minimal yaşam tarzı
eşyalar mı size sahip, siz mi eşyalara sahipsiniz sorusuna ben eşyalara sahibim diyen bir yaşam tarzı. kabullenmek istemesem de kıyafetlerim, kremlerim, parfümlerim, kitaplarım, koltuğum hepsi bana sahip. umarım bir gün sadece küçük bir sırt çantası ile evimden çıkıp gidebilecek kadar özgür hissederim kendimi.
devamını gör...
mafya sözlük olsa alınabilecek nick
sütlü zehir çorbası. her an zehirlenebilirsiniz ayık olun. *
devamını gör...
imamoğlu'nun tanju özcan eleştirisi
chp'nin yumuşakçalarından, herkesin tav olduğu, benimse zerre sevmediğim imamoğlu'nun son icraatıdır. umudum mansur yavaş'tan, umarım o da bizi yarı yolda bırakmaz.
sondakika
halktv
cumhuriyet
edit: hayır kardeşim, konuşularak falan çözülmez bu. ya siz neredeyse 100 yıllık ülke tarihinde neyin konuşularak çözüldüğünü gördünüz? isviçre mi, lüksemburg mu burası? ya muhalefetin büyük bir kısmı gerçekten şu ülkenin gerçek durumundan bihaber, hülyalarda yaşıyorlar. hırsızlık, gasp, tecavüz, kaçakçılık, cinayet vs. suçları işleyen, köpek gibi üreyen, kendi ülkende sana atar gider yapan adamları konuşarak mı yollayacaksınız? aferin size, aynen devam kardeşim.
edit 2: cihangir solcuları, hümanistler, evrenselciler, pkk sempatizanları, dhkp-cliler vb. tipler yine kol kola girmişler. bu arkadaşları (bkz: avusturya başbakanının afgan mülteci açıklaması) başlığı altında bulamıyorsunuz, herhangi bir avrupa ülkesini mültecileri almadıkları için katiyen eleştirmiyorlar; insanlık tiyatroları sadece bize işlerken, tasmalarını tutanlara tek kelam edemiyorlar.
sondakika
halktv
cumhuriyet
edit: hayır kardeşim, konuşularak falan çözülmez bu. ya siz neredeyse 100 yıllık ülke tarihinde neyin konuşularak çözüldüğünü gördünüz? isviçre mi, lüksemburg mu burası? ya muhalefetin büyük bir kısmı gerçekten şu ülkenin gerçek durumundan bihaber, hülyalarda yaşıyorlar. hırsızlık, gasp, tecavüz, kaçakçılık, cinayet vs. suçları işleyen, köpek gibi üreyen, kendi ülkende sana atar gider yapan adamları konuşarak mı yollayacaksınız? aferin size, aynen devam kardeşim.
edit 2: cihangir solcuları, hümanistler, evrenselciler, pkk sempatizanları, dhkp-cliler vb. tipler yine kol kola girmişler. bu arkadaşları (bkz: avusturya başbakanının afgan mülteci açıklaması) başlığı altında bulamıyorsunuz, herhangi bir avrupa ülkesini mültecileri almadıkları için katiyen eleştirmiyorlar; insanlık tiyatroları sadece bize işlerken, tasmalarını tutanlara tek kelam edemiyorlar.
devamını gör...
türkiye'de gençlerin yüzde 77'sinin işinden memnun olması
türkiyede gençlerin hemen hemen hepsi işsiz.her yer nitelikli issiz gençle dolu.
(bkz: iş varda biz mi çalışmıyoruz)
(bkz: iş varda biz mi çalışmıyoruz)
devamını gör...
sözlük store rozetlerini iade edip puanı geri alma kampanyası
fişini faturasını kaybetmemissindir umarım...
devamını gör...
cümlelerin yılanı
makbule aras eivazi’nin okuduğum ilk ve tek kitabı olan sonun bacaklarıisimli kitabında balkon isimli öyküde geçen tanımlamadır.
bazı cümleler sarf edildikleri zaman gösterdikleri etkiden daha büyüğünü zaman geçtikçe gösterirler, bazı cümleler ise söylendikleri an ani ve keskin bir acıya neden olurlar. bu cümlelerin içindeki zehir kasti ya da kazara zerk edilmiş olabilir ancak her iki durumda da verdikleri acı aynıdır.
iyi niyetli cümlelerin içinde taşıdıkları yılanlar zehirsizdir aslında. onlar muhattabı olan kişileri boğarak öldürmeyi seçerler. basit bir cümlenin içinde geçen çoğul çekimli fiil böyle bir yılan taşıyabilir içinde. örnekle güçlendirmek isterim bu savı. aslında örnekle güçlendirmek istediğimi söylemeden doğrudan örneğe geçebilirdim ama uzun yazı yazma alışkanlığım buna müsade etmiyor maalesef. mesela “bulaşık yıkadım” cümlesi içinde yılan taşımayan bir cümle iken “bulaşık yıkadık” cümlesi zehirsiz bir yılan gibi beyninizi nefessiz bırakana kadar sıkabilir. çünkü biri size bu cümleyi kurduğunda yalnız olmadığını anlar ve bu çoğulluk halini çok kalabalık bulabilirsiniz. siz orada olmadan başkası ile paylaşan bu kalabalık haller bir yılan gibi kıvrılır içinizde.
kötü niyetle sarf edilmiş olanlar ise bir insanı saniyeler içinde öldürecek güce sahiptir. bunlara karşı koymak çok zordur çünkü bu tür cümlelerdeki yılanların zehrine karşı bir panzehir bulunamamıştır henüz. bunu da örneklendirmem gerekecek ama üst paragrafta yaptığım gibi örneklendirme konusunda kişilik analizi cümleleri kurup lafı uzatmadan hemen örnek vereceğim. mesela birçok insanın ömrünün bir noktasında duymuş olduğu “ seni artık eskisi kadar sevmiyorum.” cümlesi. muhattabına önceden sahip olduğu bir ayrıcalığı kaybettiğini hissettirdiğinde zehir damarlarda yol almaya başlamış demektir. olumsuzluk eki ise bedende bir uyuşukluğa neden olur ki bu ölüme giden yolun kısaldığı anlamına gelir.
cümlelerin yılanı er geç bulacaktır herkesi, ya da çoktan bulmuştur. o yüzden elinizdeki kalemi usulca yere bırakın ve şahmeran’a biat edin.
bazı cümleler sarf edildikleri zaman gösterdikleri etkiden daha büyüğünü zaman geçtikçe gösterirler, bazı cümleler ise söylendikleri an ani ve keskin bir acıya neden olurlar. bu cümlelerin içindeki zehir kasti ya da kazara zerk edilmiş olabilir ancak her iki durumda da verdikleri acı aynıdır.
iyi niyetli cümlelerin içinde taşıdıkları yılanlar zehirsizdir aslında. onlar muhattabı olan kişileri boğarak öldürmeyi seçerler. basit bir cümlenin içinde geçen çoğul çekimli fiil böyle bir yılan taşıyabilir içinde. örnekle güçlendirmek isterim bu savı. aslında örnekle güçlendirmek istediğimi söylemeden doğrudan örneğe geçebilirdim ama uzun yazı yazma alışkanlığım buna müsade etmiyor maalesef. mesela “bulaşık yıkadım” cümlesi içinde yılan taşımayan bir cümle iken “bulaşık yıkadık” cümlesi zehirsiz bir yılan gibi beyninizi nefessiz bırakana kadar sıkabilir. çünkü biri size bu cümleyi kurduğunda yalnız olmadığını anlar ve bu çoğulluk halini çok kalabalık bulabilirsiniz. siz orada olmadan başkası ile paylaşan bu kalabalık haller bir yılan gibi kıvrılır içinizde.
kötü niyetle sarf edilmiş olanlar ise bir insanı saniyeler içinde öldürecek güce sahiptir. bunlara karşı koymak çok zordur çünkü bu tür cümlelerdeki yılanların zehrine karşı bir panzehir bulunamamıştır henüz. bunu da örneklendirmem gerekecek ama üst paragrafta yaptığım gibi örneklendirme konusunda kişilik analizi cümleleri kurup lafı uzatmadan hemen örnek vereceğim. mesela birçok insanın ömrünün bir noktasında duymuş olduğu “ seni artık eskisi kadar sevmiyorum.” cümlesi. muhattabına önceden sahip olduğu bir ayrıcalığı kaybettiğini hissettirdiğinde zehir damarlarda yol almaya başlamış demektir. olumsuzluk eki ise bedende bir uyuşukluğa neden olur ki bu ölüme giden yolun kısaldığı anlamına gelir.
cümlelerin yılanı er geç bulacaktır herkesi, ya da çoktan bulmuştur. o yüzden elinizdeki kalemi usulca yere bırakın ve şahmeran’a biat edin.
devamını gör...
tolstoy vs dostoyevski
evet, saçma bir versus olduğunu ben de düşünüyorum ama uğruna güzelim memleketimizde kavgaların da çıkmasına sebebiyet verebilen bir versus kendisi.
benim seçeceğim tercih (her ne kadar zor bir tercih olsa da) dostoyevski olacak. belirtmeden edemeyeceğim, iki yazara ait kitaplardan en çok beğendiğim (bkz: savaş ve barış)'tır. sadece bir kitapla sınırlandırılacak olsaydım savaş ve barış'ın karamazov kardeşlerden çok daha iyi olduğunu belirterek tercihimi tolstoy'dan yana kullanırdım.
gelelim neden dostoyevski'yi seçtiğime:
karamazov kardeşlerde din unsuru her ne kadar yoğun bir şekilde ön planda olsa da tolstoy'un neredeyse bütün eserlerinde din unsuru kendini gerçek anlamda hissettiriyor, bu benim ilgimi çok da çekmeyen bir durum olmasının yanında karamazov kardeşlerdeki yansıtılan din (bence) ahlaktan, iyi insan olmaktan yana geri planda kalıyor. oysa tolstoy hıristiyanlığı gözümüze soka soka işliyor.
dostoyevski'nin insan psikolojisi tahlillerini daha çok beğeniyor, her ne kadar karakterlerinin neredeyse hepsinin psikolojik sıkıntıları olsa da gerçeği daha çok yansıttığını düşünüyorum. (dostoyevski'nin buradaki averajı, daha sefil bir hayat yaşadığı için olduğunu düşünenlerdenim)
dostoyevski'nin romanlarında karakterlerin analizi çok başarılı yapıldığı için ( burada tolstoy başarısızdır demiyorum) roman boyunca karakterleri birbiriyle karıştırmıyoruz, kimden bahsettiğini derhal hatırlıyoruz. oysa tolstoy'da ( (bkz: savaş ve barış), (bkz: anna karenina) ) karakterlerin birbirine girdiğini, hikayenin sonunda bazılarının hatırlanmadığını görüyoruz. romanlarının kurgusunda dostoyevski tolztoy'un eline su dökemez, o bir gerçek.
daha fazla uzatmak da istemiyorum. her ikisine de okuyun, her ikisi de dünya edebiyatında yerleri doldurulamayacak büyük üstadlardır. saygıyla, selamlar.
benim seçeceğim tercih (her ne kadar zor bir tercih olsa da) dostoyevski olacak. belirtmeden edemeyeceğim, iki yazara ait kitaplardan en çok beğendiğim (bkz: savaş ve barış)'tır. sadece bir kitapla sınırlandırılacak olsaydım savaş ve barış'ın karamazov kardeşlerden çok daha iyi olduğunu belirterek tercihimi tolstoy'dan yana kullanırdım.
gelelim neden dostoyevski'yi seçtiğime:
karamazov kardeşlerde din unsuru her ne kadar yoğun bir şekilde ön planda olsa da tolstoy'un neredeyse bütün eserlerinde din unsuru kendini gerçek anlamda hissettiriyor, bu benim ilgimi çok da çekmeyen bir durum olmasının yanında karamazov kardeşlerdeki yansıtılan din (bence) ahlaktan, iyi insan olmaktan yana geri planda kalıyor. oysa tolstoy hıristiyanlığı gözümüze soka soka işliyor.
dostoyevski'nin insan psikolojisi tahlillerini daha çok beğeniyor, her ne kadar karakterlerinin neredeyse hepsinin psikolojik sıkıntıları olsa da gerçeği daha çok yansıttığını düşünüyorum. (dostoyevski'nin buradaki averajı, daha sefil bir hayat yaşadığı için olduğunu düşünenlerdenim)
dostoyevski'nin romanlarında karakterlerin analizi çok başarılı yapıldığı için ( burada tolstoy başarısızdır demiyorum) roman boyunca karakterleri birbiriyle karıştırmıyoruz, kimden bahsettiğini derhal hatırlıyoruz. oysa tolstoy'da ( (bkz: savaş ve barış), (bkz: anna karenina) ) karakterlerin birbirine girdiğini, hikayenin sonunda bazılarının hatırlanmadığını görüyoruz. romanlarının kurgusunda dostoyevski tolztoy'un eline su dökemez, o bir gerçek.
daha fazla uzatmak da istemiyorum. her ikisine de okuyun, her ikisi de dünya edebiyatında yerleri doldurulamayacak büyük üstadlardır. saygıyla, selamlar.
devamını gör...
bir yazar ya da şair neden yazma ihtiyacı duyar sorunsalı
bir kiraz ağacına "sen neden/nasıl kiraz veriyorsun?" diye sormak ile aynı cevaba çıkacak sorunsal.
sadece kirazı yemeli, tadını çıkarmalıdır.
sadece kirazı yemeli, tadını çıkarmalıdır.
devamını gör...
insan olmasaydın ne olmak isterdin sorunsalı
bir hayvan seçecek olsam koala olmak isterdim. ağaca sarılmış dünya umrunda değil.
cansız bir varlık olsam hızla akan bir nehirde su damlası olmak isterdim.
olmak istediğim iki şeye baktığımda bile birbiriyle ne kadar zıt olduğunu fark edip kendimle yüzleşmeme neden olan başlık.
cansız bir varlık olsam hızla akan bir nehirde su damlası olmak isterdim.
olmak istediğim iki şeye baktığımda bile birbiriyle ne kadar zıt olduğunu fark edip kendimle yüzleşmeme neden olan başlık.
devamını gör...
normal sözlük'te kibar olun bilmediğiniz tanımadığınız kişiye sen dostum şeklinde hitap etmeyin
tamam ağbi
yaşını başını almış bir yazarın haklı serzenişi, üstteki goygoyumu göz ardı edersek, bu sadece sözlükte değil tüm hayatımızda uygulamamız gereken bir davranış şekli.
(bkz: samimiyet zamana muhtaçtır)
yaşını başını almış bir yazarın haklı serzenişi, üstteki goygoyumu göz ardı edersek, bu sadece sözlükte değil tüm hayatımızda uygulamamız gereken bir davranış şekli.
(bkz: samimiyet zamana muhtaçtır)
devamını gör...
boğulma hissi
sanki biri iki eliyle boğazınıza sarılmışta, sizi öldürecekmiş gibi zuhur eden bir duygu.
bu aralar sıklıkla böyleyim.
boğulacak gibi.
kendimi rus edebiyatı romanlarında gibi hissediyorum.
kaderimi dostoyevski mi yazdı acaba?
cebimdeki son 50 ruble ile karlı bir petersburg akşamı, karlı ve soğuk bir sokakta çıtırdayan zemine basarak, sağa sola sarsılarak yürüyor gibiyim.
bu aralar sıklıkla böyleyim.
boğulacak gibi.
kendimi rus edebiyatı romanlarında gibi hissediyorum.
kaderimi dostoyevski mi yazdı acaba?
cebimdeki son 50 ruble ile karlı bir petersburg akşamı, karlı ve soğuk bir sokakta çıtırdayan zemine basarak, sağa sola sarsılarak yürüyor gibiyim.
devamını gör...
aziz nesin
arkadaşım badem ağacı
sen ağaçların aptalı
ben insanların
seni kandırır havalar
beni sevdalar
bir ılıman hava esmeye görsün
düşünmeden gelecek karakış..
açarsın çiçeklerini ..
bense hayra yorarım gördüğüm düşü...
bir güler yüz bir tatlı söz..
açarım yüreğimi hemen
yemişe durmadan çarpar seni karayel
beni karasevda
hemde bilerek kandırıldığımızı
kaçıncı kez bağlanmışız bir olmaza
koo desinler bize şaşkın
sonu gelmesede hiç bir aşkın
açalım yinede çiçeklerimizi
senden yanayım arkadaşım
havanı bulunca aç çiçeklerini
nasıl açıyorsam yüreğimi
belki bu kez kış olmaz
bakarsın sevdan düş olmaz
nasıl vermişsem kendimi son sevdama
vur kendini sen de bu güzel havaya
muhteşem dizelerin yazarıdır.
devamını gör...
netflix içerik önerisi
our planet kesinlikle herkesin izlemesi gereken bir belgesel olmuş. sadece doğal güzellikler değil, istemeden yada isteyerek çevreye verdiğimiz zararı da konu alması bakımından ufuk açıcı olduğunu düşünüyorum.
devamını gör...
türk olmak
türk olmak veyahut türk olarak hissedebilmek. beyler bayanlar bu bir milliyetçilik değildir. bu yüzyılların verdiği asillik ve mucizedir. ne mutlu türküm diyene!
devamını gör...
keşke anıtkabir'in bir köşesinde mescid olsa
öyle bir şey olsaydı o zamanda girip oraya atalarına tapıyorlar derdiniz sanki sizi bilmiyoruz yelizcim.
devamını gör...
nickaltı zorbalığı
var ama çok da tınnn.
***
hayat kısa sanat uzun.
şener şen'li bir gece geçirdim.
ankara'da mis gibi bir gece vardı.
dolunay ve yıldızlar.
daha ne olsun.
***
yaşım gereği ya da karakterim gereği negatif olan yorumlara ve bakışlara takılamıyorum.
hele sanal dertleri,en son sıraya koydum.
ezcümle her şey yolunda, daha da iyi olur inşallah.
hadi bana iyi geceler.
***
hayat kısa sanat uzun.
şener şen'li bir gece geçirdim.
ankara'da mis gibi bir gece vardı.
dolunay ve yıldızlar.
daha ne olsun.
***
yaşım gereği ya da karakterim gereği negatif olan yorumlara ve bakışlara takılamıyorum.
hele sanal dertleri,en son sıraya koydum.
ezcümle her şey yolunda, daha da iyi olur inşallah.
hadi bana iyi geceler.
devamını gör...
ilişkide yapılan yanlışlar
'dengeyi kuramamak.' bir tarafın hep daha fazla önemseyip, daha fazla vakit ayırması. bu durum hem kızlar hem erkekler için cepte muamelesine yol açıyor, ve en sonunda da kaybetmekten zerre korkmayan taraf kaybetmekten korkan tarafa yalan söylüyor, arkasından işler çeviriyor ve büyük olasılık aldatıyor. denge her şeydir.
devamını gör...


