lisedeki sıra arkadaşlığı
yeri gelir ekmeğini bölüşürsün, yeri gelir silgini... derslerde sıkıldığınız zamanda can yoldaşı olur size kendisi. tenefüslerde çay veya kahve ikilisiyle edilen on dakikalık kısa bir zaman sıkıştırılan sohbetler bir başkadır tabi. moralinizin bozulduğuna tanık olan ilk insandır. modunuz düştüğü an anlar.
benim sıra arkadaşım böyleydi, hâlâ da böyle. aradan seneler geçti ama bırakmadık birbirimizi. canım dostum hep var ol.
benim sıra arkadaşım böyleydi, hâlâ da böyle. aradan seneler geçti ama bırakmadık birbirimizi. canım dostum hep var ol.
devamını gör...
dinamo kiev
hafızam beni yanıltmıyorsa nazilerin kafayı iyiden iyiye kırdığı yıllardı. barbarossa harekatı işlevsel hale gelmiş, hitlerin psikopatları ukrayna kapılarına dayanmıştı. ortalık kan revan. hal böyle olunca dinamo kiev'li futbolcuların büyük bir bölümü cephenin yolunu tuttu. kimi bu direniş esnasında öldü, kimi esir düştü, kimi de kefeni kıl payı yırtıp geri döndü. anlayacağınız sovyetler tarihinin en başarılı takımlarından birisi olan dinamo kiev yok oldu gitti. kulüp kapandı. benim anlatacağım olaylara tanıklık etmem ise tamamen tesadüfi. elbette bizde yeteneğimiz üst düzeyde olsun, kiev'de top koşturalım isterdik ama konu futbol olunca tanrı vergi affına gitmiş ve bizi yeteneksizlik abidesi olarak kiev meydanına dikmiş, elimize de fırın küreğini tutuşturmuş. yani o dönemler yetenek tanımım fırına ekmek sürmekle sınırlı. hatta bazen ekmekleri geri çıkarırken sıkıntı bile yaşıyorum ancak konu bu değil. neyse bir gün çok sıkıldım ve fırının kapısına çıkıp bir sigara yaktım. bizim fırının sahibi kordik ise sigara düşmanı bir adam, henüz ilk nefesi ciğerlerime çekmiştim ki tepemde bitiverdi. at şu lanet şeyi diye bağırmaya başladı. tam panikle sigarayı söndürüyordum ki, gülerek yanımıza yaklaşan boylu poslu bir adam kurtarıcım oldu. kordik bana olan ilgisini kaybetmişti. şen bir kahkaha patlatarak fırına gelen adama sarıldı. sonradan öğrendim ki, bu adam dinamo kiev takımının efsane kalecisi nikolai trusevich'miş ve benim tarihe tanıklığım kendisinin benimle aynı fırında çalışmaya başlaması sayesinde gerçekleşti.
kordik, nikolai ile her gün ateşli şekilde bir şeyler konuşuyor ve onu dinamo kiev'i yeniden kurması konusunda ikna etmeye çalışıyordu. ben ise hamur yoğuruyor, fırına ekmek atıyor, fırından ekmek çekiyor ve sonrasında, evet takımı yeniden kurmalısınız diyerek çaktırmadan sigara içmeye kaçıyordum. bir kaç gün böyle geçtikten sonra nikolai baskılara dayanamadı ve takımı yeniden kurma konusunda öncülük etme kararı aldı. ancak eski kiev oyuncularının hepsine ulaşabilmek mümkün değildi. yukarıda da yazmış olduğum üzere bazıları ölmüş bazıları ise esir kamplarında hayatta kalmaya çalışıyordu. uzun uğraşlar sonunda nikolai 8 kişi toplamıştı. arkadaşları ile fırına gelmiş ve eksik üç kişiyi nereden bulacaklarını tartışıyorlardı. tabi ben durur muyum atladım hemen mevzuya, ben oynarım dedim. hepsi garip garip yüzüme baktı. kordik fırın küreği ile ağzıma vurmak ister gibi hareketler yapıyordu. olayı hemen üzerimden atmalıydım. ''peki takımın adı ne olacak?'' diye sordum. afallama sırası şimdi onlardaydı. onlar kem küm ederken, bu almanlar size dinamo kievi tekrar kurma imkanını vermezler biliyorsunuz değil mi? diye ekledim. nikolai doğru diyerek başıyla onayladı. işte o anda, tarihi elimde fırıncı küreği ile yazmaya başlamıştım. sonrasında kiev'de fırıncılar lakabı ile anılacak olan fc start kulübü, gizli dinamo kiev olarak, çalıştığım fırıncıda kurulmuş oldu. eksik üçlüyü ise lokomotiv takımından tamamladılar. ben ise üzerime düşen her görevi yapmaya ant içmiştim. birinci yedek ve top toplayıcı olarak ekibe dahil oldum.
yerel lige çok hızlı girdik. geleni geçeni dümdüz ediyorduk. macar ve romen garnizon takımlarını falan ezdik geçtik. bu maçlarda inanılmaz şekilde top topladığım için ziyadesiyle takdir edildim. yıldızım parlamaya başlamıştı. naziler fırıncıların yükselişinden rahatsızdı. haddimizi bildirmek niyetiyle bize maç teklifinde bulundular. vali, general, üstün insan eberhardt bizim çocuklarla maç yaparsanız size idman yapmanız için stat ayarlarım diyerek, gönlümüzü çaldı. tabi biz bu esnada bir kaç toplama işgalci takımı yendiğimiz için kulağımızın çekilmek istendiğinin farkındaydık. sonuç olarak adamlar karşımıza hava kuvvetlerinin yenilmez armadası flakelf'i çıkardılar. üstün alman teknolojisi olan bu takımı evire çevire 5-1 yendik ve ben o gün hiç yoksa 20-25 tane top toplayarak yine maçın yıldızı olmuştum. almanlar çok sinirlenmişlerdi. maçın sonucunun duyulmaması için hepimizi kulaklarımızdan tuttukları gibi evlerimize götürdüler. üç gün sonra ise sanki ilk kez oynanıyormuş gibi rövanş maçının duyurusunu yaptılar.
9 ağustos 1942 günü sahaya çıktık. tribünler alman askerleri ile doluydu. o, bu, değil de en çok zoruma giden şey hakemin ss subayı olduğunu görmek oldu. ama daha da fenası varmış. hakem yanımıza geldi ve seremonide bizden nazi selamı vermemizi istedi. işte bu ahval ve şerait içerisinde sovyet spor selamı vererek ''yaşa spor'' diye bağırdık. ben taç çizgisinin oradaydım ama sesim çok gürdür. bütün stat duymuştur diye düşünüyorum. adamlar maça bizimkileri döverek başladı. hakem ss subayı olunca, o gün saha da bizi rahat rahat dövdüler. ama üçün birini de aldılar zira ilk yarı 3-1 bizim lehimize bitti. hakem efendi soyunma odasına gelerek yenilmemiz gerektiğiniz yenilmezsek sonumuzun çalışma kampları olacağını söyledi ve ekledi; ''çalışmak özgürleştirir!'' bu haleti ruhiye içerisinde ikinci yarıya çıktık ve 35-40 top topladığım ikinci yarıyı da 5-3 önde tamamladık. ama asıl mevzu bu değil. asıl mevzu klimenko'nun yaptığı şeydi. nazileri tespih tanesi gibi ipe dizdi, alman kaleciyi de geçip, kale çizgisinden topu gerisin geriye vurdu. işte o an almanlara karşı asıl zafer kazanılmıştı. almanlar sözlerini tuttular, bazı oyuncular idam edildi. bazı oyuncular toplama kamplarına gönderildi, bazıları ise işkencelerden geçti.
onlar adına yapılan anıt; ''kazandığınız zafer unutulmayacak korkusuz kahramanlar.''

işte o muhteşem 11... ben de oradayım ama kendimi ifşa etmeyi düşünmüyorum. bulabiliyorsanız bulun.

tabi bu muazzam hikaye beyaz perdeye de ilham kaynağı oldu. escape to victory (zafere kaçış) ve ket felidö a pokolban (cehennemde iki devre) bu olaydan esinlenerek çekilmiştir. tabi her iki filme verdiğimiz katkıda yadsınamaz lakin konumuz bu değil.
hülasa; bu direniş dinamo kiev tarihine altın harflerle kazınmıştır.
tanım: dinamo kiev tarihine altın harflerle kazınan direniş *
kordik, nikolai ile her gün ateşli şekilde bir şeyler konuşuyor ve onu dinamo kiev'i yeniden kurması konusunda ikna etmeye çalışıyordu. ben ise hamur yoğuruyor, fırına ekmek atıyor, fırından ekmek çekiyor ve sonrasında, evet takımı yeniden kurmalısınız diyerek çaktırmadan sigara içmeye kaçıyordum. bir kaç gün böyle geçtikten sonra nikolai baskılara dayanamadı ve takımı yeniden kurma konusunda öncülük etme kararı aldı. ancak eski kiev oyuncularının hepsine ulaşabilmek mümkün değildi. yukarıda da yazmış olduğum üzere bazıları ölmüş bazıları ise esir kamplarında hayatta kalmaya çalışıyordu. uzun uğraşlar sonunda nikolai 8 kişi toplamıştı. arkadaşları ile fırına gelmiş ve eksik üç kişiyi nereden bulacaklarını tartışıyorlardı. tabi ben durur muyum atladım hemen mevzuya, ben oynarım dedim. hepsi garip garip yüzüme baktı. kordik fırın küreği ile ağzıma vurmak ister gibi hareketler yapıyordu. olayı hemen üzerimden atmalıydım. ''peki takımın adı ne olacak?'' diye sordum. afallama sırası şimdi onlardaydı. onlar kem küm ederken, bu almanlar size dinamo kievi tekrar kurma imkanını vermezler biliyorsunuz değil mi? diye ekledim. nikolai doğru diyerek başıyla onayladı. işte o anda, tarihi elimde fırıncı küreği ile yazmaya başlamıştım. sonrasında kiev'de fırıncılar lakabı ile anılacak olan fc start kulübü, gizli dinamo kiev olarak, çalıştığım fırıncıda kurulmuş oldu. eksik üçlüyü ise lokomotiv takımından tamamladılar. ben ise üzerime düşen her görevi yapmaya ant içmiştim. birinci yedek ve top toplayıcı olarak ekibe dahil oldum.
yerel lige çok hızlı girdik. geleni geçeni dümdüz ediyorduk. macar ve romen garnizon takımlarını falan ezdik geçtik. bu maçlarda inanılmaz şekilde top topladığım için ziyadesiyle takdir edildim. yıldızım parlamaya başlamıştı. naziler fırıncıların yükselişinden rahatsızdı. haddimizi bildirmek niyetiyle bize maç teklifinde bulundular. vali, general, üstün insan eberhardt bizim çocuklarla maç yaparsanız size idman yapmanız için stat ayarlarım diyerek, gönlümüzü çaldı. tabi biz bu esnada bir kaç toplama işgalci takımı yendiğimiz için kulağımızın çekilmek istendiğinin farkındaydık. sonuç olarak adamlar karşımıza hava kuvvetlerinin yenilmez armadası flakelf'i çıkardılar. üstün alman teknolojisi olan bu takımı evire çevire 5-1 yendik ve ben o gün hiç yoksa 20-25 tane top toplayarak yine maçın yıldızı olmuştum. almanlar çok sinirlenmişlerdi. maçın sonucunun duyulmaması için hepimizi kulaklarımızdan tuttukları gibi evlerimize götürdüler. üç gün sonra ise sanki ilk kez oynanıyormuş gibi rövanş maçının duyurusunu yaptılar.
9 ağustos 1942 günü sahaya çıktık. tribünler alman askerleri ile doluydu. o, bu, değil de en çok zoruma giden şey hakemin ss subayı olduğunu görmek oldu. ama daha da fenası varmış. hakem yanımıza geldi ve seremonide bizden nazi selamı vermemizi istedi. işte bu ahval ve şerait içerisinde sovyet spor selamı vererek ''yaşa spor'' diye bağırdık. ben taç çizgisinin oradaydım ama sesim çok gürdür. bütün stat duymuştur diye düşünüyorum. adamlar maça bizimkileri döverek başladı. hakem ss subayı olunca, o gün saha da bizi rahat rahat dövdüler. ama üçün birini de aldılar zira ilk yarı 3-1 bizim lehimize bitti. hakem efendi soyunma odasına gelerek yenilmemiz gerektiğiniz yenilmezsek sonumuzun çalışma kampları olacağını söyledi ve ekledi; ''çalışmak özgürleştirir!'' bu haleti ruhiye içerisinde ikinci yarıya çıktık ve 35-40 top topladığım ikinci yarıyı da 5-3 önde tamamladık. ama asıl mevzu bu değil. asıl mevzu klimenko'nun yaptığı şeydi. nazileri tespih tanesi gibi ipe dizdi, alman kaleciyi de geçip, kale çizgisinden topu gerisin geriye vurdu. işte o an almanlara karşı asıl zafer kazanılmıştı. almanlar sözlerini tuttular, bazı oyuncular idam edildi. bazı oyuncular toplama kamplarına gönderildi, bazıları ise işkencelerden geçti.
onlar adına yapılan anıt; ''kazandığınız zafer unutulmayacak korkusuz kahramanlar.''

işte o muhteşem 11... ben de oradayım ama kendimi ifşa etmeyi düşünmüyorum. bulabiliyorsanız bulun.

tabi bu muazzam hikaye beyaz perdeye de ilham kaynağı oldu. escape to victory (zafere kaçış) ve ket felidö a pokolban (cehennemde iki devre) bu olaydan esinlenerek çekilmiştir. tabi her iki filme verdiğimiz katkıda yadsınamaz lakin konumuz bu değil.
hülasa; bu direniş dinamo kiev tarihine altın harflerle kazınmıştır.
tanım: dinamo kiev tarihine altın harflerle kazınan direniş *
devamını gör...
tatlı hayat
"bunaa inanabiliyor musun sevinç"
"allahım çıldıracağım, yetmeyecek üzerine delireceğimmm"
repliklerini bize kazandırmış, haluk bilginer'in yine harika olduğu, zaman zaman açıp izleyip bir doz neşe alarak hayata devam edilesi dizidir.
"allahım çıldıracağım, yetmeyecek üzerine delireceğimmm"
repliklerini bize kazandırmış, haluk bilginer'in yine harika olduğu, zaman zaman açıp izleyip bir doz neşe alarak hayata devam edilesi dizidir.
devamını gör...
normal sözlük'te etkileşimin çok az olması
bence de öyle ama bunun çözümü olduğunu düşünüyorum kendi çapımda. 'popüler' birkaç yazarı es geçerek yazıyorum; ne kadar etkileşimde olursan, o kadar etkileşim alıyorsun. yani etkiye etki, tepkiye tepki. ben organik etkileşimi tercih edip, biraz da sıfırcı hoca gibi olduğum için, beklentisiz takılıyorum buralarda ama bu da bir gözlemdir.
devamını gör...
yazarların en köylü özelliği
direkt köyde yaşamam olur mu?
(bknz: keçiçobanı)
(bknz: keçiçobanı)
devamını gör...
hürriyet gazetesinin fişleme haberi için özür dilemesi
özrü kabahatinden büyük denir bu duruma!
bir de ballandıra ballandıra yazmış.
aşağıda aktaracağım bilgilerle beraber değerlendirirsek bu özrün ne kadar vahim olduğunu anlarız.
kişisel veri dediğimiz şey kişiselleştirilebilir olan şeylerdir. kişiselleştirmeden kasıt gerçek bir kişiyle ilişkilendirebilmektir. örneğin t.c. kimlik numarası, doğum tarihi, telefon numarası gibi şeyler. bunlar sizin kim olduğunuza dair kişisel verilerdir.
yapılan bu fişleme faaliyeti kişisel verilerin korunması kanununa aykırıdır. aynı zamanda ceza yasasının ilgili hükümlerine de aykırıdır.
kişisel verilerin korunması kanunu;
madde 3- (1)- d)kişisel veri: kimliği belirli veya belirlenebilir gerçek kişiye ilişkin her türlü bilgiyi ifade eder.
madde 4 – (1) kişisel veriler, ancak bu kanunda ve diğer kanunlarda öngörülen usul ve esaslara uygun olarak işlenebilir.
(2) kişisel verilerin işlenmesinde aşağıdaki ilkelere uyulması zorunludur:
a) hukuka ve dürüstlük kurallarına uygun olma.
b) doğru ve gerektiğinde güncel olma.
c) belirli, açık ve meşru amaçlar için işlenme.
ç) işlendikleri amaçla bağlantılı, sınırlı ve ölçülü olma.
d) ilgili mevzuatta öngörülen veya işlendikleri amaç için gerekli olan süre kadar muhafaza edilme.
madde 5 – (1) kişisel veriler ilgili kişinin açık rızası olmaksızın işlenemez.
(2) aşağıdaki şartlardan birinin varlığı hâlinde, ilgili kişinin açık rızası aranmaksızın kişisel verilerinin işlenmesi mümkündür:
a) kanunlarda açıkça öngörülmesi.
b) fiili imkânsızlık nedeniyle rızasını açıklayamayacak durumda bulunan veya rızasına hukuki geçerlilik tanınmayan kişinin kendisinin ya da bir başkasının hayatı veya beden bütünlüğünün korunması için zorunlu olması.
c) bir sözleşmenin kurulması veya ifasıyla doğrudan doğruya ilgili olması kaydıyla, sözleşmenin taraflarına ait kişisel verilerin işlenmesinin gerekli olması.
ç) veri sorumlusunun hukuki yükümlülüğünü yerine getirebilmesi için zorunlu olması.
d) ilgili kişinin kendisi tarafından alenileştirilmiş olması.
e) bir hakkın tesisi, kullanılması veya korunması için veri işlemenin zorunlu olması.
f) ilgili kişinin temel hak ve özgürlüklerine zarar vermemek kaydıyla, veri sorumlusunun meşru menfaatleri için veri işlenmesinin zorunlu olması.
madde 6– kişilerin ırkı, etnik kökeni, siyasi düşüncesi, felsefi inancı, dini, mezhebi veya diğer inançları, kılık ve kıyafeti, dernek, vakıf ya da sendika üyeliği, sağlığı, cinsel hayatı, ceza mahkûmiyeti ve güvenlik tedbirleriyle ilgili verileri ile biyometrik ve genetik verileri özel nitelikli kişisel veridir.
türk ceza kanunu;
“kişisel verilerin kaydedilmesi
madde 135 – (1) hukuka aykırı olarak kişisel verileri kaydeden kimseye bir yıldan üç yıla kadar hapis cezası verilir.
(2) kişisel verinin, kişilerin siyasi, felsefi veya dini görüşlerine, ırki kökenlerine; hukuka aykırı olarak ahlaki eğilimlerine, cinsel yaşamlarına, sağlık durumlarına veya sendikal bağlantılarına ilişkin olması durumunda birinci fıkra uyarınca verilecek ceza yarı oranında artırılır.
verileri hukuka aykırı olarak verme veya ele geçirme
madde 136 – (1) kişisel verileri, hukuka aykırı olarak bir başkasına veren, yayan veya ele geçiren kişi, iki yıldan dört yıla kadar hapis cezası ile cezalandırılır.
nitelikli haller
madde 137 – (1) yukarıdaki maddelerde tanımlanan suçların;
a) kamu görevlisi tarafından ve görevinin verdiği yetki kötüye kullanılmak suretiyle,
b) belli bir meslek ve sanatın sağladığı kolaylıktan yararlanmak suretiyle,
işlenmesi halinde, verilecek ceza yarı oranında artırılır.
hürriyet gazetesi yaptığı bir haberle skandala imza attı. gazetenin internet sitesinde yayımlanan haberde, "darbe bildirisini imzalayan emekli amirallerden 4'ü chp üyesi çıktı" başlığı kullanıldı. haberin içeriğinde ise, bildiride imzası bulunan emekli amirallerin eş, çocuk ve kardeşlerinin isim ve soyisimleri haberleştirildi.

buradan
bu isimlere hürriyet gazetesi nasıl ulaştı?
soruşturmanın gizliliği neden ihlal ediliyor?
bu verilerin sızdırılması karşısında tck m.136, 137 hükümleri nasıl değerlendirilecektir?
temel hukuk ihlalleri bir özür ile geçiştirilmeye çalışılıyor.
hepsini geçtim, yahu siz nasıl insanlarsınız?
hiç mi utanmanız yok!
yarın size sorduklarında ne diyeceksiniz?
a evet o hukuk ihlallerini biz gerçekleştirdik,
sonra da özür diledik, vicdanımız rahat mı diyeceksiniz?
ayrıca hukukçuların görüşleri için buradan
bir de ballandıra ballandıra yazmış.
aşağıda aktaracağım bilgilerle beraber değerlendirirsek bu özrün ne kadar vahim olduğunu anlarız.
kişisel veri dediğimiz şey kişiselleştirilebilir olan şeylerdir. kişiselleştirmeden kasıt gerçek bir kişiyle ilişkilendirebilmektir. örneğin t.c. kimlik numarası, doğum tarihi, telefon numarası gibi şeyler. bunlar sizin kim olduğunuza dair kişisel verilerdir.
yapılan bu fişleme faaliyeti kişisel verilerin korunması kanununa aykırıdır. aynı zamanda ceza yasasının ilgili hükümlerine de aykırıdır.
kişisel verilerin korunması kanunu;
madde 3- (1)- d)kişisel veri: kimliği belirli veya belirlenebilir gerçek kişiye ilişkin her türlü bilgiyi ifade eder.
madde 4 – (1) kişisel veriler, ancak bu kanunda ve diğer kanunlarda öngörülen usul ve esaslara uygun olarak işlenebilir.
(2) kişisel verilerin işlenmesinde aşağıdaki ilkelere uyulması zorunludur:
a) hukuka ve dürüstlük kurallarına uygun olma.
b) doğru ve gerektiğinde güncel olma.
c) belirli, açık ve meşru amaçlar için işlenme.
ç) işlendikleri amaçla bağlantılı, sınırlı ve ölçülü olma.
d) ilgili mevzuatta öngörülen veya işlendikleri amaç için gerekli olan süre kadar muhafaza edilme.
madde 5 – (1) kişisel veriler ilgili kişinin açık rızası olmaksızın işlenemez.
(2) aşağıdaki şartlardan birinin varlığı hâlinde, ilgili kişinin açık rızası aranmaksızın kişisel verilerinin işlenmesi mümkündür:
a) kanunlarda açıkça öngörülmesi.
b) fiili imkânsızlık nedeniyle rızasını açıklayamayacak durumda bulunan veya rızasına hukuki geçerlilik tanınmayan kişinin kendisinin ya da bir başkasının hayatı veya beden bütünlüğünün korunması için zorunlu olması.
c) bir sözleşmenin kurulması veya ifasıyla doğrudan doğruya ilgili olması kaydıyla, sözleşmenin taraflarına ait kişisel verilerin işlenmesinin gerekli olması.
ç) veri sorumlusunun hukuki yükümlülüğünü yerine getirebilmesi için zorunlu olması.
d) ilgili kişinin kendisi tarafından alenileştirilmiş olması.
e) bir hakkın tesisi, kullanılması veya korunması için veri işlemenin zorunlu olması.
f) ilgili kişinin temel hak ve özgürlüklerine zarar vermemek kaydıyla, veri sorumlusunun meşru menfaatleri için veri işlenmesinin zorunlu olması.
madde 6– kişilerin ırkı, etnik kökeni, siyasi düşüncesi, felsefi inancı, dini, mezhebi veya diğer inançları, kılık ve kıyafeti, dernek, vakıf ya da sendika üyeliği, sağlığı, cinsel hayatı, ceza mahkûmiyeti ve güvenlik tedbirleriyle ilgili verileri ile biyometrik ve genetik verileri özel nitelikli kişisel veridir.
türk ceza kanunu;
“kişisel verilerin kaydedilmesi
madde 135 – (1) hukuka aykırı olarak kişisel verileri kaydeden kimseye bir yıldan üç yıla kadar hapis cezası verilir.
(2) kişisel verinin, kişilerin siyasi, felsefi veya dini görüşlerine, ırki kökenlerine; hukuka aykırı olarak ahlaki eğilimlerine, cinsel yaşamlarına, sağlık durumlarına veya sendikal bağlantılarına ilişkin olması durumunda birinci fıkra uyarınca verilecek ceza yarı oranında artırılır.
verileri hukuka aykırı olarak verme veya ele geçirme
madde 136 – (1) kişisel verileri, hukuka aykırı olarak bir başkasına veren, yayan veya ele geçiren kişi, iki yıldan dört yıla kadar hapis cezası ile cezalandırılır.
nitelikli haller
madde 137 – (1) yukarıdaki maddelerde tanımlanan suçların;
a) kamu görevlisi tarafından ve görevinin verdiği yetki kötüye kullanılmak suretiyle,
b) belli bir meslek ve sanatın sağladığı kolaylıktan yararlanmak suretiyle,
işlenmesi halinde, verilecek ceza yarı oranında artırılır.
hürriyet gazetesi yaptığı bir haberle skandala imza attı. gazetenin internet sitesinde yayımlanan haberde, "darbe bildirisini imzalayan emekli amirallerden 4'ü chp üyesi çıktı" başlığı kullanıldı. haberin içeriğinde ise, bildiride imzası bulunan emekli amirallerin eş, çocuk ve kardeşlerinin isim ve soyisimleri haberleştirildi.

buradan
bu isimlere hürriyet gazetesi nasıl ulaştı?
soruşturmanın gizliliği neden ihlal ediliyor?
bu verilerin sızdırılması karşısında tck m.136, 137 hükümleri nasıl değerlendirilecektir?
temel hukuk ihlalleri bir özür ile geçiştirilmeye çalışılıyor.
hepsini geçtim, yahu siz nasıl insanlarsınız?
hiç mi utanmanız yok!
yarın size sorduklarında ne diyeceksiniz?
a evet o hukuk ihlallerini biz gerçekleştirdik,
sonra da özür diledik, vicdanımız rahat mı diyeceksiniz?
ayrıca hukukçuların görüşleri için buradan
devamını gör...
yorgun demokrat
"biiir sen kaaldın geriiide" dediği an kendimi o, "biiir sen" olarak hissetmemi sağlayan bir ahmet kaya şarkısı.
boş t: 1987 yılındaki çıkmış olan albüme adını veren parça.
aynı albümde meşhur "hani benim gençliğim" ve "yaşamadın sen" de mevcuttur. büyük sıkıntı.
boş t: 1987 yılındaki çıkmış olan albüme adını veren parça.
aynı albümde meşhur "hani benim gençliğim" ve "yaşamadın sen" de mevcuttur. büyük sıkıntı.
devamını gör...
sek şarap vs meyve sulu şarap
uludağ gazozlu tabii ki. deli misin.
meyveli şarap diye biliyorum ben ama sulu muymuş o?
meyveli şarap diye biliyorum ben ama sulu muymuş o?
devamını gör...
biseksüel
devamını gör...
annelerin söylediği yalanlar
son kaşık bu.
devamını gör...
normal sözlük yazarlarının ses tonları
devamını gör...
friedrich nietzsche
bengi dönüş kavramı yanlış anlaşılmış ve popüler felsefe tarafından çarptırılmış filozof. nietzsche’ye göre bengi dönüş, fiziğe ilişkin bir yasa olmaktan ziyade, hayatı olumlamaya ilişkin psikolojik bir çıkarımdır. ki nietzsche kendisini son psikolog olarak tanımlar. bengi dönüş tekrar ve tekrar aynı hayatı yaşadığımız ve bunun farkında olmadığımız anlamına gelmemektedir. bengi dönüş hayattaki her olgunun/eyleminin derinden ilişkili olduğunu içerimlemektedir. yani insanın hayatındaki bir anın ortaya çıkması için, bütün hayatı aynı olmalıdır. tabi dediğim üzere bu fiziksel bir yasa olmaktan ziyade, bir düşünüş biçimdir. nietzsche bengi dönüş fikri aracılığıyla, hayatınızdaki bir anı olumlamak için bütün hayatınızı olumlamanız gerektiğine işaret eder. şimdi hayatınızdaki en mutlu anınızı düşünün, o anın ortaya çıkması için bütün acıların, üzüntülerin, hayal kırkılıklarının gerçekleşmesi gerektiğini düşünün. yani o anı olumlamak için, bütün hayatınızı baştan sona olumlamanız gerekmektedir. nietzsche bengi dönüşle bize, hayatın her şeyiyle olumlanması gerektiğini ve yaşadığımız hayatı tekrar ve tekrar yaşamak istememiz gerektiğini ifade etmektedir. çünkü bundan başka bir hayatımız yok ve hayat her şeye rağmen yaşamaya değer.
devamını gör...
leyla erbil
ahmed arif'e suskun' u,
"bin yıl, bahar içre ömrünü sürsün,
seni doğuran ana." dizelerini,
"kendine iyi bak, bir daha hiçbir ana doğurmaz seni. bir daha hiçbir cihan bulamaz seni."
"insandan mahrum bir cehennem karanlığında, nasıl da bulduk birbirimizi..."
"ben ki 29 yaşındayım. ama binlerce yıldır seni arıyor, hasretini çekiyorum."
"yaz, sever misin, kızar mısın, küfür mü edersin, neylersen eyle ama bana yaz. beni yıkacağından falan korkma ve beni korkutma. bana yazmayacaksın da kimlere yazacaksın."
"gözlerinden, burnunun üst dudağına düşen fark edilmez gölgesinden öperim canım."
satırlarını yazdıran şair ve yazar. onunla tanışıklığım ahmed arif ve tezer özlü'nün kendisine yazdığı mektuplardan ibaret şimdilik. bugün ölüm yıl dönümüymüş. sadece, vefalı davranıp iki büyük ismin ölümsüzleşmesine katkıda bulunduğu için bile saygıyla anılması gereken kadın.
"bin yıl, bahar içre ömrünü sürsün,
seni doğuran ana." dizelerini,
"kendine iyi bak, bir daha hiçbir ana doğurmaz seni. bir daha hiçbir cihan bulamaz seni."
"insandan mahrum bir cehennem karanlığında, nasıl da bulduk birbirimizi..."
"ben ki 29 yaşındayım. ama binlerce yıldır seni arıyor, hasretini çekiyorum."
"yaz, sever misin, kızar mısın, küfür mü edersin, neylersen eyle ama bana yaz. beni yıkacağından falan korkma ve beni korkutma. bana yazmayacaksın da kimlere yazacaksın."
"gözlerinden, burnunun üst dudağına düşen fark edilmez gölgesinden öperim canım."
satırlarını yazdıran şair ve yazar. onunla tanışıklığım ahmed arif ve tezer özlü'nün kendisine yazdığı mektuplardan ibaret şimdilik. bugün ölüm yıl dönümüymüş. sadece, vefalı davranıp iki büyük ismin ölümsüzleşmesine katkıda bulunduğu için bile saygıyla anılması gereken kadın.
devamını gör...
hatrı sorulan şahsın sen nasılsın dememesi
büyük ihtimalle çocuk olan şahıstır. karşıdaki şahsın incineceğini öğrenmemiştir daha çok yüklenmeyin canım.
devamını gör...
normak sözlük'ün kafasına göre gündem belirlemesi
olmayan durum. kim ne başlık açtıysa akışta o geliyor. moderasyon sadece aşırı troll ve cinsel içerikli amacı belli başlıklara haklı olarak müdehale ediyor. ve bunuda yapmakta gayet haklılar.
devamını gör...
kırtasiyeye girince gelen her şeyi alma isteği
her şey o kadar güzeldir ki babanın bir kırtasiyeci olmasını istersin .
devamını gör...
tayyip'in yargılandığında yapacağı olası savunma
kandırıldım.
devamını gör...
anne bedduaları
asla beddua etmem, hatta çocuklarıma biraz yüksek sesle konuşsam, "anne bağırmadan konuş lütfen" diye beni uyarıyorlar * ki haklılar. çünkü ben hep insanlar * konuşarak sorunlarını çözmeliler diye onlara öğrettim.
devamını gör...
kitap okumak
alışkanlıktır. açıkcasi eskiden çocukken edinildiğine inanıyordum ama babam 60 yaşında okumaya başladı ve şu an haftada en az iki kitap bitiriyor. okudukça benim tabirimle kitaplara yönelik damak zevki de gelişti ve bu resmen zaten hoşgörülü ancak disiplinli bir yapıya sahip olan babamın kendi kurallarını esneterek daha duyarli ve anlayışlı olmasına sebep oldu. şu an kendisi de zamanında olaylara verdiği tepkilere inanamıyor. ki bu adam o zaman 4 yıllık fakülte okumuş. neyse geç olsun da güç olmasın.
kendi adıma benim hayattaki ibadetimdir diyebilirim. okudum, hep okudum çok okudum. eskiden liste tutardım, çünkü okuduğum kitaplarla övünmek isterdim. bir edebiyat hocamız ben ömrüm boyunca iki binden fazla roman okudum derdi eh ben onu geçeli çok oldu. hatta yapı itibarıyla kendini ön plana koyabilen bir insan olmadığım için okuyup öğrendiklerimi de argo tabirle millete satamadığım için hep böyle bir burukluk duyardım. benim çok detaylı bildiğim konularda başkalarının karşımda saatlerce konuştuğu ve beni kendi gözünde bilgisiz ya da cahil gördüğü çok zaman oldu. baktım böyle olmuyor ben de insanlara karşı bildiklerimi savunmaya anlatmaya başladım. bu sefer hiç arkadaşım dostum kalmadı. kimse kendini yetersiz hissetmek istemiyor ya da eleştirilmekten nefret ediyor. hatta çoğu insanın emek verip sağda solda anlatmak için öğrendiği şeyin sizin tarafınızdan çok daha derinlemesine bilinmesi ve bunun bir ortamda dile getirilmesi baya baya düşmanlık sebebi oluyor. işte hayatta zamanla bunları öğrendim.
şimdi ne mi yapıyorum. susuyorum, birisi sorarsa kısa cevaplar veriyorum ya da aa evet ben de okudum ama senin bakış açın çok daha değişik tebrikler diyorum. insanlar mutlu olsun mutsuz olacak çok sebep varken bir de ben kendi egom için insanları üzmeyeyim değil mi? ha sonuç, düşünsel anlamda yalnızlık. okuduk da ne oldu. cidden okudum, okuyorum ama ne için ya da kim için? bunun bu toplum içerisinde yeri ve cevabı yok. sadece kendi merakım için. ama bu noktada her okuma eyleminin de hem kişi bazlı hem de kümülatif toplamda toplumsal açıdan etkili olması gerektiği kanaatindeyim. ama zor iş.
kendi adıma benim hayattaki ibadetimdir diyebilirim. okudum, hep okudum çok okudum. eskiden liste tutardım, çünkü okuduğum kitaplarla övünmek isterdim. bir edebiyat hocamız ben ömrüm boyunca iki binden fazla roman okudum derdi eh ben onu geçeli çok oldu. hatta yapı itibarıyla kendini ön plana koyabilen bir insan olmadığım için okuyup öğrendiklerimi de argo tabirle millete satamadığım için hep böyle bir burukluk duyardım. benim çok detaylı bildiğim konularda başkalarının karşımda saatlerce konuştuğu ve beni kendi gözünde bilgisiz ya da cahil gördüğü çok zaman oldu. baktım böyle olmuyor ben de insanlara karşı bildiklerimi savunmaya anlatmaya başladım. bu sefer hiç arkadaşım dostum kalmadı. kimse kendini yetersiz hissetmek istemiyor ya da eleştirilmekten nefret ediyor. hatta çoğu insanın emek verip sağda solda anlatmak için öğrendiği şeyin sizin tarafınızdan çok daha derinlemesine bilinmesi ve bunun bir ortamda dile getirilmesi baya baya düşmanlık sebebi oluyor. işte hayatta zamanla bunları öğrendim.
şimdi ne mi yapıyorum. susuyorum, birisi sorarsa kısa cevaplar veriyorum ya da aa evet ben de okudum ama senin bakış açın çok daha değişik tebrikler diyorum. insanlar mutlu olsun mutsuz olacak çok sebep varken bir de ben kendi egom için insanları üzmeyeyim değil mi? ha sonuç, düşünsel anlamda yalnızlık. okuduk da ne oldu. cidden okudum, okuyorum ama ne için ya da kim için? bunun bu toplum içerisinde yeri ve cevabı yok. sadece kendi merakım için. ama bu noktada her okuma eyleminin de hem kişi bazlı hem de kümülatif toplamda toplumsal açıdan etkili olması gerektiği kanaatindeyim. ama zor iş.
devamını gör...
