nutuk okumamış türk genci
çoğu türk gencinin okuması gerekendir. fakat okumayıp okudum görünümü veren bir kesim var. orada burada yorumlarda gözükenlerdir. mutlaka okuyun.
devamını gör...
sözlük yazarlarının en sevdiği yazar ve alıntısı
"beni can kulağıyla dinlediğin için teşekkür ederim! dinlemesini bilen insanlar o kadar az ki!"
hermann hesse - siddhartha.
hermann hesse - siddhartha.
devamını gör...
saygı hakkında dile getirilmeyenler
saygı hak edilir arkadaşlar herkese saygı duymak zorunda değilsiniz .
devamını gör...
15 yaşındaki kızı kaçırmak için ev basan muhtar
aksaray'ın merkeze bağlı sevinçli köyü muhtarı umut ş.
kız kaçırmak için yakınlarıyla birlikte köyde bir evi basmış. kaçırmak istedikleri 15 yaşındaki kızı evde bulamayınca eve silahla ateş açıp aileyi taş ve sopalarla darbetmiş. 1'i ağır 3 kişinin yaralandığı olayda 7 kişi gözaltına alınmış.
muhtar kızı daha önce bir defa kaçırmış. vali devreye girip kızı bulmuş ve ailesine teslim etmiş. fakat muhtar rahat durmayıp kızı yine kaçırmaya çalışınca olaylar bu noktaya gelmiş. hayır yani ilk kaçırmasında neden bu adam içeri tıkılmıyor da dışarda dolaşıyor. kafayı yememek elde değil. teksas sanki.
kızın 15 yaşında olmasına mi üzülsem, olayı gerçekleştiren kişinin muhtar olmasına mı küfretsem, yoksa daha önce kaçırdığı halde dışarda dolaşmasına mı kafa yorsam anlamadım gitti.
kaynak: www.haberler.com/kiz-kacirm...
kız kaçırmak için yakınlarıyla birlikte köyde bir evi basmış. kaçırmak istedikleri 15 yaşındaki kızı evde bulamayınca eve silahla ateş açıp aileyi taş ve sopalarla darbetmiş. 1'i ağır 3 kişinin yaralandığı olayda 7 kişi gözaltına alınmış.
muhtar kızı daha önce bir defa kaçırmış. vali devreye girip kızı bulmuş ve ailesine teslim etmiş. fakat muhtar rahat durmayıp kızı yine kaçırmaya çalışınca olaylar bu noktaya gelmiş. hayır yani ilk kaçırmasında neden bu adam içeri tıkılmıyor da dışarda dolaşıyor. kafayı yememek elde değil. teksas sanki.
kızın 15 yaşında olmasına mi üzülsem, olayı gerçekleştiren kişinin muhtar olmasına mı küfretsem, yoksa daha önce kaçırdığı halde dışarda dolaşmasına mı kafa yorsam anlamadım gitti.
kaynak: www.haberler.com/kiz-kacirm...
devamını gör...
insan sorgulamalı mı sorgulamamalı mı sorunsalı
sorgulayın, sorgulayalım türdaşlarım.
nazım hikmet'in dediği gibi yoksa nasıl çıkar karanlıklar aydınlığa?
insanı insan yapan sorgulamak değil midir?
mutlu olmak adına insanı insan yapan en temel özelliklerden birine sırt mı çevirelim?
hem nedir mutluluk sanki söyleyin bana?
nazım hikmet'in dediği gibi yoksa nasıl çıkar karanlıklar aydınlığa?
insanı insan yapan sorgulamak değil midir?
mutlu olmak adına insanı insan yapan en temel özelliklerden birine sırt mı çevirelim?
hem nedir mutluluk sanki söyleyin bana?
devamını gör...
23 nisan ulusal egemenlik ve çocuk bayramı
kutlu, mutlu ve daim olsun bu güzel gün.
devamını gör...
yazarların unutamadıkları dizi replikleri
aga cinayet var! (bkz: behzat ç)
devamını gör...
hani
türkiye’nin nietzsche’si, türk edebiyatının önemli düşünürlerinden oruç aruoba;
“kendin olmayı yeniden öğrenmen gerek. yıllar yılı unuttun onu yalnızca. bunu da ‘koşullara’, ‘hayatın akışına’, ‘sorumluluklarına’ falan bağlamaya da kalkışma, bahane bulmaya çalışma. sendin; sendeki asıl senin anlamını, önemini, değerini gözardı eden - korkaklıkla işin kolayına kaçan... o işte şimdi hesabını soruyor o sahici senin, senden:
‘ne yaptın sen, sana!”
diyor ‘hani’ kitabında…
içinde muhakkak kendinizi bulacağınız bu incecik kitap; bana kalırsa oruç aruoba ile tanışmak için de en uygun kitaptır.
‘bulabilirsiniz’ demiyorum bakın, burası önemli:
bulacaksınız!
kimi ne kadar sevdiyseniz,
kimden ne kadar kaçtıysanız,
kimlere acı verip,
kimlerden acı çektiyseniz;
hepsini bu incecik kitabın içinde oruç aruoba’nın ağzından, elinden, dilinden...
bulacaksınız!
mesela müthiş bir soru bulacaksınız:
‘’benden habersiz beni nasıl yazabiliyor?’’
bulacaksınız!
hayatın anlamının aşktan ibaret olmadığını bulacaksınız…
neye ihtiyacınız varsa mesela, onu bulacaksınız…
okumayan bir çoğunuz bu kitabı okuduktan sonra ona kutsal kitap muamelesi bile yapacaktır… (deistler lütfen alınmasın.)
kitabın ismi diyorum eyyyyy romalılar!
kitabın ismi, kitabın içi aslında!
hayatımı sorguluyorum diyor, sorguladım!
hayatınızı sorgulayın diyor, sorgulatıyor...
hepsini bu incecik, innnncecik kitapla yapıyor oruç aruoba…
hararetle, hayretle, heyecanla, şiddetle, mutlaka ama mutlaka okumayan herkese tavsiye ediyorum.
bu kitabı okumak da yetmez...
sevdiklerinize, tanıdıklarınıza, akrabalarınıza hediye ederek okutun da...
tanımadığınız, sevmediğiniz, hatta hayatınızın bir yerine küçücük de olsa muhakkak dokunmuş herkesin, ulaşabileceği yerlerde muhafaza ediniz...
“kendin olmayı yeniden öğrenmen gerek. yıllar yılı unuttun onu yalnızca. bunu da ‘koşullara’, ‘hayatın akışına’, ‘sorumluluklarına’ falan bağlamaya da kalkışma, bahane bulmaya çalışma. sendin; sendeki asıl senin anlamını, önemini, değerini gözardı eden - korkaklıkla işin kolayına kaçan... o işte şimdi hesabını soruyor o sahici senin, senden:
‘ne yaptın sen, sana!”
diyor ‘hani’ kitabında…
içinde muhakkak kendinizi bulacağınız bu incecik kitap; bana kalırsa oruç aruoba ile tanışmak için de en uygun kitaptır.
‘bulabilirsiniz’ demiyorum bakın, burası önemli:
bulacaksınız!
kimi ne kadar sevdiyseniz,
kimden ne kadar kaçtıysanız,
kimlere acı verip,
kimlerden acı çektiyseniz;
hepsini bu incecik kitabın içinde oruç aruoba’nın ağzından, elinden, dilinden...
bulacaksınız!
mesela müthiş bir soru bulacaksınız:
‘’benden habersiz beni nasıl yazabiliyor?’’
bulacaksınız!
hayatın anlamının aşktan ibaret olmadığını bulacaksınız…
neye ihtiyacınız varsa mesela, onu bulacaksınız…
okumayan bir çoğunuz bu kitabı okuduktan sonra ona kutsal kitap muamelesi bile yapacaktır… (deistler lütfen alınmasın.)
kitabın ismi diyorum eyyyyy romalılar!
kitabın ismi, kitabın içi aslında!
hayatımı sorguluyorum diyor, sorguladım!
hayatınızı sorgulayın diyor, sorgulatıyor...
hepsini bu incecik, innnncecik kitapla yapıyor oruç aruoba…
hararetle, hayretle, heyecanla, şiddetle, mutlaka ama mutlaka okumayan herkese tavsiye ediyorum.
bu kitabı okumak da yetmez...
sevdiklerinize, tanıdıklarınıza, akrabalarınıza hediye ederek okutun da...
tanımadığınız, sevmediğiniz, hatta hayatınızın bir yerine küçücük de olsa muhakkak dokunmuş herkesin, ulaşabileceği yerlerde muhafaza ediniz...
devamını gör...
mıncırmak için voldemort un burnuna giden elin uzay boşluğunda kaybolması
aşırı tatlış görünen voldemort un burnundan kesme almak isteyen kişinin boş bulunması sonucu hüsrana uğramasıdır. hoop boşluk.
devamını gör...
sözlükte çok tanım girilmemesi
sözlüğe giriş amacınıza göre şekillenen durum. bazı yazarlar; diğer yazarların yazdığını okumadan; sadece tanım girmek için buradalar. bazı yazarlar, sadece kendi fikirlerini anlatmak için buradalar; bazı yazarlar ise, sadece okumak için buradalar.
son grup ise; hem okuyup, hem de yazan yazarlar, onları kaybetmeyiniz, kıymetliler.
son grup ise; hem okuyup, hem de yazan yazarlar, onları kaybetmeyiniz, kıymetliler.
devamını gör...
tanımını beğendiğin yazarın beğenileriyle geri dönmesi
tanımımı beğenen yazarların profiline girer, güzelce okur, bana hitap edenleri bilhassa bilgi içerikli olan entrylerini beğenir ve favlarım.
nezaket göstergesi gibi bir şey zannımca.
tek sıkıntı şurada, daha fazla tanımını beğenmeme izin vermiyor sözlük.
nezaket göstergesi gibi bir şey zannımca.
tek sıkıntı şurada, daha fazla tanımını beğenmeme izin vermiyor sözlük.
devamını gör...
adamı zorla deli ederler
aziz nesin'in adam yayınlarından çıkmış bazı seçilmiş öykülerinden oluşan kitabıdır. kitaplığımda onlarca aziz nesin kitabı vardır. bunların çoğu ben daha okuma yazma bilmeyen bir çocukken evde vardı zaten. bundan dolayı yeni yeni okuma alışkanlığı kazandırılan bir çocukken okuduğum ilk yazarlardandır aziz nesin. daha sonradan yetişkin bir insan olma sürecimde de ayrıca entelektüel donanımından ve ateizminden etkilendiğim çok sevdiğim bir insandır. siyasi duruşu ve onurlu yaşamıyla müthiş bir insandı. dönüp dönüp tekrar okuduğum yazarlardan biridir. haldun taner gibi. gülmek mi istiyorum? ikisinden birini çekip alırım tozlu raflardan, bedavadan mutluluk. ikisi de türk insanını çok iyi tanımıştır.
kitapta "it kuyruğu" adlı bir öykü var. anlatıcı dolaştığı köylerde köpeklerin hep kuyruksuz olduğunu fark ediyor ve sonrasında bu mesele öyküleştiriliyor. nahiye müdürü köylülelere emir veriyor, köylünün ürünü için domuzlar büyük tehdit oluşturuyor ve öldürülmeleri gerekiyor. köyden gün görmüş birini gönderiyorlar müdüre. adam anlatıyor, beyim domuz yok ki nasıl öldüreceğiz diyor. müdür ben anlamam, domuz öldüreceksiniz diyor. adamcağız ne yapsa derdini anlatamıyor, olmayan şeyi nasıl öldüreceklerini çözemiyor. müdür sürekli azarlıyor köylüyü. sen devletten daha mı iyi bileceksin, tarım bakanlığı bilmiyor da sen mi bileceksin filan. diyor ki sizin köye otuz kadar domuz düştü. hem domuz kuyrukları karşılığında para da alacaksınız. hatta gerekirse mısır ekin diyor, böylelikle domuzlar gelir ve öldürürsünüz. derken sonra akıllının biri bir fikir atıyor ortaya, köpekleri vurup kuyruklarını domuz kuyruğu diye satıyorlar. böyle bir sektör oluşuyor âdeta köylerde. domuz kuyruğu diye köpek kuyruğu taşıyan adamı köylüler murdar ilan ediyor. selam vermiyorlar neredeyse. devletin köylülerle olan korkunç ilişkisini kahkahalar eşliğinde okuyorsunuz.
"edebiyat meraklısı" adlı öyküyü seviyorum. sonradan görme bir edebiyat meraklısını anlatıyor. adam işkembeden sıkıyor sürekli şu yazarla tanışırız şu yazar daha geçen gün bizde yemekteydi filan. ölmüş yazarlarla yakın zamanda görüştüğünü iddia ediyor. adam doğru dürüst türkçe dahi konuşamıyor, parası bol bir ağa gibi. aziz nesin(anlatıcı-yazar) sonradan görmenin evindeyken kitaplıktan kitaplar çekip soruyor, bunu da tanır mısınız filan diyor. adam da tanımasam kitabı hiç bana ithaf eder mi, imzalar mı mealinde şeyler söylüyor sürekli. tevfik fikret, goethe, naima filan. anlatıcı yazar zıvanadan çıkıyor ve karakolda bitiyor işin sonu. karakolda komiser shakespeare'in kitabını görüyor ve kim bu sakallı adam diyor. ingiliz, yazar diyor anlatıcı. yaa, ecnebi demek diyor komiser. ne münasebetle tanıyorsunuz bu ecnebiyi filan demeye başlayınca anlatıcı sonradan görmeye nolur zaptet beni diyor. komiser bunları siyasi şubeye sevk edin diyor.
bunların haricinde yaşasın züğürtlük, sınır üstündeki ev, adamı zorla deli ederler ve kördöğüşü gibi çok sevdiğim öyküler de var kitapta.
kitapta "it kuyruğu" adlı bir öykü var. anlatıcı dolaştığı köylerde köpeklerin hep kuyruksuz olduğunu fark ediyor ve sonrasında bu mesele öyküleştiriliyor. nahiye müdürü köylülelere emir veriyor, köylünün ürünü için domuzlar büyük tehdit oluşturuyor ve öldürülmeleri gerekiyor. köyden gün görmüş birini gönderiyorlar müdüre. adam anlatıyor, beyim domuz yok ki nasıl öldüreceğiz diyor. müdür ben anlamam, domuz öldüreceksiniz diyor. adamcağız ne yapsa derdini anlatamıyor, olmayan şeyi nasıl öldüreceklerini çözemiyor. müdür sürekli azarlıyor köylüyü. sen devletten daha mı iyi bileceksin, tarım bakanlığı bilmiyor da sen mi bileceksin filan. diyor ki sizin köye otuz kadar domuz düştü. hem domuz kuyrukları karşılığında para da alacaksınız. hatta gerekirse mısır ekin diyor, böylelikle domuzlar gelir ve öldürürsünüz. derken sonra akıllının biri bir fikir atıyor ortaya, köpekleri vurup kuyruklarını domuz kuyruğu diye satıyorlar. böyle bir sektör oluşuyor âdeta köylerde. domuz kuyruğu diye köpek kuyruğu taşıyan adamı köylüler murdar ilan ediyor. selam vermiyorlar neredeyse. devletin köylülerle olan korkunç ilişkisini kahkahalar eşliğinde okuyorsunuz.
"edebiyat meraklısı" adlı öyküyü seviyorum. sonradan görme bir edebiyat meraklısını anlatıyor. adam işkembeden sıkıyor sürekli şu yazarla tanışırız şu yazar daha geçen gün bizde yemekteydi filan. ölmüş yazarlarla yakın zamanda görüştüğünü iddia ediyor. adam doğru dürüst türkçe dahi konuşamıyor, parası bol bir ağa gibi. aziz nesin(anlatıcı-yazar) sonradan görmenin evindeyken kitaplıktan kitaplar çekip soruyor, bunu da tanır mısınız filan diyor. adam da tanımasam kitabı hiç bana ithaf eder mi, imzalar mı mealinde şeyler söylüyor sürekli. tevfik fikret, goethe, naima filan. anlatıcı yazar zıvanadan çıkıyor ve karakolda bitiyor işin sonu. karakolda komiser shakespeare'in kitabını görüyor ve kim bu sakallı adam diyor. ingiliz, yazar diyor anlatıcı. yaa, ecnebi demek diyor komiser. ne münasebetle tanıyorsunuz bu ecnebiyi filan demeye başlayınca anlatıcı sonradan görmeye nolur zaptet beni diyor. komiser bunları siyasi şubeye sevk edin diyor.
bunların haricinde yaşasın züğürtlük, sınır üstündeki ev, adamı zorla deli ederler ve kördöğüşü gibi çok sevdiğim öyküler de var kitapta.
devamını gör...
karizmatik cevaplar
mehmet akif ersoy'a sormuşlar;
- efendim, siz baytar* mısınız?
o da durur mu, yapıştırmış cevabı;
+ evet, bir yeriniz mi ağrıyordu?
- efendim, siz baytar* mısınız?
o da durur mu, yapıştırmış cevabı;
+ evet, bir yeriniz mi ağrıyordu?
devamını gör...
ebu zer el-gıfari
rebeze çölü'nde açlık ve hastalıkla ölümü karşılamaya hazırlanırken, kendisine üzülen eşine, "üzülme, öldüğümde bir inanan kefenler de gömer beni, ama vasiyetimdir, halifenin bir lokması boğazından geçmiş hiç kimse cesedime el sürmesin" der. dediği gibi olur. halifenin lokmasını yememiş bir genç defneder onu.
devamını gör...
10 aralık 2016 beşiktaş saldırıları
demokrasi ve özgürlük söz konusu olduğunda mangalda kül bırakmayan o...pu çocuklarının hain saldırısıdır. bugün de dördüncü yıl dönümüdür. 39 emniyet personelimiz, 7 sivil vatandaşımız bu hain saldırıda şehit oldular. etrafta parçası kalmayan iki teröristi ölüden saymıyorum.
türk evladının panzehiri hafızasıdır. coğrafya kaderdir deyip özgürlük dilenen yavşakların ne olduğunu hatırlayın, hatırlatın.
türk evladının panzehiri hafızasıdır. coğrafya kaderdir deyip özgürlük dilenen yavşakların ne olduğunu hatırlayın, hatırlatın.
devamını gör...
direkt samimileşen insan
adam belki de direklerle samimi olmayı istiyor.
devamını gör...
öğrenildiğinde ufku iki katına çıkaran şeyler
eskiden renklerin yön ifade etmesi
kara=kuzey, kızıl=güney, gök=doğu, ak=batı
küçükken atatürk neden ilk hedefiniz akdeniz diyor da egeye gidiyor diye kafayı kurcalardım öğrendik ki
akdeniz batıdaki deniz manasındaymış, ege denizi ismi pek geçmezmiş o vakitler.
kara=kuzey, kızıl=güney, gök=doğu, ak=batı
küçükken atatürk neden ilk hedefiniz akdeniz diyor da egeye gidiyor diye kafayı kurcalardım öğrendik ki
akdeniz batıdaki deniz manasındaymış, ege denizi ismi pek geçmezmiş o vakitler.
devamını gör...


