buz gibidir. içine girince ayaklarla ısıtma çabası içine girilir.
devamını gör...

kafatası anatomisini incelersek, muhtemelen genç bir kadına ait gibi görünmektedir.

kullanıcı tarafından yüklenmiş görsel
devamını gör...

yalnızca kapağında yazan marquis de sade isminden dolayı gereksiz yere eleştirilen ve hatta okunmadan kenara atılan eser. eser hakkında konuşmadan önce şundan söz etmek gerekir bana kalırsa; bir düşünürün, yazarın veya şairin yaşantısı onun her eserini aynı kefeye koymak için yeterli bir sebep midir? daha önce sade okumuş olanlar şüphesiz karşı çıkacaktır bana çünkü onun eserlerinde tüm çıplaklığı ile ortada duran vahşeti okumuş ve hatta belki de şiddetli bir miğde bulantısı hissetmiş olmalılar. yine de üzücüdür ki aynı insanlar charles baudelaire şiirlerine aynı tiksinti ile yaklaşmazlar. oysa baudelaire'ın şiirlerinde de aynı çarpık ahlak anlayışının izleri gözden kaçmayacak kadar büyüktür. yalnızca a carcass şiiri bile yeterli gelirdi muhakkak keyiflerini kaçırmak için.

esere gelecek olursam, tanrıya karşı söylev yetişme çağındaki pek çok insanın okuması gereken bir eser. yetişkinliğin ileri safhasında pek yavan ve hatta eski moda safsatalar olarak gelecek olsa bile; tanrı, cennet, cehennem ve ruh kavramları hakkında yerinde ve hatta zaman zaman oldukça ağır eleştiriler barındırıyor. kimine göre bu eser sade'in gereksiz tutkulu bir biçimde ateizm savunuculuğu yaptığının işaretidir ama bana kalırsa iyi bir gözlem sonucunda ortaya çıkmış olması kaçınılmaz. aslında esere tam olarak sade'e ait demek doğru da değil, alıntılardan oluşan bir derleme yine de içinde barındırdığı düşünceler kendisine ait olduğundan sade'in kaleminden çıktığını söylemek de yanlış olmayacaktır. durup düşünüldüğü zaman insanın pek çok kez çelişkiye düştüğü bir çok konuda sade eleştiri sunmak bir kenara alenen ateş ediyor. okudukça da kimi zaman ne kadar haklı olduğunun da altını çizmek gerek. sade ahlaki açıdan yüksek ihtimalle çoğumuza göre çarpık ve zihinsel açıdan bir noktada dengesiz olsa bile bu durum eserin muazzam bir gözlemciliğin sonucu olduğu gerçeğini değiştirmemeli. yine de şu var; kitap ne kadar iyi bir gözlemciliğin ürünü olsa bile sade'in tutarsız yorumları gözden kaçmayacak kadar fazla ve düşüncelerinin altında yatan sebepler de pek çok noktada oldukça eleştiriye açık. sade'i pek sevmem ve bir şeyin savunuculuğunu yapmayı sağlayan tutku bende oldukça eksik, belki erken yaşta okumamdan ötürü veya henüz çözemediğim bir sebepten dolayı okuduğum en iyi eserlerden sayıyorum. şöyle ufak bir bilgi eklemekte de fayda var; sade'in bu düşüncelerine karşı yorum getirmekten kaçınanların genel tercihi biraz ad hominem'e başvurmak oluyor bana kalırsa. sade'in yetiştiği şartlar, annesinin dindarlığı ve hatta yanında yetiştiği rahip olan amcası ve işin sonunda tanrının varlığına karşı hiçbir inanç belirtisi göstermeyen sade... bunu daha çok erikson'un kimlik statüleri üzerinden sade'i ters-zıt kimlik olarak değerlendirenler de yok değil. yine de alanım olmadığı için yorum yapmaktan kaçınıyorum açıkçası.



"dini gerekli kılan varlığın masalsı varoluşuna dair senin gülünç sistemlerine inanacak kadar zayıf olsaydım, ona nasıl ibadet etmemi bana öğütlerdin? brahma'nın saçmalıklarındansa konfiçyüs’ün hayallerini benimsememi mi isterdin, yoksa zencilerin büyük yılanına mı tapayım, peruluların yıldızına mı, veyahut musa’nın ordularının tanrısına mı, hangi hıristiyan sapkınlık sence tercih edilebilir? cevabına dikkat et."

"insanın anlaşılmayan şeye inanması tamamen imkânsız çünkü. kavramak ile inanmak arasında dolaysız ilişkiler olmalıdır; kavramak inancın ilk besinidir. anlamanın hiç etkili olmadığı yerde,inanç ölüdür ve bu tür durumlarda inanç sahibi olduğunu ileri sürenler inancı dayatır. "

devamını gör...

rahatlık olmadığını bu pandemi döneminde hepimizin gördüğünü zannediyorum üniversite kendi şehrinden ziyade baska ortamları görme farklı kültürlerle tanışma yeridir bence konfor alanından çıkılması gerektiğini düşünüyorum
devamını gör...

televizyonda yayınlandığı zamanlar izlemesem de youtube’da kesitlerine denk geldikçe izlediğim ve gerçekten bayıldığım türden entrikalarla dolu dizi.

hayatımdaki bazı insanların bana efsun *demesinin hikayesinin de bi kısmı diziyle bağlantılı olduğundan daha bi seviyorum diziyi ama o entrikaları ve saray hayatını izlerken nası eğlendiğimi anlatamam. **
devamını gör...

orjinal adı shichinin no samurai olan 1954 yapımı film olup, japon yönetmen akira kurosawa'nın en iyi filmlerinden biridir. türkiye' de zamanında kanlı pirinç adıyla oynatılmıştır. epik film tarzının en iyi örneklerindendir. konusuna gelirsek:

--! spoiler !--

haydutların saldırdığı fakir bir köyü korumaya çalışan yedi samurayın hikayesini anlatır. köyün en yaşlısının tavsiyesi ile köylüler kendilerini savunacak samuraylar aramaktadırlar, ancak verecek doğru düzgün paraları yoktur. usta samurai kambei yi bulan köylüler önce onu ikna ederek, ustanın bulduğu altı samuray ile birlikte artık haydutlara karşı kendilerini korumayı öğreneceklerdir. filmin sonunda bu köylülerin aslında hiçte öyle gariban, sefil, beş parasız olmadıklarını, "tipik köylü kurnazlığı" ile hareket ettiklerini de anlarız. filmde her sahne özenle yaratılmış ve çekilmiştir. şu sahne gibi ikonik sahnelerin mevcut olduğu filmde zaten şu afiş filmin nasıl bir şey olduğu hakkında size fikir verebilir. "delikli demir icat oldu, mertlik bozuldu" atasözününde bu filmin ana temalarından biri olduğunu, çokta spoiler vermeden belirtmekte fayda var, seyretmemişseniz fazla detay filmin tadını kaçırır, filmi seyrederseniz niye böyle yazdığımı zaten anlayacaksınız. bu arada toshiro mifune nin oynadığı aslen samurai olmayan "sahtekar" kikuchiyo karakteride filmin en dikkat çekici karakterlerindendir. spoilerda belirtme ihtiyacı duyuyorum.

--! spoiler !--

pek çok filme ilham kaynağı olmuş, sinema sanatını neredeyse her alanda etkilemeyi başarmış bir filmdir. günümüzde izlediğimiz hemen hemen her savaş filminin, her aksiyon filminin hatta o büyülenerek izlediğimiz uzun dövüş ve savaş sekansları içeren filmlerin hemen hemen hepsinde esintisi mutlaka vardır. ayrıca pek çok otorite ve sinema kuruluşunun yaptığı "en iyi yabancı dildeki film" sıralamalarında hep bir numaradadır.

alt tarafı samuray filmi, bundan ne çıkabilir ki diyebilirsiniz ancak film hiçte göründüğü gibi değildir. kurosawa pek çok kişinin hem fikir olduğu gibi tartışmasız gelmiş gelmiş en büyük yönetmenlerden biridir. her filminde olduğu gibi kameranın arkasında tam bir ustadır, lakabı "imparator" dur. bugün ayıla bayıla filmlerini seyrettiğimiz steven spielberg, george lucas, martin scorsese, brian de palma gibi yönetmenler bu adama taparlar. george lucas meşhur star wars filmi için "imparator" un orjinal adı kakushi-toride no san-akunin, daha bilinen adı ile the hidden fortress (1958) filminden ilham almıştır.

genelde, japon kovboyları olan ama aslında arkasında derin bir felsefe barındıran samurai filmleri ile ünlenen yönetmen , bu filmlerde sadece kılıç, dövüş, kan vaad etmez. aslına bakarsanız daha 300 senelik tarihi olmayan abd nin kovboyları aslında abd li samuraylardır*. babası eski samuray ailelerinden birinin üyesi olan yönetmen kurosawa bu filmi çekerken kovboy filmleri ile meşhur olan abdli yönetmen john ford' dan ilham aldığını hiç saklamaz.

aslında her ne kadar basit bir konu olsa da filmin işleniş şekli tüm önyargıları kırmaktadır. orjinali 3 saat 27 dakikalık bir filmden bahsediyorum. ancak öyle bir tempo ve anlatım var ki değil 3 saat 27 dakika, 7 saat olsa şahsen yine de sıkılmadan izlerdim. eşi benzeri olmayan bir akıcılık var filmde. oğlumu bu filmi seyretmeye zor ikna etmiştim. 207 dakika üstelikte siyah beyaz olan bir japon filmi olması nedeniyle ön yargılıydı ama filme başladığımız zaman film bir çırpıda bitti ve çok beğendi.

aynı zamanda gerçek anlamda kurosawa' nın samuray filmlerinin ilkidir. diğerleri yojimbo (1961) ve onun devam filmi sanjuro (1962) dur.

her kurosawa filminde olduğu gibi kostüm ve sanat yönetmenliği üst seviyededir, film 1954 de çekilmiş, 1957 yılında bu dallarda akademi ödüllerine aday olmuş ama kazanamamıştır. 1954 de çekilen filmin 1957 de akademi ödüllerinde aday gösterilmesinin sebebi ise abd de, çekildikten sonra ilk kez iki sene sonra gösterime girmiş olmasıdır. ancak abd pazarı için orjinali kısaltılmıştır*.

senaryoyuda yazan ekipte olan yönetmen kurosawa filmi en başta; bir samurayın sabah yataktan kalkması ile başlayan ve gün sonunda da kahramanın harakiri yapması ile bitecek bir şekilde tasarlamış olsa da , daha sonra köyü savunan "altı samurai" fikrine dönmüş, en sonunda yedinci samurai olarak toshiro mifune nin oynadığı kikuchiyo karakterinide filme ekleyerek takımı yediye tamamlamıştır. şimdinin süper kahraman filmlerinde "avengers, assemble" diyorlar ya gerçek manada "takım, toparlan" ilk kez bu filmde kullanılmıştır.

filmin sinema sektöründe etkileri o kadar çok olmuştur ki pek çok versiyonu ve onların devam filmi çekilmiştir. bir çok ülke, kendi sinemasında bu fimden esinlenmiştir diyebiliriz. .bu filmlerin başlıcaları;
- the magnificent seven (1960).
- the magnificent seven (2016) . yukarıdaki filmin remake dir.
- return of the seven (1966) .
- guns of the magnificent seven (1969) .
- the magnificent seven ride! (1972).

işin bokunu nasıl çıkartırız diyen hollywood durmamış, bilim kurgu olarak ;
- battle beyond the stars (1980) .

komedi olarak;
- the three amigos! (1986) .

gene bilim kurgu olarak;
- galaxy quest (1999) .

animasyon olarak;
- a bug’s life. (1998) . filmlerinide çekmiştir.

bizim yeşilçam durur mu, yılmaz güney'inde oynadığı türk filmi olan on korkusuz adam (1964). filmini çekmiştir.

bir de televizyon dizisi yapak mı demişler bunun üzerine the magnificent seven dizisi çekilmiştir.

sonuç olarak ;
amannnn çok uzun 3 saat 27 dakika dayanamam,
ıyyyy siyah beyaz fim katlanamam,
neee japon filmi mi ?
yok artık samuray mı ?
gibi filmden kendinizi soğutan önyargılarınızı kırıp seyrederseniz pişman olmayacağınız bir şaheserdir.

haa samurai felsefini anlatan en az bunun kadar iyi bir film arıyorum diyorsanız size birde orjinal adı seppuku (1962) olan şu filmi de öneririm.
devamını gör...

bizler, doğu'nun ipini bırakmış, batı'nın ipini yakalayamamış bir milletiz.
devamını gör...

öylesine diye başlayıp vazgeçilmezim oldu twitterdan çok girer oldum..
devamını gör...

sesi de kalemi de çok güzel olan bir sanatçı. aşığım desem yeridir. öyle seviyorum.
devamını gör...

bir evde 2 tane olmasini savundugum makinadir. tasinirsam bir gun kesinlikle 2 bulasik makinasi olacak mutfagimda. şöyleki; birinde yikananlari temizleri yani kullanip kirlenince kirliler icin olana koymak seklinde calisacak sistem. boylece temizi yok dolaba yerlestir yok islaklari kurula vs olmayacak. temizden al kirliye koy. kirliyi calistir. digerine gec. cok mantikli bence.
devamını gör...

al pacino nun baştan sona karakterin tepkilerini doğaçlama yaptığı oyunculuk dersi niteliğindeki eseri. huwaa!*
devamını gör...

kredi ve yurtlar kurumunun yerli ve milli üç harflisidir.

(bkz: akp döneminde gerçekleşmiştir)
devamını gör...

bayramdan önce beklediğim tüm ödemelerin bugün gelmesi beni çok mutlu etti. şükürler olsun, çocuklarıma bayram harçlığı verecek ve yeğenlerime ıban ile * harçlık gönderecek kadar param var.
devamını gör...

kullanıcı tarafından yüklenmiş görsel
devamını gör...

islam üzerine cumhuriyet sonrası inanılmaz kara propaganda yapılmaya başlandı. islam dininin kuralları inanan müslümanları bağlar. kadın ve erkeği doğasının dışında değil, bizzat birbirini tamamlayacak şekilde yaşatır. batı ve modernizmin kurallarını sorgulamadan direkt olarak kabul eden ezik psikolojili insanların anlamasını beklemiyorum zaten. örneklerle şeriatı size anlatmaya çalışacağım.


hırsızlık, cinayet, aldatma, evlilik dışı cinsel ilişki, adam kayırma, terör gibi suçlar toplumun göreceği şekilde cezalandırılır. fakat islamiyet hayatın gerçeklerine duyarlıdır. mesela hz ömer dönemi çok yoksulluk olduğu için bir gün bir hırsızlık oluyor ve bu şahıs yakalanıyor. normalde hırsızlığın bedeli o eli kaybetmektir fakat hz ömer fakirlik dönemi olduğu için zaruriyeti göz önünde bulundurarak bu cezayı uygulamıyor.

şöyle bir toplum hayal edin:

hırsızlığın çok nadir olduğu ve cezasının caydırıcı olduğu
aldatılmanın, zinanın cezalarının rencide edici ve ağır olduğu
adam öldürmenin cezasının kısas olması (sizi öldürmeye 100 kişi bile bulaşsa 100'ü kısas edilir)

gibi olayların minimum olduğu ve topluma rezil olma durumları barındırdığı için bu tarz potansiyeli olan insanlar bunları çok çok nadir yapabilir. öyle bir toplum düşünün ki, birisi bir suç işliyor ve insanlar anında din kardeşimiz öyle şey yapmaz deyip savunmaya başlıyor. güven esaslı bir toplum. eşinizin başkaları tarafından rahatsız edilmeyeceği, sizi aldatamayacağı, canınızın güvende olduğu bir toplum.

dağınık olsa da az çok anlamışsınızdır. bu toplumlar var oldu. asrı saadet dönemi ve türk devletlerinin tarihine bakabilirsiniz. tabi propaganda çok ağır olunca.. birisi birisini vahşice öldürünce hapse giriyor ve insanlar tatmin olmuyor. birbirimizi kandırmayalım? adamı içeriden birisi öldürse herkes rahatlıyor. hatta bazı durumlarda işkence edelim, ölmemeli diyoruz bazı şahıslara fakat bu ölçüyü kaçırmak. şeriat demek islam hukuku demek. bir müslüman bu kurallara itibar etmek zorundadır. yallah arabistan'a diyen tayfa, bu topraklar dinsizlik ile değil islam uğruna kan akıtan nice yiğitler ile harmanlandı. bu topraklar en sert ve bedel ödenen toprakları. bunu da fani amaçlar değil, ebedi anlam için hayatını ortaya koyan atalarımız yaptı. şeriat istememek gayet doğal hakkınız fakat osmanlı gibi devletlerin bu tarz islam hukuku uygulamalarına bakın. yabancıların müslüman toplumun ahlaklı yaşamını ve samimiyetini öve öve bitiremediği seyehatnamelere bakın, okuyun be. bu dönem iğrenç bir dönem ve islamiyete bu dönem üzerinden saldırmayın. gerçekten uygulandığı dönemlere bakın. bak hoşuna gitmez kurallar, ben zina edeceğim falan dersin. serbestsin dostum, bu dine inanmak zorunda değilsin. sana ceza da uygulanmaz zaten. merak eden zaten fıkıh ile ilgilenir kuduri falan okur. ama seyehatnameler çok önemli bu konuda. o müslüman toplumun nasıl övüldüğünü kendiniz görün sonra şu an yaşanmayan islamla karşılaştırın.

karısının zina yaptığını ispatladığı halde karısına ömür boyu maaş ödemek zorunda bırakılıp adalet arasınız :)

siz şu anda kendinizi güvende hissediyor musunuz? en çok tecavüz hangi ülkede yapılıyor baktınız mı? o çok öve öve bitiremediğiniz balkan ülkelerinde. hırsızlık? konuşmaya gerek var mı sizce bunları? adamlar yakalanmayacağını anlayınca her suçu işliyor. fakat bir mümin hesap vereceğini bilir. çünkü allah her şeyi görür.bu toplumda ne eşler birbirine güveniyor, ne kardeşler. evinizde altın bile zor tutarsınız. gelmişsiniz islam hukukuna saldırıyorsunuz. illa edep.
devamını gör...

yunan mitolojisinde ölüleri tartaros'a(ölüler diyarına) götüren kayıkçı. yalnız bu işi ücret mukabilinde yapar bu arkadaş. eğer ücreti alamazsa geçirmez. bu sebeple ölen kişinin ağzına akçe sıkıştırırmış yunanlılar antik devirde. zalim kharon diyolarmış adama zaten.
devamını gör...

bazılarının hakettiğini düşünüyorum. özellikle gittiği yerde huzur kaçıranların. babannem fazlalıktı mesela. sağolsun o bizdeyken sofraya bile oturamazdık. o yiyip kalkınca oturabilirdik. çoğu zaman da yemek yiyemezdik kalan yemekleri toplar mahalledeki kediye köpeğe verirdi. okula gidemeyeyim diye atmadığı iftira kalmamıştı. 15 yaşındayken kendi seçtiği birine vermiş beni kimseye sormadan. okuldan geldiğimde üstümde forma ile tanımadığım insanlar gelip beni istemişti. babam saf bir insan olsaydı belki de o gün sözlenecektim zorla. hakkımı zerre kadar helal etmiyorum.
devamını gör...

bazıları çok şerefsiz olabilen insan formu.

bir tanesi ile çay ocağının önünde oturuyoruz, kalktı bu "ben elektrikçiye gideyim alacağım bir şeyler var" dedi, "bana da şu prize takılan led lambalardan alsana, odanın ışığı çok parlak gece onu takayım tv filan bakarken" dedim, tamam dedi gitti..

benim için aldığına bakın, neymiş yaşıma ve cinsiyetime en çok uyan buymuş!
şerefsiz demiş miydim?

kullanıcı tarafından yüklenmiş görsel
devamını gör...

(bkz: ortelius) tarafından yazılmış olan ve ilk modern atlas olarak kabul edilen; içeriğinde 70 adet harita bulunduran eserdir.
devamını gör...

sanırım espiri yapıyor yazar kişisi. elbette istediği gibi düşünmekte espiri yapmakta özgür. bu da seviyesini (zeka, karakter) ortaya çıkardığından iyi oluyor bence.
devamını gör...

normal sözlük'ü kullanarak 3. parti dahil tarayıcı çerezlerinin kullanımına izin vermektesiniz. Daha detaylı bilgi için çerez ve gizlilik politikamıza bakabilirsiniz.

online yazar listesini görmek için lütfen giriş yapın.
zaman tüneli köftehor rehberi portakal normal radyo kütüphane kulüpler renk modu online yazarlar puan tablosu yönetim kadrosu istatistikler iletişim