce ayrıntı var lakin izlemeyenler için ipucu vermek istemediğim için oralara hiç girmeden, kenardan köşeden yazmaya çalışıyorum. mesela yine benim en hoşuma giden karakterlerden birisi margo martindale'in canlandırdığı claudia karakteri. kadın, ajanların efendisi gibi bir şey. zamanında tek yüzüğü parmağına takmış ama hüküm dağına varana kadar o yük onu öyle bir yıpratmış ki anlatamam. bilgeliği ve soğukkanlılığı da zaten buradan geliyor artı o karakter için de oyunculuk beş numara on yıldız diyebilirim.

nina krilova ve martha hanson karakterleri de iki taraf açısından kurban karakter olgusunu o kadar güzel veriyor ki, ah ulan deyip hayıflanmadan edemiyorsunuz. * stan beeman karakteri ise benim dizide bir türlü ısınamadığım ve canım sıkıldıkça saydırdığım karakter olma özelliğini gösteriyor. tamam adam feleğin çemberinden geçmiş. sızma görevinde falan bulunmuş lakin kafa attırıcı bir yönü var. gıcık oğlu gıcık. hele ki karşısında philip gibi bir karakter varken 10 bin kere yüz bin kere gıcık. tabi bir de sonradan olay örgüsüne orta yerinden giren bakan oğlu oleg ıgorev var. oda enteresan karakter. onun üzerine da bayağı konuşulur. nevi şahsına münhasır bir arkadaş. gabriel de, claudia'nın yerini tutmasa dahi her ikisi de aynı yolun yolcusu ve daha neler neler...

ez cümle politik gerilim filmlerini/dizilerini seviyorsanız, akıl oyunları ve türlü türlü stratejiler içeren, kısmi anlamda gerçekçi ve oyunculukları sağlam olan bu diziyi izlemenizde fayda var derim. şurada ipucu vermemek için 30 bin takla attım ki bu konuda kendimi tebrik etmem lazım. yoksa şu dizi için freni patlamış kamyon gibi durmadan yazmam lazımdı *
devamını gör...

cinsel egitimsizlikten kaynaklanan, 3 tane çocuğun hayatının kaydıği haberdir.
kaydı çünkü; 14 yaşındaki çocuk nasıl anne olacak? 17 yaşındaki çocuk nasıl baba olacak? o bebek bu iki çocuğun arasında nasıl büyüyecek?
hayata başlamamış bile olan bu iki çocuk, ömür boyu o bebeğin ağırlığı altında ezilecek. yazık hepsine.
14 yaşında ben ne yapıyordum diye düşündürdü bir de bu haber. çocuktuk. çocukluk yapıyorduk.
bazıları hayatı yaşamak için fazla acele ediyor.
cinsel eğitime de gelecek olursak, eskiden ayıp mayıp diye konuşmazlardı bizim zamanımızda annelerimiz ama artık devir değişti. ınternetin hayatımıza bu denli hızlı girmesiyle, 10 yaşındaki çocukların bile bu konulardan haberi var. anneler babalar da, uygun bir şekilde anlatmalı bazı şeyleri. en azından 14 yaşın çocuk yapmak için erken bir yaş olduğunu. en azından çocuk istemeyince korunma yöntemlerinin olduğunu.
zor görünüyor belki ama, cevapları dışarıda aramak yerine, ucundan kıyısından aileden duymuş olunca, böyle bir şey vardı ya derler. ve sonra okullarda bu ailelere göre daha teknik anlatılması kolay olur.
biz toplum olarak ne kadar üstünü kapatsak bu konunun, o kadar bu konunun içine batıyoruz.
devamını gör...

bir erkeğin sizinle ilgilendiğini anlamakta zorlanıyorsanız veya tereddütte kalıyorsanız o erkeğin değeri bilinmez.
devamını gör...

normal sözlük'ü kullanarak 3. parti dahil tarayıcı çerezlerinin kullanımına izin vermektesiniz. Daha detaylı bilgi için çerez ve gizlilik politikamıza bakabilirsiniz.

online yazar listesini görmek için lütfen giriş yapın.
zaman tüneli köftehor rehberi portakal normal radyo kütüphane kulüpler renk modu online yazarlar puan tablosu yönetim kadrosu istatistikler iletişim