anıtkabir
yapımına 1944 yılında başlanarak 1953 yılında tamamlanan, ankara’nın tandoğan semtinde yer alan, türkiye cumhuiyeti’nin kurucusu mustafa kemal atatürk'ün anıt mezarını içeren komplekstir. kompleksin yapımı için bir komisyon kurulmuş ve yapılacağı yerin belirlenmesi, nasıl bir mimari yapıya sahip olması gerektiği gibi konulardaki kararlar bu komisyon tarafından alınmıştır. komisyon kompleksin yapılacağı alanın belirlenmesi için birçok farklı yer üzerinde durmuş ve en son genel görüş itibariyle çankaya’da karar kılacağı sırada, aydın milletvekili olan yüksek mühendis mithat aydın tarafından rasattepe’nin önerilmesi, buna ilaveten komisyon üyelerinden süreyya özgeevren’in bir sonraki toplantıda rasattepe ile ilgili olarak;
--- alıntı ---
rasattepe’nin bunlardan başka bir özelliği daha vardır ki, hayali genişçe olan her kişiyi derin bir şekilde ilgilendirir sanırım. rasattepe, bugünkü ve yarınki ankara’nın genel görünüşüne göre, bir ucu dikmen’de, öteki ucu etlik’te olan bir hilal (yarımay)’in tam ortasında, bir yıldız gibidir. ankara, hilalin gövdesidir. anıtkabir’in burada yapılması kabul edilirse, şöyle bir durum ortaya çıkacaktır: türkiye’nin başkenti olan ankara şehri, kollarını açmış atatürk’ü kucaklamış olacaktır. atatürk’ü böylece bayrağımızdaki yarımayın (hilal) yıldızının ortasına yatırmış olacağız. atatürk, bayrağımızla sembolik olarak birleşmiş olacaktır! ben bu açıklamayı, birçok aydın kişilere ve bu arada hüseyin cahit yalçın’a da yaptım. bu büyük fikir adamı “atatürk’ün yatacağı yerin böyle açıklanmasında, gelecek nesilleri teşvik etmek bakımından büyük faydalar vardır.” buyurmuştur. atatürk anıtkabir’ı için rasattepe’ye oy verecek olanlar, atatürk’e olan minnet borçlarını ödeme yolunu tutmuş olurlar!
--- alıntı ---
şeklindeki açıklamaları sonrası karar değiştirerek kompleksin rasattepe’de yapılmasına karar vermiştir. daha sonra ismi değiştirilen bu bölge bugün “anıttepe” olarak bilinmektedir. kompleksin yücetepe mahallesi’ne bakan tarafında ise “ordular”, “ilk”, “hedef”, “ileri” sokakları ve hemen bitişiğinde ise “akdeniz” caddesi bulunmaktadır.
--- alıntı ---
rasattepe’nin bunlardan başka bir özelliği daha vardır ki, hayali genişçe olan her kişiyi derin bir şekilde ilgilendirir sanırım. rasattepe, bugünkü ve yarınki ankara’nın genel görünüşüne göre, bir ucu dikmen’de, öteki ucu etlik’te olan bir hilal (yarımay)’in tam ortasında, bir yıldız gibidir. ankara, hilalin gövdesidir. anıtkabir’in burada yapılması kabul edilirse, şöyle bir durum ortaya çıkacaktır: türkiye’nin başkenti olan ankara şehri, kollarını açmış atatürk’ü kucaklamış olacaktır. atatürk’ü böylece bayrağımızdaki yarımayın (hilal) yıldızının ortasına yatırmış olacağız. atatürk, bayrağımızla sembolik olarak birleşmiş olacaktır! ben bu açıklamayı, birçok aydın kişilere ve bu arada hüseyin cahit yalçın’a da yaptım. bu büyük fikir adamı “atatürk’ün yatacağı yerin böyle açıklanmasında, gelecek nesilleri teşvik etmek bakımından büyük faydalar vardır.” buyurmuştur. atatürk anıtkabir’ı için rasattepe’ye oy verecek olanlar, atatürk’e olan minnet borçlarını ödeme yolunu tutmuş olurlar!
--- alıntı ---
şeklindeki açıklamaları sonrası karar değiştirerek kompleksin rasattepe’de yapılmasına karar vermiştir. daha sonra ismi değiştirilen bu bölge bugün “anıttepe” olarak bilinmektedir. kompleksin yücetepe mahallesi’ne bakan tarafında ise “ordular”, “ilk”, “hedef”, “ileri” sokakları ve hemen bitişiğinde ise “akdeniz” caddesi bulunmaktadır.
devamını gör...
biontech aşısı iki doz arası sürenin 6-8 haftaya çıkarılması
avrupada halkını en çok aşılayan ülkeymişiz de, efenim işte pandemiyi başarıyla yürütüyormuşuz da... geç bunları geç, halkına ilkini yaptığın aşının ikincisini veremiyorsun sen ama hala ekranlarda atıp tutuyorsun, ufak at bari.
tanım: halkına aşı bile dağıtamayan beceriksiz iktidarın sebep olduğu içler acısı durumdur.
tanım: halkına aşı bile dağıtamayan beceriksiz iktidarın sebep olduğu içler acısı durumdur.
devamını gör...
whatsapp'ın kendi durum yapması
kendi kendine durum paylaşımını nasıl yaptığını merak ettiğim dumurumdur.
açıkcası triplerine rağmen silmeyip, geri adım atmasını beklemiştim zaten. bir açıklama bekliyordum kendisinden ki çok bekletmemiştir;
-ya kızım valla yanlış anladın bak, ben hiç öle bişey yapar mıyım??
açıkcası triplerine rağmen silmeyip, geri adım atmasını beklemiştim zaten. bir açıklama bekliyordum kendisinden ki çok bekletmemiştir;
-ya kızım valla yanlış anladın bak, ben hiç öle bişey yapar mıyım??
devamını gör...
banyoya girmeye üşenmek
özellikle hava soğukken yaşanılan durum. eğer tatil günüyse sabah banyo yaparım diye güne başlanır, akşama kadar ertelenir.
devamını gör...
evlatlık olduğunuzu öğrenseniz biyolojik ailenizi arar mısınız sorunsalı
ararım cevabı vereceğim başlıktır.
ama arama sebebim onların kim olduğunu merak etmek.
yoksa benim ailem beni evlatlık olarak alan büyüten kişilerdir.
ama arama sebebim onların kim olduğunu merak etmek.
yoksa benim ailem beni evlatlık olarak alan büyüten kişilerdir.
devamını gör...
şeker portakalı kitabından alıntılar
- acılarım kaç gün sürecek portuga?
- 40 gün.
- 40 gün sonra geçecek mi?
- hayır, alışacaksın...
- 40 gün.
- 40 gün sonra geçecek mi?
- hayır, alışacaksın...
devamını gör...
portakal kokusu
bir haftasonu klasiği olarak yine biraz erkence uyandığım* bir günde kahvemi içip, ayılmaya çalışıp, sözlükte gezinip, hala yalnız ayakta olunca, ikinci kahvemi yaparken, kahvaltı niyetine bir portakal * yemek isteyince yine kıyamadım ve de tüm portakalların kabuklarını incecik rendeleyerek buzluğa kaldırdım.* işte tam o anda evi mis gibi bir portakal kokusu sardı. portakalın mis kokusunu içime çekerken de aklıma yıllar önce tanıştığım; portakal kokusuna aşık, cemal süreyya hayranı genç üniversite öğrencisi bey geldi. hayatımdaki birçok insan gibi o da kaybolup gitti ama gülümseyerek andıklarımdan biri olarak kalmış. selamlar olsun, umarım hayal ettiğin şiirli hayatı yaşıyorsundur.
ne diyordum iç ferahlatıcı, neşeli koku burnumdayken bir yandan da düşünmeye başladım. genellikle geçmişte geziniyorum ve aklıma her bir koku, bir hatırayı getiriyor. çünkü yaşadığım yeni bir şey yok. yaşlı insanlar da demek ki bundan hep anılarından bahsediyor.
eylül ayından beri uzun soluklu sayılabilecek sohbeti ettiğim, bir araya geldiğim insan sayısı "on". evet, evet sadece on kişi. ailem dahil üstelik. online dersler, görüntülü aramalar... paylaşımlarım genel olarak bir ekranın ardında. ve sanırım artık bu durum bana ağır gelmeye başladı.
şöyle düşünün önceden bir günde onlarca öğrenci, spor salonunda, mekanlarda konuştuğum, dokunduğum, vakit geçirdiğim bir sürü insan vardı. şimdi yalnızlık çöktü yüreğime. ilk zamanlar kendimi dinlemenin hazzı vardı ancak artık yüreğim yamalı bir hale bürünmüş gibi hissediyorum. evden çıkmamak, hali hazırda var olan üst solunum yolu rahatsızlığım yüzünden pandemiden korkarak geçirdiğim günler canımı yakmaya başladı. pazartesi doktora gidiyorum. geçen martta olmalısın dediği o ameliyatı olup hayatımda birazcık daha az korku kalsın istiyorum. sıkıldım. bunaldım.
neşeli, ferahlatıcı bir koku portakal kokusu. ama fark ettim ki neşeli gözlerle bakmayınca sonu hüzünlü bir yazıya gitmiş. daha ferah günler diliyorum, hepimiz için...
ne diyordum iç ferahlatıcı, neşeli koku burnumdayken bir yandan da düşünmeye başladım. genellikle geçmişte geziniyorum ve aklıma her bir koku, bir hatırayı getiriyor. çünkü yaşadığım yeni bir şey yok. yaşlı insanlar da demek ki bundan hep anılarından bahsediyor.
eylül ayından beri uzun soluklu sayılabilecek sohbeti ettiğim, bir araya geldiğim insan sayısı "on". evet, evet sadece on kişi. ailem dahil üstelik. online dersler, görüntülü aramalar... paylaşımlarım genel olarak bir ekranın ardında. ve sanırım artık bu durum bana ağır gelmeye başladı.
şöyle düşünün önceden bir günde onlarca öğrenci, spor salonunda, mekanlarda konuştuğum, dokunduğum, vakit geçirdiğim bir sürü insan vardı. şimdi yalnızlık çöktü yüreğime. ilk zamanlar kendimi dinlemenin hazzı vardı ancak artık yüreğim yamalı bir hale bürünmüş gibi hissediyorum. evden çıkmamak, hali hazırda var olan üst solunum yolu rahatsızlığım yüzünden pandemiden korkarak geçirdiğim günler canımı yakmaya başladı. pazartesi doktora gidiyorum. geçen martta olmalısın dediği o ameliyatı olup hayatımda birazcık daha az korku kalsın istiyorum. sıkıldım. bunaldım.
neşeli, ferahlatıcı bir koku portakal kokusu. ama fark ettim ki neşeli gözlerle bakmayınca sonu hüzünlü bir yazıya gitmiş. daha ferah günler diliyorum, hepimiz için...
devamını gör...
0330
bu adama nasıl nick altı yazılmamış inanın hayretler içerisinde kaldım. kınıyorum hepimizi! kusurumuza bakmasın. vay bana vaylar bana... elbarto tosbağayı niye utandırıyorsun kardeşim? ben bu utançla kabuğuma çekilirim arkadaş!
affet beni 0330
affet beni 0330
devamını gör...
kafa dengi arkadaş bulmanın zorluğu
kim bilir gün içinde kaç insan yanımızdan geçip gidiyor kafa dengi diyebileceğimiz. günümüzde yeni insanlarla tanışmanın çoğunlukla arkadaş ortamı ve sosyal medyadan olduğunu var sayarsak bu iş biraz zor.
devamını gör...
meja (yazar)
kendisiyle neden uğraşıldığını anlamayan yazar.
arkadaşlar, şurada trollük yapmayıp bilgi giren herkesin nickaltında düzgün düzgün yazılıp çizilirken ne hikmetse kimseye sataşmadığım ve kendi halimde takıldığım halde sürekli olarak birileri laf sokma ihtiyacı hissediyor. tam olarak derdiniz nedir bilmiyorum ama savunma yapmaya da mecbur bırakıyorsunuz insanı.
defalarca kopyala yapıştır konusundaki fikirlerimi söylediğim halde biri gelip kopyala yapıştırcı olduğumu iddia etti (ki olmadığımın kanıtı google amca. açın kontrol edin. denemesi bedava...).
kendimi kesinlikle zeki falan bulmadığımı birkaç başlıkta açık açık beyan ettiğim halde biri gelip "kendini zeki zanneden yazarlar" diye bakınız verdi.
bir başkası, profil fotoğrafı olan tek kadın yazar benmişim gibi farklı şeyler ima etti.
şimdi bir arkadaş da yazdıklarımı zorlama bulup burayı çok ciddiye aldığımı iddia etti. burayı ciddiye almaktan kasıt nedir? herkes gibi tanım giriyorum sadece. üstelik burayı ciddiye alınca ne oluyor, bu laf neden her sözlük ortamında herkesin diline dolanmış durumda, onu da anlamış değilim. ortam sanal olabilir ama arkasında gerçek insanların olduğu her yer ciddiye alınabilir. bu o kadar da patolojik bir durum değil.
bu aralar yapay zekâ kodlaması ile uğraşmak istediğim için eğitim videoları izliyor ve kitaplar okuyorum. bundan geriye kalan boş vakitlerimi burada bir şeyler paylaşarak değerlendirmeyi seviyorum. burada yazdıklarımı bir blog açarak yazmayı tasarlıyordum ama şu an için o karardan vazgeçtiğimden, blogda değil burada yazıyorum aklımdakileri. eğer tanımların uzunluğu size zorlama gibi geliyorsa, benim için uzun yazı yazmak leblebi yemek gibi sıradan bir iş. tanımların içeriği zorlama gibi geliyorsa o da gelmesin çünkü üniversitede eğitimini aldığım konuları yazıyorum, özellikle konu aramıyorum buraya yazmak için. en iyi bildiğim şeyleri de yazmayayım mı siz mutlu olacaksınız diye?
kimseye bir şey yapmadığım halde varlığımın sürekli birilerine batması da ne bileyim... cidden üzücü yahu! böyle böyle bıraktıracaksınız zaten sonunda yazmayı.
düşüncelerinizi tabi ki ifade edin de, durup dururken herhangi bir yazarın nickaltına gidip, kendisiyle 2 kelam dahi etmediğim halde kendisine bir şeyler yakıştırmadığım için, bana yapılmasını da tuhaf karşılıyorum.
ben de görüşümü yazdım. şimdi bundan da rahatsız olursunuz falan. aman kusura bakmayın, bu da benim had bilmezliğim. *
edit: tüm bu yazdıklarımdan bu sonucu mu çıkardınız cidden? pes!..
edit 2: son editimdir. bu konunun daha fazla uzamasını istemiyorum artık. en sevmediğim şeydir böyle aptalca ithamlara maruz kalmak.
koca sitede profil fotoğrafı olan onlarca kadın yazar, yazdıklarını sizin deyiminizle "özene bezene" yazan ve resimlerle destekleyen onlarca insan varken aradan beni seçmiş olmanız en kırıcı olmayan ifadeyle söylemek gerekirse sadece komik. demek ki hepsinin tek derdi kendisini sevdirmekmiş, boşuna okuyormuşuz biz bu insanların yazdıklarını. düşüncelerini boşuna umursuyormuşuz. ne günlere kaldık...
ayrıca aklınızca laf sokuşturmaya çalışmışsınız ama "kısıtlı" vaktim olduğunu söylemedim. tıpkı profil fotoğrafımı istediğim yerde kullanmak konusunda keyfimin kâhyalığını yapamayacağınız gibi, vaktimin ne kadarını nereye nasıl harcadığım da sizi ilgilendirmiyor. "şükela"larınız sizin olsun, bana önce insanlık lazım. burada tuhaf olan şey, insanların sözlüğün verdiği doğal bir haktan faydalanıp buraya fotoğraf koymaları değil, sizin gibilerin sadece fotoğrafa kafayı takıp insanların fikirlerini, yazdıklarını göremeyecek kadar kör olması.
tanımadığınız insanlara da karakter tahlili yapıp gülünç duruma düşmeyin. az buçuk tanısaydınız, söylediğiniz karakterde biri olmadığımı da bilirdiniz ve böyle bomboş konuşmazdınız. herkesi kendiniz gibi sanmak iyi bir yöntem değildir.
"akıllı insan işiyle, akılsız insan kişiyle uğraşır." ben sözlüğe geldiğimden beri 1 kişiyle bile uğraşmadım. bence siz de işinize bakın, insanları rahat bırakın.
arkadaşlar, şurada trollük yapmayıp bilgi giren herkesin nickaltında düzgün düzgün yazılıp çizilirken ne hikmetse kimseye sataşmadığım ve kendi halimde takıldığım halde sürekli olarak birileri laf sokma ihtiyacı hissediyor. tam olarak derdiniz nedir bilmiyorum ama savunma yapmaya da mecbur bırakıyorsunuz insanı.
defalarca kopyala yapıştır konusundaki fikirlerimi söylediğim halde biri gelip kopyala yapıştırcı olduğumu iddia etti (ki olmadığımın kanıtı google amca. açın kontrol edin. denemesi bedava...).
kendimi kesinlikle zeki falan bulmadığımı birkaç başlıkta açık açık beyan ettiğim halde biri gelip "kendini zeki zanneden yazarlar" diye bakınız verdi.
bir başkası, profil fotoğrafı olan tek kadın yazar benmişim gibi farklı şeyler ima etti.
şimdi bir arkadaş da yazdıklarımı zorlama bulup burayı çok ciddiye aldığımı iddia etti. burayı ciddiye almaktan kasıt nedir? herkes gibi tanım giriyorum sadece. üstelik burayı ciddiye alınca ne oluyor, bu laf neden her sözlük ortamında herkesin diline dolanmış durumda, onu da anlamış değilim. ortam sanal olabilir ama arkasında gerçek insanların olduğu her yer ciddiye alınabilir. bu o kadar da patolojik bir durum değil.
bu aralar yapay zekâ kodlaması ile uğraşmak istediğim için eğitim videoları izliyor ve kitaplar okuyorum. bundan geriye kalan boş vakitlerimi burada bir şeyler paylaşarak değerlendirmeyi seviyorum. burada yazdıklarımı bir blog açarak yazmayı tasarlıyordum ama şu an için o karardan vazgeçtiğimden, blogda değil burada yazıyorum aklımdakileri. eğer tanımların uzunluğu size zorlama gibi geliyorsa, benim için uzun yazı yazmak leblebi yemek gibi sıradan bir iş. tanımların içeriği zorlama gibi geliyorsa o da gelmesin çünkü üniversitede eğitimini aldığım konuları yazıyorum, özellikle konu aramıyorum buraya yazmak için. en iyi bildiğim şeyleri de yazmayayım mı siz mutlu olacaksınız diye?
kimseye bir şey yapmadığım halde varlığımın sürekli birilerine batması da ne bileyim... cidden üzücü yahu! böyle böyle bıraktıracaksınız zaten sonunda yazmayı.
düşüncelerinizi tabi ki ifade edin de, durup dururken herhangi bir yazarın nickaltına gidip, kendisiyle 2 kelam dahi etmediğim halde kendisine bir şeyler yakıştırmadığım için, bana yapılmasını da tuhaf karşılıyorum.
ben de görüşümü yazdım. şimdi bundan da rahatsız olursunuz falan. aman kusura bakmayın, bu da benim had bilmezliğim. *
edit: tüm bu yazdıklarımdan bu sonucu mu çıkardınız cidden? pes!..
edit 2: son editimdir. bu konunun daha fazla uzamasını istemiyorum artık. en sevmediğim şeydir böyle aptalca ithamlara maruz kalmak.
koca sitede profil fotoğrafı olan onlarca kadın yazar, yazdıklarını sizin deyiminizle "özene bezene" yazan ve resimlerle destekleyen onlarca insan varken aradan beni seçmiş olmanız en kırıcı olmayan ifadeyle söylemek gerekirse sadece komik. demek ki hepsinin tek derdi kendisini sevdirmekmiş, boşuna okuyormuşuz biz bu insanların yazdıklarını. düşüncelerini boşuna umursuyormuşuz. ne günlere kaldık...
ayrıca aklınızca laf sokuşturmaya çalışmışsınız ama "kısıtlı" vaktim olduğunu söylemedim. tıpkı profil fotoğrafımı istediğim yerde kullanmak konusunda keyfimin kâhyalığını yapamayacağınız gibi, vaktimin ne kadarını nereye nasıl harcadığım da sizi ilgilendirmiyor. "şükela"larınız sizin olsun, bana önce insanlık lazım. burada tuhaf olan şey, insanların sözlüğün verdiği doğal bir haktan faydalanıp buraya fotoğraf koymaları değil, sizin gibilerin sadece fotoğrafa kafayı takıp insanların fikirlerini, yazdıklarını göremeyecek kadar kör olması.
tanımadığınız insanlara da karakter tahlili yapıp gülünç duruma düşmeyin. az buçuk tanısaydınız, söylediğiniz karakterde biri olmadığımı da bilirdiniz ve böyle bomboş konuşmazdınız. herkesi kendiniz gibi sanmak iyi bir yöntem değildir.
"akıllı insan işiyle, akılsız insan kişiyle uğraşır." ben sözlüğe geldiğimden beri 1 kişiyle bile uğraşmadım. bence siz de işinize bakın, insanları rahat bırakın.
devamını gör...
laikliğin halka sorulmadan getirilmesi
devrimin bir parçası olan laiklik, devrimler halk tarafından yapıldığı için sorulmasına gerek kalmadan uygulanmaya başlanmıştı.
devamını gör...
yazarlardan 1 şarkı 1 film önerisi
şarkı: emircan iğrek - memur
film: ikizler projesi (aksiyon/bilim kurgu).
film: ikizler projesi (aksiyon/bilim kurgu).
devamını gör...
moğol imparatorluğu
aynı zaman diliminde hep vietnam’a hem de macaristan’a sefer düzenleyebilen; aynı yıl içerisinde hem myanmar’ı hem de polonya’yı istila edebilen bir garip imparatorluk. böylesi devasa bir lojistik ağını günümüz süper güçleri bile sağlayamıyor.
istila ettikleri yerlerde taş üstünde taş, baş üstünde baş bırakmamalarıya meşhurdurlar. diğer istilacılar gittikleri yerin halkına bir şekilde boyun eğdirdikten sonra onlara iyi kötü bir yaşama hakkı tanımış hatta devşirme sisteminde olduğu gibi etinden de sütünden de faydalanmasını bilmişlerdi. ancak bu moğollar arkalarından nefes alan hiçbir canlı, ayakta kalan hiçbir yapı; bilcümle medeniyete dair hiçbir iz bırakmadan geçmişlerdi. örneğin; sivas’ı istila ettiklerinde sivas halkının tamamını katledip kafalarından kule, piramit gibi devasa şekiller yaptıkları yazılmış, çizilmiş. amaçları yalnızca öldürmek ve yağmalamaktı. insan bir haraca bağlar, vergi filan alır değil mi? bunları da yapıyorlardı elbet ama çok çok nadir. bu kadar büyümelerinin sebebi de yaşamak için yağmalamak güdüleriydi (bu özelliklerinden dolayı ışid’e çok benzetirim). zaten onları birleştiren liderleri (bkz: cengiz han) öldükten sonra koca imparatorluk anında dağılmış, cengiz’in oğulları arasında üleştirilerek un ufak olmuştur. zaten moğol artıklarının çoğu da kısa sürede türkleşmiştir.
ayrıca pastırma anadolu’ya bu arkadaşlar sayesinde gelmiştir. kendi lojistiğinden kendisi sorumlu bir moğol eri sağdan soldan çaldığı eti bozulmasın diye tuzlayarak atının eyerinin altına istiflermiş ve sefer sırasında moğol’un altında kilometrelerce yol boyunca ezile büzüle pastırma olurmuş.
hacivat karagöz neden öldürüldü (film) moğolların anadolu istilasını gerçekçi bir şekilde beyaz perdeye yansıtan başarılı bir dönem filmidir.
istila ettikleri yerlerde taş üstünde taş, baş üstünde baş bırakmamalarıya meşhurdurlar. diğer istilacılar gittikleri yerin halkına bir şekilde boyun eğdirdikten sonra onlara iyi kötü bir yaşama hakkı tanımış hatta devşirme sisteminde olduğu gibi etinden de sütünden de faydalanmasını bilmişlerdi. ancak bu moğollar arkalarından nefes alan hiçbir canlı, ayakta kalan hiçbir yapı; bilcümle medeniyete dair hiçbir iz bırakmadan geçmişlerdi. örneğin; sivas’ı istila ettiklerinde sivas halkının tamamını katledip kafalarından kule, piramit gibi devasa şekiller yaptıkları yazılmış, çizilmiş. amaçları yalnızca öldürmek ve yağmalamaktı. insan bir haraca bağlar, vergi filan alır değil mi? bunları da yapıyorlardı elbet ama çok çok nadir. bu kadar büyümelerinin sebebi de yaşamak için yağmalamak güdüleriydi (bu özelliklerinden dolayı ışid’e çok benzetirim). zaten onları birleştiren liderleri (bkz: cengiz han) öldükten sonra koca imparatorluk anında dağılmış, cengiz’in oğulları arasında üleştirilerek un ufak olmuştur. zaten moğol artıklarının çoğu da kısa sürede türkleşmiştir.
ayrıca pastırma anadolu’ya bu arkadaşlar sayesinde gelmiştir. kendi lojistiğinden kendisi sorumlu bir moğol eri sağdan soldan çaldığı eti bozulmasın diye tuzlayarak atının eyerinin altına istiflermiş ve sefer sırasında moğol’un altında kilometrelerce yol boyunca ezile büzüle pastırma olurmuş.
hacivat karagöz neden öldürüldü (film) moğolların anadolu istilasını gerçekçi bir şekilde beyaz perdeye yansıtan başarılı bir dönem filmidir.
devamını gör...
an itibarıyla yazarların nerede olup ne yaptığı sorusu
uykumun gelmesini bekliyorum. o sırada sıkıntıdan dayanamadım sözlüğü açtım.* mükemmel kararlılık... bayılıyorum kendime.*
devamını gör...
20 mart 2021 türkiye'nin istanbul sözleşmesi'nden ayrılması
nereden bakarsan bak "tutarsızlık"
nereden bakarsan "ahmakça"
sözleşmenin imzalanmasıda iptal edilmeside akp döneminde gerçekleşmiştir.
sözlerimin bundan sonrası küfür içerir. ama ben efendi adamım, yazmıyayım. yasak oldugundan degil yani.
nereden bakarsan "ahmakça"
sözleşmenin imzalanmasıda iptal edilmeside akp döneminde gerçekleşmiştir.
sözlerimin bundan sonrası küfür içerir. ama ben efendi adamım, yazmıyayım. yasak oldugundan degil yani.
devamını gör...
hayat eve sığmıyor
artık isyan ettiğim durumdur. bitsin bu zalım pandemi.
devamını gör...
yazarların engellediği ilk yazar
(bkz: tanımları hızlıca gözden geçirip nickini aramak)
çok şükür bugün kimsenin engellediği olmamışım.
çok şükür bugün kimsenin engellediği olmamışım.
devamını gör...
sevdiğin herkese güvenmek
sevgi ile güven birbirine yakışan fakat birbirini gerektiren şeyler değildir.
devamını gör...
kürk mantolu madonna
bugüne kadar okuduğum ve ruhumda iz bırakan nadir kitaplardandır. sabahattin ali’yi ilk bu kitap ile keşfettim ve birini böylesi sevmenin mümkün olmadığını yine bu kitap ile öğrendim. okurken de altını çizdiğim, şu çok sevdiğim alıntısını aşağıya bırakıyorum.
“tesadüf seni önüme çıkarmasaydı, gene aynı şekilde, fakat her şeyden habersiz, yaşayıp gidecektim. sen bana dünyada başka bir hayatın da mevcut olduğunu, benim bir de ruhum bulunduğunu öğrettin.”
“tesadüf seni önüme çıkarmasaydı, gene aynı şekilde, fakat her şeyden habersiz, yaşayıp gidecektim. sen bana dünyada başka bir hayatın da mevcut olduğunu, benim bir de ruhum bulunduğunu öğrettin.”
devamını gör...
2 milyon yaşındaki taş bebek nampa
abd nampa'da 1889 yılında maden işçileri kazı yaparken yerin 97 metre altında bir taş bebek buldular.
2 milyon yaşında olduğu tespit edilen bu oyuncak bebeğe nampa ismi verildi.
2 milyon yıl önce abd'nin o bölgesinde insan topluluğu olduğuna dair bir kanıt yoktu.
zaten homo sapiens 200 bin yıl öncesinde ortaya çıkmıştı.
“o halde usta bir işçilikle yapılan bu oyuncak bebeği kim yapmıştı;
yerin 97 metre altında ne arıyordu;
uzaylı bir çocuk ailesi ile 2 milyon yıl önce dünyaya gezmeye geldiğinde oyuncağını kimse almasın diye yer altına mı saklamıştı;
yoksa 2 milyon önce insanlar var mıydı?”
diye bilim insanları araştırmaya başladı.
oberlin üniversitesi'nden profesör albert a. wright taş bebek nampa’yı şöyle anlatır:
“nampa, küçük bir çocuğun ya da bir amatörün ürünü değil gerçek bir sanatçının eseridir. zamanla yıpranmış olsa da, oyuncak bebeğin görünüşü hala belirgindir: yumrulu bir kafası, zor fark edilen ağzı ve gözleri vardır. geniş omuzlar, kısa ve kalın kollar, uzun bacaklar.
figür üzerinde, giysi kalıpları ile takıları temsil eden soluk geometrik işaretler de var. bunlar çoğunlukla göğüste, boyun çevresinde, kollarda ve bileklerde bulunuyor. oyuncak bebek, sanatsal açıdan yüksek medeniyete sahip bir kişinin görüntüsüdür.” kaynak
17. yüzyılda isaac newton “bilimi, bugünkü bilimin dar çerçevesinden çıkarıp bilim üstüne getirdiğimiz an, tam bilim olur “ demişti.
ne var ki onu dinlemeyen bazı sözde bilim insanları at gözlüğü ile bakmaya devam ettiler.
"ilim servetten daha kıymetlidir; çünkü serveti sen korursun, halbuki ilim seni korur" - hz. ali.
not: uzat sarı saçlarını rapunzel'e katkıları için teşekkürler.
2 milyon yaşında olduğu tespit edilen bu oyuncak bebeğe nampa ismi verildi.
2 milyon yıl önce abd'nin o bölgesinde insan topluluğu olduğuna dair bir kanıt yoktu.
zaten homo sapiens 200 bin yıl öncesinde ortaya çıkmıştı.
“o halde usta bir işçilikle yapılan bu oyuncak bebeği kim yapmıştı;
yerin 97 metre altında ne arıyordu;
uzaylı bir çocuk ailesi ile 2 milyon yıl önce dünyaya gezmeye geldiğinde oyuncağını kimse almasın diye yer altına mı saklamıştı;
yoksa 2 milyon önce insanlar var mıydı?”
diye bilim insanları araştırmaya başladı.
oberlin üniversitesi'nden profesör albert a. wright taş bebek nampa’yı şöyle anlatır:
“nampa, küçük bir çocuğun ya da bir amatörün ürünü değil gerçek bir sanatçının eseridir. zamanla yıpranmış olsa da, oyuncak bebeğin görünüşü hala belirgindir: yumrulu bir kafası, zor fark edilen ağzı ve gözleri vardır. geniş omuzlar, kısa ve kalın kollar, uzun bacaklar.
figür üzerinde, giysi kalıpları ile takıları temsil eden soluk geometrik işaretler de var. bunlar çoğunlukla göğüste, boyun çevresinde, kollarda ve bileklerde bulunuyor. oyuncak bebek, sanatsal açıdan yüksek medeniyete sahip bir kişinin görüntüsüdür.” kaynak
17. yüzyılda isaac newton “bilimi, bugünkü bilimin dar çerçevesinden çıkarıp bilim üstüne getirdiğimiz an, tam bilim olur “ demişti.
ne var ki onu dinlemeyen bazı sözde bilim insanları at gözlüğü ile bakmaya devam ettiler.
"ilim servetten daha kıymetlidir; çünkü serveti sen korursun, halbuki ilim seni korur" - hz. ali.
not: uzat sarı saçlarını rapunzel'e katkıları için teşekkürler.
devamını gör...