yalnızlıktan konuşmayı unutmak
yaşadığım durumdur. konuşmaya başlayınca bir kaç dakika sonra saçmalamaya başlayabiliyorum. ağızdan günde 100 kelime bile çıkmayınca ortaya böyle bir durum çıkabiliyor. yanınızdakilerin kıymetini biliniz.
devamını gör...
attila ilhan
türk edebiyatının, aşkı en iyi anlatan ve aşkın çelişkilerle bezeli yönünü en iyi aktaran şairlerinden bir tanesidir. bana göre atilla ilhan bu konuda en iyisidir. aşka çoğu duygu içkindir, özlem, kıskançlık, öfke ve zaman zaman nefret. onun için gerçekten aşık olan biri, stabil bir ruh halinde olamaz ve bütünlüklü bir benliği karşısındaki insana yansıtamaz. bir gün onunla tekrar bir araya gelebilmek için her şeyini vermeye razıyken, bir diğer gün ise kendisini “kötü, karanlık, çirkin” biri olarak tanıtabilir. genellikle aşk ve delilik arasında kurulan ilişki de böyle bir durumdan neşet etmektedir ve aşık insanın ruh dalgalanmalarına işaret etmektedir. takdir edersiniz ki, kuvvetli bir duygu stabil bir şekilde yaşanamaz, ölçüsüz, ayarsız ve tekinsizdir. tıpkı atilla ilhan şiirlerinde olduğu üzere.
“aysel git başımdan ben sana göre değilim” diye başlayan şiiri, “aysel git başımdan seni seviyorum” diye biter, “vurdun kanıma girdin itirazım var” mısrasıyla başlayan şiiri “vurdun kanıma girdin kabulümsün” itirafıyla sonlanır. atilla ilhanın şiirlerinde hep kendisiyle savaşan bir adam vardır ve kendisini hiçbir zaman ötekinin benliğinde eritmeyen bir insanın portresini sunar bize. ötekiyle arasındaki mesafenin farkında olan ve kendisini o mesafeye konumlandırarak, farklı duygular arasında gidip gelen bir insanın haykırışlarını dinleriz. mesafe sadece fiziksel uzaklık demek değildir, mesafe bazen de aşk duygusunun neşet ettiği kaosun alanıdır. kişi kendisini ötekinin benliğinde eritmeye çalışınca, güvenli sular aşk olarak telakki ediliyor. bize güven veren insanla yaşadığımız, riskten ve belirsizlikten uzak ilişkiyi aşk sanıyoruz.
“mademki en büyük düşmanım kalbim benim kendimin, onu inkâr ediyorum kalbimi inkâr ediyorum.” diyor ya hüznün şairi. yani âşık olmak bazen o kalbi kazanmayı değil, yıkmayı da içerir. insan çelişik duyguların altında ezilirken kendine bir çıkış ararken o kalbi de parçalayabilir. ayrılığın da sevdaya dahil olduğunu bilen biri, o kişinin salt varlığını sever, o kişinin şahsında kendisini değil. bir insanın tinsel derinliği de çelişik duygularından anlaşılmaz mı zaten? tinsel derinlik farklı uçlarda salınmayı içerimlemez mi? hem öfkeyi hem pişmanlığı hem özlemi hem aşkı aynı anda hissetmek demek değil midir ruhsal derinlik. tinsel bir derinlik olmadan, gerçek bir aşk yaşanabilir mi?
modern insanın en büyük yanılgısı, aşkı tekinsizlikten, belirsizlikten, çelişkilerden azade kılmaya ve salt hoşnutluğa indirgemeye çalışmasıdır. belki de modern insanın güvenli suları aşk sanmasına tepki olarak tekrar ve tekrar atilla ilhanı okumak lazım. aşkın sadece iyilik ve sevgi pıtırcıklığı olmadığını, karanlık yönleri de içerimlediğini anlamak için onun şiirlerini okumak lazım. ve belki de ayrılığın da sevdaya dahil olduğunu idrak edebilmek ve aşkın yanımızda olanın varlığını değil, bizatihi onun varlığını sevmek olduğunu anlamak için hüznün şairini okumak lazım.
“aysel git başımdan ben sana göre değilim” diye başlayan şiiri, “aysel git başımdan seni seviyorum” diye biter, “vurdun kanıma girdin itirazım var” mısrasıyla başlayan şiiri “vurdun kanıma girdin kabulümsün” itirafıyla sonlanır. atilla ilhanın şiirlerinde hep kendisiyle savaşan bir adam vardır ve kendisini hiçbir zaman ötekinin benliğinde eritmeyen bir insanın portresini sunar bize. ötekiyle arasındaki mesafenin farkında olan ve kendisini o mesafeye konumlandırarak, farklı duygular arasında gidip gelen bir insanın haykırışlarını dinleriz. mesafe sadece fiziksel uzaklık demek değildir, mesafe bazen de aşk duygusunun neşet ettiği kaosun alanıdır. kişi kendisini ötekinin benliğinde eritmeye çalışınca, güvenli sular aşk olarak telakki ediliyor. bize güven veren insanla yaşadığımız, riskten ve belirsizlikten uzak ilişkiyi aşk sanıyoruz.
“mademki en büyük düşmanım kalbim benim kendimin, onu inkâr ediyorum kalbimi inkâr ediyorum.” diyor ya hüznün şairi. yani âşık olmak bazen o kalbi kazanmayı değil, yıkmayı da içerir. insan çelişik duyguların altında ezilirken kendine bir çıkış ararken o kalbi de parçalayabilir. ayrılığın da sevdaya dahil olduğunu bilen biri, o kişinin salt varlığını sever, o kişinin şahsında kendisini değil. bir insanın tinsel derinliği de çelişik duygularından anlaşılmaz mı zaten? tinsel derinlik farklı uçlarda salınmayı içerimlemez mi? hem öfkeyi hem pişmanlığı hem özlemi hem aşkı aynı anda hissetmek demek değil midir ruhsal derinlik. tinsel bir derinlik olmadan, gerçek bir aşk yaşanabilir mi?
modern insanın en büyük yanılgısı, aşkı tekinsizlikten, belirsizlikten, çelişkilerden azade kılmaya ve salt hoşnutluğa indirgemeye çalışmasıdır. belki de modern insanın güvenli suları aşk sanmasına tepki olarak tekrar ve tekrar atilla ilhanı okumak lazım. aşkın sadece iyilik ve sevgi pıtırcıklığı olmadığını, karanlık yönleri de içerimlediğini anlamak için onun şiirlerini okumak lazım. ve belki de ayrılığın da sevdaya dahil olduğunu idrak edebilmek ve aşkın yanımızda olanın varlığını değil, bizatihi onun varlığını sevmek olduğunu anlamak için hüznün şairini okumak lazım.
devamını gör...
ezgi mola hakkında hapis istenmesi
bir de özür dilemesini bekliyor. bundan daha komik bir durum olamaz. bence ezgi mola değil siz kızın ailesinden özür dilemelisiniz böyle bir namussuzu savunduğunuz için.
şaka gibi olay.
tecavüzcüye tecavüzcü denir bu kadar net. az bile söylemiş.
şaka gibi olay.
tecavüzcüye tecavüzcü denir bu kadar net. az bile söylemiş.
devamını gör...
rabona
futbol oyununda bir vuruş ismidir.
ismini ispanyolcada kuyruk anlamına gelen rabo sözcüğünden aldığı iddia edilen vuruş, bir futbol hayranı olan benim için en havalı, en karizmatik, en heyecan verici hareketlerden biridir.

bazı hareketleri futbol sahasında görmek futbol izleyicisini heyecanlandır ve tribünleri coşturur. röveşata, trivela ve rabona bu hareketlerin başlıcalarıdır.
bilinen ilk rabona vuruşunu futbol tarihinin en büyük futbolcularından biri olan ve siyah inci lakabıyla da anılan brezilyalı ünlü futbolcu pele’nin yaptığı söylenir.
bu hareketi genelde top ters ayağına gelen futbolcular eğer yeterince yetenekli iseler yaparlar. örneğin; sol kanattan atak yapan sağ ayaklı bir oyuncu orta yapmak için rabona tercih ederse hemen zaman kazanır hem de isabet oranını arttırır.

genellikle şut atmaktan ziyade orta yapmak için kullanılan rabona ile gol atmaksa tarifsiz bir seyir zevki verir. bunun için özellikle de erik lamela’ya teşekkürü bir borç biliriz.
hareket vuruş yapılacak ayağın destek ayağının arkasında savrulması ile yapılır. kolay gibi görünse de riskli bir harekettir. her an rezil olma tehlikesi ile karşı karşıya kalabilir yapmaya kalkan futbolcu.

türkiye’de bu hareketi yaptığını en çok izlediğimiz futbolcu beşiktaş’ın eski süper yeteneği ricardo quaresma idi. futbolcu aynı zamanda trivelaların da efendisidir.
erik lamela rabona
ismini ispanyolcada kuyruk anlamına gelen rabo sözcüğünden aldığı iddia edilen vuruş, bir futbol hayranı olan benim için en havalı, en karizmatik, en heyecan verici hareketlerden biridir.

bazı hareketleri futbol sahasında görmek futbol izleyicisini heyecanlandır ve tribünleri coşturur. röveşata, trivela ve rabona bu hareketlerin başlıcalarıdır.
bilinen ilk rabona vuruşunu futbol tarihinin en büyük futbolcularından biri olan ve siyah inci lakabıyla da anılan brezilyalı ünlü futbolcu pele’nin yaptığı söylenir.
bu hareketi genelde top ters ayağına gelen futbolcular eğer yeterince yetenekli iseler yaparlar. örneğin; sol kanattan atak yapan sağ ayaklı bir oyuncu orta yapmak için rabona tercih ederse hemen zaman kazanır hem de isabet oranını arttırır.

genellikle şut atmaktan ziyade orta yapmak için kullanılan rabona ile gol atmaksa tarifsiz bir seyir zevki verir. bunun için özellikle de erik lamela’ya teşekkürü bir borç biliriz.
hareket vuruş yapılacak ayağın destek ayağının arkasında savrulması ile yapılır. kolay gibi görünse de riskli bir harekettir. her an rezil olma tehlikesi ile karşı karşıya kalabilir yapmaya kalkan futbolcu.

türkiye’de bu hareketi yaptığını en çok izlediğimiz futbolcu beşiktaş’ın eski süper yeteneği ricardo quaresma idi. futbolcu aynı zamanda trivelaların da efendisidir.
erik lamela rabona
devamını gör...
ben herkesten farklıyım hissi
"kimseden daha iyi olmadığınızı anlayacak kadar mütevazi, herkesten farklı olduğunuzu kavrayacak kadar bilge olun."
ibn rüşd
ibn rüşd
devamını gör...
kumru
doğada tek eşli olan kuşlardan biridir. eşine öyle bağlı bir kuştur ki, eşlerden biri öldüğü zaman geride kalan ömrü boyunca gönlüne kilit vuruyor.
devamını gör...
biri hiçbiri binlercesi
italyan oyun ve öykü yazarı luigi pirandello tarafından 1909 yılnda yazmaya başladığı ancak 1926 yılında tamamlayıp yayımladığı felsefi ve mizahi bir roman. kitabın ana kahramanı vitangelo moscarda' nın bir gün aynada yüzünü incelerken karısının ona burnunun sağa doğru yamuk olduğunu söylemesi ile hayatı altüst oluyor ve içsel bir buhranın başlangıcı oluyor. 28 yıl boyunca hiç bu eğriliği fark etmeyen moscarda insanın varoluşundan bu yana kendine bakış açısı ile diğer insanların bakış açısının ve gördüğü şeylerin birbirinden farklı olduğunu anlıyor. sorgulamaya başlıyor ve her insan için farklı bir moscardo olduğunun ama aslında asıl moscardo'nun kim olduğunun bilincine varıyor. oldukça ilginç ama bir o kadar da akıcı olan bu kitapta bu sorgulamaya ve buhrana şahit oluyor ve ara ara okuyucuya da kendini ve benlik kavramını sorgulatıyor.*benlikler arasında kaybolan delirmiş bir moscardoyu okuyoruz ve yazar bize moscardo ile şu soruyu sorgulatıyor:
"insan bir midir. hiç midir, yoksa binlerce midir?"
başkalarının bende birini gördüğü ama o birinin de benim tanımadığım bir ben olduğu; başkalarının ancak bana ait olmayan gözlerle dışarıdan bakarak görebildikleri ve tanıyabildikleri o birisine, benim içimde ve onlara göre benim görüntüm olduğu hâlde( demek ki 'benim' dediğim aslında benim için değildi!!) bana hep yabancı olarak bir görüntü atfedecek olmaları; onlara göre benim olan bu hayatın içine giremeyeceğim düşüncesi, benim huzurumu kaçırıyordu.
"insan bir midir. hiç midir, yoksa binlerce midir?"
başkalarının bende birini gördüğü ama o birinin de benim tanımadığım bir ben olduğu; başkalarının ancak bana ait olmayan gözlerle dışarıdan bakarak görebildikleri ve tanıyabildikleri o birisine, benim içimde ve onlara göre benim görüntüm olduğu hâlde( demek ki 'benim' dediğim aslında benim için değildi!!) bana hep yabancı olarak bir görüntü atfedecek olmaları; onlara göre benim olan bu hayatın içine giremeyeceğim düşüncesi, benim huzurumu kaçırıyordu.
devamını gör...
yazarların iç döküntüsü
sosyal medyanın şekillendirdiği bazı insanların, gözlemleyebildiğimiz kadarıyla, uzaktan şöyle bir baktığımızda yaptığı bütün gülünç ve iğrenç şeylerin sebebi, bilerek ya da istemeyerek olgunlaşmaya olan mukavemetidir. birer aptal olarak kalmanın huzurunu yaşamaktadırlar; farkındalık, olgunluk, sağlamlık hayatın hiçbir döneminde ilgi çekici olmamıştır çünkü ve bugünün insanı ilgi açlığıyla yaşar.
evet, henüz birkaç dakika önce tüm galaksiyi yaratmışçasına çalımla gezen, birilerini rahatça aşağılama yetkisini kendisinde gören insanlarla doludur ortalık. bunu da genellikle gayet bilerek, işine böyle geldiği için yaparlar. falanca siyasi parti destekçilerinin birer eşşoğlueşşek, filanca takım taraftarının kıskanç hamamböcekleri olduğunu düşünür. kendisi gibi düşünmeyenleri linçleme konusunda şakşakçılarına güvenir ve onu mahvetme planlarını da ahmak şakşakçı sayısına bakarak kurar. işin en ironik yanı, birinin eşşoğlueşşek olduğunu ya da hamamböceği olduğunu anlatmak için son derece yetersiz, rezil bir cümle kurmasıdır. bu cümle, uzaktan bakıldığında hedefe gidiyor görünür ama anlamak için çaba gösterdiğinizde beyninizden vurulmuşa dönersiniz.
bunlarla münakaşaya girdiğiniz zaman size verecekleri cevap, alakalı alakasız konunun bir yerini almak ve orayla alakalı, asgari bir zeka seviyesi gerektiren risksiz bir cümle kurmaktır. sözgelimi kırmızı ambalajlı ülker çikolatalı gofret almış annesine dönüp "anneci kan da bu renk ve damarlarımızda gezer" diyen bir çocuk gibi davanırlar. sonra da bu tartışmaya daha fazla beyinlerinin yetmeyeceğini düşünüyor olmalıdırlar ki; "hadi hayırlı traşlar" anlamına gelen bir sözle bitirirler. "eğer o böyleyse, bu da şöyledir, yine haksız çıktın, teşekkürler" gibi bir cümledir genellikle.
bunların öyle milyonlarca takipçisi olan insanlar olduklarını düşünmeyin sakın. çok çok az populerleşmiş, kendi çemberinde popüler insanlar da bunu yapıyor. bizim bu yeni insan tiplerini incelememizin, bunları tanımlamamızın sebebi de hiç ummadığımız insanların, belki bir akrabamızın, belki rastgele tanıştığıöız birinin, bir lise arkadaşımızın da böyle biri olabileceğidir. o yüzden bugünün dünyasında sosyal medya davranışları da insanları değerlendirmekte bir kriter olarak ele alınmalı.
evet, henüz birkaç dakika önce tüm galaksiyi yaratmışçasına çalımla gezen, birilerini rahatça aşağılama yetkisini kendisinde gören insanlarla doludur ortalık. bunu da genellikle gayet bilerek, işine böyle geldiği için yaparlar. falanca siyasi parti destekçilerinin birer eşşoğlueşşek, filanca takım taraftarının kıskanç hamamböcekleri olduğunu düşünür. kendisi gibi düşünmeyenleri linçleme konusunda şakşakçılarına güvenir ve onu mahvetme planlarını da ahmak şakşakçı sayısına bakarak kurar. işin en ironik yanı, birinin eşşoğlueşşek olduğunu ya da hamamböceği olduğunu anlatmak için son derece yetersiz, rezil bir cümle kurmasıdır. bu cümle, uzaktan bakıldığında hedefe gidiyor görünür ama anlamak için çaba gösterdiğinizde beyninizden vurulmuşa dönersiniz.
bunlarla münakaşaya girdiğiniz zaman size verecekleri cevap, alakalı alakasız konunun bir yerini almak ve orayla alakalı, asgari bir zeka seviyesi gerektiren risksiz bir cümle kurmaktır. sözgelimi kırmızı ambalajlı ülker çikolatalı gofret almış annesine dönüp "anneci kan da bu renk ve damarlarımızda gezer" diyen bir çocuk gibi davanırlar. sonra da bu tartışmaya daha fazla beyinlerinin yetmeyeceğini düşünüyor olmalıdırlar ki; "hadi hayırlı traşlar" anlamına gelen bir sözle bitirirler. "eğer o böyleyse, bu da şöyledir, yine haksız çıktın, teşekkürler" gibi bir cümledir genellikle.
bunların öyle milyonlarca takipçisi olan insanlar olduklarını düşünmeyin sakın. çok çok az populerleşmiş, kendi çemberinde popüler insanlar da bunu yapıyor. bizim bu yeni insan tiplerini incelememizin, bunları tanımlamamızın sebebi de hiç ummadığımız insanların, belki bir akrabamızın, belki rastgele tanıştığıöız birinin, bir lise arkadaşımızın da böyle biri olabileceğidir. o yüzden bugünün dünyasında sosyal medya davranışları da insanları değerlendirmekte bir kriter olarak ele alınmalı.
devamını gör...
hayal edilen ölüm şekli
olan aklımı ve sağlığımı kaybetmeden kendi seçtiğim bir zamanda ölmek tercihen daha güzel olurdu. kimseye muhtaç olmadan, kimseyi uğraştırmadan, yormadan. üzmeden diyemiyorum. ona engel olamam. nasıl öleceğimi de seçme şansım olursa bunu o an geldiğinde bilirim sanırım. fakat elbette ölümüm de şiir gibi olsun isterim.
devamını gör...
wattpad
zamanının çoğunu kitap okuyarak geçiren bir adamım ben. hem de bu yeni değil. uzun yıllardır böyle. kardeşim aynı yatakta yatmak zorunda kaldığımız fakir zamanlarımızda benim yastığımın altında kitap olurdu çoğu zaman. ben merak eden insanım. ne bulursam okumak isterim.
insanların bana kitap ve yazar önermesini de öneririm. bu kadar en güvenilir başvuru kaynağım da kardeşimdir. ama başka insanların beni bir yazarla tanıştırması beni çok mutlu eder. hatta böyle bir aracılığa mutlaka bir kahve ısmarlayarak teşekkür ederim.
ancak bu dönemlerde tuhaf tuhaf şeyler yaşamaya başladım. beni elimde kitabımla gören insanların çoğunluğu ne kadar çok kitap okuduğum konusunda beni övüp sonra bana kitap önerme yarışına giriyorlar. asla küçümsemiyorum ama beni en çok rahatsız eden iki nokta var burda.
ben hidayet romanları okumuyorum. bana göre değil. bir müslüman gençle bir ateistin kurgu tartışmaları beni hiç ilgilendirmiyor. ne halleri varsa görsünler.
ikinci nokta ise yukarıdaki yazarın da bahsettiği gibi o wattpad kitapları bana göre değil. ben saf aşk romanları, ergenlik bunalımları da sevmiyorum. beni kurt adama aşık olan vampir, vampire aşık olan zombi, zombiye aşık olan su samuru ilgilendirmiyor.
çok dolmuşum bu konuda. ben de yazınca fark ettim. gideyim de gondor’u merak edeyim ben de.
insanların bana kitap ve yazar önermesini de öneririm. bu kadar en güvenilir başvuru kaynağım da kardeşimdir. ama başka insanların beni bir yazarla tanıştırması beni çok mutlu eder. hatta böyle bir aracılığa mutlaka bir kahve ısmarlayarak teşekkür ederim.
ancak bu dönemlerde tuhaf tuhaf şeyler yaşamaya başladım. beni elimde kitabımla gören insanların çoğunluğu ne kadar çok kitap okuduğum konusunda beni övüp sonra bana kitap önerme yarışına giriyorlar. asla küçümsemiyorum ama beni en çok rahatsız eden iki nokta var burda.
ben hidayet romanları okumuyorum. bana göre değil. bir müslüman gençle bir ateistin kurgu tartışmaları beni hiç ilgilendirmiyor. ne halleri varsa görsünler.
ikinci nokta ise yukarıdaki yazarın da bahsettiği gibi o wattpad kitapları bana göre değil. ben saf aşk romanları, ergenlik bunalımları da sevmiyorum. beni kurt adama aşık olan vampir, vampire aşık olan zombi, zombiye aşık olan su samuru ilgilendirmiyor.
çok dolmuşum bu konuda. ben de yazınca fark ettim. gideyim de gondor’u merak edeyim ben de.
devamını gör...
güne psikolojik bir tespit bırak
insan bastırdığı duyguların esiri olur ve öyle bir an gelir ki hiç beklemediğiniz bir şekilde gün yüzüne çıkar.
tıpkı kirli çamaşır sepetine attığınız giysileri alta iteklemeniz ve bir zaman sonra sepetin kapağının kapanmaması gibi.
ifade edilmemiş duygular asla ölmez; sadece diri diri gömülür ve sonradan daha korkunç şekillerde tezahür ederler. - sigmund freud
tıpkı kirli çamaşır sepetine attığınız giysileri alta iteklemeniz ve bir zaman sonra sepetin kapağının kapanmaması gibi.
ifade edilmemiş duygular asla ölmez; sadece diri diri gömülür ve sonradan daha korkunç şekillerde tezahür ederler. - sigmund freud
devamını gör...
normal sözlük yazarlarının en büyük zaafları
sevdiğim insanlar, sevdiğim kitaplar, sevdiğim eşyalarım... kısacası sevdiğim her şeye zaafım var benim. ama tabii en büyüğü sevdiğim bey*.
devamını gör...
amasra
eski dönemlerde kalma el yazmalarının ve kaynakların ne kadar önemli olduklarını biliriz. bu mektuplar, fermanlar, resimler, şiirler ve müzikler dönemin atmosferini, toplumu ve insanların yaşamını bizlere iyisi ve kötüsü ile anlatırlar. bunlardan birinin örneğine yakın zamanlarda denk geldiğim için paylaşmak istedim:
amasra (antik amastris kenti) homeros'un ilyada'sından itibaren yazılı kaynaklarda geçen bir kasabadır. izmit (nikomedia) ile birlikte roma çağında bitinya'nın (mö 377 ve mö 64 yıllarında arasında hüküm sürmüş iznik merkezli bir devlet) metropollerinden birisidir.
tarihini geçmişe kadar inceleyebildiğimiz amasra'ya milattan sonra 1-2. yüzyıllarda yaşamış romalı yazar gaius plinius caecilius secundus'un, imparator ile arasında geçen mektuplaşmalarda bile görebiliriz. dayısı (gaius plinius secundus) ile karışmaması için genç plinius denen yazar 247 tanesi günümüze ulaşmış mektupları ile bilinir ve tarihin aydınlatılmasında bu mektupların önemi büyüktür.
gelelim bahsettiğimiz mektuba: ilk mektup genç plinius tarafından roma imparatorun'a yazılıyor:
"amastris'in (çok iyi planlanmış ve bakımlı bir kent) başlıca özelliklerinden biri çok güzel, uzun bir caddedir. bu cadde boyunca adına dere denilen, ancak berbat bir lağımdan farksız olan bir su akmaktadır. görünüşü ne kadar kötüyse, yaydığı kokular da o kadar sağlığa zararlıdır. halk sağlığı kadar şehrin güzelliği de bu suyun üzerinin kapatılmasını gerektirmektedir; ve izniniz olursa, bu yapılacaktır. bu kadar önemli bir işte, para sıkıntısının çekilmeyeceğini görüyorum.''
plinius ilk yüzyıllarda bile kentin bakımlı ve planlı bir şekilde büyüdüğünden fakat toplumsal bir sorunundan bahsettiği bu mektuba imparatordan bir başka mektup ile yanıt alıyor:
''amastris kentinin sağlığına zarar verecek bu suyun örtülmesi için her türlü neden mevcut, sevgili plinius. her zamanki becerikliliğinizle bu işin yapılması için gerekli parayı sağlayacağınızdan eminim.''
1930'lu yılların başına kadar sağlam kalan ve şu an da kısmen görülebilen; amasra'nın içindeki küçük limana dökülen derenin içinde aktığı kesme taştan yapılmış tünel sanıyoruz ki mektupta bahsedilen kapatma işleminin mirasıdır. mektuplardaki bilgiler bir tarihi eserin tarihini ve ne amaçla yapıldığını kesin olarak ortaya çıkarıyor. bu da eski dönemlerden günümüze kalan eserlerin geçmişi aydınlatmak açısından ne kadar değerli kaynaklar olduklarını ve neden önemsenmeleri gerektiğini gözler önüne seriyor.
kaynakça: antik anadolu coğrafyası / strabon-geographika
amasra (antik amastris kenti) homeros'un ilyada'sından itibaren yazılı kaynaklarda geçen bir kasabadır. izmit (nikomedia) ile birlikte roma çağında bitinya'nın (mö 377 ve mö 64 yıllarında arasında hüküm sürmüş iznik merkezli bir devlet) metropollerinden birisidir.
tarihini geçmişe kadar inceleyebildiğimiz amasra'ya milattan sonra 1-2. yüzyıllarda yaşamış romalı yazar gaius plinius caecilius secundus'un, imparator ile arasında geçen mektuplaşmalarda bile görebiliriz. dayısı (gaius plinius secundus) ile karışmaması için genç plinius denen yazar 247 tanesi günümüze ulaşmış mektupları ile bilinir ve tarihin aydınlatılmasında bu mektupların önemi büyüktür.
gelelim bahsettiğimiz mektuba: ilk mektup genç plinius tarafından roma imparatorun'a yazılıyor:
"amastris'in (çok iyi planlanmış ve bakımlı bir kent) başlıca özelliklerinden biri çok güzel, uzun bir caddedir. bu cadde boyunca adına dere denilen, ancak berbat bir lağımdan farksız olan bir su akmaktadır. görünüşü ne kadar kötüyse, yaydığı kokular da o kadar sağlığa zararlıdır. halk sağlığı kadar şehrin güzelliği de bu suyun üzerinin kapatılmasını gerektirmektedir; ve izniniz olursa, bu yapılacaktır. bu kadar önemli bir işte, para sıkıntısının çekilmeyeceğini görüyorum.''
plinius ilk yüzyıllarda bile kentin bakımlı ve planlı bir şekilde büyüdüğünden fakat toplumsal bir sorunundan bahsettiği bu mektuba imparatordan bir başka mektup ile yanıt alıyor:
''amastris kentinin sağlığına zarar verecek bu suyun örtülmesi için her türlü neden mevcut, sevgili plinius. her zamanki becerikliliğinizle bu işin yapılması için gerekli parayı sağlayacağınızdan eminim.''
1930'lu yılların başına kadar sağlam kalan ve şu an da kısmen görülebilen; amasra'nın içindeki küçük limana dökülen derenin içinde aktığı kesme taştan yapılmış tünel sanıyoruz ki mektupta bahsedilen kapatma işleminin mirasıdır. mektuplardaki bilgiler bir tarihi eserin tarihini ve ne amaçla yapıldığını kesin olarak ortaya çıkarıyor. bu da eski dönemlerden günümüze kalan eserlerin geçmişi aydınlatmak açısından ne kadar değerli kaynaklar olduklarını ve neden önemsenmeleri gerektiğini gözler önüne seriyor.
kaynakça: antik anadolu coğrafyası / strabon-geographika
devamını gör...
ağlamak için sudan sebepler bulmak
camın önüne koyduğum pilavları iki çift kumru yemeyince;” yeaaa bunlarda pilavları yemediler, aç kaldılar yeaaa.” diye sümüğümü çeke çeke iki saat ağlamışlığım var benim. ağlanıyor yani. gözyaşları kalbin arınma şekli.
devamını gör...
geceye bir söz bırak
bir şey istiyorum, gürültüden,
kalabalıktan uzak karanlığımda kendi başıma kalmak.
kalabalıktan uzak karanlığımda kendi başıma kalmak.
devamını gör...
bengaripsengüzeldünyaumutlu ile dünyadan uzak
sözlük erkeklerini ikinci hafta ikinci defa acil servise gönderen kuzguncuktaki vişne’nin anonsuna sahip yayın...
devamını gör...
türk bayrağının kökeni
roma ile zerre kadar alakası olmayan cezayir , pakistan , libya , malezya , mortitanya ve daha pek çok ülke bayrağında hilal sembolünü kullanır . sebebi hilalin islamı temsil etmesidir . diyelim ki libya ve cezayir osmanlı torpağı olduğu için ay ve yıldıza sahip . pakistan , malezya ve mortianya da mı osmanlı toprağıydı?
yıldıza gelecek olursak , yıldızın türklüğü temsil ettiği 1000 yıllık kaynaklarda dahi vardır , özbekistan ve türkmenistan bayrakları örnek olarak verebiliriz , hatta azerbaycan bayrağındaki 8 köşeli yıldızın da her kolunun ayrı bir türk boyunu temsil ettiği rivayet edilir .
kısacası 1400 yıl önce gelmiş bir dinin sancağı olan hilali , 500 yıl önce fethedilen romadan kalma bir sembol olarak görmek mantık dışıdır ,
hilal ve yıldızın romadan kalma bir sembol olduğuna inanmak tarih bilmemezliktir .
yıldıza gelecek olursak , yıldızın türklüğü temsil ettiği 1000 yıllık kaynaklarda dahi vardır , özbekistan ve türkmenistan bayrakları örnek olarak verebiliriz , hatta azerbaycan bayrağındaki 8 köşeli yıldızın da her kolunun ayrı bir türk boyunu temsil ettiği rivayet edilir .
kısacası 1400 yıl önce gelmiş bir dinin sancağı olan hilali , 500 yıl önce fethedilen romadan kalma bir sembol olarak görmek mantık dışıdır ,
hilal ve yıldızın romadan kalma bir sembol olduğuna inanmak tarih bilmemezliktir .
devamını gör...
ışın kılıcı
toplanın ışın kılıcı yapıyoruz!
evvet arkadaşlar kanalıma hoş geldiniz, abone olmayı ve beğenmeyi unutmayın lütfen.
birincisi, ışın kılıcı dediğimiz şey baya güçlü bir alet. öncelikle sağı solu hiç zorlanmadan kesip biçecek bir şey kullanmamız lazım. demek ki bunun için lazer kullanacağız. ikincisi, vuu vuu diye sesi var. ışın sesi ya da gürültüsü diyebiliriz ona ve onu da çözeriz. ama star wars’taki gibi olmaz bu, çünkü o topraklama hatası sesi, bizimkisi öyle olmayacak. üçüncüsü, bu kılıçlarla savaşırken falan iki kılıç birbirine değdiğinde birbirini havada durduracak. ışık ışığı görmüyor normalde ama bir şeyler deneyeceğiz bakalım. iki ışık hüzmesinin birbirinin farkına varmasını sağlayacağız bir şekilde.
aslında buradaki hikmet kılıçlarda değil ortamdaki gazda. bu gaz da evrenin en soğuk köşesindeki ısının 1 milyarda 1’i kadar soğutulmuş bir gaz. fakat bu gaz, gözle görülebilecek kadar büyük kütlede olmayacak bunu çözemedik daha. bunun için sizin baya mini bir insan olmanız lazım. bunu da sizin çözmeniz lazım, sizin için ben yukarıda neler çözdüm. bu mini insan ortamını da yarattıktan sonra iki tane ışık hüzmesini bir kılıç edasıyla sallıyoruz. o hüzmeler birbirini tanıyor ve kılıçlarımız çarpıştıklarında normal bir kılıç gibi çatır çutur fark ediyorlar birbirlerini. ama bir sorun var. iki ışık hüzmesi birbirini görünce mıknatıs gibi yapışıyorlar. sonra da lanet olsun fizik profesörlüğüne diyerek ışın kılıcımızı elimizden atıyoruz.
bu noktaya kadar geldiyseniz artık yapacağınız tek şey kendinize, ben niye ışın kılıcı yapmak istiyorum diye sormak olmalıdır.
evvet arkadaşlar kanalıma hoş geldiniz, abone olmayı ve beğenmeyi unutmayın lütfen.
birincisi, ışın kılıcı dediğimiz şey baya güçlü bir alet. öncelikle sağı solu hiç zorlanmadan kesip biçecek bir şey kullanmamız lazım. demek ki bunun için lazer kullanacağız. ikincisi, vuu vuu diye sesi var. ışın sesi ya da gürültüsü diyebiliriz ona ve onu da çözeriz. ama star wars’taki gibi olmaz bu, çünkü o topraklama hatası sesi, bizimkisi öyle olmayacak. üçüncüsü, bu kılıçlarla savaşırken falan iki kılıç birbirine değdiğinde birbirini havada durduracak. ışık ışığı görmüyor normalde ama bir şeyler deneyeceğiz bakalım. iki ışık hüzmesinin birbirinin farkına varmasını sağlayacağız bir şekilde.
aslında buradaki hikmet kılıçlarda değil ortamdaki gazda. bu gaz da evrenin en soğuk köşesindeki ısının 1 milyarda 1’i kadar soğutulmuş bir gaz. fakat bu gaz, gözle görülebilecek kadar büyük kütlede olmayacak bunu çözemedik daha. bunun için sizin baya mini bir insan olmanız lazım. bunu da sizin çözmeniz lazım, sizin için ben yukarıda neler çözdüm. bu mini insan ortamını da yarattıktan sonra iki tane ışık hüzmesini bir kılıç edasıyla sallıyoruz. o hüzmeler birbirini tanıyor ve kılıçlarımız çarpıştıklarında normal bir kılıç gibi çatır çutur fark ediyorlar birbirlerini. ama bir sorun var. iki ışık hüzmesi birbirini görünce mıknatıs gibi yapışıyorlar. sonra da lanet olsun fizik profesörlüğüne diyerek ışın kılıcımızı elimizden atıyoruz.
bu noktaya kadar geldiyseniz artık yapacağınız tek şey kendinize, ben niye ışın kılıcı yapmak istiyorum diye sormak olmalıdır.
devamını gör...
doğru bir evlilik için gereken şeyler
bir yerde okumuştum şöyle diyordu: "birlikte eğlenebileceğiniz insanla evlenin."
yani yaşam tarzlarının, eğlence anlayışının ve bazı temel zevklerin örtüşmesi gerekiyor. bu nedenle bu tarz şeylerdir bence. bir de kişisel alan bırakmak.
ha bu arada,
(bkz: bilmediği konular hakkında yorum yapan insanlar)
(bkz: ben)
yani yaşam tarzlarının, eğlence anlayışının ve bazı temel zevklerin örtüşmesi gerekiyor. bu nedenle bu tarz şeylerdir bence. bir de kişisel alan bırakmak.
ha bu arada,
(bkz: bilmediği konular hakkında yorum yapan insanlar)
(bkz: ben)
devamını gör...
