hamile karısının karnını açarak poz veren adam
sevgi ve mutluluk içinde bebeklerini bekleyen bir çift görüyorum ya siz?
devamını gör...
yazarlar için en içi boş söz
takma kafana..
devamını gör...
apollo 13
11 nisan 1970 tarihinde ay'a insanlı iniş yapmak üzere başlatılan, ancak olmadık bir aksilik nedeniyle ay'a iniş yapamadan geri dönen astronotların yer aldığı nasa programı.
meraklısına detaylar geliyor. uzun bir yazı, uyarmadı demeyin.
--- mürettebat ---
görevin ilk mürettebatı gordon cooper, donn eisele ve edgar mitchell olarak belirlenmişti. fakat bu durum uzun sürmedi. kiminin eğitim sırasındaki davranışları, kiminin özel hayatındaki sorunlar göreve de yansıdı. böylece mürettebat alan shepard, stuart roosa ve edgar mitchell olarak yeniden düzenlendi. bu kez de ortaya birtakım sağlık sorunları çıktı derken yeniden bir düzenleme yapıldı: jim lovell, fred haise ve ken mattingly. mattingly de bir hastalık geçirince mürettebat yine yenilendi ve jim lovell, fred haise ile jack swigert görevde yer almak üzere son seçilen kadro oldu.
soldan sağa: swigert, lovell ve haise

(görsel, astronomy. com'dan alıntıdır.)
lovell daha önce nasa'da çalışıyordu zaten. haise ve swigert ise daha önce askeri pilotluk yapmıştı. bu nedenle ekip uçuş konusunda oldukça tecrübeliydi. bu, ilerleyen günlerde gelecek olan felaketler için büyük bir avantajdı.
--- uçuş öncesi ---
mekik, servis modülü, kumanda modülü odyssey ve ay örümceği aquarius adlı kısımlardan oluşuyordu. ay üzerindeki fra maura adlı bölgeye iniş planlanmıştı.
temsili bir çizim:

(görsel, awesomestories. com'dan alıntıdır.)
uçuştan önceki haftalarda geri sayım aşaması için tatbikat yapıldı. bir test sırasında, oksijen tankındaki likit oksijen boşaltılarak yerine gaz halinde oksijen dolduruldu. test sonrasında tank boşaltılırken, aracın boru tesisatının kontrol edilmediği görüldü. bunun üzerine gerçekleştirilen kontrol sırasında, ısıtıcı sistemin kullanacağı elektriği sağlamak için yeni bir düzenleme yapıldı.
burada bir ihmal söz konusu oldu. roket üreticisi ile oksijen tankı üreticisi arasında bir görüşme yapıldı ve tank üreticisine, termostatların çalışması için gereken voltaj aralığının yükseltilmesi gerektiği söylendi. ancak ne yazık ki bu yapılmadı. üstelik buna rağmen tank 2. kez kontrol edildi ve yıpratıldı ki zaten tankın üretilmesinin üzerinden yıllar geçmişti. bu ihmalin neye yol açtığını az sonra yazacağım.
--- uçuş günü ve sonrası ---
roket ateşlendi, araç beklenen yörüngeye oturdu. 2 saat kadar sonra, pogo salınımı başlayınca motorda bir tuhaflık olduğu fark edildi. aslında benzer bir durum apollo 6'nın testlerinde de ortaya çıktığı için, bir çeşit önlem alınmıştı bu duruma karşı. bu önlem devreye alındı ve sonrasında ay'a doğru yolculuk başladı. her şey düzeldi zannedildi ancak ne yazık ki durum sandıklarından daha kötüydü.
uçuşun 56. saatinde, her şey yolundaymış gibi görünürken son derece yüksek sesli bir patlama gerçekleşti.
ilk başta lovell bunu, test zamanlarında haise tarafından yapılan şakalardan biri zannetmiş. zira haise vanalarla oynayarak patlamaya benzer sesler çıkarmalarına neden olarak eğlenirmiş. ancak patlamanın ardından lovell ile göz göze geldiklerinde, haise korku dolu bir suratla "ben yapmadım" deyince lovell da endişelenmeye başlamış.
patlayan şey, yukarıda bahsettiğim ihmal nedeniyle, oksijen tankının ta kendisiydi çünkü tanka kontrol aşamasında 65 voltluk gerilim sağlayan bir devre düzenlemesi getirilmişti. fakat tank üreticisi yapılması gerekeni yapıp sistemi buna uygun hale getirmediğinden, tankın sıcaklığı 80 dereceyi bulmuştu. bu da ortamdaki sıvı oksijeni harekete geçirmişti. düşmesi gereken sıcaklık da hatalı sistem nedeniyle düşürülemediğinden süreç patlamayla sonuçlanmıştı.
--- houston, bir sorunumuz var ---
filmlerden bildiğimiz bu cümle, swigert'ın dudaklarından dökülen cümle oldu. oksijen tankına ait göstergede koca bir "sıfır" görünüyordu. modülün camından dışarıya baktıklarında, uzayın derinliklerine doğru yol alan bir sızıntı gördüler. ardından diğer tank da sıfırlandı ve kumanda modülünde gerekli teknik desteği sağlayan oksijen bir anda tükendi. bunun anlamı, kumanda modülünün işe yaramaz hale gelmesiydi.
yapılacak tek şey kalmıştı: ay örümceği aquarius'a geçmek (çünkü onun oksijen tankı sağlamdı) ve görevi falan bir kenara bırakıp dünyaya dönmek.
ancak aquarius, ay'a iniş için tasarlanmıştı. aslında bu da geri dönüşü sağlayabilecek bir araçtı ama yer atmosferine girildiğinde gerekecek olan ısı kalkanı bu araçta yoktu. normal şartlarda kumanda modülünü taşıyan mekikle geri dönüş mümkündü ama bunu yapmak için aquarius'u mekikten ayırmaları gerekiyordu. oysa şimdi iş, aquarius aracılığıyla geri dönmeye kalmıştı ki bu da başlı başına bir sorundu.
aquarius'un içerisinde sıcaklık dondurucu seviyelerdeydi. üstelik haise bir üriner enfeksiyon nedeniyle rahatsızlanmıştı ve halsiz bir şekilde bir kenara yığılmıştı. ihtiyaç olan elektrik seviyesi ellerinde bulunandan yüksekti. bu nedenle yer ekibiyle olan bağlantıları sık sık kesiliyordu.
neyse ki lovell oldukça tecrübeli biriydi. birkaç yörünge düzeltmesi ile ay'ın etrafından dolanıp dünyaya doğru yönelmeyi başardılar. dönüş için 2 kişiyi 2 gün süresince idare edecek bir oksijen filtresi vardı aquarius'un içerisinde. ancak dönüşün 4 gün süreceği ve içeride 3 kişi olduğu düşünülünce sıkıntının büyüklüğü anlaşılabilir sanıyorum. burada da yardıma yerdeki ekip koştu ve onların talimatı ile kumanda modülünün kare filtresini alarak binbir güçlükle aquarius'un yuvarlak bir kısmına takmayı başardılar. böylece araç içerisinde biriken karbondioksit sorunu çözülmüş oldu.
dünyaya yaklaşınca, ısı kalkanının devreye girmesi gerektiğinden, işe yaramaz haldeki odyssey yeniden çalıştırılmalıydı. üstelik aquarius'un da odyssey'den ayrılması gerekiyordu.
burada detaya fazlaca girmeme gerek yok. yer ekibinin yaptığı bir plan sayesinde işler yolunda gitti. odyssey pasifik okyanusu'na inmeyi (ya da düşmeyi diyelim) başardı. böylece filmlerdekilere benzeyen kabus gibi birkaç gün sona ermiş ve astronotlar bu görevden canlarını sağ salim kurtarmayı başarmıştı.
ay'a kadar gidip yüzeye epeyce yaklaşıp onu yakından görmek ama üzerine inemeden gerisin geri dönmek oldukça moral bozucu olmalı. ancak hayatınızın devamı ile görev aşkını kıyaslayınca, bunu sineye çekmek belki biraz daha kolay oluyordur, kim bilir.
kumanda modülü:

(görsel, space. com'dan alıntıdır.)
ay örümceği:

(görsel, wikimedia. org'dan alıntıdır.)
meraklısına detaylar geliyor. uzun bir yazı, uyarmadı demeyin.
--- mürettebat ---
görevin ilk mürettebatı gordon cooper, donn eisele ve edgar mitchell olarak belirlenmişti. fakat bu durum uzun sürmedi. kiminin eğitim sırasındaki davranışları, kiminin özel hayatındaki sorunlar göreve de yansıdı. böylece mürettebat alan shepard, stuart roosa ve edgar mitchell olarak yeniden düzenlendi. bu kez de ortaya birtakım sağlık sorunları çıktı derken yeniden bir düzenleme yapıldı: jim lovell, fred haise ve ken mattingly. mattingly de bir hastalık geçirince mürettebat yine yenilendi ve jim lovell, fred haise ile jack swigert görevde yer almak üzere son seçilen kadro oldu.
soldan sağa: swigert, lovell ve haise

(görsel, astronomy. com'dan alıntıdır.)
lovell daha önce nasa'da çalışıyordu zaten. haise ve swigert ise daha önce askeri pilotluk yapmıştı. bu nedenle ekip uçuş konusunda oldukça tecrübeliydi. bu, ilerleyen günlerde gelecek olan felaketler için büyük bir avantajdı.
--- uçuş öncesi ---
mekik, servis modülü, kumanda modülü odyssey ve ay örümceği aquarius adlı kısımlardan oluşuyordu. ay üzerindeki fra maura adlı bölgeye iniş planlanmıştı.
temsili bir çizim:

(görsel, awesomestories. com'dan alıntıdır.)
uçuştan önceki haftalarda geri sayım aşaması için tatbikat yapıldı. bir test sırasında, oksijen tankındaki likit oksijen boşaltılarak yerine gaz halinde oksijen dolduruldu. test sonrasında tank boşaltılırken, aracın boru tesisatının kontrol edilmediği görüldü. bunun üzerine gerçekleştirilen kontrol sırasında, ısıtıcı sistemin kullanacağı elektriği sağlamak için yeni bir düzenleme yapıldı.
burada bir ihmal söz konusu oldu. roket üreticisi ile oksijen tankı üreticisi arasında bir görüşme yapıldı ve tank üreticisine, termostatların çalışması için gereken voltaj aralığının yükseltilmesi gerektiği söylendi. ancak ne yazık ki bu yapılmadı. üstelik buna rağmen tank 2. kez kontrol edildi ve yıpratıldı ki zaten tankın üretilmesinin üzerinden yıllar geçmişti. bu ihmalin neye yol açtığını az sonra yazacağım.
--- uçuş günü ve sonrası ---
roket ateşlendi, araç beklenen yörüngeye oturdu. 2 saat kadar sonra, pogo salınımı başlayınca motorda bir tuhaflık olduğu fark edildi. aslında benzer bir durum apollo 6'nın testlerinde de ortaya çıktığı için, bir çeşit önlem alınmıştı bu duruma karşı. bu önlem devreye alındı ve sonrasında ay'a doğru yolculuk başladı. her şey düzeldi zannedildi ancak ne yazık ki durum sandıklarından daha kötüydü.
uçuşun 56. saatinde, her şey yolundaymış gibi görünürken son derece yüksek sesli bir patlama gerçekleşti.
ilk başta lovell bunu, test zamanlarında haise tarafından yapılan şakalardan biri zannetmiş. zira haise vanalarla oynayarak patlamaya benzer sesler çıkarmalarına neden olarak eğlenirmiş. ancak patlamanın ardından lovell ile göz göze geldiklerinde, haise korku dolu bir suratla "ben yapmadım" deyince lovell da endişelenmeye başlamış.
patlayan şey, yukarıda bahsettiğim ihmal nedeniyle, oksijen tankının ta kendisiydi çünkü tanka kontrol aşamasında 65 voltluk gerilim sağlayan bir devre düzenlemesi getirilmişti. fakat tank üreticisi yapılması gerekeni yapıp sistemi buna uygun hale getirmediğinden, tankın sıcaklığı 80 dereceyi bulmuştu. bu da ortamdaki sıvı oksijeni harekete geçirmişti. düşmesi gereken sıcaklık da hatalı sistem nedeniyle düşürülemediğinden süreç patlamayla sonuçlanmıştı.
--- houston, bir sorunumuz var ---
filmlerden bildiğimiz bu cümle, swigert'ın dudaklarından dökülen cümle oldu. oksijen tankına ait göstergede koca bir "sıfır" görünüyordu. modülün camından dışarıya baktıklarında, uzayın derinliklerine doğru yol alan bir sızıntı gördüler. ardından diğer tank da sıfırlandı ve kumanda modülünde gerekli teknik desteği sağlayan oksijen bir anda tükendi. bunun anlamı, kumanda modülünün işe yaramaz hale gelmesiydi.
yapılacak tek şey kalmıştı: ay örümceği aquarius'a geçmek (çünkü onun oksijen tankı sağlamdı) ve görevi falan bir kenara bırakıp dünyaya dönmek.
ancak aquarius, ay'a iniş için tasarlanmıştı. aslında bu da geri dönüşü sağlayabilecek bir araçtı ama yer atmosferine girildiğinde gerekecek olan ısı kalkanı bu araçta yoktu. normal şartlarda kumanda modülünü taşıyan mekikle geri dönüş mümkündü ama bunu yapmak için aquarius'u mekikten ayırmaları gerekiyordu. oysa şimdi iş, aquarius aracılığıyla geri dönmeye kalmıştı ki bu da başlı başına bir sorundu.
aquarius'un içerisinde sıcaklık dondurucu seviyelerdeydi. üstelik haise bir üriner enfeksiyon nedeniyle rahatsızlanmıştı ve halsiz bir şekilde bir kenara yığılmıştı. ihtiyaç olan elektrik seviyesi ellerinde bulunandan yüksekti. bu nedenle yer ekibiyle olan bağlantıları sık sık kesiliyordu.
neyse ki lovell oldukça tecrübeli biriydi. birkaç yörünge düzeltmesi ile ay'ın etrafından dolanıp dünyaya doğru yönelmeyi başardılar. dönüş için 2 kişiyi 2 gün süresince idare edecek bir oksijen filtresi vardı aquarius'un içerisinde. ancak dönüşün 4 gün süreceği ve içeride 3 kişi olduğu düşünülünce sıkıntının büyüklüğü anlaşılabilir sanıyorum. burada da yardıma yerdeki ekip koştu ve onların talimatı ile kumanda modülünün kare filtresini alarak binbir güçlükle aquarius'un yuvarlak bir kısmına takmayı başardılar. böylece araç içerisinde biriken karbondioksit sorunu çözülmüş oldu.
dünyaya yaklaşınca, ısı kalkanının devreye girmesi gerektiğinden, işe yaramaz haldeki odyssey yeniden çalıştırılmalıydı. üstelik aquarius'un da odyssey'den ayrılması gerekiyordu.
burada detaya fazlaca girmeme gerek yok. yer ekibinin yaptığı bir plan sayesinde işler yolunda gitti. odyssey pasifik okyanusu'na inmeyi (ya da düşmeyi diyelim) başardı. böylece filmlerdekilere benzeyen kabus gibi birkaç gün sona ermiş ve astronotlar bu görevden canlarını sağ salim kurtarmayı başarmıştı.
ay'a kadar gidip yüzeye epeyce yaklaşıp onu yakından görmek ama üzerine inemeden gerisin geri dönmek oldukça moral bozucu olmalı. ancak hayatınızın devamı ile görev aşkını kıyaslayınca, bunu sineye çekmek belki biraz daha kolay oluyordur, kim bilir.
kumanda modülü:

(görsel, space. com'dan alıntıdır.)
ay örümceği:

(görsel, wikimedia. org'dan alıntıdır.)
devamını gör...
sevgiliyle romantik anlar yaşarken beşinci boyut'taki salih'e yakalanmak
nasıl daha önce kimsenin bu fobiyle alakalı bir başlık açmadığına hayret ettiğim, akıllara durgunluk veren derecede korkunç olan olaydır. maalesef bir kere başıma geldi ve 7 ay geçmesine rağmen hala atlatamamış bulunmaktayım. o yüzden sevgili başlığı açan yazar, eğer böyle bir olay yaşanırsa salih reisin hacı yağı sürmüş olması için dua et. en azından kokusu seni sakinleştirir.
devamını gör...
aşk
tüm tanımlarımı bu başlık adı altında yazmayı düşünüyorum. çünkü herşey aşk'tır bana göre. mesela konuşmak eylemi en çok da konuşmayı sevdiğin kişililerle yapıldığında haz verir kişiye ve haz da bir aşktır. mesela görmek eylemi var en çok görmek istediklerimizi gördüğünde gözlerimiz ve birde iyi bir şekilde görebildiysek o eylem işte o zaman haz verir ve haz aşktır. mesela yemek yemek , sevdiklerinle sevdiğin yemekleri yiyebiliyorsa kişi haz alır o yemekten ve haz aşktır. yâni demem o ki istediklerimiz hazzımız ve o yaşadığımız haz aşkımızdır aslında yani aşk hayatımızın hemen hemen her alanında vardır. ve son olarak aşk deyince akla hemen kadın erkek ilişkisini getirmeyelim
devamını gör...
anatolian rock revival project
başlığı görünce sevindim bu projeyi bilen birileri var diye evet konumuza dönücek olursak bu grup paylaştığı şarkıların ses kalitesinin en iyi olduğu kaydı bulup bununla da kalmayıp harika illüstrasyonlarda ekliyor. projelerine bağış yapıp bu illüstrasyonların posterini alabilirsiniz ben poster yerine t-shirt çıkarmalarını sabırsızlıkla bekliyorum bir girişim var duyurdular ama pandemi araya girince ertelendi umarım bir an önce çıkar ayrıca twitter üzerinden büyükşehir sayfalarına isterler ise duvarlara bu illüstrasyonlardan boyamayı teklif ettiler ama kimseden ses çıkmadı umarım duyulur destek verilir projelerine
devamını gör...
normal sözlük moderasyonu
moderatör kadar taş duşsün başınıza. *
devamını gör...
psikolojik illüzyon
bireyin içinde bulunduğu psikolojik durumdan meydana gelen algı yanılmalarıdır. psikolojik illüzyonda bireyin zihinsel tutumu etkilidir. bu çeşit illüzyonlar kişiden kişiye değişir.
örneğin, köpekten korkan birisinin sokaktaki kütügü köpek sanması.

duvarda asılı olan bir paltonun canavar olarak algılanması. nedeni: korku ve koşullanmalardır.
örneğin, köpekten korkan birisinin sokaktaki kütügü köpek sanması.

duvarda asılı olan bir paltonun canavar olarak algılanması. nedeni: korku ve koşullanmalardır.
devamını gör...
schindler’s list
filmin her şeyi gibi müzikleri de çok güzel olup efsane john williams'a aittir. orjinal kayıtta kemanı dünyaca meşhur virtüöz itzhak perlman çalar. her dinlendiğinde tüylerinizi diken diken eder, çekilen acıları keman size birebir aktarır.
pek çok yorumu mevcuttur. ancak aşağıda anlatacağım yorum tüm bunların içerisinde özel bir yere sahiptir.
ingiliz kornosu çalan davida scheffers, bir müzisyen olarak kariyerini sekteye uğratan ağrılı bir nöromasküler rahatsızlığa* sahiptir. hastalığı nedeniyle bir daha profesyonel bir orkestra ile çalamayacağını düşünmektedir. davida’nın hayali hollanda senfoni orkestrası ile çalmaktır. bunun için seçmelere katılır, canlı performansta keman çalan simone lamsma * performansından çok etkilendiği için davida ile çalmak ister. davida sonunda amacına ulaşır ve gözyaşları içerisinde performansını bitirir. (videoda 03:15 ve 04:00 dan sonra). bir başka güzel olayda seyirciler arasında o gün 18 yaşına yeni giren kızının da olması (sarışın genç kız)
belki bu güzel film müziğin en iyi yorumu değil ama en duygusal yorumu diyebiliriz.
performansı buradan seyredebilirsiniz.
pek çok yorumu mevcuttur. ancak aşağıda anlatacağım yorum tüm bunların içerisinde özel bir yere sahiptir.
ingiliz kornosu çalan davida scheffers, bir müzisyen olarak kariyerini sekteye uğratan ağrılı bir nöromasküler rahatsızlığa* sahiptir. hastalığı nedeniyle bir daha profesyonel bir orkestra ile çalamayacağını düşünmektedir. davida’nın hayali hollanda senfoni orkestrası ile çalmaktır. bunun için seçmelere katılır, canlı performansta keman çalan simone lamsma * performansından çok etkilendiği için davida ile çalmak ister. davida sonunda amacına ulaşır ve gözyaşları içerisinde performansını bitirir. (videoda 03:15 ve 04:00 dan sonra). bir başka güzel olayda seyirciler arasında o gün 18 yaşına yeni giren kızının da olması (sarışın genç kız)
belki bu güzel film müziğin en iyi yorumu değil ama en duygusal yorumu diyebiliriz.
performansı buradan seyredebilirsiniz.
devamını gör...
yoldaş'ın dayak yediğini görseniz ne yaparsınız sorunsalı
sözlük kuralları gereği formata uygun dayak yemesini sağlarım. üstelik küfür ettirmem.
devamını gör...
sadi şirazi
insan dediğin üç beş damla kan ve yüz binlerce endişedir.
devamını gör...
snell yasası
ışığın geldiği ortamın kırılma indisi ve gelme açısı ile girdiği ortamın kırılma indisi ve kırılma açısı arasındaki ilişki.

yani:
geldiği ortamın kırılma indisinin, girdiği ortamın kırılma indisine oranı = kırılma açısının sinüsünün gelme açısının sinüsüne oranı

yani:
geldiği ortamın kırılma indisinin, girdiği ortamın kırılma indisine oranı = kırılma açısının sinüsünün gelme açısının sinüsüne oranı
devamını gör...
öğrenildiğinde ufku iki katına çıkaran şeyler
parfüm kokusunub bilekte daha kalıcı olmasini sağlamak için önce el kremi sürülürmesi?
devamını gör...
normal sözlük t-shirtleri
gözleri yaşartan bir kalite. insan hüzünleniyor tabi.
sözlük yatak odamıza, gardırobumuza ve hatta bulaşık makinemize kadar girecektir.
kgb amacına ulaşmaktadır.
(bkz: keşke benim olsa itemleri)
sözlük yatak odamıza, gardırobumuza ve hatta bulaşık makinemize kadar girecektir.
kgb amacına ulaşmaktadır.
(bkz: keşke benim olsa itemleri)
devamını gör...
üniversiteye başlayacaklara tavsiyeler
sınıfta oluşan gruplaşmalardan birine katılmak zorunda değilsiniz ve herkesi mantıklı hareket eden insanlar olarak beklemeyin.
devamını gör...
kemal sunal
çok ama çok büyük bir isimdir. kemal sunalı sadece komik biri zannetmek çok yanlıştır.
bu adam sanatçıdır bir kere büyük bir sanatçıdır hiç bir zaman hak ettiğini alamamıştır. filmleri televizyonda dolaşırken çıkıp bir şey dememiştir. (hala televizyonlarda dört dönüyor)
güldürü nedir ne değildir bütün meselelere hakim bir ustadır.
sinemada kemal sunal güldürüsü adlı makaleyi okuduktan sonra kendisine bakışım ve yaklaşımım değişti.
kendisini sadece komik biri zannedip izliyordum ama öyle değilmiş.
bir düşünmek lazım neden bu halk kemal sunal filmlerini sürekli izliyor yani bildiğin bir filmi neden sürekli izler bir insan? levent kırca bu konu hakkında şöyle diyor.
orada çok önemli bir şey var kemal sunal filmlerinde bizim halkımızın tavır ve davranışına yakın çok önemli geleneksel bir yapı var. kendi halkımızın bir parçası o bir demet yeşil soğan ,bir tencere kuru fasulye ,o bir dilim ekmek
bu aslında yıllardır sorduğumuz soruya bir cevap niteliğinde.
peki müjdat gezen kendisi hakkında neler diyor bir bakalım bu çok ayrı bir bakış açısı ve çok önemli.
bir kere kemal sunalın dünya çapında bir sinema suratı olduğu atlanıyor görmezlikten geliniyor. kemal sunal dünyanın neresinde olursa olsun ne kadar kötü film yaparsa yapsın tutar. çünkü sinemanın bir illüzyonu vardır. bütün mesele suratla ilgilidir.
kesinlikle çok büyük ve çok önemli bir söylem.
kendisinin filmlerinde komedi güldürü hep vardır ama izleriz çünkü dramatik bir tarafı da vardır bekleriz o dramatik tarafı.
yüzünü hep gülerken gördüğümüz kişinin dramatik bir şekilde üzülmesi veya kötü bir harekete maruz kalması seyirciyi çok derinden etkiler çünkü onu sahipleniriz.
kemal sunal hakkında bir sürü yorum var bir sürü söylem var ama bu iki söylemi ele almamın sebebi çok farklı.
herkes kendisinin iyi bir komedyen olduğunu biliyor ama suratını dramatik tarafını kaçırıyoruz.
not: alıntılar kemal sunal yüksek lisans tezinden alınmıştır.
bu adam sanatçıdır bir kere büyük bir sanatçıdır hiç bir zaman hak ettiğini alamamıştır. filmleri televizyonda dolaşırken çıkıp bir şey dememiştir. (hala televizyonlarda dört dönüyor)
güldürü nedir ne değildir bütün meselelere hakim bir ustadır.
sinemada kemal sunal güldürüsü adlı makaleyi okuduktan sonra kendisine bakışım ve yaklaşımım değişti.
kendisini sadece komik biri zannedip izliyordum ama öyle değilmiş.
bir düşünmek lazım neden bu halk kemal sunal filmlerini sürekli izliyor yani bildiğin bir filmi neden sürekli izler bir insan? levent kırca bu konu hakkında şöyle diyor.
orada çok önemli bir şey var kemal sunal filmlerinde bizim halkımızın tavır ve davranışına yakın çok önemli geleneksel bir yapı var. kendi halkımızın bir parçası o bir demet yeşil soğan ,bir tencere kuru fasulye ,o bir dilim ekmek
bu aslında yıllardır sorduğumuz soruya bir cevap niteliğinde.
peki müjdat gezen kendisi hakkında neler diyor bir bakalım bu çok ayrı bir bakış açısı ve çok önemli.
bir kere kemal sunalın dünya çapında bir sinema suratı olduğu atlanıyor görmezlikten geliniyor. kemal sunal dünyanın neresinde olursa olsun ne kadar kötü film yaparsa yapsın tutar. çünkü sinemanın bir illüzyonu vardır. bütün mesele suratla ilgilidir.
kesinlikle çok büyük ve çok önemli bir söylem.
kendisinin filmlerinde komedi güldürü hep vardır ama izleriz çünkü dramatik bir tarafı da vardır bekleriz o dramatik tarafı.
yüzünü hep gülerken gördüğümüz kişinin dramatik bir şekilde üzülmesi veya kötü bir harekete maruz kalması seyirciyi çok derinden etkiler çünkü onu sahipleniriz.
kemal sunal hakkında bir sürü yorum var bir sürü söylem var ama bu iki söylemi ele almamın sebebi çok farklı.
herkes kendisinin iyi bir komedyen olduğunu biliyor ama suratını dramatik tarafını kaçırıyoruz.
not: alıntılar kemal sunal yüksek lisans tezinden alınmıştır.
devamını gör...
geceye az bilinen bir şarkı bırak
az mı bilinmektedir, çok mu bilinmektedir, bu konuda emin olamadım. yine de paylaşmış olayım.
altmışa yeten yılkımın
alası nerede kongurey
altı koşumlu ulusumun
ağılı nerede kongurey
yetmişe yeten yılkımın
yelesi nerede, kongurey
yedi devletli ulusumun
yeri nerede kongurey?
seksene yeten yılkımın
sekizi nerede kongurey?
sekiz devletli ulusumun
bilgeleri nerede kongurey?
doksana yeten yılkımın
dokuzu nerede kongurey?
dokuz sancaklı ulusumun
tozu nerede, kongurey, kongurey...
ekleme: ötüken dağının eteklerinde varolan ancak zamanla kaybolan koŋgurej şehrine ve geçmişine ağıttır.
altmışa yeten yılkımın
alası nerede kongurey
altı koşumlu ulusumun
ağılı nerede kongurey
yetmişe yeten yılkımın
yelesi nerede, kongurey
yedi devletli ulusumun
yeri nerede kongurey?
seksene yeten yılkımın
sekizi nerede kongurey?
sekiz devletli ulusumun
bilgeleri nerede kongurey?
doksana yeten yılkımın
dokuzu nerede kongurey?
dokuz sancaklı ulusumun
tozu nerede, kongurey, kongurey...
ekleme: ötüken dağının eteklerinde varolan ancak zamanla kaybolan koŋgurej şehrine ve geçmişine ağıttır.
devamını gör...
bir zamanlar moda olan şimdi yüzüne bakmadığımız şeyler
gömleğin altına renkli kazak giymek. iyi ki bitti.
devamını gör...
agora meyhanesi radyo yayını
devamını gör...
