kullanıcı tarafından yüklenmiş görsel
devamını gör...

evet sevgili kafa sözlüğün kadim üyeleri. phalaenopsis migrosta, ıkeada karşılaştığınız; işe girdiğinizde masasınıza hediye olarak gelen orkide olarak bildiğiniz arkadaşın ismidir. onu havadar bir ortamda, neme doyurarak, şeffaf bir plastik saksıda tutun ve on günde bir sulayın. olduğu yer aydınlık olacak ama güneş direkt vurmayacak. bunları gerçekleştirirseniz öldüremezsiniz. çünkü orkideler ölmez. ortalarından çıkan yapraklar zamanla zamanla bitkinin alt tabakası olur. yani bir nevi kendini klonlar phalaenopsis. ayrıca phalaenopsis bir bağımlılıktır. türkiye’de olan orkidelerin (ziya soner ve belki birkaç isim dışında) tamamı no identification anlamına gelen noid orkide sınıfındadırlar. e diğerleri ne diyecek olursanız tek anlamlı farkı çiçeklerin türlerini bilmenizden gelir.dolayısıyla o çiçeğe ait daha fazla bilgiye hakim olur ve phalaenopsis e (ana türler ve doğada bulunanları dışında) emek veren insanların bitki sanatını incelemiş olursunuz. almanyadaki insanları bu konu için schwerter orchideenzucht olacak oraya transfer ediyorum. biz türkiyede olan arkadaşlar için zor ve uzun bir yol biliyorum. biz şimdilik migroslardaki phalaenopsisleri kurtaralım o da yeter. ben noidları da seviyorum çünkü o ayrı konu. ama bu konu ilginizi çektiyse ve pastirmalicorek bende para çok harcamak istiyorum diyorsanız bigleaforchids ve lousiana orchids connection unu inceleyebilirsiniz. louisiana’daki yeri bizzat gördüm ve emeklerine şait oldum. bigleaforchids ve schwerter den de alışveriş yaptım. bigleafs in forumu var çok güzeldir (rv orchidworkste güzeldir ama ben bigleaf inkini daha çok severim) ondan kafa sözlüğün duygu özaraslanı (kendisine bir garezimde yok) influencer ı olma gibi bir amacım yoktur.
devamını gör...

tabii ki de evde telefonla konuşurken istemsizce tüm evi dolaşmak.
devamını gör...

kuzeyin altta olduğunu anlayana kadar geçen 1 saniyede aklımı oynatacağımı sandığım fotoğraf. 15-20 yıla kuzeyde de orman kalmaz gerçi böyle devam edersek.
devamını gör...

hababam sınıfı serilerinde karşımıza çıkan ve bizi mutlu eden kurgusal karakterdir.
kullanıcı tarafından yüklenmiş görsel
hakkı karadayı tarafından canlandırılan veysel efendi özel çamlıca lisesinin kapıcısıdır. onu her zaman kapının yanında, hababam sınıfının okuldan kaçmasını engellemek için aldığı emri yerine getirmek niyetiyle dikilirken görürüz.

veysel efendi hababam sınıfı aleminin merak edilmeyen karakteridir aynı zamanda. onun bir hikayesi yoktur sanki. sadece kapıyı açıp kapar bezirgan gibi. ama dikkatli izleyiciler bilir ki özel çamlıca lisesinde kalan ailesiz üçlünün bir üyesidir veysel efendi.

veysel efendi, hafize ana ve mahmut hoca ile birlikte okulda kalır geceleri. yani bir ailesi yoktur ya da ailesi uzaktadır. belki de ailesi onu terk etmiştir. hiç merak uyandırmaz nedense veysel efendinin okul sonrası yalnızlığı.

ne yer ne içer bilmeyiz, sanırım merak da etmedik hiç. bilmemnere reisi cumhurunu karşılamaya giden hababam sınıfına ayaklarını sert vurmalarını söylemek dışında pek de akıl vermedi kimseye.

ben merak ediyorum veysel efendinin hayatını, varsa ailesini ve öğrenmeye gidiyorum:

aç kapıyı veysel efendi!
devamını gör...

çocuk yapma ehliyeti bir an önce yasallaştırılmalıdır. bilinçsiz anne ve babanın bir anlık zevk için suçsuz bir çocuğun ömür boyu hastalıklar ile boğuşmasına engel olunmalı. çocuk yapmak zor iştir marifet değildir .
devamını gör...

ekşi, bir ayağı çukurda pis işleri eline yüzüne bulaştırmış bir mafya iken, kafa sözlük yeni atanmış tazecik bir öğretmen gibi. eksileri artıları tartışılır. ekşi sözlüğün kasveti, kafa sözlükte minnoşluğa ponçikliğe dönüşmüş bakınııız(gbkz: (:)
devamını gör...

sevdiğimiz insanı değiştirmeye çalışmak. gerek karakter gerek dış görünüş gerekse sosyal alanına müdahale gibi düşünelim. ama sadece düşünelim. bir ihtimal söyleyebiliriz ki bu bile onu rahatsız edebilir. çok değiştirmeye çalışmayalım nasıl sevdiysek öyle kalsın.
devamını gör...

biz o defteri kapattık.*
devamını gör...

allah kimseyi gördüğü günden geri koymasın. hastanede baktım da şöyle yatanlara, kimi aylardır orada, kimi ne zaman geldiğini unutmuş.
kimi var ki onlar da kimsesiz olanlardı. kimi kimsesi olmadan hayat neye benzer az çok bilirim ama bu insanları görünce içim parçalandı.
bakıyorum da hayat çizgisi hep negatife inen bir halde. nedendir bilinmez ama şundan eminim.
beterin beteri var dostlar, varmış da görünmeyi beklermiş.
rabbim tez zamanda huzura kavuştursun hepimizi...
devamını gör...

karakteri ve saygısı.
devamını gör...

dikkatimi çeken bir şahsiyet olduğu için son zamanlarda araştırdığım iranlı dilbilimci, siyasi aktivist. pek farklı bir yaşamı olmuş monşizade'nin. kendisi 1914'te tahran'da doğdu. dedesi ve babası siyasi sebeplerden ötürü öldürülmüş. iran'da emir kebir lisesini bitirdikten sonra 1932 yılında devlet bursuyla fransa'ya gönderildi. avrupa'da bir askeri okula kaydolduğu da aktarılır. fransa'da pehlevi hanedanı'na karşı hareketleri tespit edilerek bursu kesilmesine rağmen 1937'de burgundy üniversitesinde edebiyat lisansı almıştır. monşizade, berlin üniversitesinde doktora yapmak için nazi almanyası'na taşındı ve bu üniversitede walther wüst* ile beraber çalıştı. akademik çalışmalarını genellikle iran, hindoloji ve islam üzerine yaptı. ikinci dünya savaşı sırasında çalışmaları aksadı fakat yine de 1945'te doktorasını tamamladı.

avrupa'da kaldığı süre boyunca nazi faaliyetlerini çok yakından takip etti hatta hitler gençliği'nin bir üyesiydi. önce sa (sturmabteilungen)'e katıldı, sonra ss (schutzstaffel) birliklerine. 1942 senesinde gönüllü olarak alman ordusu'na katıldı ve özellikle sovyetlere karşı savaşılan doğu cephesi'ndeki savaşlarda rol oynadı. diller konusunda yetenekli olduğu için sovyet savaş esirleriyle kolay bir biçimde anlaşabildi ve bu özelliği cephede çok yararlı oldu. aynı zamanda, "das reich" ve "deutsche verlag" gibi nazi yayın organlarına yaptığı katkılarla tanınıyordu. ayrıca, berlin radyosu'nun farsça programlarında yer aldı. savaş sırasında ağır yaralandı* ve iki yıl boyunca tedavi görmek zorunda kaldı. doktorasını aksatmasının nedenleri bunlardı.

1951'e kadar dünyanın birçok üniversitesinde akademisyenlik yaptı ve münih'te bir profesörün kızıyla evlendi. 1951'de tahran'a taşındı ve sumka*'yı kurdu. isminden de anlayacağınız üzere bu nazizmi ve onun değerlerini benimsemiş bir partiydi. parti kısa sürede hükümet karşıtı ve komünizm karşıtı faaliyetleriyle ünlendi. monşizade'nin siyasi kariyeri de başlamış oldu. monşizade'nin idol aldığı iki ekol vardı. bunlardan biri adolf hitler'in nazizmi öbürü ise ispanyol filozof josé ortega y gasset'nin felsefesiydi*. zaten monşizade'nin hitler'i idol aldığı tavırlarından ve dış görünüşünden de çok kolay bir biçimde anlaşılacaktır.

kullanıcı tarafından yüklenmiş görsel

sumka partisi'nin programı neredeyse nazi partisi'nin kopyasıydı. her şeyden önce paniranizmi benimsemişlerdi. parti; amerika, rusya ve ingiltere karşıtıydı, iran'ın tam bağımsızlığını savunuyordu. iran'a iranî olmayanların göçünü yasaklıyordu. ırkların karışmasına karşıydılar, aryanlar; aryanlarla kaynaşmalıydı. parlamento karşıtı bir hükümet biçimini savunuyorlardı. yahudilerin iş yapmalarını yasaklamak istiyorlardı. ulusal çıkarlara aykırı olarak işletilen fabrikaların kamulaştırılması gerektiği görüşündeydiler. “yahudi hainlerin” elinde acı çeken orta sınıfın canlanmasını arzuluyorlardı. çocuk işçiliğine karşılardı. ulusal olmayan sanat eserlerini ve akımlarını ahlaksız buluyorlardı. çok gariptir ama bu parti cıa tarafından komünist tudeh partisi'ni ve iran ulusal cephesi'ni baltalamak adına fonlandı. parti 1953 darbesi*'nden sonra kapandı. bu da sumka partisinin logosu:

kullanıcı tarafından yüklenmiş görsel

partinin kapanmasından sonra monşizade, 1958'e kadar iran'da yaşadı, abd'de bir süre kaldıktan sonra isveç'e taşınarak 1989'a kadar orada yaşadı. 30 yıl boyunca zamanının büyük bir kısmını akademiye ayırdı. isceç'te bernfried schlerath ve oscar stig wikander gibi akademisyenlerle tanıştı. schlerath, onu oldukça neşeli ve hoş biri olarak görüyordu. isveç gibi tatsız yemekleri olan bir ülkeye göre çok iyi bir şefti. 1989'da isveç, uppsala'da öldü. mezarı oradadır. iran dili ve kültürüne çok katkıları olmuştur.
devamını gör...

eve dönerken arabada radyo dinlediğim zaman.
evde ki işlere ve işteki işlere aynı uzaklıkta olmak çıstaka çıstak.
devamını gör...

başkalarının dediğindense kendi mantığınla hareket etmek.
devamını gör...

hayatın tadını çıkaramıyorsan, tadını kaçıranı hayatından çıkar.
devamını gör...

ateşli silahlarda mermi çekirdeğinin çapını belirtmekte kullanılan ve 1 inçin yani 25.4 milimetrenin yüzde birine eşit olan ölçü birimidir. 1 kalibre 0,254 milimetreye denktir.

türk ordusunda da kullanılan g3 piyade tüfeğinin mermi çekirdeğinin çapı 7,62 milimetredir, bu da 30 kalibreye denk gelir.
devamını gör...

bir donanım haber ölücüsünün 2 lira 47 kuruşa burger king whopper menü almak için geliştirdiği taktik. john nash hayatta olsa parmaklarını ısırır, yazmış olduğu oyun teorisini çöpe atar, 1994 yılında aldığı nobel ekonomi ödülünü de bu ölücü arkadaşa hediye ederdi.

--- alıntı ---

coca cola'ya ait dahadaha.com'a üye olup sms onayı yapıyoruz. sonra yüzde 50 indirimli burger king whopper menü için qr kod oluşturuyoruz. kasadaki elemana gösteriyoruz ve fiyat 24,9 yerine 12,47'ye geriliyor.

fastpay'de kabaca 12,5 lira bakiye yüklü olması lazım. kasaya ödemeyi fastpay ile yapacağımızı söylüyoruz. burger'de yapılacak ilk ödemeye 10 lira iade geliyor.

sonuç: 2 lira 47 kuruşa whopper menü aldık. afiyet olsun.

önemli uyarı: yarın son gün.

--- alıntı ---

buradan
devamını gör...

fiş.
ordan burdan şurdan atamadığım için fiş çıkar, ben de hemen kullanıveririm.

peçete.
çikolata ambalajı, hani şu dümdüz edip sakladıklarımızdan.
makyaj temizleme pamuğu.
birde ot dergi hediyesinin bilmem kaç senesinden kalma masa takviminin parçaları, hangisine elime gelirse.

püü bir sürü ayracım var kıyamıyorum; bir tane galata kulesi manzaralı vardı, kullanınca kötü oldu. yoksa kıyamam kızlar lefter'in mıknatıslı ayracını bile almışlardı.
devamını gör...

ortaokul yıllarımda cnbc-e de görmüştüm ilk defa, hoşuma gitmişti ve sürekli ona denk gelmeye çalışmıştım. sonraları tabi internetten bütün bölümleri bilgisayara indirmek suretiyle arşivime kattım. uzun yıllardır bayıla bayıla defalarca başa sara sara izlerdim bu mükemmel diziyi, gerçekten muhteşem hikayeler barından, fantastik havası tatmin edici olan, uzaya aşkı körükleyen bu dizi çok çok güzeldi. ta ki 13. doktora ve değişen senarist ekibine kadar...

aslında jodie whittaker o kadar kötü değil ancak yoldaşları çok kötü seçilmişti, ya 3 yoldaş yazacağınıza 1 yoldaş yapsaydınız adam gibi bi karakter yazsaydınız da güzel bi ikili görebilseydik keşke! neyse dediğim gibi asıl sorun jodie ve oyuncular değil aslında, senaryo ekibi. russel t. davies ve steven moffat bu dizinin temel taşlarıydı, onlarsız yazılan bir senaryodan bakalım ne çıkacak diye bekledik ve saçma sapan bi hikaye çıktı önümüze. gerçek doktor hissinden ve karakterinden uzak, bomboş bir doktor çıktı karşımıza. evet bütün doktor değişimlerinde bir kaç bölümlük bir alışma süreci olur, hem yeni doktorumuz evrene alışır, doktor karakterine alışır hem de seyirci yeni doktoru benimsemeye çalışırdı. sonunda da iki tarafta bulunan duruma alışır ve dizi tam gaz devam ederdi. ama el insaf 3 sezon oldu yahu! 3 sezondur ne jodie doktor olmaya alıştı ne seyirci yeni doktoru benimsedi ne yoldaşlar hikayeye ve doktora uyum sağlayacak sağlamlıktaydı ne de senaristler kendilerini geliştirip evrene uyum sağladı!


bir de bu eleştirilerin üzerine yeni bir şey yapma ve düşen reytingleri eski haline getirme ümidiyle timeless child mevzusu çıkarttılar ki sormayın. neymiş doktorumuz aslında bi portalın dibinde bulunan sonsuz canlanma hakkı olan bi çocukmuş da bir gallfreyli onu bulmuş da deneyler yapıp onun yaşam döngüsü yeteneğini bütün gallifreye uygulamış bilmem ne. bizim doktorumuzun sayısız hayatı varmış hepsini unutturmuşlar kendini gallifreyli sanıyormuş falan filan. bir de telafi için kaptan jack'i getirdiler ama yok be o da olmadı o bile kurtaramadı sizi.


58 yıllık muhteşem bir seriyi nasıl bok edebiliriz adlı çalışma. yeni yetme bi senarist grubu geliyor ve doktorun bütün hikayesini, dizinin evrenini mahvediyor ve yapımcı da bunu izliyor sadece. seyirci de 'ne oluyoruz abi? bu ne?' diye diye son sezonları izleyip iyice soğudu uzaklaştı evrenden.

yazık oldu benim başucu dizime, gözümün nuruna, canım doktoruma. neredesin moffat? neredesin davies? neredesiniz capaldi, smith, tennant? ah neredesiniz rose, donna, clara?
devamını gör...

hayko cepkin imzalı en güzel eserlerden biri, eski bir hatıra, hiçbir şeyin dibinde olanların kılavuzu.

"bitmez sandı
yoksul beynin
sorma artık kimim neyim
olsun sende merhametim
bundan sonra seninleyim

hiç aklında yokken bir ışık yanar

yol gözümü dağlıyor bak
ağlasan da boş
bendeki zehir kadar sarhoş
bu nehir gibi akan sular ne çok olur bu gözlerde yaş
tadı yok çok zor olur birdaha

gözümde yaş
bomboş elim
hiçbir şeyin
dibindeyim
geçmiş her gün
hikayemdir
böyle bilsin sevdiklerim

hiç aklında yokken bir ışık yanar

yol gözümü dağlıyor bak
ağlasan da boş
bendeki zehir kadar sarhoş
bu nehir gibi akan sular ne çok olur bu gözlerde yaş
tadı yok çok zor olur bir daha"

devamını gör...

normal sözlük'ü kullanarak 3. parti dahil tarayıcı çerezlerinin kullanımına izin vermektesiniz. Daha detaylı bilgi için çerez ve gizlilik politikamıza bakabilirsiniz.

online yazar listesini görmek için lütfen giriş yapın.
zaman tüneli köftehor rehberi portakal normal radyo kütüphane kulüpler renk modu online yazarlar puan tablosu yönetim kadrosu istatistikler iletişim